| | #1 (mesaj-linki) | |
| Evren (Kozmos)KOSMOS VE İÇERİĞİ ![]() Evren (Kozmos), tüm varlıkları ve olayları içeren bir sistemdir. Kelimenin kökü dikkate alındığında bu “dirlik ve düzen içinde bir evren” anlamına gelen Yunanca bir sözcüktür. Kozmoloji (evren bilim) açısından ise bu terim bizim gözlemlediğimiz evren olarak düşünülür. Bu nedenle bizden önceki ve sonraki evrenlerin varlığı da söz konusudur. Günümüzde ulaşılabilen en son teknik verilere göre, evrenin fizik yapısı şöyle sıralanabilir: 1-Galaksiler 2-Elektromanyetik radyasyon 3-Nötralveiyonize hidrojen 4-Toz parçacıkları 5-Galaksilerden gelen ışıklar 6-Süpernova ve Galaktik patlamalardan oluşan kozmik ışınlar 7-Kütlesi olmayan nötronlar 8-Gravitik dalgalar. Sadece bizim galaksimizde 400 milyar yıldız (güneş) bulunduğu tahmin edilmektedir. Bizim galaksimiz gibi içinde yıldızları ve gezegenleri barındıran ise milyarlarca galaksi var. Evreni dolduran bütün cisimler üç esas gücün etkisiyle bir arada bulunuyor: 1-Nükleer Güç: Atomik çekirdeğin nötron ve protonlarını bağlar. 2-Elektromanyetik Güç: atomları oluşturmak üzere elektronları çekirdeğe bağlar. 3-Gravitik Güç: Uzaydaki cisimleri belirli yörüngelerde tutar. Galaksi; gazlar, yıldızlar, tozlar ve gezegenler içeren en büyük madde topluluğudur. Galaksiler ilk başta yoğun birer gaz bulutu olarak ortaya çıkmışlar ve daha sonra bu gazdan, yoğunlaşma yoluyla yıldızlar meydana gelmiştir. Galaksi, bu oluşum sırasında döner ve milyonlarca yıl sonra sarmal bir biçim alır. Bu sarmalda kabaca küre şeklinde bir çekirdek ve çevresinde yassımsı bir disk vardır; yörüngesinde de yoğun yıldız kümeleri döner durur. Çekirdek bölümünde pek az gaz ve toz vardır, büyük bir bölümü daha yaşlı yıldızlardan oluşur. Sarmal kollarda büyük miktarda gaz ve toz ile yeni oluşmuş yıldızlar bulunur. Aradan milyonlarca yıl daha geçtikten sonra sarmal kollar içeren elips şeklinde galaksiler meydana gelir. Bir galaksinin en sonunda alacağı biçim küre biçimidir; daha sonra muhtemelen Kara Delik haline gelecektir. ![]() Bizim Galaksimiz “Samanyolu Galaksisi” Bir galaksimiz olduğu düşüncesi 1920’lere kadar akla gelmemişti. Bugün ise galaksimizin yüz milyarlarca benzeri olduğunu biliyoruz. Evrendeki sayısız galaksiden biri olan Samanyolu Galaksisi, en az 400 milyar yıldız topluluğundan oluşur. Bir uçtan diğer uca şimdilik 100,000 ışık yılı boyunca uzandığı tahmin edilmektedir, muhtemelen bu çok daha da fazladır ve 1000 ışık yılından daha fazla genişliktedir. Ayrıca yıldızlar arasında çok büyük miktarlarda gaz ve toz bulutları ve belki de bilinmeyen milyarlarca gezegen ile onların uyduları bulunmaktadır. Bizimkine en yakın olan dış galaksi ise Andromeda Galaksisidir. Güneşimiz, Samanyolu’nun merkezden 30,000 ışık yılı uzaklığındaki kenarında, galaksinin sarmal bir kolunda yer almaktadır. Kaynak:sirius | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Evren (Kozmos) Evren veya kâinat, sonsuz uzamda bulunan tüm madde ve enerji biçimlerini içeren bütünün adıdır. Yani "evren" astronominin, astrofiziğin konu edindiği şeylerin tümüdür.Galaksilerin birleşimiyle oluşan her şeydir. İçinde "her şey" olan bu dev çorba, sonsuzluk veya hiçlik olarak tanımlanabilecek uzayın içinde yer alır. Daha doğrusu, uzaya fon olan siyah hiçliğin içindeki her şeydir evren. Dolayısıyla aslında sonsuz uzayın-hiçliğin içinde de değildir. Zira "hiçliğin" içi olmaz. Fakat olmayan şeylere de (sıfır gibi) onlardan bahsedebilmek ve düşüncelerimizde kullanabilmek için bir isim vermek zorunda olduğumuzdan evreni çevreleyen bu "hiçliğe" uzay-uzam gibi isimler vermişizdir...Bilinenlere göre evren bir gaz topunun sıkışıp patlamasıyla oluşmuştur.Uzun yıllar boyunca gazlar evrende bir dolaşım içindeydi.Bu gazlar birleşerek galaksileri(gök adaları)oluşturdu.Bazı gökadalarda birleşti.Galaksiler içinde Güneş Sistemi,Gezegenler,Asteroidler ve gök taşları bulunan büyük gaz boşluklarıdır.Bir galaksiden diğerine 57.000 yılda ulaşılmaktadır.Keşfedebildiğimiz evrende 400 milyardan fazla galaksi ve 10.1018 güneş olduğu tahmin edilmektedir. Bakış açısına göre evren, aslında "tek" şeydir. Zira bilinen en büyük bütündür. Fakat sadece "evren" kavramını kullanarak düşünüp konuşamayacağımız için onu farklı ve daha küçük parçalara ayırır ve sınıflandırırız. Böylece "dil" ortaya çıkar. Dili kullanan insanlar bir süre sonra kavramların aslında gerçekliklerinin olmadığını sadece fonksiyonları olduğunu unutur ve kendi yarattıkları kavramların mutlaka bir gerçekliğe işaret ettiğine inanmaya başlar. Evren oluşmuş ve/veya oluşturulmuş sistemler bütünüdür. | |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Evren (Kozmos) . Bütün gökcisimleri, yıldızlar, gökadalar, bulutsular, gezegenler, uydular, yıl-dızlararası madde, üzerinde yaşadığımız Dünya, insanlar, kısacası var olan her şey evreni oluşturur. Bildiğimiz ve henüz bilmediğimiz bütün madde, enerji ve ışıma biçimleri uçsuz bucaksız evrenin içindedir. Evrenin büyüklüğü ve yapısı nedir, evren nasıl ve ne zaman oluşmuştur, ne zamana kadar var olacaktır, bir gün sonu gelecekse nasıl gelecektir gibi sorular yüzyıllardır astronomların aklını kurcalamıştır. Evrenin fiziksel varlığına ilişkin bu soruların yanı sıra düşünürler de evrenin neden var olduğunu ve insanın evrendeki yerini sorgularlar. Hemen hemen bütün uygarlıklarda evrenin yaratılışına ilişkin çeşitli efsane ve mitler vardır. Eskiden evren kavramı, Arapça'dan dilimize geçmiş olan ve "yaratılmış şeylerin tümü, bütün varlıklar" anlamına gelen kâinat sözcüğüyle karşılanırdı. "Yaratılmış her şeyi içeren düzenli bütün" anlamında Eski Yunanca kökenli bir sözcük olan kozmos terimi de birçok batı dilinde ve Türkçe'de gene evrenle eşanlamlı olarak kullanılır. Evrene ilişkin anlamındaki kozmik, SSCB'de astronot anlamında kullanılan kozmonot ve fiziksel evreni bir bütün olarak inceleyen bilim dalının (evrenbilim) adı olan kozmoloji terimleri hep bu kökenden türetilmiştir. Araştırmalarının temeli fizik ve astronomi olgularına dayanan kozmoloji ya da evrenbilim bu bilimlerle çok yakın bir ilişki içindedir . Kozmologlar, evrende gözledikleri olguları açıklayabilecek "evren modelleri" kurarlar. Ama Eski Yunan'dan başlayarak ortaya atılan bütün evren modelleri sonradan gözlenen yeni olgularla çeliştiği için yüzyıllar boyunca birçok kez değişikliğe uğramış ve benimsenen yeni görüşlerin çoğu ancak 20. yüzyılda biçimlenmiştir. Evren Konusundaki Görüşlerin Değişmesi Eskiçağlarda, birkaçı dışında bütün astronom ve düşünürler Dünya'nın evrenin merkezi olduğuna, Güneş, Ay ve yıldızların Dünya' nin çevresinde döndüğüne inanırlardı. Bu evren görüşüne göre, yıldızlar kristal bir kürenin içine çakılmış gibi durağandı. Buna karşılık Güneş, Ay ve beş "gezgin yıldız" (o zamanlar bilinen beş gezegen) bu durağan yıldızların önünde hareket halindeydi. Bütün gökcisimleri, sanki bir makineyle çalıştırılı-yormuşçasına, değişmez bir düzen içinde Dünya'nın çevresinde dolanırdı. Eski astronomlar gezegenlerin bu hareketini, Güneş'in ve yıldızların günlük dolanımını açıklayabilmek için karmaşık evren modelleri geliştirdiler. Bu eski astronomlar içinde etkisi en uzun süreli olan İskenderiyeli Batlamyus'tur (Klau-dios Ptolemaios). İS 2. yüzyılda yaşayan bu ünlü bilgin, bugün Almagest adıyla bilinen büyük yapıtında gökcisimlerinin karmaşık hareketini açıklayan evren kuramını ortaya attı ve Dünya'yı evrenin merkezi olarak kabul eden bu kuram 1.400 yıl boyunca hiç tartışmasız benimsendi. Uzayın uçsuz bucaksız ve karanlık boşluğunda, Güneş'e benzer yıldızlardan oluşmuş bir gökadanın ortasında yüzen günmerkezli Güneş Sistemi düşüncesinin yerleşmeye başlaması ancak 16., 17. ve 18. yüzyıllara rastlar. Mikolaj Kopernik, Galileo Galilei ve Johannes Kepler gibi büyük bilginler, Dünya'nın ve öbür gezegenlerin Güneş'in çevresindeki yörüngelerde dolandığını kanıtladılar. Sir Isaac Nevvton, bu gezegenleri yörüngede tutan evrensel çekim (kütleçekim) kuvvetinin varlığını açıkladı. 18. yüzyılın sonlarında Sir William Herschel ve onu izleyenler de bütün Güneş Sistemi'ni içeren Samanyolu Gökadası'nı incelediler; bulutsu denen soluk ışıklı gaz ve toz bulutlarını araştırarak bunlardan çoğunun gerçekte Samanyolu'nun ötesindeki başka gökadalar olduğunu saptadılar. 1912'de, Sefeitler adıyla bilinen değişen yıldızların mutlak parlaklıklarının devirleriyle bağlantılı olarak değiştiğinin bulunması, bu yıldızların ve çevrelerindeki öbür gökcisimlerinin uzaklıklarını belirleme olanağı verdi. 1914'te Samanyolu Gökadası'nın haritasını çıkarmaya koyulan ABD'li astronom Harlow Shapley, Güneş Sistemi'nin bu gökadanın merkezinden yaklaşık 30.000 ışık yılı uzakta olduğu sonucuna vardı. Günümüzde Samanyolu Gökadası'nın 100.000 ışık yılı çapında, ortası şişkince yassı bir disk biçiminde olduğu biliniyor. Diskin ortası, daha yaşlı yıldızlardan oluşan ve hem altta, hem üstte kabarıklık yapan bir haleyle çevrilidir; diskin kenarlarında da toz ve gaz bulutlan ile genç yıldızların oluşturduğu sarmal kollar uzanır Çağdaş Evren Modelleri Gökadalann gerilemesi denen bu olay ancak evrenin her yöne doğru genişlediğini kabul etmekle açıklanabilir. Evrenin genişlediği savını, o tarihten yedi yıl önce Rus matematikçi Aleksandr Friedmann, Albert Einstein'ın genel görelilik kuramına dayanarak ortaya atmıştı . Hubble'ın bulguları genişleyen evren kuramını destekleyen ilk veriler oldu. Gene 20. yüzyılda, evrenin oluşumunu ve ne gibi değişiklikler geçirdiğini açıklamak üzere iki kuram geliştirildi. Bunlardan "durağan hal" kuramına göre, evren geçmişte ve gelecekte, her an ve her noktasında hep aynı görünümdedir. Evren genişledikçe, aradaki boşlukları doldurmak üzere sürekli yeni maddeler oluşur. "Büyük patlama" adıyla bilinen öbür kurama göre ise, evren başlangıçta son derece yoğun, olağanüstü sıcak ve iyice sıkışmış tek bir kütle halindeydi. Bu kütle bir anda patlayarak çevreye saçıldı ve savrulan parçalar soğudukça kütleçekim etkisiyle bir araya gelerek ilk yıldızları ve gökadaları oluşturdu. Büyük patlama kuramına göre evrenin yaşı 10 milyar ile 20 milyar yıl arasındadır. (Dünya'nın yaşı yaklaşık 4,6 milyar yıldır.) Büyük patlama kuramı bugün kozmoloji bilginlerince doğru olarak kabul edilir; çünkü evrenin geçmişte bugünkünden çok daha sıcak ve yoğun olduğu bilinen bir gerçektir. Evrenin derinliklerinden gelen ışığın Dünya'ya ulaşması çok uzun zaman aldığı için, evrendeki hiçbir şeyi o andaki durumu ve konumuyla göremeyiz; gördüğümüz her şey geçmişten kalma görüntülerdir. Örneğin Dünya'ya 5 ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızı teleskopla izlediğimiz anda, o yıldızın beş yıl önceki görüntüsü bize daha yeni ulaşıyordur. Samanyolu'nun çok ötesindeki en uzak gökadaları ise ancak büyük patlamanın olduğu ve evrenin biçimlenmeye başladığı andaki durumlarıyla görebiliriz. Astronomlar, uzaklaşan gökadaların kaçış hızını ve bulundukları yeri hesaplayarak evrenin yaşını tahmin edebiliyorlar. Ama evrenin başlangıcından önce herhangi bir madde olup olmadığını bilemiyoruz. Madde ve Enerji Evrendeki enerjinin büyük bölümü elek-tromagnetik ışınım biçimindedir. Yıldızların en iç bölümlerindeki termonükleer kaynaşma tepkimeleri sonucunda, bu gökcisimlerinin parlaklığının kaynağı olan ısı ve ışık açığa çıkar. Yıldızlar ayrıca kızılötesi (enfraruj) ve morötesi (ültraviyole) ışınlar ile radyo dalgaları da yayar. Özellikle radyo dalgalan astronomlar açısından son derece önemlidir; çünkü bu dalgalar öbür elektro-magnetik ışınımların çoğunu soğurarak Dünya'ya ulaşmasını önleyen yıldızlararası toz bulutlarının içinden de hiç engellenmeden geçebilir. Bu nedenle, yoğun toz bulutlarıyla kaplı olduğu için optik teleskoplarla gözlemlene-meyen uzay bölgelerine, örneğin Samanyolu' nun orta bölümlerine ilişkin bilgileri radyo dalgalarına ve radyo astronomiye borçluyuz. Uzayda yıldızlardan başka radyo dalga kaynakları da vardır. Örneğin bazı bulutsuları oluşturan iyonlaşmış gaz bulutları; yıldızlararası uzayın her yerinde varlığına rastlanan ve ortalama 21 cm dalga boyunda elektromagne-tik dalgalar yayan iyonlaşmamış (yüksüz) hidrojen bulutları; evrenin en uzak kıyılarında yer alan ve büyüklüğü bir güneş sistemi-ninkine, enerjisi de bir gökadanınkine denk olan ilginç kuvazarlar da radyo dalgaları yayar . Evrende varlığı saptanabilen elektromag-netik dalgalardan biri de X ışınlarıdır . Roketler ve yapma uydularla dış uzaya gönderilen araçlar kanalıyla çeşitli X ışını kaynakları saptanmıştır. Bunlar arasında Yengeç bulutsusu ve Koltuk A gibi süpernova kalıntıları ya da Kuğu X-l ve Akrep X-l gibi garip cisimler bulunur. Kuğu'dan yayılan bu elektromagnetik enerjinin bir kara delikle bağlantılı olabileceği sanılıyor. Ayrıca, gözlemlenebilen herhangi bir gökcismiyle bağlantısı olup olmadığı, nereden kaynaklandığı ve yapısının ne olduğu henüz anlaşılamayan başka X ışını kaynakları da vardır. Astronomlar bunların dışında, sanki bir resmin fonu gibi bütün evreni kaplayan zayıf bir elektromagnetik ışımanın varlığını saptamışlardır. Bu fon ışımasının birkaç nedeni olduğu sanılıyor. Belki de bu ışımanın bir bölümü, evrenin başlangıcında açığa çıkan olağanüstü boyutlardaki enerjinin Dünya'ya yeni ulaşan dalgaları ya da başka bir deyişle büyük patlamanın "yankısı"dır. Geri kalan bölümün de büyük ölçüde yıldızlararası ve gökadalar-arası uzaydan geçen kozmik ışınlardan kaynaklandığı düşünülüyor. Kozmik ışınlar ya da evren ışınları, çok büyük bir hızla yıldızlardan dışarı savrulan, genellikle protonlardan oluşmuş çok küçük parçacıklardır. Dünya'ya her gün pek çok sayıda kozmik ışın parçacığı çarpar; bunların varlığı atmosferde yarattıkla-n etkilerle ya da duyarlı ölçü aletleri yardımıyla saptanabilir. Örneğin bir Geiger sayacından geçen her parçacık aygıtın içindeki gazla etkileşime girerek hızlı bir elektrik akımı darbesi oluşturduğu için, aygıttan geçen kozmik ışın parçacıklan tek tek sayılabilir. Samanyolu'ndaki ve öbür gökadalardaki süperno-valardan fırlayarak yağmur gibi uzaya boşalan kozmik ışın parçacıkları boşlukta akarken bir magnetik alanla karşılaşırlarsa enerjileri iyice artar ve hızları ışık hızına yaklaşır. Böylece "senkrotron ışıması" denen bir enerji yayılımı başlar. Bu ışımanın dalga boyu radyo dalgaları ile X ışınlarının dalga boylan arasındadır. Evrenin Sonu Öbür Güneş Sistemleri MsxLabs & Temel Britannica | |
|
| | #4 (mesaj-linki) | |
| Evrenin Büyüklüğü.Evrenin Büyüklüğü Insan aklini en çok zorlayan konulardan biri de sonsuzluktur. Evrenin büyüklügü ise daha ilginç bir durum olusturuyor. Oncelikle sonsuzlugun tanimini yapalim. Sonsuz nedir? Sonsuzluk nedir? Sonsuz matematikte tanimsizlik demektir. Tanimsiz yani belirsiz. Uzayda veya alt uzaylarda (yüzey, dogru) bir yerde oldugu bilinen ama asla yeri tam olarak belirtilemeyecek olan nokta veya bölge olabilir. Sonsuzlük ise bu tür noktalarin veya bölgelerin yani sonsuzdaki nokta ve bölgelerin olusturdugu ne sınır olan ne de sınır olmayan yerlerdir. Bu tanımları matematiksel olarak verdim. Rahatlıkla başka alanlara uyarlayabilirsiniz. Simdi ilerleyelim. Ise arastirma sonuçlari da girecek. Konuya felsefi olarak da yaklasmamiz gerekecek. Sunu bilmeliyiz ki evrenin büyüklügü hakkinda bilgi üretirken gene onun sekillendirdigi canlilar olan bizler bilincimizin gelisiminde onun dinamiklerine bagliyiz. Bu ne demek? Ornek verelim bunun için de bizden bir alt boyutta yani iki boyutta yasayan canlilar oldugunu düsünelim. Iki boyutlu bu canlilar bir uçlarindan uygun çekiştirmelerle birleştirilerek küre haline getirilmiş bir yerde yaşasınlar. Üçüncü boyutu algılayamadıklarından kürede yaşadıklarını bilemezler. Biz ise biliyoruz. Çünkü bir üst boyuttayız. Yani bu canlıların evreni bir düzlem olarak algılamaları ve onun başladıkları noktaya, sürekli bir dogru üzerinde gitmeleri ile, varmalari yüzünden, sonlu oldugunu söylemeleri çok normal olacaktir. Buradan tekrar sonuç olan su fikri söyleyeyim: Canli bilinci içinde bulundugu evren tarafindan sekillendirilmistir. Pekala. Bu kadar basit mi? Yani bilincimiz gene de bazi seylere bagli ve özgür degil mi? Gerçek olani kavrayamayacak miyiz? Bence bilinç seviyesi arttikça gerçeklige daha da yaklasiriz. Evet, gerçekligin kaçabilecegi yerler azalir ve ortaya çikmaktan baska seçenegi kalmaz. Biz insanlar gerçekligi kavramak için yeterli gelismislik seviyesindeyiz. Çünkü yeterince soyut düsünebiliyoruz. Soyut düsünme yetenegimiz bize yeterince özgür olma olanagi sagliyor. Simdi nasil bir uzaydayiz ona bakalim. Uzayimiz kendi içine bükülüdür. Bu ne demektir? Uzaydaki cisimler bir çekim etkisi ile çevrelerini kendi içine bükerler. Bu bükülüm sonucu her türlü parçacigin konumu ve davranisi belirlenir. Böylece örnegin tipki dünya üzerinde oldugu gibi; süre ve enerji sinirlamasi olmadan sürekli olarak ayni çizgi üzerinde gidilince yolculuga baslandigi noktaya gelinmesi gibi evrenin tamaminda da ayni durum geçerlidir. Sadece evrenin pürüzlü yani daha az homojen olmasi nedeniyle tam olarak baslangiç noktasina degil de birkaç yüz isikyili fark olacaktir. Bunlari anlatmamin amaci suydu: Evrenin büyüklügünü anlamak amaciyla yapilacak tüm fiziksel ölçümler daima evrenin sonlu oldugu sonucunu verecektir. Bunu aklimizi kullanarak denetleyelim. Bu ne kadar dogrudur? Evren sonlu mudur? Tüm parçaciklarla birlikte evren oluşur. Bu yüzden evrenin içinde bulundugu bir alan vardir. Simdi söyle bir soru sordugunuzu ya da sormak üzere oldugunuzu biliyorum. Evrenin dışında ne var? Burada dikkatli olmamiz gerek. Çünkü evren bu noktada bizi kontrol etmeye baslar. Unutmayin, bilincimiz onun dinamikleri ile isliyor. Acaba bize sirlarini açiklayacak mi? Deneyelim. Bunun için saf ve gelismis zihinlere ihtiyacimiz var. Saf derken önyargilardan mümkün oldugunca uzak olmasini, gelismis derken de evrenin kisitlamalarini gene onun verdikleri ile altedebilecek kadar mantiksal olarak islem yapabilecek bir düsünce sistemini kastediyorum. Farkindaysaniz isimiz zor. Ne yapalim? Evrenin sinirlarina gitmek o kadar da kolay degil. Evren içinde bulundugu uzayi kendisi yaratir. Bunun disinda ne oldugunu ise söyleyemeyiz. Evrenin disinda ne oldugunu nasil söyleriz? Bosluk mu var diyecegiz? Ama bosluk dedigimiz sey evrenin kendi içindeki yapilarin olusturdugu bir durumdur zaten. Oyleyse evrenin disinda ne var? Iki seçenek: ya bambaska bir zeka var (Buna düşünce veya töz deniyor) ya da bosluk diye birsey bizim evrenimizde yok ve evrenin disinda bosluk var. Durun bir dakika ! Böyle dersek evrenin sınırları oldugunu kabul etmiş olmuyor muyuz? Evet öyle. Gördünüz mü evrenin yapisi ile olusan bizler onun esiri olduk. Düsünce yapimizda bile. Bunu kastettim az önce. Ama nasıl özgür düşünecegiz? Tabi ki daha mantıklı olmaya çalışarak. Evrenimizin hiçbir yerinde boşluk olmadigini söylersek hesaplar gösteriyor ki evren derhal içine çökmeli ve asla genişlememeli. Ama tam tersi oluyor. Evren genişliyor. Oyleyse her an büyüyor. Bu da demektir ki evren çok çok eskiden çok daha küçüktü. Demek ki evrenin şu anda da bir sınırı vardır. Evren sonsuz degildir. Muazzam ölçüde büyüktür. Bu yüzden de sonsuz oldugunu söylememizi hakediyor. Evrenin büyüklügünün bir sınırı oldugunu bulduk. Bu konu sonuçlandı. Peki daha önce varliginin olmadigi yerlerde ne vardi? Yanit: hiçlik. Yani ne oldugunu bilmiyoruz. Çünkü bilgimiz sadece bize ulaşan izlerle oluyor. Izler yani; ölçüm araçlarımızın yakalayabildigi her şey. Bu izler var ise zaten orada da evrenimizin varligi söz konusudur. Kara delikler, ışınımlar, çekim dalgaları, vs. her türlü parça ve parçacık. Yani evren genişlerken ulaştıgı yerleri kendi yapısı ile şekillendiriyor. Aksi halde yani bu şekillendirmenin olmadıgını söylersek o halde orada daha önceden bir evrenin olması gerekiyordu. Ama evren genisliyor. O halde bu fikir yanlistir. Yani bir sınır var ve evren bunun disindaki yeri; hiçligi, kendisi şekillendiriyor. Ama size bir sey söyleyeyim: bu konuda derinlemesine düsününce göreceksiniz ki; zihniniz böyle bir seyi algilamiyor, daha fazla ileri gidemiyor ve sonuçta reddediyor. Yani hiçligin ne oldugunu kavrayamıyor ve bu yüzden de şekillendirmeyi tanımlayamıyor ve bu durumda da evrenin dışının boşluk oldugunu söylüyor ve böylece başlangıçta bahsettigim evrensel yanılgıya düşüyor. Bu duruma karsi mücedele etmemiz ve sanirim daha çok bilgilenerek bilincimizin gelismesini beklemek zorundayiz. Sonuçlar: 1)Evren eskiden daha küçüktü. Bu yüzden sınırları vardır. 2)Evren ona sonsuz diyebilecegimiz kadar büyüktür. Sınırlarını hiçbir canlı ögrenemeyecek. Bu hem teknik hem de teorik olarak imkansız. 3)Evrenin dışında ne oldugunu söyleyemiyoruz. Çünkü birşeyin "ne" oldugunu söylerken evrenimizin yapıları ile kıyas yapmak zorundayız. 4)Düşünce yapımız evrenimizin dinamiklerine bagımlı. Enerjinin bir formu olarak degil de saf enerjiden oluşan bir varlık olsaydık belki de daha başka sonuçlara ulaşacaktik. Bu ne demek? Düşüncelerimiz zihnimizi oluşturan etmenlerin quantum ölçegindeki sonuçlarına da bagımlıdır ama tamamen quantum ölçeginde düşünebilseydik gerçeklik algımız ve yargımız farklı olabilecektir demek istiyorum. Peki ne yapmalıyız? Az önce dedigim gibi atomun yapısını ve işleyişini tam olarak bulmalı ve onu tüm makro ölçeklere uyarlayabilmeliyiz. Yani Einstein'in büyük rüyası olan: Birleşik Alanlar Teorisi tamamlanıp ayrica klasik fizik ve quantum fizigi herşeyin birbirine baglı olduğunu gösterecek kadar gelişmeli. O zaman evrenimiz ve sınırları hakkında ve nerede oldugu hakkında daha çok bilgimiz olacaktır. Kaynak:Bil-tek | |
|
![]() |
| Etiketler |
| Yok |
Evren (Kozmos) Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Kozmos Parodi - Parodiskografi (Full Albüm) | GusinapsE | Arşive Kaldırılan Konular | 11 | 15-03-2009 21:31 |
| Evren Özyiğit (Evren Özyiğit Kimdir? - Evren Özyiğit Hakkında) | Kral_Aslan | Spor tr | 1 | 10-01-2009 14:18 |
| Kenan Evren (Kenan Evren Kimdir? - Kenan Evren Hakkında) | GusinapsE | Siyaset tr | 1 | 15-10-2008 16:45 |
| Organize Evren | nötrino | Uzay Bilimleri | 0 | 15-08-2008 18:41 |
| Ahi Evren ( Ahi Evren Kimdir? - Ahi Evren Hakkında ) | Kral_Aslan | Edebiyat tr | 0 | 16-02-2007 23:52 |