| | #1 (mesaj-linki) | |
| Şiir Nehri -1- [Arşiv]KAHVE GÖZLÜM 'Bir acı kahvenin kırk yıl hatırı varsa Senin kahvegözlerinin bin yıl hatırı var vefasızım' Yolumuz buraya kadarmış be kahve gözlüm Artık Tersine akan bir nehir gibi Yıkılmış bir şehir gibi Suya yazılmış bir şiir gibi Adımı unut Yalnızlığın boşluğunda Gecelerin loşluğunda Sensizliğin sonrasında Bil ki Beş para etmiyor umut Etmiyor be kahve gözlüm Yalan yanlış Kırık dökük yaşadık biz bu aşkı Erken emekli olduk biz bu sevdadan Biliyorsun Hep direkten döndü umutlarımız Hep kendi kalemize attık gollerimizi Ne acemi bahçıvanmışız meğer ikimiz Açmadan soldurduk güllerimizi Açmadan soldurduk be kahve gözlüm Şimdi yüreğim mutsuzluğun hedef tahtası Bir değirmen taşı gibi ezip geçtin yarınlarımı Sokaklara sığmıyor bu dev yalnızlığım Bu cumartesiler Bir gün beni öldürecek biliyorum Çığlık çığlığa şiirlerim yine de seni istiyor bana inat Ama son kurşun yemiş bu sevdaya Yetmiyor şımarık pişmanlıklar Yetmiyor be kahve gözlüm Bir isyan faslıdır şimdi bu suskunluğum Hovardaca harcanan mevsimlere Bu kaçışlara bu gelgitlere Ömrümüze kesilmiş biletlere İsyanımdır bu acı acı gülüşüm Oysa Kaç kez sildim seni haritamdan Kaç kez mil çektim o kahvegözlere Gel gör ki Kendime bile geçmiyor artık sözüm İşte bir kürek mahkumu İşte bir yürek mahkumu Kapında yine Bitmedi bu kara sevda Bitmiyor be kahve gözlüm.. Devam konusu için bakınız: Şiir Nehri -2- Son Düzenleyen Blue Blood; 22-08-2006 @ 19:34. | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| Ayriliklarin Şaİrİ Ben ayrılıkların şairi Yalnızların ozanıyım Sen masallar okurken daha Ben acıların yazanıyım... Haklısın aramızda dağlar denizler var Haklısın aramızda uçurumlar Senin sevdaların üç günlük masal Benim sevdalarım Allahıma kadar... "Elma şekeri mi sandın aşkı Ne şiirin şiir ne şarkın şarkı Hele bir kırılsın feleğin çarkı İşte ben o zaman görürüm seni" Hala "Tahta masalara" yazıyorsam adını "Aşk kitaplarında" arıyorsam tarifi aşkın "Kahır mektuplarında" yeniden buluyorsam seni Ve "ıslak mendillere" siliyorsam gözyaşlarımı "Eyvahlar" çekiyorsam her biten aşkın ardından " Bana sor ayrılığı- yalnızlığı bana sor" diye haykırıyorsam Ve "sabahçı kahvelerinde" bir çay gibi demliyorsam hasretini Ve "inadına " özlüyorsam o "çaykarası" gözlerini Bu benim ilk aldanışım değil Bu benim son yıkılışım değil Bırak bu sahte gözyaşlarını Üzülme "benim için üzülme" Üzülme bu son için üzülme Ben yeterim kendime... Varsında bir dağ gibi büyüsün hasretin içimde Varsında her gece bir kemanın tellerinde ezilsin kalbim Varsında bir daha değmesin ellerime ellerin Asla pişman değilim... Hatırla bir adam diyordun hatırla Ömür boyu sevsin beni ömür boyu İşte o deli İşte o çılgın İşte "o adam benim" Çünkü ben "Aşkı ölümsüz bilenlerdenim" AHMET SELÇUK İLKAN ( ASİ ) | |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| Sana Çikiyor Yollarimolmuyor işte elde var sıfır boşa çıkıyor rüyalarım nereye kaçarsam kaçayım O'na çıkıyor yollarım çaresiz kalırsın karşı duramazsın sevgimi tutkumu onmaz bir aşkmı neyse bu tarif edemediğim üzüntünün/sevincin, nedir kaynağı O sevdam, aşkım tek varlığım odur gece boyu özlediğim sabah oldumu hemen koşarsın onu görmeden, uzaktan sevmeden yapamazsın onunlada olmayacağının farkındasın sevdalıdır yürek artık, laf anlatamazsın | |
|
| | #4 (mesaj-linki) | |
| Hiçbir Şey Anlamadın Serüvene koşmak icin trenler bekliyorsan, Güneşi yakalayıp gözlerine yerleştirmek için beyaz yelkenlerin gelip seni almalarını bekliyorsan, Yarına inanmak için günbatımına, İyi kalpli gözükmek için zayıflığa, Ve güçlü görünmek için öfkeye ihtiyacin varsa ; Demek ki hiçbir şey anlamadın!!! Jacques Brel | |
|
| | #5 (mesaj-linki) | |
| İbrahim Sadri - Adam GibiADAM GİBİ Ben seni hiç sevmedim ki Yorgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim Bir çiçeği sevmeni bir güle benzemeni sevdim Bir de yıldızları sevdim Eylül akşamlarında gelip gözlerinde durdular Ben seni hiç sevmedim ki Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim Kurşunları sevdim beni vurduğunda Ağlamayı sevdim unuttuğunda Yalnız olduğumu anladığım da Ayakta kalmamı sevdim Yıkılmamı sevdim seni her hatırladığımda Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği Su gibi özledim temmuz güneşinde sesini İkindide yağmur gibi Geceleyin rüzgar gibi sevdim seni sevdiğimi Ben seni hiç sevmedim ki Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim Menekşeyle konuşmanı Nisana hatırlatmanı Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını Düştüğüm zaman kanayan yanlarımı Ve tuhaflığımı üşüdüğüm zaman Sakız satan çocukları Yeni çıkan şarkıları Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe Ben yangını sevdim Yandığım zaman böyle işte Ben seni hiç sevmedim ki Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine Bir gece bir şiir kibrit alevinde Alemin ortasında kimsesizliğin sesinde Buğusunda sabahın Acımasızlığında bir ahın Ağlayan yüzünde isanın Ferahlatan gücüyle duanın Korkutan yanıyla narın İncirin zeytinin ve kalbin üstüne Gülün üstüne Tutunduğum umudun üstüne Korkunun üstüne Senin üstüne Hepsinin üstüne Ben seni hiç sevmedim ki Gittiğin zaman Gitmeni sevdim Evreni sevdim geldiğin zaman Kalmanı SEVMEDİM Ürküyordum sana alışmaktan YİNE DE sevdim gülümsemeyi Mendilimi sallarken seni götüren trenin arkasından Kırlara ilk kar düştüğü zaman Ölümün ne güzel olduğunu sevdim SENİ İÇİMDE ÖLDÜRDÜĞÜM ZAMAN Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe Ben yangını sevdim Yandığım zaman böyle işte Ben seni hiç sevmedim ki Ben sevdim mi ADAM GİBİ SEVERİM Son Düzenleyen Blue Blood; 04-10-2005 @ 15:56. Sebep: Metin Düzenlendi | |
|
| | #6 (mesaj-linki) | |
| Ahmet Selçuk İlkan - Eylül Bakışlım Baharda gelmedin yazda gelseydin Ah benim hazanım eylül bakışlım Nasıl sevdiğimi sen de bilseydin Ah benim hazanım eylül bakışlım Kaderimi baştan çizemez miydin Bu kördüğümü sen çözemez miydin Daha önceleri gelemez miydin Ah benim hazanım eylül bakışlım Kaç gece terk ettim kaç sabah koştum Seninle doluydum sensiz bomboştum Geç olsa da aşkı sende bulmuştum Ah benim hazanım eylül bakışlım Kalbim sarıl diyor aklımsa bırak Gönlüm hep seninle ellerim uzak Sen yolun başında ben de son durak Ah benim hazanım eylül bakışlım. | |
|
| | #7 (mesaj-linki) | |
| Mektup 1Dilimin ve kalemimin ucundasın, Fakat kalbimin içinde, Şu tükenen yıllara sor, gecelere Gündüzlere sor: kiminleyim ben? Hiç sizin semtinizde vefa rüzgarı esmez mi? Dağlara seslendim, onlar bile ses verdi de Sen neden susuyorsun... Sen ses ver de senin semtinden esecek vefa ve aşk rüzgarlarına bağrımı açayım. Ciğerlerime çekeyim... 'Beni ne yapacaksın' deme 'Benim yüzümden ne hale gelmişsin' de! Yollarda ayak izlerini gördüm, Bu izlere yüzlerimi sürdüm. Evet, buralardan geçen sensin!.. Yollardan geçtiğin gibi benden de mi geçeceksin?.. Yollardaki izlerini başka izler bozar siler... Fakat kalbimde bıraktığın izler ebedidir, bozulmaz, silinmez... Seni düşüne düşüne düşüme giriyorsun Onun için ben, gündüzlerden çok geceleri sever oldum Senin olmadığın yerde güneş yok bana Ateş yok bana...Hayat yok bana... Muhacir kuşlar sıcak iklimlere göçtüler Demek ki göç zamanı benim kuşumsa 'Aşk' denilen kafeste çırpınıp durdu. Seninle olduktan sonra her şey sıcaktır bana Son bahar bile ilk bahar gibidir. Bir baktın canımı yaktın Bir daha bak ki , kül olayım, savrulayım... Bu bayram da sensiz geçti. Seninle her gün bayram bana Sen olmayınca bayramdan ne haber? İş bildiğin gibi değil, bilmediğin gibi... Sen kendine bakma, bana bak; Neler oluyor o zaman anlarsın Öldüğüm zaman mezarıma gel De ki ' bu adam benden neler çekti Ey toprak, böyle bir dertliyi sen nasıl çekiyorsun...' Osman Yüksel Serdengeçti | |
|
| | #8 (mesaj-linki) | |
| Gitme! Figan düşer denizlere sular çekilir yağmur yağmaz vahalardan kirpiklerime bir rüzgar hıçkırır tenhada, bir dal kırılır boynunu büker sabah kervanları, kelebekler ölür. Gitme! Bir yıldız küser göğüne, içini çeker bir çocuk şaşırır yönünü rüzgarlar bütün pınarların suyu çekilir solar nazlı çiçekleri kalbimin, üzülürüm. Gitme! Öksüz kalır içimdeki imge dağları saçlarını öpen seher yeli, çoban yıldızı bir daha turnalar geçmez, bülbüller ötmez çiçekler açmaz bahçemde ah, gülüm! Gitme! Acılara mahkum olur yüreğim ardında fırtınalar kalır, ayrılıklar, anılar, yanlızlıklar boynu bükük aşklar, gözü yaşlı şarkılar alışamam yokluğuna, yokluğun ölüm. Gitme! İçimdeki bütün vagonlar devrilir bir kar yağar istasyonlara, üşürüm. Gitme! Kal, menevşeler açsın dağlarda sevince dönüşsün gökyüzü iki çığlık arasında bırakma beni ah gülüm yokluğuna alışamam, yokluğun ölüm. Gitme! Bütün ormanlar ateşe verilir kuşlar da gider, bu kent de ölürüm. ***** Gidiyorum buralardan yalınayak ve üzgün önümdeki uçurumlara aldırmadan varsın hayallerim kurduğum yerde kalsın o gerçekleşmeyen hayallerim. ardımda yaralı bir yürek kederli bir ömür ve yoksul anılar bırakarak çekip gidiyorum sevdiğim hoşçakal gönlümün nazlısı, bağrımın sızısı duramam artık ey aşk, ey sevdiğim hüzne ve kedere boğulduğum bu şehirde bedenim buz gibi soğuk yüreğim param parça keder kış kadar soğuk ellerim ardımda yoksul bir sevda ve bana ait ne varsa bırakıp gidiyorum sevdiğim hoşça kal anımın yazısı, kaderimin küskünü yüzümde kış, bakışlarımda kar yorgun akan bir ırmak misali kimsesiz sokaklara bırakıp yanlızlığımı gidiyorum sevdiğim hoşça kal gecelerimin yıldızı, karlı dağların yalnız kızı bütün borçlarını ödedim bu sokakların, alacağımı aldım geri dönmez bir mevsimdeyim artık, duramam ey aşk bu şehre sığamam bu hüzünle yoksa acılar üşütür beni kar kavurur anılarımı donar bakışlarım üşürüm... üşürüm ey aşk Son Düzenleyen Blue Blood; 25-01-2006 @ 18:53. Sebep: Flood yapmayınız.. | |
|
| | #9 (mesaj-linki) | |
| Kuvâyi Milliye - Yedinci Bap
922 Ağustos Ayı Ve Kadınlarımız Ve 6 Ağustos Emri Ve Bir Âletle Bir İnsanın Hikâyesi Ayın altında kağnılar gidiyordu. Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru. Toprak öyle bitip tükenmez, dağlar öyle uzakta, sanki gidenler hiçbir zaman hiçbir menzile erişmiyecekti. Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle. Ve onlar ayın altında dönen ilk tekerlekti. Ayın altında öküzler başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi ufacık, kısacıktılar, ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarında ve ayakları altından akan toprak, toprak ve topraktı. Gece aydınlık ve sıcak ve kağnılarda tahta yataklarında koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı. Ve kadınlar birbirlerinden gizliyerek bakıyorlardı ayın altında geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine. Ve kadınlar, bizim kadınlarımız : korkunç ve mübarek elleri, ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yârimiz ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki ve karasabana koşulan ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar, bizim kadınlarımız şimdi ayın altında kağnıların ve hartuçların peşinde harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi aynı yürek ferahlığı, aynı yorgun alışkanlık içindeydiler. Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde ince boyunlu çocuklar uyuyordu. Ve ayın altında kağnılar yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru. «6 Ağustos emri» verilmiştir. Birinci ve İkinci ordular, kıt'aları, kağnıları, süvari alaylarıyla yer değiştiriyordu, yer değiştirecek. 98956 tüfek, 325 top, 5 tayyare, 2800 küsur mitralyöz, 2500 küsur kılıç ve 186326 tane pırıl pırıl insan yüreği ve bunun iki misli kulak, kol, ayak ve göz kımıldanıyordu gecenin içinde. Gecenin içinde toprak. Gecenin içinde rüzgâr. Hatıralara bağlı, hatıraların dışında, gecenin içinde : insanlar, âletler ve hayvanlar, demirleri, tahtaları ve etleriyle birbirine sokulup, korkunç ve sessiz emniyetlerini birbirlerine sokulmakta bulup, kocaman, yorgun ayakları, topraklı elleriyle yürüyorlardı. Ve onların arasında Birinci Ordu İkinci Nakliye Taburu'ndan İstanbullu şoför Ahmet ve onun kamyoneti vardı. Bir acayip mahlûktu üç numrolu kamyonet : İhtiyar, cesur, inatçı ve şirret. Kırılıp dağlarda kalan sol arka makası yerine şasinin altına, dingilin üzerine budaklı bir gürgen kütüğü sarmış olmasına rağmen ve kalb ağrılarıyla ve on kilometrede bir karanlığa yaslanıp durduğu halde ve vantilâtöründe dört kanattan ikisi noksan iken şahsının vekarlı kudretini resmen biliyordu : «6 Ağustos emri»nde ondan ve arkadaşlarından «... ihzar ve teşkil edilmiş bulunan ve cem'an 300 ton kabiliyetinde kabul olunan 100 kadar serî otomobil...» diye bahsediliyordu. İhzar ve teşkil olunanlar, bu meyanda Ahmet'in kamyoneti, insanların, âletlerin ve kağnıların yanından geçip Afyon - Ahırdağları ve imtidadına doğru iniyorlardı. Ahmet'in kafasında uzak bir şehir ve bir şarkı vardı. Bu şarkı nihaventtir ve beyaz tenteli sandalları, siyah mavnaları, güneşli karpuz kabuklarıyla bir deniz kıyısındadır şehir. Vantilâtörde adedi devir düşüyor gibi. Arkadaşlar ileri geçtiler. Ay battı. Manzara yıldızlardan ve dağlardan ibaret. Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet, çınar dibinde iki mars bir oyunla yenip Bücür'ü, kalk, sıra servilerin önünden yürü, çeşmeyi geç, mektep bahçesi, medreseler, orda, Harbiye Nezareti'nin arka duvarında siyah çarşaflı bir kadın çömelip yere darı serper güvercinlere ve papelciler şemsiye üstünde papaz açarlar. Motor mızıkçılık ediyor, bizi dağ başlarında bırakacak meret. Ne diyorduk oğlum Ahmet? Dökmeciler sağda kalır, derken, Uzunçarşı'ya saparken, köşede, sol kolda seyyar kitapçı : «Hikâyei Billûr Köşk», altı cilt «Tarihi Cevdet» ve «Fenni Tabâhat». Tabâhat, mutfaktan gelirmiş, yani yemek pişirmek. Hani, uskumru dolmasına da bayılırım pek. Yaldızlı kuyruğundan tutup bir salkım üzüm gibi yersin. İlerde bir süvari kolu gidiyor, saptılar sola. Uzunçarşı'yı dikine inersin. Sandalyacılar, tavla pulcuları, tesbihçiler. Ve sen İstanbullu, sen kendi ellerinin hünerine alışmış olduğundan şaşarsın İstanbullulara : ne kadar ince, ne çeşitli hünerleri var, dersin. Rüstem Paşa Camii. Urgancılar. Urgancılarda yüz parça yelkenli gemiyi ve hesapsız katır kervanlarını donatacak kadar urgan, halat ve dökme tunçtan çıngıraklar satılır. Zindankapı, Babacafer. Uzakta Balıkpazarı. Kuruyemişçiler. Yemiş iskelesindeyiz : sandalları, mavnaları, güneşli karpuz kabuklarıyla yüzüne hasret kaldığım deniz. Sol arka lastik hava mı kaçırıyor ne? İnip baksam... Yemiş iskelesinden dilenci vapuruna binip Eyüp'te Niyet Kuyusu'na gittikti. Elleri yumuk yumuk, bacakları biraz çarpıktı ama, yeşil zeytin tanesi gibi gözler. Kaşları da hilâl gibi çekikti. Tam Kasımpaşa'ya yaklaştık, beyaz başörtüsü... Lastik hava kaçırıyor. Derdine deva bulmazsak eğer... Dur bakalım Babacafer... Üç numrolu kamyonet durdu. Karanlık. Kriko. Pompa. Eller. Küfreden ve küfrettiğine kızan elleri lastikte ve ihtiyar tekerlekte dolaşırken Ahmet hatırladı : bir gece nüzüllü babaannesini sedirden sedire taşırken kadıncağız... İç lastik boydan boya patladı. Yedek? Yok. Dağlarda avaz avaz imdat istemek? Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet, sana tek başına verilmiştir üç numrolu kanyonet. Hem, hani bir koyun varmış, kendi bacağından asılan bir koyun. Süleymaniyeli şoför Ahmet soyun... Soyundu. Ceket, külot, pantol, don, gömlek ve kalpak ve kırmızı kuşak, Ahmet'i postallarının üstünde çırılçıplak bırakarak dış lastiğin içine girdiler, şişirdiler. Bu şarkı nihaventtir. Deniz kıyısında bir şehir... Beyaz başörtüsü... Saatta elli yapıyoruz... Dayan ömrümün törpüsü, dayan da dağlar anadan doğma görsün şoför Ahmet'i, dayan arslan... Hiçbir zaman böyle merhametli bir ümitle sevmedi hiçbir insan hiçbir âleti... Nazım Hikmet Ran | |
|
| | #10 (mesaj-linki) | |
| Aşk'a Dair... /gözlerinde kayboldum bir gecevakti Gece örterken siyah şalını Usulca. Gözlerinde esirim en sevdalı halimle. Sana koştum yıldızlar boyu, Seni sevdim en deli halimle... Varlığın varlığıma armağan olsun. Elde Var Hüzün söyleşir evvelce biz bu tenhalarda ziyade gülüşürdük pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının ne meseller söylerdi mercan köz nargileler zamanlar değişti ayrılık girdi araya hicrana düştük bugün ah nerde gençliğimiz sahilde savruluşları başıboş dalgaların yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller elde var hüzün o şehrâyin fakat çıkar mı akıldan çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması sırılsıklam âşık incesaz kadehlerin mehtaba kaldırılması adeta düğün hayat zamanda iz bırakmaz bir boşluğa düşersin bir boşluktan birikip yeniden sıçramak için elde var hüzün Yüregime bir gül cizdim kanli yas ile Yaktin beni küle döndüm dumana döndüm Nasil edem nere gidem dertli bas ile Bilemedim teli kirik kemana döndüm Canim aldin can evimden vurdun ya sende Küstüm sana faydasi yok geri dönsende Sende vefasiz ciktin Sende hayirsiz ciktin Sende vijdansiz ciktin Adin batsin adin batsin Zaman ola devran döne sende cekesin Yitiresin umudunu heder olasin Aska düse kahrolasin candan bikasin Ömrün boyu birkez olsun gülemeyesin Senki beni rezil ettin yedi cihanda Yalan oldum talan oldum Senin sayende Son Düzenleyen virtuecat; 03-12-2006 @ 01:18. | |
|
![]() |
Şiir Nehri -1- [Arşiv] Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Şiir Nehri -2- | virtuecat | Yazın Hayatı | 7931 | 10 Saat Önce 23:55 |
| Dünya Nehirleri - Nil Nehri | asla_asla_deme | Dünya Coğrafyası | 2 | 07-12-2008 16:17 |
| Dünya Nehirleri - Obi Nehri | asla_asla_deme | Dünya Coğrafyası | 0 | 11-11-2008 16:34 |
| Şiir - Şiir Nedir - Şiir Hakkında | SiyahLALE | X-Sözlük | 0 | 29-10-2008 20:30 |
| Özbekistan - Ceyhun Nehri | KisukE UraharA | Özbekistan | 0 | 01-06-2008 01:13 |