| | #1 (mesaj-linki) | |
| Kan Nakli (Kan Transfüzyonu) Kan Nakli (Kan Transfüzyonu) İlk kan nakli 1875 yılında köpeklere yapıldı. 1900 yılında Kari Landsteiner ABO kan gruplarını buluncaya dek, insanlara yapılan kan nakillerinin çoğu ölümle sonuçlanıyordu. Ancak bu buluştan sonra kan nakilleri sorun olmaktan çıktı. Kari Landsteiner, bu buluşu nedeniyle 1930 Nobel tıp ödülünü kazandı. Şimdi hangi kanların kimlere verilebildiğim görelim.Hastaya 1 üniteye (450 mi} kadar kan verilecekse verilen kanın antijenik özelliği, yani eritrositlerinin hangi antijeni taşıdığı ve buna göre bu eritrositlerin hastanın serumundaki aglutininlerle aglutine olmamasına özen göstermek yeterlidir. Örneğin “0″ gcubu vericinin eritrositlerinde ABO grubu yönünden antijenik özellik bulunmadığı için öteki gruplara verilebilir. Bu bakımdan bunlara genel veri&i de denir. A ve B kanlar da AB grubu hastaya verilebilir çünkü hastanın serumunda aglutinin bulunmamaktadır. Aşağıda verilen çizelge bir ünite, kan transfüzyonu için geçerlidir. Ancak daha fazla ölçüde kan verilecekse verilecekse vericinin serumundaki aglutininlerin alıcının eritrositlerindeki antijenle reaksiyonu, yani aglutinasyon yapması olasıdır. Örneğin “0″ grubu vericinin Anti-A ve Anti-B aglutininleri öteki grupları aglutine eder. Bu koşullarda hastaya kendi grubundan kan verilmelidir. Uygun olmayan kan transfüzyonu yapılmışsa, örneğin A grubundan bir hastaya B grubu kan verilmişse, hastanın serumundaki Anti-B aglutininleri ile vericinin B-grubu eritrositleri aglutine olur. bu antijen-antikor reaksiyonu sırasında kimyasal maddeler açığa çıkar ve böbrek damarlarında daralma ile böbrek yetmezliği yaptığı gibi hastanın ateşini de yükseltir. Kümeleşen eritrositler hemolize olur, hem de açığa çıkan hemoglobin böbrekten geçerken tubuluslan tıkar. Ölüme kadar giden olaylar gelişebilir. ![]() Kan diğer bütün organları perfüze eden hareketli bir organ olarak kabul edilmektedir. Şekilli elemanları ile oksijen taşınması (eritrosit), korunma mekanizması(lökosit) ve hemostatik denge (trombositler) işlevlerini yürütürken sıvı kısmı ile gaz transportuna katkı, besleyici maddeler, hormonlar, pıhtılaşma faktörleri, antikorlar ve yıkım ürünlerinin dokulara veya eliminasyon yerlerine taşınmasını sağlar. Uyum Testleri: ABO-Rh tayini, cross match ve antibody arattyrmasy kullanylan uyum testleridir. Bunlar invitro testler olup invivo antijen antikor reaksiyonlarını önlemek için kullanılır. Verilecek kanla alıcının ABO ve Rh grupları tayin edilerek serolojik uyum sağlanmalıdır. Bundan sonra aynı gruptan olan donör eritrositlerinin alıcı serumu ile karşılaştırarak (cross match) verilecek kanın ABO, Rh ve dider sistemler bakymyndan uygun olup olmadydy belirlenmelidir. ABO-Rh tayini: Hastanın kan grubunun tayini çok önemlidir. Çünkü en ciddi ve trajik reaksiyonlar ABO yönünden uygun olmayan kanların yanlış transfüzyonu sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu reaksiyonlar kompleman sistemini aktive ederek çok hızlı intravenöz hemolize yol açan anti-A ve anti-B antibody’leri tarafından oluşturulur. Eğer bir kişide A ve B antijenleri yoksa o zaman anti-A ve/veya anti-B antibodylerinden oluşur. ABO tayini eritrositlerde A ve B antijenlerinin aranması ile yapılar. Kan grubu Anti A Anti B A + - B - + AB + + 0 - - Yapılan diğer test Rh (b) antijeni içindir. İnsanlarda %85 oranında Rh (A.) antijeni (+), %15 (-) dir. CrossMatch: Donörün kırmızı kan hücreleri alıcının serumu ile karşılaştırılarak yapılar. Bu durumda bu iki kan doğrudan doğruya birbirine karşı test edilir ve bir aglutinasyon olup olmadığına bakılır. Bu amaçla önce donör kanından bir miktar eritrosit süspansiyonu hazırlanır ve sonra alıcının az miktarda defibrine serumu birbirine karıştırılarak aglutinasyon olup olmayacağı gözlenir. Kanın depolanması Sitrat-Fosfat-Dekstroz Sitrat-Fosfat-Dekstroz-Adenin Adsol (Adenin glukoz-mannitol-sodyum klorid) Dondurarak depolama Heparin Sitrat-Fosfat-Dekstroz: Kanın içinde 2-6 0C’de korunabildiği bir antikoagulandır. İnfuzyondan 24 gün sonra transfüze edilen eritrositlerin en az %70’i sirkulasyonda kalır. Sitrat iyonu kalsiyum bağlayarak pıhtılaşmayı önler, dekstroz eritrositlerin glikolize devam etmesini sağlayarak yüksek enerjili nükleotidlerin açığa çıkmasını sağlar. 2-60C’deki depolanma Na-K pompasını stimule eder, eritnositler K kaybeder ve Na kazanır. Eritrositlerin osmotik frajilitesi artar, Aynı zamanda eritrositlerdeki ATP konsantrasyonları ve 2.3 DPG düzeyleri azalır. Depolanma sırasında eritrositler glukozu laktata metabolize eder, hidrojen iyonları birikir ve plazma pH’sı azalır. Sitrat-fosfat- Sitrat-fosfat- dekstroz-adenin: Sitrat-fosfat- dekstroz-adenin: Sitrat-fosfat- dekstroz-adenin: CPD ile depolanan kana adenin eklenmesi ile dopolanma süresi 21 günden en az 35 güne uzar. Adenin eritrositlerin metabolik reaksiyonları için gereklidir. ATP’yi yeniden sentezlenelerini sağlayarak ömürlerini uzatır. Bu arada adeninin nefrototoksik etkisi göz önünde tutulmalıdır. Adsol : Depolanan kan için 49 gün koruyucudur. Fakat transfüzyondan 24 st sonrayatayan eritrosit miktarı yeterli değildir. Dondurarak depolama: Eritrositler gliserol içinde –97 0C ‘te dondurulur. Yalnız transfüzyondan önce gliserolden arındırılmalıdır. Pahalı bir yöntemdir. Heparin: Heparin içinde depolanmyt tam kan kardio pulmoner by-pass gibi durumlarda CPD solüsyonuna tercih edilir. Böyece CPD solüsyonu içindeki sitratın iyonize Ca düzeylerinde yaptığı depresyonun neden olabileceği kardiak problemlerden kaçınılabilir. Heparin eritrosit koruyucusu değildir, çünkü glukoz içermez, Heparin içinde depolanan kan 48 kr içinde kullanılmalıdır. Depo kanındaki değişiklikler ph düşür pCO2 Laktat artar (41 mEgl/t) K artar Glukoz azalır Hb artar 2-3 DPG azalır Trombositler azalır F5 ve F8 azalır Kan ürünleri Tam kan Kanın şekilli elemanları Eritrnosit süspansiyonu Yıkanmış eritrosit süspansiyonu Dondurulmuş eritrositler Trombositden zengin plazma Konsantre trombosit süspansiyonu Lökosit süspansiyonu Plazma ve plazma fraksiyonları Taze dondurulmuş plazma Kuru plazma Albumin Fibrinojen F8 konsantreleri Protrombin kompleksi pıhtılaşma faktörleri Gamma globulin ve spesifik gamma globulinler Tam kan: 1 ünite tam kan 400-450 ml kan ve antikoagulan olarak 75-100 ml ACD solüsyonu içerir. Htc değeri % 35-40’dır. ACD solüsyonu üzerine alınmış bir kan, kan bankasında 4 0C’de en fazla 21 gün saklanır. Bir ünite taze kan transfüzyonu hematokritte % 1.5-2 oranında artışa neden olur. Kan bankasıda saklanma sırasında kanda aşağıdaki değişikler oluşur. Eritrosit ömrü azalır. Yıkılma oranı 21 gün içinde %20, 28 gün içinde % 35’e ulaşır. PH: Batlangyçta 6.9-7 olan kan ph’y 21 günden 6.6’ya kadar iner. Oksijen transportu: Bekletilmit banka kanynda hemoglobinin oksijene afinitesi artmyttyr. Bu saklanma syrasynda eritrosit 2-3 DPG içeridinin azalmasyna badlydyr. Potasyum: saklanma sırasında eritrositlerden plazmaya potasyum sızar. Taze kanda 3-4 mEqllt olan K. bir hafta sonra 12’ye çıkar. Trombositler: Hızla yıkılır ve 48 st sonunda banka kanında trombosit kalmaz. Lökositlerin ömrü alıcı dolaşımında çok kısalır. F5 ve F8 gibi labil pıhtılaşma faktörleri yoktur. Tam kan transfüzyon endikasyonları Akut kan kaybı Kan değişimi Ağır kan kayıplarında, trombositopenik hastalarda ve yeni doğanın hemolitik hastalığında kullanılacak kan, taze kan olmalıdır. Eritrosit süspansiyonu: Plazması alınarak eritrositten zengin hale getirilmiş kana denir. Hematokrit değeri % 65-70 ve volümü 300 ml’tir. Eritrosit kaybı olan ama volüm gereksinimi olmayan hastalarda iyi bir seçimdir. Bir ünite eritrosit süspansiyonu Htc değerlerini % 3 oranında artırır. Eritrosit süspansiyonu ile transfüzyon endikasyonları Hemolitik anemiler Aplastik ve refrakter anemiler KBY ve kronik infeksiyon anemileri Lösemi, lenfoma Talasemi, orak hücreli anemi Yıkanmış eritrosit süspansiyonu Taze eritrosit süspansiyonu izotonik ortamda bir kaç kez yıkanarak lökosit ve plazmadan arındırılır. Endikasyonları Otoimmun hemolitik anemiler Paroksismal nokturnal hemoglobinüri Lökosit ve plazma proteinlerine bağlı transfüzyon reaksiyonları Transplantasyon yapılacak hastalar Dondurulmuş Eritrositler Soğuk etkisi ile yıkımı önlemek için %20’lik gliserol içinde süspansiyon haline getirilir ve sıvı azot yardımı ile –1960C’de 2.5 dakika içinde dondurulur. Bu tekilde yyllarca saklanabilen eritrositler transfüzyon için 400C’de eritilir. 24 saat içinde kullanılmalıdır. Trombosit Transfüzyonları Taze tam kan, trombositten zengin plazma ve konsantre trombosit süspansiyonları ile ağır trombositopenik kanamalarda hastaya trombosit verilebilir. Her ünite 5000-10.000 trombosit artışına neden olur. ABO uygunluk şart değildir. Alıcıdaki ömrü 1-7 gündür. Tronsfüzyondan 15 dakika sonra tromsbosit sayımı yapılmalıdır. Trombosit sayısı 50.000/nm’ den az olan hastalarda endikedir. Granülosit transfüzyonları Ağır nötropeniye bağlı ve antibiyotiklere cevap vermeyen sepsislerde (akut lösemi, aplastik anemi, kanser kemoterapisinde sonra ) gramülosit transfüzyonları uygulanmaktadır. Tek bir verici’den lökoferez ile sağlanır. Taze dondurulmuş plazma Hızlı santrifügasyonla şekilli elemanları uzaklaştırılmış taze plazmanın hızla dondurulması ile elde edilir. –30 0C de 6 ay saklanabilir. Kullanılmadan hemen önce 370C eritilir. Alıcı ve vericinin ABD sistemleri uyuşmalıdır. Bütün plazma proteinlerini içerir. Völümü 250 ml civarındadır. Her ünite pıhtılaşma faktörlerinin tamamnı % 2-3 artırır. Başlangıç terapödik dozu 10-15 ml/kg’dır. Hemofili A ve B tedavsinde ve diğer pıhtılaşma faktörlerinin eksikliklerinde kullanılabilir. Faktör 8 konsantreleri Kriyopresitat -700C’de 02 alkol karışımında hızla dondurulmuş plazmanın +40C’te eritilmesiyle olutan, beyaz jelatimsi çökeltidir. Ytinde F9 olmadydyndan sadece hemofili A ve Von willebrand hastalydynda kullanylyr. Kan transfüzyonu İnsanda ilk transfüzyon hayvanlardan insana 1667 yılında gerçekleştirilmiştir. 1818 de ilk kez insandan insana kan transfüzyonu uygulanmıştır. Kan transfüzyonunda amaç ve endikasyonlar Amaç kan kaybını yerine koymak, kardiak debiyi arttırmak, kan elemanlarını tamamlamak, pıhtılaşma faktörlerini ve bağışıklık cisimlerini yerine koymak ve hemopoetik organları uyarmaktır. Akut kan kaybı: Travma veya cerrahi nedeniyle gelişen akut kan kaybının replase edilmesi tranfüzyon endikasyonudur. Normal kişide cerrahi kanama, kan volümünün %30’u veya daha fazla ise transfüzyon gerekir. Oksijen tatyma kapasitesinin artyrylmasy: Anemi özellikle akut oldudunda kanyn oksijen kapasitesini dütürür. Akut anemi veya büyük cerrahi giritimleri yapylacady hastalarda kanyn oksijen tatyma kapasitesini artyrmak için tam kan veya tercihen eritrosit süspansiyonu verilmelidir. Pıhtılaşma mekanizmasını düzenlemek: Bunun için tam kan veya taze donmuş plazma verilir. Hipoproteinemiyi düzeltmek: KC hastaları, Nefrit, Ülseratif kolit, Mide kanserlerinde kullanılır. Enfeksiyon hastalıkları septisemi, bakteriemi de gelişen eritrosit yıkımı karşılamak için gerekebilir. Kan transfüzyonunda dikkat edilecek noktalar Mümükün olduğu sürece alıcıya kendi ABO ve Rh grubundan kan verilmelidir. Acil durumlarda 0 grubu kanla transfüzyon yapılabilir. Transfüzyona batlamadan önce mutlaka crossmatching yapylmalydyr. Alıcı serumdaki inkomplet antikorların araştırılması için alıcı serumundaki ve verici eritrositleri ile indirekt coombs testi yapılmalıdır. Ameliyat masası başında hastaya verilecek kanın gercekten o kişiye ait olup olmadığı bir kez daha kontrol edilmelidir. Kan verilmeden önce oda ısısında veya 37 0C’de ısıtılmalıdır. Kanın son kullanma tarihi kontrol edilmelidir. Üstte kalan plazmanın görünümüne bakarak, kanın hemolizli olup olmadığına dikkat edilmelidir. Transfüzyona batlamadan önce veya transfüzyon syrasynda hastaya bir syvy vermek gerekiyorsa, bu syvy dextroz syvysy olmamalydyr. Dextroz ile temas eden eritrositler hemolize udrayabilirler. Kanın içine başka ilaçlar (örn: antihistaminik ) konmamalıdır. Tehlikeli transfüzyon reaksiyonları klinik belirtileri genellikle erkenden ortaya çıktığından (ilk 15 dakika) kan çok yavaş verilmeli ve hasta yakından izlenmelidir. Ağır anemi ve kalp yetmezliği olan yaşlı hastalar, transfüzyondan önce digitalize edilmelidir. Kan transfüzyonunun Yan etkileri Kan tranfüzyonu yararlı olduğu kadar aynı zamanda tehlikeli bir tedavi yöntemidir. Mortalite oranı küçük cerrahi girişimlere oranla daha yüksektir. Batlyca ölüm nedenleri - Grup uyuşmazlığı - Akut kalp yetmezliği - Hepatit - Gr(-) bakteri sepsisleridir Kan transfüzyonuna bağlı yan etkiler üç grupta toplanabilir.
Alıcıdaki antikorların transfüze edilen eritrositleri paçalanmasına bağlıdır. Transfüzyonun fazla olması intravasküler hemolize yol açar. Hemolitik reaksiyonlar geç ve erken olarak sınıflandırılır. A) Akut hemolitik reaksiyonlar: Akut intravasküler hemoliz ABO uygunsuzluğu nedeniyle ortaya çıkar. Fatal seyreder. Uyanık hastada semptomlar Döküntü Ateş Kusma Gögüs ve yan ağrısı Anestezi altında semptomlar Vücut ısısında yükselme Açıklanamayan taşikardi Hipotansiyon Hemoglobinuri Cerrahi alanlarda diffüz sızdırma şeklinde kanama Tedavi: Kan transfüzyonu sonlandırılır. Yeniden kan ve hastanın grubu kontrol edilir. Koagülasyon testleri, trombosit sayısı ve Hb değerleri kontrol edilir. İdrar sondası yerleştirilir, hematüri kontrol edilir. Mannitol ve intravenöz sıvı ile osmotik diürez sağlanır. Dütük doz dopamin infüzyonu renal kanakymyny artyrmak için batlanyr. Hızlı kan kaybı olduğunda taze donmuş plazma ve trombosit süspansiyonu gereklidir. B) Geç Hemolitik Reaksiyonlar Rh sisteminin non-D antijenleri veya Koll. Duffy. Kidd antijenlerine karty gelitir. Semptomlar 2-21 gün sonra ortaya çykar. Sarylyk ve hemoliz görülür. Tedavi Destekleyicidir Transfüzyon hemosiderozisi Graft-versus-Hast hastalığı 2. Nonhemolitik İmmün Reaksiyonlar Alıcının verici kanındaki akyuvarlar, trombositler ve plazma proteinlerine aşırı duyarlılığı sonucu gelişir. Febril reaksiyonlar Ürtikerial reaksiyonlar Anaflaktik reaksiyonlar Nonkardiyojenik pulmoner ödem Posttransfüzyon purpurası Immun supresyon 3. Enfeksiyoz komplikasyonları Hepatit AIDS Sitomegalouinus, Epstein-Barr virusu Parazitik enfeksiyonlar (Malarya, toxoplazmozis, Chagas hastalığı) Bakteriyel enfeksiyonlar (sifiliz, brusella, yersinyozis) Masif kan transfüzyonları Hastanın total kan volumünün veya daha fazlasının 24 saatten kısa sürede transfüze edilmesidir. Erişkin bir insanda kan volümü yaklaşık 5000 ml’dir. Bu da 10 ünite kan transfüzyonuna denk gelir. Masif kan transfüzyonuna bağlı komplikasyonlar Dütmüt oksijen tatyma kapasitesi Pıhtılaşma defektleri (en sık dilüsyonel trombositopeni) Hipotermi Hiperkalemi Asidoz ve sitrat toksisitesi Hipokalsemi Solunum yetmezliği Kan kaybını azaltmak amacıyla uygulanan alternatif yöntemler Günümüzde homolog kan transfüzyonlarının çeşitli immünolojik ve enfeksiyon riskleri beraberinde taşındığı önemli bir gerçektir. Bu nedenle başka kanı kullanılmadan, hemostazın sağlanması için farklı metodlar araştırılmaktadır. Homolog kan transfüzyonunu minimale indirmek için uygulanabilecek yöntemler Eritrosit ürünleri Perfloro kimyasal emülsiyonlar Hemoglobin solusyonları Rekombinant human eritropoietin (r-HuEPO) Ototransfüzyon Perfloro kimyasal emülsiyonlar ve hemoglobin solüsyonları halen deneysel olarak çalışılmakta ve yapay kan olarak adlandırılmaktadır. Hb ve florekarbon bazındaki oksijen taşıyan solüsyonlar normovolemik hemodilüsyonda veya kan replasman tedavisinde kullanılabilirler. Son zamanlarda r-HuEPO’in pre ve postoperatif dönemde eritropoezisi uyararak transfüzyona olan ihtiyacı azalttığı belirtilmektedir. Otolog kan transfüzyonu Otolog transfüzyon hastanın kendi kanının veya kan ürünlerinin toplanması ve yeniden infüze edilmesini içeren bir yöntemdir. Klinik uygulamada çetitli otolog kan kullanym metodlary Preoperatif otolog kan alımı ve depolanması Perioperatif kan toplanması Postoperatif kan toplanması Preoperatif akut normovolemik hemodilüsyon Preoperatif otolog kan donasyonu Kanın güvenle 35 gün kadar saklanabilmesi bu yöntemin temelini güvenle 35 gün kadar saklanabilmesi bu yöntemin temelini oluşturur. Preoperatif dönemde kan alınır ve saklanır. Donasyon haftalık ya da 4 günlük intervallerle yapılabilir. En son donasyon operasyondan 72 saat önce gerçekleştirilir. Hastanın her kan alınmasından öncesi Hb seviyesi 11gr/dl, hematokrit düzeyi ise %33-%34 olmalıdır. Kontrendikasyonlar Hematokrit düzeyinin % 34’ün altında olması Aktif enfeksiyon Hiper-Hipotansiyon Koroner arter hastalığı Koagülopat Yat tek batyna donasyon için kontra endikasyon dedildir. İntraoperatif ototransfüzyon Cerrahi sahadan veya vücut kavitelerinden kaybedilen kanın toplanması ve yöntemine uygun olarak yeniden hastaya infüze edilmesini içerir. Kanamanın 1000-1500 ml’den fazla olduğu girişimlerden kanama yerinden toplanan kan santrifuje edilerek tekrar transfüze edilir. Bu amaçla cell saver denilen araçlar kullanılmaktadır. Cepsis, cerrahi alanda enfeksiyon ve malingnensi bulunması yöntemin uygulanması için kontraendikasyondur. C) Postoperatif kan toplama Operasyondan 5-7 saat sonra cerrahi sahadan drene olan kanın toplanması esasına dayanır. Açık kalp cerrahisi ve travmatik hemotoraksdan sonra, göğüs tüpünde drene olan kan toplanabilir. Preoperatif akut normovolemik hemodilusyon Hastadan preoperatif dönemde, anestezi indüksiyonundan hemen önce veya sonra kan alınması aynı anda kolloid veya kristalloid solüsyonların verilmesini içeren bir uygulamadır. Bu yöntemde Htc’de dütme ve kan viskozitesinin azalmasy dokulara oksijen dadylymyny artyryr ve doku perfüzyonunu iyilettirir. Hemodilüsyon syrasyndaki toplanan kan labil plazma koagülasyon faktörleri, plateletler ve taze eritrositleri içerir ve major kanama durumlarynda retranfüze edilebilir. Hemodilüsyonun iki önemli avantajı vardır. Cerrahi itlem syrasynda kan transfüzyonuna ihtiyacy önemli ölçüde azaltyr ve kan transfüzyonuna bağlı potansiyel yan etkileri minimale indirir. 2) Bazı hastalıklarda alternatif tedavi olarak uygulanabilir. İskemik stroke Periferik arteriyel oklüzyon Santral retinal ven trombozu Akut bilier pankreatit Kontrendikasyonlar 1)Anemi (Hb 11,5 gr/dl ve Htc %35 olması) Koroner arter hastalığı ve ciddi hipertansiyon Dütük platelet veya dütük konsantrasyonda hoagülasyon proteinlerinin olmasy ve hiper fibrinolizis’dir. Hipovolemi KC sinozu, bozulmut renal fonksiyon Ciddi restriktif ve obstrüktif AC hastalığı Kan kaybını önlemede kullanılan ilaçlar Prostasiklin Dipiridamol Desmopressin Amino kaproik asit Traneksamik asid Aprotinin Aprotinin: Dütük konsantrasyonlarda plazmin ve fibrinolizisi, orta dozlarda trombosit agregasyonunu, aktivasyonunu ve fibrinojen reseptörlerini inhibe eder. Yüksek konsantrasyonlarda ise intrinsik pyhtylatma sistemi üzerine etkilidir. Bir çok çalytma göstermittirki aprotinin perioperatif kan kaybını ve kardiyak cerrahide tranfüzyon ihtiyacını azaltmaktadır. Aprotinin kardiopulmoner bypass’dan önce uygulanması da önerilmektedir. Ancak yüksek konsantrasyonlarda koagülasyon mekanizmasyny bozmaktadyr. Dider dezavantajlary arteriyel ve venöz tromboz iktimalini pyhtylatmayy sadlayarak artyrmasy ve bovin orjinli protein oldudu için anaflaksi riskinin olmasy olarak syralanabilir. Desmopressin: Kan kaybını önlemesi ile ilgili mekanizmaları Trombosit sayısından bağımsız olarak trombosit fonksiyonunun iyileştirilmesi VWF’nin salınımını arttırılması Endotelial etkileri ise (trombosit adezyonunun artırılması ve yaranın çepeçevre sarılması) Hipotansiyon, olarak sıralanabilir. Ancak çok ileri derecede faktör eksikliği ve üremisi olan hastalarda kan kaybı desmopressin verilerek azaltılabilir. Doç. Dr. Anış Arıboğan & Dr. Vedat Alıç Son Düzenleyen ThinkerBeLL; 28-06-2009 @ 01:00. | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| Kan Nakli (Kan Transfüzyonu) Kan Nakli MsXLabs.org & Temel Britannica
Hastanın kan kaybını karşılamak üzere bir toplardamar aracılığıyla vücuda kan verilmesine kan nakli denir. Kan nakli düşüncesi ilk kez 17. yüzyılda ortaya atıldı ve İngiltere'de Richard Lower tarafından 1665'te köpeklerde denendi. İnsanlardaki ilk kan nakli uygulamalarında da hayvan kanı kullanıldı, ama zararlı etkileri görüldüğü için vazgeçildi. İnsandan-insana ilk kan naklini ise 1818'de Londralı bir doktor gerçekleştirdi. Kan naklinde en büyük sorun, vericinin kan hücrelerinin alıcının kan hücrelerini yok etmeye çalıştığı "kan uyuşmazlığı"dır. Bu olayın nedeni ancak 1920'lerde, Avusturyalı bilim adamı Kari Landsteiner'in insandaki kan gruplarını bulmasıyla anlaşıldı. Landstei-ner insanlarda dört kan grubu olduğunu saptayarak bu grupları 0, A, B ve AB olarak adlandırdı. 1940'ta ise kan uyuşmazlığında rol oynayan ikinci bir etkenin varlığı anlaşıldı. Bir insanın kanında Rh (rhesus) faktörü varsa kanı "Rh pozitif", yoksa "Rh negatif" olarak tanımlanır. Ayrıca, çok daha seyrek rastlanan başka altgrupların varlığı da saptandı. Bütün bu bulgular, vericinin kanı ile alıcının kanını önceden "karşılaştırarak" kan naklinde güvenilir sonuç alma olanağını sağladı. Kan grupları ve Rh faktörü bilinse bile, alıcıya verilecek kanın mutlaka o anda bir kez daha hastanın kanıyla karşılaştırılması zorunludur. Kan naklinde en büyük gelişme 20. yüzyılda, savaşlar nedeniyle oldu. I. Dünya Savaşı'nda (1914-18) kan nakli yaygınlaştı ve vericilerden alınan kanları "kan bankaları"nda saklama düşüncesi doğdu. Hastaya kan verilmesini gerektirecek kadar önemli kan kayıpları genellikle ağır kazalarda, atardamar yaralanmalarından ileri gelir. Uzun süren kalp ameliyatları gibi büyük ameliyatlarda da litrelerce kan gerekebilir. Bazen annesiyle kan uyuşmazlığı olan bebeklerin kanını doğumdan hemen sonra, hatta doğumdan önce tümüyle değiştirmek zorunluluğu doğar. Ayrıca bazı kan hastalıklarında da tek çare kan vermektir. Bütün bu kan gereksinimi genellikle gönüllü vericilerden karşılanır. Vericiler, alıcılara hastalık bulaştırmayacak sağlıklı kişiler olmalıdır. Vericiden kan alınmadan önce hangi gruptan olduğu belirlenir ve kullanılacağı ana kadar kan bankalarındaki soğutucularda dondurularak saklanır. Bu arada pıhtılaşmayı önlemek için gerekli maddeler eklenir ve çeşitli kan hastalıklarında kullanmak üzere değişik kan özütleri hazırlanır. Plazma, yani kan hücreleri ayrılmış olan kan sıvısı dondurularak toz haline getirildiğinde kandan çok daha uzun süre depolanabilir. Bu toz plazma kullanılacağı zaman sulandırılır ve içinde kan hücreleri olmadığı için kan grubuna bakılmaksızın herkese verilebilir. Birisine kan verileceği zaman da önce alıcının kan grubu saptanır. Sonra kan bankasından aynı gruptan bir şişe kan alınır ve alıcının kan örneği ile karıştırılarak kan hücreleri arasında uyuşmazlık olup olmadığına bakılır. Eğer uyuşmazlık yoksa uygun bir toplardamara iğneyle girilerek, şişedeki kan incecik bir borudan hastanın damarına akıtılır. Hemofili hastalarının kanında eksik olan pıhtılaşma etkeni (VIII. faktör) eskiden vericilerin kanından özütlenerek elde edilirdi. Oysa günümüzde genetik mühendisliğinin sağladığı olanaklarla bu madde laboratuvarda hiç kan kullanmaksızın doğrudan doğruya bakteriler aracılığıyla üretiliyor. | |
|
![]() |
| Etiketler |
| Yok |
| cross match nasil yapilir, kan transfuzyonu, kan transfuzyonu ile dekstorz, kan transfuzyonu nasil yapilir, |
Kan Nakli (Kan Transfüzyonu) Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Oğluma el nakli yapılabilir mi? | Ziyaretçi | Soru-Cevap | 4 | 11-09-2009 16:36 |
| Organ Nakli | NihLe | Tıp Bilimleri | 9 | 13-06-2009 16:33 |
| Organ nakli caiz midir? | Ziyaretçi | Soru-Cevap | 1 | 18-01-2009 21:18 |
| Burun, kulak ve dil nakli nasıl yapılır? | Ziyaretçi | Soru-Cevap | 2 | 25-12-2008 21:14 |
| Türkiye'de sinirler için kök hücre nakli yapıldı mı? | Ziyaretçi | Soru-Cevap | 2 | 18-12-2008 12:04 |