Cevap Yaz Yazdır
En İyi Cevap Var Güncelleme: 14 Haziran 2017  Gösterim: 68.519  Cevap: 4

Ülkemizde ve dünyada çevre kirliliğini önlemek için yapılan çalışmalar nelerdir?

Misafir
12 Ocak 2012 15:22       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Ülkemizde ve dünyada çevre kirliliğini önlemek için yapılan çalışmalar nelerdir?
EN İYİ CEVABI Safi verdi

çevre koruma


doğal kaynakların ya da belli bir ekosistemdeki bütün çevrenin, yasâl, kurumsal, bilimsel ve teknolojik düzenlemelerin de yardımıyla planlı biçimde korunması. 20. yüzyıl sonlarında, insanlığa, erişilebilen en yüksek yaşam düzeyini sağlama amacını içermeye başlamıştır.

Sponsorlu Bağlantılar
Besin, su, hava, ısı gibi yaşamı sürdürmek için gerekli kaynaklar binlerce yıldır insanlar tarafından kullanılmaktadır. Ama günümüzde artan nüfus baskısı, gelişmiş teknoloji ve insanların artık yalnızca temel gereksinimlerin karşılanmasıyla yetinmeyip dinlenme, eğlenme vb etkinlikler için de yeterli alan ve kaynaklar istemesi, doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı artırmıştır. Belli bir yaşam düzeyi sağlamak için tarımda ve bilimde gelişkin tekniklerin kullanılması gerekir. Doğal kaynakların gelecek için de korunması gerektiğinin bilincini taşıyan akılcı bir yaklaşımla bu kaynakların kullanımının denetlenmesi, doğadaki besin kaynaklarının tükenmemesini ve doğal çevrenin bozulup yok olmamasını sağlayacaktır.
İlk insanların çevreyi korumak için önlemler almasına gerek yoktu; zaten sayıları çok azdı ve teknolojileri de çevreye önemli bir zarar veremeyecek kadar kısıtlıydı. Çok sayıda insanı bir araya toplayan kentlerin gelişmesiyle çevre kirlenmesi gibi sorunlar da ortaya çıkmaya başladı. Antik Çağdan kalma buluntularda çevre kirlenmesine ilişkin kanıtlara rastlanır. AtinalIlar ve Romalılar her türlü atığı kent dışında açılan çukurlara boşaltırdı.

Tarihçilere göre, Roma’da görülen pek çok salgın hastalığın başlıca nedeni bu çukurlara cesetlerin de atılmasıydı. Ortaçağda kentlerin daha da gelişip karmaşıklaşmasıyla çevre kirlenmesi önemli boyutlara ulaşmaya başladı. Caddelere ve suyollarına çöp dökülmesini önlemek için çeşitli yasal önlemler alındı ve hava kirliliğine karşı ilk yasa 1273’te İngiltere’de çıkartıldı. Yaklaşık 1306’da Londra’da bir adam kömür yaktığı için idam edildi ve 1388’de Parlamento, hendeklere ve akarsulara çöp dökülmesini yasakladı. Ama ne çöp dökmeye, ne de kömür yakmaya karşı getirilen yasal önlemler etkili olabildi. Çöpleri pencereden caddeye boşaltma alışkanlığı, ortaçağ ve Rönesans dönemi boyunca sürdü.

Sanayi Devrimi’yle birlikte, çevre kirlenmesinin etkileri de ilk kez kendini göstermeye başladı. O dönemin teknolojisi, dar alanlarda yoğunlaşmış sanayi tesislerinin yol açtığı kirlenme ve gürültüyü önlemeye yeterli değildi. Klorür, amonyak, karbon monoksit ve metan gibi hava kirleticilerin etkisiyle bronşit ve zatürree olayları artmaya başladı. Sanayi atıkları su kaynaklarında da kirlenmeye yol açtı. Sanayileşmenin ilk geliştiği ülkelerden Ingiltere’de, 19. yüzyıl ortalarında, yoğun nüfuslu bölgelerdeki su kirlenmesi ciddi bir sorun durumuna gelmişti. Bu dönemde Thames Irmağından yükselen kötü kokular Londralıların yaşamını oldukça güçleştiriyordu. Bu arada, su kaynaklarına boşaltılan sanayi atıkları pek çok kolera ve tifo salgınına neden oldu. 19. yüzyılda Avrupa’da, havayı kirleten, insan sağlığı için tehlike yaratan, gürültü yapan işletmelere karşı çeşitli cezalar da içeren önlemler uygulamaya kondu. Bunun ilk örneği, 15 Ekim 1810’da Fransa’da çıkartılan bir yasadır. İngiltere’de de, 1821’de buhar makinelerinin sağlığa zararlı etkilerini, 1857’de de hava kirlenmesini önlemek amacıyla birer yasa çıkartıldı. 1881’de de ABD’de, Chicago kentindeki yoğun hava kirliliğine karşı benzer bir yasa çıkartıldı.

20. yüzyılda sanayinin hızla gelişip yaygınlık kazanması, kentlerin büyümesi, yaygın motorlu taşıt kullanımı, nükleer enerji üretimi ve yeni kimyasal maddelerin, zararlı ilaçlarının ve plastiğin geliştirilmesiyle çevre kirlenmesi çok ciddi boyutlara ulaştı. Özellikle motorlu taşıtlar yüzünden, pek çok büyük kentte hastalık ve ölümlere yol açan aşırı hava kirliliği dönemleri yaşandı. Aralık 1930’da, Belçika’nın sanayi bölgelerinden Meuse Irmağı vadisinde 4 gün süren sis, 60 kişinin ölümüne ve yüzlerce insanın hastalanmasına yol açtı. 1950’ler ve 60’larda da çeşitli yerlerde benzer olaylar görüldü.
64392d1497378257 cevre kirliligi 1

II. Dünya Savaşı’ndan sonra sanayideki elişmenin büyük bir ivme kazanması çevre irlenmesini artırırken, çevre sorunlarına karşı duyarlığın ve ilginin de gelişmesine neden oldu. Batı Avrupa’da, çevrecilerin ve başka baskı gruplarının verdiği mücadeleler sonucunda pek çok siyasal parti çevre sorunlarını da programına almak zorunda kaldı, bu konuda yasalar çıkartıldı ve kamuoyunda çevre kirlenmesine karşı duyarlık gelişmeye başladı. 1970’lere değin çeşitli ülkelerde, hava kirlenmesini önlemeye yönelik pek çok yasa çıkartıldı.

1972’de Stockholm’de toplanan Dünya Çevre Sorunları Konferansında sulardaki kirlenmeye ağırlık verildi; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 19 Mayıs 1972’de kabul ettiği Avrupa Toprak Antlaşması da su ve toprak kirlenmesinin önlenmesine yönelik hükümler içeriyordu. İtalya’da 21 Kasım 1984’te çıkartılan ve 1 Ocak 1991’de yürürlüğe giren yasa ile doğanın yok edemeyeceği malzemelerle üretilmiş olan ambalaj ve paketleme yasaklandı. Böylece, uzun vadede çevre kirlenmesinin başlıca öğelerinden biri olan plastik ürünlerine karşı önlem alındı. Çevre koruma çalışmalarının bakanlıklar düzeyinde örgütlü biçimde yürütülmesi, Hollanda, Belçika, Avusturya ve Almanya’da Sağlık Bakanlığı içinde; Kanada, İsveç ve Japonya’da Tarım Bakanlığı, Orman Bakanlığı ve benzeri bakanlıklarda; Türkiye, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde ise yalnızca çevre sorunlarına ayrılmış bakanlıklarda gerçekleştirilir.

Ösmanlı döneminde, 19. yüzyılda tarihsel ve kültürel varlıkların korunmasına ilişkin çeşitli yasal düzenlemeler yapıldı ve gerek Osmanlı, gerek Cumhuriyet dönemlerinde çevre sorunları benzer yasalar içinde ele alındı. Doğrudan doğal çevrenin korunmasına yönelik ilk düzenleme 9 Ağustos 1983 tarihli Çevre Kanunu’dur. Daha önceki Belediye Kanunu ve Hıfzıssıhha Kanunu’nda da çevre korumasına ilişkin hükümler yer almakla birlikte, bunlar dağınık ve yetersizdi. Çevre Kanunu, çevre koruma alanında ilke ve hedefleri belirleyecek, bu konudaki plan ve programlan inceleyip onaylayacak ve eşgüdüm sağlayacak bir Yüksek Çevre Kurulu ile doğrudan başbakanlığa bağlı Çevre Müsteşarlığı ve iller düzeyindeki Mahalli Çevre kurulları öngörüyordu. Çevre Müsteşarlığı, 8 Haziran 1984 tarihli kanun hükmünde kararnameyle Çevre Genel Müdürlüğü adını aldı. Kasım 1989’da Başbakanlık Özel Çevre Koruma Kurul Başkanlığı, Ağustos 199l’de Çevre Bakanlığı kuruldu.

903 sayılı kanun hükümlerine göre 1 Şubat 1978’de Ankara’da kurulan Türkiye Çevre Sorunları Vakfı, ülkede çevre sorunlarıyla ilgili araştırma, yayın, kamuoyu eğitimi gibi çalışmaları yürüten en etkili gönüllü kuruluştur. Türkiye’nin çevre sorunlarının dökümünü yapan, Çevre Kanunu’nu hazırlayan, nü- fus-çevre-ekonomi-ekoloji ilişkileri üzerine konferanslar ve yarışmalar düzenleyen vakıf, kuruluşundan bu yana geçen sürede elli kitap çıkartarak Türkiye’de çevre konusundaki yayın eksikliğini de gidermeye çalışmıştır.

Çevre Kanunu’nun içerdiği en önemli ilkeler şunlardır:
1) Çevrenin korunması hedefine ulaşmak için alınacak önlemler kalkınma çabalarını olumsuz yönde etkilememelidir.
2) Çevre kirlenmesinin önlenmesi, sınırlandırılması ve kirlenmeyle mücadele için yapılacak harcamalar kirleten tarafından karşılanır (kirleten öder ilkesi).
3) Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenlerin neden oldukları zararlardan dolayı sorumlu tutulabilmeleri için kusurlu olmaları koşulu aranmaz. Kirletme yasağını (m. 8) çiğneyenler için o yerin en büyük mülki amiri tarafından verilecek ağır para cezaları öngörülmüştür (m. 20-23). 1990’da çıkarılan Kıyı Kanunu da kıyıların korunmasını öngören hükümler içermektedir.
Türkiye’de, sanayi ve kentleşmede hatalı yer seçimi, çevre sorunları konusunda bilgi eksikliği ve birçok somut örneğe karşın konunun yeterince önemsenmeyişi çevre sorunlarını artırmaktadır. Başlangıçta ağırlıklı olarak hava kirliliği çerçevesinde gündeme gelen çevre sorunlarının öbür boyutlarının da gitgide önem kazanması sonucunda 1980’lerin ikinci yarısından başlayarak çevre koruma sorunu sıkça gündeme gelmiş ve kamuoyunun duyarlılığı gitgide artmıştır. Yurttaşların kendi girişimleriyle oluşan gönüllü çevreci hareketlerin elde ettiği başarılardan biri, Gökova’da planlanan termik santralın yapımının, büyük çevre kirliliğine olaçacağı gerekçesiyle 1991 sonunda hükümet tarafından durdurulmasıdır.

1980’lerde gerçekleşen ve uzun vadeli etkileri olan bazı önemli olaylar da, çevre korumanın ne kadar ciddi ve acil biçimde ele alınması gerektiğini bir kez daha gösterdi. Bunlardan bazıları, 1984’te Hindistan’daki Bhopal’da ABD şirketi Union Carbide Corporation’a bağlı bir böcek ilacı fabrikasından yaklaşık 45 ton metil izosiyanat gazının çevreye yayılması, 1986’da SSCB’deki Çernobil Nükleer Santralı’nda gerçekleşen ve 30’u aşkın ölümün yanı sıra zaman içinde pek çok kanser olayına yol açacağı sanılan kaza, 1987’de Sandoz ilaç fabrikasından sızan kimyasal maddelerin Ren Irmağındaki canlıların yok olmasına ve ırmağın yıllarca temizlenemeyecek biçimde kirlenmesine neden olması, gene aynı yıl çeşitli sanayi ürünlerinde kullanılan kloroflüorokarbonlarm atmosferdeki ozon tabakasının incelmesine yol açtığının belirlenmesi ve atmosferde biriken gazların bir tür “sera etkisi” göstererek bütün gezegende sıcaklığın yükselmesine neden olduğunun saptanmasıdır.

Toprak Kirliliğinin Önlenmesi İçin Neler Yapılabilir?
  • Verimli tarım topraklarında yerleşim ve sanayi alanları kurulmamalı yeşil alanlar arttırılmalıdır.
  • Ev ve sanayi atıkları toprağa zarar vermeyecek şekilde toplanıp depolanmalı ve toplanmalıdır.
  • Yapay gübre ve tarım ilaçlarının kullanılmasında yanlış uygulamalar önlenmelidir.
  • Nükleer enerji kullanımı bilinçli şekilde yapılmalıdır.
Su Kirliliğinin Önlenmesi
  • Arıtma tesisleri kurulmalı ve özenle işletilmeli
  • Belirli yerlerde nüfus artışının önüne geçilmeli
  • İnsanlar bilinçlendirilmeli
  • Su kaynaklarının korunması için iyi politikalar geliştirilmeli,plan ve programlar yapılmalı
  • Hava ve toprak kirliliğine sebep olan faktörler ortadan kaldırılmalıdır
Hava Krililiğinin Önlenmesi İçin Neler Yapılabilir?
  • Hava kirliliğinin en önemli nedenlerinden olan fosil yakıtlar olabildiğince az kullanılmalı. Bunun yerine doğalgaz, güneş enerjisi, jeotermal enerji vb. enerjilerin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.
  • Karayolu taşımacılığı yerine demiryolu ve deniz taşımacılığına ağırlık verilmelidir.Büyük kentlerde toplu taşıma hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır. Böylece otomobil egzoslarının neden oılduğu kirlilik azaltılabilir.
  • Sanayi kuruluşlarının atıklarını havaya vermeleri önlenmelidir.
  • Yeşil alanlar arttırılmalı, orman yangınları önlenmelidir.
  • Ozon tabakasına zarar veren maddeler kullanılmamalıdır
BAKINIZ
ÇEVKOR - Çevre Koruma ve Araştırma Vakfı
ÇEVKO - Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı
TÜRÇEK - Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu
Çevre Kirliliği
Su Kirliliği
Toprak Kirliliği
Hava Kirliliği
Gürültü Kirliliği
Işık Kirliliği ve Enerji Tasarrufu
Radyasyon Kirliliği
Çevre Nedir? Çevre Hakkında Genel Bilgiler

Son düzenleyen Safi; 14 Haziran 2017 20:08


12 Ocak 2012 15:38       Mesaj #2
Rower - avatarı
VIP MazessezaM
Çevre Kirliliğini Engellemek İçin Yapılan Çalışmalar
Çevre Kirliliği
Her türlü madde ya da enerjinin doğal birikimin çok üstündeki miktarlarda çevreye katılmasına çevre kirliliği denir. İnsan milyonlarca yıl evvel dünya üzerinde yaşamış ve bulunduğu çevreyi de kendi arzusuna göre değiştirmeye başlamıştır. Bilhassa 20. yüzyıldan sonra artan nüfus, ulaşım, sanayiinin gelişmesi ve insanın bir anlık para kazanma hırsı ile birey çevresini unutmuş ve kirliliğe terk etmiştir. Kirlenme, kirleticilerin etkilediği ortamın niteliğine göre; hava, su ve toprak kirlenmesi olarak sınıflandırılır. Çoğu kirletici, aynı anda birden çok kaynağı etkileyebilir. Çevre kirliliği canlılar içinde en çok insanları etkilemektedir. Böylece insanoğlu dolaylı yoldan kendine zarar vermiş olur. Çünkü; insan doğaya değil doğa insana sahiptir. İnsan doğaya zarar verince içinde bulunduğu halkaya zarar vermiş olur.
Sponsorlu Bağlantılar
Çevre Bilgisi
Çevre:
İnsanı etkileyen ve insanlardan etkilenen dış ortama denir.
Çevre koruma:
Çevre kirliğini önlemek amacıyla yapılan çalışmalara denir.
Atık:
Çevrede bozulma meydana getirecek miktarda çevreye boşaltılan maddelere denir. Atıklar çirkin görünüm arz etmesinin yanı sıra pis koku yayar ve hastalık bulaştıran zararlıların üremesine sebep olur.
Çevre Kirliliği:
İnsanların faaliyetleri sonucu havada, suda, toprakta meydana gelen olumsuz gelişmeler, ekolojik dengenin bozulması, gürültü koku, ve atıkaalrın meydana getirdiği zararlı sonuçlardır.
Çevre Hakkı:
Herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını ihlal edenlere karşı yargı mercileri önünde savunma hakkıdır.
Gürültü:
Kişilerin huzurunu, ruh ve beden sağlığını bozacak seviyede çıkartılan, istenmeyen seslerdir.

1- Hava kalitesini bozan kirlilik sebepleri:
a) Bakım yapılmamış araçların fazla yakıt yakması,
b) Temiz olmayan yakıt kullanılması,
c) Trafik yoğunluğunu,
d) Zorunlu haller dışında araç kullanma,
e) Trafik yoğunluğu nedeniyle aracın uzun süre trafikte seyretmesi,
f) Duraklama ve park etme sırasında motorun gereksiz yere çalıştırılması,
g) Araç motoru rölantide çalışırken egzozdan çıkan karbon monoksit gazı
% 3,5′den, araç hareket halindeyken % 4,5′den fazla olmamalıdır.
h) Araçların egzoz gazları, yağ ve yakıt sızıntıları, akıntıları ve buharları, lastik tozları ve parçaları, araçların taşıdıkları yüklerin tozaması, buharlaşması v.b.
ı) Taşıtlara taşıma sınırı üzerinde yük yüklemek, aşırı hızlı gitmek, araç dışına gereksiz aksesuarlar takmak, seyir halinde camları açmak, lastik havalarının uygun seviyede olmaması, gereksiz yere taşıt kullanmak havayı kirletir.
Küçük silindir hacimli taşıtların kullanılması, aynı güçte olan taşıtlardan hafif olanının tercih edilmesi, yürüyerek gidilebilecek yere her hangi bir araçla gidilmemesi çevrenin korunması için alınacak tedbirlerdendir. Kurşunsuz yakıt kullanılmalı, çünkü havadaki kurşun kirliliğinin en önemli kaynağı taşıtlardır. Üstelik kurşunsuz yakıt kullanan araçların egzoz sistemlerindeki katalitik konvektör, egzozdan çıkan zehirli gazların zehirleyici etkilerini azaltmaktadır. Mümkün olduğunca toplu taşıma araçlarından yararlanmalıdır. Araç kullanırken trafiğin yoğun olmadığı saatleri, trafiğin yoğun olmadığı yolları tercih etmek gerekir. Gidilecek yere en kısa mesafeden gidilmelidir. Kısa mesafenin seçilmesi, enerji ve yakıt tasarrufu sağlamanın yanı sıra çevrenin kirletilmemesi bakımından da yarar sağlar. Üstelik turistlerde temiz bir ülkeyi tercih ederler.
Hava kirliliği, insanlarda nefes darlığı, kanser ve toplu ölümler gibi zararlara yol açmaktadır.
2- Toprak Kirliliği

Otomobil, minibüs, Otobüs, kamyonet, kamyon, çekici ve lastik tekerlekli traktörlerde.
a) Araç bakımlarının uygun ortamlarda yapılması, motor yağı, yakıt, asit vs. atıkların toprağa dökülmesi,
b) Araçlarda kullanılan, yenilen ve içilen maddelerin artıklarının çevreye atılması,
c) Kimyasal ve radyoaktif maddelerin emniyet tedbirleri alınmadan taşınması, (Radyoaktif maddelerin yüklenmesi, taşınması ve boşaltılması için Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan izin alınması zorunludur.)
d) Sürücülerin orman ve tarım arazisi yangınlarına sebep olmaları,
e) Dökülecek, taşacak tozacak vb. şekillerde yük taşımak.
Bunlar toprak kirliliğine neden olur.

Çevre Kirliliğinin Nedenleri

Çeşitli kaynaklardan çıkan katı, sıvı ve gaz halindeki kirletici maddelerin hava, su ve toprakta yüksek oranda birikmesi çevre kirliliği oluşmasına neden olmaktadır. Hızla artan dünya nüfusunun ihtiyaçlarının karşılanması için teknolojinin gelişmesine bağlı olarak endüstrileşmenin de artması gerekmektedir. Bu artış beraberinde var olan doğal kaynakların hızla tükenmesine neden olmaktadır. Çevre Kirliliğinin nedenleri aşağıda kısaca sıralanmıştır.

Çevre Kirliliğinin Önlenmesi İçin yapılması Gerekenler
Çevre kirliliği tüm dünyanın karşı karşıya ol­duğu, acil çözüm gerektiren bir sorundur. Çok sayıda insan bu konuyla uğraşmakla bir­likte, birçok hükümetin ve büyük şirketlerin bu konuda yeterli duyarlığı gösterdiği söylenemez. Çünkü kirliliğe karşı önerilen önlem­lerin maliyeti genellikle yüksektir ve şirketle­rin kârlarını azaltır. Birçok kişi de kirliliğe karşı önlem alınmasını ister, ama bunun için yaşam biçimini ve alışkanlıklarını değiştirme­ye yanaşmaz.
Çevre kirliliği geç kalınmadan denetim altı­na alınmalı ve kirliliğin azaltılmasına çalışıl­malıdır. Ama başarılı sonuçlar alabilmek için, sanayicilerin bundan doğacak maliyet artışını göze alması ve insanların yaşam biçimlerini değiştirmesi gerekir. Örneğin, elektrik santrallerinin bacalarına filtre konularak zararlı dumanlar süzülüp asit yağmuru azaltılabilir, ama bu uygulama elektriğin fiyatını yükselte­cektir. Öte yandan insanların özel otomobil kullanma alışkanlıklarından vaz geçmeleri de çevre kirliliğinin önlenmesine önemli katkıda bulunacaktır.
Günümüzde kirliliğe neden olan pek çok madde vardır. Bilim adamları bunları kullan­maktan kaçınmak ya da zararlarını ortadan kaldırmak için yeni yollar bularak, insanın alt­üst ettiği doğal dengeyi yeniden kurmaya ça­lışmaktadırlar. Çevre kirliliğinin önlenmesi için uluslarara­sı alanda çalışmalar yürütülmektedir. 1972′de Stockholm’de toplanan Birleşmiş Milletler İn­san Çevresi Konferansı’na 130′dan çok ülke­den temsilciler katılarak çevre sorunlarını ve bu konuda alınması gerekli önlemleri görüş­tüler. Konuya ilgiyi canlı tutmak için konfe­ransın toplandığı 5 Haziran günü her yıl Dünya Çevre Günü olarak kutlanmaktadır.
Birçok ülkede çevre kirliliğini önlemek amacıyla yasal düzenlemelere gidilmiştir. Türkiye’de bu konu ilk kez 1971 tarihli Su Ürünleri Kanunu’nda açıkça ele alındı. 1982 Anayasası’nın 56. maddesinde ise “çevre kir­lenmesini önlemek devletin ve vatandaşların görevidir” hükmü yer alıyordu. 1983′te çıkarı­lan Çevre Kanunu ile çevrenin korunmasına ve kirliliğin önlenmesine ilişkin ayrıntılı ön­lem ve düzenlemeler getirildi. Bu alanlardaki çalışmalar 1978′de kurulan Çevre Genel Müdürlüğü’nce yürütülmektedir.
Kirli çevre bizim insanların yerlere çöp attığı aslında çöp deil atık,fabrika attıklarını hepimiz biliyoruz, yani biz insanlar biliyoruz. Ama çevreye verdiğimiz hasarı onarmaya çalışmıyoruz, fabrikalardan çıkan duman çareye dönüştürüldü ama uygulanmadı bazı fabrikalarda ise bu düşünce uygulanıyor yanlız yinede sorun havaya etki yapıyor.fabrikalara filtre takıldı havanın oksijenini kazanmamızı sağlıyor. Fabrikada başka atıklarda dereye aktarılıyor böylelikle derenin yanında olan bitki türleri solar, ağaçlardan gelen meyve gelmez, bütün yere zarar verir buda bu güzel bitkilerin solup sararmasına neden olur.
İnsanoğlu yüzyıllardır çevresine ve doğaya verdiği zararların bedelini ödemektedir. Kişisel hırslarla, daha çok kazanmak arzusuyla, tembellikle, sorumsuzlukla doğaya zarar verenler kendilerinin doğanın bir parçası olduklarını ve verdikleri zararın kendilerine döneceği gerçeğini gözardı etmişlerdir. Yüzlerce yıldır çevreye verdiği zarardan çok çeken insanoğlunda bir çevre bilincinin oluşması (en azından önemli bir kısmında) çok yeni sayılır. 1970′li yıllardan sonra Dünya’da çevremizle ilgili hissedilir derecede bir duyarlılık oluşmuş ve bu olgu çevrebilim(ekoloji) adıyla bilimsel platformda yoğun bir şekilde ele alınmaya başlanmıştır.

Çevreye Verilen Zararlar
Çevre kirliliğinin doruğa ulaşmasında 19. yüzyıldaki Sanayi Devrimi’nin büyük etkisi olduğu doğrudur. Fakat çevre kirliliğinin bu tarihte başladığını zannetmek büyük bir hatadır. çevre kirliliği çok eski çağlardan beri vardır. Fakat çevre biliminin ve ciddi bir ekolojik bilincin oluşması yenidir. örneğin ormanların bilerek yakılması insanoğlunun çevreye çağlar boyunca verdiği zararın bir örneğidir. Orman yangını, çağlar öncesinde insanların sık sık yakalandığı sinüzit ve antrakoz (akciğerlerde siyahlaşma) gibi hastalıkların başlıca nedenidir. Fakat bunu yapan insanların, bu hastalıkların sebebinin, doğaya kendi elleriyle verdikleri zararlar olduğunu anladıklarını hiç sanmıyoruz.
Ortaçağ’da da çevre kirliliğinin önemli bir sorun olduğu anlaşılmaktadır. İngiltere’de evlerinin önüne insanların dışkılarını atmaları o kadar büyük bir sorun olmuştur ki 1345 yılında bunu yapanlar 2 şilin para cezasına çarptırılmaya başlanmıştır. 12. yüzyılda ise Fransa’da Philippe Auguste sokaklardaki iğrenç atıkların kaldırılmasını ilk emreden kral oldu. Bunun üzerine dışkılarını akarsulara atan halk kendi ana içme suyu kaynaklarını kirletti. çevre kirliliği hakkında ilk bilinen yasa 1388′de İngiltere Parlementosu’nda kabul edildi. Bu yasaya göre akarsulara ve sokaklara dışkı atılmayacaktı. Yasayı uygulamayan yönetici, o çevrede yaşayanlarca kralın mühürdarına şikayet edilecekti. İnsanların kendi elleriyle doğayı kirletmelerinin sonucunda, kendilerinin gördükleri zararın dayanılmaz boyuta ulaşmasıyla, ancak devlet yasasıyla kendilerini koruyacakları kanaatine vararak oluşturdukları ilk yasa, bahsettiğimiz yasadır.
19. yüzyıl sanayileşmesinde ise ortaya çıkan tablo korkunçtur. Tüm sanayi bölgelerinde metalurji ve demir çelik kuruluşları karaları, suları, havayı kirlettiler. Charles Dickens’in romanları, komünizmin teorisyeni Friedrich Engels’in yazıları, Londra’nın kirlenmişliğinin kitaplardaki en bilinen delilleridir. 1930′da hava kirliliğinden Belçika’nın Mosa Vadisi’nde 63 kişi öldü. 1952 yılında ise Londra’da yaşanan felaket çok daha büyüktü. 4000′i aşkın kişi nefes alma zorluğundan, insanların doğayı tahribinin bir sonucu olarak öldü.
Günümüzde de durum pek parlak değildir. Belki böyle toplu ölümlere rastlanmıyor ama Dünya Sağlık örgütü’nün açıklamalarına göre bir milyarı aşkın insan hava kirliliğinin doğrudan tehdidi altındadır. Yıllarca toplanan çöplerin denizlere dökülmesi sonucunda bu pislikten geçmişte ne kadar insanın zarar gördüğünü tespit etmek ise mümkün değildir. üstelik günümüzde de denizlere çöp dökülmesi şeklindeki uygulama tamamen terkedilmiş değildir. Gerek deniz altı canlılarını öldüren, gerekse bunların vücutlarında zararlı maddeler birikmesine yol açan deniz kirliliği, sonuçta yine insanoğluna zarar vermektedir. Günümüzde, sayamadığımız tüm bu kirliliklerin kanser gibi birçok hastalıkta önemli etkisi olduğu kabul edilmektedir.

Son düzenleyen Safi; 14 Haziran 2017 20:02
12 Ocak 2012 15:49       Mesaj #3
SaKLI - avatarı
VIP VIP Üye
Ülkemizde özellikle kış aylarında ısınma, sanayi ve motorlu taşıtlardan kaynaklanan yoğun bir hava kirliliği yaşanmaktadır. Son yıllarda alınan önlemler özellikle doğalgaz kullanımının artmasıyla ısınmadan kaynaklanan kirlilik azaldığı görülmektedir. Ülkemizin nüfusu yoğun olan illerde ve özellikle topografik yapısı, rüzgar, basınç, sis, nem gibi meteorolojik doğal şartlarla, sanayileşme, nüfus artışı, ulaşım yoğunluğu gibi içinde bulunduğu yapay şartlarla hava kirliliği riski taşımaktadır. Motorlu taşıtlardan ileri gelen ve özellikle şehir merkezini etkileyen hava kirliliğine tüm yıl boyunca maruz kalmaktadır. Kış aylarında ısınmadan kaynaklanan kirlilikle de birleşince hava kirliliği sağlığımızı tehdit eden boyutlara ulaşmaktadır. Egzoz gazlarından kaynaklanan kirliliğin azaltılması amacıyla İllerde Çevre Koruma Vakfı tarafından egzoz emisyon ölçümlerine başlanmıştır. Egzoz emisyon ölçümü yapılarak bu ölçümlerden elde edilen gelir yerleşim yerlerinde çevrenin korunması ve iyileştirilmesiyle ilgili çalışmalarda kullanılmaktadır.

Bilindiği üzere birçok katı atık doğayı kirletmekte, binlerce yıl sonra doğadan yok olamamaktadır. İnsan sağlığını tehdit eden bazı atıkların geri dönüşümü ve tekrar değerlendirilmesi gerekir. Bunun için toplama merkezleri ve katı atık tesisleri kurma projeleri ivedilikle uygulamaya koyulmaktadır. Tüm kamu kurum ve kuruluşlarında atık kâğıtları enerji kaynağımız olan binlerce ağacı kurtarma adına geri dönüşümü için toplanmaya başlanmıştır. Bu konuda projeler geliştirilmektedir. Diğer taraftan Köylerimiz hızla şebekeli içme suyu tesisine kavuştuğundan dolayı kanalizasyon sorunu doğmuştur. Tesis edilmesi gereken kanalizasyonlara ek olarak fosseptik çukurları ile doğal veya suni arıtma tesisleri kurulması ihtiyacı doğmuş bu konuda gerekli çalışmalar başlatılmıştır. Fabrikalar ve kanalizasyon atıklarının tarım arazileri ile akarsularımıza bırakılmasını önlemek için yasal düzenlemeler yapılmış arıtma tesisi zorunluluğu getirilmiştir.
Son düzenleyen Safi; 14 Haziran 2017 20:01
2 Haziran 2015 00:12       Mesaj #4
Finn and Jake - avatarı
VIP 🐻 Bear ✔
Milan’daki La Scala tiyatrosu sopranoları ve baritonları iklim değişikliği konusunda ilk opera olduğu düşünülen Karbondioksit (CO2) isimli eseri sahneliyor. 29 Mayıs’a kadar gösterimi sürecek olan olan operanın metni Ian Burton tarafından kaleme alındı. Genelde aşk, savaş, ve ölüm gibi büyük temaların işlendiği opera eserlerinde ilk kez bir çevre kirliliği teması işleniyor. Eser, kurgusal karakter iklimbilimci Doktor Adamson’ın çevre üzerindeki tehditler üzerine bir konferans vermesinin ardından operanın hikayesi dokuz sahneyle devam ediyor.

Büyük bir prodüksiyondan oluşan ‘Karbondioksit’te genişletilmiş orkestra, ham ses efektleri, resim ve video görüntüleri kullanılıyor. Genelde İngilizce okunan eserin içinde başka dillerden parçalar da yer alıyor. Ürkütücü aryaları ve fantastik karakterlerle eser, sera gazlarının gezegenin atmosferini nasıl etkilediğini anlatan operanın bestecisi Giorgio Battistelli, ‘Karbondioksit’in belki de türünün ilk opera eseri olduğuna dikkat çekerken, insanlık ve tabiat arasındaki aşkın, dramanın, kıskançlığın ve suistimalin zor ilişkisini ele aldığını söylüyor.
Karbondioksit’in yönetmeni Robert Carsen eser hakkında, eserin temelinin Doktor Adamson’ın iklim değişikliği sorunları hakkında konferans vermesine dayandığını söylerken, David Adamson karakterini canlandıran opera sanatçısı Anthony Michaels-Moore, eseri sanatsal açıdan çok ilginç bulduğunu ve izleyicilerden bir kişinin dahi eserden olumlu bir şekilde etkilenirse kendilerini başarılı addedeceklerini söyledi.
Son düzenleyen Safi; 14 Haziran 2017 20:08
Safi tarafından gönderilmiş olan #5 numaralı mesaj 'en iyi cevap' seçilmiş ve ilk mesaja eklenmiştir.
Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:


Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç