MsXLabs
Sayfa 15 / 15

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Sağlıklı Yaşam (https://www.msxlabs.org/forum/saglikli-yasam/)
-   -   Sağlıklı Yaşam ve Bilgiler (https://www.msxlabs.org/forum/saglikli-yasam/4615-saglikli-yasam-ve-bilgiler.html)

byseus 18 Nisan 2012 09:55

Sağlıklı Yaşam ve Bilgiler - 5 soruda bahar alerjileri
 
5 soruda bahar alerjileri

Dr. Arzu Özgeneci Öngün, bahar alerjileri hakkında bilgi verdi.
http://i.ensonhaber.com/resimler/diger/esh1053.jpg

Bahar Alerjisi Nedir?

Bahar döneminde alerjik hastalıklarda artış gözlenir. Bunun nedeni polenlerdir.Rüzgarla yayılan polenler alerjik reaksiyonlara neden olur. Ağaç polenleri Şubat- Mayıs, ot polenleri daha çok Mayıs-Haziran aylarında görülür.

Hangi Belirti ve Şikayetler Alerji Olduğumuzu Gösterir?

Hapşırma, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, burun kaşıntısı, gözlerde kaşıntı ve sulanma, cildimizde kızarıklıklar ve kaşıntı, nefes darlığı, öksürük ve hırıltı alerji belirtileridir. Bunların arasında en sık alerjik konjuktivit ( göz nezlesi) ve alerjik rinit( saman nezlesi) görülür.

Bahar Alerjisi İçin Nasıl Önlem Alınmalı?

Polenlerine alerjik oldugunuz bitkilerden uzak durun,Polenlerin yoğun olduğu sabahın erken saatlerinde , fırtınalı günlerde dışarı çıkmayın,Dışarı çıkarken mutlaka gözlük ve şapka takın,Dışardan eve gelince kıyafetlerinizi değiştirin,Gece yatmadan önce saçlarınızı, burnunuzu yıkayın,Polen mevsiminde açık havada spor ve egzersizden kaçınınEvde ve arabada polen filtreli klimalar kullanın.Polenler daha çok sabah saat 05.00-10.00 arasında yoğun olduğundan bu saatlerde evi havalandırmamalı, öğleden sonra ev havalandırılmalıdır.Çamaşır kurutma makinesi kullanılmalıdır.Araba ile yolculukta camlar kapalı tutulmalıdır.Yağmurlu günlerde havadaki polen miktarı azalacağından polen alerjisi olanlar rahat eder, ancak sıcak ve rüzgarlı günlerde polen miktarı artacağından dışarı çıkmak zorunda ise maske kullanmalıdır.

Kontrol Edilmeyen 10 Alerji Belirtisi Nedir?
1. Damak kaşıntısı
2. Öksürük
3. Hapşırma
4. Burun akıntısı
5. Ciltte kaşıntı
6. Gözlerde sulanma
7. Ciltte kızarıklıklar
8. Hırıltı
9. Geniz akıntısı
10. Nefes darlığı

Bahar Alerjileri Olan Hangi Şikayetlerde Doktora Gelir? Özellikle sabaha karşı ortaya çıkan kuru öksürük, Koşma, hızlı yürüme sonrası ortaya çıkan hırıltılı solunum, Gözlerde kaşıntı, sulanma, kızarıklık, hapşıma, burun tıkanıklığı ve burun akıntısı, Ciltte kızarıklık , kaşıntı, ürtiker şikayetleri ile doktora gelirler.

Astımlıların Baharda Dikat Etmesi Gerekenler İlaçlarını kesmeden düzenli kullanmalı,Gece yatmadan önce pencereleri kapamalı,Polenlerin yoğun olduğu zamanlarda dişarı çıkmamalı, çıkarsada gözlük, şapka ve maske kullanmalıdır.

TEDAVİ
Tüm alerjik hastalıklarda esas prensip çevresel alerjenlerden kaçınmaktır. En sık kullanılan ilaçlar anti histaminikler ve kortizonlu spreylerdir. Alerji aşıları da uygun hasta grubuna uygulanabilir.

Kaynak:Ensonhaber


seramiksır 18 Nisan 2012 10:58

KARBONAT MUCİZESİ....

Evinizdeki halıları süpürseniz de silseniz de zamanla kokmayabaşlar.
Halı yıkamacılara verdiğiniz halı bilin ki, en kötü kimyasal
deterjanla, yerlerde araba yıkanır gibi yıkanmaktadır. Oysa kokuyu
çıkarmak için şunu yapabilirsiniz. Bir iki avuç karbonatı halının her
tarafına serpin ve 1-2 saat bekledikten sonra elektrik süpürgesi ile
iyice süpürün. Halınızdaki o kötü kokudan eser kalmayacaktır.

* Buzdolabınızdaki kokuyla baş edemiyorsunuz. Bütün yiyecekleri dışarı
çıkar, sil, süpür, kurula vs. uğraşmak istemiyorsanız bir kâse
karbonatı buzdolabının bir köşesine koyun. 4-5 günde bir karıştırın.
Kötü kokuların gittiğini göreceksiniz. Ayrıca dolapta sakladığınız
meyve sebzeler üzerinde koruyucu bir etkisi olacaktır karbonatın.

* Halı, koltuk, elbise üzerine yağ mı damladı? Panik yapıp, deterjana
saldırmayın! Çünkü deterjan leke olan bölgenin rengini açıp renk
dokusunu bozacaktır. Bunun yerine yağ lekesinin üzerine karbonat dökün
ve üzerini hafifçe ıslayın. 1-2 saat bekledikten sonra silin. Yağ
lekesinden eser kalmayacaktır. Zira suyla birleşen karbonat yağları
söküp atan doğal bir sabun haline gelir.

* Mutfak tezgâhınızın mermerlerini ve fayanslarını limonlu karbonat
ile ovun ve durulayın. En güzel temizleyicidir. Kimyasal deterjan
kalıntısı kalmadığı için üzerine meyve- sebzelerinizi, ekmeğinizi
rahatlıkla koyabilirsiniz.

* Kirli lavabolarınız için krem deterjanlar yerine limon ve karbonat
kullanın. Lavaboya karbonat döküp limonla ovun. Hem kirlerin
kaybolduğunu hem de parladığını göreceksiniz.

* Ayrıca tıkanan lavabolarınızı açmak için bir su bardağı karbonatı
lavaboya dökün. Üzerine 1 bardak sirke ilave edip 2 litre kaynar suyu
lavaboya boşaltın. Tıkanan lavabo açılacaktır.

* Dibi tutan tava ve tencerelerinize akşamdan karbonat döküp, sıcak su
ilave edin. Sabah temizlerken zorlanmayacaksınız.

* Paslanabilecek eşyalarınızı karbonatla ovarsanız paslanmasını
engellemiş olursunuz.

* Porselen gibi kararan eşyalarınız varsa limonlu karbonat ile ovun.
Rengi açılacaktır.

* Aynı şekilde gümüş eşyalarınızı suyla macun haline getirdiğiniz
karbonat ile ovarsanız, rengi açılıp parlayacaktır.

* Elbise dolabınızda rutubet ve küf kokusu varsa ve naftalin kokusunu
da sevmiyorsanız dolabınızı bir köşesinde ağzı açık şekilde kavanozda
karbonat bulundurun.

* Banyo duşa kabin camlarını karbonat ile silip durulayın. Duş alırken
daha rahat nefes alacaksınız.

* Banyo terlikleriniz ister tahta ister plastik olsun üzerine karbonat
dökün ve öyle duş alın. Hem terlikleriniz hem de ayaklarınız rahat
edecek. Bu yolla tahta takunyalarınızın ömrü uzayacağı gibi kimyasal
temizleyiciler, cildinizden uzak tutmuş olacaksınız.

* Çamaşır makinesinde kullandığınız deterjan miktarını yarı yarıya
azaltıp gerisini karbonat ile tamamlayın. Çamaşırlarınız daha temiz ve
kimyasal artıklardan uzak kalmış olacaktır.

* Ağız sağlığı ve diş bakımı için de karbonat çok önemlidir. Akşamları
yatmadan önce 1'e 1 oranında tuz ile karıştıracağınız karbonat ile
dişlerinizi fırçalayın. Diş çürüklerinde yerleşip yaşayan ve vücudu
kansere hazırlayan bağışıklık yokedici virüslerin iki düşmanından
birisi karbonattır. Sabaha kadar ağzınızda ve dişlerinizdeki bakteri
ve virüsler karbonat ve tuzun etkin temizleyiciliği ile tamamen
temizlenmiş şekilde uyuyacaksınız. Ayrıca ağız ve diş kokuları da
önlenmiş olacaktır.

* Sonuç olarak; sirke, limon ve karbonat evinizde sadece mideniz için
değil her türlü temizlikte ve pratikte kullanabileceğiniz doğal
ürünlerdir. Mümkün olduğunca bu ürünleri kullanmaya özen göstermeniz;
hem çocuklarınızın ve sizin sağlığınız için hem de yaşanabilir, nefes
alan bir ev açısından önemlidir.

EK NOT: Bu arada "implant" uygulamaları zayıf bünyelerde diş köklerinde
bulunan yukarıda belirtilen virüslerin kana karışması sonucu
bağışıklık sisteminin iflası ile kişinin 6 ay - 1 yıl gibi sürelerde
kanserden hayatını kaybetmesine neden olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde
ve özellikle Amerikada bu uygulamalar çok zor ve kısıtlanmış
durumdadır. Bu nedenle çene kemiği ile opersyonlardan uzak durmalıyız.

* Bunu da mümkün olduğunca duyurmak insani bir görev. Yurdumuzda harıl
harıl "implant" yapılıyor. Amaç TİCARET olsun tabi... İşte bu virüsü
öldüren adı sanı olan bir ilaç var, bir de karbonat çok etkili.!

alıntı


byseus 20 Nisan 2012 14:57

Yeni bir hastalık türü çıktı
 
Yeni bir hastalık türü çıktı

Yüksek ateş, iştah kaybı ve el ile ayaklarda kaşıntı ile başlayan esrarengiz hastalık türü ortaya çıktı.
http://i.ensonhaber.com/resimler/diger/esh4757.jpg

Vietnam'ın orta kesimlerinde görülen esrarengiz bir hastalığa 100'den fazla kişi yakalanırken, hastalıktan şu ana kadar 19 kişi öldü.

ÇOCUKLAR VE GENÇLER YAKALANIYOR

Vietnam'daki yetkililer, hastalığın araştırılması için uluslararası sağlık uzmanlarından yardım istendiğini, hastalığa çoğunlukla çocukların ve gençlerin yakalandığını kaydetti.

Quang Ngai vilayetindeki Ba To bölgesinin Halk Komitesi Başkanı Le Han Phong, yüksek ateş, iştah kaybı ve el ile ayaklarda kaşıntı ile başlayan hastalığa yakalanan kişilerin erken tedavi edilmemesi durumunda, karaciğerlerinde sorun yaşandığını ve sonucunda ölüme kadar giden daha fazla organın zarar gördüğünü belirtti.

İYİLEŞTİKTEN SONRA YENİDEN HASTA OLDULAR

Phong, hastalanan yaklaşık 100 kişinin hastaneye kaldırıldığını, bunlardan 10'unun durumunun kritik olduğunu, hafif belirtiler gösteren hastaların ise evde tedavi edildiğini kaydetti. Phong, hastalığın erken tedaviye olumlu yanıt verdiğini, ancak 29 kişinin iyileştikten sonra yeniden hastalığa yakalandığını ifade etti.

Hastalığın ilk olarak geçen yıl Nisan ayında ortaya çıktığını, ancak Ekim ayında ölüm vakalarında düşüş olduğunu belirten Phong, 27 Mart ve 5 Nisan günleri arasında 8'i ölümle sonuçlanan 68 vaka bildirildiğini kaydetti.

Sağlık Bakanlığı'nın bu ayın başında hastalığın görüldüğü bölgeye bir ekip gönderdiği, ancak ekibin hastalığın nedenini belirleyememesi üzerine, Dünya Sağlık Örgütü ve ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi'nden yardım istendiği kaydedildi.

Kaynak:Ensonhaber


eku123 30 Ağustos 2012 14:18

Sağlıklı Bir Hayat İçin Yapılması Gerekenler
 
Uzmanlar, uzun, mutlu ve Sağlıklı bir ömür geçirmek için belirlenen 10 stratejiye uyulması gerektiğini bildiriyor.
Alkol kullanmamayı, sağlığınızı kontrol ettirmeyi, sağlıklı beslenmeyi, uyuşturucudan ve tütünden uzak durmayı, güvenlik almayı, egzersiz yapmayı, iyi uyumayı, stresi uzaklaştırmayı ve kilonuzu kontrol etmeyi tavsiye eden uzmanlar, sağlıklı bir yaşam kazandıracak bu 10 strateji için yapılması gereken programı şöyle açıklıyor:
- Alkol kullanmayın: Sağlıklı bir yaşam için ilk şartlardan biri Alkol kullanmamak. Alkol içmeyi seçmişseniz, sağlıklı bir yaşam tarzının anahtarı, ölçülü kalmaktır. İçkili Araba kullanmayın. Alkol karar verme yeteneğini, kas kontrolünü ve görüşü zayıflatır. İçki içtiğinizde ya arabanızı başkasına bırakın ya da başka ulaşım taşıtlarını kullanın. Hiçbir zaman içkili bir sürücünün arabasına binmeyin. Hamileyseniz içki içmeyin. Alkol cenine zarar verir.
- Sağlığınızı kontrol ettirin: Sağlık sorunlarını ortaya çıkmadan fark etmek, iyi ve uzun yaşamak açısından önemli bir stratejidir. Düzenli genel sağlık kontrolü yaptırın. Yaşınıza, sağlık geçmişinize ve doktor tavsiyesine göre düzenli aralıklarla sağlık kontrolü yaptırmak önemlidir.
- Aşı olmayı ihmal etmeyin: Bütün bebekler ve çocuklar difteri, boğmaca, tetanos, çocuk felci, grip. kızamık, kabakulak, kızamıkçık, suçiçeği ve Hepatit B gibi hastalıklara karşı aşılanmalıdır. Çocuk sahibi olmayı planlayan kadınlar hamilelik öncesinde aşılarını gözden geçirmelidir. Yaşınız 65'i geçtiyse ya da kronik bir hastalığınız varsa, grip ve zatürree aşısı olmalısınız. Yurtdışı seyahatine çıkanlar ülkelerinden ayrılmadan önce gerekli bütün aşıları olmalıdır.
- Sağlıklı beslenin: Uygun bir beslenme hem hastalığı önler hem de başgösteren hastalığın iyileşmesini hızlandırır. Önemli besleyici Maddeler içeren yiyecekleri seçin. Doğru oranlarda çeşitli yiyecekler yiyerek kemikleriniz, dokularınız ve organlarınızın çalışması için gerekli olan farklı maddeleri sağlarsınız.
- Günde yaklaşık 6-8 bardak Su içmeye çalışın: Yağ ve kolesterole dikkat edin. Tereyağı gibi doymuş yağlar yerine, oda ısısında Sıvı halde olan mısır, soya veya ayçiçeği gibi doymamış yağlar kullanın. Takviye vitamin ya da Mineral almadan önce sağlık uzmanına danışın. Fazla, mutlaka daha iyi anlamına gelmez.
- Uyuşturucudan Uzak Durun: Her türlü uyuşturucu alışkanlık yapma tehlikesini içerir. Esrar, kokain ve eroin gibi uyuşturucular vücuda ve beyne zarar verdikleri ve alışkanlık yarattıkları için tehlikelidir. Reçeteli ve reçetesiz satılan ilaçlar bile kötüye kullanılabilir. Sağlıklı kalmak açısından Anahtar stratejilerden birisi de uyuşturucu kullanımından uzak durmak ve bütün ilaçları dozunda kullanmaktır. Prospektüsleri dikkatle uygulayın. Verilen dozu zamanında alın. Bir dozu almayı unuttuğunuzda sağlık uzmanına danışın, ilaç kullanırken alkol içmeyin. Kullanım tarihleri geçmiş ilaçları tuvalete atıp sifonu çekin. Başkasına verilmiş bir ilacı hiçbir zaman kullanmayın.
- Egzersiz Yapın: Egzersiz yapmak sağlıklı yaşam tarzının vazgeçilmez unsurudur. Kasları dirileştirip kuvvetlendirir, dayanıklılığı artırır, kalbi güçlendirir, dolaşımı iyileştirir, tansiyonu düşürür, sindirimi kolaylaştırır, fazla kalorileri yakar, uykuyu düzenler, hastalıklara karşı direnci artırır ve hastalıkları atlatma yeteneğini güçlendirir. Fiziksel yararlarının yanı sıra egzersiz ruh halini iyileştirir, stresi atar ve zihinsel uyanıklığı artırır. Dış görünümünüzü değiştirerek özgüven ve özsaygınızı da güçlendirir.
STRESLE MÜCADELEDE UYKUNUN ÖNEMİ
- Egzersiz programına başlamadan sağlık uzmanına danışın: Kalp rahatsızlığı gibi egzersiz yapma yeteneğinizi etkileyecek bir hastalığınızın olup olmadığını öğrenmelisiniz. Sağlık uzmanlarından ilgi alanlarınıza, ihtiyaçlarınıza ve genel sağlık durumunuza en uygun egzersizleri önermelerini isteyin.
- Güvenlik Önlemi Alın: Yaralanma, kaza ve hastalığı önleme çoğu kez sağduyuya dayanır. Kayakçıların başlığa, dizliğe ve dirsekliğe ihtiyacı vardır. Bisiklete ve motosiklete binenlerin başlık kullanması gerekir. Raket kullanılan sporlarda gözler korunmalıdır. Güneşte çok kalmayın. Deri kanseri riskini azaltmak için koruyucu faktörü 15'in üzerinde kremler kullanın. Gözlerinizi korumak için şapka ve güneş gözlüğü takın. Evde düşmeyi ve kazaları önleyin.
- Yangında kaçma yolları planlayın ve acil durum provası yapın: Polis, itfaiye, doktor gibi Telefon numaraları evinizdeki her telefon aygıtının yanında durmalı, çocuklarınız bile yardım isteme konusunda eğitilmelidir.
- İyi Uyuyun: Uyku vücudu güçlü, zihni uyanık tutar. Pek çok insan kronik uykusuzluk çeker ve bu nedenle fiziksel rahatsızlıklarla, zihinsel sorunlarla, yaralanma ve kazalarla karşı karşıya kalır. İhtiyaç duyduğunuz dinlenmeyi sağlamak için egzersiz yapın ve doğru yiyecekleri yiyin. Hindi ve süt ürünleri gibi bazı gıdalar triptofan içerdikleri için uyku getirir. Kafein almaya sınır koyun. Kahve, çay, kola, çikolata, soğuk ve Sıcak içeceklerin pek çoğu ve diyet ürünleri sizi ayık tutacak kafein içerir. Kafeinsiz içeceklere yönelin ve akşamları kafein almaktan kaçının.
- Yatak odasının mümkün olduğu kadar sessiz ve karanlık olması gerekir: Dışarıdan gelen gürültülere karşı kulaklık kullanın. Odanın serin ve nemli olması gerekir. Bol ve rahat gece kıyafetleri giyin. Yatma ve kalkma Saatleri her akşam aynı Saatte yatıp her sabah aynı saatte kalkın. Gündüz uykularından kaçının. Yatmadan önce ağır yemek yemeyin ve yoğun egzersiz yapmayın. Soğuk duş yerine ılık Suyla yıkanın. aokain ve eroin gibi uyuşturucular vücuda ve beyne zarar v - Stresizini Atın: Stres, aşırı taleplere, alışılmış düzendeki sık değişiklere ya da hayati önemdeki konulara vücudun fiziksel tepkisidir. Bunaltı ise strese karşı duygusal tepkidir. Bağışıklığın azalması, kalp rahatsızlıkları, sindirim bozuklukları, kasların yorulması ve gerilmesi, deri problemleri, nefes alma sorunları gibi birçok hastalığa neden olabilir. Stres ve bunaltıyla baş edebildiğiniz ya da stresin aşırı derecede önem kazanmasını önleyebildiğiniz, ölçüde sağlığınızı koruyabilirsiniz.
- Tütünden Uzak Durun: Tütün ürünleri kullanımı önlenebilir hastalıklara ve erken ölümlere yol açar. Tütün ürünleri kullanmayın ve kullanıyorsanız, derhal bırakın.
- sigaraya başlayanlar öksürür, baş ağrısı ve baş dönmesi çeker. Bırakmaya karar verin: İlk önce motivasyon gerekir. Bu alışkanlıktan kurtulmaya kesinlikle karar verin. İçtiğiniz sigara sayısını azaltmak nihai hedefiniz olmamalıdır. Evinizi sigaradan arındırılmış bölge ilan edin.
- Kilonuza Dikkat Edin: Fazla kilolar sağlığı pek çok şekilde tehdit eder. Kalbe yük bindirir ve dolaşımı yavaşlatır, kemik ve kaslarda stres oluşturur, nefes almayı zorlaştırır. Şeker, Kanser ve yüksek tansiyon gibi hastalıklara yakalanma riskini artırır. Kilo vermek istediğinizde daha az yemek yiyin ve fiziksel faaliyetinizi artırın. Aşırı zayıf olmanın da kadınlarda aybaşı atlaması, sindirim sorunları, Hormon dengesizlikleri, cinsel istek ve doğurganlık kaybı ve düzensiz kalp atışları gibi sağlığa yönelik riskleri vardır. Aerobik metabolizmayı hızlandırır ve vücudunuzun enerjiyi daha etkin kullanmasını sağlar."


SaglikON2 1 Kasım 2012 13:29

Vücudun Üretemediği En Gerekli Yağ: OMEGA-3
 

Vücudun üretemediği ama mutlaka alınması gereken temel yağ asitlerinin en önemlisi Omega-3‘tür. Besinlerden yeterli miktarda alınamayan Omega-3 eksikliği özellikle çocuklarda beyin ve göz gelişimi, dikkat eksikliği, davranış bozuklulukları, öğrenme güçlüğü gibi birçok problemleri gündeme getirir. Yapılan bilimsel araştırmalarda yetişkinlerde kalp krizi riskini azalttığı, Alzheimer, diyabet, bağışıklık sistemi üzerinde etkili olduğu saptanmıştır.

Dr. Özlem Karahasanoğlu
Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı

Omega-3 vücut için temel yağ asitleridir ve haftada 3 kez balık yiyerek ihtiyacı karşılamak mümkündür. Ancak burada iki önemli problem var. Bir; Omega- 3’ün çok fazla olduğu balıklar soğuk ve derin deniz balıklarıdır. Tuna, sardalya, somon, ringa, uskumru gibi… İkincisi ise tüm dünya için geçerli olan deniz kirliliğidir. Soğuk su balıklarının denizden aldığı ağır metaller, tüketildiğinde insan vücuduna geçer. Özellikle gebelik ve küçük çocukluk döneminde vücuda besinlerle alınan ağır metallerin yol açtığı hasarlar hiçbir şekilde geriye dönülemez sonuçlar doğurur. Şu da yanlış bir algıdır; hiç balık yemeyelim… Bu gruplar dışında kalan balıklar tüketilebilir. Ancak günlük tükettiğimiz balıklardaki Omega-3 düzeyleri çok yüksek değildir.
Dışarıdan Takviye Şart!
Gebe ve küçük çocuklara haftalık 3 porsiyon balığı balık olarak değil bu etkilerden arındırılmış balık yağları olarak vermek daha doğru olabilir. Durum böyle olduğunda diğer önemli noktaya dikkat etmek gerekir; çok fazla balık yağı markası olduğu için ağır metallerden ayrıştırma sürecinin çok düzgün işlemlerden geçtiğinden emin olunması gereklidir. Balık yağları hazırlanırken tatlandırılır, kokuları biraz daha güzelleştirilir ya da hiç kokusuz hale getirilebilir. Gelişen son teknoloji ile artık kokusuz balık yağı üretmek mümkün olmaktadır. Balık yağı içmekte zorlanan çocuklar için kokusuz balık yağı sağlıklı bir seçenek olabilir.
Vücudun Üretemediği En Gerekli Yağ: OMEGA-3
Omega-3’ler vücudun olmazsa olamazlarıdır. Bazı şeyler vardır ki alsanız iyidir ama almasanız da olabilir. Omega-3 için bu böyle değildir.
Beyin Gelişimindeki Rolü
Beyin gelişimi için ‘olmazsa olmaz’dır. Yapılan çalışmalarda annenin gebelik sırasında aldığı balık yağının bebeklerin ileriki yaşlarda algılamalarında fark yaratılabildiği gösterilmiştir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki; anne sütü balık yağı yani Omega-3 açısından zengindir. İlk 6 ay anne sütüyle beslenen bebekler anne sütü almamış olanlarla karşılaştırıldığında bilişsel fonksiyonları fark gösterebilir. Beyin ve göz gelişimi için ilk 2 yıl çok önemlidir. Anne sütü alamayan bebeklerin ve daha büyük çocukların dışarıdan almaları uygun olabilir.
Kalp-Damar Sağlığındaki Rolü
Kalp-damar sistemindeki damar sertliğine yol açabilecek olan yağ plaklarını azalttığı “tromboz “ denilen pıhtılaşmayı engelleyen süreçlere yardımcı olduğu ispatlanmıştır.
Bağışıklık Sistemindeki Rolü
Bütün hücrelerin zarlarında mevcut olan Omega-3 dolayısıyla tüm sistemlerin gelişmesi için önemlidir. Çünkü tüm sistemler iyi çalıştığında bağışıklık sistemi iyi çalışır. Bu nedenle bağışıklık sistemini direk etkiler.
Omega-3 Tedavinin Parçasıdır!
Sakinleştirici etkisi üzerine yapılan araştırmalarda Omega-3’ün depresyonu ve saldırgan davranışları azalttığı saptanmıştır. Hiperaktif çocuklarda faydası görülmüştür. Alzheimer ve diyabet tedavisinde de olumlu etkisi olduğuna dair çalışmalar vardır. Omega-3 yani balık yağı, kalsiyumun kemiğe yerleşmesine, dolayısıyla boy uzamasına da yardımcı olur.
Şunu unutmamak gerekir; Omega-3 tedavinin bir parçasıdır.
Kullanılan Doz Çok Önemlidir!
Fazla miktarda alındığında kanamalara sebep olabildiği gibi bazı beklentileri tam tersine çevirebildiği de görülmüştür. ‘Bu çok mucizevî birşey ben günde 3-5 kere alayım’ şeklinde bilinçsizce tüketilemez. Kesinlikle doktor tavsiyesinde alınmalıdır.Bazı durumlarda bazı ilaçlarla etkileşimde olabilir. Hem dozaj açısından hemde kullanılan ürünün güvenilirliği açısından en azından eczacıya danışılmasında fayda vardır.
Omega-3 ömür boyu alınabilir ama doğru dozajda. Bu sırada tabii ki balık yemeye devam edilmelidir. Yazları balık sezonu bitiyor balık yasağı başlıyor. Balık yenilemiyorsa Omega-3 tüketilmesi daha mantıklıdır. Ayrıca balık yağının başka bir deyişle Omega-3’ün mevsimi yoktur her zaman tüketilebilir.


ThinkerBeLL 16 Kasım 2012 14:40

Sağlıklı Yaşam için Önlemler, Uyulması Gereken Kurallar
MsXLabs.org


I. TEMİZLİK


A. HİJYEN NEDİR, NE ÖNEMİ VARDIR?

Sağlığa zarar verecek ortamlardan korunmak için yapılacak uygulamalar ve alınan temizlik önlemlerinin tümü hijyen olarak tanımlanır.

Her insan kendi temizliğinden sorumludur. Çocuk yaşlarda anne, baba veya öğretmenler tarafından çoğu zaman bizzat yapılarak öğretilen temizlik uygulamalarının, çocukluktan sonra bireyin kendisi tarafından yapılması gerekmektedir. Örneğin; tuvaletten sonra ve yiyeceklere dokunmadan önce ellerin yıkanması bir alışkanlık olmalıdır. Her gün yapılan işler arasında banyo yapma bir başka temizlik uygulamasıdır.
Temizliğin sadece görünür kirlenme olduğunda yapılması yeterli değildir. Örneğin; uykudan uyanınca yüzün yıkanması, çamaşırların değiştirilmesi, gündelik temizlik uygulamalarıdır.
Su ve sabun olmadan temizlikten bahsetmek olası değildir. Gelişmiş toplumlarda kişisel temizlikte en fazla kullanılan malzemelerin başında su ve sabun gelmektedir. Bunun yanı sıra banyo süngerleri, lifleri, diş fırçaları, el ve ayak temizliği ile vücut temizliğinde kullanılan fırçalar, tırnak makası ilk akla gelen temizlik araçlarıdır. Bunların tümü başkalarıyla paylaşılmaması gereken, kişisel temizlik araçlarıdır.
Başta kişinin kendi sağlığı olmak üzere, başkalarının da sağlığını korumanın en önemli aracı temizliktir. Sadece beden temizliği değil, kullanılan her şeyi ve her ortamı temiz tutmak da temiz olmanın gereğidir.


B- CİLT TEMİZLİĞİ
Vücuda ait kişisel temizlik ile pek çok hastalığın önüne geçilmektedir. Birkaç örnek vermek gerekirse; ishalli hastalıklar, soğuk algınlıkları, cildin mikrobik hastalıkları, cildin mantar, uyuz ve bitlenme gibi parazitlerle oluşan hastalıkları ve bazı allerjik hastalıklar sayılabilir. Uygun vücut temizliği bir çok deri sorununu ve hastalığını önleyici ve ortadan kaldırıcı bir önlemdir.
Kişisel temizlik alışkanlıklarının önlediği diğer bir sorun vücut kokusudur. Vücut kokusu vücut yüzeyinde bulunan mikropların (bakterilerin) teri parçalamasına bağlı olarak meydana gelmektedir. Koku meydana getiren vücut bölgeleri öncelikle ayaklar, kıl köklerinin yoğun olduğu kasık ve koltuk altlarıdır. Her gün banyo yapılamadığı durumlarda koltuk altı önce sabunlu bir bezle, sonra su ile iyice silinmeli ve temizlenmelidir. Deri üzerine daha sonra bir deodorant veya ter önleyici uygulanabilir. Deodorantlar kokuyu sadece maskelerler. Bu nedenle temizlik aracı olarak değil, geçici bir uygulama olarak değerlendirilmelidirler. Giysilere sinen ter kokusu, beden temizliği yapılsa bile, aynı giysinin temizlenmeden tekrar kullanılması halinde kalıcı olur. Özellikle sık yıkanmayan kalın kazaklar kullanılırken bu nedenle özen gösterilmelidir. Vücudun terleme oranının artması kokunun da artması anlamına gelecektir. Ancak insan bir süre sonra kendi kokusuna duyarsızlaşır. Yoğun bedensel çalışma vücuttan çıkan ter miktarının artmasına neden olmaktadır. Bedensel etkinliği fazla olmadığı halde, bazı bireylerin ter bezi salgısı fazla olabilir. Bu durum ergenlik ve menapoz durumlarında özellikle ortaya çıkabilir.


C- SAÇ TEMİZLİĞİ VE BAKIMI
Saçlar da baş derisinde bulunan kıl köklerinden uzayarak büyüyen kıllardır. Kıl köklerindeki bezlerden salgılanan maddeler yağlı yapıdadır.
Sağlıklı saçlara sahip olmak için düzenli biçimde yıkanmak gerekmektedir. Saçların fırçalanması dökülen saçlar, kir ve tozları uzaklaştırıcı işlev görmektedir. Normal bir saçın haftada en az bir ya da iki kez yıkanması gerekmektedir. Yağlı saçlar ise daha sık yıkanmalıdır. Saçlar temiz su ile iyice durulandıktan sonra kurutulmadan önce nazik bir biçimde taranmalıdır. Saçların kurulanmasında yumuşak bir havlu kullanılmalıdır. Kurulama işlemi de yumuşak olmalıdır. Eğer sert bir havlu kullanılır ya da çok şiddetli ovulursa saçların uçları çatallanabilir. Saçlar elektrikli kurutucularla kurutulabilir. Ancak kurutucunun saça çok yakın tutulmaması gerekmektedir. Bu durumda saçlı deri ve saçlar fazla sıcaktan olumsuz etkilenebilirler.
Saçların yıkanması için kullanılan sabunların ve şampuanların esasını kolay çözünebilir özellikteki yağ eritici bir madde oluşturur. Şampuanlara ayrıca koku, renk ve yoğunlaştırıcı maddeler eklenir. Bu ek maddeler saçlı deride tahrişe yol açabilirler. Piyasada bulunan şampuanlarda kullanılan bazı maddeler allerjik reaksiyonlara neden olabilir. Bu nedenle şampuan seçiminde, niteliği bilinmeyen maddelerden kaçınılmalıdır.
Saç diplerinde kepek varsa, sık sık çok sıcak olmayan su ve sabunla yıkamak yararlı olabilir. Saçlar bol su ile iyice durulandıktan sonra da kepeklenme önlenemiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Hekim önerisi dışında saçlar için yararlı olduğu ileri sürülen maddeler güvenli olmayabilirler. Saç temizliğinde kişisel olarak kullanılan fırça ve taraklar sık aralıklarla sıcak sabunlu su ile yıkanmalı ve durulanmalıdır. Sağlık yararı dışında saçların temizlik ve düzeni, insanlar arasındaki ilişkilerde ve kendini iyi hissetmede etkisi olan olumlu dış görünüş açısından da önemlidir.


D- YÜZ, GÖZ VE KULAK TEMİZLİĞİ
Her sabah yataktan kalkıldığında su ile yüzün yıkanması gerekmektedir. Gece uykudan önce, yüzün sabunla yıkanarak temizlenmesi yüz derisi üzerindeki günün kirini arındırır. Cildin doğal kimyasal yapısına uygun sabunlar yüz temizliği için tercih edilmelidir.
Çoğu zaman görme keskinliğinin kaybedildiği farkedilmeyebilir. Bu nedenle düzenli aralıklarla göz muayenesi yaptırılmalıdır. Görme bozukluğu olanların gözlük yerine kontakt lens kullanması oldukça yaygındır. Bazı kişiler sadece göz rengini değiştirmek için estetik amaçlı kontakt lens kullanırlar. Kontakt lens kullanımında temizlik çok büyük önem taşımaktadır. Bu temizliğe ilk gün nasıl uyuluyorsa kontakt lens kullanıldığı sürece de aynı titizlikle uyulması gerekmektedir.
Bazen güzelliği daha belirgin hale getirmek için başta göz çevresi ve kirpikler olmak üzere makyaj amacıyla yüze sürülen çeşitli maddeler kullanmaktadır. Öncelikle bu maddelerin kaliteli olması çok önemlidir. Buna rağmen göz çevresinde ve yüzde mikrobik ya da allerjik sorunlarla karşılaşılabilir. Makyaj yapılıyorsa her akşam yatmadan önce muhakkak göz çevresinde ve yüzde kullanılan makyaj artıkları uygun krem ve solüsyonlar kullanılarak ya da su ve sabunla temizlenmelidir. Makyaj temizliğinde kullanılan malzemelerin niteliği de en az makyaj malzemeleri kadar önemlidir. Bu tür malzemeler yeterince kaliteli olmadığında cildin yıpranmasına, sivilce ve siyah noktaların oluşmasına hatta lekelenmelere yol açabilir.
Kulak temizliğinde kulak arkasının temizliği unutulmamalıdır. Kulak içine herhangi bir cisim sokulmamalıdır. Dış kulak yolunun zedelenmesi tehlikeli iltihaplanmalara neden olabilir.
Kulağa küpe takarken bunun kulakta allerji yapabileceği bilinmelidir. Bu nedenle kullanılacak küpelerin allerji yapma özelliği çok az olan altın ya da gümüşten yapılanları tercih edilmelidir.
Klipsi olmayan küpe kullananlar kulak memesinde delik açtırmaktadırlar. Bu deliği açarken kullanılan delici aracın ve peşi sıra takılan ip ya da halkanın mutlaka mikropsuz olması gerekir. Aksi takdirde kulak memesinde çok tehlikeli durumlara yol açabilecek iltihaplanmalar görülebilir. Ayrıca kulak memesine delik açılırken tek kullanımlık aletler kullanılmadığı taktirde bugün için çok yaygın hale gelmiş kan yolu ile bulaşabilen sarılık (hepatit B), AIDS (HIV) gibi, mikropların yol açtığı hastalıklara yakalanma tehlikesi vardır. Doğal olarak bu riskler kulak gibi vücudun başka yerlerine de takılan cildi delici takıların ve işlemlerin (dövme gibi) tümü için geçerlidir .


E- AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI
Diş ve diş eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasındadır. Ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için gereken önem verilmemektedir.
Ağız sindirim kanalının girişidir. Ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına, sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar. Ağızla aldığımız yiyecekler çiğnenip, tükürükle karıştırılarak yutulmaya ve sindirime hazır hale getirilirler. Ağız aynı zamanda konuşmaya yardım eder. Tat alma organı olan dilin; çiğneme, yutma, konuşma gibi çok önemli yan görevleri de bulunmaktadır.
Dişlerin besinlerin parçalanması, öğütülmesi görevlerinin yanı sıra konuşmada ve görünümümüzde önemli etkileri vardır. Dişleri eksilmiş kişilerin bazı sesleri çıkarabilmeleri zorlaşır, çiğnemede ve/veya ısırmada da zorluk olur. Dişlerin gelişim süreci içerisinde ilk çıkan süt dişleri, daha sonra yerlerini kalıcı dişlere bırakır.
Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir. Dişler neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir ve kalp, böbrek, eklemler vb. yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir.
Ağızda ve dişlerde yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması, ağız ve dişlerin görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu “ağız ve diş sağlığı”nın varlığını gösterir.

1. Diş Çürümesi

Diş çürüklerinin oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi, mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları, bunların parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı. Besinler içinde diş çürümesine en çok neden olanlar karbonhidratlar, yani kabaca, şekerli gıdalardır.
Dişler düzenli olarak fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse, mikroplar onlara zarar veremezler. Diş çürüğü, dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır.
Dişler iyi temizlenmeyecek olursa, üzerinde besin artıkları ve mikroplar birikir. Ağız içerisindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri kullanarak onu saydam, yapışkan bir madde haline getirir ve dişler üzerine yapışmasını sağlar. Bu birikintilere plak denir. Bu plaklar bakterilerin diş üzerinde tutunmalarını da kolaylaştırırlar. Besinlerin tatlandırılması için kullanılan şekerli maddelerin içinde bulunan asit, dişlere zarar verebilir, ancak bakterilerin kendileri de asit oluşturabilmektedir. Asit diş minesinin erimesine neden olur. Böylece oluşan erime bölgelerinden giren mikroplar kolayca alttaki yumuşak dokuya ulaşabilirler.
Asitler dişin koruyucu tabakası olan diş minesi üzerinde küçük delikçikler oluşturur. Bu delikler giderek genişler ve küçük oyuklar haline gelir. Diş minesinin erimesinden sonra çürük hızla ilerler, alttaki tabakada geniş ve derin bir oyuk meydana getirir. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler ağrımaya başlar. Çürük daha da ilerlerse diş özü bölgesinde ve çene kemiği içerisinde cerahat oluşmaya ve birikmeye başlar. Buna diş apsesi denir. Eğer diş hekimi tarafından daha başlangıcında tedavi edilmeyecek olursa çürük diş için daha zor, karmaşık ve pahalı tedaviler gerekebilir. Diş plağı, diş etlerinin önemli hastalık nedenlerinden biridir. Yemeklerden sonra dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanarak yemek artıklarının çıkarılması dişlerin çürümesini, diş eti hastalıklarının oluşumunu ve ilerlemesini önler.
Dişlerin ağrımaması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Diş ağrısının olması için diş çürüğünün çok ilerlemiş olması gerekir. Diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde belirlenmesi için ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki kez diş hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi gerekir. Diş hekimleri gerektiğinde dişlerin filmini çekerek gözle görünmeyen diş oyuklarını da belirleyebilirler.
Diş çürüklerinin erken dönemde tanınması dişlerin kaybedilmesini engelleyebilir veya en azından geciktirebilir. Bu hem sağlık açısından, hem de sosyal ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlar. Ağza takma diş takılmasına olan ihtiyacı azaltır. Hiçbir şey kendi doğal dişlerimizin yerini tutamaz. Kalıcı dişlerin erken dökülmesi beslenme sorunlarına neden olur. Doğal dişlerin uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının önemi çok büyüktür.
Diş sağlığı açısından sularla aldığımız flor da çok önemlidir. Sularında flor eksikliği olan yerleşim yerlerinde diş çürüklerinin oranı çok artar. Bu nedenle florla ilgili olarak sağlık kuruluşlarının önerilerine uyulmalıdır.

2. Diş Eti Hastalıkları
Dişin diş eti dışında görünen bölümü diş minesi denilen sert bir tabaka ile kaplanmıştır. Bunun altında daha yumuşak bir yapı vardır. En içte ise diş özü vardır. Burada bol miktarda damar ve sinir bulunur. Diş gövdesi diş etine ve onun altındaki kemiğe girdiği bölümde daralır. Bu bölüme dişin boyun bölümü denir. Çene kemiği içinde kalan bölümüne ise dişin kök bölümü adı verilir. Diş kökü diş yuvasında çene kemiğine özel doku uzantıları ile sıkıca bağlanmıştır. Diş eti hastalıkları, diş çürükleri ağız kokusuna neden olabilir. Ağız kokusu olduğunda nedeni araştırılmalıdır.
Diş eti hastalıkları en önemli diş sağlığı sorunları arasındadır. Ağız hijyeninin bozukluğu ile yakından ilişkilidir. Başlangıç döneminden itibaren diş etleri kolay kanar. Diş eti kanamalarında diş hekimi muayenesi zorunludur. Diş etleri, diş yuvaları ve ağız tabanındaki iltihaplanmalar genel olarak diş eti hastalığı olarak bilinmektedir. Diş üzerindeki plaklar bunun en önemli nedenidir. Tedavi edilmeyen diş eti iltihapları çene kemiğinin de iltihaplanmasına ve zarar görmesine yol açabilir.
Diş çürüğü, diş eti hastalıkları, sinüzit, bademcik iltihabı, solunum sistemi hastalıkları, sindirim sorunları, ağız bakım yetersizliği ağız kokusuna neden olabilir. Bu hal, sosyal ilişkileri de etkiler. Bazı metabolizma hastalıkları da ağızda kendine özgü kokular yapabilir.

3. Dişlerin Gelişim Bozuklukları
Ağızda kapanma bozukluklarına neden olan diş düzensizlikleri dişlerin çürümesini kolaylaştırır ve daha erken dönemde dökülmesine yol açar. Düzensiz dişler, alt ve üst çene arasındaki ilişkinin bozulmasına neden olabilir. Çiğneme ve temizleme güçlüğü yaratırlar, kötü ağız kokusuna yol açarlar.
Düzensiz dişlerin en önemli nedeni süt dişlerinin zamanından önce yitirilmesi olabilir. Bunun sonucunda çıkan kalıcı dişler birbiri üzerine gelecek biçimde yerleşebilirler. Düzensiz dişler konuşma bozukluklarına ve görünüm bozukluklarına neden olabilir.
Sigara dişlerde renk değişikliği yapar. Sigara içenlerin dişleri kahverengimsi bir renk alır. Canlılığını kaybetmiş olan dişler gri renkte görünür. Çocuklarda hatalı olarak kullanılan bazı ilaçlar da dişlerde renk değişikliğine neden olabilir. Aşırı derecede flor dişlerin sararmasına neden olabilir.
Hamilelikte ve süt çocukluğu döneminde kullanılan antibiyotik vb. bazı ilaçlar dişlerde kalıcı renk değişikliklerine neden olabilir. Bu nedenle hekim önerisi olmaksızın ilaç kullanılmamalıdır .

4. Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur?
Diş hastalıkları ve diş sağlığının korunması açısından erken tanı çok önemlidir. Bu nedenle yılda en az iki kez diş hekimine muayene olunması önerilir.
Diş çürümelerinin önlenmesinde sularda yeterli flor olması, düzenli olarak dişlerin fırçalanması, diş ipi kullanılması, aşırı tatlı ve şekerli yiyeceklerden olabildiğince kaçınma bunlar yendiğinde mutlaka dişlerin fırçalanması, diş hekimi kontrollerine gidilmesi temel uygulamalardır. Diş eti hastalıklarının önlenmesinde de diş fırçalama ve düzenli diş hekimi kontrolleri önemlidir.
Dişlerde gelişim bozuklukları varsa erken dönemde özel diş hekimliği dallarında uzmanlaşmış birimlere başvurularak gerekli tedavi sağlanmalıdır.
Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Dişler sert cisimlerle karıştırılmamalı, fındık, ceviz vb. kabuklu yiyecekler dişlerle kırılmamalıdır. Bunlar diş minesinin çatlamasına ve bakterilerin etkisinin artmasına neden olur. Diş minesinin koruyucu etkisi ortadan kalkar.

5. Diş Fırçalama Tekniği
Dişlerimizi korumanın en etkili yolu düzenli olarak fırçalamaktır. Diş fırçalamanın ilk adımı doğru fırça seçimidir. En uygun fırça naylon ve orta sertlikteki fırçalardır. Ağız içinde kolay hareket ettirilmesi ve arka dişlere rahat ulaşabilme açısından fırçanın kafasının fazla büyük olmaması tercih edilir. Uygun fırça seçildikten sonra dişler en az günde iki kere düzenli olarak fırçalanır. Diş macunu ağza verdiği hoşa giden koku ve his nedeniyle diş fırçalanmasını kolaylaştırır. Diş parlatma tozları diş hekimi önerisi olmadıkça kullanılmamalıdır. Aşırı kullanımlar diş sağlığı açısından zararlıdır.
Diş fırçalanmasında fırçanın duruşu dışındaki temel hareket aynıdır: Fırça diş eti çizgisine eğimli olarak yerleştirilir. Bu durum bozulmadan küçük dairesel hareketlerle dişler fırçalanır. Daha sonra fırça, bir fırça boyu kadar kaydırılarak fırçalama sürdürülür.
1. Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak ağız boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil, yumuşak ve daireler çizecek biçimde, ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır.
2. Daha sonra dişlerin iç yüzeyleri aynı şekilde fırçalanır. Bu işlemde fırça eğik tutularak, diş etinden ağız boşluğuna doğru hareket ettirilir.
3. Daha sonra dişlerin çiğneme yüzeyleri fırça düz olarak ileri geri hareket ettirilerek fırçalanır.
Fırçalama işleminin en az iki-üç dakika sürmesi gerekir. Sağlıklı diş etleri fırçalama sırasında kanamaz.
Diş fırçası kişiye ait bir araçtır, başkalarıyla paylaşılmaz. Diş fırçaları birkaç ayda bir, en geç altı ayda değiştirilmelidir. Gerektiğinde ara yüzlerin etkin olarak fırçalanmasını sağlamak üzere ara yüz fırçaları kullanılır. Bunlarla ilgili önerilerini almak üzere diş hekimine başvurmak gereklidir.

6. Diş İpi Kullanımı
Diş ipi, diş aralarında kalan yiyecek artıklarının uzaklaştırılması açısından çok yararlı bir araçtır. Çok küçük yaşlardan başlanarak uygun diş fırçalama ve diş ipi kullanma tekniklerinin öğrenilmesi gerekmektedir.
Dişler fırçalandıktan sonra diş ve diş eti çizgisi ile dişler arasında kalan yemek artıklarının temizlenmesi için diş ipi kullanılır. Bu artıklar en önemli çürük nedenlerindendir.
1. Otuz santimetre kadar diş ipi alınır. Diş ipinin bir bölümü bir elin orta parmağına diğer ucu da diğer elin orta parmağına dolanır. İpin bir bölümü ortada kalmalıdır.
2. Ortada kalan ip bölümü işaret parmağı ile geriye doğru itilir.İp, dişler arasından geçirilir. Bu hareket sırasında sert olunmamalıdır. İp diş etine kadar indirildikten sonra ağız boşluğuna doğru diş aralarını sıyıracak biçimde indirilir. Bu sırada diş etinin kesilmemesine özen gösterilmelidir.
3. Aynı uygulama diğer bir parça ip alınarak alt dişler için de tekrarlanır.


F- MEMELERİN BAKIMI
Kızlarda meme gelişimi 8-13 yaşlarında başlar. Meme bakımı gelişmeyi izler. Memelerin gelişimi sırasında önce bir tomurcuklanma, daha sonra meme dokusunda genişleme ve büyüme olur. Memenin büyümesi ile beraber meme ucundaki kahverengi kısım da büyümeye başlar. Gelişiminin sonuna doğru meme ucunun kahverengi kısımdan daha kabarık bir hale geldiği fark edilir.
Kızlarda meme gelişimi başladıktan birkaç sene sonra sütyen giyme gereksinimi doğar. Genç kız ne zaman sütyen giyme gereksinimi olduğunu en iyi kendisi anlar. Bir genç kıza sütyen almasında yardımcı olabilecek en yakın kişi annesi veya ailesinden birisidir. Öncelikle hangi boy sütyen alınmasına karar vermek gerekmektedir. Bunun için öncelikle göğüs çevresi göğüs altından mezurle ölçülür, bu sütyenin beden büyüklüğünü vermektedir. İkinci ölçüm ise kalıp için gerekmektedir. İkinci ölçüm göğsün meme uçlarından yapılan ölçümüdür. Göğüs altı ile göğüs uçları arasındaki ölçümler arasındaki fark hesaplanır. Bu fark 15 cm.den az ise “B” kalıbı, 15-22 cm arasındaysa “C” kalıbı ve 22 cm den büyükse “D” kalıbıdır. İlk defa sütyen takarken pamuklu dokumadan, göğüsleri rahatça saran ve destek olanlar tercih edilmelidir.
Sütyen doğrudan vücuda giyilen bir çamaşır olup, sık sık değiştirilmesi gerekmektedir. Sütyenlerin yıkanma kuralları ise genellikle üzerinde bulunan kullanım kılavuzunda bulunmaktadır.


G- CİNSEL BÖLGENİN TEMİZLİĞİ
Ergenlik dönemiyle birlikte kızlar ve erkeklerde üreme organlarında bazı değişiklikler olmaya başlar. Erkeklerin üreme organlarında olan değişiklik büyüme ve gelişme tarzında olur. Ayrıca bu dönemde erkek üreme organlarının etrafında kıllanma başlamıştır. Önce kısa ve ince olan tüyler daha sonra kalınlaşmaya, sertleşmeye ve kıvrılmaya başlar. Erkeklerde cinsel organ etrafında olan kıllanmanın ardından koltuk altlarında, göğüste, yüzde bıyık ve sakal tarzında kıllanma da başlar. Kızlarda da dış üreme organlarında ve koltuk altlarında kıllanma başlar. Erkeklerdeki gibi önce kısa ve ince olan tüyler, daha sonra kalınlaşmaya, sertleşmeye ve kıvrılmaya başlarlar. Bu dönemden itibaren vücut temizliğinde banyo yapma dışında üreme organ temizliğine özel olarak önem vermek gerekmektedir. Kıllı deride ter bezleri çok daha fazla sayıdadır. Bu nedenle terleme ve terleme sonrasında koku çok daha rahatsız edici olabilir. Bunun yanı sıra terlemeden dolayı kirlenme ve cildimizde mikropların yerleşmesi çok daha kolay olmaktadır. Mikroorganizmaların bu bölgelere yerleşmesi ile kaşıntı, kızarıklık, şişme, ağrı ve o bölgede ısı artışı gibi iltihabın belirtileri görülmeye başlar.

1. Adet Döneminde Temizlik ve Bakım Nasıl Yapılmalıdır?

Kızlar yaklaşık on iki, on üç yaşlarına geldiklerinde, bir gün çamaşırlarında kan lekesi görürler. Genç kız bu kan lekesinin ne olduğunu bilmiyorsa korkabilir, endişelenerek telaşlanabilir. Bazen bilgisi olsa da utanabilir, çekinebilir. Hemen hemen bütün genç kızlar bu duygulardan bir kaçını beraber yaşarlar. Bu nedenle ergenlik belirtileri başlayan kız çocuklarına bu konuda önceden bilgi verilmelidir. Adet kanaması yaklaşık ayda bir defa vajinadan gelen bir kanamadır. Normalde 21-35 günde bir adet görme olabilir. Kanama süresi ise 3-7 gün arasında değişir. Adetin başlaması sırasında hafif bir karın ve kasık ağrısı, uyku hali, yorgunluk, halsizlik ve sinirlilik olabilir. İlk gün ağrı biraz daha fazla, kanama ise koyu renklidir. Daha sonra miktar giderek artar. Bir kaç gün içinde kanama azalır ve renginin açıldığı dikkat çeker.
Adet döneminde kadın üreme organlarından rahmin iç duvarını kaplayan ince doku atılmakta olup, bu doku mikropların çok sevdiği bir ortam özelliğini taşımaktadır. Bu nedenle ayakta ya da başkaları tarafından kullanılmayan temiz bir taburede oturarak yıkanma önerilir.
Eğer sık olarak banyo yapma olanağı yoksa, adet döneminde dış üreme organlarının özel olarak temizlenmesi gerekmektedir, çünkü adet sırasında rahimden gelen kan kullanılan pet ile dış üreme organları arasında birikmektedir. Dış üreme organları derisi üzerinde biriken bu kan artıkları yine mikropların yerleşmesi ve üremesi için oldukça uygun bir ortam oluşturmaktadır. Cilt üzerinde doğal olarak bulunan mikroorganizmalar vardır. Cilt temizliğine dikkat edilmediği zaman bu mikroplar cildimize zarar verecek şekilde üremeye başlar. Bunun yanı sıra bu bölgede idrar yolu çıkışı bulunmaktadır ve bağırsakların çıkışına da yakındır. Bağırsaklardan atılan dışkı içinde çok sayıda mikrop vardır, tuvalet sonrası temizlik, dışkının ön tarafa bulaşmasını önlemek için önden arkaya doğru yapılır. Aksi halde (arkadan öne doğru) mikroplar kolaylıkla bu bölgeye bulaşabilir. Dış üreme organlarına gelen bu mikroplar yalnızca burada yerleşmekle kalmaz, bu bölgeden içeriye doğru rahatlıkla giderek iç üreme organlarında ve idrar yollarında da iltihap oluşmasına neden olabilirler.
Adet döneminde dış üreme organlarının temizliğinin yanı sıra kullanılan pedlerin temizliğine de dikkat edilmesi gerekmektedir. Çamaşır içine konan kanı emmesi istenen malzemenin temiz olması gerekmektedir. Adet döneminde kullanılması için üretilen özel pedler bulunmaktadır. Pedler temiz olarak üretilmekte ve kullanım kolaylığı da bulunmaktadır. Külot içine yerleştirilen pette bulunan koruyucu tabaka emilen adet kanının çamaşıra geçmesini önlemektedir. Pedler bir defa kullanılmalı, kanama durumuna göre sık sık değiştirilmelidir (bir ped asla altı saatten uzun kullanılmamalıdır). Gece kullanımına veya kanamanın fazla olduğu durumlara yönelik özel pedler üretilmektedir. Pedlere mikrop bulaşmaması için kullanmadan önce açıkta taşınmamalı, özellikle dış üreme organlarına temas edecek yüzü asla kirletilmemelidir. Sadece taşıma değil, kullanım öncesi el temizliği de önemlidir. Ellerin önceden sabunlu su ile yıkanmış olması ve pedin dış üreme organlarına temas edecek yüzünün olabildiğince ellenmemesine gayret edilmelidir. Pedler kullanım sonrası küçük torbalara konmalı ya da önerildiği şekilde katlanarak çöp kutusuna atılmalıdır. Pedler suda erimeyen malzemeden olduğu için tuvalete atılmamalı ve kapatılmadan açıkta bırakılmamalıdır.
Ülkemizde adet döneminde bez kullanımı da oldukça yaygındır. Bezlerin kullanımında da uyulması gereken bazı kurallar vardır. Bezin adet dönemi için sıvı emici özelliği olan pamuklu kumaşlardan, kenarlarının bastırılarak özel olarak hazırlanması gerekmektedir. Adet kanı ile kirlenen bezin üzerindeki kanın yıkanması, çamaşır suyunda bekletilerek mikroorganizmalardan temizlenmesi, iyice durulanması, kuruduktan sonra da ütülenerek yine mikroorganizmaların yok edilmesi gerekmektedir. Ayrıca temiz bir şekilde saklanması ve taşınması da önem taşımaktadır. Bezlerin değiştirilme sıklığı da pedler gibidir, ancak bezin sıvıyı içinde tutup dışarıya vermeme özelliği olmadığı için çamaşırı kirletmesi daha kolay olabilir.
Bazı kişiler de adet döneminde pamuk kullanmaktadır. Pamuğun kolaylıkla ayrılabilme özelliği kullanım zorluğuna neden olabilir. Pamuk kullanımı özellikle isteniyorsa, o zaman pamuğun temiz bir gazlı bez ile sarılarak kullanılması yerinde olur. Değiştirme sıklığı, saklanması ve uygulanması sırasındaki öneriler bez ile aynıdır.
Ülkemizde tampon kullanımı da yaygınlaşmaya başlamıştır. Tampon vajina içine yerleştirilen ve vajinadan dışarıya doğru sarkan bir ipi olan, adet kanını emecek şekilde özel olarak hazırlanmış bir malzemedir. Üç değişik büyüklükte hazırlanmışlardır. Bu materyalin üretiminde pamuk kullanılmakta, ancak özel işlemlerden geçirilerek parçacıkların vajina içinde ayrılmaması sağlanmaktadır. Tampon temiz bir şekilde üretilmekte, kullanıma kadar üzeri kapalı kalmaktadır. Kullanım öncesinde yine ellerin mutlaka temiz olması gerekmektedir. Kullanım kılavuzunda anlatıldığı gibi, tampon üzerindeki ambalaj gösterilen yerden açılmalı, hiçbir yere konmadan hemen uygulanmalıdır. Uygulamayı kolaylaştırmak amacıyla bazı tamponlarda yardımcı bir araç bulunur. Tamponlar vajina içine doğrudan yerleştirildiği için uygulama sırasında temizliğe özellikle önem verilmelidir. Tamponun vajinada altı saatten fazla kalmamasına özen göstermek gerekir. Tamponun daha uzun süre kalması halinde vücutta bulunan mikropların, üzerinde üreyerek kana karışması “toksik şok” olarak bilinen istenmeyen bir duruma neden olabilir. İlk belirtileri ateş ve kan basıncının düşmesi olan, hastanede yatarak tedavi gerektiren toksik şok, ölüme neden olabilir.

2. Tuvalet Sonrası Beden Temizliği
Sağlıklı bir insanda idrar mikrop içermez, ancak dışkının her milimetre küpünde milyonlarca bakteri bulunur. Bunlar bağırsaklarımızdan atılmış olmasına rağmen, herhangi bir yolla tekrar vücudumuzun iç ortamına bulaştıklarında hastalığa neden olurlar. Bu nedenle özellikle dışkılama sonrası temizliğin özenle yapılması çok önemlidir. Dışkılama sonrası temizlik, daha önce de belirtildiği gibi idrar çıkışı açıklığına ve kadınlarda vajina girişine mikrop bulaştırmamak için mutlaka önden arkaya doğru yapılmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken diğer noktaysa, dışkılama sonrası temizlik yapılırken ellere mikrop bulaştırılmamasıdır. Dışkılama sonrası temizlikte doğrudan eller kullanıldığında kirlilik öyle artmaktadır ki etkili yıkama ile dahi eller tam olarak temizlenmemektedir. Bu nedenle dışkılama sonrasında ilk temizliğin, gözle görünür bir kirlilik kalmayıncaya kadar yinelenerek her seferinde kuru temiz tuvalet kağıdıyla, daha sonra yine el değdirilmeden fışkıran suyla ya da ıslatılmış kağıtla yapılması ve bölgenin tuvalet kağıdı ile kurulanarak temizliğin bitirilmesi en uygunudur. Bu işlem bittiğinde eller mutlaka aşağıda el temizliğinde anlatılan şekilde etkili bir biçimde yıkanmalıdır. Özellikle ellerde istenmeyen bir bulaşmanın olduğu durumlarda kullanılan musluk, sifon ya da kapı kolu ve benzeri bir yüzeye dokunmak gerekiyorsa, buralara doğrudan temas yerine tuvalet kağıdı kullanarak dokunmak, tuvalet kağıdının ruloda kalan bölümünü kirletmemek, hem daha sonra kendimizi hem de birlikte ortamı paylaştığımız insanları, dışkı ile bulaştırmamak açısından önemlidir.


H- EL VE TIRNAK TEMİZLİĞİ VE BAKIMI
Günlük yaşamda en fazla kirlenen organların başında eller gelmektedir. Kirli yüzeylere sürtünen ve dokunan ellerin yıkanmadıkları sürece birer mikrop barınağı olmaya başladığı bilinmelidir. Bu nedenle ellerin düzenli olarak yıkanması gerekmektedir. Olanak bulunan her ortamda eller akar su altında sabunla, el sırtı, avuç içi ve parmak araları köpüklerle kaplanıp 15 saniye ovuşturularak (yavaşça 15’e kadar sayarak bu süre belirlenebilir) yıkanmalı, durulanmalı, başkası tarafından kullanılmamış havlu, kağıt havlu ya da kağıt mendille kurulanmalıdır. Kurulama olanağı yoksa elleri bir yere sürmek yerine havada kendiliğinden kurumasını sağlamak en doğru davranıştır. Tırnakların kesilmiş, varsa ojenin eskimemiş olması el temizliği için ön koşuldur. Su ve sabun bulunmayan yerlerde el temizliği hazır ıslak temizlik mendiliyle yapılabilir.
Eller ne zaman yıkanmalıdır?
  • yemeklerden önce ve sonra
  • yemek hazırlamadan önce ve sonra
  • diş, ağız, yüz, göz temizliği yapmadan önce
  • tuvalet gereksiniminin giderilmesinden önce ve sonra
  • kirli, tozlu bir işi tamamladıktan sonra
  • dışarıdan eve ve işe geldikten sonra
  • hasta olan bir yakınımızı ziyaretten sonra
- yukarıdakilere uyan hiçbir iş yapılmasa dahi gün içinde çeşitli saatlerde (her zaman temiz görünecek şekilde)
Tırnağın etten ayrıldıktan sonraki bölümünün altında kir ve yağ kolayca birikir. Ayrıca burada mikroplar barınabilir, bağırsak parazitlerinin yumurtaları da bulunabilir. Tırnakların düzenli kesilmesi, banyo yaparken de tırnak fırçası ile fırçalanarak temizlenmesi gerekir. Tırnak yemek, bu nedenle de sağlığa zararlı bir alışkanlıktır.
El tırnakları yarım ay biçiminde, ayak tırnakları ise düz olarak kesilir. Ayak tırnaklarının yarım ay biçiminde kesilmesi tırnak batmalarına neden olabilir.


I- AYAK TEMİZLİĞİ
Ayaklar her gün çorap ve ayakkabı içerisinde terlediğinden düzenli olarak yıkanmalıdırlar. Yıkanma işlemi yapılmaz ise çevreyi rahatsız edecek kokular, daha sonra da ayak sağlığını bozabilecek nasır gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Ayaklar düzenli olarak yıkanmalı, her yıkamadan sonra parmak araları havlu hatta saç kurutma aracı ile iyice kurutularak mantar enfeksiyonları için ortam oluşması önlenmelidir. Ayak havluları ellerin kurulanmasında kullanılmamalıdır.
Ayak sağlığı ve temizliği için kullanılan çorap ve ayakkabı da önemlidir. Özellikle çorapların pamuklu olması ayak sağlığı için tercih nedenidir. Çorapların temiz olması ve günlük olarak değiştirilmesi gerekmektedir.


J- BANYO YAPMA
Mümkün olduğunca sık yıkanmak gerekir. Özellikle deri yüzeyinde bulunan mikropların, yığılan kirlerin, ter ve diğer bileşiklerin uzaklaştırılması ve dökülen yüzeysel hücrelerin atılması için de bu uygulama gereklidir.
Yıkanma, su ve sabun kullanarak derinin ovulması ve kirin akıtılmasıdır. Ter, yağ, diğer deri bezleri salgıları, deri üzerindeki mikroplar, deri döküntüleri, toz, çamur vb. birleşerek kir denilen tabakayı meydana getirir. Kirli ortamda çalışan kişilerde zararlı bir takım maddeler vücuda bulaşabilir. İşte tüm bunların günlük banyo ile hatta gereğinde daha sık banyo ile vücuttan uzaklaştırılması sağlanabilir. Vücuda bulaşan her tür zararlı kimyasal madde banyo ile hemen deriden uzaklaştırılmalıdır.
Yıkanma sırasında yıkanmayı kolaylaştıracak araç ve gereçlerden yararlanılabilir. Lif, kese mekanik etkinliği artırmak için yarar sağlayabilir. Lifler sabunun vücuda daha etkin olarak uygulanmasını sağlamaktadır. Sırt bölgesinin sabunlanmasında uzun saplı banyo fırçalarından yararlanılabilir. Kese geleneksel yıkanma araçlarındandır. Derideki döküntü hücrelerin uzaklaştırılmasına ve bir dereceye kadar deri dolaşımına yardımcı olabilir. Ancak soyucu etki yapacak şiddette kullanılmamalıdır.
Her banyodan sonra iç çamaşırları ve giysiler değiştirilmelidir. Çeşitli nedenlerle banyo yapılamadığı durumlarda da iç çamaşırlarının sık olarak değiştirilmesi gerekmektedir. Spor ve aşırı yorucu işler yaparak fazla terlenildiği durumlarda muhakkak banyo yapılmalı ve iç çamaşırları değiştirilmelidir.

Cinsel İlişki Sonrasında Temizlik
Cinsel ilişki sırasında kişiler arasında vücut salgılarının bulaşması söz konusudur. Bu salgıların çoğu içerikleri nedeni ile mikropların çoğalmasına ve kötü koku oluşmasına elverişli ortam yaratırlar. Hatta bazen hastalık etkenlerini içerebilirler, bu nedenle cinsel ilişki sonrasında da banyo yapılması önerilir. Ancak vajina yıkanmamalıdır. Vajinanın yıkanması buradaki doğal korumayı bozacağından enfeksiyon riskini artırır.



_SoNBaHaR_ 18 Kasım 2012 18:16

Antioksidan Nedir? - Antioksidan İçeren Besinler Nelerdir?
 
Teknolojik gelişmeler hiç kuşkusuz hayatımızı çok kolaylaştırdı fakat bunun yanında olumsuz etkileri ile de hayatımızı tehdit eder duruma geldi. Hava kirliliği, yiyeceklerimizdeki hormonlar, besinlerimizdeki katkı maddeleri ve koruyucular, ozon tabakasının delinmesiyle bize ulaşan zararlı güneş ışınları, çevre kirliliği… Bu örnekleri tabiki daha da çoğaltabiliriz. İşte bu etkenler bizi kanser, kalp krizi gibi hayati tehlikesi bulunan hastalıkların yanında erken yaşlanma ile de karşı karşıya getirebilir.İşte vücudumuzu bu zararlı etkenlerden korumak için bol bol antioksidan bulunan besinler tüketmeliyiz.
Günümüzde tıp dünyası oldukça ilerledi. Bu gelişmeler sayesinde eskiden tedavi edilemeyen bir çok hastalık artık tedavi edilebiliyor. Tıp dünyası öte yandan bu hastalıkları önleme ve sağlıklı yaşam sürme ile ilgili çalışmalara da önem vermektedir. Koruyucu hekimlik alanında sürdürülen bu çalışmalarla besinlerin lif, yağ, karbonhidrat, protein miktarlarını, hangi besinlerde hangi vitaminlerin bulunduğunu öğrenebiliyoruz.

Antioksidan : Vücut hücreleri tarafından üretildiği gibi, gıdalarla da alınan bir grup kimyasal maddedir. Gıdalarla alınan en önemli antioksidanlar, betakaroten, E ve C vitaminleridir.Vücudumuz için zararlı olan ve serbest radikaller adı verilen ve toksik (zehirli) etki gösteren bazı maddelerin oluşmasına neden olan etmenler vardır. Bunlar besinlerimizde bulunan katkı ve koruyucu maddeleri, petrokimya ürünleri, sigara, güneşin zararlı ışınları ve hava kirliliğidir. Soluduğumuz havadaki oksijen de serbest radikallerin çıkmasına neden olur. Vücudumuzda bulunan antioksidanlar, serbest radikallere karşı etki göstererek bunların zarar vermesini önler.


* Bazı uzmanlara göre antioksidan üretimi 25 yaşından itibaren yavaşlamaktadır. Bu nedenle ilerleyen yaşlarda daha fazla ek antioksidan alınmalıdır.
* Antioksidanlar yalnızca sebze ve meyvelerde bulunmaz. Balık yağı, süt ve süt ürünleri ile selenyum açısından zengin olan balıkta da bulunur.
* Sebzeler ve meyveler pişirilince antioksidan değerleri azalır. Bu nedenle buharda pişirme yöntemi en uygun olanıdır.
* Üzümün kabuğu, içeriği ve çekirdeğinin ortalama 20 civarında değişik antioksidan madde ihtiva ettiği belirtilmektedir.
* Likopen, yaşlıların bedensel ve zihinsel sağlığını korumada son derece etkili bir antioksidandır. Likopen açısından zengin ender sebzelerden biri domatestir.




Antioksidan Bulunan Besinler
Yeşil Yapraklı Sebzeler : Yeşil yapraklı sebzeler özellikle kalp sağlığımız açısından önemli oranda antioksidan bulunan besinlerdir.
Lahanagiller : Brokoli, karnabahar, turp, Brüksel lahanası, beyaz lahana, hardal, kara lahana, şalgam önemli antioksidan bulunan besinlerdendir. Hem kanserden hem de kalp hastalıklarından korunmayı sağlar.
Soğangiller : Soğan ( taze ve kurusu), sarımsak, pırasa güçlü antioksidanlardandır.
Kuru baklagiller : Soya fasulyesi, mercimek, kuru fasulye, nohut, kuru bakla ve yulaf besinleri antioksidan bulunan besinlerdir.
Zeytinyağı : Bileşimindeki tekli doymamış yağ asitleri kolesterolü düşürmede etkilidir. Aynı zamanda antioksidan etkisi de vardır.
Yağlı Tohumlar : Badem, fındık, ceviz, yerfıstığı içerdikleri çoklu doymamış yağ asitleri, E vitamini, B6 vitamini ve magnezyum sayesinde kuvvetli birer antioksidan ve detoksifikanlardır.
Bunların Yanında : Enginar, üzüm, kayısı, ıspanak,yumurtanın sarısı, yeşil çay, domates, çilek, kırmızı ve sarı biber, havuç, elma, nar, turunçgiller, kepekli tahıllar ve su ürünleri sağlık açısında son derece faydalı besinlerdir



adsız 21 Kasım 2012 20:41

Mucize Kış Yiyecekleri
 
Bal:

Bağışıklık sistemi güçlendirici besinler arasında yer alır. Balın temel bileşimi karbonhidrattır ve % 70-80’i glukoz ve fruktozdan ibarettir. Kalorisi de bilinenin aksine çok yüksek değildir. Örneğin her gün sabah kahvaltıda 1 tatlı kaşığı bal yemek sadece 20 kaloridir. Balın her gün 1 tatlı kaşığı kadar tüketilmesi hem tatlı ihtiyacını giderecek, hem de kış mevsiminin olumsuz etkilerinden vücudumuzu koruyacaktır.

Zencefil:
Kan şekerini dengede tutması nedeniyle diyabet hastaları için önemi büyüktür. Bulantılara karşı etkisi güçlüdür bu yüzden özellikle kemoterapi gören hastaların kullanımı yararlı olur. Zencefilin kanserli hücreyi öldürdüğüne dair araştırmalar mevcuttur. Mide rahatsızlığı ve mide kramplarına karşı rahatlatıcıdır. Soğuk algınlığı ve solunum yolu hastalıklarında ateş düşürücü etkiye sahiptir. Balla karıştırılıp yendiğinde öksürüğe iyi gelir.

Kereviz:
Böbrek ve mesane kumlarını dökmeye yardımcı olur. Ayrıca vücuttan toksinlerin atılmasını sağlayan sebzeler arasındadır, böylelikle kalp damar sağlığını korur.

Kara Lahana:
K vitamininin en iyi kaynaklarından ve A, C vitaminlerinden zengin olan kara lahana, sülfürden zengin bir kış sebzesidir. Yoğun beta karoten içeriği ile A vitamini için iyi bir kaynak olarak gösterilen kara lahana, hücreleri oksijen hasarına ve kansere karşı korur. Ayrıca görüş yeteneğini artırarak katarakt gelişimini ve düzenli tüketimiyle de cilt kanseri gelişme riskini azaltabilmektedir.

Somon:
Somon omega 3 yağ asitleri bakımından son derece zengin olan ve yaşlanma karşıtı etkileriyle bilinen mucizevi bir besindir. Omega 3 yağ asidinin yanı sıra A vitamini, B12 , D vitamini ve DHA içerir. Somon omega 3 yağ asitleri ve DHA bakımından doğadaki en zengin kaynaklardan biridir. DHA hafızayı güçlendirici etkiye sahiptir.

Turp:
Yüksek oranda potasyum içerdiği için yüksek tansiyon hastaları için yararlıdır. Kansere karşı koruyucu etkisi olan glukosinolat’ları yüksek oranda içerir. Ayrıca yoğun lif içeriği ve glukosinat bileşikleri sayesinde kalın bağırsak kanserine karşı koruyucu özellik gösterir. Kırmızı turptaki antioksidan madde kansere karşı yüksek koruma sağlar ve bu özelliği ile kırmızı turp beyaz turptan daha faydalıdır.

Ispanak:

Beta karoten, C vitamini, alfa lipoik asit ve glutation gibi antioksidanlar içerir. Yüksek miktarda folik asit vitamini içerdiği için Alzheimer hastalığı olasılığını azaltır. Ispanaktaki K vitamini kemik gelişimi için önemlidir. Ispanak yüksek miktarda demir minerali içerir.

Greyfurt:
C vitamini bakımından çok zengin bir meyve olan greyfurt enfeksiyonlara karşı vücudu korur. Dişeti kanamalarına iyi gelir. İçeriğinde yüksek oranda bulunan lifler sindirim sistemini düzenler. Yapılan araştırmalara göre günde 2-4 porsiyon greyfurt yiyen kişilerin böbreklerinde taş oluşumu engellenmektedir. Greyfurt karaciğerlerin temizlenmesi açısından da oldukça önemli bir meyvedir.


kumsal_ 25 Aralık 2012 20:32

BU SEBZELERİ MUTLAKA TÜKETİN
 
Arnavut biberi: Kanserden korunmada, kansere bağlı ağrılarda, mide-bağırsak gazında, kemoterapi-radyoterapinin neden olduğu ağız-boğaz yara ve ağrılarında kullanılır. günde 5 tane taze olarak tüketin.
Brokoli: C vitamini, beta karoten, lif ve kalsiyum açısından çok zengindir. Kansere karşı koruyucu maddeler içerir. özellikle bağırsak, mesane, meme kanserlerinden korur. Çiğ yenebildiği gibi haşlanmış ya da buharda pişirilmiş olarak da tüketilir. brokoli çoğu içerik maddesini ancak çiğ yendiğinde barındırır. pişirme brokolinin yararını azaltabilir. ancak haftada 2'den fazla çiğ brokoli tüketmeyin çünkü tiroidyetmezliği oluşabilir.
Kırmızı biber: zengin bir C vitamini deposudur. C vitamini kanser hücrelerinin büyümesini engeller ve bağışıklık sistemini zararlı maddelerden korur,
Domates: özellikle hafif pişmiş tüketilmesi prostat problemlerinden yüzde 40 oranından korur. domatesin içindeki likopen akciğer, kolon, meme kanserini de engeller.
Havuç: günde 2 bardak havuç suyu içmek, prostat kanserine karşı yüzde 20 koruma sağlıyor. havucun içinde beta karoten denen çok yararlı bir madde var. beta karotenin ağız, yemek borusu ve mide kanserinde de koruyucu etkisi var.
Kırmızı turp: akciğer kanseri riskini azaltır, meme kanserinden korur. bol miktarda turp salatası tüketin.
Sarımsak: Kanserin yayılmasını durdurur. selenyum, triptopan gibi kanser hücreleriyle savaşan maddeler içerir. hem kansere yakalanmaktan korur hem de kanser tedavisi sırasında kullanılır. hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalara göre sarımsak mide, meme, bağırsak, yemek borusu, prostat ve cilt kanserlerinde tümörlerin oluşmasını ve ilerlemesini engelliyor. her gün 2-3 diş çiğ sarımsak tüketin.


_SoNBaHaR_ 9 Ocak 2013 13:28

Vitamin Deposu Boza
 
Bünyesinde A ve B vitaminlerinin dört türü ile C ve E vitaminleri de bulunuyor. Mayalanması sırasında ürettiği laktik asit ise ender gıda maddelerinde bulunuyor ve bu değerli asit türünün hazmı kolaylaştırıcı etkisi var. Süt yapıcı özelliği nedeniyle hamile bayanlara ve vitamin kaynağı olarak sporculara tavsiye ediliyor. İçinde ilk başta yüzde 20 şeker olsa da daha sonra yüzde 8'lere kadar düşüyor. İçindeki yağ oranı da sıfır. Bağırsak florasını düzenler. İçindeki aktif mayalarla probiyotik özelliği vardır. Zengin karbonhidrat, protein ve B vitamini içeriği nedeniyle enerji ihtiyacı fazla olan kişiler, gebeler, sporcular ve kilo almak isteyen kişilerin kullanımı için uygundur. Karbonhidrat ve proteinin yanı sıra birçok besin öğesini içerdiğinden besleyici özelliği nedeniyle “sıvı ekmek” olarak anılır. Zihin açıcı ve sinirleri dinlendirici etkisi vardır. Öksürük tedavisinde kullanıldığı bilinmektedir.


_EKSELANS_ 29 Ocak 2013 22:33

Şifalı Bitkilerde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
 
Şifalı Bitkilerde Dikkat Edilmesi Gerekenler


Şifalı bitkiler tüketirken ve tüketmeden önce dikkat edilmesi gereken durumlar vardır. Kronik bir rahatsızlığı bulunan veya düzenli bir şekilde ilaç tedavisi gören kişilerin faydalanacakları şifalı bitkiler önceden uzman bir doktorla konuşmaları önemlidir. Bunun dışında gebe olan veya bebek emziren bayanların şifalı bitkileri kullanmadan evvel kesinlikle doktorlarına danışmaları tavsiye edilmektedir. Son olarak bitkilerin barındırdığı şifalı madde oranı, yetiştiği bölge, iklim durumu ve hasat elde etme yöntemlerine göre farklılık gösterebileceğinden ve bireyin bünyesine göre değişik reaksiyon yaratabileceğinden, arzu edilen etki görülmediği taktirde farklı bir bitkiye geçilmesi önerilmektedir.
Şifalı bitkilerin ruhu sakinleştirme, endişe, gerilim ve stresi azaltma, sinir yorgunluğu ve menopoz belirtilerini rahatlatma, enerjiyi arttırma, uyarıcı, canlandırıcı, besleyici, kansızlık giderici, halsizlik ve yorgunluk giderici, uykuyu düzenleyici ve depresyondan kurtarıcı özelliklerinden faydalanmak içinde uzman bir psikolog kontrolünde bu şifalı bitkilerin kullanılması tavsiye edilmektedir.
Şifalı bitkiler ile ilgili bu konuda araştırma yapmış kişilerin adı kullanılarak piyasaya çeşitli haplar, zayıflama ürünleri, hastalıklara iyi geldiği söylenen hap ve benzeri ürünlerin tüketilmemesi gerekmektedir. Şifalı bitkilerin hapları tüketmek yerine, doğal olarak bitkilerin kendileri tüketilmelidir. Şifalı bitkilerin iyi geldiği hastalıklar ile ilgili sadece şifalı bitkiler ile tedavi olmak büyük bir yanlıştır. Hastalığınız ile ilgili internette okuduğunuz bilgiler ile kendi kendinize tanı koymayınız. Şüphelendiğiniz bir hastalığınız var ise sağlık konusunda tek yetkili kişi olan doktorunuza danışınız. Unutmayınız ki ticari rant uğruna sağlığınız yerine sadece cebinizdeki paraya göz diken onlarca kişi vardır. Söz konusu sağlığınız olduğu için herhangi bir hastalığınızda ilk olarak doktorunuza danışınız, kullanmak istediğiniz şifalı bitkileri doktorunuza sorunuz, zayıflama hapı ve bu tür sağlığınıza zarar verecek ürünleri kullanmamaya özen gösteriniz. Şifalı bitkileri yardımcı olarak kullanınız, asıl tedavi için doktorunuza başvurunuz.


adsız 4 Mart 2013 20:38

En Sağlıklı 6 Çay
 
Çayın da kendi içinde pek çok türü var. Ancak bazı çayların sağlık açısından oldukça önemli yeri vardır. İşte en sağlıklı 6 çay!

siyah çay
Siyah çay dünya çay tüketiminin yaklaşık yüzde 75'ini kapsar. Camellia sinensis bitkisinin kurutulmuş ve ezilmiş yapraklarından elde edilir. Siyah çayın hafif acı bir tadı vardır ve fincan başına yaklaşık 40 miligram kafein içerir. Theaflavin ve thearubigin olarak bilinen antioksidan bileşiklerin yüksek oranda siyah çayda bulunur.

yeşil çay
Yeşil çayın siyah çaydan daha hassas bir lezzeti vardır. Yaprakları kısa bir süre kurutulur ve ısıl işlemden geçirilir. Bu fincan başına kafein yaklaşık 25 miligram içerir. Yeşil çay antioksidan dolu kateşinler olarak adlandırılan, EGCG olarak bilinen, kanserden kalp hastalıklarına kadar her şeye iyi gelen şifayla doludur.

Oolong çay
Oolong, siyah çay benzer ama daha zengin bir tat verir, kısa bir süre için fermente edilir. Bu fincan başına kafein yaklaşık 30 miligram içerir. Kilo vermeye yardımcıdır. Trigliserid, yağ hücrelerinde depolanır ve yağın çözülmesine yardımcı olur.

beyaz çay
Daha filiz çok yeniyken yapraklar toplanır. Bu yüzden çayda fincan başına 15 miligramdan az kafein vardır. Çok hafif lezzetlidir. Kalp hastalıkları ve kanserle savaşta önemli bir yardımcıdır. Diyabetli bireylerde fayda sağladığı gözlenmiştir.

aromalı çay
Bu kategoride tarçın, portakal kabuğu ve lavanta gibi aromatik ekstraların siyah, yeşil ve beyaz çayla kombine edilmiş halinden bahsediyoruz. Aromalı çayların pek çoğunun antioksidan özelliği vardır. Yaban mersini biraz daha fazla bu özelliğe sahiptir.

bitki çayı
Teknik olarak bitkisel çaylar kurutulmuş meyve, çiçek ve otlardan birleşmiş çaylardır. Bitkisel olanlar kafein içermez. Ancak sizi kısa sürede zayıflatacağını söyleyen farklı bitkisel çayların içerikleri zararlı olabilir, bunlardan kaçının. Bitkisel çaylar daha ziyade kan basıncını düşürmeye ve papatya gibi uyku uyumaya veya nane gibi mideyi rahatlatmaya yardımcıdır.


_EKSELANS_ 11 Mart 2013 19:54

Eşek Sütü'nün Faydaları

Sağlıktan, güzelliğe birçok amaçla kullanılan eşek sütünü üretmek için kurulan eşek çiftliği, üretim için mevzuat çıkarılmasını bekliyor


Kırklareli’de kurulan Türkiye’nin ilk eşek çiftliği süt üretimine hazırlanıyor. Kırklareli’de ailesinin kurucusu olduğu eşek çiftliğinin danışmanlığını yapan Doç. Dr. Ufuk Usta, 2009 yılında başlanan Türkiye’nin ilk eşek çiftliği kurma projesinde sona yaklaşıldığını söyledi.
Türkiye’de eşek sütü üretmek ve ürünleri ortaya çıkartmayı amaçladıklarını belirten Usta, Türkiye’de ve dünyada, eşek çiftliği gereksinimi ile ilgili basılmış bir kitap, yayın veya mevzuat olamadığına dikkat çekti. Kırklareli’ne modern bir eşek çiftliği inşa ettiklerini anlatan Usta, “Yaklaşık 2,5 milyonluk bir alt yapı yatırımı yaparak çiftliğimizi kurduk. Mevzuatın çıkmasıyla yüksek standartlarda, doğru bir şekilde üretim yapmayı hedefliyoruz” dedi.

Anne sütüne çok yakın
Akdeniz Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Küçükçetin de eşek sütünün yurt dışında pastörize edilerek ve dondurularak üretilip tüketildiğini anlattı. Küçükçetin, düşük lipit ve yüksek laktoz içeriği nedeniyle eşek sütünün, anne sütüne en çok benzeyen süt olma niteliği taşıdığını vurgulayarak, “Yüksek besleyici değeri ve sağlığa yararlı özelliklerinin yanı sıra, sabunun bilinmediği antik çağlarda kişisel bakım amaçlı da kullanıldığı, kadınların güzelleşmek amacıyla eşek sütü banyosu yaptıkları da kayıtlarda yer almaktadır” dedi.
Doç. Dr. Ahmet Küçükçetin, eşek sütünün Türkiye’de henüz bazı köylerde çiğ olarak satışının yapıldığını dile getirerek, “Akdeniz’deki bazı köylerde litresinin 100 liraya kadar ulaştığını duyuyoruz.” dedi.


Size biraz da olsa eşek sütünün faydalarından bahsedelim..
* Eşek sütü astım hastalığına iyi gelir.
* Eşek sütü bronşit hastalığına iyi gelir.
* Eşek sütü anne sütüne en yakın süt olarak bilinir.
* Eşek sütü içeriğindeki mineraller sayesinde vücuda direnç veriyor, bağışıklık sistemini güçlendirir.
* Eşek sütü kanser hastalığına karşı direnç sağlar.
* Eşek sütü ile vücudunuzu yıkadığınızda yada bir bez pamuk yardımıyla sildiğinizde cilt hastalıklarına çare olur.
* Eşek sütü siroz'a iyi gelir.
* Eşek sütü balgam söktürür.
* Eşek sütü ateş düşürür.
* Eşek Sütü içerisinde bulunan yüksek kaliteli omega 3 sayesinde kalbi korur.
* Eşek sütü içerisinde bulunan yüksek kalsiyum sayesinde kemik gelişimini arttırıyor ve kemik erimesini engeller.
* Eşek sütü yağ yakımını hızlandırıyor ve vücudu formda tutar.
* Eşek sütü küçük yaştaki çocuklara ve bebeklere içirilebilir. Çünkü inek sütü gibi alerji yapmaz.



Bachata 21 Haziran 2013 16:27

Güneş Zararlı Etkileri Nelerdir?
MsXLabs.org

Yaşamla olan ilişkisi nedeniyle varlığına muhtaç olduğumuzu ancak maruziyetinin muhtemel zararları nedeniyle korunmanında öneminin arttığını hepimiz biliyoruz. Peki nasıl?

Güneşten yayılan ışınlar ve bu ışınlarla taşınan ısı enerjisinin % 50’si yeryüzüne ulaşır. Güneşten yayılan ultraviyole (UV) ışınlar 3’e ayrılır ve herbirinin farklı etkileri vardır:

UV Işınlar

Ultraviyole C

Tamamına yakını ozon tabakası tarafından tutulan en zararlı ışın türüdür. Ameliyathaneler de sterilizasyon amaçlı kullanılır.

UVB

-Yeni melaninin yapımını uyarır ve cilde salınımını sağlar.

-DNA bantlarına ciddi hasar verir.

-Ben oluşmasına ve bazı cilt kanseri tiplerine (melenoma hariç) neden olur.

-Cildin yaşlanmasına neden olur (UVA'den çok daha az olmak üzere).

-D Vitamininin oluşumunu uyararak, hastalıklara ve ironik olarak cilt ve diğer kanserlere karşı korur.

-UVA'dan daha kolay güneş yanığına yol açar, ancak ölçülü dozu sağlıklı olabilir.

-Hemen hemen tüm güneş koruyucuları (Güneşten Koruyucuların Kullanımı için tıklayın) ile engellenir.

UVA

-Melanositlerde daha önceden üretilmiş olan melaninin salınımını sağlar.

-Cildin hızlı yaşlanmasına neden olur.

-UVB'ye kıyasla daha az kansere neden olduğu düşünülmekle birlikte diğer cilt kanserlerinden daha tehlikeli olan melanoma neden olur.

-Birçok güneş koruyucu tarafından engellenememektedir ancak giysi ile bir miktar engellenebilir.

-UVB'ye kıyasla sezon ve gün boyu daha istikrarlı bir seviyede bulunur.

Güneş Işınlarının Sağlığa Zararlı Etkileri Nelerdir?


UV ışınlar insan sağlığı üzerine olan zararlı etkilerini daha çok deri hücrelerini ve göz dokusunu etkileyerek gösterirler. Deri üzerine olan etkilerini cildin alt katmanlarına dek nüfuz ederek gösterirler. Kök hücreleri etkilerler ki, bu zararlı cilt yapısının oluşmasına neden olur ve cildin genetik yapısına (DNA) zarar verir. Bu süreçte, vücuttaki kollajen proteini azalmakta ve cilt daha ince güçsüz, pürüzlü ve kırışıklıklarla dolu olmaya başlamaktadır. Aşırı güneş ışığında sadece birkaç dakika kalmak bile kollajen üretimini zarara uğratmaktadır.

Cilt rengi de güneş kaynaklı hastalıklar için bir faktör olarak kabul edilebilir. Çünkü cilt rengine göre güneşten etkilenme oranı değişmektedir. Cildin güneşten ten rengine göre etkilenmesine ‘’fototip’’ denir. Açık tenlilerin cilt kanserine yakalanma ihtimalleri daha yüksektir.

Güneşin UV ışınlarına fazlaca maruziyet yaşla ilintili katarakt, pterygium (iyi huylu konjunktiva büyümesi), fotokeratit ve korneada yıkıcı değişiklikler gibi bir takım göz sorunlarına sebebiyet verebilir.

Bu sorunlar bulanık görmeye, gözde tahrişe, kızarıklığa, yaşarmaya, geçici görme kaybına ve bazı vakalarda körlüğe yol açabilir.

Amerikan Optometrik Birliği kısa adıyla AOA’da komisyon üyesi olan Dr. Gregory Good’a göre:

“UV radyasyonuyla derinin yanması gibi, gözler de bu ışınlardan zarar görebilirler. Özellikle genç insanların gözlerini korumaya ihtiyaçları var. Kenarlı bir şapka giymek, UV radyasyonunu absorbe eden bir güneş gözlüğü takmak gibi basit, güvenli ve pahalı olmayan yöntemlerle bu korunma sağlanabilir.”

Cilt ayrıca mevcut benlerde görülen değişikliklerde cilt kanseri habercisi olabilir. Ben sayısı fazla (50’den yüksek) olan kişilerin de cilt kanserine yakalanma ihtimalinin yüksek olduğu bilinmektedir.

Bende görülen değişikliklere örnek olarak bende asimetri olması, dış kenarlarının girintili çıkıntılı şekil alması, renginin kısmen veya tamamen siyah, kahverengi, mavi, kırmızıya dönüşmesi veya etrafında beyaz renk değişiklikleri göstermesi, en uzun çapının 6 milimetreden daha fazla olması veya büyümesi, normal cilt seviyesinden kabarması veya yükselmesi, üzerinde yara açılması ve zaman zaman kanaması verilebilir.

Güneş ışınları melanin pigmenti birikimine neden olarak çil oluşumuna da yol açabilir.

Ayrıca güneş ışınları cildin kendini yenileme sisteminin çalışmasına zarar vermekte ve böylece deri kanseri oluşumu riskini arttırmaktadırlar.

Güneş Işınlarından Korunmak İçin Neler Yapmalıyız?

Güneş ışınlarından korunmayla ilgili olarak dikkat edilmesi gerekenler:

-Güneş ışınlarının en dik olarak geldiği ve en çok zararlı ışın içeren 10.00 ile 17.00 saatleri arasında imkan olduğu sürece güneşe çıkılmamalıdır.

-Güneşe çıkarken olabildiğince cildi güneş ışığından koruyabilecek, ışığı yansıtan giysiler giyilmelidir.

-Güneşe çıkarken mutlaka UV ışığı geçirmeyen nitelikte güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Unutulmamalıdır ki gözler de cildimiz gibi güneşten yanabilir.

-Yüksek faktörlü (40 – 50 faktör) güneşten koruyucu kremler kullanılabilir. Bu kremlerin de UV ışığı geçirmeyen nitelikte olması önemlidir. Ayrıca bir güneş koruyucu krem ancak 2.5-3 saat cildimizi güneşten koruyabilir.

-Sağlıklı bronzlaşma (Bronzlaşma Gerçekleri için tıklayın) diye bir kavram yoktur. Bronzlaşmak zaten vücudun güneş ışınlarına verdiği bir tepkidir. Bronzlaşmak adına saatlerce güneş altında kalınmamalıdır.

-Çocuklar, yaşlılar, beyaz tenliler, hastalar, vücudunda ben olanlar daha fazla korunmaya ihtiyaç duyar.


Ecz. Ferruh Karamangil




Şeb-i Yelda 2 Eylül 2013 02:52

Radyasyona Bağlı Doku Hasarı
 
Radyasyona Bağlı Doku Hasarı
MsXLabs.org

Radyasyona maruz kalan dokulardaki hücrelerin restoratif proliferasyon yetenekleri azalır, damarlanması bozulur, lokal hipoksi ve sonuçta nekroz gelişir (13, 34). Bu bozukluk; klinik olarak ödem, ülserasyon, kemik nekrozu, artmış enfeksiyon riski ve yara iyileşmesinde gecikme ile ortaya çıkar ve yıllarca devam eder. 1 atmosfer basınçta, %100 oksijen solunması, radyasyon almış dokuda, yara iyileşmesi için gerekli arteryel oksijen parsiyel basıncını sağlayamaz. HBO2 ile yüksek arteryel oksijen basıncı sağlanır, bu da vaskülarizasyonda artma ve yara iyileşmesinde hızlanmaya neden olur (35). HBO2 tedavisinin uygulanmadığı dönemlerde, özellikle orofaringeal ve baş-boyun tümörleri nedeniyle radyasyon görmüş hastalarda, iyileşme başarısızlıkla sonuçlanmakta, olguların %50-60’ında kemiklerde (mandibula gibi) osteonekroz, yumuşak doku radyonekrozu, mukozit, dermatit ve laringeal radyonekroz meydana gelmekteydi. HBO2 tedavisi uygulamaya girdikten sonra başarı oranı %93’ün üzerine çıkmıştır (36, 37). Radyasyon tedavisi yapılmış olanlarda, mandibular osteonekrozdan korunmada, HBO2 tedavisi penisilin tedavisine kıyasla daha etkili bulunmuştur (38). Radyoterapi uygulanmış ve yumuşak doku flep cerrahisi yapılacak olgularda, preoperatif dönemde HBO2 uygulanması; yara açılmasını, enfeksiyon gelişmesini engeller ve yara iyileşmesindeki gecikmeyi azaltır (36). Güncel protokollerde, radyoterapiye bağlı osteonekrozdan korunmak için, preoperatif dönemde 2.4 ATA, 90 dakikalık 30 seans HBO2 uygulaması ve cerrahi sonrası bu uygulamanın 10 seans daha yapılması önerilmektedir


Şeb-i Yelda 2 Eylül 2013 03:06

İltihap Çıkarma nasıl yapılır?
 
İltihap Çıkarma nasıl yapılır?
MsXLabs.org

Vücut yüzeyindeki iltihapların nedeni genellikle bir salgı bezinin bir bakteri ile enfekte olması veya tıkanması ile ani olarak gelişir. Ağrı ve şişlik görülen semptomlardandır, ateş de görülebilir. Ek olarak kaşıntı, iltihabi akıntı ve halsizlik gözlenebilir.

Cildin bir kısmını çıkararak cerrahi işlem uygulanır, iltihap drene edilir. İltihabın çıkarıldığı (drene edildiği) yere tampon uygulama yapılır. Diyabeti olanların veya bağışıklık sistemi baskılanmış hastaların hastaneye yatırılmaları gerekir, hastaya göre antibiyotik uygulaması yapılır.
İyileşmenin gözlenmesi için işlemden birkaç gün sonra muayeneye gidilmelidir.

Beklenmeden kesinlikle doktora başvurulması gereken durumlar ise; iltihabın çıkarılmasından sonra görülen ateş-üşüme-titreme, artan ağrı, ağrı kesicilere rağmen ağrının geçmemesi, pansumana rağmen kanamanın durmaması, idrar yapmada zorluk, ishal, bulantı-kusma.
Tedavi uygun şekilde yapıldığı takdirde, iltihabın aynı bölgede görülme riski belirgin şekilde düşer.




Şeb-i Yelda 2 Eylül 2013 03:13

Kalbin Düzensiz Çalışması
 
Kalbin Düzensiz Çalışması
MsXLabs.org

Düzensiz teneffüs:
Tıptaki adı: Nefes alırken kalp hızlanır.Nefes verirken yavaşlar.Gençlerde ve ateşli hastalıkların nekahat dönemlerinde bu durum sık görülür. Bu anormal olmadığı gibi hastalığa da delâlet etmez. Nekahet sırasında görülmesi, kalbin herhangi bir zarara uğramadığını gösterir. Tedaviye lüzum yoktur.

Fazladan vuruşlar:
Tıptate adı: Ekstrasistol

Bir kalp vuruşunun vaktinden önce olmasıdır. Arkasından uzunca bir süre vuruş olmaz. Burada arkadan gelen vuruş zamanındadır, ancak önceki vaktinden evveldir.
Belirtileri: Göğüste kıpırdanma hissi. Fazla vuruşlar tek veya arka arkaya olabilir.
Sebepleri: Tütün, alkol, ağır yemekler, heyecan. Fazla vuruşlar birçok şahıslarda olur. Ancak bazıları bunu daha fazla hisseder. Önemsizdir: Sağlam şahıslarda ve kalp hastalıklarında olur. Doktor muayenesi sonunda önemsiz olduğu görülecektir. Eğer bu vuruşlar sizi rahatsız ediyorsa sıklığını azaltacak tedbirler almak mümkündür. Yukarıda sayılan sebeplerden kaçınınız.
Kalbin geçici hızlanması: (Kısa süreli; istirahat edin, doktor çağırın).
Tıptaki adı: Paroksismal taşikardi.
Belirtileri: Çarpıntı, kalbin normalin 2-3 misli hızlı atması. Ani olarak gelir ve dakikalarca, hatta saatlerce sürer. Hastayı korkutur ve rahatsız eder. Bir nöbet esnasında baş dönmesi veya baygınlık olabilir, ayrıca sık sık idrara gidilir.
Sebepleri: Tamamen sağlam kalbi olanlarda özellikle gençlerde görülür. Kalp hastalıklarında da olabilir.
Tedavisi: Buzlu su içmekle veya derin bir nefes almakla nöbet durdurulabilir. Veya çenenin altından boynun yanma masaj yapılır. Yine havayı dışarı çıkarmadan nefes vermek ve aynı zamanda helâda olduğu gibi, ıkınmak veya gözler üzerine acıtacak derecede bastırmak da faydalı olabilir. Her ne kadar bu şekilde kalp hızlanması genellikle ciddî değilse de, sık sık tekrarladığı takdirde sebebinin araştırılması için doktora gitmekte fayda vardır.
Kalp titreşmesi: (Uzun süreli; doktora gidin). Tıptaki adı: Atrial fibrillâsyon.
Belirtileri: Kalbin düzenli normal temposu yerine hızlı ve düzensiz vuruşlar geçer. Bunlar ya devamlıdır veya arasıra gelir; nefessiz bırakır ve çalışmasına engel olur. Bazen karın ağrısı ve şişkinlik de yapabilir.
Sebepleri: Kalbin sadece basit bir düzen bozukluğundan ibaret olması nadirdir; çoğu hallerde bir kalp hastalığının belirtisidir. Bazen tiroid zehirlenmesinde de görülür. Fibrillasyon, bir zararı olmaksızın senelerce devam edebilir. Ancak kalbin bu şekilde çalışmasına müsaade etmek mahzurludur. Bunun için de muayene ve tedavi gerekir. Yatakta oturur vaziyette istirahat etmek, doktora gidene kadar yapılacak en emniyetli hareket şeklidir.
Kalp bloku: (Kısa süreli; doktor çağırın istirahat edin).
Belirtileri: Her iki veya beş vuruştan sonra gelen Vuruş olmaz. Nefes darlığı görülebilir. Bazen de aniden bayılma olur (Adams – Stokes Hastalığı).
Kalp bloku aşağıdaki karıncıklarla, yukarıdaki kulakçıklar arasındaki haberleşme sisteminin bozukluğundan ileri gelir. Bütün vuruş emirleri aşağı intikal etmez.
Sebepleri: En sık görülen sebepleri kalp hastalıklarıdır. Bunlar arasında koroner hastalığı, kalp romatizması ve kalp sinirlerini bozan difteri sayılabilir. Bazen da doğuştan kalbin bir kısmı sakat olur. Bu hastalıkların çoğunda doktorun tedavisi iyi neticeler verir.






Efulim 11 Şubat 2014 13:38

Öksürükten Kurtulmanın Yolları
MsXLabs.org

Özellikle soğuk havalarda, üst solunum yollarına bağlı olarak rastladığımız öksürük nöbetlerinden kurtulmak için bu tavsiyelere kulak verin...

Dehidrasyondan korunun:
Dehidrasyon susuz kalmak demektir. Sıvı tüketmek hem mukus tabakasını yumuşatacak, hem de tahriş olan boğazınızın daha az acımasını sağlayacak. Kuru öksürüğün çaresi ballı sıcak su, çay ya da limon suyundan geçiyor. Başınızı yüksek tutun: Gece yatarken başınızın altına bir yerine iki yastık koymayı deneyin. Böylece daha rahat nefes alacaksınız. Hem de kuru öksürük sizi uyandırmayacak.

Pastil alın:
Pahalı pastillerin ucuz olanlarından, hatta sıradan şekerlerden bile farkı yok. Pastil öksürüğün gelmesini engellemiyor. Ama öksürük anında boğazınızın daha rahat hissetmesini sağlıyor.

Sigaraya ara verin:
Boğazınızın daha da tahriş olmasını istemiyorsanız bir süre sigara içmemelisiniz.

Dumandan uzak durun:
Hava kirliliğinin tavan yaptığı bu dönemlerde dumandan, pislikten nasıl uzak durulabilir? Bunun için bir maske takabilirsiniz. Konuyu doktorunuza danışın.

Öksürüğün nedenini araştırın: Öksürüklerin büyük kısmı solunum yolu sorunlarıyla ilişkili. Emin değilseniz altını kurcalamakta yarar var. Sorun mide asitleriyle de tetiklenebilir. Öksürük için üretilmiş ilaçlar kullanın: Soğuk algınlığının tüm belirtilerine iyi geldiğini iddia eden ilaçlar pek etkili değil. Sadece öksürüğe odaklanan klasik öksürük şurupları çok daha faydalı.

Öksürük ilaçları iki türlü
: Balgam söktürücüler ve öksürük baskılayıcılar. Balgam söktürücünün adı üstünde; mukusu incelterek daha kolay atılmasını sağlıyor. Siz de öksürürken zorluk yaşıyorsanız, boğazınıza oturmuş bir tabaka hissediyorsanız bu tür ilaçlardan kullanın. Bol bol su içmeyi de unutmayın.


biruni 14 Ağustos 2014 20:23

kiş çayı
kış aylarında veya soğuk algınlığı gibi durumlarda ıhlamur içmek yaygındır.

ıhlamura;
zencefil katarsanız; öksürük,
tarçın katarsanız;balkam sökebilme,
havlıcan katarsanız; soğukta mukavemet,
karanfil katarsanız; ses yolları,
adaçayı katarsanız; boğaz,
kuşburnu katarsanız; C vitamini,
hatmi katarsanız; boğaz yumuşatma,
ekinezya katarsanız; doğal antibiyotik,
papatya katarsanız; terletip zehirleri atabilme,
mersin yaprağı, ebegümeci, hibüsküs; solgun algınlığına destek olabilir.

Kış Çayı


SaglikON2 20 Ocak 2015 11:49

Stres Diş Etlerini de Vuruyor
 
Stres Diş Etlerini de Vuruyor
MsXLabs.org


Vücudumuz kısa süreli stresle baş edebilir. Ancak kronik stres insanın doğal dengesini bozan bir rahatsızlıktır. Stres sadece psikolojik olarak zarar vermekle kalmaz ayrıca vücutta fiziksel hastalıkların da oluşmasına zemin hazırlar. Yoğun stresin vücudumuza zarar verdiği bölgelerden biri de diş etleridir.
Dr. Çağdaş Kışlaoğlu
Diş Hekimi ve Protez Uzmanı
Sağlıklı Dişler İçin Stresten Uzak Durun!
Çağımızın hastalığı olan stres, diş etlerinin şişmesine neden olabiliyor. Başlangıçta diş eti şişmesiyle başlayan bu durum daha sonrasında ciddi rahatsızlıklara da yol açabiliyor. Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, "ağız bakımının yeterli yapılamaması diş aralarında kalan bakteri plağının daha da büyümesi anlamına gelir. Bakterilerin artması diş etlerinde şişliğe ve iltihaba neden olur diye belirtiyor. Diş eti şişmesi kendiliğinden geçen bir hastalık değildir. En kısa sürede bir uzmana başvurulması gerekir.
Stresin diğer etkileri diş gıcırdatma ve diş sıkma
Diş gıcırdatmanın ve diş sıkmasının psikolojik ve fiziksel birçok sebebi olmakla birlikte daha çok psikolojik nedenlerden dolayı ortaya çıkan bir durumdur. Toplumumuzda çok ciddiye alınmayan bu durum önlemi alınmaz ise ileri ki sahalarda tedavisi çok zor sonuçlar doğurabilir.
Bir refleks olarak meydana gelen diş gıcırdatması (Bruksizm) genellikle uykusırasında dişleri bilinç dışı bir şekilde sıkarak yapılan bir eylemdir. Halk arasında diş gıcırdatma olarak adlandırılır. Çoğu kişi yaşadığı bu rahatsızlığın farkında değildir. Birçok birey bu rahatsızlığı yakınlarının onlara söylemesinden sonra fark eder.
Diş sıkma ve gıcırdatmanın en büyük nedeni stres
Günlük hayattaki zorlukları, duyguların, beklentilerin ve tepkilerin ifade edememesi gibi nedenler diş sıkma ve diş gıcırdatma problemi olarak uyku esnasında bedenimizin verdiği bir tepki olarak ortaya çıkar.
Strese bağlı diş sıkma veya gıcırdatma problemi yaşayanlar için doktor kontrolün de kullanılan kas gevşetici ilaçlar ve psikolojik destek öneriliyor.
Bu hastalıklara stres dışında bireyin kişisel özellikleri de neden olur. Aşırı sinirli, hassas ve titiz bir yapıya sahip olmakta bu tarz rahatsızlıkların ortaya çıkmasında etken rol oynar.
Diş gıcırdatmanın ve sıkmanın dişlere verdiği zararlar
“Dişlerin çiğneyici yüzeyinde aşınmalar olur.“ Diş minelerinde oluşan rahatsızlık diş boylarının kısalmasına sebep olur.“ Dişlerde kamaşma olarak bilinen, soğuğa karşı hassasiyet belirir.“ Ani diş sızlamaları gerçekleşir.“ Diş ve çene arasındaki bağlarda gevşemeler oluşarak diş sallanmaları ya da dökülmeleri görülür.“ Dişlerde kırılma ve diş eti çekilmeleri ortaya çıkar.“ Aynı zamanda ağız yaraları, baş ağrısı, çene ağrısı şakak ve yanak bölgelerinde de kas ağrılarına neden olur.“ Bu belirtiler diş gıcırdatmasının başlangıcından itibaren görülmeyebilir daha ileriki zamanlarda kişinin karşılaşabileceği problemlerdir.

Tedavi yöntemleri
Diş sıkma ve gıcırdatmanın yol açtığı rahatsızlıklar da gece koruyucuları olarak adlandırılan silikon içerikli diş plakları kullanılabilir. Genel anlamda faydalı olan bu plaklar bazı kişilerde tedavi sürecinde yeterli olmadığı saptanmıştır. Bu sebeple kişinin rahatsızlığının seviyesine göre ek olarak kas gevşeticiler, psikolojik terapi yöntemi, eksik dişlerin yerine protez tedavisi uygulanabilir aynı zamanda hatalı yapılmış dolgu ve kaplama varsa bunlarda yenilenebilir.




Saat: 01:16
Sayfa 15 / 15

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık