| | #1 (mesaj-linki) |
Uzay Hakkında Araştırmalar, Makaleler
Arkadaşlar yaptığım inceleme ve ip ucları bana amerikanın aya çıkma olayı yalan geldi , sizlerinde görüşlerinizi bekliyorum. 1- Ay da sıcaklık 250 - 300 Fahranayt bir insanın o elbiseler dahilinde bile olsa sıcaklığa dayanması çok zor , dayandığını var sayalım , çekilen resimlerin yada videoların filmleri , onlar nasıl erimedi ?. 2- Ay da güneşin vurmadığı yerin soğukluğu -60 ila -100 Derece arasnda olduğu söylendi.(NASA onaylıdır bunların hepsi) Peki maddelerin -50 dereceden sonra kırılganlıklarının arttıklarını biz okullarda öğrendik vu bu bilimsel bir gerçek. Oradaki araçlar nasıl çalıştı ? -50-100 derece arasındaki soğukta motorları yada yakıtları donmadı mı ?.. 3- En çarpıcı gerçekte bu olsa gerek , Ay da atmosfer olmadıkğını biliyoruz. Atmosferin de olmadığı yerde rüzgâr yoktur. Peki dikilen bayrak nasıl dalgalanıyordu sizce ?... 4- NASA ya göre ABD'ninde onayladığı , Ay'ın yüzeyinin yumuşak şeker gibi narin bir yüzeyi olduğu söylendi. Zıplayan insanlar neden gömülmedi yada araçlar nasıl gömülmedi oraya... 5- Yer çekiminin 6-7 kat daha az olduğu bir yerde dizlerinizi bükerek zıplamakda neyin nesi ? ... Üstelik fazla büküyor ve zıpladığı yer dünyada nekadar uzağa zılarsa bir insan aynı uzaklığa ayda zıplıyor ? İşin ilginç yanı NASA ya bu video'nun incelenmesi için tekrar istenmesine NASA'nın yanıtı çok düşündürücü " Arşivi (Video ve Resimler) bulamıyoruz. " Peki nerede çekildi bu resimler ve videolar ?... Bence bu videolar , Amerikanın eyaleti olan Texas da çekildi. "Neden ?" diye sorarsanız , çünkü resim ve videolarda toprak ve boş bir arazi göze çarpıyor. ABD'nin ise böyle yerleri çöl gibi olan Texas eyaleti var. Bomboş ıssız ve ağaçsız... Video ve resimlerdeki efektlere gelince. Bigisayarın olanaklarını hepimiz iyi biliyoruz.. Bana göre bütün hepsi düzmece... | |
|
| | #2 (mesaj-linki) |
Cvp: Uzay Hakkında Araştırmalar, Makaleler Uranüs ve Neptün'ün Keşfi İki yüz yıl kadar önce gök bilimciler tarafından tasarılması bile güç olan büyük uzaklıklardaki dev gezegenlerin varlıklarının bilinmemesi hiç de şaşırtıcı değildir. Bu gezegenler, eski gök bilimcilerin saptayabildikleri en uzak "gezgin yıldız" Satürn'ün ötesinde kaldıklarından uzun yıllar bilinmezliklerini korudular. Eğer gözlemci tam olarak ne zaman, nereye bakacağını biliyorsa, Uranüs gökyüzünde çıplak gözle, iğne ucu kadar ufak bir ışık noktası gibi görülebilir. Ama bu ufacık görüntü sayısız yıldızın içinde kolayca gözden kaçabilir ve uzun yörüngesinde çok yavaş hareket ettiği için, ancak güçlü teleskoplar yardımıyla seçilebilir. Daha uzaktaki Neptün ise çıplak gözle görülemez. O halde bu çok uzak gezegenler nasıl keşfedilmiştir? Gariptir ki, Uranüs bir rastlantı sonucu keşfedilmiştir. İngiltere'de, 1781 yılının ilkbaharında o zamanlar tanınmış bir gök bilimci olan William Herschel, ev yapısı teleskopuyla Gemini (İkizler) takım yıldızını inceliyordu. Bu arada, yakın yıldızlara hiç de benzemeyen değişik bir görüntü ile karşılaştı. Yıldızlar uzaklıkları ne olursa olsun, teleskopla bakıldığı zaman, hep iğne ucu kadar ufak bir ışık görüntüsü verirler. Oysa bu yeni görüntü, gezegene benzeyen belirgin bir disk biçimindeydi. Gökyüzünün bu kesiminde bir gezegenin varlığı hiç umulmadığı için, Herschel yeni bir kuyruklu yıldıza rastladığını sanıyordu. Uzun çalışma yıllarından sonra, bu "kuyruklu yıldız"m, Satürn yörüngesinin arkasında, dairesel bir yörünge olduğunu meydana çıkardı. Ancak bu bulgular, birleştirildiği zaman Herschel, güneş sisteminin çok uzak ve hiç bilinmeyen bir gezegenini bulduğunu anladı. Başka gök bilimciler de bu sonucu kabul ettiler. Yeni gezegene mitolojide gökyüzü tanrısının adı olan Uranüs adı verildi. Çok geçmeden Herschel ve öteki gözlemciler, bu yeni gezegenin yörüngesi üzerindeki hareketinde bir tuhaflık olduğunu fark ettiler. Yörüngesinde yavaş ve doğal bir biçimde hareket etmek yerine Uranüs, zaman zaman beklenenden çok daha yavaş hareket ediyor, bazen de belirli bir çekime yakalanmışçasına hızlanıyordu. Bilim adamları, bu durumda Uranüs'ten daha uzakta, henüz keşfedilmemiş bir başka gezegenin varlığını düşündüler. İngiliz J.C. Adams ve Fransız Urbain J.J. Le Verrier adında iki gök bilimci, matematiksel olarak, Uranüs'ün hareketini etkileyecek bir yerçekimi gücünde ve henüz bilinmeyen bir gezegenin konumunu saptamak için araştırmaya koyuldular. Çalışmalarının sonucu gerçek anlamda bir başarı oldu. Güçlü teleskoplarla, bir gezegenin bulunması gereken yer incelendiğinde, Uranüs'den ötede, denizler tanrısı Neptün'ün adı verilen gezegen böylece keşfedildi. | |
|
| | #3 (mesaj-linki) |
Uzay ve Uzaylı Kavramları Uzay ve Uzaylı Kavramları İnsanoğlu da bir varlıktır (var oluştur). Uzayı sonsuz veya sonsuz olmayan bir mekân olarak düşünecek olursak; Dünya’mızdan başka Âlemlerin olmadığı düşünmemiz; biz insanoğlunun “bir tek bizler varız” bencilliğine örnektir. Bazı kişilerin “Ben uzaylıyım” demesi; bazı kişilerce alay konusu olmaktadır. Bu yazımda; Uzay ve uzaylı kavramlarının yanı sıra, uzaylılarında biz insanoğlu gibi dost olup olmadığına cevap bulacaksınız) Olaylara geniş bakmanın yanı sıra; oluşlardan kendimizi soyutlayarak 3. bir kişi olarak düşünmek; olayların daha çabuk anlaşılmasını veya çözülmesini kolaylaştıracaktır. “Biz Dünya’nın içinde var oluşumuzu sürdürürken; Dünya neyin içinde var oluşunu sürdürüyor?” sorusu bizimde uzaylı olduğumuzun bir ispatı gibidir. Dünya uzayın bir parçasıysa; bizlerde uzayın bir parçası değil miyiz? Örnek: Türkiyeliyiz, Amerikalıyız, Japonyalıyız… Tüm insanlık için düşündüğümüzde; “Dünyalıyız”. Tüm uzay için düşünüldüğünde; “Uzaylıyız”. Var oluşların bakış açısına göre nereli olduğu değişir. “Bizden başka uzayda var oluşlar var mı?” sorusuna cevap: Dünya’mızda bizden başka yaşamlar var olduğuna göre; Dünya’mızda çeşitli bitki örtüleri, çeşitli hayvanlar, tanımlanan veya tanımlanamayan yaşamlar var olduğu gibi; bizden başka Dünya dışı varlıklar yok diyemeyiz. Dünya dışı varlıklara yok diye bilmemiz için; Tüm uzayın keşfedilmesi gerekiyor. Bu keşifler Dünya için yapıldı. Dünyanın sonsuz bir düzlem değil; Elips şeklinde bir küreden olduğu ispatlanmıştır. Şu an ki nesil için sorulması gereken soru; Uzay sonsuz bir mekân mıdır? İnsanoğlu Dünya’mızda ki tüm canlıları merak edip; incelerken veya yaşayışları belgesellere kaydedip; Tüm insanlığa sunarken; belirli bir besin zincirinin olduğu ve bu besin zincirinin bir parçası olduğumuzu görüp; ister istemez doğaya(tabiata) uyum sağlamak zorundayız. Biz insanlık Dünya’mızdaki canlıların yaşam tarzlarını incelediğimiz gibi; Dünya dışındaki var oluşları merak ediyorsak, yıldızları gözlemliyorsak… Aynı düşünceleri bir Uzaylıymış gibi düşünürsek; Dünya dışındaki var oluşlar içinde bu düşünceler geçerlidir. Dünya dışındaki var oluşlarda bizleri merak edip gözlemeye hakları yok mu? Bence gözetlenmemiz doğaldır. Yanlıştır diyenlere cevap: Madem başka var oluşları gözetlenmesine karşısınız; neden belgesel seyrediyorsunuz? Örnek: Ülkeler arasındaki uydular bizleri gözetliyorsa; kimin nerede olduğunu 1saat içinde bulunabilir. Uyduların bizi gözetlemesine tepkide bulunmak yerine; Birkaç uzaylının bizleri veya doğamızı izlemesinde neden tepki gösterdiğimizi anlayamıyorum. Uydularımızı çıplak gözle görebiliyor muyuz? Hayır. Peki, uyduları kullanan kişiler bizleri görüyor mu? Evet. Bazı bilgilerin insanlıktan saklanması Dünyada kargaşa çıkmasını önlemek amaçlıysa; neden Dünya’mızda savaşlar hala devam ediyor? Dünya’mızda zaten kargaşaların var olduğunun ispatıdır. Bu kargaşaların çıkmasını da uzaylıların üstüne atmak mantıksızdır. Dünyadaki savaşlara neden olan insanoğlunun çıkar kavgalarıdır. Biz insanoğlu kendi aramızda anlaşmazlıklar sonucunda; tartışmalara, dargınlıklara, kavgalara, şiddete veya savaşlara neden oluyorsak; Dünya’mızdaki savaşlara neden olan uzaylılar değil insanlığın kendisidir. İnsanoğlu arasında iletişim yetersizliğinin örneğidir. Dünya’mızda vahşi hayatı veya doğayı koruma dernekleri olduğu gibi; Dünya dışındaki varlıklar arasında insanoğlunu korumayı görevini üstlenenler olamaz mı? Örnek: Bir meteor parçasının bilinmeyen bir cisim tarafından; Dünya’ya düşmeden yok edilmesi. Sorulması gerekenler; — Meteor parçası nereye düşecekti? Meteor nasıl olurda Dünyadaki radarlara görünmedi? Meteor düşmüş olsaydı, kim veya kimler yok olacaktı? bu örnek ile tüm uzaylıların düşman olmadığının bir ispatı gibidir. Her görülen UFO’lara füzeler ile saldırmamız çok saçma bir davranış olur. Aslanın arabayı ısırması gibi davranırsak; vahşi doğadaki canlılardan hiçbir farkımız kalmaz. Mevlana’nın sözü; “Gel, gel, ne olursan ol yine gel”. İnsanlar bile bazen kendi aralarında iletişim kuramadıkları için anlaşamıyorlar. Dünya dışı varlıklarında hemen bizleri anlamasını beklememiz bir hatadır. Biz onları onlarda bizi inceleyerek, gözlemleyerek birbirimizi tanıma fırsatı elde ederiz. Biz belgesellerdeki canlıları izleyerek tanıyorsak; Dünya dışı varlıklarında bizleri gözlemleyerek tanıma çabaları olamaz mı? İnsanoğlu neden saldırgan olur? Sevdiklerini koruya bilmek veya sevenleri için hayatta kalma mücadelesidir. Biz insanoğlu birbirimize iyi davrandığımız sürece; Dünya dışı varlıklarında bizlere iyi davranacaklardır. Uzayda bizlerden başka varlıkların da olması ne kadar güzel! Dünya’mız içindeki çeşitli canlılar, bitkiler… Olması; Dünya dışında da bizlerden başka canlılarında var olduğunun örneğidir. Namyelüs Hat | |
|
| | #4 (mesaj-linki) |
Cvp: Uzay Hakkında Araştırmalar, Makaleler
seni gidi uzaylı | |
|
| | #5 (mesaj-linki) |
51.Bölge(Resmi Tanık) 51.BÖLGE RESMİ TANIK BOB LAZAR 1989 yılında Bob Lazar adında bir fizik mühendisi, Las Vegas televizyon istasyonlarından biri olan KLAS’da bir basın açıklaması yapmış ve S4 Bölgesi’nde UFO’ları yeniden oluşturmayla ilgili mühendislik projesinde görev almış olduğunu iddia etmişti. UFOların yerçekimini itici güç sistemine dayalı motorları üzerinde çalışmalar yaptığını söyledi. Bunların güç kaynakları bir anti-madde reaktörüydü. Lazar orada kendisine gösterilen uzay aracın bizim medeniyetimizden binlerce yıl daha gelişmiş seviyede bir teknolojiye sahip olduğunu ancak görünüşe göre bizlerden daha kısa varlıklar için yapıldığını vurgulamıştır. Lazar açıklamalarına ayrıca adı geçen bölgede dünya dışı varlıklara ait 9 adet disk şeklinde uzay aracı olduğunu da eklemişti: “Bu disklerden bir tanesi İsviçreli Eduard Billy Maier adındaki temasçının 1970 yılı ortalarında fotoğraflarını çekmiş olduğu ve Pleiades takım yıldızından geldiği iddia edilen araca benziyordu.” Lazar, takip eden aylarda kendisiyle yapılan röportajlarda, hikayesini daha ayrıntılı bir şekilde anlatmış, 51. bölgede bulunan birbirlerinden tamamen farklı disk şeklindeki 9 araç için yakıt olarak 223 gramlık –o zamanlarda henüz keşfedilmemiş bir element olan– element 155’in kullanıldığını açıklamıştı: “Bu element daha çok yanık turuncu renginde olup çok yumuşaktır. Öyle ki tırnağınızla üstüne çentik bile atabilirsiniz. Ancak çok ağırdır. Elementin bir parçasını kaldırdığınızda onun kurşun olmadığını hemen söyleyebilirsiniz. Şaşırtıcı derecede ağırdır.” Las Vegaslı bir araştırmacı-gazeteci olan George Knapp Lazar’ın geçmiş iş yaşamı araştırmış ve önceden gerçekten de Los Alamos’ta yaşadığını ve oradaki Las Alamos Ulusal Laboratuarı’nda fizikçi olarak çalıştığını doğrulamıştır. Ayrıca Lazar’ın iddia ettiği dönemlerde 51. Bölge/S4’de çalıştığını yasal olarak da onaylanan çalışma kayıtları, Donanma İstihbarat Departmanı’ndan sağlanmıştır. Lazar’ın fizik, elektrik mühendisliği ve itici güç sistemleri alanlarındaki sağlam ve güvenilir geçmişi nedeniyle kendisiyle pek çok görüşmede bulunulmuştur. Bugüne kadar işi, üssü, çalışma arkadaşları ve yapımı oldukça zor olan uzaylı araçları hakkında çok detaylı tarifler ve bilimsel bilgiler sunmuştur. HAVA İSTİHBARAT MERKEZİ ÜYESİ ANLATIYORDUR. 51. Bölgede görülen disk şekilli cisimlerle ilgili diğer bir olay, bir Hava Kuvvetleri emeklisi olan gazeteci Robert Dorr tarafından bildirilmiştir. Dorr, 1953 yılı Nisan ayında Nellis test üssünde görev yapan Hava Teknik İstihbarat Merkezi takımının bir üyesinin, kendisine, yeniden düzenlemesi yapılmış bir uçan dairenin görgü şahidi olduğunu ihbar ettiğini belirtmişti. Cismin tanzimi, söylendiğine göre, Doğu Kıyısında gerçekleştirilmişti. “O, 8,5 m. çapında kusursuz bir diskti. Kalınlığı çemberin çevresinde 30 cm.den başlarken ortaya doğru 3,5 metreye ulaşıyordu. Savaş uçaklarınkine benzer yükseltilmiş bir kokpiti, hemen altında da onu çevreleyen 150’ye 150 cm. uzunluğunda ve 2 metre yüksekliğinde bir alan vardı. İtici güç sistemi tamamen mahvolmuştu, aygıtlar ve elektrik tertibatı tanıdık materyalleri içermesine rağmen neredeyse anlaşılmaz görünüyordu. Cisim, dünyanın yörüngesindeki bir ana gemi tarafından yönetilmek üzere dizayn edilmiş küçük bir araç olduğu kanısını uyandırıyordu. Boyutlarından ve hasar görmüş oturma yerlerinden anlaşılabileceği üzere, içinde görünüşe göre insan benzeri uzuvlara sahip 2 mürettebatı taşıyabilecek şekilde tasarlanmıştı, ancak bunlar çok daha kısa boylu varlıklar olmalıydı. Bu aracı bir insan pilotun sığabileceği şekilde tekrar dizayn etmek aylar sürmüştü.” DAHA ÇOK TANIK: Atomik Enerji Komisyonu’ndan ‘Q’ tipi [çok gizli bölgelere giriş izni] ve servisler arası Top Secret (Çok Gizli) geçiş iznine sahip Mike Hunt 1960’lı yıların başında 51. Bölge’de, radar bakımıyla meşgul olduğu sırada disk şeklinde bir hava aracını gördüğünü itiraf etmiştir. Yeminli ifadesinde “sadece bir kere UFO gördüm” diyen Hunt şöyle devam etmiştir: “Araç, binaların arkasına yarı saklanmış bir şekilde yerde duruyordu. İlk gördüğümde, kuyruğunun ve kanatlarının olmadığını fark edene kadar onun küçük bir özel uçak olduğunu düşünmüştüm. Ondan yarım mil kadar uzaklıktaydım ve bu uzaklıktan gördüğüm kadarıyla araç yaklaşık 6 ya da 9 metre çapındaydı ve cilalı parlak alüminyumdan ziyade kalay ve kurşun karışımı gibi bir renkteydi.” Hunt, birçok kere uçan daire kalkarken ya da inerken orada bulunduğunu, fakat onu izlemesine hiçbir zaman izin verilmediğini kaydetti. Ayrıca, Tonopah yakınlarındaki radar istasyonunun kuzey ucunda görev yapan radar operatörü Richard Shakleford da Hunt’a, test alanının üzerinde sık sık UFOları gördüğünü fakat kendisine onları görmezden gelmesi emredildiğinden bahsetmiştir. Mike Hunt, o sıralarda 51. Bölgede –‘Kırmızı Işık Projesi’ ya da ‘Kırmızı Işık’ olarak bilinen- uçan dairelerle ilgili son derece gizli bir programın yürütüldüğünü biliyordu. Hunt, ayrıca kendisinin etrafta herhangi bir şey görüp görmediğine dair sorgulandığını da eklemiştir... “Her ne görmüş olursam olayım, orada gördüklerimle ilgili en ufak birşey dahi konuşursam başımın büyük belaya gireceği sıkça hatırlatılıyordu. Oradaki güvenliğin ne kadar sıkı olduğunu asla tarif edemem.” 1989 yılından beri, Japonya’dan da olmak üzere birçok uzak yerlerden gelen pek çok kişi ve haber ekibi, 51. Bölge üzerinde yerçekimine karşı yaptıkları hareketleri, manevraları ve kapasiteleri ile ordunun geleneksel araçlarının çok ötesinde bir teknoloji sergileyen, garip, parlak araçları fotoğraflamış ve kameraya almışlardır. Kaynak: Sirius | |
|
![]() |
| |||||
| vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc. Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler. Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız. If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately. | |||||