![]() |
Dosta Mesaj.. Uyumuş uyanmış mahmur gözleri. Uykuya doymamış esmer güzeli... Bir deliye sevdalı,o da özeli... İki deli bir siteye yakışır... Gülmeyi öğrettin ,hüzündü adım. Sende aşklarımı gördüm yaşadım. Aşkı yaşayın budur muradım. Bu güzellik Metelere yakışır... O da bir çeri atmış okunu ya... Resim çizmeyinen olmuyor suya. Kör ise göre, sağır ise duya... Naz dediğin güzellere yakışır... Dostadır sözüm,dost duya alına... Konarsa bir şahin gülün dalına... Bırakmazlar güzeli kendi halına... Deliler gider ,romantikler bakışır... |
Yakılmış Mektup Sana bu mektubu uzaklardan yaziyorum Adresini coktan unttum Bir siirin sisesine kalbimi koyup sulara birakiyorum Ah benim eski türküm Ah benim hazin öyküm Yanlisim, yenilisim Ne yaptimsa seni mutlu edemedim Oysa, bir kemanin vardi birde sen Acimadin, ezdin beni, üzdün hic acimadin Yavrusuna yanan bir anne gibi Icime gömdüm depremlerimi Ceketimi alip gittim Derin derin ic cekisim bu yüzden Inadina suskumdum oysa Inadina vurgun gec uslandim Sen görmedin ama Alti mosmor gözlerimde islandim En cok istavriti severdin SIKIP limonu maydonaza saraba vururdun hani Eski bir kasette bizim sarkimiz Alip götürdü seni salas meyhanelerde Ve kumsaldaki ayak izlerinde Kirilan hayallerim ümitlerim Ve seni bekleyisim her yagmur aksaminda Daha mutluyduk o günler herseye ragmen özgürdük Kitap alacak paramiz olmasa da Ucuz tütün icsekde pahaliydi düslerimiz Ne kadar cok isterdim bu sarkimi duymani Kanayan bir gül misali Saclarina takdigim suskun cigliklariyla inleyen su kemani Ki, her notasi ödesmenin ve hayatla yüzlesmenin katrani Hatirlarmisin, parasiz kalmistikda bir gün Kardesinin kumbarasini bosaltip konsere gitmisdik Imzasini almistik sevdigimiz sarkicinin Birlikte fotograf cektirmistik Bir sise gazosu ve kasarli tostu bölüsmüstük Hey gidi hey ! Azmi siir yazdik ders kitablarina Ötobüse biletsiz mi binmedik Komaya mi girmedik her Besiktas macinda Simdi bir hastene aksaminin yorgun penceresinde Maziye dalip dalip gitmelerimsin artik Ne kemanim var yanimda nede sen varsin Mevsimlerden hüzün aylardan pismanlik ve karanlik Sen ki bu mektubu saklayacaksin Öpüp öpüp koklayacaksin belki Ve artik gelmedigimi bile bile bekleyeceksin Ah benim eki türküm Ah benim hazin öyküm Yanlisim, yanilisim Seni hic üzermiyim Ben bu mektubu defalarca yazmisim Defalarca yakmisim .... Fatih Kısaparmak Yiğittin Ben seni acılarda tanıdım Ve sen fırtınada hiç bırakmadın beni Ortak oldun gözyaşıma.... Kitaplarımı, yorgun yorganımı ve Gözlerimin gecelere demirlenişini Her anlatmak istediğimde sana Elim varmadı kaleme, yazamadım, sustum Yiğittin.... Taşa yattık seninle kar yedik, Yağmuru içtik su diye Soğuktan nasırlarımız çatladı Sen ağladın yalnızca ve sessizce Elimi oğuşturdun Yiğittin.... Çığ düştü çatımıza, Çöktüm dedim, bittim dedim Sen sardın beni çulunla Ulu ekmek ettin bölüştük Anam gibi sen taşıdın sırtında Sıvasız duvarlarında yoksul odamızın, Birlikte batırdık yüreğimize tırnaklarını güneşin Acılar köprüsünde el ele yürüdük Zemheride ilkbaharı giyindin Yüreğini diktin beynime Çorbamız olmasa da terketmedin Yiğittin.... Mavilerin denizinde ve son durağında yıldızların Soldurmadın sevdamı soldurmadın umudumu Kan kustum..Ah! çektim...için için inledin Sarılınca kollarıma kelepçe sende sarılıp öptün Zehirli akrebini sevdim zamanın, Seni getirdiğinde her görüş günü Gözyaşlarına sor beni kirpiklerine sor Hasretin acısı küstürse de türküleri Kavalı sevdim sazı sevdim zehri akıtır diye Yaşlılık caddesinde taşlara sırt verdik Yorgunluk limanında su serptin alevine kalbimin Yiğittin...... Yosunlara bulandığımda, Yaşamın çığlıkları beni sahile ittiğinde Göğsümdeki fırtınalar ve titreme denizinde Ayrılığın anası yapıştığında yakama Yarsız koymadın beni tuz ekmedin gözüme Yiğittin..... Dikenin gülü de olsa hayat yahut gülün dikeni de olsa Mil çekmedin yüreğime sen sevdam kadar sen toprak kadar Yiğittin....... Kilim oldun kahrıma, Sır vermedin ser verdin gönül kapımda Ben seni acılarda tanıdım Ve sne fırtına da hiiiç bırakmadın beni Ortak oldun gözyaşıma Yiğittin....... Fatih Kısaparmak |
ÖZELSİN Kendimi ne zaman işe yaramaz ve aciz hissetsem, aynı hisleri hissettiğim bir anda, eski bir dostun uzun zaman önce söyledikleri gelir aklıma... Yüzümü kocaman bir gülümseme sarar.. Bana: kendini her aciz ve işe yaramaz hissetiğinde parmağının ucuna bak... Demişti... O sıra o kadar üzgün ve duygularımın içinde o denli kaybolmuştum ki, kendi sesimi bile tanıyamaz bir halde, çok kısık bir ses tonu ile. neden?? Demiştim... çünkü o parmak izlerinden bu yeryüzünde başka hiç kimse de yok... Demiş ve eklemişti. sen özelsin!!! İNANMAZSAN PARMAKLARININ UCUNA BAK!!! Birden sanki dirilmiştim... evet ben ÖZELDİM... HERKES ASLINDA ÖZELDİR. AMA BENİ O GÜNDEN SONRA DİĞERLERİNDEN AYIRAN TEK AYIRT EDİCİ ÖZELLİĞİM -KENDİMİN ÖZEL OLDUĞUNUN FARKINDA OLMAMDI... Hala karamsarlğa düştüğümde, bazen umutsuzluklarla boğuştuğumda o dostumu hatırlar ve parmağımın ucuna, yüzümde büyük bir gülümseme ile bakar ve kendi kendime: SEN ÖZELSİN! BUNLARIN HEPSİNİ ATLATIRSIN!!! derim... Yine aynı dostum bir karar aşamasında olduğum bir gün bana şöyle demişti.. -Önce ne istediğini iyi belirle... Ve eklemişti.. -Sonra O istediğine ulaşmak için ne gerekiyorsa yap!!! Sonrada elini tam üç kez gözlerimin önünde çırpmış ve bana. -ne oldu şimdi? diye sormuştu... bende anlamsız bakışlar ile cevap vermiştim. -ne oldu??? -Üç saniye hayatından uçtu gitti ve hiç birşey o üç saniyeyi geri getiremez... demişti... Ve eklemişti -Hayatı istediklerine ulaşmak için harca,bir gün arkana dönüp baktığında uçup giden o saniyelerin bomboş bir ömür haline geldiğini görmek istemiyorsan tabii!!! Farkındasınız değil mi? Hayatlarımız saniye, dakika, saat dilimlerine bölünmüş, akıp gidiyor. Ve biz akan bir saniyeyi bile geri dönüp tekrar yaşayamıyoruz... Onları geri getiremiyoruz. Aynaya baktığımız da hergün yeni bir beyaz saç telini ve yüzümüzde acımasızca akıp giden dakikaların izini, birer kırışıklık olarak aynada seyrediyoruz. Peki biz hayattan ne bekliyoruz? beklentilerimiz için varımız yoğumuz ile savaşıyor muyuz, zaman denen acımasız düşmanla? Oysa parmaklarınızın ucuna bakın bir kez... Sonrada parmaklarınızı üç kez şıklatın.. Orada gördüğünüz parmak izleri sizden başka kimsede yok... ve parmaklarınızın ucundan çıkan o ses hayatınızın bomboş geçmis üç saniyesi oldu, geçti gitti işte... Siz özelsiniz, siz yeryüzünde teksiniz... O zaman hayattan beklediklerimizde bize layik olmalı,özel olmalı, ulaşılması için savaşa değer olmalı... Zaman denen canavar galip gelmeden,biz hayattan beklentilerimize ulaşmalıyız ki,Geçip giden zamana rağmen,geriye dönüp baktığımız da kucak dolusu mutluluk ve beklentilere ulaşmanın hazzı ile zaman zaman yüzümüzde kocaman bir gülümse ile nanik yapabilelim... Ellerinizi üç kez çırpın, hayattan üç saniyeniz silinip gitti işte... Bugün özel bir insan olan kendiniz için ne yaptınız? Beklentileriz için bir uğraş, savaş verdiniz mi? Yoksa zamanın sizi yenmesine seyirci mi kaldınız? Mesela özel eski bir dostu aradınız mı bugün? Tüm bu kısa ama çok anlamlı hayat derslerini veren dostumu kaç zamandir aramadığımı düşündüm tüm bunları yazarken... Yerimden kalktım, internetten çıktım ve telefon ile o dostumu aradım Çok mutlu oldu... ne zamandir sesini duymamıştım hangi dağda kurt öldu? Dedi.. Ben de Özel birini aramak istedim aklıma sen geldin dedim ve sonra ekledim: Ve ellerimi üç kez çırptım geçen zamanı geri getiremediğimi görünce belki de seni arayacak başka bir üç saniyem olmayacak şu anda aramazsam diyip yazdığım yazıyı yarıda bırakıp seni aradım dedim... Çok mutlu oldu... Bir dostun mutluluğu ile bende mutlu oldum... Dostumla telefon konuşmamı bitirip klavyenin önüne oturduğumda yüzümde kocaman bir gülümseme vardı. Özel birini arayıp,dakikaları geri getiremeyeceğim bir hayat içinde istediğim bir şeyi yapmanın huzuru ile yani mutlu bir yürekle tekrar yazmaya başladım... Ve zaman denen sinsi düşman a bir nanik yaptım.acımasızca akıp gidiyorsun,ama ben seni hissediyorum ve istediğim hiç birşeyi ertelemiyorum ve istediklerimi elde etmek için hayatla savaşıyorum der gibi mutlu idim... Siz hala ne duruyorsunuz? Koşun telefona, bir dostu arayın. Birine e-mail atın... Onu sevdiğinizi hissettirin.. Onun mutluluğu ile mutlu olun... Ellerinizi üç kez çırpın ve düşünün hayatınızdan üç saniye boş bir sayfa girdi koptu gitti işte. Oysa siz özelsiniz ve size layık bir hayatı hak ediyorsunuz... Size layık mutlulukları hak ettiğiniz gibi... Bana inanmazsanız!!!! parmaklarınızın ucuna bakın... Özen Kıraç |
ACILARINIZI KUMA VE İYİLİKLERİNİZİ TAŞA YAZMAYI ÖĞRENİN Bir hikaye, iki arkadaşın çölde yürüdüğünü anlatır. Yolculuğun bir noktasında bir münakaşa olur ve biri diğerine tokat atar. Tokadı yiyenin canı acır ama bir şey söylemeden kuma şöyle yazar : "BUGÜN EN iYi ARKADAŞIM BENi TOKATLADI". Bir vahaya gelene kadar yürümeye devam ederler ve suya girmeye karar verirler. Tokadı yiyen bataklığa saplanır ve boğulmaya başlar ama arkadaşı kurtarir. Yarı boğulmadan kurtulduktan sonra bir taşa şöyle yazar : "BUGÜN EN iYi ARKADAŞIM HAYATIMI KURTARDI". Tokadı atan ve hayat kurtaran sorar : "Canını acıttığımda kuma yazdın neden şimdi taşa?" Diğeri cevaplar : "Birisi canımızı yaktığında kuma yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı silebilsin ama biri bizim için iyi bir şey yaparsa taşa kazımalıyız ki hiç bir rüzgar silemesin. "ACILARINIZI KUMA VE iYiLiKLERi TAŞA YAZMAYI ÖĞRENiN". Özel bir kimseyi bulmak bir dakika alır ama unutmak ise bir ömür |
DOST ELİ Yine mi karardı gökyüzü? Simsiyah bulutlarla mı kaplandı? İnsanların çoğu düşünüsü Yine akşam güneşinde mi Asılı kaldı? Hiç masmavi bir semayı Görmeyecek miyiz? Güneş bir gün olsun dahi Bizim için doğmayacak mı? Dostlar, halimizi-hatırımızı Sormayacak mı? Hep imrenecek miyiz başkalarına? Ne zaman ulaşacak Tanrıya Sonsuzluk kadar uzun çağrılarımız? Bizi yarınlara götürecek uğraşılarımız Kalacak mı yarıda? Bir dost eli bekliyoruz Bize uzansın diye. İyilikten uzak, Artağansız çöllerde Bir dost eli bekliyoruz. Gelin artık yardıma. Dostlarım bizi kurtarın. Bu karanlık akşamlardan Aydınlığa ulaştırın. ANONİM |
DOSTLUK= SMYRNA baska laf demem.. |
Canım dostum benim Rainn'im...:tender::kiss: Dostlar vardır; rakısız çözülmez dili, muhabbeti çekilmez; dostlar vardır,efkarının sebebi bir bardak demli çaydır. Dostlar vardır, omzu her derde devadır. Dostlar vardır, iyi bir öğretmen gibi, nasıl sorulacağını öğretir. Dostlar vardır dağ gibi vakur; toprak kadar bereketli, mert... Dostlar vardır; ney gibi hüzünlü, saz gibi asi; şiir kadar büyük... Dostlar vardır türkü gibi; her zaman söylenmeseler de her daim içinde taşır sevdasını; yangınını bulaştırır bir gönülden diğerine... Dostlar vardır baki; tanıştığın gün doğar, yittiği gün ölürsün! Zamana ve darbelere; yollara ve hasretlere dirençli... Dostlar vardır, közde mısır, kadehte şarap; ateşte yanmanın da, şarapla sönmenin de tadı damağındadır. Dostlar vardır; yüreğine kök salmış bir çınardır; hiçbir şey deviremez;gönülden gönüle kurulmuştur köprüler; ne yaşansa atılamaz! Dostlarımız vardır bizlere benzerler biraz... Dostluklar vardır, erken dolar vadesi; dostluklar vardır, devam eder ahirette! İşte böyle dostlardır; her şeye lanet ettiğin günlerde bile, yaşamını güzel kılan...Gönül, her yerde onları arar. Ve bulduğunda haber gönderir bize; bir sıcaklık yayılır yüreğimize;bunda bir iş var deriz, takılırız peşine.... Unutmayin sakin ; Hayat bumeranga benzer. Yaptiginiz iyi,kötü hersey birgün size geri döner !... |
http://www.siirkolik.com/images/siir.gif Dost Sesi kime uzatsam dost diye havada kaldı ellerim dost diyenler kırdı kanadımı kalmadı içimde sellerim kimseye yaranamadım tüm güvenlerimi tükettim bir dost sesi yok şimdi * sevdim diyenler açtı yüreğimdeki bu derin dehlizi duygularım paramparça hepsi nokta gibi bıraktılar izi Yarabbim insanlık ölmüş herkesde para konuşma krizi bir dost sesi yok şimdi * yaşamakdan artık haz almıyorum herkesden deli gibi kaçıyorum şefkat tellere takılmış yaşamıyorum bir dost sesi yok şimdi * mihenk taşına değdirsem yok kimsede tam bir değer alın duygularınızı verin şiirlerimi kalmadı bende eser mızrabı kalbime vurdum namesiz şarkılarda yaşıyacağım yeter bir dost sesi yok şimdi |
|
Gerçek Zenginlik. Bizi yüzümüze karşı eleştiren, Ama herkesin içinde savunan, Başarılarımıza sevinen, Başarısızlıklarımıza üzülen, Bizi sıkkın görünce Diğer dostlara haber salıp, Bizimle ilgilenmelerini isteyen, Birileriyle tanışmamız gerekiyorsa O buluşmayı sessizce düzenleyen, Bizi dikkatle izleyen ama sahiplenmeyen, Bir başka kıtada yaşasa ve Günde 14 saat çalışsa da ihtiyacımız olduğu anda Yardımımıza koşan... Gerçek dost işte budur. Ve hayatta en büyük zenginlik böyle dostlara sahip olmaktır. Dostluk her gün 2-3 kere telefonla konuşmak değildir... Dostluk bu yapılması gereğine inanılan telefon görüşmeleri sırasında diğer insanların dedikodusunu yaparak karşılıklı bir şeyler paylaşıldığını zannetmek değildir... Dostluk; dost bildiğin kişinin en ince detaylarını bilme ihtiyacı ve gereği değildir... Dostluk; dost bildiğin kişinin senin en karışık detaylarını bilmesi gerektiği değildir... Dostluk her hafta 3-5 kere görüşmek değildir, 1 ay, 1 sene, 5 sene seni aramayan, senin de aramadığın bir insani birdenbire arayıp, dertleşmek, hatır sormak istersen ve o insan da seni geri çevirmez ve sanki daha az önce konuşmuşun gibi kaldığınız yerden konuşmaya devam ederse, ve daha da önemlisi bu 1 ay, 1 sene, 5 sene ayrılığa rağmen bu insanin başı gerçekten sıkıştığında yardımına koşacak ilk insanlardan biriysen ve ayni şekilde onun da öyle olduğunu biliyorsan EMİN OL Kİ..... O kişi senin dostundur... Sen de O'nun... " Her tur ilişki avuç içinde duran kum taneleri gibidir. Avucumuzu sıkmadan, gevşekçe tutarsak, kum taneleri kaymaz, durur. Avucumuzu kapatıp, sıkmaya başladığımız an kum taneleri parmaklarımızın arasından akmaya baslar. Bir kısmını tutmayı basarsanız da, çoğu akıp gider. İlişkiler de böyledir. Esneklik varsa, diğer insana saygı duyuluyor ve özgürlük tanınıyorsa ilişkiler bozulmaz. Ama diğer insani çok bunaltırsanız ilişki de yavaş yavaş bozulur ve biter. Hayatta pek çok insanla karsılaşırsın Ama sadece gerçekdostlar senin kalbinde bir iz bırakır. GERÇEK DOSTLARINIZI BULUP HİÇ KAYBETMEMENİZ DİLEĞİYLE... |
| Saat: 22:55 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık