Geri Dön   MsXLabs MK > :: Akademik Forumlar :: > Edebiyat > Türk Dili ve Edebiyatı > Türk Edebiyatı
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 10-09-2006   #1 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun Edebiyatı)



Edebiyat-ı Cedide ( Servet-i Fünun Edebiyatı )

Edebiyat-ı Cedide, II.Abdülhamit (hük. 1878-1909) devrinde, Servet-i Fünun dergisi çevresinde toplanan sanatçıların Batı edebiyatı yolunda meydana getirdikleri bir edebiyat hareketidir.
Bu edebiyat, 1896'dan 1901'e kadar sürmüştür. Recai-zâde Mahmut Ekrem, 1895 sonunda, Malûmat adlı bir dergide yazan Muallim Naci izleyicileriyle kafiyenin göz için mi, kulak için mi olduğu tartışmasına girişmiş ve bu gazeteye karşı cevaplarının bir kısmım Ser­vet-i Fünun dergisinde yayınlamıştır. Servet-i Fünun, Recai-zâde'nin Mekteb-i Mülkiye'den öğrencisi olan Ahmet İhsan Tokgöz tarafından 1891 yılından beri çıkarılmakta idi. Recai-zâde, bunu bir edebiyat dergisi hâline getirmek için Ahmet İhsan‘la anlaşmış ve kendisinin Mekteb-i Sultanî (Galatasaray Lisesi) den öğrencisi olan Tevfik Fikret'i derginin “kısm-ı.edebî ser-muharrirliği” ne getirmiştir. O sırada Mektep ve başka dergilerde yazan ve Recai-zâde tarafını tutan başka gençlerin de 1896'da bu dergi çevresinde toplanmasıyla “Edebiyat-ı Cedide” topluluğu meydana gelmiştir.
Edebiyat-ı Cedide'nin başlıca özellikleri şu noktalar üzerinde toplanabilir:
a. Edebiyat-i Cedide sanatçıları Batı uygarlığına, özellikle Fransa'ya hayranlık göstermişler, Türkiye'nin Avrupalaşma yoluyla yükseleceğine inanmışlar, orada sanat, bilim, ne buldularsa Türkiye'ye aktarmaya çalışmışlar; laik bir zihniyeti benimsemişler ve daima dindışı şiirler yazmışlardır.
b. Devlet ve siyaset konularına dokunmak, vatan, hürriyet, istikIâl, inkılap v.b. gibi, sözcük ve kavramları kullanmak yasak olduğu için, açıkça toplumsal yazılar yazmak olanağı bulunamamış, ancak aşk, merhamet v.b. gibi suya, sabuna dokunmayan temalar üzerinde dolaşılmıştır. (Edebiyat-ı Cedide sanatçıları bu yüzden, daha sonraki devirlerde, memleketi yansıtmamak ve ulusal olmamakla suçlandırılmışlardır).
c. Çağdaş Fransız edebiyatı örnek tutulmuş, hikâye ve romanda Realizm ve Naturalizm, şiirde Parnasizm ve Sembolizm akımlarının etkisi altında kalmıştır; Parnasyenlerin etkisiyle, “sanat sanat içindir” görüşü benimsenmiştir. (Fikret, “toplum için sanat” anlayışıyla de eserler vermiştir).
ç. Tanzimat sanatçılarının tersine olarak, halka seslenmek düşünülmemiş, havasa mahsus bir edebiyat meydana getirilmiştir ; kendilerinin de söylediği gibi ; “Servet-i Fünun edebiyatı umuma avâma mahsus değildir”.
d.Bu düşünüşün bir sonucu olarak, dil konusunda da Tanzimat sanatçılarından daha geri bir anlayışla, konuşma dilinden büsbütün uzaklaşılmış yazı dilinde o zamana kadar kullanılanlardan başka, Arap ve Farsça sözcükleri karıştırarak Türkçe'de kullanılmayan birtakım yeni sözcükler (nahcir [av], şegaf [çılgınca sevgi], tirâje [alâimisema, gökkuşağı] v,b.) bulunup çıkarılmış; Batı ede­biyatından alınan yeni kavramlar Fars dilinin kurallarıyla kurulmuş birtakım yeni isim ve sıfat tamlamaları (sâât-ı semen-fâm [yasemin renkli saatler], lerziş-i bârid [soğuk titreme], v.b...) ve yeni bileşik sıfatlar (tehi-baht [boş talihli], şikeste-reng [kırık renkli], v.b...) ile karşılanmış: aynen Fransızca'da görü­len birtakım yeni deyim ve söyleyişler de (el sıkmak, dest-i izdivacını talep etmek v.b.) Türkçe'ye aktarılmış, nesirde Fransızca'nın sözdizimi Türk diline uydurulmaya çalışılmıştır.
e. Benzetmelerle yüklü olan süslü bir dille yazmak, yerli yersiz ah!, oh! gibi ünlemlere fazla yer vermek., ve bağlacını sık sık kullanmak, bir düşünceyi kuvvet­lendirmek veya ondan dönmek maksadıyla söz arasına evet evt!, hayır hayır! gibi sözcükler sıkıştırmak, ikide bir güzelim!, meleğim! gibi hitaplarda bulunmak Edebiyat-ı Cedide üslubunun başlıca zayıf, yapmacıklı yanıdır.
f. Hikâye ve roman türünde teknik kuvvetlenmiş (mesela, süs için yazılan gereksiz tasvirler ve konu dışı bilgi vermeleri vak'anın yürüyüşü durdurulmamış, serde yazarın kişiliği gizlenmiştir) ; Fransız realist ve natüralist yazarlarının eserleri örnek tutulmuş; bunun sonucu olarak, hep hayatta görülen ya da görülmesi olanağı bulunan olay ve kişiler anlatılmıştır; vak'alar çok defa İstanbul'da geçirilmiştir. (Abdülhamit devrinde memlekette gezi özgürlüğü olmadığı için, yazarlar memleketin İstanbul dışındaki yerlerini tanımıyorlardı).
Türk Edebiyatı'nın bu devrine Servet-i Fünun Devri denilmesi bu edebi hareketin Servet-i Fünun Dergisinde gerçekleşmesi ile ilgilidir.Divan edebiyatına karşı kurulmasına karşı çalışılan Avrupai Türk edebiyatını ifade için kullanılmasına Tanzimat devrinde başlanmış olan Edebiyat-ı Cedide teriminin de bu harekete ad olması ise hareketin bu terimi tamamiyle benimseyip kendi hakkında da pek sık kullanmasındadır.
Edebiyat-ı Cedide'yi meydana getirenler:Şair olarak,Tevfik Fikret,Cenap Şahabettin,Hüseyin Suat,Ali Ekrem,Ahmet Reşit,Süleyman Nazif,Celal Sahir. Hikayeci ve romancı olarak:Halit Ziya,Mehmet Rauf,Hüseyin Cahit,Ahmet Hikmet.
17 Mart 1891'de İstanbul'da Ahmet İhsan tarafından çıkarılmasına başlanılan Servet-i Fünun, isminden de anlaşılacağı gibi başlangıçta daha çok fenni yazılara yer veren bir dergiydi. Tevfik Fikret'in yazı işleri müdürlüğüne gelmesinden sonra tam bir edebiyat ve sanat dergisi olmaya başladı. Bu dönemde her türlü yayın büyük bir kontrol,basın sıkı bir sansür altında idi.
Dergi kısa zamanda gerek şekilce ve gerekse duyuş ve hayaller bakımından tamamıyla Avrupai şiirler,hikayeler,romanlarla dolmaya başladı.Türk şiirine Fransız şiirinden birçok yeni hayaller getirildi.Bunları ifade için yeni tamlamalar kullanıldı.Sözlüklerden yeni yeni Farsça ve Arapça kelimeler çıkarıldı.Böylece konuşma dilinden iyice uzaklaşıldı.1898 Yılının sonlarında Servet-i Fünuncular eski edebiyatı tutanlara karşı mücadeleyi kazanmıştır.
Yazarların kendi aralarında bazı anlaşmazlıklar ortaya çıktı.Zaten sanat anlayışında esaslar bakımından birleşmekle beraber bunların uygulanmasında öteden beri aralarında bazı görüş ayrılıkları vardı.1901 Yılının başlarında idari bir mesele yüzünden Ahmet İhsan ile Tevfik Fikret'in arasıda anlaşmazlıklar çıktı.Tevfik Fikret'in dergiden ayrılması üzerine Servet-i Fünun ciddi bir bulanımın içine düştü.Dergi II. Abdülhamit tarafından kapatıldı ve sorumluları mahkemeye verildi.Mahkeme tarafından şuçsuz bulundan Servet-i Fünun 5 Aralık 1901'de tekrar yayınlanmaya başladı.Ama kısa bir süre sonra tekrar dağıldı.Servet-i Fünuncular II.Meşrutiyet'e kadar pek az şey yayınladılar. Bu tarihten sonra tekrar ortaya çıktılarsa da şartlar değişmiş ve yeni bir nesil yetişmişti. Servet-i Fünuncular çalışmalarına ayrı ayrı dergilerde ve dağınık bir şekilde sürdürdüler ise de hiçbir zaman tekrar bir araya gelemediler.
Edebiyat-ı Cedide'nin başlıca sanatçıları şunlardır:

Şairler:
Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Hüseyin Siret Özsever, Hüseyin Suat Yalçın, A. Nadir (Ali Ekrem Bolayir), Süleyman Nesip (Süleyman Paşa-zâ­de Sami), İbrahim Cehdi (Süleyman Nazif), H..Nâzım (Ahmet Reşit Rey), Faik Ali Ozansoy, Celâl Sahir Erozan, v.b.
Nesirciler:
Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Müftüoğlu Ahmet Hikmet, Safve­t Ziya. v.b.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et
Eski 18-02-2007   #2 (mesaj-linki)
virtuecat - avatarı
Servet-i Fünun Edebiyatı

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI (EDEBİYATI CEDİDE)

Servet-i Fünun edebiyatı 1896-1901 yılları arasında filizlenen ve biten bir edebiyattır.Yaşça da birbirine yakın kişiler,ortak bir duyarlılıkla ve üslupta birleşirler.Recaizade Mahmut Ekrem’in çabasıyla bu gençler Servet-i Fünun dergisi çevresinde toplanmıştır.Dergi ,Hüseyin Cahit’in P.Lacombe adlı fransız yazarından çevirdiği edebiyat ve hukuk yazısında 1789 Fransız devriminin sözü geçmesi nedeniyle kapatılıncaya kadar bu edebiyatın sözcülüğünü yapmayı sürdürür.Derginin kapatılması servet-i Fünun edebiyatında bitişidir.



SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ

*Tanzimat dönemimdeki kanun ,hak ,adalet,gibi kavramlar bu dönemde terk edildi.

*Aşk ,üzüntü,tabiat güzellikleri ,karamsarlık,şahsi hayaller, ve melankoli konularını işler.

*Fransız edebiyatını örnek aldılar,edebiyat Avrupai bir nitelik kazandı.

*Dil ağır ve süslüdür.

*Şiirde aruz veznini kullanmışlardır.

*Nazmı nesre yaklaştırmıştır.

*Beyit bütünlüğü yerine konu bütünlüğü sağlanmıştır.

*Şiirin konusunu genişletmişlerdir.

*Kafiye kulak içindir,görüşünü savunmuşlardır.

*Hikaye ve romanda başarılı örnekler verilirken tiyatroda gerileme olmuştur.

*Bu dönem sanatçıları toplumdan kopuktur. Oluşturulan edebiyata salon edebiyatı denir.

*Şiirde biçim yeniliğine gidilmiş ve batı şiirinden alınmış sone, terza-rima gibi yeni biçimler kullanılmıştır.

*Bu dönem eserlerinde olaylar İstanbul dışına taşmaz, içinde gerçekleşir.





DÜZYAZI

*Düzyazı en başarılı türler roman ve öyküdür.

*Roman tekniği gelişir.Okuru eğitme tutumundan vazgeçilir.Yazar ortada değildir ,kişiler kendi dilleri ve dünya görüşleriyle yaşarlar.

*Roman ve öykü konuları hayalden değil,gözlem olanakları içine giren yaşamdan alır.

*Roman ve öyküde ruh çözümlemelerine önem verilir;böylece edebiyatımız insana doğru bir gelişme kazandırır.

*Yazar gözlemini ve yarattığı yaşamları İstanbul’a sınırlı tutar.

*Kahramanlar okumuş ,seçkin , sanatsever,alafranga ve rahat kişilerdir.

*Edebiyat tarihi ve felsefe alanında hiçbir çalışma yoktur.






BATI EDEBİYATINDAN ALINAN NAZIM ŞEKİLLERİ


SONE

*Genel olarak kısa şiir ,türkü demektir.

*İki dörtlük ve iki üçlükten oluşan ,özel bir uyak düzeni olan nazım şeklidir.

*Tevfik Fikret ve Canap Şahabettin bu türün örnekleridir.

*Kafiye örgüsü :abab,abba,ccd,eed



TERZA-RİMA

*Üçlü kıtalardan oluşan ve en sonu tek dizeye bağlanan bir nazım şeklidir.

*İtalyan edebiyatında mahsustur.

*Kafiye örgüsü:aba,bcb,cdc,d





SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI SANATÇILARI



TEVFİK FİKRET

(1867-1915)

*Şiirlerinde ferdi konuları işlemiştir.

*Servet-i Fünun dergisi dışında yazdıkları şiirlerinde toplumsal konuları işlemiştir.

*Ferdiyetçilikten toplumculuğa kayan bir sanat anlayışı vardır.

*Toplum için sanat anlayışıyla yazdığı şiirlerinde , hürriyet ve medeniyet temalarını işlemiştir.

*Aruzu Türkçe’ye başarıyla uygulamıştır.

*Serbest müstezatı geliştirmiş ,sone ve terza rimayı yakınlaşmıtır.

*Şiirde dil ve ahenge büyük önem verir.

*Şekil yönüyle parnasizmin tesirindedir.

*Süslü ,sanatlı,ağır bir dili vardır.

Eserleri: Doksanbeşe Doğru ,Tarih-i Kadim , Haluk’un Defteri ,Şermin,Rübabın Cevabı dır.

*NOT:Şermin isimli şiir kitabındaki şiirlerini hece vezniyle yazmıştır.Bu şiirlerin hepsi çocuk şiirleridir.



CENAP ŞAHABETTİN

(1870-1934)

*Asıl mesleği doktorluktur.

*Fransız sembolistlerin etkisindedir.

*Şiirde ahenk oluşturmaya çalışır,kelimeleri müzikal değerlerine göre seçer.

*Dili süslü ve ağırdır.Bolca sıfat tamlaması kullanır.

*Serbest müstezatı kullanmıştır.Bir şiirde birden fazla vezin kullanır.

*Sanat sanat içindir.görüşünü benimser.

*Aşk ve tabiat temalarını işler.

*Şiirlerinde iç dünyayla dış dünyayı birleştirip bir kompozisyon halinde sunar.

*Düz yazıları çok ünlüdür.

Eserleri:Şiirlerini kitap halinde bastıramamıştır.Ancak askeri tıbbıyedeyken yazdığı şiirlerini Tamat adlı şiir kitabında toplamıştır.

Gezi türü :Hac yolunda ,Avrupa Mektupları ve Suriye Mektupları

Diğer Nesir Eserleri:Nesr-i Harp ,Evrak-ı Eyyam,Nesr-i Sulh’tur.

Yalan ve körebe de tiyatrolarıdır.

Tiryaki sözler adlı eserinde vecizeleri vardır.





HALİT ZİYA UŞAKLIGİL

(1867-1945)

*Avrupai anlamda ilk roman yazarıdır.

*Eserlerinde realizmin tesiri vardır.

*Süslü ,sanatlı ,ağır bir dili vardır;fakat dili başarıyla kullanır.

*Alışılmıştan farklı bir cümle düzeni vardır.

*Kahramanlarını aydın kişilerden oluşur.Bunları yaşadıkları çevreye uygun olarak anlatır.

*Romanlarında olaylar yalnız İstanbul da geçerken ,hikayelerinde Anadolu ve köylerde geçer.

Eserleri:Romanları:Nemide ,Bir Ölünün Defteri , Ferdi ve Şürekasu ,Mai ve Siyah, Kırık Hayatlar

Hikayeleri :İzmir Hikayeleri ,Aşka Dair ,Onu Beklerken ,Kadın Pençesi

Hatıra:Kır Yıl ,Saray ve Ötesi



MEHMET RAUF

(1875-1931)

*Roman ,hikaye ve tiyatro türünde eserler vermiştir.

*Romantik duyguları ,hayalleri ve aşkları işlemiştir.

*Eserlerinde sosyal hayata pek yer vermemiştir.

*Psikolojik tahlillere büyük önem verir.Ruh tahlillerinde de başarılıdır.

*İlk psikolojik roman yazarıdır.Eylül isimli eserinde yasak aşkı konu alır.Romanın şahıs kadrosu dardır.

Eserleri:Eylül,Genç Kız Kalbi ,Son Yıldız ,Define, Kan Damlası



HÜSEYİH CAHİT YALÇIN

(1874_1957)

*Hikaye ve romanlarında gözleme yer veren tasvir ve tahlillerde derinleşmeyen gerçekçi bir yazardır.

*Dili sade ,anlatımı özenti ve süsten uzaktır.

*Eski edebiyata karşı batı edebiyatını savunur.

*Hikaye ,roman ,eleştiri yazarı ve gazeteci olarak bilinir.

Eserleri:Hikayeleri: Hayat-ı Muhayyel ,Niçin Aldatırmış?,Hayat-ı Hakikiye Sahneleri

Romanları:Nadide,Hayal içinde

Anıları :Edebi Hatıralar ,Malta Adasında, Meşrutiyet Hatıraları

Servet-i fünun döneminde yazdığı eleştirilerini de kavgalarım adlı eserinde toplamıştır.





TOPLULUK DIŞINDAKİ SANATÇILAR



HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR

(1864-1944)

*Naturalizm’in temsilcisidir.

*Ahmet Mithat geleneğini sürdürür.

*Dili sadedir.

*Kahramanlarını çevrelerinin diliyle konuşturur.

*Eserlerinde taklitlere yer verir.

*İstanbul’un iç mahallelerindeki hayat tarzını hikaye ve romanlarında karikatürize eder.Bu yönüyle sokağı edebiyata getiren sanatçı kabul edilir.

*Gözleme ve çevre tasvirine büyük önem verir.

*Romanlarında sosyal tenkide yer verir.

*Romanları teknik yönde kusurludur.

*Romanlarında gereksiz bilgiler verir.

*Romanın akışını keserek araya girer.

Eserleri:Şık ,Şıp Sevdi ,Mürebbiye,Metres , Tesadüf Ben Deli Miyim?,Nimetşinas,Kuyruklu Yıldız Altında İzdivaç



MEHMET AKİF ERSOY(1873-1936)

*Kaynağı İslam dini olan ,imani şiirleri ve manzum hikayeleri ile tanınır.

*Türk şiirine gerçek realizmi getirmiştir.

*Aruzu Türkçe’ye büyük bir ustalıkla uygular.

*Nazım nesre yaklaşmıştır.

*Dini lirizm şiirinin özelliğidir.

*Gözlem önemlidir.Eserlerinde canlı tablolar çizer,şiirinin konularını günlük olaylardan alır.

*Eserleri:Tüm şiirlerini Safahat adlı kitapta toplamıştır

Safahat ,Süleymaniye Kürsüsünden ,Hatıralar , Asım ,Gölgelerdir.



AHMET RASİM

(1864-1932)

*Şiir ,öykü,okul kitapları ,tarih ve bilim konularında eserler yazmıştır.

*Renkli ,canlı bir anlatımı vardır.

*Eserlerinde İstanbul’u özellikle de Beyoğlu’nu anlatmıştır.

*Kısa ve canlı bir cümle yapısı vardır.

*Yazılarını dönemimdeki bütün yayın organlarına göndermiştir.

*Eserleri:Geceleri,Ömr-i Edebi ,Şehir Mektupları , Eşkal-i Zaman ,Gülüp ağladıklarım,Falaka, Ramazan sohbetleri
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et
Eski 28-11-2007   #3 (mesaj-linki)
Aynacan - avatarı
Cvp: Edebiyat-ı Cedide ( Servet-i Fünun Edebiyatı )

Edebiyat-ı Cedide, diğer bilinen ismiyle Servet-i Fünun Edebiyatı, II. Abdülhamit döneminde, Servet-i Fünun dergisi çevresinde toplanan sanatçıların batı etkisinde geliştirdikleri bir edebiyat hareketidir. Bu hareket 1896'dan 1901'e kadar etkili olmuş ve II. Abdülhamit'in baskı döneminden geçmiştir. 16 Ekim 1901 yılında Hüseyin Cahit Yalçın'ın Fransızcadan çevirdiği "Edebiyat ve Hukuk" başlıklı makalenin dergide yayınlanması üzerine dergi kapatılmış, dolayısıyla Servet-i Fünun topluluğunun faaliyetleri de son bulmuştur.

Servet-i Fünun dergisi

Servet-i Fünun dergisi aslen bir bilim dergisi olarak, Recaizade Mahmud Ekrem'in Mekteb-i Mülkiyeden öğrencisi Ahmet İhsan Tokgöz tarafından 1891'de çıkarılmaya başlanır. Recaizade Mahmud Ekrem bu dergiyi bir edebiyat dergisi haline getirmek için Ahmet İhsan ile anlaşır. Galatasaray Lisesi'nden öğrencisi olan Tevfik Fikret'in derginin Kısm-i edebi der- muharrirliği (edebiyat bölümü şefi, sorumlusu) görevine getirilmesini sağlar. O sırada Mektep dergisi de dahil olmak üzere başka dergilerde de yazmakta olan Recaizade, 1895 yılında okuyucularıyla kafiye'nin göz için mi, kulak için mi olduğuna dair bir tartışmaya girer. Bu tartışmanın bir kısmı Servet-i Fünun dergisinde yayınlanır. 1896'da yazarın etrafındaki gençlerin de bu dergi çevresinde toplanmasıyla Servet-i Fünun topluluğu meydana gelir.

Hareketin nitelikleri

II. Abdülhamit döneminde yaşanan siyasal ve sosyal olaylar ve devrin baskıcı yönetimi Servet-i Fünuncuların edebiyat anlayışını da etkilemiştir. Dönemin edebiyatı karamsar, bireyin iç dünyasına yönelik, hayal ve gerçek arasına sıkışmış bir tablo çizmiştir. Bu nedenle Servet-i Fünuncularda kaçış teması sıkça işlenmiştir. Bunun en açık ifadesi, bu topluluğa mensup sanatçıların Yeni Zelanda'ya ya da Manisa'da bir çiftliğe yerleşme düşüncesindedir.[kaynak belirtilmeli]
Bu nedenlerden dolayı Servet-i Fünun edebiyatı kırılgan, hassas, duygusal bir yapıya sahiptir. Duygularını eserine yansıtmak isteyen sanatçılar kendilerini ifade aracı olarak gördükleri dili zenginleştirme çabasına girer. Bunun yansıması olarak bu dönemde Arapça, Farsça ve Fransızca'dan çok sayıda sözcük edebiyata girer. Yani Tanzimat'ta görülen dili sadeleştirme çabaları Servet-i Fünun'da son bulmuştur. Bu nedenle akım genç kuşaklar tarafından şiddetle eleştirilmiştir.
Edebiyat yalnız aydın kesime odaklanmış ve sanat için sanat ilkesini benimsemişlerdir. Fransız Romantiklerinden, Parnasiyenlerde ve Sembolistlerden etkilenmişlerdir. Fransız şair ve yazarların eserleri Türkçe'ye çevrilmiş ve dönemin sanatçılarınca örnek alınmıştır. Servet-i Fünun eserlerinde görülen anlam kapalılığının da bundan kaynaklandığı söylenebilir.
Servet-i Fünun edebiyatının, modern Türk edebiyatının olgunlaşmasında çok önemli bir kilometre taşı olduğu söylenebilir. Bu dönemde edebiyatımızda yoğun bir Avrupa etkisi görülür. Tanzimat'la ilk kez denenen Batı kaynaklı edebiyat türlerinde daha başarılı örnekler verilir. Sanat, halkı bilinçlendirmek için kullanılan bir araç olmaktan çıkar ve duyguların estetik bir yansıması haline dönüşür.

Dönemin başlıca isimleri
Hareket daha sonraları Serveti-i Fünun dergisini sürdüren ve kendilerine Fecr-i Aticiler denilen Ahmet Haşim, Refik Halit Karay, Ahmet Mithat ve Ahmet Rasim gibi yazar ve şairler tarafından aynı ilkelerle izlendi.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et
Eski 02-06-2008   #4 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Servetifünun Nesri

Servetifünun Nesri

Servetifünun Edebiyatı, 1895 ile 1901 arasında, Servetifünun dergisi. Çevresinde toplanan yeni bir neslin, ortak inançlar, fikirler ve benzeşir bir üslüp halinde meydana getirdikleri edebiyat çığırına verilen addır.
Bu edebiyatı kuran kişiler, iki önemli etki altında yetişirler :
I. Tanzimat’ın son kuşağı olan Recaizade Ekrem ile Abdülhak Hamit etkisi. Bu etki, onları bir yandan orta dönem edebiyatından uzaklaştırıyor ve Batı edebiyatına daha fazla yaklaştırıyordu. Öte yandan, halk ile gittikce arayı açan ferdi, ağdalı ve aristokrat bir şair ve nesir anlayışına sürüklüyordu.
II. Batı edebiyatının etkisi... Servetifünun’cular, daha küçük yaştan, düzenli okullarda, Fransızcayı bütün inceliğiyle öğrenmiş bulundukları için, bu edebiyatı, yakından ve çok iyi tanıdılar. Sonunda, Türk halkını ve Türk sanat geleneğini bırakarak, oraya bağlandılar. Bu bağlanış, onların fikirleri, sanat anlayışları kadar üslüplarına da tesir etti. İnce sanat ve güzellik peşine düştüler. Kendilerine çağdaş olan Parnasçılık, Realizm ve Sembolizm akımlarına da kapılarak yepyeni bir şiir ve nesir dili kurdular.
Servetifünuncu’ lar bir çok sosyal ve edebi etkilerle Tanzimatçılar’ ın yürütmek istedikleri halka doğru ilkesini ve dilde sadeleşme akımını terk etmişlerdir. Tıpkı Divan Edebiyatcıları gibi bunlarda halkı seckinler ve halk diye iki zümreye bölmüş ve sanattan ancak seckinlerin anlayacağını düşünmüşlerdir. Halk dedikleri kalabalığa pek iyi bir gözle bakmazlar. Sözgelişi, Cenap Şahabettin’ e göre : “Seçkinler beğendikce alkışlar. Halk alkışladıkça beğenir. Halk her devirde ve diyarda ateşle ziyanı birbirine karıştırmıştır; kendisini her yakanı güneş sanır.”
Bu görüşle halkın anlamasına hiç de lüzum olmayan, süslü ve sanatlı yazılar yazmışlardır. “ Madem ki aydınlar ve seçkinler için yazıyoruz, o halde sade ve açık söyleyişler gereksizdir. Nasıl olsa yazdıklarımız anlatacaktır.” Gibi garip bir düşünüş Servetifünun üslubunun temel taşı olmuştur. Recaizade Ekrem’ in Talim i Edebiyatındaki uslüp görüşü, benimsenmiş, Apdulhak Hamit’ in “müzeyyen” üslubu çok beğenilmiştir. Mithat Efende’ nin “adi” üslubu ise açık ve sade olduğundan küçümsenmiştir.
Servetifünun’ cular, Fransa edebiyatında çok özendikleri yeni akımların (Parnasçılık, Sembolizm, Realizm) “ Sanat için sanat” anlayışı güden inceliği ulaşmak istediler. Türk nesrini hem sözlük hem de kavramlar bakımından zengin etmeye çalıştılar. Bunu sağlamak için o zamana kadar işlenmiş saydıkları türkçeyi yetersiz buldular. Osmanlıca’ nın üç lisana dayanan bol kelime hazinesinden faydalandılar.
Fransızca’da gördükleri yeni kavram, hayal buluş ve mecazları şiir ve nesirlerine aktarmak isterken, asla öz türkçeden veya halk dilinden karşılık aramadılar. Fars ve Arap kelimelerin, o güne kadar hiç duyulmamış olanlarını kullandılar. Farsça vasf-ı terkibiler zincirleme isim ve sıfat takımları ile sözlü yeni bir nesir (ve nazım) üslubu kurdular.
Fransız sentaksının etkisi ile, türkçe söz diziminde önemli gelişmeler yaptılar. Hatta Fransız cümle yapısını bütünüyle türkçeye uygulayan bir anlatım yolu tuttular. Bu öyle bir değişiklikti ki, dilimiz, sadeleştiği ve özleştiği halde, bugün bile, etkisinden sıyrılmış değiliz. Yani Servetifünuncuların getirdiği bu söz dizimi şekli sürüp gitmektedir. onlArın müsbet yeniliği ancak bu noktada aranmalıdır. Türkçeye, her kavramı anlatmaya elverişli bir dizim bolluğu sağlamışlardır.
Osmanlıca’ ya çok önem veren Servetifünun’ cuların, türkçede karşılığı bulunan yabancı kelimelerin atılmasına izin vermemişlerdir.
Konuşan dil ile edebi eser yazmayı da yüksek sanata aykırı buluyorlardı. Halit Ziya, “konuşma dili” denince İstanbul’ da söylenen dilin akla geleceğini belirtiyordu.
Bütün bunlar, o zaman kendilerine hücum eden, halk türkçelerine bir sataşma idi, fakat zaman, Servetifünun’ cuları haksız, ötekileri haklı çıkardı. O zaman o kadar ki Halit Ziya Uşaklığil bu sözlerinden kırk yıl sonra Mai ve Siyah ve Aşk-ı Memnu gibi büyük romanlarını sadeleştirmek zorunu duydu. Hatta Kırk Yıl adlı hatıralar kitabında Servetifünun’ daki süs ve özenti hastalığına acı acı takılmatan bile geri durmadı.
Ortak kavramlara bağlı olsalar bile bunlardan mesela Hüseyin Cahit, oldukça sade yazmıştır. Süleyman Nazif, daha çok , Namık Kemal üslubu’nu izlemiştir. Ahmet Hikmet Müftüoğlu ise son yazılarında özleştirme taraflısıdır.
Fakat Servetifünun dediğimiz edebi akımın, nesirdeki baş ustası Halit Ziya Uşaklıgil’ dir. Cenap Şahabettin, ona yakın bir anlayışa sahiptir. Mehmet Rauf ise Halit Ziya’yı adım adım izlemiştir. Bu yüzden Halit Ziya nesrinin özelliklerini genişleterek bütün arkadaşlarına yaymak mümkündür
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et
Eski 02-06-2008   #5 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Servet-i Fünun Edebiyatı

Servet-i Fünun Dönemi

Servetifünun dönemi Türk edebiyatı, Servetifünun dönemi Türk edebiyatı ya da Edebiyatı Cedide (1876-1909): Tanzimat dönemi edebiyatı, divan edebiyatına tepki olarak doğmuş, ama dîvan geleneğinden de bütünüyle kopamamıştı. Batı edebiyatından gelişigüzel ve sıradan seçimler yapıldığı için, edebiyat etkinlikleri istenilen düzeye vardırılamamıştı. Servetifünuncuların bir topluluk haline gelmelerinde Recaizade Mahmut Ekrem'in büyük payı oldu. R. M. Ekrem, Servet-i Fünun dergisinin sahibi Ahmet İhsan'ı, derginin bir edebiyat ve kültür dergisi haline gelmesi gerektiğine inandırdı ve gene onun önerisiyle yazıişleri müdürlüğüne Tevfik Fikret getirildi. Yenilik yanlısı gem, yazarların da katılmasıyla, servetifünuncular bir topluluk olarak örgütlendiler.

Servetifünun şiirinde Fransız edebiyatının parnasseçılık ve simgecilik akımlarının etkileri görülür. Parnasseçıların "sanat sanat içindir" ilkesini benimseyen serveti-fünuncular, seçkinlere özgü ("havassa mahsus") bir edebiyat oluşturdular. Her şeyin şiiri konu alabileceğini ileri sürdüler; Fransız şiirinden biçim (sone, terza rima gibi nazım biçimleri) ve içerik (yeni kavramlar, Fransız şiirine özgü duyuş biçimleri) bakımından etkilendiler; siyasal baskının etkisiyle de, özellikle ilk yıllarda, toplumdan kopuk bir sanat anlayışı getirdiler; yeni kavram ve hayalleri arılatırken, Türkçe'de bulunmayan Arapça, Farsça sözcükleri kullanmakla yapay bir dil oluşturdular. Ayrıca, "serbesl müstezaf'la ve kendi buluşları olan nazım biçimleriyle yazdılar; "sevgi, doğa, aile yaşamı" gibi konular üstünde çeşitlemeler yaptılar. Servetifünun sairlerinin başlıcaları Tevfik Fikret ve Onap Şahabettin'dir.

Servetifünun döneminde Türk romanı gerçek kimliğini buldu. Özellikle Fransız romancılarını yakından izleyen Servetifünun romancıları, teknik bakımdan oldukta başarılı, gerçekçilik akımına bağlı vapıtlar ortaya koydular; o günün toplumsal sorunlarını derinlemesine irdelemeseler bile, doğru bir biçimde yansıtmalarıyla, tipleri ruhsal yapıları ve toplumsal çevreleriyle vermeleriyle başarılı oldular. Dönemin romanlarında görülen bir başka özellik de, romancıların "sanatkârane üslub"un peşinde koşmalarıdır.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et
Cevap Yeni Konu Aç
En popüler 10 etiket
Bu Konunun Etiketleri
cenap şahabettin edebi kişiliği, hüseyin cahit yalçın edebi kişiliği, hüseyin cahit yalçın ın edebi kişiliği, servet i fünun, servet i fünun edebiyatı özellikleri, serveti fünun, serveti fünun dergisi, serveti fünun edebiyatı, tevfik fikret edebi kişiliği, tevfik fikretin edebi kişiliği,
Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun Edebiyatı) Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
İran Edebiyatı (Farisi Edebiyat) yüksel2 Dünya Edebiyatı 1 1 Hafta Önce 23:12
Âzerî Türkçesi Edebiyatı - Azerbaycan Edebiyatı Mystic@L Azerbaycan 5 19-02-2009 16:56
Servet Çetin (Servet Çetin Kimdir? - Servet Çetin Hakkında) Kral_Aslan Spor tr 4 02-07-2008 09:51
Servet Kocakaya (Servet Kocakaya Kimdir? - Servet Kocakaya Hakkında) KisukE UraharA Müzik tr 0 13-12-2006 01:47