Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Amerikan Devrimi ve Bağımsızlık Savaşı

Bu konu Tarih forumunda ThinkerBeLL tarafından 4 Temmuz 2011 (17:09) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
11010 kez görüntülenmiş, 1 cevap yazılmış ve son mesaj 19 Aralık 2011 (02:14) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 5.00  |  Oy Veren: 1      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 4 Temmuz 2011, 17:09

Amerikan Devrimi ve Bağımsızlık Savaşı

#1 (link)
Admin
ThinkerBeLL - avatarı

Amerikan Devrimi ve Bağımsızlık Savaşı

Amerikan Devrimi olarak da bilinen Amerikan Bağımsızlık Savaşı, 1775–1783 yılları arasında Birleşik Krallık ve Kuzey Amerika'daki On Üç Koloni arasında geçen ve Amerika Birleşik Devletleri'nin kurulmasıyla sonuçlanan savaştır.
Amerika 1492'de Kristof Kolomb tarafından keşfedildikten sonra;
  • İspanyollar Meksika ve Güney Amerika'ya, Portekizliler Brezilya'ya, Fransızlar Kanada'ya,
  • İngilizler de bugünkü Birleşik Amerika'daki Atlas Okyanusu kıyılarına yerleştiler.
  • İngilizler daha sonraki dönemlerde kıtanın iç kısımlarına doğru ilerleyerek yeni topraklar kazandılar ve Kuzey Amerika Kıtası'nda 13 koloni oluşturdular. Bu kolonilere çoğunluğu İngiliz olmak üzere Avrupa'dan getirdikleri göçmenleri yerleştirdiler ve kolonileri İngiltere'den atadıkları valiler aracılığı ile yönetmeye başladılar.
Amerikan Devrimi, 18. yüzyılın ikinci yarısında Onüç Koloninin Britanya İmparatorluğu'ndan bağımsızlığını kazanarak Amerika Birleşik Devletleri adını aldığı dönemi içine alır.
1760’ların başında Britanya İmparatorluğu ile Amerika’daki kolonileri ve Amerikan yerlileri (Indianlar) arasında patlak veren anlaşmazlıklar ve çatışmalar, 1775-76’da Britanya (İngiliz) sömürge yönetimine karşı bağımsızlık savaşına dönüştü. Bu savaşın önderleri George Washington (Amerikan Kuvvetleri Komutanı), Benjamin Franklin, Thomas Jefferson ve Samuel Adams idiler.
Britanya İmparatorluğu'na karşı ayaklanan koloniler, 1775 ile 1783 yılları arasında Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nı başlattılar.
4 Temmuz 1776’da Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan Bağımsızlık Deklarasyonu (Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi) ile birlikte Amerika’daki 13 İngiliz kolonisinin bağımsızlığı ilan edildiBu deklarasyonda insan haklarının ilk formülasyonu yapıldı ve ilan edildiği tarih (4 Temmuz) ulusal bayram olarak benimsendi. 1781'de de savaş alanında zafer elde edildi. Böylece Amerika’da “yeni bir ulus doğdu”.
Fransa yeni ulus Amerikalılara para ve mühimmat sağlanmasında önemli bir rol oynamış, Britanya'ya karşı bir koalisyon örgütlemiş ve savaşı sona erdiren Yorktown'daki muharebede belirleyici bir rol oynayan bir ordu ve filo gönderdi. Öte yandan Amerikalılar kraliyet ve aristokrasiye karşı ayaklanmışlardı ve Fransa'yı bir model olarak almadılar.
Amerikan devrimi Amerikan halkını saran yeni cumhuriyetçi idealler gibi bir dizi entelektüel ve sosyal değişikliği de içinde barındırıyordu. Bazı eyaletlerde demokrasinin devlet idaresindeki rolü hakkında ateşli tartışmalar yaşanıyordu. Cumhuriyetçiliğe kayış ve giderek yayılan demokrasi geleneksel sosyal hiyerarşide karışıklıklara neden oldu ve Amerikan siyasi değerlerinin temelini oluşturan siyasi ahlâkı yarattı.
Devrim dönemi, Fransa'nın Amerika'daki kolonilere yönelik askerî tehdidinin sona erdiği 1763 yılında başladı. Britanya İmparatorluğu, kolonilerin savunulması için yapılan harcamalarının büyük bir bölümünün yine koloniler tarafında ödenilmesi gerektiğine karar vererek kolonicilerin hiç de hoş karşılamadığı vergiler dayattı. Ayrıca kolonilerin Britanya parlamentosunda temsilcisi olmadığından birçok kolonici hareketi yasadışı kabul etti. Boston'daki protestolardan sonra Britanya buraya savaş birlikleri gönderdi. Buna karşılık olarak kendi milislerini seferber etti ve 1775'te savaş başladı. Nüfusun yüzde 15-20 kadarı Britanya'ya sadık olsa da savaş boyunca Vatanseverler savaş boyunca genellikle toprakların yüzde 80-90 kadarını ellerinde bulundurmuşlardır. Britanya, öte yandan yalnızca birkaç kıyı şehrini kontrol etmekteydi. 1776 yılında 13 koloninin temsilcileri oybirliğiyle Amerika Birleşik Devletleri'ni kuran bir bağımsızlık bildirgesi kabul ettiler.
İnsan Hakları Bildirisi'nin kabul edilmesinden sonra koloniler ile İngiltere arasında savaşlar başladı. Amerikalılar 1777'de Saratoga'da İngilizleri yendiler. Bu gelişme üzerine Yedi Yıl Savaşları'nda İngilizlere yenilerek kolonilerini kaybeden Fransa, İspanya ve Hollanda da İngiltere'ye karşı savaşa girdiler. 1778'de Amerikalılar Fransa ile asker ve donanma gücünü dengeleyen bir ittifak kurdular. 1781'de Amerikalılar York Town Savaşı'nda bir İngiliz ordusunu teslim aldılar. İngiltere yenildi ve barış istedi. 1783'te Paris Versay Antlaşması ile barış sağlandı.
İngiltere, 1783'de imzalanan Versay Antlaşması ile kolonilerin bağımsızlığını tanıdı. Versay Antlaşması, Almanya'nın I. Dünya Savaşı sonunda imzaladığı Antlaşma ile aynı adı taşımaktadır. Koloniler bağımsızlıklarını kazandılar; fakat yeni rejimin ne olacağı tartışmaları yüzünden 1783 - 1787 tarihleri arasında koloniler birbirleriyle savaştılar. Savaşı, merkezi cumhuriyetçileri mağlup eden federalistler kazandı. 1787'de koloniler bir kez daha toplanarak; laik ve federal Cumhuriyet Anayasası'nı kabul ettiler (III. Philadelphia Kongresi). Böylece George Washington başkanlığındaki ABD'nin kuruluşu sağlanmıştır. ABD'deki bu gelişmeler, 1789 Fransız İhtilali'nin başlamasında da etkili olmuştur.
Birleşik Devletler'in kuzeyinde Britanya Kanadası, güneyinde İspanyol Floridası ve batısında da Mississipi Nehri bulunuyordu.

Savaş
Gerçek boyutunda görüntülemek için resme tıklayın.

Adı:  abd_devrimi.PNG
Gösterim: 18
Boyutu:  9.5 KB
Amerikan Bağımsızlık Savaşı, aslında tam bir bağımsızlık mücadelesi olarak başlamamıştır. Savaş İngiltere'nin yedi yıl savaşları sonucu harcadığı paraları tekrar kazanabilmek adına Amerika'da bulunan kolonilere ağır vergiler yüklemesiyle başlar.
Çatışma önce İngiltere'nin sömürge sorunlarından kaynaklanan bir iç savaş olarak başladıysa da, 1778'de Fransa'nın, 1779'da İspanya'nın 1780'de Hollanda'nın Amerika'nın yanında yer almasıyla uluslararası bir savaşa dönüştü. Amerikalılar kara kuvveti olarak hem eyalet milisleri, hem de çoğunluğu çiftçilerden oluşan 20.000 kişilik düzensiz bir Kıta Ordusu topladılar. İngiliz Ordusu ise 42.000 kişilik iyi eğitilmiş düzenli bir kuvvetten ve Alman kökenli 30.000 paralı askerden oluşuyordu.
Savaş, ayaklanmacıların levazım depolarını imha etmek amacıyla General Thomas Gage'in Boston'dan Concord'a (Massachusetts) kuvvet göndermesiyle başladı. 19 Nisan 1775'te Lexington ve Concord'da çarpışmalar çıkınca, ayaklanmacılar Boston'u kuşattı. Amerikan generali Henry Knox'un Ticonderoga Kalesi'nden ele geçirdiği toplarla yetişerek, Gage'in yerine geçen General William Howe'u kenti boşaltmaya zorlamasıyla 17 Mart 1776'da kuşatma sona erdi.
General Richard Montgomery komutasında bir Amerikan kuvveti 1775 sonbaharında Kanada'yı işgal ederek Montreal'i aldı; Quebec'e yapılan başarısız bir saldırıda Montgomery öldü. Amerikalılar baharda İngiliz yedek kuvvetleri yetişene değin kenti kuşatma altında tuttuktam sonra Ticonderoga Kalesi'ne çekildiler.
İngiliz hükümeti General Howe'un ağabeyi Amiral Lord Richard Howe'u, kardeşinin güçlerine katılmak üzere büyük bir filoyla New York'a gönderdi. Howe'lar, Amerikalılarla bağlantı kurmak ve teslim olmaları durumunda affedilebileceklerine ilişkin güvence verme yetkisine de sahipti.
4 Temmuz 1776'da bağımsızlıklarını ilan eden Amerikalılar barış önerisini geri çevirince, General Howe, Long Island'a yürüdü ve 27 Ağustos'ta Amerikan ordusunun başkomutanı General George Washington'ın güçlerini yenilgiye uğrattı. Washington'ın Manhattan içlerine çekilmesi üzerine Howe onu kuzeye sürdü ve ordusunu, 28 Ekim'de White Plains yakınlarındaki Chatterton Hill'de yenilgiye uğrattı. Daha sonra Washginton'ın Manhattan'da bırakmış olduğu garnizonun üzerine yürüdü, çok sayıda tutsak alıp silah ve erzağa el koydu.
Lord Cornwallis de Washington'un Lee Kalesi'ndeki garnizonunu ele geçirerek Amerikan ordusunu New Jersey boyunca Delaware Irmağının doğu yakasına sürdü ve kış için, New Jersey'deki ileri karakollarda karargah kurdu. Ama Washington, Noel gecesi Delaware Irmağı'nı geçerek Cornwallis'in Trenton'daki garnizonuna saldırdı ve 1000 kadar tutsak aldı. Cornwallis, Trenton'ı kısa sürede geri aldıysa da kaçtı ve Washington İngiliz ordusunun Princeton'daki yedek kuvvetlerini yenilgiye uğrattı.
Washington'ın Trenton-Princeton seferi tüm ülkede heyecan yarattı ve bağımsızlık savaşına canlılık kattı. General John Burgoyne komutasındaki bir İngiliz ordusu 1777'de Kanada'dan güneye doğru hareket etti. Yarbay Barry St. Leger komutasında daha küçük bir kuvvet de Mohawk Vadisi boyunca St. Lawrence Irmağını izleyerek Albany'de Burgoyne'la birleşecekti. Burgoyne 5 Temmuz'da Ticonderoga Kalesi'ni alıp, acil at gereksinmesini karşılamak üzere Bennington'a (Vermont) Alman paralı askerlerden oluşan bir kuvvet gönderdi; ama New England kuvvetleri Almanları yenilgiye uğrattı.
Bu arada 6 Ağustos'ta General Benedict Arnold'un ordusu St. Leger'ı Oriskany'de durdurdu. General Horatio Gates'in komuta ettiği başka bir Amerikan ordusu da Albany'ye yaklaşmakta olan Burgoyne'u iki kez yenilgiye uğrattı; Burgoyne 17 Ekim 1777'de Saratoga'da ordusuyla beraber teslim olmak zorunda kaldı. Bundan bir süre önce de Howe gemilerle New York'tan Chesapeake'e gitmiş ve karaya çıkar çıkmaz 11 Eylül'de Brandywine Creek'te Washington'ın kuvvetlerini yenmiş, 25 Eylül'de de Amerikan başkenti Philadelphia'yı işgal etmişti.
Washington, 4 Ekim'de Germantown'a başarılı bir darbe indirdikten sonra 11.000 askeriyle Valley Forge'da kışlık karargahını kurdu. Buradaki çetin koşullara ve yiyecek sıkıntısına karşın, Amerikan birlikleri Prusyalı bir subay olan Friedrich Wilhelm von Steuben gözetiminde sıkı bir silah eğitiminden geçirildi. Von Steuben'in katkıları, Washington'ın 28 Haziran 1778'de Monmouth'da (New Jersey) kazandığı başarıyla belli oldu. Bu çarpışmadan sonra kuzeydeki İngiliz kuvvetleri New York kenti ve çevresinde çakılıp kaldılar.
Amerikalılara 1776'dan başlayarak el altından para ve malzeme yardımı yapan Fransa, 1778'de filolarını ve ordularını hazırlamaya başladı ve sonunda Haziran 1778'de İngiltere'ye savaş ilan etti. Kuzeyde durumun büyük ölçüde sürüncemede kalmış olmasına olmasına karşılık Fransızlar güneyde, İngilizlerin elindeki Savannah'ı ve büyük önemi olan Yorktown'ı kuşattılar.
Cornwallis 16 Ağustos 1780'de Camden'da (Güney Karolina) Gates'in komutasındaki bir orduyu dağıttıysa da, 7 Ekim'de Kings Mountain'da ve 17 Ocak 1781'de Cowpens'te ağır kayıplar verdi.15 Mart 1781'de Guilford Court House'da (Kuzey Karolina) pahalıya mal olan bir zaferden sonra, öbür İngiliz birlikleriyle birleşmek üzere Virjinya'ya girdi ve Yorktown'da üslendi. Washington'ın ordusuyla birlikte Fransız Comte de Rochambeau komutasında bir kuvvet Yorktown'ı kuşattı; Cornwallis 19 Ekim 1781'de 7 bin kişilik ordusuyla teslim oldu.
Bundan sonra kara harekatı sona erdi ve savaş açık denizlerde sürdü. Amerikalılar 1775'te bir Kıta Donanması oluşturdularsa da, savaş ilerledikçe, denizdeki varlıkları büyük ölçüde resmi görevli, silahlı özel gemilerle (privateers) sınırlı kaldı.
1780'den sonra deniz savaşı daha çok İngilizlerle Amerikalıların Avrupalı müttefikleri arasında geçti. Britanya Adaları çevresinde toplanan Amerikalılara ait gemiler ve komutanları John Paul Jones, savaş boyunca 1.500 İngiliz ticaret gemisiyle 12.000 İngiliz denizcisini ele geçirdiler. 1780'den sonra İspanya ve Hollanda, Britanya Adaları'nı çevreleyen sularda büyük ölçüde denetim kurarak İngiliz deniz gücünün açık denize çıkamaz hale gelmesine yol açtılar.
Paris Antlaşması (1783) ile İngiltere, batıda Mississippi Irmağını da içine alan geniş sınırlarla, Amerika'nın bağımsızlığını tanıdı. Kanada İngiltere'nin elinde kaldı, ama Doğu ve Batı Florida İspanya'ya verildi. Antlaşmanın imzalanmasından 3 ay sonra, son İngiliz askerlerinin 25 Kasım 1783'te New York'tan ayrılmasından sonra George Washington şehre girdi.

Amerika Bağımsızlık Savaşı'nın başlama nedenleri
  • Yedi Yıl Savaşları sırasında Kanada ve Florida'ya yerleşme vaadi ile İngiltere'ye para, malzeme ve insan yardımı yapan kolonilerde birleşme duygusunun oluşması,
  • Yedi Yıl Savaşları'nı kazandığı halde İngiltere'nin; Fransa'dan alınan Kanada'ya ve İspanya'dan alınan Florida'ya kolonilerden göçü yasaklaması.
  • Yedi Yıl Savaşları'ndan galip çıkmasına rağmen kendi ekonomisi de oldukça sarsılan İngiltere'nin kolonilere yeni gümrük ve damga vergileri koyması.
  • Kolonilerin, İngiltere Parlementosu'nda seçilmiş temsilcileri bulunmadığından, "halkın oluru alınmadan vergi konamaz" ilkesinden hareketle buna karşı çıkmaları.
  • Bu gelişme karşısında İngiltere'nin pul ve damga vergilerini kaldırması; ancak temel tüketim mallarına yeni vergiler koyması.
  • 1773'de Boston Limanı'na gelen çay yüklü bir İngiliz şilebindeki çayların koloni halkları tarafından denize dökülmesi üzerine, İngilizlerin Boston Limanı'nı kuşatması sonucunda kolonilerin İngiltere'ye karşı isyan başlatması.
Amerika Bağımsızlık Savaşının gelişimi ve sonuçları
1774'de koloni temsilcileri I. Philadelphia Kongresi'ni toplayarak İngiliz Hükümeti'nden;
  • Koloni meclislerinin onayı alınmadan vergi konulmamasını ve ticareti engelleyici yasaların kaldırılmasını istediler. Fakat İngiltere bu istekleri reddetti. Bu kongre aynı zamanda Amerikalı kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur.
  • İstekleri reddedilen koloni temsilcileri 1776'da 2. Philadelphia Kongresi'ni toplayarak savaşa karar verdiler.
  • George Washington'u başkomutan seçtiler. Aynı zamanda bağımsızlık ilan eden koloni temsilcileri "Bağımsızlık ve İnsan Hakları Beyannamesi"ni de yayınladılar (04 Temmuz 1776).
Bağımsızlık ve İnsan Hakları Beyannamesi'ne göre;
İnsanların doğuştan devredilemez ve vazgeçilemez birtakım hakları vardır:
  • Yaşama
  • Özgürlük
  • Mutluluğu arama hakkı
Bu hakları, kuvvetini halktan alan ve halkın arzusuyla işbaşına gelen hükümetler korur.
Hükümetler bu hakları çiğnediği takdirde, yerine yenisini koymak milletin hakkı ve ödevidir. Bu bildirideki düşünceler dünyaya yeni bir yönetim şekli olan demokrasiyi getirmiştir.


- Derlemedir -
Benzer Konular: Etiketler:
  • abd devrimi
  • amerika bagimsizlik savasi
  • amerika devrimi
  • amerikan bagimsizlik savasi
  • amerikan devrimi
Rapor Et
Reklam
Eski 19 Aralık 2011, 02:14

Amerikan Devrimi ve Bağımsızlık Savaşı

#2 (link)
why did you go why
CeLebRindaL - avatarı
bostonmassacre


Amerikan Devrimi

Amerikan Devrimi iki yüzyıllık İngiliz sömürgesine karşı yapılmış ve 1775-1783 yılları arasında gerçekleşmiş olan tarihi olaydır. Birçokları Amerikan Devrimi’nin ateşinin 1775’te ilk silah sıkıldıktan çok daha önce başladığına inanmasına karşın, İngiliz koloni rejimine karşı 1763 tarihine kadar ciddi hiç bir tepkinin var olmadığını görmekteyiz. Fransız Devrimi’ni tetiklemesi ve Amerika Birleşik Devletleri’nin kurulmasına neden olması açısından çok önemli olan bu tarihi olaya kısaca bir göz atalım.

Amerikan Devrimi’nin gerçekleşmesinin altında çok önemli siyasal ve ekonomik sebepler yatmaktadır. Siyasal sebeplerle başlamak gerekirse öncelikle söylenmesi gereken şey, İngiliz koloni hükümetlerinin bir buçuk asırdan fazla sürmüş iktidarları nedeniyle ekonomik güç ve kültürel kazanımlar alanında büyük ölçüde gelişme sağlamış ve hemen hemen hepsinin uzun özyönetim yılları geçirmiş olmalarıdır. Zaten koloniler 1760’lardan başlayarak birbirleriyle dayanışma içine girerek Birleşik Krallık'ın üzerlerindeki etkilerini kırmanın yollarını aramaktaydılar. Kolonilerde iç savaşların nispeten hız kesmesi ve yerleşik düzenin, ekonomik faaliyetlerin istikrarlı devam edecek bir şekilde kurulmasıyla, ekonominin gelişmesine paralel olarak, hızlı bir kentleşme ve nüfus artışı süreci yaşanmıştır. Buna ek olarak Fransız ve Kızılderili savaşından sonra İngiltere yeni bir imparatorluk düzeni gereksinimi içinde bulunuyor ancak Amerika’daki durum değişime elverişli gözükmüyordu. Yaygın özgürlüklere alışmış bulunan koloniler, Fransız tehlikesi de ortadan kaldırılmış olduğu için daha az değil daha çok özgürlük istiyorlardı ancak İngiltere’nin planları bu doğrultuda değildi. İngiltere parlamentosu denetimi yoğunlaştırmak ve kendi kendini yönetme deneyimine sahip olan ve dış müdahalelerden hoşlanmayan kolonicilerle başa çıkmak için ilk olarak ülke içi düzenlemelere giriştiler. Kanada’nın ve Ohio Vadisi’nin ele geçirilmesi, o yörelerde yaşayan Fransızları ve Kızılderilileri küstürmeyecek bir siyaset uygulanmasını gerektiriyordu; fakat bu konuda İngilizlerin çıkarları kolonicilerle çatışıyordu. Topraklarını genişletmek isteyen kolonicilerin Kızılderililer ve Fransızlarla yeni savaşların başlamasına neden olmasından korkan İngiltere hükümeti, 1673’te yayınlanan kraliyet bildirgesi ile aslında kolonicilerin toprak ilerleyişine son vermeyi ve Kızılderililere toprak ayırmayı amaçlamıştı. Ancak materyalizm felsefesi üzerine kurulu yenidünyada aç gözlülük ve hırsın bir sınırı yoktu ve İngilizlerin kararı hiç bir zaman tam olarak uygulanamadı. Bunlara ek olarak para birliğinin olmaması ve İngiliz parasının her yerde kullanılmaması ve oluşan yeni sosyokültürel atmosfer koloni yerleşimcilerinin İngiltere’ye olan aidiyet duygularını oldukça düşürüyordu. 1763 tarihinde Pontiac İsyanı ile uğraşmak zorunda kalan İngiltere, kolonicilerden gelen parlamentoda temsil edilebilme isteklerine de sürekli red yanıtı vermekteydi. Yenidünyanın nimetlerinden sınırsız yararlanmak isteyen Amerikalılar İngiltere’nin vergilendirme politikasından da büyük rahatsızlık duymaktaydılar. Genişleyen imparatorluğu finanse etmekte zorlanmaya başlayan “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” İngiltere, vergi mükelleflerinin kolonilerin savunulması için gerekli tüm parayı sağlayamaması üzerine kolonilerden alınan vergi oranlarını yükseltmeye başladı. İngilizlere göre kolonilerin güvenliklerini sağladıkları için yüksek oranda vergi almaları doğaldı. Ancak Massachusetts’li idealist avukat James Otis 1761 yılında temsil hakkı olmadan yapılacak vergilendirmenin “tiranlık” olduğunu söyleyerek devrim ateşini yakıyordu.

İngilizler 1764 tarihli şeker yasası benzeri yasalarla yabancı mallara gümrük vergisi getirerek İngiliz ürünlerini tekel haline getirmeyi ve ticari rakiplerini saf dışı bırakmayı amaçlamıştır. Bu yasalar nedeniyle ciddi bir enflasyon sorunu yaşanmış ve çok pahalı hale gelen İngiliz ürünleri Amerikan halkını öfkelendirmiştir. Bu ekonomik sorunların yanı sıra koloniciler temsil hakları olmadığı halde getirilen bu vergilendirme yasasının anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Samuel Adams önderliğinde krallığı protesto etmeye başlamıştır. İngiltere’nin hayalindeki yeni koloni düzenini kurmaya yönelik girişimlerden en önemlisi ise 1765 tarihli pul yasasıdır (stamp act). Sons of Liberty (özgürlük çocukları) ismiyle ilk yurtsever Amerikalı örgütlenmesine neden olan pul yasası uyarınca tüm gazetelere, el ilanlarına, broşürlere, ruhsatlara, kira sözleşmelerine ve diğer yasal belgelere damga pulu yaptırılacak ve Amerikan gümrük memurları tarafından toplanacak gelir, kolonilerin savunulması için kullanılacaktır. Gelişmeler üzerine Sons of Liberty, 13 koloniden 9’unun delegelerini yolladığı toplantıda New York’ta pul yasasını reddetmeyi kararlaştırır ve The Declaration of Rights and Grievances’ı hazırlar. Bu deklarasyona göre yalnızca kolonilerin vergi toplama hakkı olduğu, koloni vatandaşlarının İngilizlerle aynı haklara sahip oldukları ve oy hakkı verilmeden meclisin Amerikalıları temsil edemeyeceği vurgulanır. 1767 yılında ise yangına körükle gitmekte ısrar giden İngiltere, maliye bakanı Charles Townshend’in hazırladığı yeni mali programla gümrük denetimini sıkılaştırır. Townshend yasaları denilen bu yasalarla, kolonilerce ithal edilen mallardan alınan resimlerin yasal olduğu, buna karşın pul vergisi gibi iç vergilerin yasal olmadığı görüşü hâkim oluyordu. Bu yasalara tepki olarak Amerikalılar yerli mallara rağbet etmeye başlarken, vergi tahsili için gelen gümrük memurlarına da şiddetli tepkiler gösterildi. 1768’de Bostonlu bir tüccar olan bağımsızlıkçı John Hancock’un “The Liberty” isimli gemisine kaçakçılık şüphesiyle el konulması sonrası özellikle Boston’da İngiliz karşıtı kitlesel gösteriler başladı. Gerilen ortam neticesinde 5 Mart 1770’te Boston katliamı (Boston massacre) adı verilen olayda İngiliz askerlerinin aşırı güç kullanması ve birçok kişiyi öldürmesi bardağı taşıran son damla olmuştur. Zaten bağımsızlık hisseleri doruklara çıkmış koloni vatandaşları Birleşik Krallık yönetime son vermek konusunda kesin kararlarını bu saatten sonra almışlardır. İngilizlerin geri adımlar atmalarına karşın özellikle Samuel Adams’ın örgütlediği bağımsızlıkçı hareket hızla güç kazanmaya başladı. Ekonomik sıkıntı içerisindeki British East India Company hükümetle birleşerek kolonilere çok ucuz bir fiyata çay satmaya başladı. Bu durumdan oldukça rahatsız olan koloni tüccarları ve kaçakçılar kar marjlarının çok düşmesi üzerine bağımsızlıkçılara katıldılar. British East India Company’nin mümessilleri, Atlantik kıyısındaki tüm limanlarda istifaya zorlandılar ve yeni gelen çay partileri ya İngiltere’ye geri gönderildi ya da antrepolarda depolandı. 16 Aralık 1773 gecesi, Mohawk Kızılderilileri kılığına bürünmüş bazı bağımsızlıkçılar, Boston limanında demirli bulunan üç İngiliz gemisine çıkarak, malları denize attılar. Boston Çay Partisi olarak bilinen bu olay sonra İngiliz hükümeti yeni zorlayıcı yasalar çıkararak gelişmelere karşılık verdi. Alınan önlemlerin Boston Liman Yasası (Boston Port Act) denilen ilki uyarınca, Boston Çay Partisi olayıyla imha edilen çayın bedeli ödeninceye kadar Boston limanı kapatıldı. Ayrıca ek yasalarla yerel yönetimlerin yetkisi kısıtlandırılıyor ve ticaret geliri düşen ve hatta limanın kapatılmasıyla ticaret imkânı elinden alınan Amerikan tüccarları zor duruma düşürülüyordu. Bu yasalar, parlamentonun istediği gibi, Massachusetts’i zor duruma düşürüp yalnız bırakacağına, diğer kolonilerin yardıma koşmalarına neden oldu. Akli dengesi iyiden iyiye kaybeden İngiliz kralı 3. George’un baskısıyla çıkarılan 1774 tarihli “Quartering act” ve “Quebec act” gibi yasalarla İngiltere’nin koloniler üzerindeki yasal ve ekonomik gücü güvence altına alınmaya çalışılmış ancak kolonicilerden tepkiler gün geçtikçe artmıştır.

Bu yasalara karşı bağımsızlıkçılar 5 Şubat 1774’te Philadelphia’da toplandılar. Birinci Kıtasal Kongre (First Continental Congress) olarak bilinen toplantıya katılan delegeler, bölgesel meclisler tarafından ya da halk toplantılarında seçilmişlerdi. Georgia eyaleti dışındaki tüm koloniler bu kongreye en az bir delege gönderdiler. İngiltere’ye karşı toplu bir tepki gösterilmesi açısından büyük önem taşıyan Birinci Kıtasal Kongre, Articles of Association kararları ile İngiliz ürünlerini boykot kararı alırken, halkın devrim duygularını ve bilincini fazlasıyla körükledi. Bu kongre sonrası tüm kolonilerde bağımsızlıkçı liderlerin önderlik ettiği kuruluşlar oluşturuldu ve propaganda faaliyetleri sonucu sadece işçi ve köylü kesiminin değil ekonomik durumları iyi olan büyük çiftlik sahiplerinin ve zengin tüccarların da desteği sağlandı. Askeri malzemelerin toplanması ve ilk defa askeri birliklerin oluşturulması da bu tarihlere tekabül eder. 19 Nisan 1775 günü Lexington’da başlayan çatışma Amerika Bağımsızlık Savaşı’nın ve Amerikan Devrimi’nin başlangıcı oldu. Savaş devam ederken 4 Temmuz 1776’da Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan Bağımsızlık Deklarasyonu (Bağımsızlık Bildirgesi) ile birlikte Amerika’daki 13 İngiliz kolonisinin bağımsızlığı ilan edildi. 8 yıl süren Amerikan Bağımsızlık Savaşı sonucunda 1783’te yenilen Britanya, Amerikan bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı ve son Britanya birlikleri de New York’u terk etti. 7 Eylül 1787’de bir anayasa kabul edildi ve federal bir yönetim biçimi benimsendi. 1789 başındaki ilk seçimleri çoğunluğu bağımsızlıkçılardan oluşan federalistler kazandı ve George Washington ilk ABD başkanı seçildi, federal bir hükümet oluşturuldu. 1791’de Haklar Bildirisi (Bill of Rights) çıkarıldı. 1792’de ise çeşitli konulardaki farklılıklar etrafında politik partiler ve akımlar şekillenmeye başladı. Amerikan devrimindeki iki ana akım güçlü bir merkezi yönetimden yana olan George Washington, Hamilton ve John Adams’ın önderliğindeki federalistler ile tek tek devletlerin varlık hakkını vurgulayan Cumhuriyetçiler (sonraları demokratlar) idiler. Kongre, her eyaletin nüfusuna göre temsil edildiği bir Temsilciler Meclisi ve her eyaletin iki oyunun bulunduğu bir Senato teşkil edildi.

Fransız Devrimi ile birlikte tarihin ilk burjuva devrimi kabul edilebilecek olan Amerikan Devrimi böylelikle ilk aşamasını tamamlamıştır. Ancak kapitalist sistemin ve serbest piyasa ekonomisinin tam olarak oturması ve burjuva demokrasisinin şekillenmesi ancak 100 yıl sonra patlak vermiş olan Amerikan İç Savaşı (1861-65) ile mümkün olmuştur.


Ozan Örmeci
Etiketler:
  • abd devrimi
  • amerika bagimsizlik savasi
  • amerika devrimi
  • amerikan bagimsizlik savasi
  • amerikan devrimi
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.257 saniyede (81.84% PHP - 18.16% MySQL) 17 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 16:53
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi