Cevap Yaz Yazdır
En İyi Cevap Var|Gösterim: 263.005|Cevap: 5|Güncelleme: 6 Mayıs 2016

Anne karnında en az 3 aya kadar bebeklerin ölme sebebi nedir?

15 Haziran 2009 23:18   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Anne karnında bebeklerin ölme sebebi nedir?
Anne Karnında Bebek Neden Ölür?
EN İYİ CEVABI Misafir verdi
ANNE KARNINDA ÖLÜM (İNTRAUTERİN BEBEK ÖLÜMÜ)
Ölü doğum yapmak veya anne rahminde bebek ölmesi veya anne karnında bebek (fetus) ölümü veya anne karnında bebeğin kaybedilmesi veya intrauterin ex fetus (mort fetus) aynı anlamda kullanılan terimlerdir. Bebeğin doğduğu anda canlı olması ve doğumdan sonra ölmesi ise farklı bir durumdur, bu gruba dahil değildir.

Sponsorlu Bağlantılar
Ölü doğum sebepleri:
- Gebelik sırasında geçirilen (perinatal) enfeksiyonlar (Kızamıkçık, CMV, Toxo v.b)
- Preeklampsi ve tansiyon yüksekliği
- Gebelik sırasında kanama olması (plasenta previa)
- Dekolman plasenta (bebeğin eşinin ayrılması)
- Diabet
- Annenin yaralanması, kaza geçirmesi, travma
- Sepsis
- İkizden ikize transfüzyon sendromu
- Kordon kazaları, kordon sıkışması veya düğümlenmesi
- Uterin anomaliler (rahmin doğumsal anormallikleri)
- Kan uyuşmazlığı (Rh uygunsuzluğu)
- Hidrops fetalis (immun veya non-immun)
- Kordon sarkması
- Doğumla ilgili problemler
- Bebekte doğumsal (konjenital) anomaliler olması (Doğumsal kalp hastalıkları gibi)
- Bebekte kromozomal (genetik) anomaliler olması
- Gelişme geriliği
- Erken doğum ve suların erken gelmesi
- Bunların dışında diğer bazı sebepler ve sebebi bulunamayan ölü doğumlar olabilir.

Sebebi açıklanamayan ölü doğumlar: Anne karnında ölen bebeğin ölümünü açıklayabilecek herhangi bir sebep bulunamayan durumlardır. Bütün ölü doğumların yaklaşık %20 kadarının sebebi bulunamaz. Ölü doğum olayını açıklayacak anneyle ilgili bir hastalık veya bebekle ilgili bir anomali veya başka bir durum yoktur.

Ölü doğumla (intrauterin ölü fetus) ile ilgili risk faktörleri:
Aşağıdaki durumların olduğu gebeliklerde ölü doğum olma riski daha fazla görülmektedir.
- Anne yaşının fazla olması (35'den fazla) veya çok genç olması (adolesen gebelik)
- Multiparite
- Annenin fazla kilolu olması (obezite)
- İkiz ve üçüz (çoğul) gebelikler
- Annenin sigara kullanması
- Daha önce ölü doğum yapmış olmak, kötü öbstetrik öykü
- Annede yüksek tansiyon, şeker hastalığı, guatr, böbrek hastalıkları, SLE ve diğer sistemik hastalıklar olması
- Annede trombofili (pıhtılaşma bozuklukları) olması
- Gebelik kolestazı
- Trombofili
- IUGR, oligohidramnios, polihidramnios
- Yardımcı üreme teknikleri (ART)
- Günaşımı
- Annenin uyuşturucu madde kullanması

Anne karnında bebeğin öldüğünün tespit edildiği durumlarda bir an önce bebeğin normal doğumla veya sezaryenle doğurtulması amaçlanır. Ölmüş olan bebeğin anne karnında uzun süre kalması anne kanına bazı maddelerin (tromboplastin) geçmesine sebep olabilir ve annede kanama-pıhtılaşma bozukluğuna (DIC- Dissemine intravasküler koagulasyon) sebep olabilir.
Son düzenleyen Safi; 6 Mayıs 2016 01:42
fadedliver
15 Haziran 2009 23:29   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Düşük yapmayı önleme rehberi
Her 100 gebelikten 10-15’i, düşük nedeniyle kaybediliyor. Düşüklerin yüzde 70’inin nedeni, genetik olarak ortaya çıkan kromozom bozuklukları. Düşüklerin neredeyse tamamı, gebeliğin ilk 20 haftasında gerçekleşiyor. Burada ailelerin gözünden kaçmaması gereken ilk şey; düşük hakkında bilgi sahibi olmak. Burada yapılması gereken en önemli şey; gebelik anlaşılır anlaşılmaz doktora başvurmak ve bebeğin sağlığı için asla sözünden çıkmamak...

Tıp dilinde “abortus”, halk arasındaki adıyla düşük. En kısa tanımı şöyle: Mevcut gebeliğin 20’nci haftaya gelmeden önce sonlanması. Sağlıklı başlayan bir gebelik, nasıl oluyor da düşük ile sonuçlanıyor? Bunun önüne geçmek mümkün değil mi? Anne ve baba adayı, bebeklerini kaybetmemek için neler yapmalı?

Bütün bu soruların cevabını almak için, İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Baysal’a başvurduk. Prof. Dr. Baysal’ın anlattıkları, anne ve baba adayları için tam anlamıyla bir ‘Düşüğü Önleme Rehberi’ne dönüştü.
Bütün gebeliklerin yüzde 10-15’i düşükle kaybediliyor. Daha önce 3 düşük yapmış kadının dördüncü gebeliğinin düşükle sonuçlanma riski ise yüzde 35-40’lara kadar yükseliyor. Diğer bir deyişle hiçbir tedavi planlanmamış, nedeni bilinmeyen, tekrarlayan düşük olgusunda sağlam çocuk doğurma olasılığı yüzde 60–65. Düşüklerin pek çok nedeni var hiç kuşkusuz. Durup dururken hiç kimse, bebeğini düşürmüyor. Düşüklerin yüzde 70 kadarı, kromozom anormallikleri sonucu gelişiyor. Bu düşükler genel olarak gebeliğin ilk iki ayında meydana geliyor. Bunların dışında, kadının rahminde iyi huylu (myom) ya da kötü huylu ur olması, çift rahimli olmak, rahim içindeki yapışıklıklar ve rahim ağzının dar olması, düşük nedenleri arasında sayılıyor. İlk 12 hafta içinde oluşanlar “erken düşük”, 13 ila 20’nci haftalar arasında oluşanlara ise “geç
düşük” adını alıyor...

Gebeliğin sağlıklı ilerleyebilmesi için birçok şartın uygunluğu gerekiyor. Ama ilk ve en önemli şart; bebeğin sağlıklı olması. Daha sonra bebeğin büyüme ve gelişmesini sürdürebileceği ortam, son derece konforlu ve sağlıklı olmalı ki, istenmeyen bir durum ortaya çıkmasın. Bebeğin sağlıklı olması; genetik şifresinin normal olması, rahim içine düzgün bir şekilde yerleşmesine bağlı. Genetik şifre bozukluğu (kromozom bozukluğu), erken gebelik kayıplarının önemli bir çoğunluğunun nedeni. Bu durum, doğanın bir savunma mekanizması olarak da yorumlanabilir. Zaten yaşamla bağdaşmayacak sağlıksız gebelik ürünü, erken evrede kaybediliyor. Geç gebelik kayıpları ise, genellikle, genetik bozukluktan ziyade rahim ve rahim kanalının yapısal bozuklukları sonucu gerçekleşiyor.

Risk kimlerde daha yüksek?
Düşüklerin çok sayıda nedenleri var. Özellikle hangi haftada düşüğün gerçekleştiği tıbbi olarak önem kazanıyor. Özellikle neden düşük yapıldığını ve bu riskin kimlerde daha yüksek olduğunu öğrenmek için sözü Prof. Dr. Baysal’a bırakıyoruz:
“Düşük, erken haftalar dediğimiz ilk 2 ayda olursa çoğunlukla gebeliğin yani embriyonun kaybedilme nedeni kromozom bozuklukları oluyor. Bunun nedeni rastlantısal embriyodaki genetik sorun veya anne-babadan nakledilen kromozom sorunları olabiliyor. Rahminde doğumsal yapısal bozukluk olan kadınlarda düşük oranları yüksek olabiliyor. Kadının bağışıklık sisteminde oluşan bazı bozukluklar gebeliğin rahimde gelişmesinin durmasına çoğunlukla kalp atışları görüldükten sonra bebeğin kaybedilmesine neden olabiliyor. Düşük her zaman gebeliğin rahimden atılması ile gerçekleşmiyor. Fetusun ölmesi veya embriyonun gelişmemesi nedeniyle küretajla düşüğün gerçekleştirilmesi gerekebiliyor. Düşük riski yüksek olan 35 yaşın üstünde olanlar, aşırı şişmanlar, kronik sistemik hastalığı olanlar (şeker hastalığı ve benzeri) ve daha önce çocuk sahibi olmayıp, düşükleri olanlarda yeni gebelikte düşük riski hiç yapmamışlara oranla daha yüksektir.”

Annede kronik hastalıklara dikkat!

Anne adayının sağlıklı olması da gebeliğin devamlılığı için son derece önemli. Mesela, şeker hastalığı, tiroit hastalıkları, yüksek tansiyon, kan uyuşmazlığı bebeğin düşmesine yol açabiliyor. Bunlara hormon bozukluğu veya bağışıklık sistemiyle ilgili sorunlar da eşlik edebiliyor. Gebelik sırasında, annenin herhangi bir enfeksiyon geçirmesi de düşük risk faktörlerinden birisi. Bu yüzden, annede enfeksiyon teşhis edilir edilmez mutlaka tedavi edilmeli. Alınması gereken ilk önlem, gebeliğin anlaşılmasıyla, vakit geçirmeden hemen bir doktora başvurmak ve onun sözünden dışarı çıkmamak. Sağlıklı bir gebelik olup olmadığı, günümüzde, son derece kolay ve ucuz bazı testler yardımıyla anlaşılıyor. Kromozom bozuklukları dışındaki nedenlere bağlı düşüklerin tedavisi mümkün. Tedavinin arkasından, sağlıklı bir gebelik ve sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek mümkün. Yapılması gereken ilk şey; düşüğün tanısının koyulması. Bu amaçla eşlerde kromozom tetkiki, ultrasonografi, histerografi (rahim filmi), tiroid hormonlarının, şeker hastalığının taranması, böbrek fonksiyon testlerinin yapılarak düşüğün nedenin anlaşılması son derece önemli. Düşüğün nedeni anlaşıldıktan sonra, tedavi imkanı her zaman var. Düşükler her zaman aynı belirtilerle olmuyor ne yazık ki. Bazen kanama veya ağrı henüz başlamamışken teşhis edilebilen düşükler var. Gebelik kesesi görülmesine rağmen embriyonun gelişmemesi veya çok erken dönemde gelişmesinin durması nedeniyle görülmemesi (Boş kese - Anembriyonik gebelik) de bir tür düşük olarak kabul ediliyor. Anne karnında devamı gelmeyen gebeliklerin tümü, gelişmemiş ya da hayatını kaybetmiş bebeğin kürtaj ile alınmasıyla sonuçlanıyor.

Düşük tehdidi nedir?
Düşük, her zaman belirti vermeyebiliyor. “Düşük tehdidi” adı verilen durumlarda, anne adayının kanaması vardır ama bu kanama değişen şiddette devam etmektedir. Bazı vakalarda ise, rahim kramplarına bağlı ağrı da gelişebiliyor. Prof. Dr. Bülent Baysal’a, “Düşük tehdidi” nin ne olduğunu, düşük riskinin bertaraf etmenin yollarını sorduk. Prof. Dr. Baysal, sözlerine “Gebeliğin gelişmemesi veya iki aylık fetusun, rahim içinde kalbinin durmasının belirtisi yoktur” diyerek başladı. Düşük tehdidinin her zaman ipucu vermediğine dikkat çeken Prof. Dr. Baysal, şöyle devam ediyor:

“Her şeyin normal gittiği gebeliğin teşhis edildiği günlerden sonra rahim kasılmalarına bağlı ağrılar ve değişen şiddetlerde kanama ve lekelenmeler olabilir. Düşüğün işareti olabildiği gibi, birçok normal gebelikte de kanama ve lekelenmeler olabiliyor. Beslenme plağının yuvalanmasına bağlı veya rahim ağzına yakın beslenme plağı yerleşmesi ile ilgili olabilir. Çoğu zaman kesin bir sebep bulunamamaktadır. Düşük riskini bertaraf etmenin bir yolu var mı? Özellikle embriyonun kromozom bozukluklarına hiçbir müdahalemiz olamaz. Rahminde yapısal bozukluk olanlarda endoskopik olarak en sık görülen ‘septum’ dediğimiz rahmi ikiye bölen zarı keserek ciddi bir avantaj sağlıyoruz.”

Tekrarlayan düşükten sonra yeniden gebe kalmak mümkün mü? Prof. Dr. Baysal’ın yanıtı son derece kısa ve öz: “Düşükten sonra özelliği olan bir durum veya problem yoksa kadın kendini fiziksel ve psikolojik olarak iyi hissettiğinde yeniden gebe kalabilir. Uzun süre veya kesin şu kadar süre gebelik yasak gibi bir uygulama yoktur”.

Düşüğün 4 tipi var

Klasik anlamda en çok bilinen, karşılaşılan şekliyle düşük (abortus), kanama ve / veya ağrı ile başlıyor. Düşükler; düşük tehdidi, kaçınılmaz düşük, tam olmayan düşük, tam düşük şeklinde 4 gruba ayrılıyor:

1. Düşük tehdidi:
20 haftanın altındaki gebeliklerde, vajinal kanama olmasıdır. Anne adaylarının yaklaşık yüzde 30-40’ı gebeliklerinde düşük tehdidiyle karşı karşıya. Bu durumda kanama genellikle şiddetli değildir. Rahim ağzı kapalıdır. Düşük tehdidine en sık 8–10. gebelik haftalarına kadar rastlanır. Düşük tehdidinde seri gebelik hormon düzeyi (ßhCG) takipleri gerekiyor. Düşük tehdidi yaşayan anne adaylarına, fiziksel aktivitelerini kısıtlamaları, yatak istirahatı, cinsel ilişkinin yasaklanması önerilir. Tüm önlemlere rağmen düşük tehdidi, düşük ile sonlanabilir. Bu olayın bir sebebi de düşüklerin önemli bir kısmının genetik bozukluklardan kaynaklanması.

2. Kaçınılmaz - Durdurulamayan Düşük:

Bu düşük tipinde, kanama genellikle çok şiddetli ve rahim ağzı açıktır. Kramp şeklinde karın, kasık ağrısı olabilir. Tedavisi bebeğin alınmasıdır. Kan uyuşmazlığı olanlarda, Rhogam (Anti - D) işlemden önce veya sonra uygulanmalıdır.

3. Tam Olmayan Düşük:
Gebelik dokularının bir kısmının kaybıdır. Gebeliğin 6’ncı haftasından önce genellikle embriyo ve plasenta birlikte atılır. Daha sonraki gebelik haftalarında yaşanan düşüklerde, embriyonun bazı kısımları, zarları veya plasenta dokusunun parçaları içerde kalabilir. Tam olmayan düşük tespit edildiğinde kürtaj, gereğinde Rhogam uygulanır. Teşhis konmuşsa, mümkün olan en kısa sürede kürtajla rahim içinde kalan parçalar temizlenmelidir.

4. Tam Düşük:
Gebeliğe ait tüm dokular atılmıştır. Ancak, rahim içinin bütünüyle temiz olduğundan emin olmak için revizyon amaçlı kürtaj uygulanabilir. Tüm düşüklerde müdahale ile alınan dokular patolojik incelemeye gönderilir.
Son düzenleyen Safi; 6 Mayıs 2016 01:47
Misafir
6 Eylül 2009 16:45   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir.
ANNE KARNINDA ÖLÜM (İNTRAUTERİN BEBEK ÖLÜMÜ)
Ölü doğum yapmak veya anne rahminde bebek ölmesi veya anne karnında bebek (fetus) ölümü veya anne karnında bebeğin kaybedilmesi veya intrauterin ex fetus (mort fetus) aynı anlamda kullanılan terimlerdir. Bebeğin doğduğu anda canlı olması ve doğumdan sonra ölmesi ise farklı bir durumdur, bu gruba dahil değildir.

Ölü doğum sebepleri:
- Gebelik sırasında geçirilen (perinatal) enfeksiyonlar (Kızamıkçık, CMV, Toxo v.b)
- Preeklampsi ve tansiyon yüksekliği
- Gebelik sırasında kanama olması (plasenta previa)
- Dekolman plasenta (bebeğin eşinin ayrılması)
- Diabet
- Annenin yaralanması, kaza geçirmesi, travma
- Sepsis
- İkizden ikize transfüzyon sendromu
- Kordon kazaları, kordon sıkışması veya düğümlenmesi
- Uterin anomaliler (rahmin doğumsal anormallikleri)
- Kan uyuşmazlığı (Rh uygunsuzluğu)
- Hidrops fetalis (immun veya non-immun)
- Kordon sarkması
- Doğumla ilgili problemler
- Bebekte doğumsal (konjenital) anomaliler olması (Doğumsal kalp hastalıkları gibi)
- Bebekte kromozomal (genetik) anomaliler olması
- Gelişme geriliği
- Erken doğum ve suların erken gelmesi
- Bunların dışında diğer bazı sebepler ve sebebi bulunamayan ölü doğumlar olabilir.

Sebebi açıklanamayan ölü doğumlar: Anne karnında ölen bebeğin ölümünü açıklayabilecek herhangi bir sebep bulunamayan durumlardır. Bütün ölü doğumların yaklaşık %20 kadarının sebebi bulunamaz. Ölü doğum olayını açıklayacak anneyle ilgili bir hastalık veya bebekle ilgili bir anomali veya başka bir durum yoktur.

Ölü doğumla (intrauterin ölü fetus) ile ilgili risk faktörleri:
Aşağıdaki durumların olduğu gebeliklerde ölü doğum olma riski daha fazla görülmektedir.
- Anne yaşının fazla olması (35'den fazla) veya çok genç olması (adolesen gebelik)
- Multiparite
- Annenin fazla kilolu olması (obezite)
- İkiz ve üçüz (çoğul) gebelikler
- Annenin sigara kullanması
- Daha önce ölü doğum yapmış olmak, kötü öbstetrik öykü
- Annede yüksek tansiyon, şeker hastalığı, guatr, böbrek hastalıkları, SLE ve diğer sistemik hastalıklar olması
- Annede trombofili (pıhtılaşma bozuklukları) olması
- Gebelik kolestazı
- Trombofili
- IUGR, oligohidramnios, polihidramnios
- Yardımcı üreme teknikleri (ART)
- Günaşımı
- Annenin uyuşturucu madde kullanması

Anne karnında bebeğin öldüğünün tespit edildiği durumlarda bir an önce bebeğin normal doğumla veya sezaryenle doğurtulması amaçlanır. Ölmüş olan bebeğin anne karnında uzun süre kalması anne kanına bazı maddelerin (tromboplastin) geçmesine sebep olabilir ve annede kanama-pıhtılaşma bozukluğuna (DIC- Dissemine intravasküler koagulasyon) sebep olabilir.
Son düzenleyen Safi; 6 Mayıs 2016 01:45
7 Ekim 2010 09:51   |   Mesaj #4   |   
_Yağmur_ - avatarı
SMD MsXTeam
Bebek Anne Karnında Neden Ölür? Bebeğin anne karnında iken ölmesinin birkaç nedeni vardır. Bunlar anneye bağlı nedenler, bebeğe bağlı nedenler, plasentaya bağlı nedenler ve kordon dolanmasıdır. 100 bebekten 5 veya 10 tanesinin anne karnında ölmesinin sebebi genelde anneye bağlı olmaktadır. Anne adayında hipertansiyon veya diyabet hastalığı varsa bebeğin anne karnında ölme riski daha da artmaktadır. Bu yüzden insülin tedavisi gören anne adaylarının hamile kalırken şeker oranını iyi düzenlemesi lazımdır. Bebeğe bağlı nedenler ise; bebeğin anormal olarak gelişmesi ve büyümesinden kaynaklanmaktadır. 100 bebekten 40 veya 50 si bebeğe bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybetmektedirler. Kalp kapakçığının dar olması, trizomi türlerinden birisinin görülmesi, gibi daha birçok nedenden dolayı bebekler anne karnında ölebilmektedirler. Plasentaya bağlı neden ise bebek ile anne karnına bağlanmış olan plasenta bazı nedenlerden dolayı anne karnında kopmaktadır. Anne de hipertansiyon gibi plasentayı etkileyecek damarlarını etkileyecek rahatsızlıklar söz konusu ise bebek anneden ayrılarak yaşamını yitirebilmektedir. Son olarak kordon dolanmasına gelirsek, bebeğin kordonunun uzunluğu kordon dolanması riskini artırmaktadır. Anne karnındaki bebek hareket etmektedir. Ayrıca annenin de hareketleri bebeği etkileyeceğinden anne adayları dikkatli davranmak zorundadır. Kordon dolanması anormal bir durum olmadığından normal doğumlarda veya sezaryen doğumlarda da görülebilmektedir.
Son düzenleyen Safi; 6 Mayıs 2016 01:52
Misafir
25 Şubat 2011 22:06   |   Mesaj #5   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Anne karnında kaybedilen bebekler incelendiğinde çoğu zaman bu trajedik duruma yol açan herhangi bir neden saptanamaz. Nedeni saptanabilen nadir olgularda ise göbek kordonuna bağlı kayıplar kordon kazası olarak adlandırılır.

Terme kadar ulaşan gebeliklerin %25-30’nda değişik derecelerde kordon-plasenta bozuklukları bulunur. Bu bozuklukların fetusu ne derecede etkileyebileceği ise tam anlamıyla aydınlatılamamıştır.
Sponsorlu Bağlantılar

Yapılan araştırmalarda nedeni saptanabilen ölü doğumların %15’inde olaydan kordon kazalarının sorumlu olduğu gösterilmiştir.

Kordon kazaları anne baba adayları için olduğu kadar doğum ile ilgilenen jinekologlar için de bir kabustur. Bunun en önemli nedeni kordon kazalarının büyük bir kısmının önceden tahmin edilememesi, riskli bebekleri saptayacak etkili bir yöntemin olmamasıdır. Her yıl dünyada binlerce bebek kordon kazası nedeni ile daha dünyaya gözlerini açamadan hayata veda etmekte ya da kalıcı hasarlar ile yaşamını sürdürmek zorunda kalmaktadır.

Kordon kazasına bağlı ölümleri inceleyen bir araştırmada fetal kayıpların şaşırtıcı olarak genellikle anne adaylarının uykuda olduğu dönemlere rast geldiği izlenmiştir. Bu araştırmanın sonucunda anne adayı uykudayken kan basıncında yaşanan bir düşüşün bebeğin kaybına neden olduğu ileri sürülse de daha sonraki çalışmalarda bu bulguyu destekleyecek yeterli bilimsel kanıt elde edilememiştir
Son düzenleyen Safi; 6 Mayıs 2016 01:54
6 Ağustos 2011 21:26   |   Mesaj #6   |   
Valeria - avatarı
VIP Çilekli
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. İbrahim Sözen, anne karnında bebek ölümleriyle ilgili olarak anne adaylarını bilgilendiriyor.

1960’larda her bin bebekten 11 tanesi anne karnında 20. haftadan sonra ölürken, günümüzde bu rakam binde 5 civarına inmiştir. Bebek ölümlerinin yaklaşık yüzde 90’nın nedeni ölü doğum sonrasındaki otopsiyle aydınlatılabilmektedir. Bu ölümlerin nedenlerini 3 ana grupta toplamak mümkündür:

BEBEĞE BAĞLI NEDENLER
Anne karnında ölümlerin yüzde 25 ila 40’ı bebeğe ait nedenlere bağlıdır. Bunlar içinde en ağırlıklı yeri doğumsal yapısal anormallikler alır. Tüm rahim içi ölümlerin yaklaşık yüzde 30’undan bu anormallikler sorumludur. Bunlar içinde kalp anormallikleri (kalp kapakçığı darlığı vb.) ve beyindeki anormallikler (beyinde sıvı toplanması vb.) en önemlileridir. Ayrıca, spina bifida denilen ve bebeğin sırtında omurga üzerinde kapanmadan kalan bir delikten omuriliğin bir kısmının dışarı fıtıklaşması olarak özetlenebilecek durum da bebeğin ölümüne neden olabilir. Bunun oluşum riskini azaltmak için gebe kalmadan 3 ay önce başlamak üzere günde 400 mikrogram folik asit tableti almayı öneriyoruz. Bu yapısal bozuklukların birçoğu gebeliğin 20. haftasında yapılan detaylı ultrason ile ortaya çıkartılabilir.

Kromozom bozukluklarına bağlı sendromlar da ölüme yol açar. Bunlar içinde en sık görüleni Down Sendromu’dur (mongol çocuk). Bunun tanısı gebeliğin 11-14. haftaları arasında yapılan bir kan testi ve ultrasonda ense kalınlığı ölçümü ile konulabiliyor. Bu testler sonucu riski artmış bulunan kadınlara amniyosentez (bebeğin çevresindeki sıvıdan örnek alımı) öneriyoruz.

Bebeğe bağlı nedenlerden bir diğeri bebeğin rahim içinde bir enfeksiyona tutulmasıdır. Bunlar arasında frengi gibi cinsel yola bulaşan hastalıkların yanı sıra kızamıkçık, CMV, parvovirüs, varicella ve listeria sayılabilir. Bunlar tüm ölü doğumların yüzde 6’sından sorumludurlar.

Kan uyuşmazlığı nedeniyle de bebek ölümleri olabilir. Annenin kanı Rh negatif ve babanın kanı Rh pozitif olması halinde, bebeğin kanı da Rh pozitif ise, bu sorun oluşturabilir. Özellikle bu annenin ikinci bebeği olumsuz etkilenir. İlk bebeğin Rh pozitif olan kanı, anne dolaşımına geçtiğinde anne bu kana karşı antikor (savaşçı hücre) üretir. Anne kanındaki bu antikorlar ikinci bebeğin kan hücrelerine hücum eder ve onu kansız bırakır. Bu durumu önlemek için gebeliğin 28. haftasında ve gebelik sonrasında bir enjeksyon (iğne) yapılması gereklidir.

PLASENTAYA BAĞLI NEDENLER
Plasentaya bağlı nedenler karın içinde bebek ölümlerinin yüzde 25-35’ini teşkil ederler. Plasenta (halk arasında bebeğin eşi) bebeğin anneden gelen kan akımına aracılık eden ve rahim duvarına yapışmış bulunan bir yapıdır. Bir ucundan da kordon (göbek bağı) çıkar ve bebeğin göbeğine bağlanır. Bazı durumlarda plasenta doğumdan önce yapıştığı rahim duvarından ayrılabilir. Özellikle yüksek tansiyon ve pre-eklampsi (gebelik zehirlenmesi) durumlarında plasenta ayrılabilir. Plasenta erken ayrılırsa, bebeğe giden kan akımı azalır ve sonucunda bebek kaybedilebilir. Tüm rahim içi bebek ölümlerinin yüzde 14’ü buna bağlıdır.
Plasentayı ve bebeği saran zarların enfeksyonu da bebeğe kan götüren damarların harabiyetine yol açarak bebek ölümlerine yol açar. Plasentadaki damarların fiziksel travma nedeniyle kanaması bir diğer ölüm nedenidir. Anne karnına alınan şiddetli darbeler veya karın üzerine şiddetli düşmeler bu tür plasental kanamaları başlatarak ciddi tehlike oluştururlar.

ANNEYE BAĞLI NEDENLER
Ölümlerin yüzde 5 ila 10’u anneye ait nedenler dolayısıyla olur. Bunlar arasında en önemlileri diyabet ve hipertansiyondur. Gebelik öncesi diyabeti olanlar ve insülin kullananlar mutlaka kan şekerleri iyi düzenlenmiş olarak gebe kalmalıdırlar. Gebelik süresince de insülin dozları gebeliğin artan ihtiyaçlarına göre çok iyi ayarlanmalıdır. Gebeliğin yarattığı bir diyabet türü de vardır. Bunun tanısı için gebeliğin 26-28. haftalarında şeker yükleme testi yapılmalıdır. Gebeliğe bağlı diyabeti var çıkanlar, önce diyet ve gerekirse ilaçla normal kan şekeri düzeyine getirilmelidirler.

Anneye bağlı bir diğer neden ise Antifosfolipid Sendromu’dur. Bu sendromda gebe kadının plasentasındaki damarlar içinde küçük pıhtılar oluşmakta ve damar tıkanıklığı yaratarak bebeğin kan akımını engellemektedir. Bu sendromun altında yatan neden ise kadının kendi hücrelerine karşı nedensiz olarak ürettiği antikorlar yani savaşçı hücrelerdir. Bu antikorlar plasenta damar harabiyetine ve pıhtı oluşumuna yol açarlar. Bu kadınlarda aspirin ve diğer kan sulandırıcı ilaçlar kullanılması düşünülmelidir.

KORDON DOLANMASI
Kordon dolanması anormal bir durum değildir. İster normal, ister sezeryan olsun bütün doğumlarda rastlanan bir durumdur. Özellikle kordonu uzun olan bebekler böyle doğar. Göbek kordonu 80 cm civarı olur. Kordonun bir ucu bebeğin göbeğine bağlıdır, diğer ucu ise plasentaya. Yani halk arasında “bebeğin eşi” diye bilinen ama aslında annenin rahmine yapışmış şekilde duran damarlar yumağına... Annenin kanı rahimden plasentaya geçer. Plasentadan da kordon vasıtasıyla bebeğe. Kordon, anne ile bebek arasındaki kan akımını sağlar . Çok önemli bir işlevi vardır. Kordon ne kadar uzun olursa dolanma riski de o kadar çok olur. Uzunluğu 100 cm’ye kadar olan kordonlar normal kabul edilir. 100 cm’den uzun olanlar “çok uzun ve riskli” kabul edilir.

Birçok bebek kordon dolanmasıyla doğar. Bütün doğumların yüzde 20 ila 34’ünde bebek, kordon boynunun etrafında “bir tur” atmış şekilde doğar. Doğumların yüzde 2.5 ile 5’inde ise kordon iki tur atmıştır. Kordonun üç kere tur attığı bile görülür. 200 doğumdan biri böyledir. Kordonun boynun etrafına dolanması bebekte doğum öncesinde herhangi bir sorun yaratmaz. Yani ölüm nedeni de olamaz. Önemli olan, normal doğumlarda rahmin kasılmaları, yani sancıları sırasında bebeğin vücudunun ve kordonun ezilmesidir. Böyle bir durumda bebeğe giden kan akımı geçici bir süre için azalır. Böyle bir ezilme söz konusuysa, bunu setal kalp monitöründe bebeğin kalbinin çizdiği patenlerden anlayabiliyoruz. Yani bebeğin kalp atış hızında geçici düşmeler olabiliyor. Boynuna kordon dolanmış bebeklerin yüzde 20’sinde kalp atış hızındaki düşmeler bazen ciddi bir şekilde oluyor.

Kordon dolanması doğum sırasındaki kasılmalar nedeniyle olabilir. Anne karnında da kordon dolanabilir ama bu bebekte bir sıkıntı yaratmaz. Doğum başladıktan sonra rahim kasının kasılmalarıyla kordonda kısmi ezilmeler söz konusu olacağı için bazı bebeklerde bu kalp atış hızına küçük düşmeler şeklinde yansır. Doktor, bu durumda sezaryene gider. Mutlaka kordonla ilgili bir sorun varsa, düğümlenme nedeniyle olabilir. Yani kordon düğümlenmişse ve düğüm çok sıkı bir düğümse, bebeğe giden kan akımı durur ve bebek ölür.
Son düzenleyen Safi; 6 Mayıs 2016 01:49
acebook yorumları
paneli aç