<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>MsXLabs</title>
		<link>https://www.msxlabs.org/forum/</link>
		<description>Müslümanlık ve İslam Dini ile ilgili bilgi paylaşımının yapıldığı forum.</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Sat, 01 Aug 2026 06:49:21 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>15</ttl>
		<image>
			<url>https://www.msxlabs.org/2015/misc/rss.jpg</url>
			<title>MsXLabs</title>
			<link>https://www.msxlabs.org/forum/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Bakara Suresi 56 Ve 243. Ayetleri Kur’an Bütünlüğünde, Nasıl Anlamalıyız?</title>
			<link>https://www.msxlabs.org/forum/muslumanlik-islamiyet/511443-bakara-suresi-56-ve-243-ayetleri-kur-an-butunlugunde-nasil-anlamaliyiz-yeni-mesaj.html</link>
			<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 09:09:59 GMT</pubDate>
			<description>Bu makalemde sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Kur’an’da bazı ayetlerde geçen ÖLÜM konusu üzerine olacak. Allah Kur’an’da, ÖLÜM kelimesini farklı anlamlarda kullanır. Örneğin ölüm dendiğinde ilk önce, bir organizmayı ayakta tutan tüm biyolojik ve hayati fonksiyonların...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="post-text2">Bu makalemde sizlerin üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Kur’an’da bazı ayetlerde geçen ÖLÜM konusu üzerine olacak. Allah Kur’an’da, ÖLÜM kelimesini farklı anlamlarda kullanır. Örneğin ölüm dendiğinde ilk önce, bir organizmayı ayakta tutan tüm biyolojik ve hayati fonksiyonların (dolaşım, solunum, beyin faaliyetleri) kalıcı ve geri döndürülemez bir şekilde sona ermesi, hayatın bitmesi diye anlarız. Kur’an ölüm kelimesini, çok önemli bir başka anlamda da kullanır. Allah’ın yolundan sapmış, şeytanın esiri olmuş, adeta bataklık içinde çırpınan kulları içinde kullanır. Kur’an’da çok dikkatinizi çekmemiş olabilir ama bakın Allah, ÖLÜM kelimesini hangi anlamda kullanmış, onu anlamaya çalışalım.<br />
<br />
Bakara 56: SONRA ŞÜKREDESİNİZ DİYE, ÖLÜMÜNÜZÜN ARDINDAN SİZİ TEKRAR DİRİLTTİK. (Diyanet meali)<br />
<br />
Sizce bu ayette Allah bizlere ne anlatıyor olabilir? Şöyle diyebilir misiniz? Allah öldürdüğü kullarını, şükretsinler diye tekrar diriltti. Bu mümkün değil çünkü böyle bir örnek yok Kur’an’da. Dikkat ettiyseniz bir kişiden değil, çoğunluk bir topluluktan bahsediyor. Ayeti anlayabilmemiz için, bu ayetin öncesine ve sonrasına önce bakalım, hangi konudan bahsediliyor.<br />
<br />
Bakara 55: HANİ SİZ, “EY MÛSÂ! BİZ ALLAH’I AÇIKTAN AÇIĞA GÖRMEDİKÇE SANA ASLA İNANMAYIZ” DEMİŞTİNİZ. BUNUN ÜZERİNE SİZ BAKIP DURURKEN SİZİ YILDIRIM ÇARPMIŞTI. (Diyanet meali)<br />
<br />
Demek ki Allah, Hz. Musa aracılığıyla gönderdiği emirlerini, vahyini doğru dinlemeyip Resulüne inanmayıp karşı çıktıklarında onları nasıl Yıldırım ve şimşeklerle cezalandırdığı örneğini veriyor. Demek ki bakara 56. Ayette geçen ÖLÜM kelimesinden kast edilen bedenin ölümü değil, RUHUN, NEFSİN BATILA SAPARAK, YAŞANAN BİR ÖLÜMDEN KAST EİLİYOR. Yani Rabbimiz şunu söylüyor, siz doğru yoldan sapmış manen ölmüş, bataklıkta çırpınırken sizlere bir fırsat daha vermek için, bana şükredesiniz diye, ADETA ÖLMÜŞ RUHUNUZA CAN VERİRCESİNE, SİZLERİ DOĞRU YOLA YÖNELTECEK RESLÜMÜN ARACILIĞIYLA MESAJLARIMI İLETTİM VE SİZLERE TEKRAR CAN VERDİM, DİRİLTTİM DİYOR. Bu ayetin devamına baktığımızda, bunu daha iyi anlıyoruz.<br />
<br />
Bakara 57: BULUTU ÜSTÜNÜZE GÖLGE YAPTIK. SİZE, KUDRET HELVASI İLE BILDIRCIN İNDİRDİK. “VERDİĞİMİZ RIZIKLARIN İYİ VE GÜZEL OLANLARINDAN YİYİN” (DEDİK). ONLAR (VERDİĞİMİZ NİMETLERE NANKÖRLÜK ETMEKLE) BİZE ZULMETMEDİLER, FAKAT KENDİLERİNE ZULMEDİYORLARDI. ( Diyanet işl. Meali)<br />
<br />
Sanırım Bakara suresi 56. Ayette bahsedilen, ölümünüzün ardından sizi tekrar dirilttik sözünden, ne anlatılıyor, daha iyi anlaşılmıştır. Allah yoldan sapmış atalarının batıl inançlarını yaşamakta ısrar eden, YANİ MANEN ÖLMÜŞ TOPLUMU ALLAH, gerçekleri görüp fark ederek ALLAH’A ŞÜKREDİP doğru yola getirip adeta kendinize getirdik yani SİZİ DİRİLTTİK diyor. Devamında da nasıl mükâfatlandırdığını anlatıyor. Ayetin son cümlesinde, bunu neden yaptığının açıklamasını yapıyor ve bakın ne diyor. ONLAR BİZE ZULMETMEDİLER, KENDİLERİNE ZULMETTİLER ASLINDA DİYOR. Bakara 95. Ayetinde de gerçek ölüm ve yaşadıkları ÖLMÜŞ inançları bağlamında, bakın insanlar nasıl ölümü istemezler diyor.<br />
<br />
Bakara 95: FAKAT KENDİ ELLERİYLE, ÖNCEDEN YAPTIKLARI İŞLER YÜZÜNDEN ÖLÜMÜ, HİÇBİR ZAMAN TEMENNİ EDEMEZLER. ALLAH, O ZALİMLERİ HAKKIYLA BİLENDİR. (Diyanet meali)<br />
<br />
Bakara suresi 56. Ayette bahsedilen ÖLÜMÜN ne anlama geldiğini araştırdığınızda, birçok farklı şeyler anlatıldığını göreceksiniz. Bizlere düşen ayetleri rivayetlere göre değil, sorumlu olduğumuz Kur’an ışığında anlamaya çalışmak olmalıdır. Konumuzu daha iyi anlayabilmemiz için, şimdi de Kaf suresi 19. Ayete bakalım.<br />
<br />
Kaf 19: ÖLÜM SARHOŞLUĞU, BİR HAKİKAT OLARAK İNSANA GELİR DE ONA, “İŞTE BU, SENİN ÖTEDEN BERİ KAÇIP DURDUĞUN ŞEYDİR” DENİR. (Diyanet işl.)<br />
<br />
Sanırım Bakara suresi 56. Ayette bahsedilen, manen ÖLÜM ve hurafenin, batılın verdiği sarhoşluk çok daha iyi anlaşılmıştır. İman ettiğini söyleyenlerin genel çoğunluğu, Allah’ın ipine değil, atalarının ipine sarıldıkları için ADETA ÖLÜM SARHOŞLUĞUNU YAŞIYORLAR. Allah Kur’an’da ölüm konusunu, bizlere örnekler verip anlatırken, Bakara suresi 56. Ayeti daha iyi anlayabilmemiz iç bakın nasıl bir örnek veriyor.<br />
<br />
Bakara 243: SAYICA BİNLERİ BULDUKLARI HALDE, ÖLÜM KORKUSUYLA YURTLARINDAN ÇIKANLARI GÖRMEDİN Mİ? BUNUN ÜZERİNE ALLAH ONLARA “ÖLÜN!” DEDİ. SONRA KENDİLERİNE HAYAT VERDİ. ŞÜPHESİZ ALLAH’IN İNSANLAR ÜZERİNDE BÜYÜK LÜTUFLARI VARDIR AMA İNSANLARIN ÇOĞU ŞÜKRETMEZLER. (Kur’an yolu. Diyanet işl.)<br />
<br />
Bu ayet ile Bakara suresi 56. Ayeti karşılaştırdığımızda, dikkat ettiyseniz Allah aynı konuda uyarıda bulunuyor kullarına. Onlara gerekeni yapın korkmayın, Allah için mücadele edin diye uyardığı halde, şu uyarıyı yapıyor. SİZİN BU DÜNYADA, İMANLARINIZ KALPLERİNİZE YERLEŞMEYİP BATILA, HURAFEYE YÖNELDİĞİNİZ İÇİN, BENİM İÇİN BİR ÖLÜSÜNÜZ DİYOR. SİZİ ÖLÜM SARHOŞLUĞUNDAN KURTARIP, SİZLERE UYARICI RESULLER VE KİTAPLAR GÖNDERİP, HAYAT VERDİM DİYE DE AÇIKLAMA YAPIYOR. Ayetin son cümlesinde Allah, kullarının yaptığı bunca yanlışlarından dolayı onları affettiğini, bağışladığını bildiriyor ama özellikle hiç şükretmediklerini de belirtiyor. Bu konuyla bağlantılı Maide suresi 24-25-26. Ayetleri de birlikte anlamaya çalışmalıyız.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a class="dont-break" href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a class="dont-break" href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a class="dont-break" href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank">hakyolkuran</a><br />
<br />
<a class="dont-break" href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a class="dont-break" href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.msxlabs.org/forum/muslumanlik-islamiyet/">Müslümanlık/İslamiyet</category>
			<dc:creator>halukgta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.msxlabs.org/forum/muslumanlik-islamiyet/511443-bakara-suresi-56-ve-243-ayetleri-kur-an-butunlugunde-nasil-anlamaliyiz.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Atatürk’ün İslam Dinine Karşı Tavrı Ve Düşünceleri.</title>
			<link>https://www.msxlabs.org/forum/muslumanlik-islamiyet/511442-ataturk-un-islam-dinine-karsi-tavri-ve-dusunceleri-yeni-mesaj.html</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 08:00:59 GMT</pubDate>
			<description>İLK DİYANET İŞLERİ BAŞKANI, RİFAT BÖREKÇİ ANLATIYOR: Atanın huzuruna girdiğimde, beni ayakta karşılardı. Utanır ezilir, büzülür, ‘Paşam beni mahcup ediyorsunuz’ dediğim zaman, ‘ Din adamlarına saygı göstermek, Müslümanlığın icaplarındandır.’ buyururlardı. Atatürk şahsi çıkarları için, kutsal...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="post-text2">İLK DİYANET İŞLERİ BAŞKANI, RİFAT BÖREKÇİ ANLATIYOR: Atanın huzuruna girdiğimde, beni ayakta karşılardı. Utanır ezilir, büzülür, ‘Paşam beni mahcup ediyorsunuz’ dediğim zaman, ‘ Din adamlarına saygı göstermek, Müslümanlığın icaplarındandır.’ buyururlardı. Atatürk şahsi çıkarları için, kutsal dinimizi siyasete alet eden, cahil din adamlarını sevmezdi. Not: Atatürk ve din eğitimi- Ahmet Gürtaş- Diyanet İşleri başkanları yayınları. S- 12 <br />
<br />
Atatürk iyi bir din eğitimi almış, inançlı bir insandır. Ailesinden ve okuldan aldığı din eğitimine ilaveten, kendisini dini konularda camiide hutbe okuyacak kadar iyi yetiştirmiştir. Türk halkının dinini aslına uygun iyi öğrenmesini istemiştir. Bunun için Kur’an’ı, Hz. Muhammed’in hayatı ve temel din kitaplarını Türkçe olarak yayınlatmıştır. Din Eğitimini önemli görmüş, okullarda yapılmasını istemiştir.<br />
<br />
Atatürk dinin değil; cehalet, bid’atlar, hurafeler ve din istismarcılarının karşısındaydı. Bu da bazı çevrelerce din düşmanlığı şeklinde algılanmış ve gösterilmiştir. O, Kur’an’ın özüne uygun Hz. Peygamber zamanındaki gerçek İslamiyet’in yanındaydı. Dini ve gerçek din bilginlerini övmüştür.<br />
<br />
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİNİN KAYITLARINDAN, ATATÜRKÜN DİNİ KONULARDAKİ DÜŞÜNCELERİNDEN ALINTILAR.<br />
<br />
İslâm dininde ölçü. &quot;Özellikle bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa, halkın yararına uygundur; biliniz ki o, bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin yararına, İslâmın yararına uygunsa kimseye sormayın; o şey dinîdir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı, son din olmazdı.&quot;<br />
1923 (Atatürk’ün S.D.ll, s. 127)<br />
<br />
Türk milleti ve Müslümanlık. &quot;Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Bilince aykırı, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor. Halbuki Türkiye’ye bağımsızlığını veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, yapay, bâtıl inançlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu konuda yeterli bilgisi olmayanlar, bu âcizler sırası gelince, aydınlanacaklardır. Onlar ışığa yaklaşamazlarsa, kendilerini yitirmiş ve mahkûm etmişler demektir; onları kurtaracağız.&quot; <br />
1923 (Atatürk’ün S.D.III, s. 70)<br />
<br />
Camiler ve minberler hakkında. &quot;Camilerin mukaddes minberleri halkın ruhî, ahlâkî gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne seslenilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur. Fakat buna karşılık hutbe okuyanların taşımaları gereken bilimsel özellikler, özel yeterlilik ve dünya durumunu anlayıp bilme, önemlidir 1922 (Atatürk’ün S.D.I, s. 225)<br />
<br />
Seçkin din bilginlerinin yetiştirilmesi. &quot;Nasıl ki her hususta yüksek meslek ve uzmanlık sahipleri yetiştirmek gerekli ise, dinimizin felsefî gerçeğini inceleme, araştırma ve telkin bakımından ilmî ve fennî kudrete sahip olacak seçkin ve gerçek din bilginleri de yetiştirecek yüksek kurumlara sahip olmalıyız.&quot;<br />
1923 (Atatürk’ün S.D.H, s. 90)<br />
<br />
Din oyunu aktörleri. &quot;Bunca yüzyıllarda olduğu gibi, bugün de, milletlerin bilgisizliğinden ve bağnazlığından yararlanarak bin bir türlü siyasî ve kişisel amaç ve çıkar sağlamak için, dini âlet ve araç olarak kullanmak girişiminde bulunanların, içeride ve dışarıda varlığı, bizi bu konuda söz söylemekten, ne yazık ki, henüz uzak bulundurmuyor. İnsanlıkta, din hakkındaki bilgi ve anlayış, her türlü hurafelerden sıyrılarak gerçek bilim ve tekniğin ışıklarıyla arınmış ve mükemmel oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine, her yerde tesadüf olunacaktır.&quot;<br />
1927 (Nutuk II, s. 708)<br />
<br />
Camiler, birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, Allah’ın emrine uyma ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmak gerektiğini düşünmek, yani danışmak için yapılmıştır.<br />
1923 (Atatürk’ün S.D.I1, s. 94)<br />
<br />
Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki, din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.<br />
1930 (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955 s. 116)<br />
<br />
Din, bir vicdan sorunudur. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir, özgürdür. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz, din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, amaca ve eyleme dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz ve buna asla meydan vermeyeceğiz. <br />
(Asaf İlbay, Tan gazetesi, 13.7.1949)<br />
<br />
Muhammed Mustafa, peygamber olmadan evvel kavminin sevgisine, saygısına, güvenine erişti. Ondan sonra ancak kırk yaşında nübüvvet* ve kırk üç yaşında risâlet** geldi. Fahrıâlem Efendimiz, sonsuz tehlikeler içinde, tükenmez sıkıntılar ve zorluklar karşısında yirmi sene çalıştı ve İslâm<br />
dinini kurmağa ait peygamberlik görevini yapmayı başardıktan sonra gökyüzünün ve cennetin en yüksek katına erişti. <br />
1922 (Atatürk’ün S.D.l, s. 262-263)<br />
<br />
Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dinî gerçekleri bildirmeye memur ve elçi olmuştur. Ana yasası, hepimizce bilinir ki, şanı büyük olan yüce Kur’an’daki naslardır*. İnsanlara gelişme ve aydınlanma ışığı vermiş olan dinimiz, son dindir, en eksiksiz dindir; çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymasaydı, bununla diğer ilâhî doğa yasaları arasında karşıtlık olması gerekirdi; çünkü bütün evren yasalarını yapan Cenab-ı Haktır. <br />
1923 (Atatürk’ün S.D.11, s. 94) 1923 yılında Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nde minberden söylemiştir.<br />
<br />
Hz. Muhammed’i, yüksek kişiliğine yaraşır şekilde belirteme-yen bir eser hakkında söylemiştir: &quot;Muhammed’i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek kişiliğini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tutulmuş bir derviş, Uhud Savaşı’nda en büyük bir komutanın yapabileceği bir plânı nasıl düşünür ve uygulayabilir? Tarih, gerçekleri değiştiren bir sanat değil, belirten bir bilim olmalıdır. Bu küçük savaşta bile askerî dehası kadar siyasal görüşüyle de yükselen bir insanı, cezbeli bir derviş gibi anlatmağa yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Muhammed, bu savaş sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak, galip düşmanı izlemeye kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülemezdi.&quot;<br />
1930 (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, Cilt : 9, Sayı: 100, 1945, s. 3)<br />
<br />
O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonsuza kadar O, ölümsüzdür.<br />
1926 (Ali Rıza Ünal, Atatürk Hakkındaki Anılarım, Türkiye Harb Malûlü Gaziler Dergisi, Sayı: 158, 1969, s.23)<br />
<br />
Hz. Muhammed’in ölümü ve sonrası. Büyük bir devrim yaratan Muhammed’e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla belirmesi gerekti. Peygamber ölür ölmez düşünülecek şey, onu bir an evvel toprağa vermek değil, yaratmış olduğu devrimi güven altına almaktı. Bu da, yerine evvelâ devrimi kavramış en yakın bir arkadaşını geçirerek baş gösterecek tehlikeleri önlemekle olurdu. Devrimi kavramış ve ona bütün varlığıyla bağlanmış böyle bir halef seçtikten sonradır ki onun gömülmesi düşünülebilirdi. O zaman, beş on akraba ile değil, bütün kendisine bağlananların katılımıyla ve şanına lâyık bir törenle fâni cesedi ebedî istirahat yerine bırakılırdı… Ne Ali, ne de diğer Hâşimoğulları bunu düşünemediler. Bu gerçeği o zaman ancak üç büyük insan kavramıştır: Ebubekir, Ömer ve Ebu Ubeyde. Tarih olaylarının gelişimi, Müslümanlığın bu üç büyük insanın girişim ve gayretleriyle kurtulmuş olduğunu meydana koymuştur. Devrimin bu üç siması, yaratıcısı kadar büyük insanlardır.<br />
1930 (Şemsettin Günaltay, Ülkü  Dergisi, Cilt:9, Sayı: 100, 1945, s.4)<br />
<br />
Bizim dinimiz, akla en uygun ve en doğal bir dindir. Ve ancak bu nedenledir ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, bilime ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. Müslümanların toplumsal yaşamında, hiç kimsenin özel bir sınıf halinde varlığını korumaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler, dinî emirlere uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmek zorundayız. Her birey dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır; orası da Okuldur. <br />
1923 (Atatürk’ün S.D. 11, s. 90)<br />
<br />
Müslümanlık, aslında en geniş anlamıyla hoşgörülü ve çağdaş bir dindir. <br />
(Atatürk’ten BM., s. 70)<br />
<br />
Allah kendisine uymaya mecbur tuttuğu insanların esasen kalp ve vicdanındaki gerçek gereksinimleri tamamen bilir. Bu nedenle gönderdiği kitap, tamamen o gereksinime uygun hükümler içeren bir kitaptır.<br />
1921 (Atatürk’ün S.D.l, s.203)<br />
<br />
Kendisine, 1923 yılında armağan olarak küçük boyda bir Kur’an gönderilmesi üzerine teşekkürü. &quot;Bence değerini takdire imkân olmayan bu hediyeyi, en derin ve hürmetkar din duygularımla saklayacağım.&quot;<br />
1923 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s. 480-481)<br />
<br />
Büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıkla ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler zamanın yeniliklerine uymayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür, onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, İslamların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, beyinledir.<br />
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 128)<br />
<br />
Tekkeler hakkında. &quot;Tekkeler kesinlikle kapanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti, her kolda doğru yolu gösterecek güce sahiptir. Hiçbirimiz tekkelerin uyarmasına muhtaç değiliz. Biz uygarlıktan, bilim ve teknikten kuvvet alıyoruz ve ona göre yürüyoruz; başka bir şey tanımayız. Doğru yoldan sapmışların amacı, halkı kendinden geçmiş ve abdal yapmaktır. Halbuki halkımız, abdal ve kendinden geçmiş olmamaya karar vermiştir. Bunlar basit bir iş görünür; fakat önemi vardır. Biz dünya ailesi içinde uygarız. Her görüş noktasından uygarlığın gereklerini uygulayacağız.&quot;<br />
1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk’ün Ş.D.K. ve İS., s.68)<br />
<br />
Dinin siyasete âlet edilişi. &quot;Bizi yanlış yola yönelten soysuz kimseler bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aidata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz… Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din niteliği altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırırlar. Halbuki, Allah’a şükürler olsun hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız; artık bizim, dinin gereklerini öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına gereksinmemiz yoktur. Analarımızın, babalarımızın kucaklarında verdikleri dersler bile, bize dinimizin esaslarını anlatmaya yeterlidir. &quot;<br />
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 127)<br />
<br />
İşte Atatürk böyle bir toplum yaratma çabasındaydı. İşine gelmeyenler, dini kendi çıkarlarına kullanmaya devam etmek isteyenler, ATATÜRK'Ü DİNSİZ İLAN ETTİLER. Kimin dinsiz olduğunu, Allah'ın huzurunda göreceğiz. Bizler hiç kimseyi, kendimizi temize çıkartıp dinsizlikle itham edemeyiz. O Allah ile kulu arasındadır, yargılamayı bizler asla yapamayız. Hz. Muhammed'in bizler için Kur'an'dan örnekliğini lütfen unutmayınız. Hz. Muhammed ÜMMİYDİ yani batıl ve hurafenin bataklığına batmış Kitap ehline tabi değildi, ama gerçeklerin doğrunun arayışındaydı. Onun içinde Rabbimiz Elçisini, Kitap ehlinin arasından değil, ÜMMİLERİN yani Kitap ehline tabi olmayan ama gerçeklerin arayışında olan, Hz. Muhammed'i Elçi olarak seçmişti. Onun için Kur'an'da Allah, kimin doğru yolda olduğunu, yalnız ben bilirim demiyor muydu? Bizler kimin daha çok dindar olduğuna değil, kimin daha doğru, dürüst, sözünde duran ve çevresine yardım edip TOPLUMA fayda sağlayan ona bakalım. Dilerim HAK İLE BATILI ayırabilen, Allah'ın sevgili azınlık kullarında oluruz.<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK<br />
<br />
<a class="dont-break" href="https://kuranadavet1.wordpress.com/" target="_blank">https://kuranadavet1.wordpress.com/</a><br />
<br />
<a class="dont-break" href="https://twitter.com/KURANA_DAVET" target="_blank">https://twitter.com/KURANA_DAVET</a><br />
<br />
<a class="dont-break" href="http://www.hakyolkuran.com/" target="_blank">hakyolkuran</a><br />
<br />
<a class="dont-break" href="https://www.facebook.com/Kuranadavet1/" target="_blank">https://www.facebook.com/Kuranadavet1/</a><br />
<br />
<a class="dont-break" href="https://hakyolkuran1.blogspot.com/" target="_blank">https://hakyolkuran1.blogspot.com/</a></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.msxlabs.org/forum/muslumanlik-islamiyet/">Müslümanlık/İslamiyet</category>
			<dc:creator>halukgta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.msxlabs.org/forum/muslumanlik-islamiyet/511442-ataturk-un-islam-dinine-karsi-tavri-ve-dusunceleri.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İslam’ı Düşünmeden, Yanlış Bilgilerin Işığında Nasıl Yaşadığımıza, Güzel Bir Örnek.</title>
			<link>https://www.msxlabs.org/forum/muslumanlik-islamiyet/511437-islam-i-dusunmeden-yanlis-bilgilerin-isiginda-nasil-yasadigimiza-guzel-bir-ornek-yeni-mesaj.html</link>
			<pubDate>Sat, 11 Jul 2026 15:04:51 GMT</pubDate>
			<description>Benim yayınladığım bir yazıma, karşılıklı soru cevap tartışan iki arkadaşımız, birisi diğerine bakın ne diyor. Günümüz İslam anlayışının nasıl yanlış ve hatalı yaşandığına güzel bir örnek olduğu için makaleme konu olarak aldım. Ders ve ibret alana ne mutlu, atalarının inancını yaşayabilmek için,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="post-text2">Benim yayınladığım bir yazıma, karşılıklı soru cevap tartışan iki arkadaşımız, birisi diğerine bakın ne diyor. Günümüz İslam anlayışının nasıl yanlış ve hatalı yaşandığına güzel bir örnek olduğu için makaleme konu olarak aldım. Ders ve ibret alana ne mutlu, atalarının inancını yaşayabilmek için, Allah’ın uyarılarını hala görmezden gelenlere, zaten sözüm yok.<br />
<br />
“SİZ 1440 YIL ÖNCE RESUL/NEBİ MUHAMMED ZAMANINDA YAŞAYAN BİR MÜ’MİN OLSAYDINIZ; 1- ONA EY MUHAMMED DİYE Mİ, YOKSA YA RESULELLAH, YA NEBİYYELLAH DİYE Mİ SESLENİRDİN? 2- SANA BİR EMİR VERSEYDİ, MESELA SOL ELİNLE YEME, SAĞ ELİNLE YE DESEYDİ, “SEN NEBİ OLARAK EMREDİYORSAN YAPMAM, RESUL OLARAK EMREDİYORSAN YAPARIM” MI DERDİN? YOKSA İŞİTİR VE İTAAT EDERİZ DEYİP SORGULAMADAN İTAAT Mİ EDERDİN? 3- SİYER ADI ALTINDA ANLATILAN BİLGİLER İÇİNDE SAHABE DEDİĞİMİZ KİMSELERİN, MUHAMMED ONLARA ON BİNLERCE EMİR VERİRKEN; SEN BUNU NEBİ OLARAK MI, RESUL OLARAK MI EMREDİYORSUN? DEDİKLERİNİ HİÇ DUYDUN MU? (ONLAR SİZİN GİBİ NEBİ/RESUL AYIRIMINA KAÇMADAN 7/24 ONUN EMİRLERİNE AMADE İDİLER. KEŞFETTİĞİNİZ FARKLI BİR BİLGİ KIRINTISININ ÜZERİNE BÜTÜN BİR 1460 YILLIK MAZİYİ SİLMEYE GEREK YOK.”<br />
<br />
Önce şunu söylemek isterim, hangimiz Allah’ın Resulünün döneminde yaşadık ve şahit olduk ta, bu sorulara doğru cevap verebilelim? Hiç birimiz veremez. Nakledilen rivayetlere de asla güvenemeyiz, çünkü aradan 1400 yıl geçmiş. ONUN İÇİNDE ALLAH’IN DİNİNİ YAŞARKEN, KENDİMİZE BUNA BENZER DELİL KANIT YARATMAK YERİNE, ALLAH’IN BİZLERİ SORUMLU TUTTUĞU KUR’AN’DAN DELİL, KANIT ARAMALIYIZ. Onun için Rabbimiz, sizi Kur’an’dan sorumlu tutuyorum, O’nun ipine sarılın diye uyarıyor. Bu sorular bizi doğruya değil yanlışa yönlendirir. Onun için Allah emin olmadığın bilginin ardına düşme, hesabını sorarım diyor. Bu kardeşimize ben, elimden geldiğince cevap vermek isterim. İlk önce en son sorusundan başlamak istiyorum. Allah’ın Resulünün zamanında yaşayan Müslümanlar, hatta Resulün en yakınında olanlar, arkadaşımızın söylediği gibi değil tam tersine, Hz. Muhammed yapılması için herhangi bir emir verdiğinde, ashabı en yakınında olanlar, şu soruyu Hz. Muhammed’e sormaktan çekinmiyorlarmış. “BU SÖYLEDİKLERİNİZ SİZİN ŞAHSİ EMRİNİZ Mİ, YOKSA ALLAH’IN VAHYİMİ?” Sahabeler, ashabı bu soruyu sormalarından kasıt, VAHİY ÜZERİNDE ASLA TARTIŞMA YAPILAMAYACAĞINDANDI. Bu konu ile ilgili rivayet edilen bilgiyi bakalım. Bakın rivayet diyorum, kesin delil kanıt değil. Rivayetlere çok güvenen kardeşlerimizi bile, bu rivayetler onaylamıyor.<br />
<br />
“SAHABELER ZAMAN ZAMAN HZ. MUHAMMED’E (S.A.V.) BİR KARAR VEYA UYGULAMA KARŞISINDA “BU ALLAH’IN BİR VAHYİ Mİ, YOKSA SİZİN KENDİ ŞAHSİ GÖRÜŞÜNÜZ/STRATEJİNİZ Mİ?” DİYE SORMUŞLARDIR.<br />
<br />
İSLAM LİTERATÜRÜNDE BU DURUMUN EN BİLİNEN İKİ ÖRNEĞİ ŞUNLARDIR:1. BEDİR SAVAŞI KONUMLANDIRMASI. OLAY: HZ. MUHAMMED ORDUYU BEDİR’DE BİR YERE KONUMLANDIRDI. SORU: HUBAB BİN MÜNZİR ADINDAKİ SAHABE, “YA RESULULLAH! BU KONAKLADIĞIMIZ YER ALLAH’IN SENİ YERLEŞTİRDİĞİ BİR YER Mİ, YOKSA BİR SAVAŞ STRATEJİSİ Mİ?” DİYE SORDU. CEVAP: HZ. MUHAMMED BUNUN KENDİ ŞAHSİ STRATEJİSİ OLDUĞUNU SÖYLEDİ. SONUÇ: SORUN YAŞAYABİLİRİZ DÜŞÜNCESİYLE, BİR SAHABENİN TAVSİYESİ ÜZERİNE ORDU, SU KUYULARINI ARKAYA ALACAK ŞEKİLDE DAHA STRATEJİK BİR KONUMA TAŞINDI.<br />
<br />
2. HURMA AĞAÇLARININ SULANMASI (AŞILANMASI)OLAY: MEDİNE’YE HİCRET EDİLDİĞİNDE HALKIN HURMA AĞAÇLARINI AŞILADIĞINI GÖREN HZ. MUHAMMED, BUNU YAPMASALAR DA OLABİLECEĞİNİ SÖYLEDİ. SONUÇ: AŞILAMANIN DAHA DOĞRU OLDUĞU ORTAYA ÇIKIYOR VE O YIL VERİM DÜŞÜYOR. DURUM KENDİSİNE İLETİLİNCE HZ. MUHAMMED, “SİZ DÜNYA İŞLERİNİZİ BENDEN DAHA İYİ BİLİRSİNİZ” DİYEREK, BUNUN VAHİY DEĞİL ŞAHSİ BİR TAHMİN OLDUĞUNU BELİRTTİ.”<br />
<br />
BU SORULARIN AMACI NEDİR? İTAAT SINIRI: SAHABELER VAHİY OLAN EMİRLERE KESİN, SORGUSUZ OLARAK İTAAT EDERLERDİ. İSTİŞARE KÜLTÜRÜ: RESULÜN ŞAHSİ GÖRÜŞÜ OLDUĞUNDA FİKİR BEYAN EDEBİLECEKLERİNİ BİLİRLERDİ. BEŞERİYET: RESULÜN DE DİNİ KONULAR DIŞINDA, BİR İNSAN OLARAK ŞAHSİ FİKİRLERİ OLABİLECEĞİNİ AMA GEREKTİĞİNDE ÜZERİNDE TARTIŞILACAĞINI, EN DOĞRUNUN YAPILACAĞINI GÖSTERİR.”<br />
<br />
Buradan da anlıyoruz ki, rivayetten bizlere ulaşmış kaynaklar bile, O günkü Müslümanların Resulün en yakındaki ashabı, sahabeler, NEBİ VE RESUL ayrımını yapıyorlarmış. Çünkü onlarda biliyorlardı ki, Resulün tebliğine uymak farzdır, çünkü Nebi Allah’ın vahyini tebliğ ederken, RESULLÜK görevini yerine getiriyordu ve O tebliğe itiraz asla olamazdı. Nebi ise ona verilen makamın adıdır. Hz. Muhammed yaşadığı her an nebidir. Allah’tan aldığı vahyi tebliğ ettiğinde ise RESULLÜK görevini yapar. BU AYRIMI SAHABELER VE O GÜNKÜ İMAN EDEN TOPLUM KUR’AN’I BATIL VE HURAFEDEN UZAK HAYATLARINA GEÇİRDİKLERİ İÇİN, ÇOK GÜZEL YAPABİLİYOR VE HAYATLARINA GEÇİRİYORLARMIŞ.<br />
<br />
Arkadaşımızın verdiği örnek çok dikkat çekici hatırlayalım. “SANA BİR EMİR VERSEYDİ, MESELA SOL ELİNLE YEME, SAĞ ELİNLE YE DESEYDİ, “SEN NEBİ OLARAK EMREDİYORSAN YAPMAM, RESUL OLARAK EMREDİYORSAN YAPARIM” MI DERDİN?” Aslında bu sorunun cevabını, Kur’an’ı dikkatle bir kez okuyan bir Müslüman verir. Çünkü Allah, sizleri Kur’an’dan hesaba çekeceğim onun ipine sarılın, biz kitapta hiçbir eksik bırakmadık, yemin olsun ki kolaylaştırdık diyorsa Rabbimiz, Kur’an Müslümanı şunu çok iyi bilir, ALLAH’IN EMRETMEDİĞİ BİR HÜKMÜ RESULÜ VERMEZ, HATTA VEREMEZ. Verir dediğimizde yüzlerce ayete ters düşmüş, Kur’an’da çelişki yaratmış oluruz. Bu soruya, aslında yazdığım rivayet hadisler bile cevap veriyor ve onlarda böyle bir şey Resul söylemiş olsaydı, hemen Allah’ın Resulüne sorup, BU ALLAH’IN EMRİMİ YOKSA SİZİN DÜŞÜNCENİZ Mİ DİYECEKLERDİ. Bu durumda Allah’ın Resulü benim düşüncem dediğinde, konu hakkında rahatlıkla tartışma yapılacak, inanıp inanmamak serbest olacaktı, neye göre KUR’AN’A GÖRE. Çünkü Allah, ben hükmüme hiç kimseyi ortak etmem diyor. Aslında her şey bu kadar açık ve net, tabi zikir ehline ve anlamak isteyene.<br />
<br />
Arkadaşımızın ilk sorusuna gelince, Resulün yaşadığı dönemde olsaydık, ona nasıl hitap edersiniz? Allah Nur suresi 63. Ayetinde, Resulümü çağırırken yani ona seslenirken, birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın diyor. Bunun nedeni, ona saygılı olmamız içindir. Şöyle düşünün, yüksek makamlı bir devlet görevlisi gördüğünüzde, nasıl arkadaşınıza hitap ettiğiniz gibi hitap etmiyorsanız, Allah Resulüme de saygılı hitapta bulunun diyor. Bu durumda ben olsam ismiyle seslenmem, “Yâ Resûlallah” ya da “Yâ Nebiyyallah” diye hitap ederdim. Arapların İslamiyet’in ilk dönemde Allah’ın Resulüne hitaplarının, “Yâ Muhammed!” diye hitap ettikleri söylenir. Elbette bu hitaplar Allah’ın Resulüne saygılı olduğumuzu gösterir. Peki, Allah Resulünü bizlere tanırken, yaşadığımız özel hayatımızda, O’nun bizlerin neyi olduğunu söyler? Tekvir suresi 22. ayetinde Hz. Muhammed’in, BİZLERİN ARKADAŞI OLDUĞUNU SÖYLER.<br />
<br />
Değerli kardeşlerim, lütfen bizlere din diye anlatılanlara değil, Allah’ın muhkem bir şekilde Kur’an’da anlattıklarının ipine sarılalım, bu Allah’ın emridir. Allah’ın ipine sarılan kurtuluşa erecek, emin olamadığımız rivayetlere inanan, kendisini inanın ebedi ateşe atma riskiyle karşı karşıya bulacaktır. Dilerim gerçek HAK olanın yolundan giden, Allah’ın azınlık kullarından oluruz. Sizce neden azınlık kullarından diyor olabilirim? Çünkü bakın kendisinin iman ettiğini zanneden genel çoğunluğun, nasıl iman ettiğini söylüyor Rabbimiz.<br />
<br />
Yusuf 106: ONLARIN ÇOĞU ALLAH’A ANCAK, ORTAK KOŞARAK İNANIRLAR. (Diyanet meali)<br />
<br />
Saygılarımla<br />
Haluk GÜMÜŞTABAK</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="https://www.msxlabs.org/forum/muslumanlik-islamiyet/">Müslümanlık/İslamiyet</category>
			<dc:creator>halukgta</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.msxlabs.org/forum/muslumanlik-islamiyet/511437-islam-i-dusunmeden-yanlis-bilgilerin-isiginda-nasil-yasadigimiza-guzel-bir-ornek.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
