| | #1 (mesaj-linki) | |
| Adı Konamayan Öykü - MSX Mavi Aşklardan Karanlık Tutkulara uzanan Adı Konamayan Bir Öykü Bu - Ben yazdım - Bir kahkaha sesi çınlatır ortalığı. Ardından öfkeli bir kükreme nidası duyulur. Civardaki tüm yaratıklar ürpererek biraz daha sinerler. Ayin vardır bugün ormanda, hayatlar kutsanacaktır. Ortalarda görünüp büyüklerin gazabını çekmek doğru olmaz. Göğü kapatan devasa bir ağacın dallarında minik bir şey kıpırdar, pembe benek şeklinde. Bir başkası birden yanında belirir. Muzip bir gülümsemeyle diğerinin yanına çöker. —Gene n’aptın? diye sorar oturmakta olan. —Olyon’un ayinini böldüm, der diğeri neşeli bir şekilde. —Uf çok kızacak... —Sadece kükredi, başka bir şey yapacağını sanmam... —Yine de korkutuyor bazen beni... —Korkma Nyn, ben yanındayım, seni korurum... Ormanın en merak edilen varlıklarından, Pinkel denilen bir ırktandır onlar; minik, kanatlı ve pembe ışıktan yaratılmışlardır... Hayal gibi, bir görünüp bir kaybolurlar. Büyüleriyle ormanı korumaktır görevleri. Nereden geldikleri bilinmez, bir yerden gelmemiş de olabilirler. Çünkü var oluşla beraber onlar da vardırlar, kadim bir ırkın temsilcileri gibi, ama son kaostan bu yana azalmıştır sayıları. Tiz bir çığlık yırtar ortalığı, teslimiyet bütün ormanda yankılanır... Muzaffer bir kahkaha kopar hemen arkasından tüm semayı kaplayan... Tören sona ermiştir. Mavi Orman yine hayat bulur. Mavi Orman... | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Adı Konamayan Öykü - MSX Gizemin başladığı yer Mavi Orman Karanlıktır, sakin sessiz görüntüsü vardır ama aslında kadim bir medeniyeti saklar orası. Ruhlar Gölü'nün sonunda pagan sembolü karşılar gelen yolcuyu: M Bu sembol taşının altında tanrılar ve ulular ayinler yaparlar. Bu ormanın derinliklerinde birbirinden farklı ırklar yaşar: Nerden geldiği bilinmeyen pembe ışıktan, kanatlı minik yaratıklar ormanın koruyucusudurlar, efsunlarıyla ormanı ve tanrılarını korumaktır görevleri. Şakacı yapılarıyla her zaman ormana neşe katarlar. Ve ulular yaşar bu ormanda, hayatları kutsayıp düzenleyen, bu da onların görevidir; kutsanmayan ormanda yaşayamaz çünkü. Başka ırklar da vardır ormanda yasayan: Kara renkli, hayalimsi, kendi kiniyle beslenen, uzaktan cezbeden ama aslında minik kara küçük kurtların kemirdiği isimsizler de barınır bu koca mavi ormanda. Mavi Orman hayat kaynağını Mavi Işık'tan alır. Ormandaki tüm varlıklar bu ışıktan beslenir, hayat bulur. Ormanın efendisi, tek hâkimdir ve bütün ırkların en korktuğu varlıktır. Pek çok adı vardır onun: Mavi ışığın yaratıcısı, Adı fısıltıyla söylenen, ama herkesçe bilinen MSX... Yaratılış... | |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Adı Konamayan Öykü - MSX Yaratılış Önceden Sonraya Hiçbir şey yoktu önceleri, Yaratıcı Efendi’den başka... İlk ışığı yarattı, sonra içinden bir huzme çekti, maviydi rengi; yoğurdu, işledi onu sabırla, geçen her zamanda ona biraz daha şekil verdi ve Mavi Dünya’yı yaptı sonunda. Her yer ve her şey maviydi bu dünyada; yer ve gök, ağaçlar, çalılar, göller, nehirler, hatta sesler bile... Işıktan bir huzme daha çekti Yaratıcı Efendi, bu seferkinin rengi pembeydi... Sonra yediye böldü ışığı ve yedi ayrı yere koydu onları: Birini mihenk yaptı; dünyasının tam ortasına yerleştirdi, bütün hayatlar burada can buldu, ulular burada kutsadı can bulan hayatları. Birini Ruhlar Gölü’nün dibine sakladı; gömülmüş isimsizlerden geriye dönen olmasın diye. Birini gökyüzüne astı; dünyasını aydınlatsın, ona kaynak olsun diye... Birini ulularının ruhlarına üfledi; yolundan şaşan olmasın diye... Birini pembe huzmeyle harmanladı ve pinkelleri yarattı, yanında alıkoydu onları, onlarla işi vardı. Birini aklına yerleştirdi; her zaman bilmek, daima görmek, aklını uyanık tutma adına... Birini kalbine gömdü; karanlıklar çöktüğünde yüreği de kararmasın diye... Ulular... | |
|
| | #4 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Adı Konamayan Öykü - MSX Ulular Ulular yaratıldı mı? Bilinmiyor. Bu konuda Yaratıcı Efendi de bir şey demiyor. Bilinen o ki, onlar yaradılıştan önce de varlardı. Hiçbir şey yaratılmamışken iki ulu vardı Yaratıcı Efendi’nin yanında: Olyon ve Chryls. Yaratıcı Efendi yaratırken onlar durdular ve seyrettiler, çünkü onların böyle bir gücü yoktu. Bu yüzden Yaratıcı Efendi onların da efendisi oldu. Uluların en yücesi Olyon'du, Yaratıcı Efendi'nin en güvendiği, daima yanında tuttuğu, seslerin tanrısı, müziğin yaratıcısı Olyon... Her zaman her yerde olmayı, hareketi severdi o. Gür kahkahalar atarak tüm ormanı sarsardı. Öfkesi de neşesi gibi derindi, çıt çıkamazdı minik bir kükremesinde bile. Hayatları kutsamaktı onun isi. İlk Karanlık'tan ve kötülüğün tohumları ekilmeye başladıktan sonra eski neşesi görünmez oldu Olyon'un. Ormanda daha az müzik duyulmaktadır şimdi... Chryls daha çok huzuru severdi, aklın, mantığın ve dengenin tanrısıydı o. Ama artık o yok. Derler ki pinkellerden birine âşık olur, ama kuralı da bilmektedir; onlar Yaratıcı Efendi'nin hizmetkârıdırlar, onlara dokunulamaz, ululardan bile olsa âşık olan kişi. Bu yüzden yaşama küser ve yok eder kendini yaşamdan. Adı sadece kadim zamandan kalanların aklında kalır. İlk Karanlık’tan sonra adı unutulmuş diyardan daha pek çokları katılacaktır uluların arasına. Kimileri karanlığın kölesi olacak ve isimsizlere katılacaktır, kimileri Yaratıcı Efendi’nin kutsamasıyla ışıldayacaktır. Ama ilklerin gücü onlarda olmayacaktır. Işıktan Yaratılanlar: Pinkeller... | |
|
| | #5 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Adı Konamayan Öykü - MSX Işıktan Yaratılanlar: Pinkeller Yaratıcı Efendi, ışığı yarattıktan sonra iki huzme çekti içinden. Maviydi ışıklardan biri, diğeri de pembe ışıktı. Maviyle dünyayı yarattı, pembe huzmeyi de yedi kutsal ışığın biriyle birleştirip can verdi ve gökyüzüne savurdu. Gökyüzünü birden bire pembe ışıklar kapladı. Uzaktan bakan gözler için onlar pembe beneklerden başka bir şey değildi. Ama hepsinin kendine ait renkleri vardı. Minik şeffaf kanatlarıyla tüm ormanda rahatlıkla dolaşabiliyor, neşeli yapılarıyla canlılık katıyorlardı Mavi Dünya’ya... Serap gibiydiler, görünüp kaybolmak en basit hünerlerindendi. Görevleri büyüleriyle Mavi Dünya’yı korumak, Yaratıcı Efendi’ye hizmet etmekti. İlk yaratıldıklarında sayıları pek çoktu, sonra zamanla azaldılar. Kimileri yasayı çiğnedi, Yaratıcı Efendi’yi görmek istedi. O’nu görenin içine bir ateş düştü, onları kemirdi, gözleri alevden bakışlara dönüştü. Düşünceleri bulanıklaştı, kalpleri karardı. Işıkları sönmeye yüz tuttu, sonra gün geldi karanlıklarda yaşayanların arasına karışıp onlardan oldular. Kimileri fazla kibirlendi, Yaratıcı Efendi’ye meydan okudu, sadakatsizlik etti. Yaratıcı Efendi de lanetledi onları, ışıklarını alıp isimsizlerin arasına sürdü. Kimileri yaratıldıkları gibi kaldılar, Yaratıcı Efendi’ye sadık. Bu da onları daha da güzelleştirdi. Bugün Mavi Dünya’da yaşayan sadece dört pinkel kaldı: Thyln, Nyn, Morgn ve Hyle İçlerinde en pervasız olanı Thyln’di; her şeye burnunu sokar, başı da dertten hiç kurtulmazdı. Bu yüzden de Yaratıcı Efendi’den sürekli azar işitir, ama o yine başını belaya sokmaktan geri duramazdı. Nyn neşeli ve arkadaş canlısıydı, herkesin sevdiği bir isimdi. Morgn en sessizleriydi, ama çok da becerikliydi. Hyle ise güllerin perisiydi. Lanetliler... | |
|
| | #6 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Adı Konamayan Öykü - MSX Lanetliler Yaratıcı Efendi, huzurlu yıllarda yarattıklarıyla beraberdi, onlardan biri gibi. Gözleri ışıldar, derinlerden yükselen ahenkli sesi kulaklara müzik gibi gelirdi. Yasalar yoktu o zaman. Hafızaları silmemişti henüz Yaratıcı Efendi... Her şey güzeldi, belki de fazla güzel... İlk lanetlenen bir pinkeldi... Pinkellerini yarattıktan sonra Yaratıcı Efendi, özellikle birini hep gözetti, onunla çok ilgilendi. Zaman içinde kendi yarattığı bu varlığı çok sevdi, önüne geçemediği bir tutkuyla bağlandı ve arzusuna yenilir oldu; sürekli onu düşünüyor, her zaman onunla olmak istiyordu. Yaratıcı Efendi aşkı tanıyordu. Pembe haresi içinde altın rengi saçları, yapraklardan daha yeşil bakan gözleriyle çok güzeldi. Melyn’di onun adı. Uçarıydı Melyn, o da severdi efendisini ama efendisininki gibi değildi sevgisi. Bazen adı unutulmuş diyarlara kaçar, orada uzun uzun vakit geçirir, efendisini meraktan ve hissettirdiği o amansız yalnızlık duygusundan delirecek duruma getirirdi. Onun yokluğunda bütün ormanın üstünü bir buz tabakası kaplar, tüm yaratıklar bu kasvetle titreşirdi. Ama Melyn her seferinde döner ve n’apar eder alırdı efendisinin gönlünü. Sonunda Yaratıcı Efendi sıcacık gülümser ve orman yeniden ısınırdı. Bu böyle, ardı arkası kesilmeden, yıllarca devam etti. Ama geçen zaman Yaratıcı Efendi’yi yıprattı, bu çok sevdiği pinkelinden soğuttu, yüreğini ve aklını ondan uzaklaştırdı. Varlığının yarısı Melyn’i reddetmeye başladı. Melyn de Mavi Dünya’yla, bu kaçışları yüzünden belki, ilgilenmez olmuştu çoktandır. Olyon’la arası açıldı, diğerleriyle de geçinemez olmuştu. Aklı da gönlü de adı unutulmuş diyarlardaydı. Mavi Dünya onu boğuyor, özgür olmak, hiç kimseye ve hiçbir yere bağlı olmadan yaşamak istiyordu. Ve bir gün... | |
|
| | #7 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Adı Konamayan Öykü - MSX Ve bir gün... Huzursuzca yerinden doğruldu Thyln. Bütün gece anlayamadığı karışık hayaller görmüştü. Efendisinin sesini işitmişti sürekli, melodisinden uzak. Ağaçların tepesindeki kovuğundan hızla Nyn’in yanına uçtu. —Uyan Nyn! Nyn mahmur gözlerini kırpıştırdı, gerindi, uykulu sesle sordu: —N’oldu Thyln? —Efendi huzursuz... —Onu huzurlu kılmak Melyn’in görevi. Hadi git yat uyu, uyanmak için daha çok erken... Melyn diye düşündü Thyln. Nyn’in yanından ayrıldı hemen. Birkaç gün görmemişti onu. Melyn’in ağacına uçtu, seslendi, kovuğuna girdi, her yerini aradı. Ama yoktu Melyn. Ağacını dolanmaya başladı, belki bir dalında oturmuş, sabahı seyrediyordu. En yüksek tepesine kadar uçtu. O yoktu ama efendisi oradaydı. —O gitti Thyln... Gitti... —O hep gider ama... —Otur Thyln... Sessizce denileni yaptı. —Söyle Thyln, n’apmalıyım? Yeniden huzur bulur muyum? Onsuz mutlu olur muyum? Of Thyln, içimden bir şeylerin gittiğini hissediyorum, hiç geriye dönmeyecek şeyler... Yardım et bana Thyln... Onsuz olmak hiç olmamak gibi... Büyünle yok et bu duyguyu... "N’apabilirim ki?”diye geçirdi içinden Thyln. Yaratıcı Efendi aşkın acısını tadıyordu... “Yapmaz mıydım gücüm bu hüznü senden uzaklaştıracak kadar büyük olsa? Sesin yine şarkı söylesin istemez miydim? Gözlerinden bu perdeyi kaldırmaz mıydım? Ama gücümü veren sensin... Senin zayıflığın benim yok oluşum...” istedi ama diyemedi Thyln. Etrafa bakındı, sis basıyordu her yeri; koyu bir sis, ışığı kapatıyordu yavaş yavaş... Ormanı dinledi sonra, hiç ses yoktu ormanda... Hayat durmuştu sanki... İlgisini çekecek bir şeyler düşünmeye çalışıyor ama Melyn’den başka bir düşünce de gelmiyordu aklına... —Dönecektir... Daha öncelerde yaptığı gibi... —Dönmeyecek, tamamen gitti... —Ama neden? —Çünkü gitmesini ben de istedim bu sefer... —Ama seviyordun onu... O da seni... —O beni, benim onu sevdiğim gibi sevmedi Thyln, asla öyle sevmedi... —Gücün... —Gücüm ona yenildi... Thyln sustu, bir şey diyemedi. İlk kez efendisini böyle görüyordu; çaresizliği öğreniyordu Thyln. Sevmemişti bu duyguyu... Yüzüne dokunmak, gözlerine bakmak geldi içinden, ama cesaret edemedi. Zaten efendisi de onu görmüyordu ki... Uzaklara bakıyordu, birini bekler gibi... Yerinden doğruldu çok sonra, “Dinlenmeliyim...” dedi ve uzaklaşıp gözden kayboldu Yaratıcı Efendi... Derler ki ormana karanlık, o gün çökmeye başladı, Yaratıcı Efendi’nin yüreğinden kopup gelmiş olan o karanlık... Yine derler ki Thyln bir daha asla yaratıldığı o ilk haline geri dönemedi, içinden gelmedi çünkü... Hiçbir zaman eskisi gibi ışıldamadı; hep puslu bir ışığın altında gizli, kendi pusunun kölesi olarak kaldı... Olyon Ayrılıyor... | |
|
| | #8 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Adı Konamayan Öykü - MSX Olyon’un Ayrılışı Güçlü, gösterişli, mağrur Olyon... Pan’ların soyundandı, onların tüm özellikleri Olyon’da yeniden hayat bulmuş gibiydi. Beklenmedik bir anda elinde flütü ortaya çıkardı. Bazen aşkı anlatırdı müziğinde, bazen isyan vardı, bazen şımarıktı, bazen hüzün bazen de öfke yüklüydü melodileri... Kısaca nasıl hissediyorsa kendini melodileri de öyle olurdu, hissettiği gibi. Onun hisleriyle şekillenen melodileri o günün de atmosferini oluştururdu ormanın. Mavi Orman’da ırkların kutsanma ayinleri onun gözetiminde gerçekleşirdi; hemen bütün ayinleri o yönetir, çoğuna eşlik eder, bazılarını da birebir kendi yapardı. Ve galiba müzikten sonra en çok buydu sevdiği, gövdelerin kutsanarak ruhların arındırılması... Böylece akıllara nüfuz, duygulara tahakküm ederdi. Sadece Yaratıcı Efendi’nin bildiği deli bir yanı vardı Olyon’un; çelişkilerden arındıramazdı kendini. Hareketi seven yanıyla felsefeye yatkın aklı arasında bocalardı. Bu da hemen herkesin ondan korkup uzaklaşmasına neden olurdu. Yaratıcı Efendi’den sonra ondan ürkmeyen galiba bir de Thyln vardı. İkisi hem iyi anlaşırlar, hem de hiç geçinemezlerdi. Olyon ayinleri ne kadar seviyorsa, Thyln de Olyon’un ayinlerini hem de tam ortasında bölmekten o kadar keyif duyardı; bazen büyülü ışıklarla karanlığı böler ve ayininin gizini gözler önüne sererdi, bazen rüzgârı üstüne estirip heyecanını yok eder, bazense Olyon’un tam üstüne yağmur yağdırıp kükremesine neden olurdu. Olyon da intikamını alırdı mutlaka; Thyln’i yalnız yakalardı bazen, hiç beklenmedik zamanlarda karşısına çıkar ve onu ormanın derinlerine kadar kovalardı. Ama bütün bunlar yetmiyordu artık Olyon’a. Her şey hep aynıydı, bir gün diğer bir günden farklı değildi. Güzeldi Mavi Dünya, hayallerin ötesinde. Seviyordu da buraları, ama huzur uymuyordu ona, onun heyecanlı yapısına. Üstelik son zamanlarda Yaratıcı Efendi de değişmişti. Konuşmuyordu, içine yönelmişti sebepsiz. Donuktu, onun donukluğu ormanı da dondurmuştu adeta. Bir şeyler oluyordu ama Olyon bilmiyordu. Aklı zaten uzaklara kayıyordu bir süredir; sürekli adı unutulmuş diyarları, hatırlanmayan o kadim toprakları düşlüyordu. Merak ediyordu oradaki sesleri, duymak bilmek istiyordu. Sonunda kararını verdi, kısa bir zaman için terk edecekti Mavi Dünya’yı ve huzuruna çıktı Yaratıcı Efendi’nin. —Gitmek istiyorum bir süre buralardan… Yaratıcı Efendi öylece baktı Olyon’a, anlayamamıştı dediğini. Tekrarladı Olyon: —Gitmem gerekiyor buralardan, ama döneceğim, söz veriyorum. —Peki, dedi Yaratıcı Efendi… Ama diyemedi ona, en sevdiği ulusu Olyon’a Melyn’in de gittiğini… Şaşırdı Olyon, efendinin hiçbir şey demeden bunu kabul edişine. Bekledi, hatta içinden diledi onun “Kal...” demesini… Ama sustu, tek söz etmedi… Sadece yutkundu ve “Hoşça kal…” deyip uzaklaştı Yaratıcı Efendi’nin yanından. İçi buruktu, kafası karışık ormanın sonuna geliyorken Thyln’e rastladı. Bir taşa oturmuş uzaklara bakıyordu, o da değişmişti sanki. Thyln de farklı görünüyordu. Işıltısı bir pusun ardına gizlenmiş gibiydi. Gördü Thyln onu, gülümsedi. —Nereye Tanrı Olyon? —Gidiyorum Thyln… —Nereye? Şaşırmıştı Thyln. —Adı unutulmuş diyarlara… —Sen de mi Olyon? Bilmiyor musun, Melyn de gitti oralara, dönmeyecek bir daha… Olyon’un içi boşaldı, demek artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ama zaten bu yüzden gitmiyor muydu? Her şey aynı olduğu için. Şimdi değişmişken her şey o gidiyordu. Yine de kalamazdı artık, gitmeliydi, içini bu kor ateş yakarken duramazdı… —Hoşça kal Thyln… Uğurlamadı onu Thyln, geri dönmesini diledi içinden sadece. Ve gözlerinde minik damlalarla uçup gitti Olyon’un yanından… Derler ki Olyon’un neşesi ilk o gün sönmeye başlar, içinde yanan ateşin yakan alevi yüzünden yaşadığı bu vedalarla... Dycalus… | |
|
| | #9 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Adı Konamayan Öykü - MSX Dycalus Mavi Dünya ve Kutsal Orman sessizliğe bürünmüştü. Hayat yok gibiydi. Herkesin kendini dinlemeye başladığı bu sıralarda adı bilinmeyen topraklardan bir misafir geldi. Saçları altın rengi, gözleri yaprak yeşili bir kadın. İlk bakışta Melyn gibi gelse de onu görene aslında ondan çok farklıydı. İhanetine rağmen Melyn bir pinkeldi. Ama bu bir Dycalus’tu; kan emenlerin soyundan geliyordu. Pek çok adı vardı onun ama o kendine Sesym diyor, seslerin tanrıçası olduğunu söylüyordu. Başlarda herkes onu sevdi. Özellikle Yaratıcı Efendi onu hemen fark etti; güzeldi, sevimliydi, cazipti. Yaratıcı Efendi yeniden hayat bulmaya başlamıştı, yine ırkları arasında dolaşıyor, gülüyor, şakalaşıyordu. Herkes biliyordu ki bunun nedeni yeni gelen kişiydi. Sesym de bunun farkındaydı ve hakkını veriyordu; Yaratıcı Efendi’ye daha da yakın olmak adına pinkellerle arkadaşlık ediyor, onlara sürekli efendileri hakkında sorular soruyor, aldığı bilgileri Yaratıcı Efendi’nin dikkatini üzerinde tutmak için kullanıyordu. Thyln bu misafirden rahatsızdı, ama bir şey de yapamıyordu. Dost canlısı görünüyordu, iyi niyetli yaklaşıyordu ve Thyln kendini suçluyordu; “Bak...” diyordu kendine, “Ondan böyle rahatsız olmak için elinde tek bir neden yok, rahatla, o iyi biri...” Ama kendine verdiği bu telkinler bile onun içinde giderek büyümeye başlayan rahatsızlığına son vermeye yetmiyordu. Üstelik bu misafir Yaratıcı Efendi kadar kendisiyle de ilgileniyor, sürekli onunla sohbetler ediyor ve dost olmak istediğini söylüyordu. İçindeki rahatsızlık ve Sesym’in bu yakınlığı arasında bocalıyordu Thyln. Üstelik Yaratıcı Efendi de onun iyi biri olduğunu tekrar edip duruyordu. Sonunda içinde kabaran bu duyguyu bastırmaya ve Sesym’i sevmeye karar verdi. Hem Yaratıcı Efendi de öyle olmasını arzu ettiğini kesin bir dille belirtmişti. Yine de sevemedi onu Thyln, tüm çabalamalarına rağmen. Bir gece uykusundan huzursuzca uyandı Thyln, uzaklardan gelen bazı sesler duymuştu, tanıdık gelmiyordu. Kovuğundan çıktı, gece de farklıydı sanki; kesif bir karanlık örtmüştü bütün ormanı. Sesleri hala işitiyordu, başladı sahiplerini aramaya... Sesler ayin taşının oradan geliyordu, oraya seyirtti. Gördükleriyle olduğu yerde donakaldı; Ayin taşının altında iki varlık birbirine sarılmıştı; birinin altın rengi saçları ve yaprakları andıran gözleri vardı; diğerinin ise kulaklara müzik gibi gelen sesi. Biri efendisiydi, diğeri Sesym. Sesym kanını emiyordu efendisinin, ama efendisi bundan rahatsızlık duymuyor, aksine çok mutlu görünüyordu. Thyln dalına oturduğu ağaçtan bir süre onları seyretti. Gördüklerine hem inanmak istemiyor, hem de “Efendi bunu yapmamalıydı...” diyordu. Çok sonra oturduğu daldan havalandı; kalbi buruk, aklı karışık uzaklaştı oradan. Karanlıktan daha karanlık geçen daha pek çok gece, çığlıkları andıran seslerce uzun süre bölünecek ve Thyln uykusundan hep uyanacaktı... Dycalus pinkellere katılıyor.. | |
|
| | #10 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Adı Konamayan Öykü - MSX O da artık bir pinkel... Thyln günün kör vakti uyanmıştı gene, ağacının tepesine tünemiş sabahın doğmasını bekliyordu ki efendisini yanında buluverdi. —Günaydın Thyln... Gülümsemeye çalıştı Thyln ama beceremedi, gözlerini kaçırdı efendisinden. Doğacak olan sabahı seyre koyuldu tekrar. —Uzun zaman oldu konuşmuyoruz. Thyln yanıtlamadı. —Benden korkuyor musun Thyln? —Sen efendimsin, korkmak görevimdir... Bir süre sessiz, doğmakta olan sabahı birlikte seyrettiler. Çok sonra Thyln efendisine bakmadan konuşmaya başladı: —Sesym’le n’aptığınızı biliyorum, ilk gecenizde seyrettim sizi... Susuyordu efendi. —Neden onu da bizden biri yapmıyorsun? diye devam etti Thyln. —Bunu düşüneceğim, dedi efendi ve uzaklaştı oradan. Yaratıcı Efendi Sesym’i pinkel yaptı. O günden sonra Sesym değişmeye başladı; artık güzel değil şuhtu, sevimli değil soğuktu, cazip değil iticiydi. Gerçek yüzünü gösteriyordu Sesym, hem de hiç vakit kaybetmeden... Mavi Dünya’yı yeniden tanzim ediyor, her şeyi kendi istediği şekle sokuyordu. Pinkelleri ve ormanın önde gelen ırklarını kendi tarafına çekmek adına her anı kolluyor, her fırsatı değerlendiriyor, onlara minik ama hoş jestlerle yanaşıyordu. Dokunamadığı tek kişi Thyln’di; ona yanaş**ıyordu, bir tek onu değiştiremiyordu. Thyln ise öylece onu seyrediyor ve buz gibi olacakları bekliyordu. Thyln’in bu renk vermeyen tavrı ise Sesym’i delirtiyordu. Ormana kötülük geliyordu... Sesym Thyln’e bir anlamda savaş açmıştı, açıktan gizliden tek uğraşısıydı Thyln artık onun, “İnadını kıracağım onun...” diyordu. Thyln de karşılıyordu onu bekletmeden ve merhametsizce, bazen sert bazen alaysı yöntemlerle. Rahatsız olmaya başlamıştı Sesym Thyln’in varlığından, özellikle onun kendisine karşı durmasından, sürekli karşı çıkmasından. Çok geçmeden Thyln’le başa çıkamayacağını anladı ve Yaratıcı Efendi’nin gücüne ihtiyaç duydu. Ama öyle hırslıydı ki Yaratıcı Efendi’ye de hükmetmeye başlamıştı gizliden. Efendi ise bunaldığını hissediyor yine de sesini çıkamıyordu. Çünkü kanın tadını almıştı ve bundan vazgeçmek istemiyordu. Bu yüzden Sesym’e tek kelime etmezken Thyln’e yükleniyor, hatta bazen onu incitecek kadar ileri gidiyordu. O zamanlarda, Thyln en suskun olduğu ama en yoğun duygularını hissettiği bir dönemi bir arada yaşıyordu. Thyln nefreti öğreniyordu. Sesym içinse her şey yolundaydı. Yaratıcı Efendi onun yanındaydı, mutluydu ve Sesym’den de memnundu. Olyon da dönmüştü üstelik. Her yerde ve herkese Olyon’un sayesinde döndüğünü anlatıyordu Sesym. Hatta öyle ki seslerin tanrısı ile tanrıçası bir arada şarkı bile söyler olmuşlardı. Ama onları dinleyen yoktu. Sesym hayatından çok hoşnuttu. Tek sorun kalmıştı, Sesym ona “pürüz” diyordu; Thyln... Onu da halletmesi an meselesiydi. Yaratıcı Efendi’den sürekli bir şeyler istiyor ve istedikleri sektirilmeden yerine getiriliyordu. Son isteği Thyln’in gitmesi oldu. Thyln sürülüyor.. | |
|
![]() |
| Etiketler |
| adı, konamayan, msx, Öykü |
| yaratici bir oyku, |
Adı Konamayan Öykü - MSX Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Öykü Tadında Mantık Soruları | NoRaBeLL | Kahve Molası | 24 | 29-08-2009 13:05 |
| Taylan Ayık - Son Öykü | Demir YumruK | Türkçe Şarkı Sözleri | 0 | 08-04-2008 15:18 |
| Öykü & Berk Gürman (Öykü & Berk Gürman Kimdir? - Öykü & Berk Gürman Hakkında) | Blue Blood | Müzik tr | 7 | 11-03-2008 10:53 |
| Öykü Gürman & Berk Gürman - Doldurdum Martinimi | Blue Blood | Türkçe Şarkı Sözleri | 0 | 22-02-2008 18:27 |
| Öykü Gürman & Berk Gürman - Elveda | Blue Blood | Türkçe Şarkı Sözleri | 0 | 22-02-2008 17:23 |