| | #1 (mesaj-linki) | |
| Şimdi SEN AsLında Hiç OLmamışsın ki... Düşüncelerim bos, düşüncelerim anlamsız, düşüncelerim sensiz artık.. Hissedemiyorum eskisi gibi ! Duyamıyorum insanların çığlıklarını.. Duyularımı kaybettim ben, belki de hayatimi. Anlaşılan şu oldu ki; acılar boşa çekildi.. zamanlar boşa tüketildi. Değmezmiş demek bile fazla artık senin için.. Hislerin öldüğü yerde yalnızlık baslar. Benimkisi daimi olur bundan sonra. Gece yarıları akıtılan göz yaşları boşuna.. bir sigaranın son dumanına kadar gizlenen duygular boşuna.. aslında sen boşunasın. Ya da kendini zorla böyle gösterdin bana... Seni hayatımda artık herhangi bir insana cevirdim.. Herhangi bir yerde, herhangi bir zaman, herhangicesine bana gözüküp bir anda hayatımdan kaybolan herhangi.. Saçmalıyorum belki de.. Ama zaten hayat saçma değil mi ? Bir doğum sancısından sonra başlayan bu anlamsız süreç saçma değil mi ? İnsanlar saçma değil mi ? Bu teknolojik zamanda monotonlaşan sevgiler saçma değil mi.. ?? Bence tümü saçma.. Benim saçma olduğum gibi.. Askının saçma olduğu gibi... .. Seni kazandığımı düşündüğüm her noktada aslında kaybetmişim. Rol yapmışsın sen, sevmemişsin.. Ya ben ? Umarsızca, hicbirşeyi önemsemeyecek kadar yolunu kaybetmişçesine neden bağlandım sana ? Sen duygularını 1-2 SMS `ye sığdırabilecek kadar basit, ben ise satırlara sığdıramayacak kadar mağdurum.. Kuru bir yer arıyorum artık mendillerimde.. Ağlayabilmek için.. Sana olan nefretimi sonsuza dek saklayabilmek için.. Nefret ediyorum ! Sen öldün benim karanlık dünyamda.. Bulunamayacak kadar derine saklandın.. Karşıma çıkamayacak kadar eziksin artık.. Duygusuzsun.. Nötrsün sen.. var misin sen ? bence yoksun ki.. ( aslında hiç olmamışsın ki.. ) Son Düzenleyen Blue Blood; 03-03-2008 @ 13:20. | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şimdi "SEN"Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez. Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya, Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında Ne çarşaf halden anlar ne yastık. Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık. Onun unutamadığın hayali, Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine. Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu. Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin. Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için, Vurursun başını soğuk taş duvarlara. Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın. Duyarsın, Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin. Niçin yaratıldığını. Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini. Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini. Boşuna geçip giden günlerine yanarsın. Dolar gözlerin, için burkulur. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların. Sevilen gözlerin erişilmezliğini. O hiç beklenmeyen saat geldi mi? Düşer saçların önüne, ama bembeyaz. Uzanır, gökyüzüne ellerin. Ama çaresiz, Ama yorgun, Ama bitkin. Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın. Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın hayal kurmayı; Beklemeyi, ümit etmeyi. Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi. Lanet edersin yaşadığına... Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın. O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden. Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın. | |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şimdi "SEN" *An ve an bir gidis hikayesi* Sen gittin..! Cok acelen olmali ki ansizin gittin.. Hazirliksiz yakalandim bu gidisine , kusura bakma bu yuzden sana hoscakal diyemedim.. Aslinda hicbirsey diyemedim, gozlerimi cok sevdigim saclarina diktim , gozlerinden kactim bana "ben gidiyorum"u anlatmasinlar diye.. Sadece sesin kulaklarima gidisinin resmini cizdi..Ben sessiz kaldim. Yagmur yagmadan gok gurlerdi , "birazdan yagacagim ey insanlik" diye bizi uyarirdi belki.. Sen gürlemedin, haber vermedin gidecegini.. Geldin , gidiyorum dedin gittin..! Dur desem de gidecektin..Sustum, dur demedim.. Diyemedim aslinda ve sen gittin..! Evet git..! Git ki ben uyanayim aylarca suren uykumdan. Uyandigimda bir ruya gordum diyebileyim ve gordugum bu ruyanin sonunu hic hatirlamayayim.. Saclarinin dakikalarca parmaklarimin arasindaki dans edisleri aklima gelsin..Yada ne bileyim uyandiginda gozlerinin "biraz daha uyku" diye yalvarislarini hatirlayayim.. Su icislerini de hatirlayabilirim , cay icismelerimizi de.. Dislerimin omuzlarindaki izini , dudaklarinin parmaklarimla bulustugunda bana verdigi hissi hatirlayayim.. "Vazgecemiyorum" diyislerin olmasin ruyanin hatirladigim kisimlari arasinda ki vazgecebilecegine hazirlayayim kendimi.. Sonra, bir anda kaybolup gittigini ekleyeyim ruyamin son kismina.. Kayboldugunu ve seni aylarca aramama ragmen bulamayisimi kabulleneyeyim.. * Gercek hislerin 1/5'ini dahi anlatmaktan aciz zavalli kelimelerin "yanyana gelelim bakalim ne olacak" tripleri * Gittin iste ansizin be nutellam..Tamam hatalar yapiyordum, uzun bir hatalar zinciriydim de kirabilecek guce sahiptin bu zinciri yada sahiptik.. Gerci sebepler onemli mi ki? Sebep ne olursa olsun gittin bana büyük tecrübeler birakarak.. Ogrettin bircok seyi bu gidisinle ama ogrendiklerimi sana anlatamiyorum.. Giderken bana biraktigin bu sayfaya bile yazamiyorum.. Gittin..! Evet git..! Bu karari alirken cok uzun dusundugunun farkindayim da ben bu kararini kabul etmek zorunda kaldigimda dusunecek vakit birakmamistin.. Yangin mi vardi da kaciyorduk? Dur kosma bu trenden 5 dakika sonra bir tren daha var diyemedim sana.. Bir sigara icelim , sessiz dururuz konusmayiz, ruzgarda biraz daha dalgalansin saclarin, tamam gittin kabul ederiz ama bir sonraki tren birazdan geliyor, kosma yorulma cancagizim.. Hayir , kostun ve trene yetistin.. Üzgünüm hazirliksizdim , el sallayamadim seni benden goturenin arkasindan.. Cok sessizce izledim gidisini , sen bakamiyordun evet gidisini pekistirmen icin bakmaman gerekliydi , rolunun hakkini veriyordun , tebrik ederim.. *Sona dogru yaklasimlar hiyerarsisi, akrebin yelkovani yakalama tela$esi, sigaranin kendini icip bitirisi , bir cocugun oyuncak feryatlari * Sen gittin..! Baharla gittin,bahar yalan..! Tren rüyamda yok gerçek öykümüzde de olmadığı gibi.. Tren de yalan..! Vazgecemeyislerin yalan..! Kış bitmiyor benim icin bitmeyecek,bu kış yalan..! Ellerimi cok az tutabildin,ellerim de yalan.. Soner Arica "eger gidersen bu aska cok yazik olacak" diyor dirinim dirinim... Aldirma bu da yalan ..Votka visne yalan.. Uzanip sarki soyleyislerimiz de yalan.. Bana dair ne varsa yalan.. * Veda anindaki iyi dilek eklentileri , gozlerdeki donukluk , ruzgar ugultusu , irmagin debisindeki du$me , gunesin batisi* Simdi gidiyorsun.. Evet git.. "Bir ikincisi daha olmayacak asla" diye bellegime kazidigim o "muhtesem duyguyu" bana yeniden yasattigin icin, hayatinin bir kismina beni de ekledigin, kulaklarinda sesimi , dudaklarinda dudaklarimi misafir ettigin icin, benimle birlikte aldigin her nefes icin minnetarim.. Simdi yolun acik olsun sevgili baslangici ile sonu arasinda hic istasyon bulunmayan bu tren yolculugunda.. *Son ikibucuk cumle* Hoscakal besyuz yillik sevdigim.. Hoscakal 4 mevsimim.. Hoscakal.. | |
|
| | #4 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şimdi "SEN" Bakışlarının gizli burçlarında seni kazanmak için uğradığım bütün ülkelerde seni soruyorum geride kalan günlerime. Bir tanyeri ağartısında depremlerin yerle bir ettiği kentlerde, elleri havada kalmış tüm ceset görüntülerinde dilimdeki dua, yüreğimdeki ateş ve bedenimdeki güçle, bitimsiz bir yolculuğun tüm durak yerlerinde, acılara ve sevinçlere sarıldığım tüm ağaç altlarında seni, yalnız seni düşünüyorum. Yüreğimdeki sürgün sözcüklerde, ülkene koşumlanan tüm çıplak atların sağrısında gözlerin akar, nehirler gibi yüreğime. Bir öfkenin eteklerinden tutup, dikersin o sevdalı gözlerini gözlerime. Bir ucunda mavi, diğerinde yeşil denizlerin aktığı gözlerin, ateşten demirler akıtır keskin kalemime. Biz ki, o bakir kavgalarda, firari bir sevginin kanayan şiirini yazdık birlikte. Ellerimiz örümcek ağlarına takıldıkça da birbirimizi sevdik. Evrendeki tüm taşların parlak yüzüne oluk oluk, irin irin sözcükler çizdik. Çamurlar içindeki insan figürlerinde tüm bilgeler yüreklerini bir tufan alkışa verirler bu hayat sahnesinde. Şarkıların sokaklarda gezindiği gecelerde, gökte yıldızlar ışıklar toplar. İğde çiçekleri dolar çocukluğumun penceresinden içeri. Yalnızlığımın küskün duruşlarında toprağım hep yeşil, parmaklarım yediveren çiçekler gibi kıpır kıpırdır. Kör bir umudun binlerce heykelini yapıp satranç oynarım ömrümün tüm baharlarında. Kanadıkça ruhumuz, kanadıkça yüreğimiz tütün basarız kanlarımıza. Her türkü unutuluşu çalmasa da, severiz acılı mısraları. Gece ******rken önümüzde bir karaca su içer çamurlu göllerimden. Yabanıl bir uykuda kireçsiz badanalı odalarımdan sızar çizgili slüetler. İçime ansızın bir yıldırım düşer ve duyarım sesini yüzyıl ötelerden. Giderken sana bıraktığım tüm şarkıları tekrar dinlersin ve yüreğindeki öfkelerin hiçbir işe yaramadığını bir kez daha anlarsın. Her acıdan mağrurluğu, her bozgundan unutulmuşluğu ve her bakıştan bir okşanmışlığı yarattık yine de. Soluksuz ve donuk gecelerde binlerce gece ve her gece bir daha uyanmamaya yattık. Bir gelinciğin küçücük ömrünü gördükçe, bir arının vızıltısını sezip kovanına girdikçe ve bir karıncanın labirentinde yaşamı gördükçe güçlendik. Şiirin irinlerinden biz, her zaman yeni sevdalar çıkardık. Oysa ki, ellerimin rengi hep düşkün kaldı sana. İçimizde çalan her türkünün sözcüklerinde güneş her sabah yeniden ısıttı bedenimizi. Ve biz o güneşlerde parlak bir tüfek kadar kararlı ve düşlerimizdeki kavgalar kadar inatçı, ormanlarımızdaki yontular kadar esrarlı kaldık. Her sevdanın hikayesi gibi, her aşkın yazgısı gibi ve her yaşanmamışlığın gizemi gibi birbirimizi hep aradık. Ayrılığın toplanmamış tüm ağlarında boşuna aramışız oysa, gidince dönmeyecek aşkları. Yüreğim seni andıkça paramparça, yüreğin beni bekledikçe yorgun adresler sokağında kalacak biliyorum. Ateşle büyüyen her madende en çok gözlerin bölüyor karamsarlığımı. Ve ben seni düşündükçe, seni özledikçe efsane ormanlarına dalıyor ve seni arıyorum. Aşkın bütün felsefelerinde bir met cezir gibi çoğullaşıyor, isimsiz bir gezegen oluyorum. Okyanus oluyorum, denizleri yutuyorum ve ırmaklara bölünüp ülkene dağılıyorum. Sen ki, gözlerime sığmayan bir dolunay gibi neyin var, neyin yoksa içime doluyorsun. Işığın uyuduğu, bir kaplumbağanın sabırla yürüdüğü ormanlarda saklandığım yerlere yürüyorsun. Erken yaşlanmış yıllarım ve bakışlarımda örümceklenen sevdalarım, düşümdeki isimsiz ırmaklarım seni bekliyor inadına. Sevdanla karanlıklarımı dağıttım, bakışlarına dolanıp kaldım. Sırtımızdaki yorgun aşklar bohçasını serip altımıza bitmesini hiç istemediğimiz bir gecedir düşlerimizdeki şimdi. Odamızdaki bitimsiz sarılışlarda kollarımızdaki tutsaklık kelepçesini kırarak birbirimizi bulmak istiyoruz. Parmaklarındaki yıldız kümecikleriyle yeni bir kader çiz istersen alnıma. Renkten renge dönen şu ozan göğsümü parçala ve yağmur damlalarıyla yıka sabırla. Dört yanımızdaki gökkuşağına binlerce renk kuşağı çiz sözcüklerinle. Dilinin uçurumunda, yüreğinin ışığında ve aşkının kimyasında gir düşlerime. Götür beni bakir adacıklarına, götür korsansız sularına. Aşkının defne yollarında ve yüreğinin koridorlarında ben, senin ülkende ölmek istiyorum. | |
|
| | #5 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şimdi "SEN"Kanadıkça yüreğimiz, tütünler basarız kanlarımıza Yeşil denizlerin ateşten demirler akıtır şu kalemime Yüreğinin ışığında ve aşkının kimyasında gir düşlerime, Götür beni bakir adacıklarına, götür korsansız sularına. | |
|
| | #6 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şimdi "SEN" Şimdi Sen De Herkes Gibisin Şimdi yaralısın bilirim için acıyor Çeken bilir derler Sevdin mi tam sevenlerdeniz Gözümüz kör yüreğimiz kor olur Herkes bizde kalanı küçük bir sıyrık sanır Oysa adımız deli kalbimiz divane Neden dokundun harflerime?. Kuşatmalarımın misafiri Beni neden bilmek istemedin?. Oysa sen evet sen Yaşamıma dokunandın Sen benim söyleyemediklerimdin Deneyip de başaramadığımdın Karanlıklarda beliren umudumdun Sılamdın gurbetimdin Farkında olduğumun farkıydın Yanlışımın doğrumun ötesiydin Sen benim seçilmişimdin Bittiğimde başlangıcımdın Yok olmuşlarımın geri geleniydin Sen unuttuğum acılar kadarsın Sen yaşanmamış mevsimlerimsin Sen içimden çekip çıkardığımsın Nazım'ın dediği gibi "Bence artık sen de herkes gibisin" | |
|
| | #7 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şimdi "SEN"Haydi Kalbim Şimdi Sen Düşün Her an bir yenilik daha. Her yenilik bir tebessüm, her tebessüm bir güneş gününe, her güneşli gün bir umut yarınına ver her umut bir başarı avucunda. Aynada gördüğün yüzden başka birşeymi ki hayat dediğin muamma ve sen zannediyor musun ki, yüzündeki tebessüm senin ve sadece sana hizmet etmekte. Hiçbir soruna cevap bulamadığın bir gün göreceksin ki; gülümsemek yetmiyor mutlu olmaya. Herşey güzelken de uykusuz geçebiliyor geceler. Anlamsızca! Anlamlandıramadığın herşey için kaçıyor uykun ve istemediğin kadar uykusuz gözlerin. Oysa ömrün boyunca istemiştin ki, uykunun esiri olmayasın da herkesten daha fazla yaşayasın gününü. İşte şimdi gün seninken bu başındaki ağrı niye? Ne istedin? Herşeye hükmedebilmeyi mi? Büyüyünce sözün dinlenir mi zannettin? Hep dışında biryerlerde olduğun çemberin içinde olmak mıydı bütün çaban! Hani uraştığın kadar uzağında olduğun çemberin. Haydi söyle bana, hiç dışında kalmak gelmedi mi aklına? Olduğun yerde yaşamak. Senin olanlarla kendini bulmak. Niye düşünmedin ki; aslında çemberin dışındaki güneş seni ısıtan, işte o yağmur kuruyan dudaklarını ıslatan, sen bile şimdi sensin, tam bu halinle, tanımsız bir geleceğin beyhude vehmiyle telaşlanmadan ufukla suyun birleştiği iddiasız ama kesin çizginin yüreğindeki sonsuz güveni hareketlendirdiği ve o sonsuz güvenin kalbinden akıp yüzünü nurlandırdığı umutlu kişisin. Ne zannetmiştin ki, korkup kaçarak mutlu olunduğunu mu? Yağmurun sen istediğin zaman yağacağını mı? Sen istedin ama yağmadı yağmur. Kaçmadın ve hiçte aklında olmayanlar girdi hayatına. Ama baksana beklemediğin halde başına gelenler isteyipte yapamadıklarını getirdiler sana. Al haydi senin onlar, sadece senin hakkın. Hep istediklerini doğru bilip, tüm benliğini ona bağlayıpta olmayışlarının ardından hüsranla yürürken sen, bu umutsuz yoldan yüreğine serpilen umut tomurcuklarıyla her yeşerişinde güneş yine aydınlattı gününü, her defasında bıkmadan yine ısıttı seni. Hiç sordun mu ki; kimsin sen? Ben onu senden daha çok sevipte zarar görmüşken senin sevgindi beni yeşerten. Öyleyse söyle bana kimsin sen? Anladın ki; Kar tanelerinin herşeyin üzerine beyaz bir örtü serdiği anda o örtüyü yırtıpta dışarıya çıkan bir kardelen çiçeği kadar cesur, O çiçeğin renkleri kadar neşeli ve o beyaz örtüyle birlikte yaşamayı bilecek kadar sevgili ve güven vericiydi umut ki, zaten yüreğinin bir köşesinde hep vardı, farkedilmeyi bekleyen mahçup küçük bir çocuk edasıyla. Senin yapman gereken büyümüş olmanın kibirine yenilmeden o küçük zannettiğin çocuğun (yüreğinin) peşine takılıp şu yaşına rağmen görmediklerini öğrenmenin gerekliliğiyle yola çıkmaktı sadece... Ruhun bedenini terketmeden hissetmeyi öğrenmelisin ondan. Kanın damarlarında dolanmaktan vazgeçene kadar koşmalısın yorulmak nedir bilmeden. Gözlerin, baktığın kadarını görecektir çünki, kulakların, ne söylüyorsan onları duymaya mahkum. Ayakların, nereye yürüyorsan sadece o yoldan, hep aynı yerden varacak günün bittiği yere ve aklın ne biliyorsa onları anlayacak istemediğin sürece. Kalbinin her atışında hissettiğin farklılık renklendirecek seni. Ve onu her dinleyişinde farklı yerlerden de biten güne yüründüğünü göreceksin. Bu kez heybende daha çok yaşanmışlık olacak, bilmediklerin, hiç görmemiş oldukların..... Ve zaman geldiğinde o küçük sır öğretilecek sana. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Korkup geriye attığın her adım bir ateş olup yakacak seni ve anlayacaksın ki, "gelecek" asıl yürümen gereken yer. Korkmadan, keşfederek. Ve ileriye atamadığın her adımda, tıpkı geriye attığında yandığın gibi, göreceksin ki; geçmişini kabullenmeden geleceğine asla yürüyemeyeceksin. İstediğin halde sebeplere bağlayıp yapamadığın herşey sebep olup dolaşacak ayaklarına... Ertelemenin rahatlatıcı yanılgısını öğrendiğin an bir şeyle daha tanışacaksın, kalbin aklının eşi!!! Kalbin hayalleriyle canlı ve sen kalbin kadar canlısın!!! Şimdi sen sus, aklın görüp kalbine gösterecek. Ve dinle, kalbin ne söyleyecek, artık düşün, bakalım aklın ne diyecek. Sıra sende yürü, tek şart cesaret. Zamanı geldiğinde, cesaretin inancınla yoğrulup doğruyu yaptıracak. Bırak bilmeyen yanlış zannetsin. Ama sen sabret ki kalbiyle o da düşünebilsin. Sen sev, bilmese de öğrensin. Sen gül, ağlıyorsa yüreği çiçeklensin. Sen bekle, sabretmeye özensin. Sen anla, anahtarı olasın. Sen konuş, dinlemek rahatlatsın. Sen bak, kaçmamayı anlasın. Sen hisset, hislerine dokunsun. Sen yürü, beklerken yorulmasın. Sen uğraş, ümitsiz yaşamasın. Ve iste, imkansızı tüketsin... | |
|
| | #8 (mesaj-linki) | |
| kalbimdesin
BİR AŞK KISSASININ sırrını çözmek için Burgaz Adasındayım. Gökler kitabının şirazesi denizin kamçılarında duruyorum. Nasırlı yüreğime çarpan rüzgar, bana bir orman serinliği veriyor. Dalgalar, Nuh’un gemisi gibi beni aşk tufanlarından kurtarmak için uzun yolculuklara çağırıyor. Bense öylece kumların üzerine oturmuş, ne yapmam gerektiğini, nereye gitmem gerektiğini düşünüyorum. Uzun yolculuklara çıkacak gücüm yok. Yedeğime alacağım ekmeğim, suyum, tuzum yok. Elmam, armudum yok. Bir tüfek gibi omzuma asacağım şiirlerim, bir hançer gibi belimde taşıyacağım şarkılarım yok. Onun için düşlerimin yankısını kuma çizmeye çalışıyorum. Hayalimi kuma getirip, ruhuma kuma getiriyorum. Buradan, aşkın kum saatinden toprak aşırmaya çalışıyorum. Kalbim eleğe dönmüş, güneşi eliyor, eliyor. Zaman eriyip gidiyor köpük köpük, duman duman. Ardından anılarımın tozundan o saate kum koyuyorum. Sanki ruhum buharlaşıyor. Ruh göçü yaparak, bir anda iki bedende yaşamanın hayalini kuruyorum. Güneş acı kırmızı rengiyle kendini örten ufukların ardına doğru toynağa kalkmış bir at misali, aheste aheste ufuklara doğru başını uzatıyor. Denizin ufkunda, yalnızlığın kıyısında çırılçıplağım. Gecenin, ilerleyen bir düşün salıncağı olacağı umuduyla, ikindinin akşama devrini sabırla bekliyorum. Güneşe yalnızlığımdan bir saat yapıyor, ikide bir, bir ikindi kadar yorgun ve soluk olan göğsüme, yüreğimin oralara bakıyorum. Hiçbir at güneşin arabasını çekemiyor. Hiçbir yürek gerçek aşkın yükünü kaldıramıyor. Sanki ikindi, uzun bir koşudan dönen at gibi ufuklarda güneş diye duruyor. Şu ömrün sonbaharında, vaktin ikindisinde şu yüreğim kışa, akşama dönmek istiyor. Arzuladığım şeye ulaşamazsam, akşam bir ölüm meleği olup, beni örtecektir. Bunu bilerek tedbirli davranıyorum. Kumların üzerine şiirler yazıyor, onları şarkılarla bileyliyorum. Ölüm meleği ve aşk bir bela gibi gelince, kendimi güzel şekilde savunmak istiyorum. Bazen susuveriyorum, bazen susayıveriyorum. Sustukça şiirlere koşuyor, susadıkça denize dayanıp, denizi içiyorum. Deniz beni emziriyor. Ağzım bir süt denizi oluyor. Susadıkça ibrikteki suyun emilerek azalması gibi, zamanı kemire kemire hatıraların dudaklarından sızan köpüklerle vakti eritmeye çalışıyorum. Dalgaları ayağıma kadar çağırıyorum. Zaman buralarda bir bayrak gibi dalga dalga dalgalansın istiyorum. Dalgalar içimdeki açık denizde tutuldukları fırtınadan mıdır, bağ bıçağı misali bedenimi ve sersemliğimi biçiyor. Kesiliyor, kırılıyor, yarılıyor, yarılıyorum. Ama ikindiyi bir türlü yarılayamıyorum. Aniden aklıma bir şey geliyor. Kumları bir bağ, ellerimi bir bıçak yapıp, kumsalda düşümdeki dünyayı, evimi kuruyorum. Kumlardan saraylar, deniz analarından sultanlar, deniz kızlarından çocuklar, deniz kabuklarından padişahlar yapıyorum. Sonra deniz taşlarından Ferhat gibi dağlar, Mecnun gibi cinnetten cennete çıkılan bahçeler yapıyorum. Gökyüzüne güneş yapmak gibi bir şey bunlar; biliyorum. Biraz sonra bir bulut gelip, güneşin önünü kapatabilir. Yada güneş akşam olunca çekip gidebilir. Zaten “İşte tamam.”, derken sele serpe bir dalga ufacık ümidimi denizin dibine çekiyor, ben de kendimi içime çekiyorum. Gece için ayırdığım azıcık azığı, umudumu denizin sofrasına seriyorum.Yeniden kumların üzerinde yeni bir dünya kurmanın heyecanına kapılıyorum. Defalarca aşka kapılan birisi için pek de zor olmuyor bu heyecana kapılmak. Heyecanım artıkça artıyor. Düşlerim bir çığ, bir çığlık oluyor. Zamansa bir çığlık oluyor da, bir çığ olmuyor. Şöyle güneşten kendine bir kar topu yapıp, göklerde yuvarlana yuvarlana ufukların ardına doğru bir çığ misali akıp gitmiyor. Yine de ben, düşlerimin yankısı olan dünyamı kurmaya devam ediyorum. Oysa hayal kurmak ne kadar kolaymış. Bir dünya kurmak ne kadar zor. Sevdiklerimizle bir bağ kurmak, onlara bir bağ, bir bahçe kurmak ne kadar zor. Şimdi güller deviniyor bir yerlerimde, bağ bir bahçeye dönüyor. Bir bahçe oluyor her yanım, güller açıyorum. Kendime denizde güllerden yollar açıyor, yürüyorum, yüzüyorum. Aşk kıssamın kahramanı olan sen de dünyanı kurmak isterdin Edremit kıyısına. Kitaplardan kaleler kurardın kumların üzerine. Her kum tanesi bir harf, her harf bir kitap, her kitap bir mesnevi olurdu. Mesnevi mesnevi dökülürdün denize. Ne var ki sen de o kumlar üzre istediğin şekilde bir dünya kuramadın. Sen sık sık aşka gelir, Emirdağ’a giderdin. Aşka geldikçe kendine gelirdin. Senin dizlerine yatıp uyuduğun annen, her halini kendine açtığın baban, senin için gül gül gözyaşları derleyen kardeşlerin vardı. Görüyorsun ya ben yapayalnızım. Nasıl kurarım yepyeni bir dünya, nasıl çıkarım sonu sana çıkan yollara. Kıyıda, kumlar üzerinde ikimizde dünyamızı istediğimiz şekilde kuramadık. Kurduk, yıkıldı dünyamız defalarca. Bana deniz, sana zaman engel oldu. Ben sana ulaşmak istemiştim. Sense benden de öte bir şeye ulaşmak istemiştin. Ben denizde zamanı vurmak istemiştim. Sense zamanda beni ve ötesini. Seni zamanla anmak ne kadar kolaysa benim için, benim zamanın bir Bediüzzaman’ı olmam da o kadar zor. Sızım sızım zamana dağılmışsın. Sana ulaşmak o kadar zor ki. Sızım sızım ağlıyorum. Bana ulaşman o kadar kolay ki. İşte, yine bende gözyaşları sürgün verecek bir dalga daha kum kalelerime doğru geliyor. Kumsalda kurduğum evler bir bir yıkılırken, içimde kaç dünya yıkılıyor bir bilsen. Her ikindi vakti buraya, bu kıyıya geliyor, her yeni ikindiye elifle başlıyor, bitiremiyorum. Elif gibi dimdik ayakta durabilmek o kadar zor ki, dimdik başlasam da, aynı şekilde bitiremiyorum. Kumdan temel, aşktan emel olmaz biliyorum. Ufuklar kanlanıyor. Rengini gecenin rengine devirmek üzere denizin hayal çizgilerinde. Akşam oluyor. Yıldızlar gökte duaya başlarken sana ulaşmalıyım. Dünyamı gemilerle taşımalıyım bir süt denizi olan göklerine. “Yıldızlar gece büyürler. Yapayalnız kişilerin vefalı dostlarıdır onlar. Onlara ulaşmak zor olsa da, yıldızların aynasında insanın kendini seyretmesi mümkündür. Sen de yıldızların içinde ruhunu görene dek onların içinde kendini aramalısın.’, diyecek sesin akıntısına bırakıyorum kendimi. “Ben kendim için değil, onun için gelmiştim. Yıldızlar aşkıma ayna olamaz ki.”, diyemiyorum, diyemiyorum. Eskiden güneşli günlerden çok korkardım. Seni ararken gölgeler oluşacağını, böylece seni kaybedeceğimi zannederdim. Akşam olunca güneşin emzirdiği yıldızların ışığıyla beraber Yuşa’daki evinin resmini kalbime asar, karşılıksız ve saf sevginin er-geç hedefine ulaşacağını umardım. Denizle karanın kesiştiği kum dağlarında, sanki ateşle oynadığım o anlarda, o anı durdurmak için yüreğimin alazını kumlardan denizlere doğru sürüklerdim. Mavi bir geceye, sarı bir sonsuzluğu giden yolların yol ayrımı olan bu sahillerin ebedi bir dünyaya açılan kırma kapılar olduğu kesindi. Şimdi akşamın kapısını deniz tutmuş, kapı ne de zor açılıyor. Hatıraların kullanılmış eşya gibi atıldığı yer olan deniz yine de yeni hayatların çekirdeklerini taşıyor. Şimdi ise gelin arabasının önündeki bir çocuk gibi nazlı nazlı, bir gelin arabası kadar güzel güneşin önünde durmuş, ‘dur gitme yar’ deyip duruyor. Ama hayır. Artık güneş gidiyor elveda diyerek bütün renklere, bütün denizlere. Akşam oluyor. Artık ben gideceğim. Güneşin atına eğer vuruyorlar. Artık ben gideceğim. İşte kayığımı hazırlıyorum. Yuşa’ya gidiyorum. Zamanı damla damla içmek, denizleri yara yara varmak istiyorum sana. Zamanı denizle birlikte içime sığdırmanın bir yolunu arıyorum. Göz yaşlarımı çiçeklere boşaltıyorum. Hiçbir şey kalmıyor içimde. Her şeyimi terk ediyorum. Bütün dünyayı süregelen uykusundan uyandırıyorum. Kendimi kainata, kainatı kendime ayna yapıyorum. Bütün varlığın sırrını gözlerimde açığa çıkıyorum. Sırlarımı ifşa ediyorum. Dünyayı gözlerime, gözlerimi dünyama, dünyamı kalbime taşıyor, evimi yüreğime kuruyorum. Yuşa’yı evim yapıp, kalbimi sana kapı, gönlümü pencere yapıp, ‘bu ev senin, senin’ diyorum. Aynaları evime çeviriyorum. Biliyorum ki sen içimde engin aşktan gizlenmişsin. Gizlerini yine yeniden tekrar be tekrar ifşa ediyorum. İçinde yalnızlık taşıyan bir yolculukta insan sırlarını ifşa eder. Şimdi insanı olgun kılan bir yalnızlık seferindeyim. Dalgaların “Çek git, Çek git...” diyen sesini işitiyorum. Kumsaldaki dünyamın son kalıntılarını da dalgalarla yıkıyorum, yakıyorum, eritiyorum. Dünyam buharlaşıp evime dönüyor. | |
|
| | #9 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şimdi "SEN" Şimdi sen su olduğunu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok...Tükenmez... İnanıyorum ki, gerçekten de öylesin. Ama ister çesmelerden dökül,ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak, dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani; seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın... Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin...Gürültünün parçası olursun sadece. Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü; su nasılsa burada,lüzum yok ki suyu kana kana içmeye diye düsünürler...Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi! Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi suyun durgun yerlerini bulabilmek için, gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler. Onlar için en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda... Sen, hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez... Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi yaşatıcı ol, su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!.. Sen bir su ol... Ama rahmet ol, afet değil! Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme, sana felaket denmesin! Su isen bir bardağa sığabil ki; damarlara giresin!.. Su yüce Allahın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri... Suya benzediğini unutma! Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu da unutma. Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de kiyametler koparıcı olabileceğini unutma... Unutma; senin işin rahmet olmak, afet değil ! Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene. Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe... Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun; seller, afetler gibi... Tercih elindeydi hep ve hep de senin ellerinde olacak... Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan konuştuğun için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara! Ama yapman gereken şu, değil mi? Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini. Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini... Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin... Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın... Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında,vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de fikrini bildireceğin kişinin kıyıya yanaşmasını bekleyeceksin!.. Demeyeceksinki, ben canım isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!.. Demeyeceksin ki, aklıma geleni aklıma geldiği biçimde söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!.. Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın,ama maalesef değil... Ağzını açıp şelaleden dökülen suyu içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç ?.. Veya önüne çıkan ağaçları dahi sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü ? Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler, beyni olan her yaratık gibi! Hadi... Sen şimdi su olduğunu düşün, ve kendini su gibi hisset... Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı... Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu hatırla... Ama yine su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini; girebilmey öğren.. insanların damarlarına. Hayat ver... Vazgeçilmez ol !!. | |
|
| | #10 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şimdi "SEN" Kim bilir kaçıncı yazışım bu sana.. Kim bilir kaçıncı seslenişim bu sensizliğe... Bağıryorum çağırıyorum sesim gene dönüp dolaşıp bana geliyor... Bomboş duvarlar dinliyor sesimi.. Onların dili olsa da sana anlatsalar...Neler çektiğimi onlara neler anlattığımı.... Şimdi olsan buz gibi duvarlar olmazdı arkadaşım benim... Nerdesin gece gözlüm!!... Seni anlatıyorum odamdaki duvarlara... Bir ses bir seda bekliyorum ama gelmiyor.. Yada omzunda sıcak bir el hissetmek istiyorum ama olmuyor Üşüyorum korkuyorum karanlıktan... Ben alışkın değilm ki soğuğa karanlığa, Ve en önemlisi ben sensizliğe alışkın değilim ki... Daha önce sensiz kalmamıştım ki ben.... Söz vermiştin beni sensiz bırakmıyacaktın şimdi nerdesin Gece gözlüm!!... Evet senden öncesi de vardı... O zaman nasıl yaşadıysam şimdi de yaşamalıyım öyle değil mi? Ama senden öncesi ve sonrası çok farklı... Senden önce sen yoktun ki daha nerden bilebilirdim seni bu kadar sevip Gözyaşı akatacağımı ve seni unutamayacağımı... Öyle sevdirmişsin kendini usulca taa kanıma işlemişsin benim bile haberim yokken... Sen "Kalbim" olmuşsun... Ama şimdi de yoksun...Söyle sen kalbim olmuşken şimdi sensiz yaşayabileceğimi nasıl düşünürsün... Nerdesin gece gözlüm!... Dediğim gibi kaçıncı çağrışım bu seni bilmiyorum... Bu sefer seslenmiyorum bağırmıyorum... Çünkü beni hiç duymadın duymayacaksın... Kendimi dinlemekten bıktım artık... Ama sana usulca ve belkide son kez "Dön" desem döner misin? Gece gözlüm!!... | |
|
![]() |
| Etiketler |
| Şimdi |
Şimdi SEN Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Askerde Şimdi | MaLiNBeR | Duygu Yüklü Flash'lar | 2 | 17-10-2009 21:08 |
| Nalan - Şimdi Git | nünü | Türkçe Şarkı Sözleri | 0 | 16-06-2008 16:51 |
| Şimdi Gidiyorsun Git | Blue Blood | Duygu Yüklü Flash'lar | 2 | 08-05-2007 19:35 |
| Şimdi Sen Gidiyorsun ya | BARIŞ | Duygu Yüklü Flash'lar | 0 | 30-01-2007 22:52 |