Üye Ol - Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Spor :: > Türkiye'de Futbol
Sponsor Bağlantılar
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 20-03-2006   #6 (mesaj-linki)
ahmet özbal

Cvp:İstanbul ilinde buz sporları hangi aşamada

[Buz Sporları İl Temsilcisi:Ahmet ÖZBAL]
İstanbul İli hepimizin malumu,Türkiyemizin birçok konuda olduğu gibi,spor alanlarında da potansiyeli en üst düzeyde olan bir mega kentimizdir.Bu mega kentimizde ne yazıkki olimpik ebatta bir buz pisti bulunmamaktadır.Uzun seneler süren Sivrikapı tesisleri birtürlü bitirilip İstanbul halkının kullanımına açılamamıştır.Gelinen son durum,soğutma sistemleri monte edilmiş ancak yapının iki üniversiteden depreme karşı dayanıksız raporu olduğu için,kullanıma açılamamaktadır.Bir taraftanda çatıyı yapan müteahhitle mahkeme süreci devam etmektedir.Yapının takviye edilmesi gerekmektedir.Tesis İstanbul Büyükşehir Belediyesine devredilmiştir.Her fırsatta yönecilerimize bu konuyu gündeme getirmeye çalışıyoruz.Yöneticilerimiz haklı olarak tesisin işletme yönünden rantabıl olup olmadığını soruyorlar.Daha önce yapılmış olan iki olimpik tesisimizin(Ankara,İzmit) çeşitli nedenlerden dolayı randıman vermediğini söylüyorlar.Sizlerde takdir edersinizki mega kentimiz olan İsntanbul her konuda,en azından nüfus olarak diğer illerimizle mukayese edilemez.
Fahri olarak yürütmekte olduğum Buz sporları İstanbul İl temsilciliği görevimide tesissizlikten dolayı layıkı ile yapamamaktayım.Esas mesleğim olan iç mimarlık işimi de bir yandan yürütmekteyim.Mesleğiminde katkıları ile diğer faaliyette olan tesisleri inceleyip,aksıyan ve yapılmış olan çeşitli teknik hataları tespit etmiş ve ettirmiş olup ,ilgili kişilere bunları aktarmaya çalışıyorum.Bu konularda her zaman her türlü destek ve yardıma hazır olduğumu yetkililere bildirmekteyim.Yeterki İstanbul halkımıza layik olan bir olimpik buz pistini hep birlikte kazandıralım.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 22-03-2006   #7 (mesaj-linki)
Taraftarlık kolay, üyelik zor

Türkiye’de üç büyüklere üyelik için delicesine sevgi değil, bol para gerekiyor. En pahalı üyelik Galatasaray ve Fenerbahçe’de. Bu iki kulübe üye olabilmek için 10.000 YTL’yi gözden çıkarmanız ve bir sürü prosedürle de uğraşmanız lazım.
Futbol kulüpleri için taraftarlar olmazsa olmazdır. Maçlara korsan değil bilet ücretini ödeyerek girecek, lisanslı ürünleri satın alacak, hiçbir olay çıkartmayacak, yönetime sıkı sıkıya bağlı kalacak, futbolcularını sevip alkışlayacak taraftar ister kulüpler. Hatta taraftarın böyle olması için birtakım teşvikler uygulanır. Ne var ki kulüpler aynı hassasiyeti üyelik konusunda asla göstermez. Sanki gizli bir yönetmelik vardır ve bu, kulüplerin kapısını herkese açmaya izin vermez. Hele ki F.Bahçe, G.Saray ve Beşiktaş’tan birine üye olmak, öyle her taraftarın üstüne vazife değildir. Çünkü, en başta fahiş üyelik bedellerini karşılamak çok zordur.
Üyeler, belli bir süreden sonra başkanlık seçimlerinde etkin konuma gelse de kulüp yönetimleri 'üye sayımızı çoğaltalım, taraftarı üyelik konsunda yönlendirelim' kaygısı taşımaz. Avrupa'daki örnekler ise dikkate bile alınmaz. Real Madrid'in, Barcelona'nın 100 bini aşkın üye sayısı varken ülkemizdeki kulüplerde bu rakam 6 ile 12 bin arasındadır. Önümüzdeki cumartesi günü yapılacak Olağan Genel Kurul'da 32. başkanını belirleyecek G.Saray'a bakalım... Kuruluşunun 100. yılını geçen sezon kutlayan Sarı-Kırmızılılar'ın sadece 6201 üyesi bulunuyor. Bunun 4594'ünün oy kullanma hakkı var. Yani aidatını ödemeyenler veya bir başka nedenle üyeliğini aktif hale getiremeyenler, başkanlık seçiminde etkin olamayacak.
Galatasaray örneğinden de anlaşılacağı üzere Türkiye'de hemen tüm kulüplerin başkanları üyelerin oylarıyla belli oluyor. Dernek statüsünde faaliyet gösteren spor kulüpleri, tüzük gereği genel kurul oluşturuyor ve yükümlülüklerini yerine getiren üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilen kongrelerde seçim havası soluyor (Ankaspor şirket olduğu için seçim yapılmıyor). İki yılda bir ve genellikle de mart ayları kongrelerin yapıldığı dönemler olarak karşımıza çıkıyor. Ancak Beşiktaş ve F.Bahçe tüzük değiştirdi ve bunu üç yıla çıkardı. İki hafta önce seçime giden F.Bahçe'de Aziz Yıldırım, 2009'a kadar başkan kalacak. Aslında kongre süreci öyle pek de seçim havasında geçmedi. Zira, Yıldırım tek adaydı. Faruk Ilgaz Tesisleri'ndeki kongrede, 3686 üye oy kullanıldı ve Aziz Yıldırım 3676 geçerli oyu alarak 7. kez başkan oldu. F.Bahçe'nin kongresi tek parti iktidarını andırırken, Beşiktaş'ta ise rekabet üst düzeydeydi. Siyah-Beyazlıların 30 Mayıs 2004'te gerçekleştirilen Olağanüstü Genel Kurulu'nda 4 aday çıkmış, Yıldırım Demirören, 6833 oydan 3272'sini alıp başkanlığa seçilmişti.
Üyelik paralı, taraftarlık beleş!
Gelelim, seçimlerin belirleyici unsuru üyelere... Taraftarlık, başka bir ifadeyle mensupluk ve yandaşlık, ülkemizde çok yaygın bir durum. Hatta çoğu zaman futbolseverlik kavramının önüne geçtiği bile oluyor. Bir takım tutmak, onun maçlarını izlemek, stada gitmek, ürünlerini almak da taraftarlık hallerini perçinliyor. Bunlar tabii ki güzel şeyler ama açıkçası taraftarların saydıklarımızın ötesine geçip desteklediği, renklerine gönül verdiği takıma üye olması sanıldığı kadar kolay olmayabilir.
Herhangi bir kulübe üyelik başvurusu yapabilmeniz için ilk etapta bakın neler gerekiyor: Noterden tasdikli nüfus cüzdanı sureti, noterden tasdikli imza beyannamesi, vesikalık fotoğraf, son altı ay içinde alınmış adli sicil belgesi, üyelikte 5-10 yılını doldurmuş birkaç üyenin olumlu referansı, 18 yaşından büyük olmak, başka bir spor kulübüne üye olmamak... Bu liste uzayıp gidiyor. İstenenleri bir çırpıda tamamlasanız da işin en önemli kısmı kendini gösteriyor: Para... Evet, bir kulübe üye olmak niyetindeyseniz ve eğer bu kulüp de üç İstanbullu'dan biriyse elinizi cebinize atmanızın tam vaktidir. F.Bahçe ve G.Saray'a üye olmak isteyenler 10 bin YTL vermek zorunda. F.Bahçe'nin yıllık aidatı 50 YTL iken G.Saray'ınki bu miktarın iki katı. Beşiktaş, biraz daha insaflı sayılabilir. Siyah-Beyazlılar, üyelik için 2 bin YTL talep ederken, yıllık aidat olarak da 50 YTL istiyor. Her üyenin İstanbul takımlarına kolay kolay başkan ya da yönetici adayı olamadığını da hemen belirtelim. Anadolu kulüpleri ise bu rakamların yanına yanaşamıyor. Trabzonspor dahi 120 YTL üyelik başlangıcı parası alırken, yıllık 40 YTL aidatla yetiniyor. Anadolu kulüplerinin büyük çoğunluğunda üye sayıları zaten bini bulmuyor. Çoğu üyelik giriş ücreti istemezken, aidatlar da öyle ince eleyip sık dokuyarak kontrol edilmiyor.
Şunu da belirtmemiz gerekir ki kulüplerin üye kabul etmesi sadece seçimde yandaş kazanmak olarak açıklanamaz. Her üye şüphesiz kulübe maddi ve manevi anlamda kazanç sağlıyor. Ayrıca, üyeler de kulüplerin sundukları bazı avantajlardan yararlanıyor (Bilet almada kolaylık, mağazalardan indirimli alışveriş gibi). Üye sisteminin sakıncalı yönleri de göz ardı edilmemeli. Başkan adayları seçimler yaklaşırken aidatını ödemeyen üyelere kolaylık sağlıyor! Oy karşılığında aidatlar ödeniveriyor. Bazen de başkan adayları yandaş üyelerini seçimin yapılacağı salona otobüslerle taşıyor. Sırf seçimleri etkilemek için rakip takım taraftarları üye yapılıyor. Kulüplerin amigoları, oy kullanan üyeleri etkilemek amacıyla kongre salonlarında terör estiriyor. Kısacası, taraftarlık kolay; ama iş üyeliğe gelince zor... Hem üye olmak hem de üye olduktan sonra birilerinin adamı olmamak gerçekten zor...
Kulüplerin üyelik sistemleri
Fenerbahçe: Mevcut üyelerin eş ve çocuklarına üye olmak istediklerinde indirim sağlanıyor. 50 YTL olan yıllık aidatını ödemeyen üyeler oy kullanma hakkını kaybediyor. Fenerbahçe Kartı sahiplerinin ileriki dönemde üye yapılacakları iddia ediliyor.
Galatasaray: Galatasaray Lisesi mezunları 600 YTL'ye üye olabilirken, diğer müracaatlardan 10 bin YTL isteniyor. 10 yılını dolduran her üye başkan adayı olabiliyor.
Beşiktaş: Belirlenmiş nitelikleri taşıyan ve istekli olan kişinin kulübe üye olabilmesi için 10 yılını doldurmuş iki asil üye tarafından takdimi şart koşuluyor. Kulübün 20 binin üzerinde üyesi gözükse de 11 bin üyenin oy kullanma hakkı var. Diğerleri ya aidatlarını yatırmadı ya da başka bir sorun yaşıyor.
Trabzon: 100 bin üye kampanyası sayesinde üye sayısını her geçen gün artırıyor. 2006'nın 3 aylık diliminde 381 yeni üye yapıldı. Bu rakam 2005'te 1373, 2004'te 4262, 2003'te ise 591 kişiydi. 16868 olan üye sayısı bu alanda en yüksek rakam. Yeni üyeler ilk 2 yıl oy kullanamıyor. Diğer: Anadolu kulüplerinin öyle ağır şartları yok. Hatta giriş ücreti ödenmeden üye olunabiliyor. Seçimlerde oy kullanmak isteyenler aidatlarını düzenli ödemek zorunda. Yalnız Ankaraspor şirket olduğu için dernek statüsünde değil ve üyesi bulunmuyor. Dolayısıyla seçim de yapılmıyor.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 02-04-2006   #8 (mesaj-linki)
Diplomaya göre demeç lütfen!

Platon, 2500 yıl önce “Filozoflar yeryüzünde önder, önder dediklerimiz de filozof olmalı." diyordu.
Platon'un bu düşüncesi, Atina kentinde doğumuna tanıklık ettiği demokrasinin de önemli kuramlarından biri oldu. İlkokul kitaplarında ‘Halkın kendi kendini yönetmesi' biçiminde öğrendiğimiz demokrasinin zahiren ‘Kendin için istediğini başkası için de iste'nin izdüşümü olduğunu büyüdükçe öğreniyoruz. Ancak teorideki gerçeklik pratiğe, daha doğrusu Türk futboluna uymuyor. Futbolumuzu yöneten aktörlerin eğitim durumu, fanatizm kokan söylemlerini hiç de etkilemiyor. Bu aktörlerin aldıkları eğitim ve mesleki formasyonları, bulundukları konum açısından önemli yer tutuyor. Hülasa, bir takımın üst düzey yöneticisi olabilmeniz için iyi bir vizyonunuzun, hatırı sayılır bir gelir düzeyini-zin ve diplomanızın bulunması şart.
Mesela, G.Saray gibi köklerini geleneklerinden alan bir kulüpte, G.Saray Lisesi mezunu değilseniz başkan olmanız kolay değil. Ancak yöneticilik koltuğuna oturduğunuzda, eğitiminizin size giydirdiği gömleği taşımak zorunda değilsiniz. Aksi takdirde futbolun jargonuyla kulubünüzün haklarını savunamadığınız için eleştiriliyor, bir daha seçildiğinizde G.Saray Başkanı Özhan Canaydın gibi “Bu defa masaya yumruğunu vuran bir başkan göreceksiniz.” açıklaması yapıyorsunuz.
Futbolun yapısı kadar kulüplerin iç yapısı da çok sesliliğe açık değil. Yıllarca grupların gölgesinde yürüyen bir kulüpte, rekor oyla başkanlığını tazeleyen F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın “F.Bahçe’de tek reis vardır, o da benim.” sözü, bir takımın iç dinamiğinin tek noktada belirlenmesi gerekliliğini anlatıyor. İyi bir başkan, iyi bir yönetici olmak için takımınızı yönetmekle kalmayıp o takımı toplumsallaştıran taraftarlık mekanizmasıyla da iyi ilişkiler içinde olmalısınız. Bilirsiniz ki küfür nedeniyle ayrılan selefinizin akıbetini siz de yaşayabilirsiniz. İşte, o anda Beşiktaş’ın başkanı olarak “Aziz Yıldırım, ‘Beşiktaş taraftarını ben düzeltirim’ sözünü söyleme cesaretini nereden aldın? Haddini bil. Karşında 103 yıllık Beşiktaş camiası var.” deyiverirsiniz. Taraftar-yönetici arasındaki patolojik ilişkinin semptomları, daha kriz dönemlerinde çıkar ortaya. İyi günde her şey yolundadır. Taraftarınız sizi bağrına basar. İşler yolunda gitmeyegörsün... Birkaç maçla başlayan homurdanmalar, üçüncü maçta sözlü tepkiye, dördüncü maçla isyan ve küfre dönüşür. “Bizim stadımızda küfür yok.” cümlesinin evrimi başlamıştır: “Küçük yerleri idare etmek ve insanları kanalize etmek kolay. Stat büyüdü, 50-52 bin kişi oldu. Hep söyledikleri gibi Aziz Yıldırım’ın kuş uçsa haberi olur diye bir şey yok.”
Eğitim şart mı, değil mi?
Doksan dakikaya sığdırılamayan bir oyunun rövanş psikolojisiyle beslenen kara gölgesi, en çok da derbilerde, F.Bahçe-G.Saray maçlarında beliriyor. Sahaya yağan öfke, cismaniyete dönüşürken; sıra birbirinin altında kalmayan öfke repliklerine geliyor: “O kadar olaylar olmaya başladı ki devre arasında takımı sahadan çekmeyi bile tartıştık.” Yanıt gecikmiyor: “Sahaya atılanlar nedeniyle şikayet edenler, önce kendi evlerinin önünü süpürecekler.” Bir başka derbi... F.Bahçe-Beşiktaş maçı... Saracoğlu’nda ‘İTAAT ET’ pankatı açılıyor. İT, siyah-beyaz; kalan harfler ise sarı-lacivert renklere saklanmış. Aziz Yıldırım, “Benim haberim yoktu.” diyor, olay unutulacağı anda stadın ses sisteminden sorumlu Hakan Bingül sarsıyor ortalığı: “Yazı, yönetici Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun talimatıyla yazıldı.”
Kendi dışında herkesi ‘öteki’ olarak görüp karalayarak, kötü söz söyleyerek gösterilen savunma refleksinin altında ciddi bir güvensizlik yatıyor. Kombassan Konya ve Altay’ın neredeyse linç edildiği Diyarbakır’da bu defa Konyasporlu bir yabancı futbolcu uğruyor, öfkelerin gazabına. Tekmesini, küfrünü savuran yönetici Felat Hevedanlı’nın ardından bir Diyarbakır milletvekilinin “Bizi terör örgütüyle aynı kefeye koyuyorlar.” demeci, kendimizi mazlum olarak kodlayıp işin içinden çıkma becerimizi gösteriyor. Bu açıklamayı değilleyen acı gerçeği dört hafta sonra bu kez de hakem Özgüç Türkalp yaşıyor. D.Bakırspor Asbaşkanı Remzi Dayan’ın ‘Ayağına sıktırırım!’ tehdidinden sonra başka başka bir asbaşkan Aydın İldiz, Özgüç Türkalp’in dudağını patlatıyor. Başka milletvekilleri de fanatikliğin vekili olup ya başkanı olduğu kulübün (Süleyman Bölünmez, Mardinspor) hakları için sahaya girip Aydın İldiz gibi hakem dövüyor ya da rakip futbolcuya şişe fırlatıyor (Haşim Oral, CHP Denizli Milletvekili)!
Yukarıdaki örneklerin çoğu üniversite mezunu. Spor Müsabakalarındaki Şiddeti Önlemeye Dair Yasa’yı uygulamayanlar da öyle... Toplum mühendisliğine soyunanların dediği gibi, futbolda ‘eğitim şart’ değil aslında... Ona oyun olarak bakabilmek yetecek... Yoksa üç-beş kendini bilmez, Türk futbolunu şiddetle telaffuz ettirmeye devam edecek...
Ortamı geren ifadelerden bazıları
F.Bahçe’de tek reis var, o da benim. Bu kendini bilmezler, iyice azıtmış vaziyetteler. Ben daha ağır kelimeler kullanırım da burada kullanmak istemiyorum. Ufakken bunları ezip bitirmek lazım. (Aziz Yıldırım)
Tulun, iki maçın da kasetlerini alsın, izlesin, ona göre konuşsun. Herhalde unuttu. Bizim stadımızda böyle şeyler olmadı. Birkaç tane münferit olay olmuş olabilir; ama burada bütün tribünlerden sahaya yabancı maddeler atıldı. Yakında G.Saray, lig maçı için Kadıköy’e gelecek. F.Bahçe seyircisi çok daha bilinçli ve akıllıdır, tuzağa gelmez. (Nihat Özdemir)
3-4 aydır bir kulüp fakir-fukara edebiyatı yapıyor. Halkımızın mazlumun yanında yer alması gibi, hakemler de bu fakir-fukara edebiyatından etkileniyor. Bugüne kadar sustuk, iki yıldır konuşmamayı etik kurallar gereği kararlaştırdık; ama biz sustukça bazı yanlışlar oluyor. (Murat Özaydınlı)
F.Bahçe diğer kulüplerin statlarında küfüre maruz kalıyor. Bunun en büyük nedeni onların F.Bahçe’nin aşağısında kalmaları. (İlhan Ekşioğlu)
Aziz Yıldırım, ‘Beşiktaş taraftarını ben düzeltirim’ sözünü söyleme cesaretini nereden aldın. Haddini bil! Karşında 103 yıllık Beşiktaş camiası var. (Yıldırım Demirören)
Her mağlubiyetten sonra hakem hatalarına sığınmaya karşıyım ama iyi niyetimize rağmen aleyhte tesadüflerin hep bize gelmesine de isyan ediyorum. (Özhan Canaydın)
F.Bahçe yönetimini, PKK gibi, Türkiye’de hükümet kurmak isteyen, cumhuriyet içerisinde cumhuriyet kurmak isteyen bir örgüte benzetiyorum. (İlhan Cavcav)
Rakibimiz aşırı motivasyonluydu. Futbol camiası içinde olanlar bunun ne anlamı geldiğini bilir. (Bülent Tulun)
Biz de 15 gün önce Hasan’ın kafasına atılanları gördük. Sahaya atılanlar nedeniyle şikayet edenler, önce kendi evlerinin önünü süpürecekler. (Bülent Tulun)
Trabzonspor düşmanlığını bırakın. Federasyon içinde Trabzonspor düşmanları var. (İbrahim Şahin)
İsviçre’nin burada bir şekilde cezalandırılması lazım. Verilmesi gereken cezayı, adaletin uygulanması gereken yerde adalet vermiyorsa, Türkiye bu cezayı vermeli. Kazanarak, taraftarıyla onları sahada her türlü yok ederek vermeli. (Davut Dişli)
Bazı kesimler, Diyarbakırspor’un ligden düşmesi için ellerinden geleni yapmaktadır. Diyarbakır, terör örgütüyle aynı kefeye konulmaktadır. (İrfan Rıza Yazıcıoğlu-AK Parti Milletvekili) Senin ayağına sıktırırım. (Remzi Dayan)
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 05-04-2006   #9 (mesaj-linki)
Kayseri bizimle gole doyuyor

Süper Lig’de 36 gol attılar
Sezon başında birçok insan, Kayserispor veya Erciyesspor’dan birinin mutlaka küme düşeceğini iddia ediyordu. Ancak bu iki ekip müthiş bir performans gösterdi. Kayseri’nin başarıyı yakalamasında toplam 36 gol atan Gökhan ve Cenk’in rolü büyüktü.
Gol kralı Kayseri’den çıkacak
Süper Lig’de şampiyonluk yarışı kadar gol kral- lığı heyecanı da nefes kesiyor. Kayserisporlu Gökhan’ın 19 golle en üstte yer aldığı listede ikinci sırada 17 golle Erciyessporlu Cenk bulunuyor. Gol krallığında yarışan iki futbolcu bu hafta Sporvizyon’a konuk oluyor.
Süper Lig’de şampiyonluk, UEFA Kupası’na katılma ve kümede kalma kadar gol krallığı için de müthiş bir yarış var. Gol krallığı için çekişenlerden ikisi ise bu sezon sürpriz bir çıkış gerçekleştiren Kayseri takımlarının golcüleri. Kayserisporlu Gökhan Ünal 19 golle zirvede, Erciyessporlu Cenk İşler de 17 gollü Necati (G.Saray) ile birlikte Gökhan’ı takip ediyor. Biz de Kayseri’ye gidip bu iki golcüyü buluşturduk ve birlikte yemek yiyerek bol bol gol konuştuk.
İsterseniz, hayat hikayesiyle başlayalım.
Cenk: Almanya’da Köln’de doğup büyüdüm. 6 yaşımda Köln’ün altyapısına yazıldım. 17 yaşımda Türkiye’ye geldim. Benim en önemli hedefim, Samsunspor’da oynamaktı. Samsunlu olduğum için memleketimi çok seviyordum. Seçmelere katıldım ve kazandım. Bir yıl PAF takımda oynadıktan sonra profesyonel oldum. En uzun Samsun’da oynadım. Sonra Adana’da oynadım üç sene. Ondan sonra hep birer sezon gitti. İstanbulspor, Ankaragücü, Konyaspor... Şimdi de Erciyes’teyim ve çok mutluyum.
Gökhan, sanırım bugünlere gelmende eski hocan Uğur Tütüneker’in yeri ayrı...
Gökhan: Evet, apayrı bir yeri var hayatımda. O olmasaydı belki bugün bu konumda olamayacaktım. Sakatken beni buraya getirdi.
Cenk, kaç golün oldu? Sayıyor musun?
Cenk: 121...
Gökhan senin...
Gökhan: Tam hatırlamıyorum; ama Süper Lig’de 30 küsur oldu... 33 herhalde...
Golcü antrenörü de olsun
Zaman Spor Müdürü Hayri Beşer, bir fikir attı ortaya... ‘Kaleci antrenörlüğü gibi golcü antrenörlüğü de olsun’ dedi. Siz bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz?
Gökhan: Olsa güzel olur. Şu an zaten ben Ertuğrul hoca ile çalışıyorum. Forvetti kendisi. Ondan gerekli şeyleri alıyorum. Ama tabii bütün takımlarda böyle bir uygulama olsa çok iyi olur. Kaleci antrenörlüğü oluyorsa, forvet antrenörlüğü de olmalı bence.
Cenk: Çok ilginç bir soru tabii. O zaman her mevkiye bir hoca olması gerekir. Kalecilik ayrı bir şey. Bence pek gerek yok forvet antrenörüne. Ama teknik direktörün eski bir golcüyse, büyük bir avantaj tabii. Ben de geçen yıl Samsun’dayken Ertuğrul hoca ile çalıştım. Bir golcü için gerçekten avantaj.
Genelde son vuruşlardan yakınılıyor. ‘Son vuruşlarda golü bulabilseydik galip gelirdik’ deniyor. Bu noktada golcü antrenörlüğü önem arz etmiyor mu?
Cenk: Allah vergisi diye bir şey var, yetenek var... Bir de onun üstüne koymak var... Yetenekliysen ve çalışıyorsan, son vuruşları gol yaparsın. Tanju abi de öyleydi mesela...
Tanju Çolak’ın iyi bir golcü olmasında, idmanlardan sonra tek başına yaptığı gol çalışmaları çok önemlidir. Siz de yapıyor musunuz ekstra çalışma?
Gökhan: İlla ki oluyor. İdmanlardan sonra çok yorgun olmazsam yarım saat, kırkbeş dakika, bir saat çalışıyorum.
Ertuğrul hoca sana ne gibi çalışmalar yaptırıyor mesela?
Gökhan: Son vuruş, kaleciyle karşı karşıya, pozisyon alma... Bunun gibi şeyler...
Son vuruş çalışması diyorsun da... İlk yarıdaki Kayseri-G.Saray maçı mesela... O maçta bir türlü topu kaleye sokamadınız.
Gökhan: Son vuruşta biraz da şans lazım. Benim orada denediğim bütün vuruşlar, daha önce gol yaptığım vuruşların hemen hemen aynısıydı. Bazen şans da yanındaki olacak ki gol olsun. Şansın yoksa istediğin kadar vur, direkten dönüyor, birine çarpıyor...
Mesela, ilk yarıdaki Kayseri-Sivas maçında burunla gol atmıştın. Vurdukların bir türlü gol olmayınca mı bunu denemiştin?
Gökhan: Evet, bir tülü gol atamıyorduk. 2-1 yeniktik. Burun vurmayı bir anda düşündüm. Şansım da vardı. Ayağının dibinden geçmesine rağmen kaleci topu göremedi zaten.
Örnek aldığınız golcüler var mı?
Gökhan: Cenk abi var, Ümit (Karan) abi var, Hakan (Şükür) abi var... Onlarla yarış içerisinde olmak çok güzel. Bu arada, Ümit abinin sakatlanmasına da çok üzüldüm. Kendisine geçmiş olsun diyorum. Yurt dışında da zaten iki adam var. Ronaldo ile Henry...
Geçen sezon genelde yedektin. Sezon başında bu kadar gol atacağın aklından geçiyor muydu?
Gökhan: 2. Lig’deyken sakatlanmıştım. Sakatlıktan yeni çıkmıştım. İkinci yarı kendime gelmeye başladım. İyi olduğum dönemde ilk 11’i hak ediyordum ama sonuçta son sözü hocalar söylüyor. Bu sezon ise sürekli ilk 11’de oynayacağımı biliyordum. Sezon başında hocayla da konuştum benim hedeflerim var diye. O da bana güvendi ve şans verdi.
Cenk: Ben de Aykut Kocaman abiyi çok beğeniyordum. Tanju abi de var tabii. Onları örnek ala ala bugünlere geldik.
Son yıllarda biraz Avrupa’ya kaydı ama futbolcular genelde İstanbul’u hedefler. Cenk senden başlayalım. Yaş 32 oldu. Hedeflerin neler?
Cenk: Hedefler bitmez. Hedef, futbol hayatın bitince biter. Yaş 32 deyince... 32-33 yaşındaki yabancılar Türkiye’ye gelebiliyorsa, biz de transfer yapabiliriz demek ki.
Almanya’dan geldiniz. Almanya’da oynamak istemediniz mi hiç?
Cenk: Bundan 5-6 yıl öncesine kadar Alman Ligi’nde Türk yoktu. Ben 1991’de Türkiye’ye geldim. O zaman için Alman Ligi’nde oynamak çok zordu. Şimdi Yıldıray, Hamit, Halil, Nuri var. Şimdi daha kolay orada oynamak.
Gökhan, senin hedeflerin neler? İsmin sürekli üç büyüklerle anılıyor.
Gökhan: İlla büyük takıma gideyim gibi bir hedefim yok. Şu an Kayseri’de çok mutluyum. Sonuçta kulübüm verecek kararı. Verirlerse ‘Neden verdiniz?’, vermezlerse ‘Neden vermediniz?’ demem. Yaşım 23. Allah kaza bela vermezse önümde daha çok seneler var.
Gökhan: O gol hayatımı değiştirdi
Cenk, en golcülerden birisin. Milli Takım’a çağrılmak gibi bir beklenti var mı?
Cenk: Beklenti olmadan olmaz. Tabii çok isterim çağrılmayı. Şu anda yeni bir yapılanma içinde Milli Takım. Ama Fatih Terim hocamızın bir sözü var. ‘İhtiyaç olduğu takdirde herkese görev verebilirim.’ diyor. Bize de görev verilirse seve seve yerine getirmeye çalışırız.
Gökhan, yeni oluşum içinde senin de önemli bir yerin olacak. Sen neler düşünüyorsun Milli Takım’la ilgili?
Gökhan: Fatih hoca, ileriye dönük bir kadro kurmaya çalışıyor. Bu kadroda bana da yer veriyor. İzmir’deki Çek maçında oynattı beni. Belki ilk maçım olduğu için heyecanlandım, istediğim gibi oynayamadım. Ama ileride çok çok iyi olacağımı düşünüyorum.
Hayatınızda hiç unutamadığınız goller...
Cenk: Kariyerimin ilk golünü hiç unutmam. İlk 1. Lig maçıma çıkmıştım. Samsun-Denizli maçıydı. Gerçi 3-1 mağlup olmuştuk ama benim için önemli bir goldü.
Gökhan: Ben de ilk golümü unutamıyorum. G.Birliği’ndeyken Erzurum’a aşırtma atmıştım. Ama en unutamadığım gol, geçen sezon G.Saray’a kafayla attığım goldü. O gol, hayatımı değiştirdi. Son saniyelerdi. 2-1 önde olan G.Saray şampiyonluğu hedefliyordu. Maç 2-2 bitti. O gol beni gündeme taşıdı.
Trabzon, arka arkaya gelen başarılarla bir futbol kenti haline geldi. Kayseri için de aynı şeyleri söyleyebilir miyiz bu sezonki başarınızın ardından?
Gökhan: Daha bir şey yapmadık. Ligde 3. olup UEFA’ya gitmeye çalışıyoruz. Ama Kayseri’de bu potansiyel var.
Cenk: Trabzon, uzun süredir şampiyon olamıyor; ama sürekli zirveye oynayarak futbol kenti olduğunu gösteriyor. Kayseri’nin de gerek Kayserispor’la gerekse Erciyes’le uzun yıllar sürekli zirveye oynaması lazım. Ancak o zaman futbol kenti haline gelebilir.
Kayseri, ilginç bir yapıya sahip. İki takımın onursal başkanı, sitesi, taraftarı, taraftar derneği aynı. Futbolcular da sürekli olarak görüşüyorlar mı? Mesela, siz en son ne zaman biraraya geldiniz?
Cenk: İdmanlar, kamplar, maçlar, deplasmanlar derken sık sık biraraya gelemiyoruz. Biz Gökhan’la en son ikinci yarının başında poster çekiminde biraraya gelmiştik. Bir de şimdi sizin sayenizde birlikte yemek yiyoruz.
Gökhan: Daha önce ben Erciyes’te oynadığım için orada arkadaşlarım var. Yüz yüze fırsat olmuyor. Biz de telefonla görüşüyoruz.
‘Yabancıların yüzde 70’i kötü’
İkiniz de iddialısınız ama kral kim olsun?
Cenk: Benim gönlüm Gökhan’dan yana. Büyük takımlardan biri olacağına o olsun.
Gökhan: Benim hedefim 25’i geçmek. Ama illa da gol kralı olayım gibi bir amacım yok. Benim için önemli olan, Kayserispor’un UEFA Kupası’na katılması.
100’ler kulübü diye bir hedef var. Bir de Cemil Turan’ı geçeyim, Aykut Kocaman’ı geçeyim gibi hedefleriniz oluyor mu?
Cenk: Geçen sezon 98 gole gelince 100 için epey uğraşmıştım. Atayım da kurtulayım diye... Bir de bu sezon Vestel’e 2 gol attıktan sonra basından öğrendim 3 gol daha atınca Cemil Turan’ı egale edeceğimi.
100. golünüzü kime atmıştınız?
Cenk: Ankaraspor’a...
200’e ulaşabilir misin?
Cenk: Çok zor! Ama Gökhan gerçekleştirebilir. Önünde uzun yıllar var.
Yabancı sayısını nasıl değerlendiriyorsunuz? F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım zaman zaman gündeme getiriyor.
Gökhan: Şu anki sayı yeterli. Daha fazla olmamalı. Milli Takım olumsuz etkilenir.
Şu anki yabancılar gerçekten iyi mi? Cenk: İyileri de var, kötüleri de... Oran verirsem, yüzde 30’u iyi, yüzde 70’i kötü. Menajerler kendi ülkesinde milli diye oyuncu getiriyor, bizim kulüpler araştırmadan o oyuncuyu alıyor. Böyle çok oyuncu var ligimizde. Bu da kötülerin oranını artırıyor tabii. Kulüplerimiz akıllı davranırsa, mevcut kontenjan yeterli. Artırılırsa futbolumuz için çok kötü olur.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 05-04-2006   #10 (mesaj-linki)
İsviçre hakeme rüşvet mi vermişti?

İsviçre ile yaşadığımız tatsız olaylar sadece Kasım ayında oynadığımız maça ait değil. İsviçre’nin 1994 yılındaki eleme grubu maçında hakeme rüşvet verdiği iddia edildi.
İskoç yazar McGill, kitabında hakem
Craciunescu’ya 64 bin dolar rüşvet verildiğini delilleriyle ortaya koyuyor. Rumen hakem, o maçta net bir penaltımızı vermemişti.
Almanya yolumuza taş koyan İsviçre ile aramız bugünlerde epeyce tatsız. Sadece elenmek ve Almanya'ya seyirci kalmak değildi yaşadığımız dram. Bilinen durumlar nedeniyle de tarihin en ağır cezalarından birine çarptırıldık.
Tabii bu gelişmeler nedeniyle öfkemizin büyük bir bölümünü FIFA çekerken, İsviçre'nin de bundan nasipsiz kalması düşünülemezdi. Yaşanan olaylarda onların tahriklerinin de önemli bir payının bulunduğunu söylediysek de buna pek kulak asan olmadı. Her öfkeyle kalkışımızda olduğu gibi yine çok ağır bir zararla oturduk.
Bütün bu gürültü patırtı içinde Fatih Terim, İsviçre ile aramızda 1994 yılında da bir tatsızlığın yaşanmış olduğunu hatırlatmaya çalıştı; ama galiba hocamız bu olaylar sırasında epeyce sorumlu bir noktada göründüğü için sözlerine aldırış edilmedi.
Hakem penaltıyı nasıl değiştirdi?
Fakat geçen ay yayınlanan bir kitapta, Terim'in sözünü etmeye çalıştığı olay, onun söylediğinin çok daha ötesinde boyutlarıyla karşımıza çıktı. İthaki Yayınları'nın Futbol Kültürü dizisinde çıkan "Futbolun Karhanesi" adlı kitapta, o maçta bir rüşvet olayının döndüğü yazıldı.
Bunu aktarmadan önce, bizim yönümüzden neler olduğunu hatırlatalım:
1994 Avrupa Şampiyonası elemelerine 5. kategori takım olarak yani en dipten girmiş, deplasmandaki ilk maçımızda Macaristan ile 2-2 berabere kalıp umutlanmıştık. Ardından İstanbul'daki İzlanda maçını 5-0 kazanıp adeta şahlanıyorduk. Terim'in aslanları inanılmaz işler yapıyordu. Galiba bu kez hedefe ulaşacaktık. Fakat 14 Aralık 1994 günü İnönü Stadı'ndaki İsviçre maçına biraz sancılı çıkıyorduk. Genç kalecimiz Rüştü Reçber'in sakatlığının tam olarak geçip geçmediği tartışma konusuydu. Belki biraz da bunun etkisiyle daha 16. dakikada 2-0 yenik duruma düşmüştük. 39. dakikada Reçep Çetin'in ilginç golüyle skoru 2-1 yapıp umutlanmış ama daha fazlasını bulamamıştık.
İşte o maçın 89. dakikasında Rumen hakem İon Craciunescu İsviçre savunmasının Hakan Şükür'ü indirmesi sonrasında düdük çalmıştı. O gün ben de tribündeydim ve hakemin yaklaşık 20 metre uzaktan verdiği kararın penaltı olduğunu düşünüyorduk. Ama tereddütlü haline bir anlam vermek de zordu.
Hakem cezaalanına doğru yürürken, o arada her ne olduysa, kararını, penaltı noktası üzerinden aleyhimize faul olarak verdiğini ya da değiştirdiğini gördük. Şaşkınlık ve öfke içinde kalakaldık. 10 gün sonra Hürriyet gazetesinde MHK eski başkanı ve hakem hocası Hilmi Ok, muhteşem bir uzman yorumu yayınladı. Rumen hakemin gerçekte penaltı verdiğini, düdüğü çalış şekli ve öteki bütün hareketlerinin bunu gösterdiğini; ama her ne olduysa kararını değiştirdiğini yazdı.
Rothlisberger aracı oldu
İşte bundan sonrası için sözü Craig McGill'in "Futbolun Kârhanesi" adlı kitabına bırakalım. Kitabın "Yolsuzluk" başlıklı 10. bölümünün "Hakemler" ara başlığıyla devamında şöyle deniliyor:
"Bir de Türkiye ile İsviçre arasında oynanan Avrupa Şampiyonası'na yükselme maçı meselesi var. Rothlisberger İsviçre takımının sponsoru Credit Suisse'in kendisine Romanyalı hakem İon Craciunescu ile maçı ayarlaması için başvurduğunu iddia etti. Ancak, Credit Suisse Rothlisberger'in aynı şeyi yapmak için kendilerine başvurduğu ve 64.000 dolar istediği iddiasında ısrar etti. Rothlisberger, suçlamaları kabul ettiğini gösteren imzaladığı belgelerin hiçbirini anlamadığını, çünkü bunların kendi anadilinde olmadığını iddia ederek tüm bunları reddetti." (Sayfa 167)
İfade epeyce karışık ama o maçla ilgili bir şeyler döndüğü çok açık.
Rothlisberger, İsviçre'nin yetiştirdiği en ünlü hakemlerden biri. Bizim de hem milli takım, hem de kulüp takımı düzeyinde çok önemli maçlarımızı yönetti. Sonra adı böylesi şaibelere karıştığı için haliyle erken emekli edildi.
Aradan geçen 12 yıldan sonra kimin ne yaptığını ortaya çıkarabilmek elbette ki kolay değil. Ancak ortadaki isimler ve özellikle de rakamın 64.000 gibi bir kesinlik taşıması, haliyle insana "birşeyler olmuş" dedirtiyor.
Neyse ki, biz İsviçre'yi deplasmanda yenip bu hesabı görmüş, Ayhan Bermek'in yıllar sonra "1994 ruhu" diye adlandırdığı şahlanışla hedefe ulaşıp tarihimizde ilk kez Avrupa Şampiyonası'na katılmıştık... Ancak o zaman böyle işler çevrildiğine göre, "Acaba bu maçlarda da bir şeyler oldu mu?" diye düşünmemek elde değil.
Daha önce ben bunun tersini şiddetle savundum ve iki maçın hakemini de alkışladım. Yine de haklarında en küçük bir olumsuz düşüncem yok. Ayrıca onlar, Dünya Kupası’nda da görevlendirildiler. Yani başarılı olduklarını FIFA da kabul ediyor. Ancak bunları okuduktan sonra biraz midemin bulandığını da söylemem gerekiyor. HİLMİ OK NE DEMİŞTİ?
Kesin penaltıydı
MHK eski başkanlarından ve hakem hocası Hilmi Ok, bu pozisyonda Rumen hakemin kesin olarak penaltı verdiğini, ancak daha sonra ne olduysa bundan vazgeçtiğini Hürriyet gazetesindeki yazısında ortaya koymuştu. Hilmi Ok, 24 Aralık 1994 tarihli "İlk devre hakem hataları" başlıklı yazısında özetle şöyle diyordu: "Burada verilecek penaltı dışında hiçbir karar kurallara uygun olamaz. Ancak konuyu anlamayanlar için uydurulan bir karar olur. Hakem de kurallarda yeri olmayan bu kararı verdi. 'Hakan'ın takımı aleyhine serbest vuruş.' O an maçın gözlemcisi ile göz göze geldim. O da bu karara şaşırmıştı. Hayretle bakıyordu. Hakemliği bırakacak yaşa gelmiş bir hakemin böyle önemli bir maçta, taç atışlarında ayağın yerden bir santim kalkmasını bile dikkate alacak şekilde yönetim gösterirken bu kararına şaşırmamak mümkün mü? Hakem kafasında acaba! ne düşünüyordu? Allah hiçbir hakemi bu duruma düşürmesin." Ok, henüz olayın sıcaklığı içinde daha fazlasını söyleyemiyor. Bugün artık şu son cümlenin, rahatlıkla 'Bu adam rüşvet almış, verdiği karar başka türlü açıklanamaz' şeklinde yorumlanacağı ortada...
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Cevap Yeni Konu Aç
En popüler 10 etiket
Bu Konunun Etiketleri
ahmet ozbal, denizli keranesi, diyarbakır kerhanesi, diyerbakır kerhanesi, felat hevedanli, istambul keranesi, istanbul keranesi, istanbul kerhanesi, remzi dayan, trabzon keranesi,
Spor Bülteni Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Araklı Spor Demir YumruK Diğer Takımlar 0 17-04-2008 17:49
Kütahya Spor estudiantes Diğer Takımlar 0 11-10-2007 14:50
Balıkesir Spor estudiantes Diğer Takımlar 0 11-10-2007 14:47
Spor Hukuku Nedir? Spor Hukuku Hakkında Genel Bilgiler virtuecat Türkiye'de Futbol 0 11-12-2006 09:32
Spor Malzemeleri ve Spor Malzemeleri Hakkında Genel Bilgiler Mystic@L Türkiye'de Futbol 0 12-09-2006 22:25
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 02:34Bir site yetkilisine ulaşınBize Ulaşın - Contact Us
vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler.
Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız.
If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately.
Creative Commons License
MsXLabs Directory
Sayfa 0.29922295 saniyede (87.14% PHP - 12.86% MySQL) 8 sorgu ile oluşturuldu
Top Have Fun @ MsXLabs! Designed by NeutralizeR
Üye olmadan yeni konu açıp soru sorabilirsiniz