Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Nazi Vahşeti ve İdeolojisi

Bu konu Tarih forumunda GusinapsE tarafından 15 Mart 2006 (21:13) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
52833 kez görüntülenmiş, 8 cevap yazılmış ve son mesaj 12 Nisan 2006 (01:22) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 5.00  |  Oy Veren: 1      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 15 Mart 2006, 21:13

Nazi Vahşeti ve İdeolojisi

#1 (link)
GusinapsE
Ziyaretçi
GusinapsE - avatarı
7

II. Dünya Savaşı gerçekte bir savaştan da öte, katliam ve soykırım girişimiydi. Bunun temelinde, Hitler'in "yaşama alanı politikası" adı verilen ırkçı teorisi yatıyordu.

20


İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle birlikte Nazilerin, toplama kamplarında yaptıkları vahşet ve zulüm ortaya çıktı. Milyonlarca masum insan, sadece ırkları veya düşünceleri nedeniyle, Naziler tarafından ölesiye çalıştırılmış, sonra da açlığa ve ölüme terk edilmişti. Bu vahşet, Darwinist ırkçılığın dünyayı sürükleyeceği felaketin boyutunu gösteriyordu.



Hitler Almanya'nın, Alman milletine yeterli bir toprak oluşturmadığını, Ari ırkın burada "sıkıştığını" ileri sürmüştü. Ona göre Doğu ülkelerinin toprakları ele geçirilmeli ve Almanlar için "yaşam alanı" haline getirilmeliydi. Bu topraklardaki onmilyonlarca masum insan ise, acımasızca katledilecekti.
Bu nedenle, Nazi orduları Doğu Avrupa'da işgal ettikleri her bölgede, kitle katliamları yürüttüler.
Özellikle de, Nazilerin sözde aşağı ırk olarak gördükleri Yahudiler, Çingeneler, Polonyalılar ve Slavlara karşı akıl almaz bir vahşet yürütüldü.
Nazilerin katliam için kurdukları özel SS birlikleri, tüm işgal bölgelerinde başta Yahudiler olmak üzere hedef alınan grupları bulup öldürmeye başladılar. Nazilerin işgal ettiği her bölge, acımasızca katledilmiş masumların cesetleri ve onlar için gözyaşı döken zavallı insanlarla doldu.
Din adamları ve ibadethaneler, Nazilerin başlıca hedefleri arasındaydı. Geçtikleri her yerde, kiliseleri yakıp yıktılar, dindar insanları katlettiler.

21


Hitler, ırklar arasında bir hiyerarşi ve çatışma olduğu düşüncesininin ilhamını, Darwinizm'den almıştı.



Nazi vahşetinin asıl uygulama alanı ise, toplama kampları oldu. Yahudiler, Çingeneler, savaş esirleri, Katolik din adamları gibi farklı grupların birer köle gibi çalıştırıldıkları bu kamplar, 1942 yılında birer insan mezbahasına dönüştü. İnsanları topluca katletmek için özel olarak dizayn edilen sistemlerle, milyonlarca masum erkek, kadın ve çocuk vahşice öldürüldü. Savaşın sonlarında bu kampları kurtaran müttefikler, onbinlerce ceset ve neredeyse ceset haline gelmiş zavallı tutsaklarla karşılaştılar. Nazi toplama kamplarında toplam 11 milyon suçsuz insan öldürüldü.
Nazilerin savaşı kaybedeceği, 1943 yılından itibaren belli oldu. Sovyet birlikleri, Hitler'in ordularını Stalingrad'da büyük bir bozguna uğrattı. Almanlar Stalingrad'ın ardından, Kursk bölgesinde yaşanan ve tarihin en büyük tank savaşı olarak bilinen muharebeyi de kaybettiler. Artık çöküş kaçınılmazdı. Ancak Naziler, geriye çekilirken kan dökmeye devam ettiler. Hitler'in emri üzerine, çekildikleri her yeri yakıp yıktılar ve sivilleri katliamdan geçirdiler. Alman ordularının ardında, bir hiç uğruna katledilmiş milyonlarca insan ve bu insanlar için ağlayan gözü yaşlı kadınlar ve çocuklar kaldı.

22




Müttefik orduları Berlin'e ulaştıklarında, Nazizm'in çöküşü de belgelenmiş oluyordu. Ancak Berlin'e ulaşan Kızılordu birlikleri, bir başka vahşet ideolojisinin temsilcisiydiler. Nitekim Stalin'in ve Kızılordu'nun zulüm konusunda Hitler'in gerisinde kalmadığı ilerleyen yıllarda ortaya çıkacaktı. Stalin'in toplama kamplarında da en az Hitler'in kamplarındaki kadar masum insan öldü. Stalin'in işgal ettiği bölgelerde de, Hitler'inkine benzer katliamlar gerçekleştirildi.
Ve II. Dünya Savaşı denen cinnet, tam 55 milyon insanın hayatına mal oldu. Yeryüzü, bir kez daha şeytani bir kan dökme ayinine sahne olmuştu.
Oysa Allah insanlara, şeytanın yolunu değil, barış ve güvenlik yolunu izlemeyi emretmektedir:
Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe" girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. (Bakara Suresi, 208)




6
17


Nazizm, 1939 yılında yeni bir dünya savaşını başlattı. Nazi orduları ani bir saldırıyla Polonyayı işgale girişti. Almanya sadece üç hafta içinde Polonyayı dize getirdi. Başkent Varşova Alman uçakları tarafından acımasızca bombalanırken, pek çok sivil can verdi.
Tüm dünya bir sonraki hedefin ne olacağını bekliyordu. Alman genel kurmayı ise, bu yeni saldırıların planını yapıyordu.
Bu arada bir başka totaliter güç, savaşa adım attı. Bu, Stalin'in kanlı diktasıyla yönetilen Sovyetler Birliğiydi.
Ağustos 1939'da Stalin Hitler ile saldırmazlık paktı imzaladı. Polonya'yı paylaşmak için anlaştılar. Ancak Stalin bununla yetinmedi. Kızılordu ani bir saldırıyla Latviya, Estonya ve Litvanya'yı işgal etti. Sonra da kuzeye yönelerek Finlandiya'yı işgale başladı. Bu işgal, 270 bin kişinin hayatına mal olacaktı.

18


Stalin



Nisan 1940'ta, Hitler'in birlikleri yeni bir saldırı başlattılar ve sırasıyla Danimarka, Norveç, Belçika ve Hollanda'yı işgal ettiler. Mayıs 1940'ta ise Alman orduları Belçika üzerinden Fransa'ya girdi. Onbinlerce sivil insan, Nazi vahşetinden korkarak kaçmaya başladı.
13 Haziran'da Alman orduları Paris sokaklarına varmıştı. Hitler, Eyfel Kulesi'nin önünde kameralara poz verdi. Almanya ilerleyen aylarda Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan'ı da işgal etti. Tüm Avrupa, Hitler ve müttefiklerinin çizmesi altındaydı.
Almanya'nın en büyük işgal planı ise, Rusya'ya karşıydı. "Barbarossa Operasyonu" adı verilen bu işgal, 22 Haziran 1941'deki ani bir saldırıyla başladı.
Hızla ilerleyen Alman ordusu 12 haftada Kiev'i ele geçirdi, bir ay kadar sonra ise Moskova yakınlarına kadar ilerledi.

19


Nazilerin kitle katliamlarını gösteren toplu mezarlardan dehşet verici bir görüntü.



Bundan sonraki 3 yılda, Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında korkunç bir savaş yaşandı. Tarihin en kanlı savaşı olan bu çatışma, 30 milyondan fazla insanın yaşamına mal oldu. Ve bu savaşın her iki tarafı, yani Nazizm ve komünizm, insanlığa karşı korkunç suçlar işledi.
Sonuç olarak, savaşta çarpışan ideolojiler hiçbir ahlaki ve insani ilke tanımadan sırf kendi dünyevi çıkar ve beklentilerini gerçekleştirmeyi amaçlıyordu. Bu uğurda milyonlarca insanın katledilmesine de acımasızca göz yumuyorlardı. Böyle, hiçbir sınır tanımadan her türlü zulüm ve bozgunculuğu meşru görenlere yandaş ve destekçi olmak, onlara tabi olmak Kuran'da kesin olarak yasaklanmıştır:
Ve ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin. Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar. (Şuara Suresi, 151-152)



HARUN YAHYA
Son Düzenleyen GusinapsE; 13 Mayıs 2006 @ 01:02.
Rapor Et
Reklam
Eski 15 Mart 2006, 21:15

Nazi Vahşeti ve İdeolojisi

#2 (link)
GusinapsE
Ziyaretçi
GusinapsE - avatarı
NAZİ VAHŞETİ'NİN İDEOLOJİSİ

Geçtiğimiz yüzyılda yaşanan iki büyük dünya savaşı, insanlık için önemli dersler barındırmaktadır. Her iki trajedi de göstermektedir ki, savaş sadece ülkeler arasındaki çıkar çatışmalarının bir sonucu değildir. Çünkü çıkar çatışmaları, diplomasi yoluyla da çözülebilir. Savaşı başlatan asıl neden, buna karar veren insanların ideolojisidir. Savaşmayı, kan dökmeyi ve acı çektirmeyi insan doğasının bir parçası olarak gören bir ideoloji vardır ve vahşetin asıl kaynağı da budur.
Bu ideoloji, Sosyal Darwinizm'dir. Yani insanların tesadüfen ortaya çıkmış bir hayvan türü olduğu ve ancak çatışarak gelişecekleri yönündeki batıl inançtır. I. Dünya Savaşı, sosyal Darwinist fikirlerini açıkça ifade eden Avrupalı liderlerin eseridir. II. Dünya Savaşı'nın en büyük sorumluları da yine koyu birer, Sosyal Darwinisttir:

40b




Hitler, hem ırkçı ideolojisini hem de çatışmaya olan inancını Darwinizm'den almıştı. Kavgam adlı ünlü kitabının ismi, Darwin'in "yaşam kavgası" kavramından devşirmeydi.
Mussolini, gazetecilik yaptığı gençlik yıllarında Darwin için "19. yüzyılın en büyük düşürü" diyecek kadar koyu bir evrimciydi. Diktatörlüğü döneminde ise, aynı ideolojiyi korumuş ve savaşın sözde bir "evrim yasası" olduğunu savunmuştu.
Stalin, çocukluğunda rahiplik eğitimi almasına rağmen, Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabını okuyarak ateist olmuştu. Kanlı iktidarı boyunca da, Darwin'in ve hatta ondan bile daha ilkel bir evrimci olan Lamarck'ın teorilerini Rusya'ya empoze etti.
İnsanları evrim teorisi uyarınca hayvan sürüleri olarak gören bu diktatörler için, kan dökmek, doğal bir biyolojik işlemdi. Cinayetlerinin ardında, Sosyal Darwinizm'e olan inançları yatıyordu...
Sosyal Darwinizm yaşadığı sürece, insanlık huzur bulamayacaktır. Bu ideoloji bireyleri, toplumları, milletleri ve hatta medeniyetleri sürekli çatışmaya davet etmektedir. Sosyal Darwinizme göre, zaten insanların var olma amacı, budur.

24




Oysa gerçek çok farklıdır. İnsan çatışmak için değil, Allah'a kulluk etmek ve O'nun öğrettiği ahlaka göre yaşamak için vardır. Bu ahlak ise, sevgiyi, merhameti, bağışlamayı ve barışı gerektirir. İnsanlar bunu anladıklarında, dünyaya savaş ve göz yaşı değil, barış ve mutluluk egemen olacaktır. Bir Kuran ayetinde buyrulduğu gibi;
Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir." (Yunus Suresi, 25)
İman edenler, Kuran ahlakını yaşamada ve yaymada, dostluk, kardeşlik ve dayanışma içinde olmadıkları takdirde yeryüzünde fitne ve bozgunculuk eksik olmayacaktır. Bu önemli gerçek, bir Kuran ayetinde şöyle haber verilmektedir:
İnkâr edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz bunu yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk olur. (Enfal Suresi, 73)

HARUN YAHYA
Son Düzenleyen GusinapsE; 13 Mayıs 2006 @ 01:02.
Rapor Et
Eski 15 Mart 2006, 21:25

Nazi Vahşeti ve İdeolojisi

#3 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
Dünya üzerinde gerçekleşen pek çok bölgesel savaşın, iç savaşların ya da çatışmaların altında farklı ırklar arasında süregelen düşmanca duygular yatmaktadır. Birçok ülkede halen devam etmekte olan beyaz ırkın siyah ırka karşı saldırgan tutumunda, yakın tarih içinde çok sayıda insanın ölümüyle sonuçlanan Nazi kökenli Ari ırk fikrinde ya da Afrika'daki ülkelerde görülen kabile çatışmalarında karşımıza çıkan, işte bu "soy koruyuculuğu" yani "ırkçılık"tır. Bu anlayış içinde bir ırkın diğerinden fiziksel ya da zeka açısından üstün olduğu, üstün olanın diğerine saygı, sevgi, merhamet duymasının gereksiz olduğu, hatta ikisinin bir arada bulunmasının bile yanlış olacağı iddia edilir. Oysa bu, son derece çarpık ve vahşice bir yaklaşımdır. Çünkü bu anlayışa göre farklı halkların var olmalarına gerek yoktur ve tüm "farklı olanlar" ortadan kaldırılmalıdır. Böyle bir anlayışın ise tüm dünyayı sonu gelmez bir çatışmanın içine sürükleyeceği açıktır.
Kuran ahlakında ise farklı halkların ve kabilelerin yaratılmasının nedeni "insanların birbirleriyle tanışmaları" olarak bildirilir. Bu çeşitlilik Allah'ın yaratışındaki bir güzelliktir. Bir insanın daha uzun boylu, birinin kısa boylu olması, bir kişinin teninin beyaz diğerinin sarı ya da siyah renk olmasının hiçbir önemi yoktur. Bunlar Allah'ın takdir etmesiyle olmuştur ve her bir yaratılışta çok büyük güzellikler, hikmetler ve incelikler saklıdır. Bir kişinin farklı renkte ya da farklı fiziksel özelliklerde olması o kişiye ne bir üstünlük katar, ne de diğerlerinden aşağı bir konuma sokar. Kişiler arasındaki tek üstünlük Allah'a olan yakınlıktadır. Iman sahibi bir kişi tek üstünlüğün takva ile, yani Allah korkusu ve Allah'a imandaki üstünlükle, olduğunu çok iyi bilir. Allah Hucurat Suresi'nde bu gerçeği şu şekilde bildirir:
Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Ancak ırkçılığın geçmiş yıllarda olduğu gibi günümüzde de bu kadar şidetlenmesinin nedenleri arasında kendisine fikri bir temel bulması da sayılmalıdır. Bir vahşet olarak karşımıza çıkan ırkçı anlayışın sözde bir bilimsel dayanağı vardır. Bu sözde bilimsel dayanak, Darwin'in evrim teorisidir. Evrim teorisinin adını ilk kez duyanlar bunun sadece biyolojinin ilgi alanına girdiğini ve kendi yaşamları açısından bir önem taşımadığını düşünebilirler. Oysa gerçekte evrim teorisi, biyolojik bir kavram olmanın ötesinde, yaygın kitleleri etkisi altına almış ırkçılık gibi çarpık felsefelerin de altyapısını oluşturur.

Irkçılığın "Sözde" Bilimsel Dayanağı

Darwin, teorisini ilk ortaya attığı zaman dönemin bilim adamları arasında yaygın bir kabul görmemişti. Özellikle fosil bilimciler, onun bu iddiasının hayal ürününden başka bir şey olmadığının farkındaydılar. Ancak buna rağmen Darwin'in teorisi zaman içinde daha fazla destek buldu. Çünkü Darwin, bu teoriyle birlikte, 19. yüzyılın hakim güçlerine bulunmaz bir temel sağlamış oluyordu.

Evrim fikri, Darwin'in Türlerin Kökeni isimli kitabıyla yaygınlık kazanırken, Avrupalılar da diğer kıta ve medeniyetlere yayılmayı sürdürüyorlardı. Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere, Avrupalı devletler Güney Asya'nın önemli bir bölümünü, Afrika'nın neredeyse tümünü ve Latin Amerika'nın bir kısmını kolonileştirmekle uğraşıyorlardı. Kuzey Amerika'da ise kızılderili katliamı sürüyordu. Kısacası 19. yüzyılın ikinci yarısında, batılı nedeniyetler diğer medeniyetleri yağmalıyorlardı. Hiçbir hak sahibi olmadıkları bir ülkeyi zorla ele geçiriyorlar, sonra bu ülkedeki insanları baskı altına alıyorlar ve ülkenin kaynaklarına el koyuyorlardı. Ancak Batı, yaptıklarına meşruiyet sağlayacak bir açıklama bulmak zorunda hissediyordu kendini. İşte Darwinizm bu noktada emperyalistlere büyük bir fırsat sundu. Bu teoriyle birlikte sömürülen halkların "bir tür hayvan" oldukları düşüncesine "sözde" bilimsel bir dayanak göstermek mümkün hale gelmişti.

Darwin, teorisinin insan hakkındaki kısmını, 1871 yılında yayınlanan İnsanın Türeyişi adlı kitabında açıkladı. Bu kitapta, insanın maymunlarla ortak bir atadan geldiklerini öne sürüyordu. Ancak Darwin'in ilginç bir düşüncesi daha vardı. Ona göre bazı ırklar, diğer insanlara göre daha çok evrimleşmiş ve ilerlemişlerdi. Bazı ırklar ise, neredeyse hala maymunlarla aynı düzeydeydi. Darwin'in teorisinin ikinci bir önemli yönü daha vardı. Darwin, canlıların ve insanların gelişimini "yaşam mücadelesi" kavramına dayandırıyordu. Ona göre, doğada acımasız bir yaşam mücadelesi, daimi bir çatışma vardı. Güçlüler her zaman güçsüzleri alt ediyor ve gelişme de bu sayede mümkün oluyordu.

Darwin, bu yaşam mücadelesi kavramının insan ırkları arasında da geçerli olduğunu öne sürdü. Türlerin Kökeni kitabına koyduğu alt başlık bile, onun insanlığa ırkçı bir açıdan baktığını gösteriyordu: "Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon ve Yaşam Mücadelesinde Kayırılmış Irkların Korunması Yoluyla".

Darwin'e göre kayırılmış ırklar, Avrupalılardı. Kızılderililer, Afrikalılar ve diğer her türlü yerli halk ise evrim sürecinde geri kalmış ırkları oluşturuyorlardı. Bu çarpık anlayışa göre, insanların maymunları ya da diğer hayvanları ehlileştirmeleri ve kullanmaları nasıl meşruysa, bu geri ırkları ehlileştirmeleri, onları köle olarak kullanmaları, topraklarına el koymaları, hatta öldürmeleri de o kadar meşruydu. Darwin kitabında bu ırklarla ilgili şöyle söylüyordu:

Belki de yüzyıllar kadar sürmeyecek yakın bir gelecekte, medeni insan ırkları, vahşi ırkları yeryüzünden tamamen silecek ve onların yerine geçecek. Öte yandan insansı maymunlar da kuşkusuz elimine edilecekler. Böylece insan ile en yakın akrabaları arasındaki boşluk daha da genişleyecek.1

Bu ifadelerinden de anlaşıldığı gibi, Darwin tam bir ırkçıydı. Avrupalılar'ın, dünyanın diğer ırklarından üstün olduğunu ve onları zaman içinde köleleştirip yok edeceklerini düşünüyordu. Darwin'in ileri sürdüğü evrim kuramının toplumlara uygulanması ile gelişen bu teori, Sosyal Darwinizm olarak adlandırıldı ve hem emperyalizmin en büyük meşruiyet gerekçesi, hem de ırkçılığın en büyük dayanağı haline geldi. Sosyal Darwinizm'in en büyük popülarite kazandığı ülkelerden biri ise Almanya oldu.




Naziler ve Darwinizm

hitler2Neo-Naziler'in Darwin'in evrim teorisinden ilham almaları bir rastlantı değildir. Çünkü Darwinizm, en başından beri Nazi ideolojisinin ayrılmaz bir parçası olmuştur.

Nazizm, I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Almanya'da doğdu. Nazi Partisi'nin lideri, hırslı ve saldırgan bir kişiliğe sahip olan Adolf Hitler'di. Hitler'in dünya görüşünün temelini ise ırkçılık oluşturuyordu. Hitler Alman milletinin asli unsurunu oluşturan Ari ırkın, diğer tüm ırklardan üstün olduğuna ve onları yönetmesi gerektiğine inanmıştı. Ari ırkın yakında bin yıllık bir dünya imparatorluğu kuracağını hayal ediyordu. Hitler'in bu ırkçı teorilerine bulduğu bilimsel dayanak ise, Darwin'in evrim teorisiydi.

Hitler'in fikirlerine değer verdiği kişilerden biri, ırkçı Alman tarihçi Heinrich von Treitcshke idi. Treitcshke, Darwin'in evrim teorisinden şiddetle etkilenmiş ve ırkçı görüşlerini de Darwinizm'e dayandırmıştı. "Uluslar ancak Darwin'in yaşam kavgasına benzer şiddetli bir rekabetle gelişebilirler" diyordu. Treitcshke'nin diğer bir ifadesi ise onun diğer ırklara bakışını ifade ediyordu:

Sarı uluslar sanat yeteneklerinden ve siyasal özgürlük anlayışından yoksundurlar. Siyah ırkların görevleri ise beyazlara hizmet etmek ve sonsuza dek beyazların tiksintilerine hedef olmaktır… (çünkü) yamaklar olmaksızın hiçbir kültür var olamaz…2

Darwinizm'in ve Nazizm'in gelişmesinde büyük bir rolü olan, bu Sosyal Darwinizm'in faşist yorumu, Friedrich Nietzsche'nin Darwin'i benimsemesiyle ilk önemli adımlarından birini atmıştı. Nietzsche, insanların çoğunu "köle ahlakı"na sahip sefiller olarak görüyor, ancak aralarındaki az sayıda bir grubun "üstün-insan" olduğunu düşünüyordu. Aynı ayrım ırklar arasında da vardı; ırkların çoğu sefildi, ancak bir tanesi "üstün ırk"tı. Bu vasıfların oluşabilmesi için de sürekli bir savaş ve mücadelenin gerekliliğine inanıyordu. Savaşın zaruri olarak gerçekleşen bir kötülük olarak değil de, ırkların ya da milletlerin gelişmesini sağlayan bir iyilik olarak algılanması, Nietzsche'den sonra, her türlü ırkçılığın ve nasyonalizmin de temel inançlarından biri haline gelecekti. Nietzsche'nin aşağıdaki sözü de bu yaklaşımı çok açık ifade eder:

Vicdandan, merhametten, bağışlamadan, insanların bu dahili zalimlerinden kurtulunuz; güçsüzleri baskı altına alınız, cesetleri üzerinden yukarıya tırmanınız…3

Bu sözlerden de anlaşılmaktadır ki, dinsiz bir yapının oluşturduğu mantık bozuklukları sınır tanımamaktadır. Bu ifadelerde, Allah korkusu olmayan insanların zalimlikte, insaniyetsizlikte, bencillikte kısacası her türlü şeytani vasıfta ne kadar ileri gidebilecekleri görülmektedir. Hitler de teorilerini geliştirirken Darwin'in yaşam mücadelesi fikrinden ilham aldı. Ünlü kitabı Kavgam'ın adını, bu yaşam mücadelesi fikrinden esinlenerek belirlemişti. Hitler de, aynı Darwin gibi, Avrupalı olmayan ırkları maymunlarla aynı statüye koyuyor ve şöyle diyordu:

Kuzey Avrupa Almanlarını insanlık tarihinden çıkarın, geriye maymun dansından başka bir şey kalmaz. 4

Naziler'in evrimci görüşlerinin temelinde, "öjeni" kavramı yatıyordu. Öjeni, sakat ve hasta insanların ayıklanması ve sağlıklı bireylerin çoğaltılması yoluyla bir insan ırkının "ıslah edilmesi" anlamına geliyordu. Bu teoriyi ortaya atan kişiler de tahmin edilebileceği gibi Darwinistler'di: Charles Darwin'in oğlu Leornard Darwin ve kuzeni Francis Galton. Öjeniyi Almanya'da ilk benimseyen ve yayan kişi ise, ünlü evrimci biyolog Ernst Haeckel oldu. Haeckel, Darwin'in yakın bir dostuydu ve ona sürekli fikirler veriyordu. Bunlardan biri de sakat bebeklerin zaman geçirilmeden öldürülmesi, böylece evriminin hızlandırılmasıydı. Haeckel'in bir başka fikri cüzzamlıların, kanserlilerin ve akıl hastalarının acısız bir biçimde öldürülmeleri gerektiğiydi. Eğer bu insanlar öldürülmezlerse topluma yük olmaları kaçınılmazdı.

Hitler iktidara geldikten sonra Haeckel'in fikirlerini kendi resmi politikası haline getirdi. Akıl hastaları, sakatlar, doğuştan körler ve kalıtsal hastalıklara sahip olanlar, özel merkezlerde toplandılar. Bu çarpık anlayışa göre, Alman ırkının saflığını ve "sözde" evrimsel ilerleyişini bozan bu kişilere parazitler olarak bakılıyordu. Nitekim bir süre sonra toplumdan soyutlanan bu insanlar, Hitler'den gelen gizli bir talimatla öldürülmeye başlandı.

II. Dünya Savaşı'nı kaybeden Nazi imparatorluğu, ardında milyonlarca masum insanın kanını bırakarak tarihe karıştı. Ama Nazi ideolojisine zemin hazırlayan toplumsal Darwinizm düşüncesi, yaşamaya devam etti. Hitler'den sonraki yıllarda ise Darwin'in bir başka sözü Naziler arasında çok büyük önem kazandı. Neo-Naziler Türklere yönelik girişimlerinde onun bu sözünden güç aldılar. Darwin, W. Graham'a yazdığı 3 Temmuz 1881 tarihli mektubunda, Türklere yönelik ırkçı yaklaşımını şöyle ifade ediyordu:

"Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu gösterebilirim. Düşünün ki, bir kaç yüzyıl önce Avrupa Türkler tarafından istila edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük bir tehlikeyle karşı karşıya gelmişlerdi, şimdi ise bu çok kadar saçma bir düşüncedir. Avrupalı Irklar olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, bu tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından yokedileceğini görüyorum.5

İşte Darwin'in Türklere yönelik bu ifadesi, özellikle de son on yılda Avrupa'da güç kazanan ırkçı hareketlere sözde bir dayanak sağlıyordu. Buna göre "Türklere karşı yapılan her türlü saldırı evrimsel sürecin işlemesine bir yardım amacı taşıyordu ve medeni ırkların gelişmesine fayda sağlayacaktı".


Nazizim Avrupa'da hala çok güçlü

Son zamanlarda gazetelerde sık sık Neo-Nazilerin Avrupa'da güç kazandıkları, gövde gösterileri yaptıkları ve eylemlerde bulundukları ile ilgili haberler okuyoruz. Üstelik eylemleri yapan gruplar bu kez hem iktidardaki hükümetlerden, hem yakın oldukları partilerden, hem de kendi halklarından çok büyük destek görüyorlar. Örneğin sadece Almanya'da Neo-Nazi olarak adlandırılan gençlerin sayısı 60 bini geçmezken, bu gençleri sempati ile bakan Almanların sayısı 10 milyona yakın. Bugün Almanya'da yasal olarak kurulmuş beşten fazla Nazi yanlısı parti bulunuyor. Hollanda, İsveç ve Fransa gibi ülkelerde de ırkçı akımlar sürekli güç kazanıyor ve her ülkede yaşayan azınlıklar üzerinde (özellikle de Kuzey Afrika kökenli Müslümanlar ve Türkler) karanlık etkileri görülüyor.

neonazi2Bizim yakın tarihimiz de bu gibi üzücü saldırılarla, geride kalan gözü yaşlı ailerle dolu. Örneğin gerek Almanya'da, Hollanda'da, gerekse diğer Avrupa ülkelerinde çok yakın tarihlerde Türklere yönelik benzer girişimlerde bulunuldu. Özellikle de Almanya'da Türklere karşı çok şiddetli bir düşmanlık dalgası her geçen gün güç kazanıyor. Yakın zamanda gerçekleştirilen bu olaylardan birkaçını biraz daha detaylı olarak hatırlamakta yarar var. Alman neo-Nazileri Kasım 1992'de Türkler'i hedef seçerek Mölln şehrinde katliam yapmışlardı. Ardından Mayıs 1993'de Solingen katliamında beş Türk'ün neo-Naziler tarafindan yakılması üzerine, Mölln'deki sahneler Solingen'de tekrar yaşandı. Olayın Türk düşmanlığından kaynaklanan ırkçı bir saldırı olduğu açıktı. Hatta San Francisco Examiner gazetesinin 1 Nisan 1997 tarihli sayısında yayımlanan haberde: "Solingen'deki saldırı, Alman tarihinin Nazi döneminden bu yana en kanlı ırkçı saldırısıdır" deniliyordu. Yine aynı dönemlerde (1997) Heigerseelbach'da çıkarılan bir yangında ise bir Türk birinci kattaki evinin penceresinden atlamış ve yaralanmıştı. Polis, apartmanın arkasında çizilmiş halde Gamalı Haç bulunduğunu söyledi. Bu olaylarla eş zamanlı olarak Detmold'ta meydana gelen olayda yanlarında bıçak ve beyzbol sopaları bulunan ve "Türkler Dışarı" sloganı atan alkollü askerler iki Türk'e saldırmışlardı. Benzeri saldırıların ardından da olay yerinin yakınlarında Gamalı Haç çizimlerine rastlanıyordu.

Bundan başka Hollanda'nın Lahey kentinde Türkler'e yönelik bir saldırı daha gerçekleşti. Söz konusu saldırıda da bir Türk kadın ve beş çocuğu öldürüldü. Ardından Türkler tarafından düzenlenen yas yürüyüşünden sonra yürüyüşü düzenleyenlerin evlerine, üzerlerine Gamalı Haç çizilmiş imzasız tehdit mektupları geldi. Mektuplar "ölüm" tehditleri içeriyordu. Bunun yanısıra ölümle sonuçlanmayan, ancak maddi ve manevi büyük zararlara neden olan saldırılar dur durak bilmiyor. Camiler yağmalanıyor, evlerin ve okulların camları kırılıyor, kişilere yönelik tacizler gerçekleştiriliyor, gençler arası kavgalar ve yaralamalar bitmek bilmiyor. Ancak nedense bu insanlık dışı olaylara dur diyecek hiçkimse çıkmıyor. Hiçkimse köklü çözümler almak için girişimde bulunmuyor.




Saldırılar Almanya ve Hollanda ile sınırlı değil

Yakın tarihimiz dünyanın daha pek çok yerinde Türk soyuna mensup insanların maruz kaldığı bu tip insanlık dışı eylemlerle doludur. Örneğin 80'li yıllar ve öncesinde Bulgaristan Türkleri'nin uğradığı zulüm ve asimilasyon çalışmaları da bu konuya örnek verilebilir. Bulgaristan'daki soydaşlarımızın zorla isim ve soyadları değiştirilmeye çalışılmış, Türkçe konuşmaları yasaklanmıştır. Buradaki 2 milyon Türk'ün camilere ve mescitlere gitmeleri engellenmiş, ibadet hürriyetleri ellerinden alınmış, sünnet yasaklanmış, Türk okulları kapatılmış, üstelik bunlara karşı direnenler ölüme kadar varan cezalara çarptırılmışlardır. Ama tüm bunlara, bugün insan hakları savunucusu olarak geçinen ve her fırsatta Türkiye'yi eleştiren Batı dünyası sessiz kalmıştır. İşte bu ayrımcılığın sebebi Avrupa insanına geçmişten kalan ırkçı mirastır.

Öte yanda Sovyet Rusya zamanında da Rusya federasyonuna bağlı Türkler asimile edilmeye çalışılmıştır. Sovyetler bu amaçla Türkler'i dağınık bölgelere yerleştirmişler ve bağlantılarını tamamen kesecek formüller uygulamışlardır. Aynı şekilde Stalin döneminde Türkiye ile sınır bölgede yaşayan Ahıska Türkleri yerlerinden koparılarak Sibirya başta olmak üzere Sovyetler Birliği'nin çeşitli yerlerine dağıtılmışlardır. Yerlerine ise Hıristiyan Gürcüler yerleştirilmiştir. Rusya'nın Kafkasya politikası Türkiye sınırında Hıristiyan Gürcü ve Ermenilerden oluşan bir gayri müslim halk oluşturarak, Türkiye'nin Türk dünyası ile irtibatını kesmek olmuştur. Kafkasya dışından Ermeniler göçmen olarak getirilmiş, suni bir Ermeni devleti oluşturulmuştur. Azerbaycan ve Nahcivan arası Ermenilere verilerek bu iki bölgenin bağlantısı kesilmiştir. Ruslar Türkler'i eski kültürlerinden koparmak ve aralarındaki Türk birliğini bozmak için alfabelerini değiştirmiştir. Önce Arap alfabesi kullanan Türkler'i Latin alfabesi kullanmaya zorlamışlardır. Türkiye'nin de Latin alfabesine geçmesi üzerine herhangi bir kültür birliğini engellemek amacıyla SSCB'deki Türkler Kiril alfabesi kullanmaya zorlanmışlardır. Böylece Türkiye ve Türkler arasında tüm bağlar koparılmaya çalışılmıştır.




Günümüz Almanya'sı Hitler'in izinde

neonazi3Hitler, Mussolini gibi faşist liderlerin tarihin derinliklerine gömülmeleri, onların savundukları fikirlerin de yok olduğu anlamına gelmemektedir. Bugün onların düşüncelerini kendilerine örnek alan pekçok örgütlenme Avrupa ülkelerinde faaliyettedir. Özellikle de son yıllarda, Avrupa'nın birçok ülkesinde ırkçı ve faşist hareketler yeni bir uyanış içindeler. Bu hareketlerin en başında ise Almanya'daki Neo-Naziler ya da halk arasındaki kullanımıyla "dazlaklar" geliyor.

Neo-Nazilerin internet sayfalarında ise önemli bir isim ve bu kişiden yapılan önemli alıntılar dikkat çekiyor. Bu isim Charles Darwin. Çünkü Darwin'in düşünceleri, ırkçı Neo-Nazilerle çok büyük bir paralellik gösteriyor. Darwin'in yukarıda alıntı yaptığımız Türklere yönelik "aşağı ırk" yakıştırmaları ile Neo-Nazilerin ifadeleri arasında herhangi bir fark yok. Örneğin bir Neo-Nazi sitesinde Türkler için şu ifadelere yer veriyor:

"Mesela ben de bugün elimde olsa Türklerin büyük bölümünü gaz ocaklarında görmeyi isterim." 6

Neo-Nazilerin internet sayfalarında Türk düşmanlığının konu edildiği bölümlerde Darwin'in Türk Milleti hakkındaki tutarsız ve akıl dışı iddialarına bolca yer veriliyor. Böylece, aynı Hitler'in ve o dönemin ırkçılarının yaptıkları gibi, Türk düşmanlıklarına sözde bilimsel bir açıklama getiriyorlar.
Son Düzenleyen GusinapsE; 13 Mayıs 2006 @ 01:03.
Rapor Et
Eski 15 Mart 2006, 22:34

Nazi Vahşeti ve İdeolojisi

#4 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
adolfhitler6gf


Adolf Hitler (1889-1945)


20 Nisan 1889 yılında Branau kasabasında doğdu. İlk tahsilini doğduğu kasabada gördü. Orta tahsilini Viyana civarındaki Lintz şehrinin Realschule'sinde yaptı. On üç yaşında, ilk önceleri çok iyi bir memur olan, sonra memurluktan emekli olan ve çiftçilik yapan babasını, on altı yaşında her zaman ona destek veren annesini amansız bir hastalık yüzünden kaybetti. Hayatın bu acı darbeleri ve ailesinden ona kalan ihtiyacını karşılamayan yetim maaşı ona çabuk karar vermeyi öğretti.

Orta öğrenimini bitirince çok iyi çizim ve resim yaptığı için Viyana Güzel Sanatlar Akademisine gitmeye karar verdi kendisine olan güveni ona her şeyi hiç düşünmeden yaptırıyordu. Akademiden kendisinin yeterli olmadığını öğrenince yıkılmıştı. Yapayalnız ve iç güveniyle geldiği Viyana'da ne yapacağını bilmiyordu. O yıllarda hem amele olarak çalışıyor hem de mimarlık sınavlarına hazırlık nedeniyle kitaplar okuyordu. Viyana sanayi mektebine yazıldı ve bir mimarın, sonra da nakkaşın yanında çalıştı. 1912'de Viyana'dan Münih'e geldi.


1914 yılına doğru, Avusturya'nın Almanya ile birleşmesi gerektiğini düşünen otoriteler, böyle bir ittifakın ilerisini düşünemediler ve İtalya ile Rusya'nın ittifak oluşturup Avusturya'yı da Almanya karşıtı görüşlere sürükleyerek yanlarına çekmek istediler.

1914'de I. Dünya Savaşı çıkınca Hitler Bavyera'da Alman ordusuna gönüllü olarak girdi. 'Alman milletinin sonunun söz konusu olması ve hürriyete kavuşma düşüncesi için, dünyanın hiçbir zaman bu kadar şiddetlisini görmediği bir mücadele başlamıştı.'[1] Savaş sırasında kafasına takılan Marksizm, artık onun için 'son ve kesin hedefi Yahudi olmayan bütün devletleri yıkmaktan ibaret olan anlayışın dünyaya hakim olma anlayışı, tüm halkı zehirleyen hilekar toplantılara karşı hiç tereddüt etmeden acımasızca seslerini kesme zamanı geldiğini'[2] düşünüyordu.

Marksizm'e karşı bir mücadele düşünülebilirdi; fakat onun yerini alabilecek bir teorinin olmaması onu endişelendiriyordu. Buna karşı da hiçbir partinin faaliyetinin olmaması ve milli gururla yaşayan bir vatandaş olması, onun siyasi partilere girmesini engelliyordu. İşte kesin bir karar vererek kendisini, ilerde bu faaliyetlere iten neden de bir düşmandan daha etkileyici olan Marksizm için mücadele etmekti.

Savaş umulmadık bir yola girince her şey tersine döndü ve Sovyet İhtilalinin olması Münih'te durum tahammül edilemez haldeydi. Münih'in kurtarılmasından sonra 2. Piyade Alayı'ndaki ihtilalci ayaklanmalar hakkındaki komisyona katılmasıyla ilk siyasi faaliyeti başlamıştı. Alay'da askerler için vatani gurur ve mücadele için yapılan kurslarda alınan en önemli karar yeni bir partinin kurulmasıydı. Partinin fikirleri bu konudaydı ama Hitler ise 'her fikir, hatta en ideali bile kendini bir amaç halinde görürse, o tehlikeli bir hal demektir. Çünkü gerçekte o fikir amaca ulaşmak için ancak bir araçtır. Fakat ona ve bütün gerçek nasyonal-sosyalistlere göre tek bir yol vardır o da, millet ve vatandır.'[3] Alay'ın düzenlediği kurslarda verilen derslerin birinde 'Gottfried Feder'in sermaye faizinin oluşturduğu esaretin ret ve açıklamasıyla, burada Alman milletinin geleceği için bir gerçeğin söz konusu olduğunu anladı.'[4] Bundan sonra derslerdeki başarıları gittikçe arttı.

Komutanlarından aldığı bir emirle Gottfred Feder'in konuşma yapacağı 'Alman İşçi Partisi' derneğinin amacının ne olduğunu öğrenmek için görevlendirildi. Adolf Hitler partinin görüşlerini ilk başta tasvip etmedi; fakat Alman halkının geleceği ve Alman milliyetçiliğini göz önünde bulundurup ve o toplantıda ona verilen partinin broşürünü 'Siyasi Uyanışım' okuyunca, partiden gelen davet üzerine başka bir toplantıya katıldı. Daha sonra partinin izlediği politika hoşuna gidince Alman İşçi Partisi'nin üyesi olmaya karar vererek politikaya atıldı ve Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'ne girdi.

' Versailles anlaşmasını imzalanmasından sonra silahsız bırakılan ve hayatını sürdürmek zorunda olan Alman milleti, içerdeki düşman sürüleri yok edilmedikçe ve karakteri yaratılışı itibarıyla bozuk olan ve otuz altın karşılığında her şeye ve herkese ihanet edebilen Yahudi toplumu temizlenmedikçe, teknikle hiçbir hazırlanma önlemi alınamaz.'[5]

Yukarıda Hitler'inde belirttiği üzere partinin ilk hedefi bu politika üzerinde olmuş ve amaçlarının ırkçı bir devlet meydana getirmek olmadığını belirterek, Yahudi güç ve iradesini yok etmekten başka bir amaç olmadığını göstermiştir. 'Tarihin ortaya koyduğu bir gerçek vardır: En büyük zorluk, yeni bir ortam meydana getirmek değil, ona bu yeri serbest bulundurabilmektir.'[6]

Hitler, 1924'de Almanya'da yaşanan kötü gidişata dur demek için hükümeti devirme teşebbüslerinde bulundu fakat başarılı olamadı. Bunun üzerine 10 ay hapse mahkum edildi ve bu zaman içinde ' Kavgam' adlı hatıralarını yazdı.
1925 Şubat'ında hapisten çıktı ve kısa adı Nazi Partisi olan, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisinin yönetimini ele geçirdi. Parlamentoya 1928'de 12, 1930'da 107 milletvekiliyle geldi.


1933'te Hitler devlet başkanı Hindenburg tarafından başbakanlığa getirildi. Hindenburg'un
1934'te ölümü üzerine Hitler devlet başkanlığı ile başbakanlığı birleştirmenin Alman halkı ve milliyetçiliği için daha iyi olacağından devlet başkanlığı ile başbakanlığını birleştirerek Almanya'nın tek lideri oldu. Büyük bir mücadele sonucunda 1938'de Avusturya'yı, 1939'da Çekoslovakya'yı Almanya topraklarına dahil etti.

Adolf Hitler, İtalya ile Almanya arasında bir anlaşma yapılmasını sağlayarak 1939'un sonlarına doğru Polonya'ya saldırdı. Dünya devletleri için Hitler'in Polonya'ya saldırması, 2. Dünya Savaşını başlattı. Hitler komutasındaki Alman birlikleri, çok uzun ve zor şartlar altında bir sene zarfında birçok devleti işgal altına aldı. 1940 yılında işgal edilen bu devletler;
Danimarka, Norveç, Hollanda, Belçika ve son olarak Fransa oldu. Hitler, SSCB ile konsensüs yaptı fakat çok geçmeden Hitler'in Alman halkının geleceği ve milliyetçiliği için düşündüğü engelleri ortadan kaldırmak amacıyla, 1941'de yaptığı bu konsensüs anlaşmasını bozarak; Hitler SSCB'ye girmenin kaçınılmaz olduğunu düşündü. Hitler ve birliklerinin SSCB'ye girmesi, yaklaşık 27 yıl önce başlayan I. Dünya Savaşı'nın da etkisini sürdürmesiyle yeni bir savaş ortamı oluşturdu.

Aynı yıl ABD, Almanya'nın bu ilerlemesine karşılık Fransa ve
İngiltere'nin yanında savaşa girme kararı aldı 1943'te Hitler ve birlikleri hiç hesap etmedikleri hava koşulları nedeniyle Napolyon'da SSCB'ye yaptığı saldırıda hava koşullarını hesap etmemişti.) SSCB'de ve Kuzey Afrika'da gerilemeye başlayınca; Hitler savunmanın önemini daha iyi kavramış oldu. 1944'te generallerinden bazıları onu öldürmek istediler fakat başarısızlığa uğradılar.
1945 Nisanı sonunda, Almanya'nın yenilgisi kesinleşip Ruslar Berlin'de ilerlerken, son zamanda evlendiği Eva Braun ile (bazı yazarlar intihar ettiklerini söylüyorlar) beraber ortadan kayboldu.
Son Düzenleyen GusinapsE; 13 Mayıs 2006 @ 01:04.
Rapor Et
Eski 16 Mart 2006, 01:57

Nazi Vahşeti ve İdeolojisi

#5 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
AUSCHWITZ toplama kampı !

25el1
31gy
42ha
61sf
115lr1
10161qv
10212fy
10290gc
auschw020ek
auschwitz2uz
auschwitz099vl
auschwitz117mk
auschwitz25fq
auschwitz20bild20420kl20auschw
auschwitz20children7py
auschwitz8kq
Rapor Et
Eski 16 Mart 2006, 22:07

Nazi Vahşeti ve İdeolojisi

#6 (link)
GusinapsE
Ziyaretçi
GusinapsE - avatarı
NAZİLER, YAHUDİLERİN YANISIRA,


ARALARINDA ÇİNGENELERİN VE


POLONYALILARIN DA BULUNDUĞU

MİLYONLARCA MASUM İNSANI KATLETTİLER





Geçtiğimiz haftalarda, 2. Dünya savaşı sırasında Polonya’nın güneyindeki toplama kamplarında topluca öldürülen çingeneler için bir anma töreni düzenlendi. Çingene ırkını ortadan kaldırmayı hedefleyen Naziler, bu insanlık dışı hedeflerine ulaşmak için çok büyük katliamlar gerçekleştirdiler. Bu tören, Nazi vahşetinin Yahudilerle sınırlı kalmayıp farklı ırk ve dinlerden milyonlarca insanı da içerdiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Tarihçiler, II. Dünya Savaşı öncesinde ve savaş yıllarında yaklaşık 29 milyon sivil insanın Naziler tarafından (toplama kamplarında, gettolarda, askeri kıyımlarda, siyasi cinayetlerde) katledildiğini hesaplamaktadırlar.
Naziler hem Yahudilere, hem de Çingeneler, Polonyalılar ve Slavlar gibi etnik gruplara, akıl hastalarına, sakatlara ve Katolikler veya Yehova Şahitleri gibi dini cemaatler yönelik büyük bir soykırım yürütmüşlerdir. Bu yazıda, söz konusu gruplara karşı yürütülen, ancak çoğu zaman konusu bile edilmeyen "unutulan soykırım"ları inceleyeceğiz.


Çingene Soykırımı

Çingelere yönelik Nazi vahşeti, unutulan bir soykırımdır.
Nazilerin ırkçı ideolojisi, Çingeneleri de "yok edilmesi gereken aşağı ırklar" kategorisine dahil ediyordu. Nazilerin iktidara gelmesiyle birlikte, Almanya'da yaşayan Çingeneler üzerinde de baskı politikası başladı. Sanat yetenekleriyle ve özgün yaşam tarzlarıyla dünyanın pek çok ülkesinde kültürel bir renk olarak kabul edilen ve hoşgörülen Çingeneler, Nazi Almanyası'nda insanlık dışı bir nefretin hedefi oldular.

Alman Sağlık Bakanlığı'nın Irk Araştırmaları Bölümü'nden Eva Justin tarafından 1936 yılında hazırlanan bir doktora tezi, Çingeneleri "Alman ırkının saflığı için çok büyük bir tehlike" olarak tanımlıyordu. 14 Aralık 1937'de yayınlanan bir karar ise Çingeneleri "iflah olmaz suçlular" olarak tanımladı ve Alman toplumundan izole edilmelerini karara bağladı. 1938'in başından itibaren de, Çingeneler Nazi görevlileri tarafından yakalanıp toplama kamplarına gönderilmeye başladılar. Buchenwald kampında Çingeneler için özel bir bölüm oluşturuldu. Mauthausen, Gusen, Dautmergen, Natzweiler ve Flossenburg kamplarına gönderilen Çingenelerin de çoğu buralarda katledilecekti.
Bir yandan da Çingenelere yönelik zoraki bir kısırlaştırma programı uygulamaya kondu. Düsseldorf-Lierenfeld'teki bir hastanede yapılan ameliyatlarda, Çingene olmayan erkeklerle evlenen Çingene kadınlar zorla kısırlaştırıldı. Kısırlaştırma, hastanın üreme organlarının cerrahi müdahale ile kesilip alınması anlamına geliyordu ve korkunç acılar veren bir işlemdi. Bazı hastalar kısırlaştırma sırasında hayatlarını yitirdiler. Özellikle de hamile kadınlar üzerinde yapılan kısırlaştırma ameliyatlarının çoğunda hastalar öldü.

1938 yılında Nazi Almanyası'nın ikinci adamı olan SS Şefi Himmler "Çingene sorunu"na el koydu ve daha önceden Münich'te bulunan Çingene İşleri Merkezi'ni Berlin'e taşıttı. Bundan sonra Çingenelerin yok edilmesi de, aynı Yahudilerin yok edilmesi gibi, Nazi Almanyası'nın hedeflerinden biri haline gelecekti.
Çingenelerin ‘toplu imhası’ 1941 Sonbaharı'nda başladı. Bu dönemde Çingeneleri bulmak, öldürmek ya da toplama kamplarına göndermek için özel Einsatzgruppe timleri kuruldu. Almanya'dan on binlerce Çingene (kadın, yaşlı, çocuk ve bebek dahil) Polonya'ya ve oradan Belzec, Treblinka, Sobibor ve Majdanek toplama kamplarına gönderildiler. Hollanda, Fransa ve Belçika'dan yola çıkarılan 30 bine yakın Çingene de Auschwitz'e gönderildi. Bu insanların çok büyük bir bölümü Naziler tarafından öldürüldü. Auschwitz Müzesi Tarih Bölümü Müdürü Dr. Franciszek Piper'e göre, Auschwitz'in bir parçası olan Birkenau'ya "23 bin Çingene transfer edilmiş ve bunların 21 bini öldürülmüştü; Çingenelerin öldürülme oranı Yahudilerinki kadar yüksekti". Auschwitz kumandanı Rudolf Hess'in anılarında yazdığı gibi, öldürülen bu Çingenelerin arasında "çok sayıda çocuk, yaşı neredeyse yüze varan ihtiyarlar ve hamile kadınlar" vardı.

Çingeneler de aynı Yahudiler gibi Nazilerin toplu yok etme planının hedefi oldular. Yahudilere uygulanan tüm katliam araçları Çingenelere de uygulandı. Einsatzgruppe timleri, Çingeneleri de buldukları yerde öldürdüler. UNESCO yayınları arasında yer alan "Nazi Terörünün Çingene Kurbanları" başlıklı bir makalede, bu konuda şu bilgiler verilir:
Polonya'da ve Sovyetler Birliği topraklarında Çingeneler hem ölüm kamplarında hem de açık arazide katledilmişlerdir... Nazilerin geçtikleri her yerde Çingeneler tutuklanmış, sürülmüş ve öldürülmüştür. Yugoslavya'da Yahudilerin ve Çingenelerin idamları 1941 Ekimi'nde ormanlık alanlarda yürütülmüştür. Köylüler, idam yerlerine götürülmek için kamyonlara yüklenen çocukların ağlayışlarını ve çığlıklarını hala hatırlamaktadırlar.



Ne kadar Çingenenin Naziler tarafından öldürüldüğünü tespit etmek zordur. Yine de rakamlar bir fikir vermektedir. Tarihçi Raoul Hilberg'e göre soykırım öncesinde Almanya'da 34 bin Çingene vardır ve bunların çok büyük bölümü öldürülmüştür. Rusya, Ukrayna ve Kırım'daki katliamlardan sorumlu olan Einsatzgruppen raporlarına göre ise, bu ülkelerde yaklaşık 300 bin Çingene katledilmiştir. Yugoslav makamlarına göre, sadece Sırbistan sınırları içinde 28 bin Çingene öldürülmüştür. Polonya'daki kurbanlar içinse tahmin dahi yapılamamaktadır. Tarihçi Joseph Tenenbaum, toplamda en az 500 bin Çingenenin Naziler tarafından öldürüldüğünü bildirmektedir. Bazı tarihçiler ise, bu rakamın 1 milyona kadar çıkabileceği görüşündedir.


Bu büyük trajediye rağmen, Çingene soykırımı çoğu zaman görmezden gelinmektedir. Soykırımı anlatan kitaplarda, filmlerde, makalelerde Çingene soykırımı ya hiç belirtilmemekte veya önemsiz bir konu gibi geçmektedir. Oysa Çingenelere yapılan muamele ile Yahudilere yapılan muamele arasında fark yoktur. Her iki grup da 1936'daki Nuremberg kanunları tarafından Alman toplumundan dışlanmıştır. Nazilerin toplu imha kararı da yine her iki grubu birden hedef almıştır. Soykırım konusunda en yetkili Nazilerin arasında yer alan Adolf Eichmann, "Yahudi sorunu ile Çingene sorununun birlikte ve aynı anda çözülmesi gerektiğini" yazmıştır ki, bu her iki halkın da yok edilmesi anlamına gelmektedir. Gerek toplama kamplarında gerekse işgal altındaki bölgelerde, Çingeneler acımasızca katledilmiştir.


Polonyalılara Yönelik Soykırım

Nazilerin toplu yok etme politikasına en çok hedef olan uluslardan biri de Polonyalılardır. II. Dünya Savaşı boyunca Naziler toplam 6 milyon Polonya vatandaşını öldürmüşlerdir. Bunların 3 milyonu Yahudi, diğer 3 milyonu ise Katolik Polonyalılardır. Ancak Katolik Polonyalıların dramı, çoğu kez unutulmakta veya göz ardı edilmektedir.
Hitler'in Polonyalılara olan nefreti, hem onları "aşağı insanlar" (Untermenschen) olarak kabul etmesi hem de Almanların "yaşam alanını" (Lebensraum) işgal ettiklerini düşünmesinden kaynaklanıyordu. Bu nedenle ilk askeri saldırısını da Polonya'ya karşı başlattı. 22 Ağustos 1939 günü, Alman Orduları aniden Polonya'yı işgal etmeye başladılar ve zaten bu da II. Dünya Savaşı'nın başlangıcı oldu. Hitler işgalden birkaç gün önce komutanlarına şu emri vermişti: "Hiç acımaksızın, Polonya kökenli veya Lehçe konuşan tüm erkekleri, kadınları ve çocukları öldürün. Sadece bu şekilde ihtiyaç duyduğumuz yaşam alanını elde edebiliriz."

Nazi orduları Polonyayı birkaç haftada tamamen ele geçirdiler ve Hitler'in emri uyarınca sistemli bir soykırıma giriştiler. Tüm toprak sahipleri mallarından edildi ve karne uygulaması getirildi. Alman ırkına benzer özellikler taşıyan Polonyalı çocuklar ailelerinden zorla alındı ve asker olarak eğitilmek için Almanya'ya gönderildi. Buna karşın Polonya'nın entelektüel kesimine karşı tam bir katliam başladı. Yüzlerce cemaat lideri, belediye başkanı, bürokrat, rahip, öğretmen, hakim, senatör ve doktor halk önünde idam edildi. Diğer on binlerce eğitimli insan toplama kamplarına gönderildi ve buralarda yaşamını yitirdi. Savaş boyunca Polonya, doktorlarının %45'ini, avukatlarının %57'sini, öğretim üyelerinin %40'ını, teknisyen ve mühendislerinin %30'unu ve din adamları ile gazetecilerinin çok büyük bölümünü kaybetti.

Hitler bir yandan da Polonya kültürünü yok etmek istiyordu. Tüm ortaokullar ve kolejler kapatıldı. Lehçe yayın yapan tüm gazeteler kapatıldı. Kütüphaneler ve kitap dükkanları yakıldı. Polonya kültürüne ait tüm yazılı kaynaklar ve sanat eserleri tahrip edildi. En çok da Polonyalı din adamları hedef alındı. Kiliseler ve diğer dini kurumlar yakılıp-yıkıldı. Rahiplerin büyük bölümü tutuklanarak toplama kamplarına gönderildi. Cadde ve şehir isimleri bile değiştirildi; eski Lehçe isimlerin yerine yeni Almanca isimler verildi.
Sonuçta Naziler tam 6 milyon Polonya vatandaşını katlettiler. Bunların yarısını Yahudiler, diğer yarısını da Katolik Polonyalılar oluşturuyordu. Auschwitz ve diğer ölüm kamplarının ilk kurbanları, söz konusu Katolik Polonyalılardı.
Tarihçi Richard C. Lukas, "o kadar çok Polonyalı toplama kamplarına gönderilmiştir ki, neredeyse her Polonyalı ailenin bu kamplarda işkence görmüş veya öldürülmüş bir yakını vardır" diye yazmaktadır.

Polonyalı Katolikler dışında, Almanya'daki pek çok dindar Katolik, özellikle de rahipler Nazi soykırımına hedef olmuşlardır. Hıristiyanlıktan nefret eden ve Alman toplumunu Hıristiyanlık öncesi putperest kültüre döndürmek isteyen Naziler, Katoliklere baştan beri antipatiyle bakmışlar, iktidara geldikten sonra da pek çok din adamını toplama kamplarına göndermişlerdir. Dachau toplama kampında din adamları için özel bir bölüm oluşturulmuş ve buraya binlerce rahip gönderilmiştir. Bu insanların çok azı kurtulabilmiştir; bazıları vurulmuş, çoğu da hastalık veya açlıktan yavaş yavaş ölerek can vermiştir. Aynı şekilde Yehova Şahitleri de, Nazi Almanyası'na bağlılık yemini etmeyi inançlarına aykırı buldukları için, Almanya'da veya Almanya'nın işgali altındaki bölgelerde yakalanmış, toplama kamplarına gönderilmiş ve katledilmişlerdir.

Tüm Diğer Kurbanlar


Naziler birçok Yahudiyi insafsızca katlettikleri gibi, diğer pek çok etnik grubu da hedef almıştır. Bunun temelinde, Hitler'in "Lebensraumpolitik" adı verilen ırkçı teorisi yatar. Bu kavram, "yaşama alanı politikası" anlamına gelmektedir. Kastedilen "yaşama alanı", Alman nüfusu için gerekli olduğu düşünülen yeni topraklardır: Hitler Almanya'nın, Alman milletine yeterli bir toprak oluşturmadığını, Ari ırkın burada "sıkıştığını" ileri sürmüş ve Doğu ülkelerinin topraklarının ele geçirilmesi ve burada Almanlar için yeni bir "yaşama alanı" kurulması gerektiğini ileri sürmüştür. Söz konusu yaşama alanları için seçilen topraklar ise, Polonya, Ukrayna gibi Doğu ülkeleridir. Bu ülkelerin genelde Slav kökenli olan halkları, Almanlar için "yaşama alanı" açılması için imha edilecektir.

Nazi dokümanları, sadece Sovyetler Birliği sınırları içinde kalan "yaşam alanları"nın 75 milyon kişilik bir nüfusa sahip olduğunu ve Nazilerin bu nüfusu 30 milyona indirmeyi hedeflediklerini göstermektedir. Bu 30 milyon, "yaşam alanları"na yerleştirilecek olan Almanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere köle işçi olarak çalıştırılacaktır. Naziler, geriye kalan "fazla" 45 milyon insanı ise daha doğuya sürmeyi veya farklı imha yöntemleriyle öldürmeyi amaçlamışlardır.

Nazilerin işgal etikleri bölgelerde sivil halka karşı gerçekleştirdikleri katliamlar, bu planı uygulamaya koyduklarını göstermektedir. Bu katliamların bir gerekçesi, sivil halkın "partizanlara destek vermeleri"dir. (Partizanlar, işgal edilen ülkelerde Nazilere karşı kurulan direniş birlikleridir.) Herhangi bir köy veya kasaba nüfusunun tümü, partizanlara destek oldukları iddia edilerek topluca öldürülmüştür. Tarihçi H. Kuhnrich'in hesaplamasına göre, "anti-partizan savaşı sonucunda 5.900.225 kişi öldürülmüştür. Bunların 4.5 milyonu Ukraynalıdır.
1939 ve 1945 yılları arasında savaş haricinde öldürülen Polonyalıların sayısı 6 milyonu aşmaktadır. (Bunların 3 milyonu Yahudi, 200 bini Çingene, kalanı Polonyalı Hıristiyan Slavlardır.)

Polonyalı entelektüellerin neredeyse tümü katledilmiştir. Yugoslavya'da öldürülen sivil sayısı 1.2 milyon civarındadır ki, bu da ülke nüfusunun %9'unu oluşturmaktadır. (Savaş sırasında öldürülen 300 bine yakın Yugoslav asker veya milis bu rakamın dışındadır.)
Sovyetler Birliği en ağır kayıpları vermiştir. 10 Mayıs 1943'e dek Naziler toplam 5 miyon 400 bin Sovyet askerini tutuklamışlardır ve bunların 3.5 milyonu açlıktan, soğuktan donarak, vurularak, asılarak veya toplama kamplarında imha edilerek yaşamlarını yitirmiştir. Almanlar 1944'te Sovyet topraklarından tamamen çekildiklerinde, Ukrayna'nın daha önceden 42 milyon olan nüfusu 27.4 milyona inmiştir ki, bu da 14.6 milyonluk bir fark anlamına gelir. Bu rakam, göçler ve savaş sırasında tutsak alınıp sonradan hayatta kalanlar çıkarılırsa, yaklaşık 7 milyon ölü anlamına gelmektedir. Toplamda Sovyetler Birliği sınırları içinde yaşayan 11 milyon insanın Nazilerin toplu imha ve soykırım politikasının kurbanı olduğu hesaplanmıştır.




Sonuç

Sözünü ettiğimiz tüm bu katliamlar hesaplandığında ise, Nazilerin sivil insanlara yönelik katliamları sonucunda, toplam 26 milyon insanın hayatını yitirdiği ortaya çıkmaktadır. Bu 26 milyonun 6 milyonu Yahudi, 750 bin kadarı Çingene, kalan kısmı ise Polonya, Ukrayna, Rusya, Yugoslavya gibi ülkelerde yaşayan Slavlardır. II. Dünya Savaşı'ndaki tüm can kayıplarının toplamı ise, 55 milyon gibi akıl almaz bir rakama ulaşmaktadır. (Bu rakam sivil ve asker tüm kayıpları içermektedir.)
Tüm bu bilgiler Nazi vahşetinin boyutlarını gözler önüne sermekte ve bu tehlikeye karşı her zaman çok dikkatli olunması gerektiğini bizlere hatırlatmaktadır. Özetlemek gerekirse:

• Nazi Almanyası tarihin gördüğü en zalim ve acımasız rejimlerden biridir. Bu rejimi ortaya çıkaran ırkçı ve faşist ideolojinin bir kez daha hortlamaması, insanlığa tekrar felaketler getirmemesi için dünya çapında büyük bir fikri mücadele yürütülmelidir.

• Yahudiler, Nazi vahşetinden en çok payını alan gruptur. Naziler 5.5 milyon masum Yahudiyi kadın-çocuk ayrımı gözetmeksizin alçakça katletmişlerdir. Benzeri bir trajedinin asla yaşanmaması için yine tüm dünya çapında bir iş birliği yürütülmeli, Yahudi düşmanlığı yapan gruplara karşı ortak bir kültürel kampanya yürütülmeli, faşizmin insanlığa yıkım getiren büyük bir bela olduğu anlatılmalıdır.

• Nazi vahşetinin diğer kurbanları asla unutulmamalıdır. Naziler Çingeneler, dindar Katolikler, Polonyalılar, Slavlar gibi pek çok farklı inanç ve milletten insanı yok etmeye çalışmışlardır. Ayrıca akıl hastaları ve sakatlar da sapkın Nazi ideolojisinin önemli hedefi olmuşlardır.
Unutmamak gerekir ki, Allah ırkçılığı kesin olarak yasaklar. Allah her insanı farklı renklerde ve farklı diller ile yaratmıştır. Bu, Allah'ın yaratışındaki sanat ve çeşitliliğin bir göstergesidir:

Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, alimler için gerçekten ayetler vardır. (Rum Suresi, 22)
Allah katındaki tek üstünlük ise insanın takvası, yani nefsini her türlü günah ve isyandan, bozulma ve sapmalardan koruması, bundan kaynaklanan üstün ahlakıdır. Hiçbir insanın hiçbir insan üzerinde, takva dışında herhangi bir özelliğinden dolayı üstünlüğü olamaz. Allah bunu bir ayetinde şöyle bildirir:

Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)


hikaye1001729jq

Son Düzenleyen GusinapsE; 13 Mayıs 2006 @ 01:06.
Rapor Et
Eski 9 Nisan 2006, 18:13

Nazi Vahşeti ve İdeolojisi

#7 (link)
GusinapsE
Ziyaretçi
GusinapsE - avatarı
Nasyonal Sosyalizm

Göryorsun dahi Nazi Nasyonal sosyalizm ya da Nazizm, Almanya'da Hitler tarafından kurulan ve temelde ırkçılık, sosyalizm, milliyetçilik, halk ve üstün lider fikirlerine dayanan faşist görüş ve yönetim sistemidir.
Nasyonal sosyalizm doktrininin ilanı 1898'in Mayıs ayında, ilk teorisyeni Maurice Barrès tarafından yapıldı. Fransız Barrès, sosyalist bir nasyonalizm fikrini, yabancı egemen Almanya'ya karşı, seçmenleri kazanmak üzere yaydı ve sosyalizmin "liberal bir zehir", ancak, nasyonal sosyalizmin, kollektif nasyonalizmin gerçekleştirmenin aracı olduğunu açıklamıştı. Barrès'e göre, işçiler kendi uluslarından işverenlere karşı değil, yabancı işverene, yani Yahudi sermayesine karşı mücadele etmeliydi.


180px-NaziLogomagnify-clip
Nasyonel Sosyalist Partinin amblemi olan Gamalı haç


280px-Hitler01magnify-clip
Adolf Hitler ve Heinrich Himmler bir askeri geçit denetliyor.


Nazi kelimesi, Nasyonal SosyalistAlmanİşçi Partisinin ideolojisini benimseyen kişi yada kurumlara verilen genel adı temsil eder. Nazi Partisinin Almanca adı, NSDAP Nationalsozialistische Deutsche Arbeiterpartei 'dı.
Nazi kelimesi,köken olarak National ve Socialism kelimelerinden meydana gelmekteydi.( Almanca: Nationalsozialismus )

Partinin ideolojisi ayrımcı, ırkçı ve katı bir çalışma disiplinine dayanıyordu.Almanya 'yı 1933 ve 1945 yılları arasında bu ideoloji ile yönettiler.Üstün olduğunu ileri sürdükleri beyaz Alman ırkının tüm dünyaya hakim olması için saldırgan ve yayılmacı bir politika izlediler.

Nazilerin içinde en çok ünlenen Nasyonal Sosyalist Partinin başkanı ve 3.Reich'ın faşist diktatörü Adolf Hitler ' dir.İronik bir biçimde, Aryan olarak tanımladığı beyaz İskandinav ırka ait Antropometrik ölçütlere kendisi de uymuyordu.
Nasyonal Sosyalist Partiye bağlılıkları ile bilinen özel bir askeri birlik olan SS (Schutzstaffel ) birliği, farklı ırklara mensup oldukları ve bozuk gen taşıdıkları gerekçesi ile yüzbinlerce insanın ölümüne neden oldular.Müttefikler tarafından yenilgiye uğratıldıkları 1945 yılına kadar iktidarda kaldılar.
Son Düzenleyen GusinapsE; 13 Mayıs 2006 @ 01:07.
Rapor Et
Eski 10 Nisan 2006, 19:58

Nazi Vahşeti ve İdeolojisi

#8 (link)
GusinapsE
Ziyaretçi
GusinapsE - avatarı
Nasyonal Sosyalizm'im Partisi Kurucuları ve Görevlileri
Adolf Hitler

210px-AdolfHitlermagnify-clip
Adolf Hitler


Adolf Hitler, 20 Nisan1889 yılında Yukarı Avusturya'nın Braunau kasabasında doğdu. İlk tahsilini doğduğu kasabada gördü. Orta tahsilini Linz şehrinin realschulesinde yaptı. On üç yaşında babasını, on altı yaşında annesini kaybetti. Orta öğrenimini bitirince ressam olma ümidiyle Viyana Güzel Sanatlar Akademisi sınavına girdi ancak başarısız oldu. Alman Tarih derslerinde Akademideki Profesörlerin Yahudi olduğu, ve Yahudilere Karşi ilk kinin burada oluştuğu anlatılır. Bir başka resmi tez ise Hitlerin annesinin ölüm anında gelen doktor bir yahudiydi. Adolf Hitler annesinin ölümünü kabullenemeyip, bu yahudi doktoru sorumlu tuttu. 1912'de Viyana'dan Münih'e geldi. 1914'de I. Dünya Savaşı çıkınca Hitler, Bavyera ordusuna gönüllü olarak girdi. Alman mağlubiyetinden sonra Hitler, arkadaşı mühendis Feder ve altı kişi tarafından kurulmuş olan Alman İşçi Partisi isimli gizli bir fırkaya katıldı ve kısa sürede bu fırkanın reisi oldu. Fırkanın adını NSDAP (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiter Partei/ Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi) olarak değiştirdi ve nüfuzunu arttırdı. Taraftarlarına argoda "Nazi" isim verildi. Kendisine de, taraftarları, rehber anlamına gelen "Führer" lakabını verdiler. Parti 25 maddelik bir program hazırladı. Bu programın ilk maddesi Almanya'yı Versay'ın zilletinden kurtarmak idi. Alman vatandaşlığının yalnız Alman kanını taşıyanlara hasredilmesin lazım geleceği programın esaslı maddelerindendi. Aynı zamanda büyük sermayeyi devleştirmek de yine programın esaslarından birini teşkil eder. Völkischer Beobachter adlı Gazeteyi yandaşları çıkarıyordu. Josef Goebbels bu Gazetenin tamamen partibülteni halini almasını sağladı. Gazetede fırkasının fikirlerini açıklayan makaleler yayınladı.
210px-Hitlermagnify-clip



1924'de Münih'ten hükümeti devirmek için teşebbüslerde bulundu fakat başarılı olamadı. Bunun üzerine 10 ay hapse mahkum edildi ve bu zaman içinde "Mein Kampf" (Mücadelem) isimli bir kitapta fikirlerini yazdı. Aynı zamanda fırkanın yeni teşebbüslerini hazırladı. 1924 ve 1929 yıllar arasında partisi başarısız kaldı. Ancak Dünya Ekonomik Krizinden beri daha fazla oy kazanabildi. 1930 seçimlerinde yüzde 18 oylar ile SPD'den sonra ikinci büyük parti oldu. Hitlerin oyları Katoliklerden daha fazla Protestanlardan, şehirlerden daha fazla kırsal bölgeler ve kasabalardan, işçilerden daha fazla orta ve üst kesimden geldi.
Seçimle işbaşına gelen Adolf Hitler kısa zamanda anayasa değişikliği hakkını elde etti. Hemen ardından diğer Partileri yasakladı. Almanya'da aşırı çoğalan işsizliği savaş hazırlığı için kullanarak, iş sahası açtı. Ülke genelinde otobanlar inşa ettirdi. Batı Avrupa ülkelerini ve Rusya'yı karşısına aldı. Bu cephe genişliği II. Dünya Savaşı'nın sonucunu belirleyen en önemli etken oldu. Savaş sonucunda Almanya'nın yenilgisini gören Adolf Hitler Ümitsizliğin iyice artması üzerine 30 Nisan 1945'te Berlin'de ağzına bir tabanca sıkarak intihar etmiştir. Böylelikle Almanya'da Nazi İktidarı sona ermiştir.
Hitler ölmeden önce ikili vasiyetnamesini yazdırmıştır: Siyasi ve Özel Vasiyetname.. Hitler'in siyasi vasiyetnamesi bir hınç çığlığıdır. Ona göre; Almanya bütün milletlere bir zehir gibi tehlikeli olan Yahudileri ve Bolşevizm'i kovalamaktan asla vazgeçmemelidir! Almanya'nın geleceğini tartışmasız bu olgu belirleyecektir. Hitler, savaşa girmekte haklı olduğunu savunuyor ve yenilgiden korkak yalancı generalleri sorumlu tutuyordu. Özel Vasiyetinde ise, tüm hayatı boyunca topladığı sanat eserleriyle doğduğu şehir olan Linz'de bir müze kurulmasını istiyor. Tüm şahsi mallarını partiye eğer parti kalmamışsa devlete bıraktığını söylüyordu.


Joseph Goebbels

180px-Joseph_Goebbels_delivers_a_speech_


Goebbels, Berlin, 10 Mayıs 1933


Paul Joseph Goebbels (29 Ekim1897 Rheydt'te doğdu (Mönchengladbach); 1 Mayıs1945 intihar ederek Berlin'de öldü; Nazi dönemi Alman siyaset adamı.
Orta halli bir ailenin çocuğu idi. Koyu bir Katolik eğitim gördü. 1921'de 24 yaşındayken Heidelberg Üniversitesinde Felsefe doktoru oldu. Bonn, Freiburg, Würzburg, Köln, Frankfurt ve Berlin Üniversitelerinde felsefe, tarih, edebiyat ve sanat üzerine çalışmalar yaptı. Latince ve Yunanca öğrendi. 1922'de Nasyonal Sosyalist Partiye üye oldu. 1924'te NS Briefe (Nazi Mektupları) adlı on beş günlük bültenin başyazarı oldu. 1926'da Hitler tarafından Münih'e çağrılıp Berlin'e Gauleiter (eyalet yöneticisi) olarak tayin edildi.
Goebbels, 1928'de Nasyonal Sosyalist Partinin propaganda yöneticiliğine, 1933'te de propaganda bakanlığına getirildi. Ölünceye kadar kaldığı bu görevi boyunca Hitler'e tam anlamıyla bağlı kalarak, propagandayı özellikle basına ve radyoya dayalı gerçek bir etkileme tekniği durumuna getirdi. 1944'te Hitler tarafından Topyekün Savaş İstihdam Genel Yetkilisi olarak tayin edildi. II.Dünya Savaşı sonunda yenilginin kesinleşmesi üzerine, altı küçük kızı ve karısı ile birlikte zehir içerek intihar etti.


Heinrich Himmler


175px-HeinrichHimmlerColorPortraitmagnify-clip
Heinrich Himmler


Heinrich Himmler, (1900 - 1945), Nazi Almanya'sında SS lideri.
Heinrich Himmler, 7 Ekim1900'de Münih'te doğdu. Ziraat eğitimi aldı. 1923'teki Hitler Putsch'da (Hitler'in Darbe girişimi) yer aldı. 1925'te Nazilerin güvenlik teşkilatı SS'e (Schutzstaffel) katıldı. 1929'da ise SS'in başına getirilmişti. 1933'te Nazilerin zaferiyle, Alman polisinin SS kontrolüne geçmesini sağladı. Daha sonraları sıkı bir güvenlik ağı oluşturarak Nazi karşıtı birçok grubu ve kişileri yok etti, Aryan ırkından olmayan azınlıkların imhasını yönetti. İkinci Dünya Savaşı sonunda, Almanya düştüğünde polis kılığına girerek kaçmaya çalıştı, fakat İngilizlerce yakalandı. 23 Mayıs1945'te intihar ederek öldü.

Rudolf Hess

Rudolf Hess (1894-1987), Hitler'in yardımcılarından 1933-1941.
26 Nisan 1894 doğumlu Rudolf Hess, 1922 yılında Nazi Partisine katıldı. 1923'deki darbe girişiminde (Hitler Putsch) yer aldı ve hapse girdi. Hitler'in ünlü eseri Mein Kampf`ın (Kavgam) yazılımında, Hitler'in dikte ettiklerini kaleme alan oydu. Hitler'in etrafında oluşan külte çok büyük katkısı oldu. Nazi Partisi içinde bir çok önemli işe imza attı. 1941 yılının 10 Mayıs'ında, gizlice İskoçya'ya uçtu. Amacı İngilizlerle bir tür barış imzalamaktı. Daha sonraları, savaş sona erdiğinde, Nuremberg Mahkemelerine çıkarılan isimler arasındaydı. Ömürboyu hapse çarptırıldı. 17 Ağustos 1987'de intihar ederek öldü


Reinhard Heydrich
Heydrich
Reinhard Heydrich


Reinhard Heydrich (7 Mart1904 - 4 Haziran1942)
Tam adı Reinhard Tristan Eugen Heydrich'tir. Asayiş Polisi ve Güvenlik Teşkilatı (SD) ile Rayş`ın Güvenlik Başdairesi (RSHA) Başkanı.
Rayş himayesindeki Bohemya ve Moravya İlleri Genel Vali Vekili
Heydrich, 1938`den itibaren, Yahudilerin Avrupa`dan sürülmeleri ve katledilmelerinde büyük rol oynamış, anahtar figürlerden birisidir. Güvenlik Teşkilatı (SD), Avusturya`nın ilhakından bu yana nüfusun zorunlu göç ettirilmesi uygulamalarının örgütlenmesinde iyice sivrilmişti. 1938 Kasım pogromunun ardından Heydrich, 26 bin Yahudi`nin Almanya`daki toplama kamplarında enterne edilmelerinden sorumludur. 1 Eylül1939`da savaşın başlamasıyla beraber Yahudilerin gettolara yerleştirilmelerini ve Polonya`daki bütün Yahudi cemaatlerinin ihtiyar heyetleri oluşturmalarını emretmiştir.
Almanya`nın Sovyetler Birliği seferinde, emrindeki işgal kuvvetlerine yetişkin yaştaki komünistlerin ve Yahudilerin katledilmeleri talimatını vermiştir. Heydrich`in bu talimatları doğrultusunda işgal kuvvetleri, Sovyet bölgesinde yaşamakta olan bütün Yahudileri sistemli ve toplu olarak katletmeye başlamıştı. Heydrich, 31 Temmuz1941`de Göring`den aldığı vekâlet uyarınca "Yahudi sorununa nihai bir çözüm" getirmek amacıyla 11 milyon Avrupalı Yahudi`nin katliamını planlamaktaydı.
Heydrich, konservatuar müdürü ve besteci bir babanın oğlu olarak Halle a.d. Saale`de doğdu. Katolik Lisesi mezunu. 1920`da Freikorps`a (Gönüllü Kıta), 1922`de Rayş Deniz Kuvvetleri`ne katıldı. 1931`de deniz üstteğmen iken, bulunduğu bir evlenme vaadini yerine getirmemekten dolayı ordudan ihraç edildi. 1931`de NSDAP ve SS`e girdi. Temmuz 1932`de, Himmler tarafından Güvenlik Teşkilatı`nı (SD) kurmak ve başkanlığını yapmakla görevlendirildi. 1933`de Bavyera Siyasi Polis Amiri, 1934`de Berlin`de Gizli Devlet Polis Kurumu (Gestapo) Başkanı, Haziran 1936 `da Asayiş Polisi ve Eylül 1939`da Rayş`ın Güvenlik Başdairesi (RSHA) Başkanı oldu. Çek direniş örgütü militanları tarafından 27 Mayıs1942`de, İngilizlerce eğitilmiş özel bir Çekoslovak suikast timinin saldırısına uğradı. Saldırı anında Heydrich'in aracına ateş etmesi gereken gurubun liderinin Sten marka silahı tutukluk yaptı. O sırada arabayı sürmekte olan Klein suikastçının yalnız olduğunu düşünerek aracı durdurdu ve suikastçıya ateş açtı. Bu sırada tim üyelerinden Kubis'in attığı anti-tank bombası Heydrich'in kötü şekilde yaralanmasına neden oldu. Daha sonra 4 Haziran sabahı saat 4:30 da 38 yaşında acılarına dayanamayarak öldü.


Hjalmar Schacht

200px-Hjalmar-Horace-Greeley-Schachtmagnify-clip
Horace Greeley Hjalmar Schacht


Horace Greeley Hjalmar Schacht 22 Ocak1877Tinglev'de doğdu, 3 Haziran1970Münich'de öldü, Alman Bankacı.
Babası toptancı bir tüccardı. Öğreniminin bir kısmını babasıyla birlikte gittiği ABD'de yaptı. Schacht, yüksek öğrenimini politik ve ekonomik dallarda yapmış, sonra banka istatistikleri üzerine çalışmıştır.
1903 senesinde işe girdiği Dresdner Bankın 1915 senesinde genel müdürü oldu. Birinci Dünya Savaşı esnasında Alman işgali altındaki Belçika'da mali müşavirlik yaptı. Burada bir devletin maliyesinin nasıl düzene sokulacağı hususunda tecrübesi arttı. Savaştan sonra Reichsbank yönetim kurulu başkanı oldu. Almanya'nın savaş tazminatlarının indirilmesinde, çok büyük rolü oldu. Ayrıca Almanya'ya Dawes ve Young planları ile iktisadi yatırımların arttırılmasında çalışmalar yaptı.
Hitler Almanyasında da, Reichsbank müdürlüğü yaptı. Bankanın bütün parasını Hitlerin emrine vermişti. Hitler, Schacht'ı İktisat Bakanlığına getirdi. Almanya'daki yabancı sermayeye el koyarak ticaret dengesi kurdu. Kısa vadeli bonolar, senetler çıkarmak suretiyle ekonomiye canlılık getirdi. Schacht, bu başarılı çalışmaları ile Sihirbaz maliyeci ismini aldı. Enflasyon konusunda Hitler'le çelişkiye düşünce aktif görevden çekildi. Rejime muhalefetten 1944 senesinde tutuklandı. İkinci Dünya Savaşından sonra, Almanya'nın silahlanmasına hizmet etmiş olmak iddiasıyla Nürnberg Savaş Suçluları Mahkemesinde yargılandı ve beraat etti.
Schacht daha sonra Brezilya, Etiyopya, Libya, Suriye, Endonezya, İran ve Mısır hükümetlerinde maliye müşaviri olarak çalıştıktan sonra, 1970 senesinde Münich'de öldü.


Rapor Et
Eski 12 Nisan 2006, 01:22

Nazi Vahşeti ve İdeolojisi

#9 (link)
GusinapsE
Ziyaretçi
GusinapsE - avatarı
Sachsenhausen toplama kampı

200px-Camp_ArbeitMachtFreimagnify-clip
Arbeit Macht Freigate


Sachsenhausen, başkent Berlin'e yaklaşık 35 km uzaklıktaki Oranienburg bölgesinde 1936-1950 yılları arasında faaliyet göstermiş bir Nazi toplama kampıdır.
Nazi toplama kamplarının idari merkezi olma özelliği taşıyan ve aynı zamanda SS eğitim merkezi olan kamp, 1936 yılında kurulmuştur. Geniş bir alana yayılmış olan kampta, halen ziyaretçilere kapalı tutulan "industrial centre" bölümündeki gaz odasının yanısıra, çeşitli ameliyatların yapıldığı bir patoloji laboratuvarı bulunmaktadır.
200px-Sachsenhausen2magnify-clip
Tutuklular, 19 Aralık 1938


Sachsenhausen toplama kampının ön kapısında "Arbeit Macht Frei" (Çalışma özgürlük getirir) ibaresi yer almaktadır. 22 Nisan1945 tarihinde Sovyet kızıl ordusunun 47. tugayı tarafından özgürlüğe kavuşturulan kampta toplam 200,000'den fazla insan tutsak edilmiş, bunlardan 100,000'i hastalık, yetersiz beslenme, tifo, sarılık ve kışın dondurucu ayazı karşısında hayatını kaybetmiştir. Yukarıda belirtilen nedenler haricinde, birçok insan, tıbbi alandaki deneysel amaçlarla acımasızca öldürülmüşlerdir.

Nazi kayıtlarına göre Sachsenhausen kampında 2,000'den fazla kadın esir yaşamıştır. Bu kadın esirler yine kendileri gibi kadın olan ve "Aufseherin" adı verilen kadın gardiyanlar tarafından kontrol altında tutulmuşlardır. Nazi belgelerine göre kampta her on esir için bir SS subayı görev yapmıştır.
Birçok Nazi toplama kampında olduğu üzere kamptaki hayat, inanılmaz derecede insanlık dışı bir yaşamı sergiler; kamp girişindeki komuta merkezinin önündeki içtima alanındaki ateşli silahlarla ve asarak idamlar diğer esirler için bir "ders" niteliğindedir.

1936 yılında Nazi yönetiminin 1936 olimpiyatlarına ev sahipliği yaptığı dönemde Esterwegen toplama kampından getirilen 50 esir işçi tarafından Almanya’nın ilk toplama kampı olarak inşa edilen ve daha sonraki yıllarda inşa edilen diğer toplama kampları için örnek oluşturan Sachsenhausen kampı, Hitler tarafından “tamamen modern” olarak tanımlanmıştır. İnşaatın sona ermesini müteakip, homoseksüeller, sendika üyeleri ve belli dini grup mensupları kampın ilk esirleri olmuştur. 1938 yılı Kasım ayındaki “kırık cam gecesi”nin (Crystal Night) hemen ardından da binlerce Yahudi kampta tutsak edilmiştir. İkinci dünya savaşının patlak vermesinin hemen öncesinde, 1939 yılının Eylül ayı ortalarında, Alman polisi, Berlin belediye sınırlarında yaşayan ve çoğunluğu Polonya vatandaşı ve haymatloz olan 900 Yahudiyi tutuklayarak Sacsenhausen’a getirmişlerdir. Bu insanların çoğu, açlık, bitkinlik, kötü muamele ve tedavi edilmemeleri nedeniyle hayatlarını kaybetmişlerdir. 1940 yılına gelindiğinde, Alman işgali altındaki Polonya topraklarındaki eğitimli elit tabakayı eritmek amacıyla, çoğu öğretmen, doktor, papaz, kamu görevlisi ve Alman işgaline muhalefet eden lider konumundaki diğer Polonyalılar Sacsenhausen kampına getirilmişlerdir.

4 Nisan 1941 tarihinde, Eichberg Akıl Hastalıkları Hastanesi başhekimi olan Friedrich Mennecke isimli SS doktoru, “14f13” kod adıyla tarihe geçen ve Sachsenhausen kampındaki fiziksel/zihinsel özürlü ve güçsüzlere ötenezya uygulanması için aday tespiti yapmıştır. Haziran 1941’e gelindiğinde, seçilen ötenezya adayları SS subayları tarafından sistematik ölümlerin gerçekleştirildiği “Sonnenstein ötenezya merkezi”ne nakledilmiştir. Hasta ve güçsüz olan bu insanların hayatları Alman doktorları tarafından buradaki gaz odalarında sona erdirilmiştir.

Ağustos 1941’de Sovyet Kızılordu mensubu yaklaşık 18,000 savaş esiri Sachsenhausen toplama kampına intikal etmiştir. Esirlerin kampa varışlarının hemen ardından 13,000’den fazlası Naziler tarafından vurularak katledilmişlerdir.
1944 yılı Ağustos ayında Varşova’da patlak veren başkaldırı üzerine Almanlar, yaklaşık 3,500’ü Sachsenhausen toplama kampı olmak üzere yaklaşık 65,000 Polonya vatandaşını Almanya’daki çeşitli toplama kamplarına nakletmişlerdir. Esirler, kampta zorunlu tıbbi deneylere maruz bırakılmışlardır.

Kamp muhafızları, müttefik kuvvetlerin Almanya’ya ilerleyişi karşısında Sachsenhausen toplama kampındaki 30,000 esiri kuzeybatı istikametinde “ölüm yürüyüşü” adı verilen zorunlu yürüyüşe tabi tutmuşlar; hasta ve güçsüz olanları ve yürüyüş temposuna ayak uyduramayanları öldürmüşlerdir. Bu yürüyüş sırasında hayatta kalmayı başarabilenler Sovyet Kızılordusu tarafından 2 Mayıs 1945 tarihinde Schwerin kasabası yakınlarında serbest bırakılmışlardır.
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.520 saniyede (90.26% PHP - 9.74% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 01:03
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi