| | #1 (mesaj-linki) | |
| İngiltere ve İngiltere Tarihi İngiltere ve İngiltere Tarihi İngiltere tarihi, 5. yüzyılda Britanya Adasına Anglosaksonların ayak basmasıyla başlar. Anglosaksonlar kendi adını verdikleri adaya yerleşip, 6 ve 7. yüzyıllarda birbirine rakip küçük krallıklar kurdular. Sekizinci yüzyılda Roma ve İrlanda'nın etkisiyle Hıristiyanlığı kabul eden Anglosaksonlar, Avrupa'yı da etkileyen bir medeniyet meydana getirdiler. 795'te başlayan İskandinav istilası 11. yüzyılın başına kadar birkaç defa tekrarlandı. Daha sonra Danimarkalı Büyük Knud, adayı tamamen fethetti. Anglosakson Hanedanından Edward (1042-1066) birliği tekrar kurdu. Bunun ölümü üzerine tahta geçen Harold'u tanımayan NormandiyaDükü William, taht üzerinde hak iddia etti. Normandiya kralları ve özellikle ilk Anjou'lu hükümdarlar Fransa'da geniş ve zengin toprakları olduğundan, Fransa'daki Capet Sülalesine bağımlıydılar. Küçük İngiltere Krallığı bir süre Avrupa'da Somme Vadisinden Pirene Dağlarına kadar uzanan büyük bir mülkün bir uzantısı gibi yaşadı. Avrupa ile ilişkiler İngiltere Krallığı ile Fransa Krallığını sonu gelmez savaşlara sürükledi. Bunların başlıcası 1337-1453 seneleri arasında süren Yüzyıl Savaşlarıdır. Üçüncü Henry, Galler ülkesinde uç beyliklerinin gelişmesini destekledi ve 1170 yılında İrlanda'da "Pale" sömürgeleri kuruldu. Birinci Edward, Galler ülkesini fethetti. Etkisini İskoçya'ya kabul ettirmeyi denedi. Daha sonra 14 ve 15. yüzyıllarda İngiltere Krallığı birtakım sosyal, dini, siyasi karışıklıklara sahne oldu. Monarşi otoritesini parlamento aracılığıyla millete kabul ettiren Yedinci Henry ve Sekizinci Henry (1458-1541) düzen ve birliği sağlamlaştırdılar. Birinci Elizabeth'in uzun ve başarılı saltanatında İskoçya'da İngiliz etkisinde farklılık görülmeye başlandı. İngiltere Tudorlarıyla, İskoçya Stuartları arasındaki evlenmeler, iki geleneksel düşmanı birbirine yaklaştırdı. Daha sonra İskoçya Kralı Birinci James İngiltere kralı oldu. 1707 yılında iki krallığı birleştiren bir antlaşma imzalandı. Bu tarihten sonra Büyük Britanya tarihi başlar. On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda Britanya büyük bir sanayi devleti olarak ortaya çıktı. Bunun yanında çeşitli yerlerde kurdukları sömürge devletleri ülke ekonomisinin gelişmesinde çok faydalı oluyordu. On dokuzuncu yüzyılın başlarında Avustralya, Kanada, Hindistan,Afrika'da bazı devletler, Karayib Adaları ve Hong Kong gibi dünyanın büyük bir kısmına yayılan dev bir sömürge imparatorluğu vardı. Bu sömürgelerin bir kısmı 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında ayaklanmalarla yavaş yavaş bağımsızlığını ilan ettiler. Yirminci yüzyılın başlarında çıkan Birinci Dünya Savaşına giren İngiltere, savaşın sonunda imparatorluğun en geniş sınırlarına ulaştı. 1929-1930 dünya ekonomik buhranı büyük ölçüde İngiltere'yi de etkisi altına aldı. 1922 yılında bir ayaklanmayla İrlanda, Birleşik Krallıktan ayrıldı ve 1949'da İrlanda Cumhuriyeti kuruldu. İrlanda Adasının kuzeydoğusunda kalan kısmı Birleşik Krallığa kaldı. İkinci Dünya Savaşına katılan İngiltere galip bir devlet olarak savaştan çıktıysa da, süper devlet olma niteliğini kaybetmeye başladı. İngiltere'de İkinci Dünya Savaşından sonra günümüze kadar pek çok hükümet değişikliği oldu. Muhafazakar ile işçi partileri arasında iktidar el değiştirmektedir. Britanya, Birleşmiş Milletlerin, NATO'nun ve AET'nin aktif bir üyesidir. Son Düzenleyen ThinkerBeLL; 03-07-2009 @ 14:09. | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| İngiltere (İngilizce: England), Batı Avrupa'da bulunan Büyük Britanya adasındaki Birleşik Krallığa bağlı bir devlettir. İngiltere'nin bağlı olduğu Birleşik Krallık, Büyük Britanya adası ülkeleri (İngiltere, Galler ve İskoçya) ile İrlanda Adası'nda yeralan Kuzey İrlanda'dan oluşur. Coğrafya Kuzey-güney doğrultusunda uzun bir ada olan Büyük Britanya'nın batı kesimi genellikle dağlıktır. Ancak yükseklikler fazla değildir. İskoçya'da Ben Nevis tepesi 1.340 m, Galler'de Snowdown Tepesi 1.084 m'dir. Bütün ada hafif tepelerle düzlükler halinde uzayan çayır ve ağaçlıklarla kaplı yeşil bir ülkedir. İklim batıdan gelen okyanus etkisiyle yumuşak ve nemlidir. Batı kesimi daha çok yağış alır. Yıllık yağışlar 700-1.200 mm arasında değişir. Mevsimler arası sıcaklık farkı da çok azdır (Londra'da Ocak ayı ortalaması 5 C°, Temmuz ayı ortalaması 16,7 C°). Adanın en geniş yeri 130 km'yi geçmediği için ırmaklar kısadır. En önemli ırmaklar Thames, Trene, Severn'dir. Nüfus İngiltere kalabalık bir ülkedir (km² başına 377 kişi). Nüfus 18. ve 19. yüzyıllarda çok artmış, ülke bu nüfusu besleyemediği için halkın bir bölümü Amerika'ya göçmüştür. Günümüzde, doğumların azalması nedeniyle (binde 14'ten az) nüfus artışı durmuş gibidir. Ülkede %2'ye varan yoğunlukta yabancı (Zenci, İrlandalı, Hintli, Pakistanlı, Kıbrıslı vb.) bulunmaktadır. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra sömürgelerin elden çıkması ve ekonomik bunalımın büyümesi sonucunda İngilizler ile azınlıklar arasında boyutları çatışmalara varan bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Nüfus dağılışı oldukça dengesizdir. Dağlık kesimler hemen hemen ıssız gibidir. Tarım bölgeleri buralara oranla kalabalıktır. Nüfusun büyük çoğunluğu sanayi merkezi olan kentlerde toplanmış durumdadır (kentleşme oranı %90). Bu durumuyla İngiltere dünyada kentleşme oranı en yüksek ülkedir. Nüfusun %40'ı yüzölçümü ülkenin %4'ü kadar olan ve içlerinde altısının nüfusu milyonu aşan birbirine yakın kentler de bulunmaktadır. Ekonomi Çalışan nüfusun %40'ını endüstri kollarındakiler oluşturur. İngiltere endüstri devrimini Avrupa'da ilk gerçekleştiren ülkedir. Endüstri 18. yüzyıl'ın ikinci yarısında zengin taş kömürü yataklarının işletilmesiyle başlamıştır. Günümüzde taşkömürü üretimi azalmıştır (yılda 122 Mt) ve hepsi iç tüketimde kullanılmaktadır. Enerjinin ancak üçte biri kömürden sağlanmaktadır. Buna karşılık hidrokarbon üretimi artmıştır. Bunun önemli bir bölümü (53 Mt petrol, 40 milyar m³ doğalgaz) Kuzey Denizi'nden çıkartılmaktadır. Yine de yılda 20 Mt petrol dışalımı yapılmaktadır. Elektrik üretimi 288 milyar kwh'yi bulur ve bunun 37 kwh'si nükleer santrallardan sağlanır. Çelik üretimi, çoğu dışarıdan satın alınan demir cevherinden olmak üzere yılda 20 Mt kadardır. Gemi yapımı ve motorlu taşıt endüstrileri çok gelişmiştir (2 milyona yakın taşıt, bunun %80'i binek otosu). Uçak sanayi ile birlikte daha birçok sanayi dalını bunlara eklemek gerekir (takım tezgahları, tarım ve demiryolumakineleri, elektrikli makineler vb.) En eski endüstri kolu tekstildir. Ancak eski önemini yitirmiş durumdadır. Bununla birlikte dışarıdan alınan pamuk ve hem yerli hem ithal yünle yılda 90.000 ton pamuklu, 185.000 ton yünlü üretilmektedir. Sentetik tekstil üretimi ise 400.000 ton dolayındadır. Kimya endüstrisi tekstile göre daha yeni olmasına karşın büyük bir hızla gelişmiştir. Petrokimya sanayinin (plastik madde, sentetik iplik, kauçuk, vb.) önemi de diğer kimya dallarına (gübre, boya, sabun, vb. üretimi) göre daha fazladır. Endüstrinin yanında tarım ikinci plandadır. Çalışan nüfusun ancak %5'i tarım alanındadır. Gerçekte doğal koşullar da tarıma pek elverişli değildir. Yetiştirilen başlıca ürünler; buğday (5-10 Mt), patates, şeker pancarı, sebze ve meyvedir. Hayvancılık, tarıma göre daha geniş bir yer tutar: 15 milyon baş sığır, 30 milyon baş koyun. Yılda 1 Mt balık tutulmaktadır. Yoğun gübre kullanımına karşın tarım üretimi nüfusu beslemeye yetmemektedir. İngiltere'nin önemli gelir kaynağı eskiden bu yana ticaretti. Sömürgelerden ve geri kalmış ülkelerden alınan hammaddeler işlenerek yine bu ülkelere satıldığından ekonomik zenginlik büyük boyutlara ulaşmıştı. Sömürgeler bağımsızlıklarını kazandıktan sonra bu durum değişmiştir. Bununla birlikte çok uluslu İngiliz şirketleri (British Petroleum, Imperial Chemical Ins. ve Shell gibi) ve büyük bir ticaret filosu ticaret dengesini ülke lehine destekleyici etmenlerdir. Ancak gene de ülke ekonomisi zaman zaman bunalıma düşmekte, buda toplumsal sorunlara yol açmaktadır. Dolayısıyla İngiltere giderek eski ekonomik gücünü yitirmektedir. Tarih Londra'daki Parlamento Binası ve Big Ben İngiltere'nin bilinen ilk yerlileri Keltlerdir. Romalılar, Batı Avrupayı istila ederken İngiltere'yi de fethedip (1. yüzyıl) adaya "Britania" adını vermişlerdir. Roma egemenliğinin dört yüzyıl sürmesine karşın ülke bu durumdan fazla etkilenmemiştir. 5. - 8. yüzyıllarda sürekli Anglo Sakson akınları, Keltleri kuzey ve batıdaki dağlık yörelere sürerek adaya yeni halkların yerleşmelerine olanak sağladır. Bunu, Danimarka ve 11. yüzyılda Norman istilaları izledi. Normandiyalı Fatih 1. William beş yıl içinde ülkeye egemen oldu. Norman kralların yönetiminde AnglosaksonlarlaNormanlar birbirlerine karıştı, dil yapısı da ona göre biçimlendi. 1485'te başa geçen Tudor Hanedanı'ndan Kral 8. Henry kilisede reform yaptı ve İngiliz deniz gücünü kurdu. 1. Elizabeth (1558-1603) Anglikanizmi İngiltere'nin resmi dini olarak kabul edip, Katolik direnişini kırdı, yenilmez İspanyol armadası'nı bozguna uğratarak, İrlanda'yı İngiltere topraklarına kattı. Saltanatı döneminde sanat ve edebiyat alanlarında büyük gelişmeler oldu. Kısa süren cumhuriyet döneminden sonra (1649-1658) yeniden krallığa dönüldü. Kraliçe Victoria (1837-1901) zamanında İngiltere dünyanın en büyük gücü durumuna geldi. 1877'de Hindistan sömürgeleştirildi. Mısır ele geçirildi (1882). İngiltere, 1. Dünya Savaşı'ndan zaferle çıktı. 1936'da Mısır bağımsız oldu. Sudan'da İngiliz-Mısır ortak yönetimi kuruldu. İngiltere, 2. Dünya Savaşı'ndan da zaferle çıktıysa da batı dünyasının liderliğini Amerika Birleşik Devletleri'ne bırakmak zorunda kaldı. Hindistan, Pakistan, İrlanda ve Afrika'da birçok sömürge bağımsızlıklarına kavuştu. Savaş sonrası seçimleri İşçi Partisi kazandı. 1951'de Muhafazakarlar yeniden iktidara geldilerse de bazı iç ve dış güçlüklerle karşılaştılar. 1952'de Kraliçe 2. Elizabeth tahta çıktı. 1951-1964 arasında iktidarda bulunan, Muhafazakar Parti (Churchill, Eden, Mac, Millan, Douglas, Hume hükümetleri) sosyal ve ekonomik güçlükleri yenmede başarılı olamadı. İşçi Partisi iktidarı döneminde (1964-1970), sterlin devalüe edildiyse de ekonomik bunalım tam olarak giderilemedi, Kuzey Denizi'nde petrol bulunması ülke ekonomisini bir ölçüde rahatlatmıştır. 1979'da iktidara gelen Muhafazakar Parti lideri bayan Margaret Thatcher yönetimindeki yeni hükümet sıkı para politikası ve ücretlerin dondurulması siyaseti ve enflasyonu yenmeye, ülkeye eski istikrarlı ekonomik gücünü kazandırmaya çalıştı. Ancak İrlanda'daki Katolik tedhiş hareketleri ve içerde yabancılara karşı başlayan düşmanılığı Thatcher Hükümeti'ni uğraştıran önemli sorunlardı. Thatcher'in yılının sonlarında istifa etmesi üzerine yerine 1990 John Major başbakan oldu. Tower Bridge, Londra Son Düzenleyen ThinkerBeLL; 03-07-2009 @ 14:08. | |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| Cvp: İngiltere ve İngiltere Tarihi Batı Avrupa’da feodal düzen sürerken bazı bölgelerde krallıklar güçlenip otoriteyi ele aldılar.Ekonomik ilişkilerin oluşturduğu sosyal kurumlar ve yönetim tarzı feodal karakterini uzun süre devam ettirmiştir.Zamanla güçlenen burjuva sınıfının egemenliği eline almak için yürüttüğü mücadele toprak sahiplerini temsil eden krallıklara karşı olmuştur.İngiltere’nin coğrafi ve sosyal dokusu biraz değişik özellikler taşıdığı için feodalite,Batı Avrupa’da olduğu gibi sağlam köklere dayanmıyordu.Dolayısı ile krallık,güçlü konumunu daha kolay koruyabiliyordu.Burjuva sınıfının ülke otoritesini temsil eden krallığa karşı olan mücadelesinin Batı Avrupa’ya oranla daha erken başlamasının sebeplerinden en önemlisi bu durumdur.Fransa’da feodalite daha kuvvetli,krallığın bu düzen üzerindeki otoritesi sağlam olduğu için sınıflar arasındaki çatışma daha geç başlamış ve kanlı bir devrimle bitmiştir. * Günümüzdeki demokrasi kavramı ve onu algılama tarzımız ile geçmişteki anlamını karıştırmamak için yirminci yüzyıldan önceki dönemlerdekilere ‘Klasik Demokrasi’ denir.Klasik demokrasi bugünkü niteliklerine doğru gelişim gösterirken,parlamenter sistemin de gelişmesini ele alma zorunluğu vardır.Belki de parlamento kurumunun gelişmesini incelemeyi ön planda tutmalıyız.Zira parlamenter sistemin kapsamı büyüdükçe halkın daha geniş şekilde temsil edilmesi mümkün olmuştu.Uzun bir zaman sürecini göz önünde tutarsak kral ile parlamento arasında karşılıklı yetki ve sorumluluk ilişkisini daha kolay anlayabiliriz. * İngiltere’nin Batı Roma İmparatorluğunun egemenliğinden kurtulması hemen hemen beşinci yüzyılda gerçekleşti.Her türlü ekonomik ve sosyal mücadele 600 yıl kadar sürdükten sonra siyasi birlik ancak onbirinci yüzyılda sağlanabildi.1066 yılında gerçekleşen Norman saldırılarından önce kurulmuş olan krallıklarda danışma meclisleri diyebileceğimiz kurumlar vardı.’Vitan’ adı verilen bu meclislerde kralın danışmanları,kontlar,baronlar ve yüksek rütbeli subaylar biraraya geliyorlardı.Kralların sadece fikir almak için oluşturdukları bu müesseselerin hiçbir yasama yetkisi yoktu. * Normandiya dükü Guillaume İngiltere tahtı üzerinde hak sahibi olduğunu ileri sürerek 1066 yılında Britanya adasına saldırdı.Tarihte Hastings Savaşı adı verilen son bir çarpışmadan sonra ülkenin tümünü eline geçirdi. Guillaume toprakları kendi adamları arasında paylaştırdı.Böylece toprak sahibi olan yeni soylu sınıfın merkezi otoriteye karşı başkaldırması önlenmiş oluyordu.O dönemlerin ekonomik yapısından dolayı devlet feodal özelliktedir,ülkedeki siyasi birliği mutlak monarşi olarak kral sağlamaktadır.Üstelik Guillaume Normandiya’da uyguladığı feodal düzeni şimdi İngiltere’de yerleştirmişti.Artık ülkede zayıf değil sağlam bir feodalite uygulaması vardı.Ancak istila öncesi Vitan’ın etkileri tümüyle ortadan kalkmış değildi.Feodalitenin kendine özgü olan hukuk kurallarına göre vasallar,senyörlerini askeri güç ve mali olarak destekledikleri gibi kurmuş oldukları birtakım örgütlerle de katkıda bulunurlardı.Buna karşılık krallar da uygun dönemlerde vasalları ile toplanır,onlara danışırdı.Ama en önemli olay, vergi konusunda vasalların rıza göstermesidir.İngiltere’de bu olay biraz farklılık göstermiştir. * Magnum Concilium danışma meclisi ,bir diğer latince deyim olan Curia Regis ise kral meclisi anlamına gelirler.1066 yılından önce mevcut olan Vitan’ların etkisi bu meclislerde kendisini göstermişti.Soylu sınıflar ile din adamlarının üst kademelerdeki temsilcilerinin oluşturduğu bu meclisler,kralın fikir danıştığı sosyal kurumlardır.Başlangıçta kurumsal olarak sürekli bir fonksiyonları yoktu.Dolayısı ile toplantıları da belirli zamanları kapsamıyordu.Daha çok yargı alanında faaliyet gösteriyordu.O zamanlar kralın bizzat kendisinin baktığı davalara bakıyorlar veya diğer yargı kararları için bir çeşit yargıtay görevi yürütüyorlardı.Diğer taraftan idari işlerde yaptıkları önerilere uyup uymamak kralın takdirine kalmış bir olaydı. * Feodal düzen iyice yerleştikten sonra toprak sahiplerinin gücü iyice pekişti.Soylu sınıf olarak üretim araçlarının sahibi oldukları için toplumun üstyapısını oluşturan sosyal olgularda daha fazla sözsahibi olmaya başladılar.Onikinci yüzyıla gelindiğinde krallar,kendi kişiliklerinde toplamış oldukları birçok yetkiyi soylu sınıflara mensup kişilerle paylaşmak zorunda kalmışlardı.Olayların gelişim sürecinde yetki paylaşması feodal soyluların lehinine doğru sapmasına devam etti.Nihayet 1215 yılında kral Yurtsuz John imzaladığı Magna Carta Libertatum,yani Büyük Özgürlük Fermanı ile egemenliğinin soylular adına kısıtlanmasını kabul etti. * Magna Carta Libertatum’un imzalanması için mücadele eden feodal beylerin en büyük destekçisi orta sınıf halktı.Artık kral ile soylu sınıfın görev ve yetkileri karşılıklı olarak belirlenmişti.Kral eskisi gibi başına buyruk davranamayacak,yürürlüğe konan yasalara uymak zorunda kalacak ve kişilere tanıdığı hakları koruyacaktı.Batı Avrupa’da feodal ilişkilerin en koyu olduğu bir dönemde İngiltere’de gelinen bu aşama her yönüyle ilginçti.Sözkonusu fermanda kişi dokunulmazlığı ile kişi güvenliği ön planda tutulmuştu.Bir yargı organı tarafından karar verilmemişse kişiler tutuklanamıyordu.Kralın halktan keyfine göre vergi toplaması artık sözkonusu bile değildir.Ayrıca kralın kendisi olsun,veya kendisinin görevlendirdiği kişiler olsun devlet adına görev yapan herkes denetlenebilecekti. * Magnum Concilium’un danışma kurulu olmaktan çıkıp denetleme fonksiyonunu kazanma süreci ileriki yıllarda daha da kapsamlı olacak ve parlamenter sisteme kadar gidecektir. Kaynak: Devrimler Ans./Burjuva devrimleri | |
|
| | #4 (mesaj-linki) | |
| İngiltere'de 19.yüzyılın jeoloji derneği 1807 yılında 13 arkadaş,’Jeoloji Derneği’ adını verecekleri bir kulüp oluşturmak amacı ile toplandılar.Aldıkları karara göre her ay bir araya gelecekler,yemek yerlerken jeoloji konularında fikir alışverişinde bulunacaklardı. Genel kültür seviyesi düşük kişilerin katılımını önlemek için yemeğin maliyetini yüksek tutmuşlardı.Kısa süre sonra daha kapsamlı bir kurumsal yapıya gerek olduğunu anladılar.İnsanların yeni buluşları paylaşacakları ve tartışabilecekleri ortamı sağlamak için bir genel merkez şarttı.10 yıl içinde üye sayısı 400 oldu.Tümü de seçkin kişilerdi. Üyeler her yıl iki kez toplanıyordu.Haziran ayında herkes yaz aylarını çiftliklerinde geçirmek için dağılıyordu.Bu insanların madenlere olan ilgisi ekonomik içerikli değildi.Çoğunun akademik sıfatı yoktu.Hobileri ile ilgilenmek için para ve zamanları olan kişilerdi. 1830 yılında üye sayısı 745 kişi olmuştu. * 19.yüzyılda bilimle ilgilenen kişiler için jeoloji oldukça çekici idi.Dernek üyelerinden Roderick Murchison 1839 yılında ‘Silüriyen Sistem’ başlığında bir kitap yazmış ve grovak diye adlandırılan bir kayaç türünü uzun uzun incelemişti.Kitabın anlatım dili okumayı zorlaştıracak derecede kötü olmasına ve fiatının yüksek bulunmasına rağmen kısa sürede 4 baskı yapmıştı. Bilimle ilgilenen ülkelerde,özellikle İngiltere’de maddi durumu elverişli bilim adamları fırsat buldukça kırsal bölgelere gidiyorlardı.Kılık ve kıyafetleri ise arazide iken bile tıpkı kentlerde olduğu gibiydi.Öyle ki Oxford profesörü Papaz William Buckland,saha araştırmalarına akademik cüppesi ile katılıyordu. * Dernek üyesi Roderick Murchison,aslında yaşantısının ilk 30 yılını avcılık yapmakla,özel kulüplerde gazete okumak ve kağıt oynamakla geçirmiş bir zengindi.Birgün kayaçlara karşı ilgi duydu ve kısa süre sonra jeoloji biliminde önemli bir otorite oldu. Diğer bir üye,sosyalizmin ilk yandaşlarından biri olan Dr.James Parkinson idi.Sosyalizm konusunda bir çok kitap yazmıştı.1794 yılında adı bir komploya karıştı.Birtakım kişiler Kral III.George’u tiyatrodaki locasında iken zehirli bir okla öldürmeyi planlamışlardı. James Parkinson sorgulandı.Zincire vurulup Avustralya’ya gönderilmek üzere iken hakkındaki sorgulamadan vazgeçildi.Bu olaydan sonra jeolojiye merak sardı ve derneğin kurucu üyelerinden biri oldu.Jeolojinin önemli yapıtlarından bir olan ve 50 yıl boyunca raflardan hiç inmeyen ‘Daha Eski Bir Dünyanın Organik Kalıntıları’ adlı kitabını yazdı.Biz onu bugün titremeli felç olan Parkinson hastalığı için yaptığı çalışmalardan dolayı hatırlıyoruz. * Papaz William Buckland,bilimsel konulara önemli katkılarda bulunmasına rağmen daha çok garip davranışları ile anımsanır.Özellikle vahşi hayvanlar koleksiyonu çok ünlüydü.Bazıları oldukça iri ve tehlikeli olan bu hayvanlar hem evinin içinde hem de bahçesinde serbestçe dolaşırlardı.Ayrıca doğada bulunan ve kendisinin eline geçirebildiği her hayvanın tadına bakmakla da ünlüydü.Herhangi birgün evine gelen konuğun,sofrada fırında pişmiş hintdomuzu,fareli börek,kızarmış kirpi ya da haşlanmış deniz salyangozu bulması mümkündü. Papaz William Buckland,bir tek köstepeği sevmiyordu.Bir diğer tutkusu fosilleşmiş dışkı idi.Koprolit denilen bu maddenin en önemli otoritesi idi ve bunları özel bir masa üzerinde sergiliyordu. * Bir diğer üye,jeoloji biliminin önemli şahsiyetlerinden olan Charles Lyell’dir.Ailesinden gelen maddi servet nedeniyle rahat bir yaşantısı vardı ve çevresi bilimsel yönden de zengindi.Yeryüzündeki değişimlerin tekdüze ve istikrarlı olduğunu kabul ediyordu.Bu nedenle geçmişte meydana gelmiş her şey,bugün sürmekte olan olaylarla açıklanabilir. 19.yüzyılda bilimle ilgili insanların jeoloji konusuna merak salması çok ilginç bir olaydır.Hiçbir bilim dalı daha önce bu kadar ilgi çekmemişti.Jeoloji Derneği’nin üye sayısı da bilim tarihinin ilginç rekorlarından biriydi. | |
|
| | #5 (mesaj-linki) | |
| Cvp: İngiltere ve İngiltere Tarihi İngiltere (Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı) MsXLabs.org & Temel Britannica Resmi adı Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı olan İngiltere' ye kısaca Birleşik Krallık da denir. Aslında Birleşik Krallık'ta bir bölgenin adı olan İngiltere, ülkemizde yaygın olarak tüm ülkenin adı anlamında kullanılır. Ülke, İngiltere, İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda olmak üzere dört bölgeye ayrılır, Man Adası ve Channel Adaları (Anglo-Normand Adaları) da İngiltere'nin toprakları içindedir. ![]() Doğal Yapı İngiltere, Avrupa'nın kuzeybatı kıyısında yer alan Britanya adalar grubunun büyük bir bölümünü kaplar. Bu adalardan en büyüğü olan Büyük Britanya Adası, en uzak noktalarında kuzeyden güneye yaklaşık 950 kilometredir ve doğudan batıya 450 km genişliğindedir. Büyük Britanya Adası üzerinde İngiltere, İskoçya ve Galler bölgeleri bulunur. Büyük Britanya'nın kuzey bölümü Herbidler, Orkney ve Shetland adalarıyla birlikte İskoçya'dadır. Galler, adanın İrlanda Denizi ile Bristol Kanalı arasında İrlanda'ya doğru çıkıntı yapan batı bölümünde yer alır. Büyük Britanya'nın geri kalan bölümünü kaplayan İngiltere Bölgesi üç bölge arasında en geniş yüzölçümüne sahiptir. Kuzey İrlanda, İrlanda'nın kuzeydoğu köşesindedir. Güneyinde İrlanda Cumhuriyeti bulunur. Ülkenin batısında Atlas Okyanusu, doğusunda Kuzey Denizi ve güneyinde Manş Denizi bulunur. Batıda İrlanda Denizi ve St. George Kanalı ile İrlanda'dan ayrılır. İskoçya'nın kuzeyi genellikle dağlıktır. Ülkenin en yüksek noktası olan Ben Nevis Tepesi (1.343 metre) buradadır. İkinci yüksek bölge de Cambrian Dağları'nın bulunduğu Galler'dedir. Buradaki en yüksek nokta 1.085 metreyi bulan Snovvdon Dağfdır. 978 metreyi bulan Scafell Pike İngiltere Bölgesi' nin en yüksek noktasıdır. Bu tepe yörenin kuzeybatısında yer alan Göller Bölgesi'ndedir. Öteki yükseltiler arasında İngiltere Bölgesi'nin kuzey yarısında, kuzeyden güneye uzanan Pennine Sıradağları ile İskoçya'daki Güney Uplands sayılabilir. Ülkenin geri kalan bölümü genellikle yumuşak eğimlerle alçalıp yükselen düzlüklerden oluşur. Ülkenin en düz alanları İngiltere Bölgesi'nin doğu illeri olan Cambridgeshire, Lincolnshire ve Norfolk ile Kuzey Yorkshire'in bazı bölümleridir. The Wash Körfezi çevresinde yükseklik deniz düzeyinin altına düşer. En uzun akarsu, Cambrian Dağları'ndan doğan, İngiltere Bölgesi düzlüklerinden geçerek Bristol Kanalı'na dökülen Severn Irmağı'dır. İngiltere Bölgesi'ndeki Thames, Trent, Ouse; İskoçya'daki Spey ve Clyde ırmakları öbür uzun ırmaklar arasındadır. Clyde, Tyne ve Mersey ırmakları, kıyıları boyunca kurulmuş büyük kentler ve sanayiler nedeniyle tanınırlar. İngiltere'nin iklimi ılımandır. Ortalama sıcaklık kışın 4°C–6°C, yazın 12°C–17°C arasındadır. Yıllık ortalama yağış 1.000 milimetrenin üzerine çıkar. Tarım ülkenin doğal bitki örtüsünü büyük ölçüde değiştirmiştir. Geçmişte düzlüklerin büyük bölümü, çoğunlukla meşe ağırlıklı geniş yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlarla kaplıydı. Ormanlık bölge hemen hemen tümüyle yok olmuştur. Bugün bitki örtüsünü yama biçiminde toprak parçaları, küçük korular, sık çalılıklar ve iğneyapraklı ağaç korulukları oluşturur. Fundalıklar ve kırlık alanlar ülke topraklarının üçte birini kaplar; kırlık alanlar daha çok Kuzey İngiltere ve İskoçya bölgelerinin yüksek ve nemli yörelerinde bulunur. Hayvan varlığı da insanlardan büyük ölçüde etkilenmiştir. Ama hâlâ birçok tilki, porsuk, kakım ve gelincik vardır. Ülkede yaşayan öteki hayvanlar arasında keme, sincap, kirpi, köstebek, soreks ve kızıl geyik sayılabilir. Ekonomi İngiltere küçük olmakla birlikte hammadde yönünden zengin bir ülkedir. Özellikle İngiltere Bölgesi'nin kuzey ve orta bölümlerinden Güney Galler'den ve İskoçya'dan elde edilen kömür oldukça önemlidir. Kuzey Denizi'nin doğu bölümünde deniz dibinde değerli petrol ve doğal gaz yatakları vardır. Geniş ölçüde makine kullanılarak yapılan tarım modern ve verimlidir. Ama elde edilen ürünler ülkenin kalabalık nüfusuna yetmez. Gıda maddeleri denizaşırı ülkelerden getirilir. Genel olarak, ülkenin batısında mandıracılık, doğusunda tarım önemlidir. En çok arpa, buğday, şekerpancarı ve patates üretilir. Galler'de ve İskoçya'daki tepelerde koyun beslenir. Bir adada yaşayan İngiliz halkı tarihlerinin her döneminde deniz ve gemicilikle uğraşmıştır. Bunun yanında ülkenin gelişmiş ticareti ve sanayisi başlıca gelir kaynağıdır. Bugün, İngiltere'de çalışan nüfusun yüzde 2'sinden azı çiftçilik ve ormancılıkla uğraşır. Her 100 kişiden 20'si sanayide çalışır. İngiltere'de iş yaşamındaki 21 milyon kişinin 9 milyonu kadındır. İngiltere'nin başlıca sanayileri, metal işleme, makine, metal eşya, elektrik, mühendislik gereçleri, motorlu taşıtlar, gemi yapımı, kimyasal maddeler, kömür, petrol ürünleri, gıda, içecek, dokuma ve giyimdir. Eski sanayilerden demir-çelik, gemi yapımı, dokuma ve ağır sanayinin başlıca merkezleri Batı Midlands bölgesi, Manchester, Liverpool, Newcastle, Teesside, Glasgow, Güney Galler ve Kuzey İrlanda'da Belfast dolaylarıdır. Gıda, elektronik ve hafif sanayi gibi öbür sanayi kolları geniş bir alana dağılmıştır. Londra ve İngiltere Bölgesi'nin güneydoğusu ülkenin başta gelen sanayi merkezlerindendir. Öteki merkezler güneybatıda Bristol dolayları, güney kıyısında Southampton ve Kuzeydoğu İskoçya'da Aberdeen'dir. İngiltere'de uçak, uçak motorları ve uzay uyduları üreten çok büyük ve başarılı bir uzay sanayisi de vardır. Ayrıca elektronik, plastik, ilaç, çömlek yapımı, cam, kitap ve değerli mücevherlerden iğneye kadar değişik malların üretildiği metal işleme alanlarında önemli bir üreticidir. Nüfus ve Ulaşım İngiltere kalabalık bir ülkedir. Nüfus en yoğun İngiltere Bölgesi'ndedir. Burada kilometrekareye düşen insan sayısı yaklaşık 361, İskoçya'da ise yaklaşık 66 kişidir. Londra 6 milyondan fazla nüfusuyla ülkenin en büyük kentidir. Öteki büyük kentler arasında Birmingham, Glasgow, Leeds, Sheffield, Liverpool, Bradford, Manchester, Edinburgh, Bristol, Coventry ve Cardiff sayılabilir. Toplam nüfusun yaklaşık yüzde 92'si kentlerde yaşar. Demiryolları ülkenin büyük bölümünü bir ağ gibi sarar. Hizmette olan demiryollarının uzunluğu 16 bin kilometreyi aşar. İngiltere'de yaygın bir karayolu sistemi de vardır. Toplam 370 bin kilometrelik karayolunun yaklaşık 3.000 kilometresi hızlı ulaşımı sağlayan otoyollardır. Ülkede 20 milyonun üzerinde motorlu taşıt vardır. İngiltere'nin iç bölgelerinde suyolu taşımacılığı da yapılır. 3.200 kilometrelik kanal yolunun yalnızca 550 kilometresinde yük taşıyan mavnalar çalışır. Geliştirme ve yenileme tasarılarıyla kanalların trafiğe açılmasına çalışılmaktadır. İngiltere'nin birçok önemli limanı arasında en işlek olanı Shetland Adaları'ndaki Sullom Voe'dur. Bu limandan Kuzey Denizi yoluyla doğal gaz ve petrol taşınmaktadır. Başka önemli limanları Londra, Milford Haven, Tees, Hartlepool, Forth ve Southampton'dur. Londra'da Heathrow dünyanın en işlek havalimanlarından biridir. Manchester, Glasgow, Aberdeen, Luton, Birmingham ve Belfast'da da büyük havalimanları bulunur. İngiltere, ticaretinin büyük bir bölümünü Avrupa ülkeleriyle yapar. İngiliz Uluslar Topluluğu'na bağlı ülkelerle de uluslar arası bağlantıları vardır. Yönetim İngiltere'de yönetim üç ayrı düzeyde örgütlenmiştir. En üstte aynı zamanda devlet başkanı olan kral ya da kraliçe bulunur. Ardından, Avam Kamarası ve Lordlar Kamarasından oluşan parlamento ile ülkenin merkezi hükümeti gelir. Avam Kamarası'nın üyeleri seçimle işbaşına gelir; Lordlar Kamarası ise veraset ya da atama yoluyla oluşur. Lordlar Kamarası'nın yasaları geçici olarak erteleme hakkı vardır. Merkezi hükümet ülkenin bütününü ilgilendiren konulardan sorumludur. Üçüncü olarak da bölgelerde, illerde ve ilçelerde halk hizmetlerini gören yerel yönetimler vardır. Günümüzde kral ya da kraliçe siyasete karışmaz. Yönetime ilişkin kararlar onun danışmanları tarafından alınır. Bu danışmanların başında başbakan ile hükümette görev alan bakanlar gelir. Başbakan ve bakanlar iktidardaki siyasi partinin üyeleridir. Hükümet Avam Kamarası'nda oyçokluğuna sahip olduğu sürece ülkeyi yönetebilir. Avam Kamarası en az beş yılda bir seçildiği için, o dönemin hükümeti ülke halkının desteğine dayanır. Bu parlamenter demokrasidir. Savunma ya da ülkeyi olası bir savaşa karşı hazırlama, İngiliz Uluslar Topluluğu'na ve dışişlerine ilişkin konular merkezi hükümetin görevleri arasındadır. Ayrıca ticaret, tarım, iş bulma, sağlık, emeklilik ve eğitim gibi konular da merkezi hükümeti ilgilendirir. Tüm bu görevler için para gerekir. Devlet harcamalarını karşılayacak verginin toplanması da merkezi hükümetin sorumluluğu altındadır. Yerel yönetimler, yerel seçimle işbaşına gelen meclislerden ve halkın yerel düzeyde gereksindiği hizmetleri sağlamak üzere çalıştırılan ücretli memurlardan oluşur. Bu hizmetler konut, eğitim, karayolu bakımı, planlama ve toplumsal hizmetleri içerir. Yerel yönetimin yetkileri ve görevlerini parlamento belirler ve bu hizmetler için gerekli paranın bir bölümü merkezi hükümetten sağlanır. Yerel yönetimlerin örgütleniş biçimi bir bölgeden öbürüne farklılık gösterir. | |
|
| | #6 (mesaj-linki) | |
| Cvp: İngiltere ve İngiltere Tarihi İngiltere Tarihi MsXLabs.org & Temel Britannica ![]() İngiltere'nin tarihi, bir ada olmasından sonra başlar. Günümüzden 8.000 yıl önce Buzul Çağı'nın son döneminde, Avrupa'nın büyük bir bölümünü yüzyıllar boyunca kaplayan buz tabakaları erimeye başladı ve denizler genişleyip taştı. Kuzey Denizi giderek batıya, Avrupa kıtasını İngiltere'ye bağlayan ağaçlı bataklıklarla kaplı düzlük topraklara doğru akarak, günümüzde Manş Denizi olarak adlandırılan sularla birleşti; böylece İngiltere'nin Avrupa kıtasıyla bağlantısı koptu. Buzul Çağı'nın son döneminde, İngiltere'nin buzla kaplı kıyılarının ötesinde, daha güneydeki bölgeleri, çıplak düzlüklerdi. Buralarda ok, mızrak, olta ve ağ kullanmakta usta olan küçük avcı ve balıkçı toplulukları bizon, rengeyiği, yabanıl at ve öbür hayvanları avlardı. İklimin yumuşamasıyla birlikte, hemen hemen her yer ormanlarla kaplandı. Bunlar önceleri, günümüzde Avrupa'nın kuzey bölgelerini kaplamakta olanlar gibi çam ormanlarıydı. Ama zaman içinde iklim daha nemli olunca, çamların yerini meşe ve karaağaçlar aldı. Çiftçiliğin Başlaması Günümüzden 5.000–6.000 yıl önce İngiltere' ye yeni insanların gelmesiyle birlikte bir değişim başladı. Yeni gelenlerin bir bölümü Güney İngiltere'ye; bir bölümü de batı kıyılarına ve İrlanda'ya ulaştı. Göçmenlerin kayıklarında kadın, erkek ve çocukların yanı sıra inek, koyun ve domuzlar vardı. Kayıkların deri torbalara konmuş mısır tohumuyla yüklü olduğu sanılmaktadır. İngiltere'de ilk kez ormanlık olmayan topraklara yerleşerek toprağı işlemeye başlayan bu göçmenler taş, kemik ve tahtadan yapılmış aletler kullanıyorlardı. Ama, ağaçları kesebilecekleri iyi baltalara da gereksinim duyuyorlardı. Tahıl üretebilmek, kulübelerini yapabilmek için toprağı ağaçtan arındırmak zorundaydılar. Toprak yüzeyinden çok derindeki tebeşir katmanında gömülü bulunan çakmaktaşı, balta yapımı için en uygun gereçti. İnsanlar buna ulaşabilmek için kömür madencilerinin toprakaltındaki kömür damarını izledikleri gibi tebeşir katmanı boyunca toprağı kazdıktan sonra, çakmaktaşı yatakları boyunca uzanan tüneller açmaya başladılar. Bu işlerin tümünü geyik boynuzundan yapılmış keserler ve öküzlerin kürek kemiklerinden yapılmış kama ve küreklerle yapıyorlardı. Madencilerin diz çökerek çalıştıkları ve büyük çakmaktaşı kütlelerini çıkarmak için çok çaba harcadıkları karanlık tüneller, tebeşirden oyulan ve hayvansal yağla doldurulan lambalarla loş bir biçimde aydınlatılıyordu. Dağlık bölgelerde ise aletler çakmaktaşı yerine sert kayalardan yapılmaya başlandı. Maden ve taşocakları yörelerinde yapılan baltalar, ülkenin öteki bölümlerinde yaşayan çiftçilerin ürünleriyle takas edilirdi. Çiftçiler ölüleri için çok büyük mezarlar yaptılar. Bunlar aynı zamanda dinsel törenlerin yapıldığı yerlerdi. Törenler ölülerin bir gün yeniden doğacağı düşünülerek düzenlendiği gibi ekinlerin büyümesi ve hayvan sürülerinin artması için de yapılırdı. Taş kullanan çiftçiler çanak çömlek yapmayı biliyorlardı. Dokuma yapmayı bilmeleri de olasıdır; çünkü onların yerleşimlerinde kumaşa rastlanmamakla birlikte, dokuma tarakları bulunmuştur. Bu ilk çiftçilerin çabalarının üzerinden yaklaşık 2.000 yıl geçtikten sonra İngiltere'nin görünümü değişmeye başladı. Yüksek bölgelerin çoğu, özellikle tebeşir katmanlarının bulunduğu yöreler neredeyse tümüyle ağaçtan arındırıldı. İÖ 2500 yıllarında tunçtan alet ve silah yapmayı bilen yeni bir grup İngiltere'ye geldi. Bunlar, batı kıyılarına giden uzun denizyolunu izlemediler; güney ve doğuda pek çok yere çıktılar. Tunçtan yapılma silahlarıyla çiftçileri yenerek köleleştirdikleri sanılmaktadır. İrlanda, Kuzey Galler ve İskoçya'da bakır; Cornwall'da kalay madenleri işleten bu Tunç Çağı insanları, İrlanda'daki Wicklow Dağları'ndaki derelerin sularından altın elde edebiliyorlardı. Madencilik hızla gelişti ve birkaç yüzyıl içinde Avrupa'ya metal eşya satılmaya başlandı. Tunçtan sağlam ve iyi tasarlanmış balta, mızrak, bıçak ve hançerler yapıldı; kuyumcular da burma altından ve kehribardan görkemli gerdanlıklar yaptılar. Tunç kullananların giysileri yünlü dokuma ve ketendendi. Yeni becerilerin gelişmesi ve yabancı ülkelerle ticaretin başlaması gündelik yaşamı fazla değiştirmedi. İnsanların çoğu gene tepelik bölgelerde sığır, koyun ve domuz besledi; ilkel bir biçimde tahıl üretti. Çünkü tunç az bulunan pahalı bir madendi ve çoğunlukla silah yapımında kullanıldı. Tunçtan silah kullanan bu insanların İngiltere'de yarattıkları en büyük değişiklik dinsel alanda olmuştur. Dinleri ve törenleri ilk çift-çilerinkinden farklı olan bu insanlar ölülerini toprak ve taşlardan oluşturulmuş, höyük denen yuvarlak tepelerin altına gömüyorlardı. Bunların bazıları çok büyüktü ve içlerine ölüye yeni yaşamında eşlik etmeleri amacıyla her türlü yiyecek, silah ve süs eşyası konuyordu. Tunç kullanan insanlar, dinsel törenlerini çiftçilerin yaptığı gibi gömü alanlarında yapmayıp, bu amaç için çok büyük taşlardan ya da tahta kazıklardan oluşan daire biçimli yerler yaptılar. Bunlar tanrılarına tapındıkları tapınaklardı. Keltler Geliyor İngiltere'ye daha önce gelen çiftçiler ile onları egemenlikleri altına alan daha sonra gelenler çoktan kaynaşıp, tek bir halk haline gelmişken, İÖ 1000 yıllarında yeni istilalar başladı. Bu tarihlerde Avrupa'daki pek çok halk başka istilacıların yurtlarını ele geçirmeleri yüzünden yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalıyordu. Keltler de bu tür yurtsuz kalmış insanlardı. Keltler bazen yaşayacak toprak elde edebilmek için savaşmak zorunda kaldılar; bazen de yüzyıllardan beri o yörelerde yaşayan insanların yanına barış içinde yerleştiler. Gal ve Kelt dillerinin ilk biçimlerini onlar oluşturdular. Daha sonra Anglosaksonlar'ın Keltler'in yerini aldıkları İngiltere'de bugün bile pek çok ırmak, kent, köy ve dağ adı eski Kelt dilinden gelme sözcüklerdir. İlk Kelt istilacılar alet ve silah yapımında tunç kullanmayı sürdürürlerken, İÖ 500 yıllarından sonra gelenler, beraberlerinde demirden eşya yapma bilgi ve tekniğini de getirdiler. Britonlar olarak adlandırılan bu Keltler savaşçı insanlardı. Kabileler sık sık birbiriyle savaşıyor ve öbür kabilelerin sığırlarını kaçırmak için gözü pek akınlar düzenliyordu. Büyük ve özenle yapılmış kaleleri, bunların üst düzeyde örgütlenmiş topluluklar olduğunu göstermektedir. Briton şeflerin en değerli hazineleri, hepsi de güzel şekillerle süslenmiş olan miğfer, kalkan ve kılıçlarıydı. Britonlar, savaşçılıklarının yanı sıra çiftçilikte de başarılıydılar. Öküzlerin çektiği sabanlar ve ormanlık bölgede tarım alanı açabilmek için balta, orak, tırpan gibi demirden yapılma yeni aletler kullanarak, eski tarım yöntemlerini bütünüyle değiştirdiler. Eski çiftçiler, gereksinimlerini karşılayacak miktarda ekini küçük tarlalarda yetiştirir ve toprak verimsizleştiğinde yeni bir tarlaya geçerlerdi. Oysa Britonlar'la birlikte yerleşik tarıma geçildi. Çiftlik yapıları görevi gören yuvarlak kulübeler yapıldı. Bu yapılar çok basit bir biçimde yapılmış olmalarına karşın yüzyıllar boyunca ayakta kalabilecek kadar dayanıklıydı. Romalılar Dönemi Roma ordusu İS 43'te İngiltere'ye saldırdığında Britonlar köylerde ve tepelerdeki kalelerde çiftçilik yapıyor ve savaşıyorlardı. Romalılar Jül Sezar döneminden beri İngiltere'yi imparatorluklarına katmak istiyorlardı. Jül Sezar'ın ordusu, bu olaydan 100 yıl önce adada savaşmıştı. İmparator Claudius'un döneminde Romalılar adayı güçlü bir ordu ile işgal ettiler; ülkenin güneyini ve orta bölgelerini birkaç yıl içinde ele geçirdiler. Birbirine düşman olan Briton kabileleri, Romalılara karşı birleşemedi. Galler ve kuzeydeki kabileler uzun bir süre direndilerse de sonunda boyun eğdiler. Tyne Irmağı'nın ağzından Sohvay Körfezi'ne doğru İngiltere'nin kuzeyinde uzanan Hadrianus Duvarı adlı büyük taş duvar, Romalıların İskoçya'daki kabilelere karşı savundukları sınırı günümüzde de belirlemektedir. Romalılar, Londra'yı eyalet merkezi yaptı ve ülkenin öbür bölgelerini birbirine bağlayan yolları Londra'dan geçirdiler. İngiltere'de Roma kentleri kuruldu. Önemli kentlerin hepsinde düzenli bir pazaryeri, belediye sarayı, genel hamam, oyun ve gösteriler için bir amfitiyatro bulunuyordu. Bu dönemde kırsal bölgelerdeki eski kaba görünümlü ahşap çiftlik evleri, yerlerini zarif villalara ya da malikânelere bıraktı. Bakımlı tarım alanlarının ortasında yer alan villaların çoğunda merkezi ısıtma, cam pencereler, alçı duvarlar vardı; evlerin zeminleri mozaikle kaplıydı. Roma egemenliği altında birkaç kuşak boyu yaşadıktan sonra Britonlar da bu yeni yaşam biçimini benimsediler. Tüm bu değişikliklere karşın daha yoksul çiftçilerin yaşamı eskisi gibi sürdü. Romalılar tarım yöntemlerine fazla yenilik getirmedilerse de iyi yönetimlerinin ve adada barışı sağlamalarının nüfus artışına katkısı oldu. Ne var ki, İS 5. yüzyılda Roma İmparatorluğu'nun çökmesiyle birlikte İngiltere'deki tarım sistemi de çöktü. Bir zamanlar ekilip, biçilen alanlara yabanıl hayvanlar geri döndü. Anglosaksonlar İngiltere'nin Kral ve Kraliçeleri ![]() Britonlar yeni istilalara karşı savunmalarının sağlanması için Saksonlar'ı paralı asker olarak tuttular ve bunların hizmetlerinin karşılığını toprak vererek ödediler. Saksonlar bu yolla, Kent, Essex, Doğu Anglia ve Doğu Lincolnshire'in büyük bölümünü ele geçirdiler. İS 600 yıllarına gelindiğinde, Güney ve Orta İngiltere'nin pek çok yöresi Angıl ve Saksonlar'ın eline geçmiş bulunuyordu. Anglosaksonlar'ın döneminde İngiltere bir kez daha her birini bir başka kabile önderinin yönettiği küçük devletlere bölündü. Bazı Angıllar'ın yerleştiği topraklar Doğu Anglia adını aldı. Angıllar ayrıca ülkenin bütününe de adlarını verdiler. Halkın birçoğunun Hıristiyanlık dinini kabul etmesi de bu döneme rastlar. Zamanla bazı kabile başkanları çevrelerinde yaşayan öteki kabile başkanlarından daha güçlü bir duruma geldi ve daha az güçlü olan komşu kabile devletleri üzerinde bir tür egemenlik kurdu. Mercia Kralı Offa (757–796) ve 802'de Wessex kralı olan Egbert, bütün öteki İngiliz kralları üzerinde bir güç kazanan ilk krallar oldular. Ama ilk gerçek İngiliz kralı, 871'de Wessex kralı olan ve 886'da bütün İngiltere'nin kralı olduğu kabul edilen Alfred' dir. Danlar, Norveçliler ve Normanlar Danlar'ın ya da Danimarkalılar'ın istilası 8. yüzyıl sonunda akınlar biçiminde başladı; 865'te "Büyük Ordu" karaya çıktı; askerleri Kuzey ve Doğu İngiltere'ye yerleştiler. Yalnızca Wessex, Danlar'ın istilasından kendini koruyabildi. Kral Alfred bir donanma kurdu; orduyu yeniden düzenledi ve sınırlarda kaleler kurarak yalnızca Wessex'i savunmakla kalmadı, 886'da Londra'yı da geri aldı; Danlar'ı barış yapmak zorunda bıraktı. Alfred'den sonra gelen güçlü Wessex kralları daDanlar'ın elindeki toprakların büyük bölümünü geri aldılar. Son büyük Batı Sakson Kralı Barışçı Edgar'ın 975'te ölümünden sonra, zayıf ve güvenilmez bir insan olan Kral Ethelred yönetimindeki Wessex, yeni Dan akınlarına karşı koyamadı. Danlar tüm ülkeye egemen oldular; Kral Canute aynı zamanda İngiltere, Danimarka ve Norveç kralı oldu. Ama onun ölümünden sonra İngiltere yeniden Sakson yönetimine girdi. 10. yüzyılın başından başlayarak Norveçliler, İngiltere'yi istilaya giriştiler. Bu istilacılar İrlanda'dan İngiltere'nin kuzeybatısına geldiler. Danlar İngiltere'ye geldiği sırada onlar da İrlanda'ya yerleşmişlerdi. Norveçli istilacılar, İngiltere'de başkenti York olan bir krallık kurdular. 1066'da sonuncu istila oldu. Normandiya Dükü William ordusuyla birlikte güneydoğu kıyısındaki Pevensey'e çıktı ve çok geçmeden İngiltere Kralı Harold'u Hastings Savaşı'nda yendi. Topraklar İngiliz soylularından alınarak Norman lordlarına verildi. Bütün İngiliz halkı kendi ülkesinde ikinci sınıf insanlar oldu. Ortaçağ William ve onu izleyenler İngiltere'yi, krala hizmet edeceklerine söz vermeleri karşılığında kendilerine toprak verdikleri büyük lordlar eliyle yönettiler. Bu sistem feodalizm olarak adlandırılır. Norman istilasından 400 yıl sonra, yeni bir istila olmadığı halde birçok savaş yapılan bir dönem yaşandı. İngiltere Fransa'nın sorunlarına karıştı çünkü Norman istilasından sonraki İngiliz kralları aynı zamanda Fransa'daki Normandiya'nın düküydüler. İngiltere kralları 1204'te Normandiya'yı yitirdiler; ama o sırada Fransa'nın güneybatısında başka topraklara sahip oldukları için Fransa'nın işlerine karışmayı sürdürdüler. 1453'e gelindiğinde Yüz Yıl Savaşları'nda İngiltere bir dizi zafer kazanmış olmasına karşın Calais dışında Fransa'daki bütün topraklarını kaybetti. Bu arada İngiltere, Gal-ler'i, İrlanda'yı ve İskoçya'yı işgal etmek için de savaşlara girişti. Ama bu ülkelerin İngiltere'yle bütünüyle birleşmeleri daha sonraki yıllarda oldu. Zamanla Normanlar ile İngilizler arasındaki farklılıklar kaybolmaya başladı. Normanlar İngilizlerle evlendiler ve iki halk tek bir İngiliz halkına dönüştü. Bazen krallar, büyük soylular ve kilise arasında siyasal güç elde etmek amacıyla mücadeleler oldu. II. Henry gibi güçlü krallar, baronlar üzerindeki denetimlerini artırdı; ama kiliseye karşı başarılı olamadılar. 1215'te baronlar, Kral John'a Magna Carta adlı belgeyle haklarını kabul ettirdiler. Böylece kralın mutlak yönetimine bazı sınırlamalar getirilmiş oldu. Norman istilasından sonra 400 yıl boyunca İngiltere, Fransa'ya karşı yapılan savaşlara karşın, barış ve refah dönemleri yaşadı. Büyük şatolar, malikâneler, katedraller, manastırlar yapıldı. Bu dönem kentlerde, ticaret ve mal üretimini denetimleri altında tutan loncalar çağıydı. Avrupa'ya yün satılıp karşılığında şarap ve öteki mallar alındığı için Avrupa ile yakın bağlar kuruldu. 14.yüzyılın ortasında İngiltere halkının üçte birini öldüren korkunç bir veba salgını olan Kara Ölüm, zengini de yoksulu da aynı biçimde etkiledi ve geriye toprağı işlemeye yetmeyecek kadar az insan bıraktı. Ansızın ortaya çıkan bu çalışacak insan kıtlığı, özgürlük ve yaşamaları için gerekli olan geliri kazanmak amacıyla mücadele eden köylülerin isteklerini ortaya koymalarına yardımcı oldu. 1381 köylü ayaklanması köylülerin ne kadar zor koşullarda yaşadıklarını gösterdi. 15.yüzyılda 30 yıl süren Güller Savaşı boyunca Lancaster hanedanı ile York hanedanı İngiltere tahtına geçmek için mücadele etti. Savaşın sonunda, 1485'te Henry Tudor, VII. Henry olarak tahta çıktı. Ülkenin orta sınıflarının ve tüccarların desteğini sağladı; kendi de büyük bir servet edindi. Soyluların gücünü sınırlandıran Henry, oğlu VIII. Henry'ye güçlü bir krallık bıraktı. Reform Hareketi ve Elizabeth Dönemi VIII. Henry ile birlikte İngiltere'nin Avrupa'nın etkili bir gücü olma dönemi başladı. Eskiden İngiltere'nin Avrupa'daki gücünün bir bölümü Fransa'da büyük topraklara sahip olmasından kaynaklanıyordu. VIII. Henry döneminde bu topraklar kaybedilmişti, ama İngiltere'nin gücü artık gelişmekte olan sanayisine ve ticaretine dayanıyordu. 16. yüzyıl boyunca Tudor hükümdarları Katolik Kilisesi'ne ve İspanya'ya karşı koyabilecek kadar güçlüydüler. Reform denen altüst oluş Avrupa'yı sarsarken VIII. Henry de papa ile anlaşmazlık içindeydi. Kral bir veliaht sahibi olmak amacıyla yeniden evlenmek üzere Kraliçe Catherine'den boşanmak istiyordu. Papanın bunu onaylamaması üzerine Henry, İngiltere Kilisesi'nin başkanlığını kendi üzerine aldı. Çok geçmeden de manastırların topraklarına ve mallarına el koydu. Manastır topraklarını taşra orta sınıfına ve tüccarlara sattı. Dış ilişkilerinde, birbirine düşman olan Fransa ile İspanya arasında bir denge siyaseti güttü; bazen birini, bazen de ötekini destekledi. Onların kendisine karşı birleşebileceklerini gördüğü zaman büyük gemiler yaptırarak İngiltere'nin gücünü artırdı. Ondan sonra tahta geçen oğlu, 16 yaşında ölen VI. Edward döneminde aşırı Protestanlar denetimi ele geçirdiler. Ama onun yerine geçen Mary, Katolik inancının yaygınlaşmasını sağladı. Henry'nin küçük kızı Elizabeth 1558'de tahta çıkınca, geçmiş yılların dinsel kavgalarını unutturmak için bu konularda ılımlı bir yol izledi ve güçlü bir yönetim kurdu. Bu dönemde İngiliz denizciler İspanyol kalyonlarını yağmaladılar. Karayib Denizi ve Amerika'daki İspanyol kolonilerine saldırdılar; Kuzey Amerika'da İngiliz kolonileri kurmaya çalıştılar. 1588'de İspanya Kralı Felipe, İngiltere'yi işgal etmek üzere büyük bir donanma gönderdiği zaman, daha küçük İngiliz donanması karşısında yenildi. Elizabeth dönemi, yaratılan müzik ve edebiyat yapıtlarıyla ve hepsinden çok da William Shakespeare'in oyunlarıyla ünlüdür. İç Savaş ve Restorasyon I. Elizabeth 1603'te ölünce, çocuğu olmadığı için kuzeni İskoçya Kralı VI. James, I. James adıyla İngiltere ve İrlanda kralı oldu. O ve ondan sonra 1625'te tahta çıkan I. Charles parlamento ile anlaşmazlığa düştüler ve Charles parlamento dışı bir yönetimi denediği zaman büyük güçlüklerle karşılaştı. O sırada parlamento eskiden olduğundan çok daha güçlüydü ve onayı olmadan kralın vergi koyamayacağı geleneği yerleşmişti. Buna karşın I. Charles 1629-40 arasında ülkeyi tek başına yönetti, gelişigüzel vergiler koydu. İskoçya'ya karşı savaşabilmek için paraya gereksinimi olan Charles, yeni vergiler koyabilmek için parlamentoyu toplamak zorunda kaldı. 1641'de parlamento, kralın yolsuzluklarını ve yeni bir yönetim biçiminin gerektiğini halka açıkladı. Kralı destekleyen Kralcılar ile parlamentoyu destekleyenler arasında 1642'de iç savaş başladı. Kralcıları daha çok soylu büyük toprak sahipleri, parlamento yanlılarını ise güçlenmekte olan sanayiciler, tüccarlar ve öteki halk kesimleri destekliyordu. Oliver Cromwell'in önderliğindeki parlamento ordusu savaşı 1648'de kazandı; ertesi yıl kral yargılandı ve idam edildi. Cromwell 1649'da cumhuriyetin kurulduğunu açıkladı. II. Charles, babasının ölümü üzerine tahta geçmek için İskoçların yardımıyla savaşmayı sürdürdüyse de 1651'de kesin olarak yenilgiye uğradı ve Fransa'ya kaçmak zorunda kaldı. Cromwell ülkede düzeni sağladı, İrlanda'yı yeniden fethetti ve İngiltere'nin gücünü artırdı. O dönemde İngiltere'nin dünya ticaretinde başlıca rakibi Hollanda'ydı. Cromwell yeni bir donanma yaptırdı ve Hollandalılara karşı başarıyla savaşmanın yanı sıra denizlerde de Hollandalılara yendi. Ne var ki, parlamentoda daha köktenci yenilikler getirilmesini isteyenlere karşı, büyük tüccarlar ile toprak sahipleri birleşerek krallık yönetimini geri getirme kararı aldılar. 29 Mayıs 1660'ta, yurtdışında sürgünde olan II. Charles İngiltere'ye döndü ve taç giydi. Bu olay restorasyon yani "eski duruma dönme" olarak bilinir. II. Charles ülkeyi parlamentonun istekleriyle uyumlu bir biçimde yönetmeye çalıştı. 1685'te Charles ölünce yerine II. James geçti. James, İngiltere'yi parlamentonun karşı koymasına karşın Katolik bir ülke yapma çabası sonucunda 1688'de İngiltere'den kaçmak zorunda kaldı. 1689'da damadı William ve kızı Mary tahta çıktı. 1688 Devrimi Parlamentonun direnmesi sonucunda II. James'in tahtı bırakmak zorunda kalması ve parlamentonun istediği doğrultuda hükümdar seçmesi, İngiltere tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir ve 1688 "Şanlı Devrim" ya da "Kansız Devrim" olarak adlandırılır. William ve Mary'nin hangi koşullar altında kral ve kraliçe olacağını ortaya koyarak, parlamento açıkça ülkenin gerçek gücü oldu. Hükümdarı, parlamento denetimi altına alan kurallar, Haklar Bildirisi olarak bilinir. 1689'da parlamentoda kabul edilen bu bildiriyi William ve Mary de benimsedi. Buna göre bir hükümdar gelecekte parlamentonun onayı olmadan vergi koyamayacak ve ordu kuramayacaktı; ayrıca hiçbir Katolik yeniden kral olamayacaktı. Bu düzenleme günümüz İngiliz parlamenter sisteminin temelini oluşturur. Hükümdar anayasaya uygun olarak hükmetmek zorunda olduğu için İngiltere bir meşruti monarşi ya da anayasal krallıktır. Fransa o sırada İngiltere'nin ticarette ve denizlerdeki en büyük rakibiydi. William ile Mary ve 1702'de onların yerine geçen Mary'nin kız kardeşi Anne döneminde, İngiltere ile Hollanda Avrupa'da ve denizlerde üstünlüğü sağlamak amacıyla Fransa'ya karşı savaşta birlik oldular. 18. Yüzyıl Kraliçe Anne döneminde İskoçya ile İngiltere'nin bir bayrak altında tek bir parlamento tarafından yönetilmesi sağlandı. İskoçya ile İngiltere 1603'ten beri aynı kralı tanıyorlardı; ama İskoçya'nın kendi parlamentosu vardı. 1707 Birleşme Yasası'yla İskoçya ile İngiltere bütünleşiyor, böylece ticaret için elverişli tek bir iç pazar kurulmuş oluyordu. Yeni İngiliz parlamentosu iki partiye bölünmüştü. Whig'ler daha çok tüccar ve gelişmekte olan sanayicilerin, Tory'ler ise büyük toprak sahiplerinin partisi durumundaydı. 1714'te Kraliçe Anne'nın ölümünden sonra Almanya'daki Hannover yöresinden George kral oldu; böylece Hanover hanedanı dönemi başladı. Hannoverli krallar döneminde ülkeyi Whig'ler yönetti ve İngiltere'de kabine ya da bakanlar kurulu sisteminin temelleri atıldı. 1756–63 arasında İngiltere ile Fransa arasında süren Yedi Yıl Savaşı sonucunda İngiltere, Kanada ve Hindistan'daki Fransız bölgelerine egemen oldu; imparatorluğunun sınırlarını daha da genişletti. Bu sırada İngilizlerin 17. yüzyıl başlarında Kuzey Amerika'da kurduğu 13 koloni, İngiliz parlamentosunda temsil edilmemelerine, İngiltere'nin koyduğu ağır vergilere ve ticaret kısıtlamalarına karşı gelmeye başlamıştı. Amerikan Bağımsızlık Savaşı 1775'te başladı; 1783'te kazanıldı ve ABD'nin kuruluşuna geçildi. Amerikan Bağımsızlık Savaşı yıllarının hemen öncesinde İngiltere'de tarihe Sanayi Devrimi olarak geçen önemli bir değişim süreci yaşanmaktaydı. Bu sürecin sonunda İngiltere hem dünyanın ilk sanayileşen ülkesi, hem de 20. yüzyılın başlarına kadar dünyanın en güçlü devleti oldu. Sanayi Devrimi, büyük buluşların olduğu, atölye üretiminden fabrika üretimine geçildiği, İngiliz tarımının ve sanayisinin dünya çapında üretim yapabilecek bir duruma geldiği bir dönemi kapsar. 19. Yüzyıl 1793'ten beri Fransa ile sürmekte olan savaş 1815'te sonuçlandıktan sonra İngiltere 1830'larda Sanayi Devrimi'nin ikinci büyük aşamasını gerçekleştirdi. Demiryolu yapımına başlandı, kömür, demir ve çelik sanayileri hızla gelişti. 1837–1901 arasındaki Kraliçe Victoria yönetiminde Kırım Savaşı (1853–56), Hint Ayaklanması (1857) ve Güney Afrika Savaşı (1899–1902) oldu. İngiliz ticareti, tarımı ve sanayisi dünya çapında gelişmesini sürdürürken İngiliz hükümeti bu kesimleri, çıkardığı koruyucu yasalarla destekledi. İngiltere artık dünyanın en önemli sanayi merkeziydi ve mallarını satmadığı yalnızca birkaç ülke kalmıştı. İngiltere sömürge pazarlarının mutlak egemeni olmasının yanı sıra, Osmanlı İmparatorluğu gibi bağımsız ülkelerin pazarlarını da serbest ticaret antlaşmaları ve başka ayrıcalıklarla ele geçirdi. Bu arada İngiliz adalarından milyonlarca insan kendilerine yeni bir yaşam biçimi bulmak amacıyla Yeni Zelanda, Avustralya, Kanada ve ABD gibi ülkelere göç etti. Buna karşın 1820–80 arasında ülkede nüfus iki kat arttı. Bu dönemde Charles Darwin ve Thomas Henry Huxley insan soyunun kökenleri üzerine önemli düşünceler ileri sürdüler ve başka büyük bilimsel çalışmalar yapıldı. 19. yüzyılda İngiliz sömürge imparatorluğu en geniş sınırlarına ulaştı. 20. yüzyılın başlarına gelindiğinde 46 milyon nüfusu olan İngiltere'nin 392 milyon kişinin yaşadığı 55 sömürgesi vardı. Reformlar ve İşçi Hareketleri 19. yüzyılın ortalarına doğru sanayiciler ve tüccarlar ülke yönetiminde daha çok söz hakkı isterlerken, çalışan kitleler de hem yaşam koşullarının düzeltilmesi, hem de siyasal ağırlıklarını ortaya çıkarabilmek için örgütlenmeye başladı. 1832 seçim yasası değişikliği gene çalışan kitleleri oy hakkından yoksun bırakıyordu. İşçilere oy hakkı verilmesini ve parlamentoya girmelerini sağlamak amacıyla 1836'da Londra İşçiler Derneği kuruldu. Bu dernek bir dizi istemi dile getiren bir yasa tasarısı (charter) hazırladı ve mücadeleye başladı. Bu eyleme katılanlar Çartistler olarak anılır. Çartistler, emekçi sınıflar için daha iyi çalışma koşulları, daha yüksek ücret ve siyasal haklar istiyorlardı. Charter adlı yasa tasarısı altı maddeden oluşuyordu: Herkese oy hakkı; gizli oy; seçim bölgelerinin adaletli bir biçimde bölünmesi; her bölgede oy verecek seçmen sayısında eşitlik sağlanması; mülk sahibi olmayanlara da seçilme hakkı tanınması; parlamento üyelerine maaş bağlanması; parlamentonun her yıl yenilenmesi. Çartistler parlamentoya 1839'da hazırladıkları Charter'ın yasalaştırılması istemiyle her yıl bir dilekçe sundular. Parlamento da dilekçeleri sürekli olarak geri çevirdi. Bunun üzerine Çartist hareket içerisinde şiddet kullanmaktan yana gruplar ortaya çıktı; ama bu gruplar fazla etkili olamadı. Güvenlik güçleri ise, şiddetten yana olmayan Çartistler'in eylemlerini zorbalıkla bastırmayı sürdürdü; birçok kişi öldürüldü ve önderleri hapse atıldı. 1848'de, Avrupa'yı kaplayan devrim dalgası sırasında Çartist hareket yeniden canlandı. 2 milyon kişinin imzasını taşıyan bir dilekçeyi sunmak üzere parlamento binasına doğru yürüyüşe geçen Çartistler kolluk kuvvetlerince dağıtıldı. 1848'de Çartist hareketin etkisini yitirmesinden sonra nitelikli işçilerin kurduğu sendikalar ortaya çıktı. 20. Yüzyıl 1914'te İngiltere I. Dünya Savaşı'na girmek zorunda kaldı. Almanya'nın Belçika'yı istila etmesi üzerine İngiltere de Almanya'ya karşı savaş ilan etti; çünkü Belçika'nın saldırıya uğraması durumunda, bu ülkeye yardım edeceğine söz vermişti. Avusturya-Macaristan ve Türkiye, Almanya'nın; Fransa, İtalya, Rusya ve sonradan ABD, İngiltere'nin yanında yer aldı. 1918'de barış yapıldığında İngiltere yıkıma uğramıştı. İngiliz ticareti de büyük darbe yemişti. ABD' den çok büyük miktarlara ulaşan borç para ve yardım aldı. Sonraki 20 yıl içinde savaşın etkileri sürdü, uzun işsizlik dönemleri yaşandı. 1926'da işçiler, kömür işçilerini desteklemek amacıyla genel greve gittiler. 1920'lerde İrlanda sorunu bağımsız bir İrlanda Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla çözülmüş görünüyordu. İngiltere I. Dünya Savaşı'nın sıkıntılı günlerini tam atlatıyor gibiyken, Eylül 1939'da II. Dünya Savaşı başladı. Bu savaş Almanya'nın diktatörü Adolf Hitler'in Avrupa'yı egemenliği altına almak istemesi sonucu çıkmıştı. Hitler Polonya'yı işgal edince, İngiltere ile Fransa da Polonya'nın saldırıya uğraması durumunda savaşa katılacaklarını bildirdiklerinden Almanya'ya karşı savaş ilan ettiler. Bu savaş 1945'e kadar sürdü. 1940'tan 1945'e kadar başbakanlık yapan Winston Churchill' in liderliği, savaşın kazanılmasında önemli bir etkendi. Ülkeyi 1945–51 arasında İşçi Partisi yönetti. Demiryolları, kömür ocakları, gaz ve elektrik sanayileri kamulaştırıldı ya da devlet denetimi altına alındı. Devlet, hastaneleri ve sağlık hizmetlerini de üstlenerek sosyal yardıma başladı ve çalışan herkesin çalışma sürelerinin sonunda emeklilik parası alması için hazırlıklar yaptı. Evsizliğin, işsizliğin ve yoksulluğun önlenmesi gerektiğini herkes anlamıştı, ama ne Muhafazakâr ne de İşçi Partisi hükümetleri bu sorunlara tam anlamıyla bir çözüm getirebildi. 1947'de Hindistan ve Pakistan, 1970'lerde de neredeyse bütün İngiliz Uluslar Topluluğu ülkeleri İngiltere'den koparak bağımsızlıklarını ilan edince, İngiliz yönetiminde yalnızca birkaç bölge kaldı. Batı Avrupa'yla bağlarını sağlamlaştırmaya çalışan İngiltere 1973'te Avrupa Ekonomik Topluluğu'na katıldı. İngiltere'nin başlıca sorunları ekonomisinin durumundan kaynaklanıyordu. Sanayisinin gelişme hızı, öbür sanayileşmiş ülkelerden daha yavaştı. Dış ticareti büyük kazanç getirmiyordu. Eski teknolojiyle kurulmuş bulunan fabrikaların yenilenmesi gerekiyordu. Nükleer enerji ve havacılık alanlarında olduğu gibi yeni teknolojilerin geliştirilmesine, Kuzey Denizi'nde doğal gaz ve petrol gibi yeni kaynakların bulunmasına karşın bunlar 1980'lerin İngiltere'sinde işsizliğin ve ekonomik bunalımın giderilmesine yetmemiştir. 1979'dan beri iktidarda olan Muhafazakâr Parti ve Başbakan Margaret Thatcher 1989'da yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ciddi bir yenilgiye uğradı. İşçi Partisi Muhafazakâr Parti'nin önüne geçerken, Yeşiller de yüzde 15 oy aldı. Bu sonuç öbür partilerin de çevre sorunlarına daha fazla eğilmelerine neden oldu. İşçi Partisi'nin başarısının altında, geleneksel politikalarından vazgeçerek dünyadaki değişimlere uygun yeni politikalar benimsemesi yatıyordu. Muhafazakâr Parti'nin başarısızlığı ise serbest piyasa reformlarına dayalı ekonomik politikalarda, halkın hoşnutsuzluğuna karşın direnmesinden kaynaklanıyordu. Partisi içinde gerekli desteği bulamayan Thatcher Kasım 1990'da görevinden ayrıldı. Yerine John Majör seçildi. Thatcher hükümetini güç durumda bırakan üç önemli sorun vardı: Gittikçe kötüleşen ekonomik durum, halkın şiddetli tepkisine neden olan baş vergisi ve İngiltere ile Avrupa'nın gelecekteki ilişkileri konusunda Muhafazakâr Parti içindeki görüş ayrılıkları. Nelson Mandela'nın 1990'da serbest bırakılmasının ardından, İngiltere Güney Afrika'ya karşı uygulamakta olduğu ekonomik yaptırımlara son verdi. Doğu Avrupa'daki demokratik değişimleri de destekleyen İngiltere, savunma giderlerini kısmaya ve Almanya'daki asker sayısını azaltmaya karar verdi. 1991'de Başbakan John Majör Muhafazakâr Parti'nin halk arasındaki saygınlığını artırmaya çalıştı. Majör, Thatcher'dan oldukça zor sorunlar devralmıştı. Yürürlükte kalacağı iki yıl süresince baş vergisinin doğurduğu tepkileri en aza indirme sorunu gündemdeydi. Sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesinin yarattığı tepkilerin yatıştırılması ve ekonominin yeniden sağlığına kavuşturulması gerekiyordu. Majör ayrıca, Thatcher'ın Avrupa Toplulukları (AT) konusunda izlediği uzlaşmaz tutumun yarattığı sorunları da çözmek zorundaydı. Aralık 1991'deki Maastricht Doruğu'nda Majör İngiltere lehine ödünler koparmayı başardı ve AT ile gerginliği yumuşattı. Körfez Savaşı sırasında İngiltere bölgeye 45 bin asker göndererek Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) ardından ikinci sırayı aldı. Nisan 1992'deki seçimleri, birçok siyasal gözlemcinin beklentisinin tersine, Muhafazakâr Parti kazandı. Ekonomik durgunluk 1992'de de sürdü. Faiz oranları yükseldi. İşsizlik oranı yüzde 10'un üzerindeydi. Avrupa'daki para bunalımı İngiltere'yi de etkiledi. Sonunda, İngiliz Sterlini, Ekim 1990'da katıldığı Avrupa Para Sistemi döviz kuru mekanizmasından Eylül 1992'de ayrılmak zorunda kaldı. Kasımda parlamentoda yapılan oylamada hükümetin Avrupa politikası yalnız üç oy farkla onaylandı. İngiltere Ocak 1993'te, ABD ve Fransa'nın yanı sıra, Birleşmiş Milletler kararlarına uymadığı gerekçesiyle, Irak'ın havadan bombardımanına katıldı. 1992 İngiliz kraliyet ailesi için kötü bir yıl oldu. Prens Andrew eşinden ayrılırken, Prens Charles ile Prenses Diana'nın ayrı yaşayacakları açıklandı. Prenses Anne de eşinden ayrılıp yeniden evlendi. Kasımda çıkan bir yangında ise Windsor Şatosu büyük hasar gördü. | |
|
![]() |
| Etiketler |
| Yok |
| ingiliz tarihi, ingiltere tarihi, ingiltere tarihi yerleri, ingilterenin tarihi, ingilterenin tarihi yerleri, |
İngiltere ve İngiltere Tarihi Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Formula 1 Pistleri - Silverstone/İngiltere | karayel | Formula 1 | 0 | 08-10-2008 21:31 |
| Müzeler - İngiltere Müzesi (British Museum) | Bia | Dünya Turizmi | 0 | 19-09-2008 22:23 |
| Hırvatistan - İngiltere Maçı - 10 Eylül 2008 | Kral_Aslan | Dünya Kupası | 0 | 11-09-2008 01:07 |
| 2008 Formula 1 Sezonu - İngiltere Grand Prix | RuffRyders | Formula 1 | 3 | 06-07-2008 22:48 |
| İngiltere Premier Ligi | bergstockholm | İngiltere Premier League | 4 | 14-10-2007 22:14 |