• Üye Ol
Sayın ziyaretçi, MsXLabs® okul eğitimine yardımcı soru-cevap platformuna hoş geldiniz!

Özellikle ilköğretim öğrencileri için kurulan bu platformda, eğitim içerikli sorular sorabilir ve diğer kullanıcıların sorularına cevap yazarak katkıda bulunabilirsiniz.

Üye olmak için tıklayınız.

Çevrimiçi Kullanıcılar

Osmanlı Devleti'nde skolastik zihniyet nedir?

6,565 gösterim 21 Eylül 2012 misafir sordu
2 Ekim 2012 düzenledi

8 Cevap

0 oy
 
En İyi Cevap
Skolastik zihniyet dini duyarlılığın ön planda olduğu zihniyettir. Ancak bu dini duyarlılık dinin özünü kavramaktan uzaktır.
Osmanlı Devleti'nde halkın büyük çoğunluğu Müslümandır. Yönetimde görev almanın koşulu Müslüman olmak ve Türkçe konuşmaktır. Gayrimüslimler (Hristiyan ve Yahudiler) cizye vergisi öderlerdi ve kendi hukuk kurallarına göre yargılanırlardı. Gayrimüslimler askerlikten muaf tutulurdu.
22 Eylül 2012 misafir cevapladı
0 oy
Skolastik düşünce; dar düşünce, sınırlandırılmış düşünce demektir. Bilinen bir düşüncenin dışında hiçbir düşünceye hayat hakkı tanımamanın adıdır. Olaylara siyah beyaz bakmadır. Aradaki diğer renkli tonları görmemezlikten gelmedir. Güzelliklerin sadece kendi ağzından çıkmasına tahammül gösterip, kendi dışındaki renkli solukların seslerini kesmektir. Bencilliğin, egoistliğin ve tahammülsüzlüğün düşünceye yansımış şeklidir. Yasakçı düşünce de diyeceğimiz bu düşünce akımı genelde cehaletin hakim olduğu yerlerde yer bulsa da, bazen ilmi enaniyetin doruklara ulaştığı yerlerde de ortam bulur.

Bu düşünce hangi dönemde olursa olsun hep kendini göstermiştir. Bir evde bir babanın kendi sesinin dışında çıkan sesleri susturması veya bir kurumda bir amirin kendi düşüncelerinin dışındaki bütün düşüncelere kulak tıkaması, bir ülkede bir devlet başkanın düşünceye anlamsız yasaklar getirmesidir. Sadece belirlenen fikirlerin dinlenmesi, bunun dışındaki düşüncelerin saçma sapan bulunmasından dolayı gündeme bile getirilmemesi skolastik düşüncenin hiç ölmeyeceğinin göstergesidir.

Skolastik düşünce tarihte en net bir şekilde Ortaçağ Avrupa'sında kendini hissettirmiş ve literatürümüze girmiştir. Ortaçağda Kralların 'Kavimler Göçü' ile güçlerini kaybetmeleri ve kontrolü Kilise ile Derebeylik rejimi denilen bölgesel güçlere kaptırmaları bu düşüncenin çok uzun yıllar Avrupa'da hakimiyet kurmasına ortam hazırlamıştır. Fertlerin her türlü gelişiminden, bu bozuk düzenin devam etmesi adına çekinen Kilise-Derebeylik rejimi kültüre ait her şeye yasaklama getirecek ve Kilisenin her söylediğinin doğru olduğu fikri topluma benimsetecektir. Bu yüzden Kilise dışındaki her söyleme karşı kapılar kapanacaktır. Hatta çıkabilecek her çatlak sese çok büyük cezalar verilecek, dünyanın döndüğünü iddia eden 'Galile' gibi bir bilim adamı yanmaktan bu iddiasını ancak yalanlayarak kurtulabilecektir. Bu olumsuz fikirden Avrupa uzun yıllar karanlıklarda kalarak etkilenecektir.
 
Avrupa skolastik düşünceden ilk kez Haçlı Seferleri sırasında İslam toplumları ile tanıştığında kurtulma fırsatını yakalayacaktır. Haçlı seferleri ile tanışma fırsatı bulan Avrupa halkı ile İslam dünyası birbirlerini daha yakından tanımayı başaracak ve Kilisenin anlattıklarının yanlış olduğu kanaatine ilk varacaktır. Bu fırsatı Rönesans ile değerlendiren Avrupa toplumu kültürel alanda yaptığı bu atılımı Reform ile Kilise hakimiyetinden ciddi planda kurtularak taçlandıracaktır. Ama Avrupa buna rağmen kendi dışındaki toplumlara karşı bu skolastik düşünceyi devam ettirme konusunda çok cömert davranmaya devam edecektir.

Bu düşünce İslam kültürünü ve yer yer toplumumuzu işgal etmişse de genelde fazla yer bulamamıştır. İslam Tarihinde bir miktar Emeviler döneminde hakimiyet kuran skolastik düşünce, Osmanlı 'Duraklama' devri denilen 17. yüzyılda medreselerden pozitif bilimlerin yasaklanması ile ülkemizi de işgal etme imkanı bulmuşsa da, sonradan bu açık Avrupa'daki gelişimlerin takip edilmesiyle kapatılmaya çalışılmıştır. Bunun dışında genelde özgür düşüncenin serbest olduğu görülmüştür.

İslam devletinin ilk kurulduğu zamanlarda kurulan bir 'İstişare Meclisi' ile bu fikir hemen hemen hiç fırsat bulamamıştır. Sürekli danışan bir Peygamber ve Halifeler her türlü gelişime ortam hazırlamışlardır. Emeviler döneminde 'ırkçılık' fenomeni ile skolastik düşünce tekrar hortlama imkanı bulmuş ve gelişim yavaşlamıştır. Bu gelişimin yavaşlamasında 'ben' ve 'diğerleri' egoizmi büyük katkıda bulunmuştur. Böylece kendi fikrinin dışındaki bütün fikirlerin yanlış ve susturulması gerektiği fikri yaygınlaşmaya başlamıştır. Ömer b. Abdülaziz dışında bütün Emevi Sultanlarının uyguladığı bu skolastik düşünce, diğer bütün güzel gelişmelerin önünü tıkamıştır. Böylece özgür düşünce mazlumlaşıp düşünce kafesine hapsedilmiştir.

Abbasiler döneminde bu skolastik düşünce yer yer kendini gösterdiyse de, Emeviler döneminde olduğu kadar görülmemiştir. Hatta İslam kültürünün içine en zararlı fikirlerin girmesine müsaade edecek kadar özgür düşünceye müsaade edilmiştir. Ardından gelen Türk devletlerinde bu skolastik fikrin çok fazla yer bulamadığını görmekteyiz. Görülen yerlerde de halkın yönetime olan tavrı çok sert olmuştur. 'İnsanı yaşat ki yaşayasın' kaidesine uyanlar uzun ömürlü olurken, bu kaideyi göz ardı edenler yok olup gitmişlerdir.

Devlet-i Aliye-i Osmaniye de ise ne kadar skolastik düşünceye uygun bir ortam olsa da genelde Sultanlar skolastik düşünceyi fazla yaşatmamaya çalışmışlardır. Ama bu durum Sultanın kalitesiyle doğru orantılı olmuştur. Bu büyük devletin uzun süre yaşamasında bu iyi niyetin etkisi çok büyüktür. Her Sultan yanında doğruları söyleyecek bir 'Bilge Şahsiyet'i bulundurmaya çalışmışlardır. Bu kaidenin bozulması ile Osmanlı'nın sihri bozulmuştur. Şikayetler artmaya ve ayrılıklar çoğalmaya başlamıştır. Çünkü her yeri skolastik düşünce kaplamış ve bu ortamı dış devletler çok güzel kullanmışlardır.

Gelecek de oluşacak özgür ve gelişime açık bir dünyanın varlığı, her fikre saygılı bir düşünce atmosferi ile mümkün olacağını unutmamak lazım. Mevcudu harcama bizim ömrümüzü uzatmaz, hatta bitirir. Daha öncekilerin ürettiğini tüketmek yerine sürekli üretmek ve üretmek isteyenlere yol açmak gerekir.
 
Ferdin kaliteli hale gelmesini istiyorsak özgür düşünceye çok fazla müsamaha gösterirken, skolastik düşünceyi de boğmamız lazım. Bu bağnaz düşüncenin şeytanın oklarından birer oklar olduğunu ve sadece egoizmi beslediğini unutmamamız gerekir. Toplumları katletmenin yolu onları hiç konuşmayan sadece itaat eden, hiçbir yanlışa tepki göstermeyen yığınlar haline getirmektir. Kendimizin üstünde söz istememek toplumu kısırlaştıracaktır. Bu durum üretkenliği öldürecek ve geçmişte yaşanan alimler bolluğunun önünü kesecektir.
22 Eylül 2012 misafir cevapladı
0 oy
Cevaplarınız için teşekkürler :)
22 Eylül 2012 misafir cevapladı
0 oy
çok bilgi var maşallah :) :P
24 Eylül 2012 misafir cevapladı
0 oy
çok güzel olmuş elinize sağlık :)
25 Eylül 2012 misafir cevapladı
0 oy
çok teşekkür ederim ödevimde buydu harika olmuş
 Nadideee  <3
25 Eylül 2012 misafir cevapladı
0 oy
guzelmıs tsk ettım
26 Eylül 2012 misafir cevapladı
0 oy
sağolun teşekkür ederiiim :)
27 Eylül 2012 misafir cevapladı
...