![]() |
NASA'dan güneşin yeni görüntüleri BD Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, güneşin daha önce hiç görülmemiş görüntülerini yayınladı. Görüntüler güneşin manyetik alanının düşünülenden çok daha dinamik olduğunu ortaya koyuyor. Yeni görüntüler altı ay önce fırlatılan 'Hinode' uydusundan alındı. Konuya ilişkin bilgi veren NASA yetkilileri, görüntülerin güneşin farklı katmanlarını yansıttığını belirtti. http://www.cnnturk.com.tr/images/bt/sun7hbr6758.jpg Görüntüler, güneş üzerinde meydana gelen manyetik kasırgaları gözler önüne seriyor. 8 kilometre uzunluğunda olduğu tahmin edilen manyetik dokular, birkaç dakikalık süre içerisinde büyük bir hızla yer değiştiriyor. Yetkililer bunun ilk kez görüntülendiğini belirtiyor. Uzmanlara göre bu görüntüler güneşin manyetik alanının sanıldığından çok daha dinamik olduğunun kanıtı. http://www.cnnturk.com.tr/images/bt/sun6hbr6785.jpg |
KLONLAMA / KOPYALAMA Klonlama, bitki,hayvan veya insan gibi yaşayan bir organizmanın orijinal (aslının aynı) bir kopyasını yapmaktır. İnsan klonlama, insanın kendisinin bir kopyasını yapmasıdır. Tek bir insan, bu kimseden yaşayan bir hücresinin alınması, bu hücreden nükleusun(hücre çekirdeği) çıkarılması ve nukleusu alınmış bir kadın yumurtasına enjekte edilmesiyle kopyalanabiliyor. Bu yöntem, bir insanın vücudundan alınan nukleusu çıkarılmış hücre ile; bir kadından alınan yumurtanın özel kimyasal maddeler ve özel elektirik akımlarıyla biraraya getirilmesi ile tamamlanan bir işlemler zinciridir ve döllenme veya suni döllenme denilen yöntemlere benzer bir yöntemdir. Bu laboratuvar işleminden sonra (hücre çekirdeğine sahip) yumurta bir kadının rahmine yerleştiriliyor ki, yeniden oluşsun, gelişsin ve bölünme gerçekleşsin. Böylece tamamlanmış fetüs (cenin) formu doğal bir şekilde doğsun.Bu şekilde bir kadının yumurtasına, nukleusu çıkarılmış hücresi yerleştirilen kimsenin bir kopyası elde edilmiş oluyor. İnsan kopyalama işleminde hamilelik, üreme hücreleri ile değil, vücut hücreleri ile gerçekleşmektedir. Her insan milyonlarca hatta milyarlarca hücreye sahiptir. Her hücre, -erkeklerde testislerden (haya), kadınlarda overlerden (yumurtalık) gelen üreme hücrelerinin yanında- insanın tüm kalıtsal yapısını taşıyan genetik öze sahip 46 kromozoma sahiptir. Hem kadın hem de erkeklerdeki üreme hücrelerinden her biri, -vücut hücrelerindeki toplam kromozom sayısının yarısı kadar yani- sadece 23 kromozoma sahiptir. Doğal döllenmede, 23 kromozoma sahip erkek spermi, 23 kromozoma sahip kadın yumurtasıyla birleşir. Bu nedenle, yarısı erkekten yarısı kadından gelen toplam 46 kromozom biraraya gelmiş olur. Böylece bebek karakteristiğini, hem annesinden hem de babasından alır. Klonlama işleminde ise, -bebeğin karakteristiğini belirleyen- bu 46 kromozomun tamamı kendisinden hücre alınan kimseden gelir. Böylece bebek tüm kalıtsal ve karakteristik özelliklerini bu kimseden almış olur. Klonlama sonucu doğan bebek, sadece hücresinin nukleusu kullanılan kimsenin karakteristiğini miras alır. Bu şekilde bebek, bu kimsenin jenerik bir kopyası olur. Bu aynen sizin bir fotoğrafınızı renkli fotokopi ile çoğaltmanıza benzer bir şeydir. Doğal döllenme ise, yalnızca bir erkek ile bir kadının üreme hücrelerinin biraraya gelmesiyle vukuu bulur. Bir başka deyişle, kopyalama, üreme hücresi olmaksızın, bir erkek olsun veya olmasın sadece vücut hücrelerinin kullanımıyla yapılmaktadır. Bu; bir erkek olmaksızın, bir kadından bir vücut hücresi alınmak suretiyle de yapılabilmektedir! Yani tüm kalıtsal özellikler 46 kromozoma sahip nukleus ile alınmaktadır. Daha sonra yumurtanın kendi nukleusu kaldırıldıktan sonra, bu nukleus bir kadının yumurtasına yerleştiriliyor. Daha sonra da bu yumurta bir kadının rahmine yerleştiriliyor. Ve bu yumurta kadının rahmine yerleştirildikten sonra, gelişmeye, bölünmeye, büyümeye ve bir fetüs (cenin) haline gelmeye başlıyor. Sonunda gelişimini tamamlıyor. Doğduğunda, kendisinden hücre alınan kadının bir kopyası elde edilmiş oluyor. Böylelikle klonlama süreci, bir erkeğe gerek duyulmadan, tüm boyutlarıyla tamamlanıyor. Doğal gebelikte ise, karakteristikler kalıtsal olarak, hem anneden hem de babadan alınır. Bunun bir sonucu olarak, doğan çocuklar birbirlerinin aynısı olmazlar. Çocuklar, anne-babalar ve diğer kardeşler arasındaki benzerlikler; boy, saçrengi, göz rengi, zihinsel yetenekler ve doğuştan gelen psikolojik davranış biçimleri gibi yapısal özelliklerle farklılaşır. Klonlama işlemi sonucu gerçekleşen kalıtımda ise, hücresi kullanılan kadın veya erkeğin tüm kalıtsal ve yapısal özellikleri transfer edilir. Bu yeni doğuşta orijinal kimsenin boyu, görünümü, renkleri, zihinsel kapasitesi ve diğer doğuştan gelen psikolojik özellikleri tamamen kopyalanır. Bunun anlamı şudur: Tüm karakteristik aynen kalıtılır (yeni canlıya aktarılır) Bunun yanında, yararlı karakteristikler (sonradan kazanılan özellikler) kalıtıma bağlı değildir. Eğer hücre; saygı duyulan bir alimden, çok iyi bir müctehidden veya gözde bir fizikçiden alınırsa, klonlama ile kişilerin sahip olduğu bu nitelikler kopyalanamaz. Çünkü bu özellikler sonradan kazanılmıştır ve kalıtsal değildi. resimKo("03.0251.3.kloncopy.gif", 100, 299, "sol", "zoom", 201, 600, "Şema klonlamanın yapım aşamalarını göstermesi bakımından yararlı.", "") Klonlama şeması yapım aşamalarını göstermesi bakımından yaralıdır. Klonlama Tarihi 1938-1970 1938 Hans Speamann fantastik bir deney yapılabileceğini açıkladı. Klonlama diyebileceğimiz bu deneyde orata ya da geç evredeki bir embriyonun çekirdeği çıkarılarak bir yumurtaya aktarılıyordu. 1952 Robert Briggs ve T. J. King ilk klonlama deneyini gerçekleştirdiler. İleri aşamadaki bir kurbağa yumurtasının çekirdeği pipetle çekilerek çıkarıldı ve başka bir kurbağa yumurtası içine aktarıldı. Ancak deney sonunda yumurta gelişmedi. 1970 Aynı deney yine kurbağalar üzerinde John Gordon tarafından denendi. Daha iyi bir sonuç alındı. Kurbağa yumurtaları, iribaş olana kadar gelişti ama daha sonra öldüler. 1980'ler 1984 Steen Willadsen, olgunlaşmamış koyun embriyo hücrelerinden yaşayan bir kuzu klonladığını açıkladı. Daha sonra Willadsen, inek, domuz, keçi, tavşan ve rhesus maymunu da kullandı. Bu deneylerde çok hücreli koyun embriyosundan çekirdek alınıp yumurta hücresine aktarılıyordu. Daha sonra hücre bölünmesi başlıyor, fetus oluşuyor ve gelişme devam ediyordu. 1990'lar 1994 Daha gelişkin embriyo hücrelerinin ilk klonlamasını Neal First gerçekleştirdi. En az 120 hücrelik buzağı embriyosu klonlandı. Bu çok hücreli inek embriyosunun çekirdeği çıkarıldı ve çekirdek yumurta hücresine aktarıldı. 1996 Ian Wilmut, Neal First'in deneyini koyunlar üzerinde yaptı. Ancak embriyo hücrelerinin çekirdeğini almak için hücrelerin duraklama dönemine gelmesini bekledi. Sonra çekirdekleri çıkarıp yumurta hücresine aktardı. 1997 Dr. Wilmut, 6 yaşındaki bir koyunun meme hücresinden klon üretti. Bu defa çekirdek erişkin bir hücreden yani meme hücresinden alınıp yumurta hücresine aktarılmıştı. Dolly 277 yumurta içinde tek hayatta kalan kuzuydu. Dolly'nin oluştuğu hücre Ocak 1996'da birleştirilmişti. 1997 Şubat Oregon Primat Merkezi'nden tek bir embriyo hücresinden iki rhesus maymunun klonlandığı haberi geldi. 1998, 7 Ocak Tıp doktoru G. Richard Seed, o günlerde anne rahminden aldığı insan embriyosunu başka bir annenin karnına aktarıyordu. İnsan klonlamaya karşı duyduğu ilgiyi ilan etti. Bu konudaki hassas denge, ahlakî tartışmalara yol açtı. Tartışmalar sonucu Amerika Birleşik Devletlerinde insan klonlamaya karşı yasalar konuldu. 1999 19 Avrupa ülkesi insanın genetik olarak kopyalanmasını yasaklayan sözleşmeyi Paris'te imzaladı. Hayvanlarda Klonlama ve Dolly Örneği Klonlama, vericinin genetik materyalinin çoğaltılması veya kopyalanmasıdır. İlk klonlama denemeleri 1952'de kurbağalarda, 1979'da farelerde, 1984'de koyun embriyolarında ve 1986'da sığırlarda yapılmıştır. En son 1997'de Dolly adı verilen koyun doğmuş ve bu gelişme klonlamada bir kilometre taşı olarak kabul edilmiştir.7 İskoçya'nın Roslin Enstitüsü'nde Dr. I. Wilmut ve arkadaşları, yetişkin bir dişi koyunun bedeninden aldıkları bir hücrenin (somatik hücre) çekirdeğini, micron birimi inceliğindeki bir enjektör iğnesi yardımıyla vakumlayıp, başka bir koyuna ait, çekirdeği çıkarılmış bir yumurtaya enjekte etmişler ve bu yumurtayı da üçüncü bir koyunun rahmine yerleştirerek 5 ay sonra genetik annesinin ikizi olarak Dolly'nin doğduğunu bildirmişlerdir.8 Şekil 1: Bir Hayvanda Klonlama Aşamaları Yukarıdaki araştırmayla ilgili pek çok soru işareti de bulunmaktadır. Bir kısım bilim adamı, yayınlanan bu araştırmada 277 yumurta hücresine yapılan çekirdek aktarımından 276'sının başarısızlıkla sonuçlanmasını ve sadece birinde başarıya ulaşılmış olmasını ve ayrıca benzer araştırmalarda başarı elde edilememesini gerekçe göstererek Dolly ile ilgili araştırmayı şüpheyle karşılamaktadırlar ve bu düşük düzeydeki verim oranı (% 0.36) karşısında bu tür klonlamanın olabilirliğini sorgulamaktadırlar. Ayrıca, sağlıklı bir kuzu olarak doğan Dolly'nin zigot gelişiminde harici bir müdahale söz konusu olduğundan bu hayvanın sağlıksız olarak hızla yaşlandığı tespit edilmiştir. Böylesi doğumlarda anomaliler, iri yavruya bağlı güç doğumlar ve genetik çeşitlilikteki azalmalar gibi hususlar söz konusudur. Kısacası, hayvan klonlama olayı henüz başarıya ulaşmış bir uygulama olmaktan çok uzaktadır.9 Hayvan klonlama olayı rutin olarak başarıyla yapılsa dahi bu kopyalama olayında canlının yeniden yaratılması değil, yalnızca çoğalma yönteminin değişmesi söz konusudur. Bir organizmadan diğerine sadece çekirdek transferinin yapıldığı bir olayı "yaratma" olarak anlamak çok komiktir. Bir evden diğerine ev eşyası taşıyan nakliyecilere evi yapan mühendis veya evin sahibi denilemeyeceği gibi, gen transferi yapan uzmana da yaratıcı denilemez. Veya bir CD'den diğer boş bir CD'ye kayıt yapan kişi nasıl ki bilgisayarı ve içindeki programı yaptığını iddia edemez, aynen onun gibi bir atomu dahi yapmaktan aciz bir uzman, canlı yarattığı iddiasında bulunamaz. Klonlama veya kopyalama olayı, Allah'ın (c.c) yarattığı hücre, DNA, gen v.s.'yi kullanarak ve yine yaratılış kanunları içinde kalınarak yapılan, ancak normal çoğalma yöntemine bir müdahale ve normalden sapmayı inceleme çabasıdır. Bu gibi çalışmalar bizlere semavi dinlerdeki Hz. Havva ve Hz. İsa'nın dünyaya gelişlerindeki özelliği de hatırlatmaktadır. Sonuç Hayvan klonlamayla gelecekte, bir örnek ve yüksek verimli hayvanların elde edilmesi, tedavi amaçlı olarak hayvanlardan ilaç üretimi, organ nakilleri, nesli tükenmekte olan hayvanların genlerinin korunup çoğaltılması, hastalıklara dirençli genlerin üretilmesi ve böylece daha az ilaç tüketimi vs. konularında gelişmeler beklenmektedir. Kısacası, her teknolojik gelişmede olduğu gibi, hayvan klonlama da iyiye kullanılırsa insanlığa hizmet edebilir. Klonlama Teknolojisinin Gelişimi Bu teknolojinin gelişim aşamalarını şöyle özetleyebiliriz;
KLONLAMA İLE İLGLİ GELİŞEN BİLİM HAAKINDA ÖRNEKLER Kök hücresiz klonlama yapıldı Bilim insanları, kök hücre kullanmadan sadece akyuvar hücresinden klonlama yapmayı başardı. Dünyanın ilk klon kedisi anne oldu ABD’deki Texas A&M Üniversitesi’nde 2001 yılında klonlama yoluyla dünyaya gelen kedi, doğal bir erkek kediden üç yavru doğurdu. COLLEGE STATION - Texas A&M Üniversitesi Veterinerlik Okulu profesörlerinden Duane Kraemer, klon kedinin ve yavrularının sağlığının yerinde olduğunu açıkladı. Yavru kedilerin ikisinin klon annelerine, birinin ise babalarına benzerdiği belirtildi. Hayvanlarda klonlama çalışmalarıyla bilinen Texas A&M Üniversitesi, şimdiye dek büyükbaş hayvanlar, domuz, keçi at geyik ve köpek de klonlamıştı. Pek çok memeli gibi domuzlarda klonlanan memeli türlerinden biri. Artık İnsanlar da mı Klonlanacak? Teknolojik ve bilimsel gelişimler sonucu insanlar şimdiye kadar bir çok yarar sağladı. İnsanlık için dev adımlar atıldı. Ama her tür gelişmenin insanlık için yararlı olacağını söyleyemeyiz. Teknolojinin ve bilimin hangi insanlar tarafından ve ne amaçlarla kullanıldığı, teknolojik ve bilimsel gelişmelerin yararlı olup olmadığını belirler. İnsanların klonlanması heyecan verici bilimsel bir gelişme. Ancak insan klonlamanın ne tür sonuçlar yaratacağını şimdiden kestirmek güç. resimKo("03.0251.3.dolly.jpg", 100, 113, "sol", "", 0, 0, "Dolly ve onun klon annesi.", "") Dolly ve onun klon annesi. "Hücre hücre söyle bana, aynı senden var mı bende daha?" Vücudumuzdaki hücrelere bu soruyu sorsak, hepsi birlikte "Var benden sende milyarlarca." diye yanıt verirlerdi. Hücrelerimiz her ne kadar görünüşte birbirinden farklı olsa da içlerinde taşıdıkları bilgi yani DNA hepsinde aynıdır. Çünkü hücrelerimizdeki DNA'lar parmak izimiz gibi yalnızca bize aittir. Hücrelerimiz içindeki DNA'lar bizi biz yapan özelliklerimizin bilgisini taşır. Bu durum tüm canlı varlıklar için geçerlidir. Son on yolda canlılar, hücreleri ve DNA üzerine bir çok araştırma yapılıyor. Bu araştırmalardan şaşırtıcı sonuçlar elde ediliyor. Klonlama da işte şaşırtıcı gelişmelerden biri. İnsan klonlama, Endişeler ve Etik Sorunlar Klonlanmış (kopyalanmış) kuzu Dolly'nin "baba"sı Ian Wilmut Amerikan firması Geron ile birlikte, insan klon hücrelerini doku kültürlerinde tıbbi amaçlarla çoğaltmaya başladılar. Diğer yandan Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü de insan klonlamayı özel sektör tekelinde bırakmamak için, bu araştırmalara başlamış bulunmaktadır. Klonlamada amaç hastalıkları tedavi etmek iken o amaçtan geri düştüklerini belirten araştırmacılar, Dolly koyununun normalden çok daha kilolu ve yaşına göre yaşlı göründüğünü söylüyorlar. Hala önüne geçilemeyen sorunların olduğunu belirten uzmanlar, özellikle standart klonlama işlemini deneyerek yetişkin birinden aldıkları doku örneklerinin nükleussuz insan yumurtasına enjekte edilmesi sonucunda bir tane embriyo üretemediklerini, birden fazla hücrenin oluştuğunu ve boyutlarının da normal bir hücre büyüklüğünden yaklaşık iki kat daha büyük olduğunu açıkladılar. Araştırıcılar, başka bir klonlama yaklaşımı deneyerek hücrelerin genlerini alıp yine nükleussuz yumurtaya enjekte ettiklerinde sonucun çok da farklı olmadığını, 3 embriyo elde edebildiklerini ve bunların 6 hücre büyüklüğünde olduğuna dikkati çekmişlerdir. Bilim adamları, klonlanan hayvanlarda yavaş gelişmenin yanı sıra, kalp sorunu ve zayıf bağışıklık sistemi görüldüğünü kaydettiler. Bazı bilim adamları, eldeki tekniklerle insan klonlamanın ortaya büyük sorunlar çıkaracağını dile getirdi. Klonlanan kişinin bağışıklık sisteminden yoksun olma ve eksik organlara sahip olma olasılığının bulunduğu bildirilmektedir. Klonlamanın özellikle de insan klonlama konusunun etik boyutu kamuoyunca, günlük yaşamda kültürün, temel bilimsel birikimin, tarih, siyaset ve toplumbilimin en yaygın ve temel kavramlarıyla tartışılabilir nitelik kazanmıştır. Nükleer enerji kullanımı, hormon destekli tarım, ozon tabakasına zarar veren gazların üretimi gibi, farklı toplum kesimlerince kolayca anlaşılabilir ve tartışılabilir. Kabul edilen klonlama, şimdiden kamuoyunun gündeminde yerini almış durumdadır. Kamuoyunun, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin uygulanıp uygulanmaması konusunda birtakım ahlaki gerekçelerle ne şekilde ve ne ölçüde yaptırım uygulayabileceği tartışmalı olsa da, şu anda kamuoyunun isteksizliği klonlama çalışmalarının daha ileri aşamalara taşınmasına en güçlü engel olarak gösterilmektedir. Oysa, "tüp bebek" diye bilinen in vitro fertilizasyonun, başlangıçtaki şiddetli tepkilerden sonra kolayca kabullenilmesi, işin içine "çocuk sahibi olma isteği ve hakkı" karıştığı durumlarda toplumun ne kadar kolay ikna olabileceğinin bir göstergesi niteliğindedir. Bilimkurgu romanları ve filmlerinde kaba hatlarıyla çokça tartışılmış olan klonlama konusunda halihazırda belli belirsiz bir kamuoyu "oluşturulmuş" durumdadır. Şu anda sürmekte olan tartışmaların bilinen yanlışlara yeniden düşmemesi için birkaç temel olguya açıklık getirmekte yarar vardır: Olası yanılgıların en sık rastlananı, klonlanmış bir canlının, (tartışmalara sıkça insan da dahil ediliyor) genin alındığı canlının fizyolojik özellikleri bir yana, kişilik özellikleri bakımından özdeşi olacağı kanısıdır. Bu tür sorulardan birkaçı şöyle dile getirilebilir: · "Yedek parça depoları" yaratmaya hakkımız var mıdır? · Onayları alınmaksızın, kuşakları araştırma deneği yapabilir miyiz? Ayrıca onların doğal genetik miraslarını değiştirme hakkımız var mıdır? · Gelişmiş ülkelerde kopyalamaya yasaklamalar getirirken, geri kalmış ülkelerde uygulanmasına göz yummak bilimi emperyalizmin hizmetinde yapmaz mı, ya da varolanı daha da pekiştirmeyecek midir? · Cinselliğin rastlantısallığını ortadan kaldırmak ve üremeye hükmetme şansı/fırsatı nereye kadar zorlanacaktır? · Genetik çeşitliliğin kopyalama yoluyla önlenmesi, evrim olgusunun bir önkoşulundan da vazgeçildiği anlamına gelmeyecek midir? · Kopyalama çalışmalarını kimler paraca desteklemektedir? Bir başka deyişle bu araştırmalar kimin denetimindedir? Başlıca destekleyicinin ilaç ve hayvancılık sektörü olması nasıl yorumlanabilir? · Kopyalama sonuçlarının, dünyada farklı birkaç merkezden hızlı bir şekilde birbiri arkasından müjdelenmesi ve hem de bunun "deli dana" krizinden anlamlı bir süre sonra ortaya çıkması bir rastlantı mıdır? · Bilim-ticaret ilişkisi ya da bağlantısı nasıl kurulabilir? Özelde de genetik bilgiye dayalı buluşların, "patent hakkı" konusuna nasıl açıklık getirilebilir? Belki tüm bu soruları bir anda yanıtlamak olası değil, ancak sırf medyanın bilime bakışına dikkatleri çekmek açısından bile, Dolly'nin iyi bir örnek olduğu açıktır. Ayrıca klonlanan ilk hayvan olan koyun Doly'de gelişme evresinde sık sık ''ciddi sorunlarla'' karşılaşılmıştır. Hawaii Üniversitesi laboratuvarlarında 1988 yılında fare klonlayan Dr. Ryuzo Yanagimachi da, klonlanan embriyoların gelişme çağında ve genetik yapılarında sorunların ortaya çıktığını söyledi. Yanagimachi, klonlanan bazı farelerin bir yaşına kadar geliştiklerini, ancak bu sürenin sonunda aniden yağ oranında artış ve şişmanlık gibi sorunların başladığını belirtti. Gelişme çağında sorunlarla karşılaşılması durumunda hayvanların berteraf edilebilmesine rağmen insanlarda anormal klon olması durumunda bunu yok etmenin etik olarak mümkün olamayacağı bir gerçektir. |
TÜRK MÜHENDİSLERDEN İNTERNET ANTİKORU http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2006/internet.jpg MERSİN - Veli Gürgah - Mersin'de bilişimci 3 Türk mühendisin "Ağ güvenliği ve ağ yönetimi" üzerine geliştirdiği "Antikor" sistemi, işletmelerin bilgisayar sistemlerini güvence altına alıyor. Bilgisayar Mühendisleri Kutluhan Kibrit (36) ile Nasır Can Kırık (25) ve Elektrik Elektronik Mühendisi Özkan Kırık'ın (24), Mersin Teknoloji Geliştirme Bölgesi'ne (TeknoScope) "Antikor Projesi" ile başvurarak geliştirdikleri sistem sayesinde, bilişim sektöründe yurt dışına bağımlılığın azaltılması hedefleniyor. Üretici şirketin genel müdürü Özkan Kırık, ürettikleri sistem ile savunmasız haldeki işletmelerin bilişim güvenliği ihtiyacına cevap veren ve ağ yönetimi sağlayan bir ürün ortaya koyduklarını söyledi. Sistemin şu anda bir çok kurum ve kuruluşta kullanılmaya başlandığını ifade eden Kırık, "Antikor antivirüs geçidi, küçük ve orta büyüklükteki işletmeler (KOBİ) için geliştirilen ve internet hattının önüne monte edilerek ağda bulunan bilgisayarları internet ortamından gelen saldırılara karşı koruyan bir cihaz" diye konuştu. a.a. |
UZAYA REKLAM ALINMASI ÖNERİSİ http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2010/uzay_yuruyusu.jpg WASHINGTON - Amerikalı parlamenter Ken Calvert, Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesine (NASA) maddi imkan sağlanabilmesi için NASA'nın uzaya reklam almasına izin verilmesini önerdi. Parlamentonun NASA'nın bütçesini belirleyen bilim alt komisyonunun 2 numaralı ismi olan Cumhuriyetçi Parlamenter Calvert, ''Uzaya reklam alınması NASA'yı halkın daha fazla tanımasını ve bu kurumun para kazanmasını sağlayabilir'' dedi. Uzaya nasıl reklam alınabileceğini belirtmeyen Calvert, ''Ancak, Mars'a gönderilen Opportunity ve Spirit robotlarının üzerinde reklam ilanları görmemiz ya da Uluslararası Uzay İstasyonu'nu (UUİ) ışıklı panolarla donatmamız söz konusu değil'' dedi NASA yetkililerinden Doug Cooke da Wall Street Journal'a yaptığı açıklamada, bu yöndeki tüm fikirlerin incelenmeye değeceğini ve NASA'nın yıllar önce böyle bir düşüncesi olduğunu söyledi. A.A. |
Arıların yok oluşu ABD'lileri endişelendiriyor http://img.mynet.com/ha2/ari.jpg Arıların yok oluşu ABD'lileri endişelendiriyor Ülkedeki bal arısı nüfusunun dörtte birini son bir kaç ay içinde esrarlı bir biçimde yitiren ABD'nin ciddi bir beslenme kriziyle karşılaşabileceği bildirildi. Arıların yok olmasının nedenini araştırmakta olan ABD Tarım Bakanlığı yetkilileri, durumun ülkenin gıda güvenliğine çok büyük tehdit oluşturduğunu belirtiyor. Bakanlık açıklamasında, insan için gereken besinlerin yaklaşık üçte birinin böcekler aracılığıyla döllenen bitkilerden geldiğini, bu şekilde yapılan döllenmenin yüzde 80'inin de bal arıları tarafından gerçekleştirildiği kaydedildi. Yoncanın da bu ürünler arasında bulunduğunu hatırlatan uzmanlar, bal arılarının yok olmasından hayvancılığın ve et üretiminin de nasibini alacağını vurguluyor. Bal arılarının ABD gıda sektörüne katkısının parasal değerinin ise yılda 15 milyar doları bulduğu tahmin edilirken, bitkilerin döllenmesine başka arı türleri ve başka böceklerin de aracılık ettiği, ancak, bunların bal arısının yok olmasından doğacak boşluğu dolduramayacakları ifade ediliyor.Tarım Bakanlığı arıcılık ve döllenme programı yöneticisi Kevin Hackett, bal arılarının yok olmasının önüne geçilemediği takdirde ABD nüfusunun ''su ve ekmeğe talim edebileceği'' uyarısında bulundu. ABD'de ilk kez geçen Kasım ayında fark edilen toplu arı yok oluşu olayları daha sonra Brezilya, Kanada ve bazı Avrupa ülkelerinde de rapor edilmişti. http://img.mynet.com/ha2/bilimselarastirma1.jpg Sinek lavraları umut oldu LONDRA (ANKA)- İngiltere'de yapılan bir araştırma, ölümcül MRSA enfeksiyonun tedavisinde sinek larvalarının kullanılması halinde hastalığın hızla ilerlediğini ortaya çıkardı. Manchester Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada özellikle hastanelerde görülen MRSA enfeksiyonundan etkilenen hastaların tedavisinde sinek larvalarının kullanılabileceği belirtildi. MRSA enfeksiyonu nedeniyle ayaklarında ülserler oluşan 13 hastaya sinek larvaları koyan doktorlar, bu hastaların 12'sinin iyileştiğini gördü. İngiliz The Sun gazetesinin haberine göre normalde 28 hafta süren enfeksiyonun tedavisinde sinek larvaları kullanıldığında bu sürenin 3 haftaya düştüğü görüldü. Araştırmayı yürüten Prof.Dr. Andrew Boulton, “Sinek kurtçukları dünyanın en küçük cerrahları. Aslında cerrahlardan bile iyiler çünkü larvalar daha ucuz ve 24 saat çalışıyorlar” dedi. Sinek larvalarının Napolyon dönemi savaşlarında ve Amerikan iç savaşı sırasında da kullanıldığını kaydeden Profesör Boulton, bu larvaların yaraları temiz tuttuğunu söyledi. Kendilerinin araştırmayı, hastaların ayaklarındaki sorunlar için yaptıklarını ancak sinek larvalarının vücudun diğer kısımlarındaki yaralar için de kullanılabileceğini belirten Profesör Boulton, sadece kadın bölgesindeki büyük yaralarda sinek larvalarının sorun çıkarabileceğini kaydetti. MRSA nedir? MRSA (Metisilin'e Dirençli Stafilokok Aureus) aslında çok bulaşıcı ve güçlü bir bakteri olan Stafilokok mikrobunun türü. Normal insan dokusunda sorun çıkarmadan yaşayan bu mikrop, metisilin isimli bir antibiyotiğe dirençli çıkmayı başarırsa MRSA haline dönüyor. Pek çok penisilin ve antibiyotiğe karşı direnç gösteren mikrobun tedavisi bu yüzden zor oluyor. Genellikle hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde bulunuyor. Sera gazının toprağa gömülmesi BANGKOK (İHA) - Bilim adamları iklim değişikliğinin önlenmesi için sera etkisi yapan gazların toprağa gömülmesinin yollarını arıyor. İklim değişikliğiyle mücadele yolunda önemli bir adım olarak görülen bu uygulama konusunda teknolojinin henüz emekleme devresinde olduğu ifade edildi. Teknolojiyle enerji santralleri, fabrikalar ve ulaşım vasıtaları tarafından salınan karbondioksit gazlarının yakalanıp yerin altına gömülmesi hedefleniyor. Bu gazların ya eski petrol yatakları ve kömür madenlerine ya da okyanusun dibine gömülmesi planlanıyor. Birleşmiş Milletler'in küresel ısınma konusunda Tayland'ın Bangkok şehrinde yapılan uluslararası konferansa katılan Fransız bilim adamları heyetinden Renaud Crassous, "Bu da düşünülen seçeneklerden biridir" dedi. Halen deneme safhasında olan teknolojinin, çelik fabrikaları, çimento fabrikaları ve enerji santrallerindeki karbondioksit salınımını yüzde 35 azaltacağı ifade ediliyor. Bilim adamlarından Stephan Singer da "Karbonun yakalanıp depolanması imkanını mümkün olan en kısa sürede elde etmeliyiz" diye konuştu. Singer, bu konuda büyük yatırımlar yapılması gerektiğini ifade etti. Bu teknolojinin ekonomik hale getirilmesinin çok önemli olduğu ve bunun için çalışmalar yapıldığı belirtildi. http://img.mynet.com/ha2/su_guzellik.jpg Güzel söz, suyun bile kimyasını değiştiriyor Atalarımızın "tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır" özdeyişi, su kristalleri üzerinde yapılan bir araştırmayla ispatlandı. Bursa'da çevre kirliliği ve küresel ısınma ile ilgili bir gösteriye imza atan ilköğretim öğrencileri, "sevgi, takdir ve teşekkür" sözcükleri dinletilen şişelerdeki su kristallerinin çok simetrik ve güzel olduğunu, kin ve nefret sesleri dinletilen kristallerin ise tanınamayacak kadar dağınık olduğunu slayt gösterisiyle ortaya koydu. Nilüfer Belediyesi Yerel Gündem 21 ve Nilüfer'de yer alan ilköğretim okullarının işbirliğiyle gerçekleştirilen ''Bursa'da Çevre Kirliliği ve Küresel Isınma'' konulu etkinlik Konak Kültür Merkezi'ni dolduran izleyiciler tarafından ilgiyle izlendi. Öğrencilerin, toprak, su, hava, elektromanyetik alan, görüntü ve ses kirliliği hakkındaki fikirlerini, tiyatro oyunu, film gösterimi ve panel yaparak büyüklerine aktardığı etkinlikte öğrencilerin çevre konusundaki hassasiyeti büyüklerin takdirini topladı. Farklı okullardan öğrencilerin geri dönüşüm, çevre ve toprak kirliliğini gösteriyle anlattıkları etkinlikte Hacivat-Karagöz, pamuk prenses gibi karakterler, gaz maskeli davulcular dikkat çekti. Kültür Okulları öğrencileri ise, suyun insan hayatındaki önemine bir sunum ile dikkat çekti. Japonya'da yapılan bir araştırmaya yer veren öğrenciler, su kristallerinin insan sözcüklerinden nasıl etkilendiğini slayt gösterisiyle anlattı. Yapılan araştırmaya göre, sevgi sözcüklerinin su kristallerini güzelleştirdiği, kötü sözler ve seslerin ise kristallerin yapısını bozduğu ortaya çıktı. Okul öğrencilerinden İrem Alara Uğtur, bazı sevgi ve nefret kelimelerinin kasete kaydedilerek cam şişelere gece boyunca dinletildiğini, deney sonunda sevgi, takdir ve teşekkür sözcükleri dinletilen şişelerdeki su kristallerinin çok simetrik ve güzel olduğunu, kin ve nefret sesleri dinletilen kristallerin ise tanınamayacak kadar dağınık olduğunun belgelendiğini söyledi. Sunumun, içilen suların ne kadar güvenli olduğunu sorgulayan bölümünde ise okul öğrencileri Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'e bir bardak su ikram ederek, suların güvenilirliğine dikkat çekti. İHA Yüzen İlk Nükleer Tesis İnşa Ediliyor Rusya, dünyanın ilk yüzen nükleer tesisinin yapımına başladı. BBC’nin internet sitesinde yer alan haberde, anakaraya uzak bölgelerden enerji elde edilmesini amaçlayan tesiste 70 megavatlık reaktör bulunacağı belirtildi. Tesisin, 200 milyon dolara malolacağı ve 2010 yılında suya indirileceği belirtildi. Rusya Atom Enerjisi Bakanlığı, tesisin merkez biriminin Severodvinsk’te hazırlandığını duyurdu. “Akademik Lomonosov” adı verilen tesisin, nükleer güce sahip denizaltı üreten Sevmash adlı firmaya elektrik sağlayacağı bilgisi de verildi. Projenin yüzde 80’inin nükleer enerji üreticisi Rosenergoatom, yüzde 20’sinin ise Sevmash tarafından finanse edildiği kaydedildi. Atom Enerjisi Bakanlığı, tesisin 12-15 yıl süreyle faaliyet göstereceğini ve yüksek seviyede radyasyon güvenliği bulunduğunu belirtti. Rusya, 2015 yılına kadar 7 yüzen tesis inşa etmeyi planlıyor ve Pasifik okyanusunda bulunan ülkelerin, teknolojiyi satın almalarını umuyor. Rosenergoatom’dan yapılan açıklamaya göre, şimdiden 12 ülke, projeye olan ilgisini dile getirdi. Çevreciler, çevreye verebileceği zararı göz önünde bulundurarak projeye kuşkuyla bakıyor. Bazı uzmanlar, tesisin “kesinlikle tehdit içerdiği” görüşünü paylaşıyor. |
EN BÜYÜK SÜPERNOVA GÖZLEMLENDİ http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2011/supernova.jpg WASHINGTON - Bilim adamları, şimdiye kadar gözlemlenen en büyük yıldız patlamasının (süpernova) meydana geldiğini açıkladı. NASA tarafından yapılan açıklamada, güneşten 150 kat daha büyük olan SN200gy adlı yıldızın patlamasının, NGC 1260 gökadasında ve 240 milyon ışık yılı uzaklıkta meydana geldiği bildirildi. Süpernovanın, dünyadaki optik teleskopların yanı sıra NASA'nın Chandra Uzay Teleskobu'ndan gözlemlendiği belirtildi. Süpernova patlamasının uzun bir zaman önce olduğu, ancak ışığın kat ettiği yol nedeniyle geçen yıl saptanabildiği kaydedildi. a.a. |
http://image.haber3.com/haber/88408.jpg Mühendisler çift katlı camdan daha iyi yalıtıma sahip buluşa imza attı. Sokaktaki gürültü eve girmeyecek ALMAN uzmanlar cam sanayiinde devrim yaratacak bir buluşa imza attılar. Normal camın üzerine yapıştırılan seramik yama sayesinde 90 ile 100 desibel yüksekliğindeki seslerin bile içeri sızması engellendi. Camın içine yerleştirilen seramik plakalar dışardan gelen sesleri bilgisayar kontrollü minik bir alıcıya yönlendiriyor. Alıcı bu sesleri nötr hale getirip dalgaları cama yeniden yansıtarak içeriye ses girmesini önlüyor. Alman uzmanlar bundan böyle otomobil alarmı sesi, uçak ya da yol çalışması gürültülerinin artık hiç bir şekilde insanların uykusunu bölmeyeceğini dile getirdiler. Ses geçirmez camın titreşim temelli çalıştığını ifade eden Dr. Thilo Bein, “İki karşıt dalga birbirini sıfırlıyor. Böylece ses içeri giremiyor” diye konuştu. 4 yıl içinde piyasaya sürülmesi beklenen seramik yamanın her tür cama uygulanabileceği ve fiyatının da yaklaşık 140 dolar olacağı belirtildi. |
NASA'NIN UYUM DENEYİ UYKUSUZLUĞA ÇARE OLABİLİR ANKARA - NASA'nın, astronotları Mars'ın 25 saat süren bir gününe hazırlamak amacıyla yaptığı bir araştırma, Dünya'da uykusuzluk çekenler için çare olabilir. NASA için araştırmayı yapan bilim adamları, 25 saatlik bir Mars gününe astronotların hazırlanmaları amacıyla denekleri akşamları iki kez 45 dakika çok parlak ışığa maruz bıraktılar. İnsanların biyolojik saatinin 23 saat 47 dakikadan 24 saat 48 dakikaya çıkabileceğini ortaya koyan araştırma, ışığın biyolojik saat için önemini gösterdi. Araştırmanın, deneğin akşam iki kez 45 dakika canlı ışığa maruz bırakılmasıyla uyku döngüsünün uzatılabileceğini ortaya koyduğunu belirten bilim adamları, ışıkla tedavinin, saat farkı veya gece çalışma gibi uyku düzeninde bozulmaya neden olan unsurlardan ötürü uykusuzluk rahatsızlığı çekenler için yardımcı olabileceğini kaydettiler. Araştırmaya katılan tüm denekler, Dünya'dakinden bir saat fazla olan Mars gününe, uyku düzenlerini adapte edebildiler. a.a. |
Saçınızı taraken telefonunuz şarj olsun Saçımızdaki elektriği, (tararken oluşan enerjiyi) telefon şarj etmek için kullanmak mümkün. ARTIK KARTLAR ELEKTRONİKLEŞİYOR... Auto Card Manager, farklı bankalardan, kredi kartı bulunanlara ideal bir çözüm sunuyor. Deri cüzdanların içerisinde bir süre sonra çeşitli deformasyonlara maruz kalan kredi kartları çalışmaz hale gelebiliyor. Kredi kartları nızı potansiyel tehlikelerden korumak için hazırlanan Auto Card Manager, poliüretandan yapılmış, altı ayrı kart yuvasına sahip ve 85 gr ağırlığında. Artık cüzdanlarda elektronikleşiyor. |
TÜBİTAK'TAN BİLİM DÜNYASINA ELEKTRONİK DESTEK http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2011/bilgisayar_ekran_6.jpg ANKARA - Türkiye'de akademisyenler için eğitim ve araştırma olanağı yaratan TÜBİTAK'ın Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi (ULAKBİM), araştırmacılara ve üniversite öğrencilerine dünyanın en prestijli elektronik yayınlarına ücretsiz erişim imkanı sağlıyor. "Ulusal Akademik Site Lisansı" projesi ile bütçe ve teknik alt yapı olanakları yetersiz üniversite kütüphaneleri, Sciencedirect, Ieee/Iee, BMJ Online Journals'ın da aralarında bulunduğu veri tabanlarına ücretsiz ulaşabiliyor. Bu güne kadar 17 milyon dolar harcanan projeden 100 bin öğretim görevlisi, 2 milyon üniversite öğrencisi ve 48 Sağlık Bakanlığı Eğitim Araştırma Hastanesi yararlanıyor. Üniversiteler ve araştırma kurumlarına bilgi ve erişim hizmetleri sunan TÜBİTAK bünyesinde faaliyet gösteren ULAKBİM'in oluşturduğu Ulusal Akademik Ağ (UlakNET) altyapısıyla oluşturulan proje, elektronik bilgi kaynaklarına Türkiye çapında yaygın erişim imkanı sağlıyor. a.a. |
iPod sahiplerine yeni hizmet ABD'nin ikinci el CD değiştirme sitesi lala.com, iPod sahiplerinin seçtikleri şarkıların listelerini oluşturabilecekleri ve daha düşük bir ücret karşılığında doğrudan müzikçalarlarına aktarabilecekleri bir hizmet başlattı.iPod kullanıcılarına kişisel müzik listelerini saklama imkanı veren lala.com, her türlü bilgisayardan internet üzerinden kullanıcılara şarkılarını dinleme olanağı da sunuyor. Devamı... |
İLK ÖZEL GİRİŞİM ROKETİ UZAYDA http://img377.imageshack.us/img377/9919/creditthomrogersspacex0zr1.jpg resim : spaceX Dünyanın düşük maliyetli ve özel girişime ait ilk roketi Falcon 1'in (Şahin 1) sonunda uzaya gönderildi. Roketi uzaya gönderen SpaceX şirketi internet sitesinde yaptığı açıklamada, ilk başarısız fırlatma girişiminin ardından deneme roketinin Büyük Okyanus'taki Marshall Adaları'nda bulunan Kwajalein askeri üssünden uzaya gönderildiğini ve hedefin yüzde 95 tutturulduğunu belirtti. Roket, önceki günkü ilk denemede fırlatma rampasından kalkamamıştı. Şirketin Başkanı Elon Musk, fırlatmanın mükemmel değil, ancak iyi olduğunu belirterek, fırlatma işlemi ve ilk operasyonel uyduyu bu yıl sonunda gönderme perspektifinde veri toplama çerçevesinde sonucun harika olduğunu kaydetti. Bu denemenin Falcon 1'in sistemlerinin yüzde 95 kapasitesinde olduğunu gösterdiğini belirten Musk, roketin uzay eşiği kabul edilen 100 km irtifayı geçerek, Uluslararası Uzay İstasyonu'nun (UUİ) 80 km altında 320 km civarında bir irtifaya ulaştığını ifade etti. Fırlatma işlemini Amerikan Savunma Bakanlığı'nın araştırma ajansının finanse ettiği şirket yaz sonunda uzaya Amerikan Savunma Bakanlığı'na, güzün de Malezya'ya ait birer uyduyu göndermeyi planlıyor. a.a. |
DDR3 Bellek Modülleri Onaylandı Kingston DDR3 Bellek Modülleri, Intel Referans Platformlarında onaylandı. 19 Haziran 2007 Salı 05:21 Kingston, DDR3 1066 MHz bellek modüllerinin Intel Referans Platformları üzerinde onaylandığını açıkladı. Kingston ValuRAM Satış ve Pazarlama Direktörü Yardımcısı Kevin Wu, "Yeni DDR3 bellek teknolojisine doğru sektörel bir dönüşüme hazırlanırken, Kingston'un Intel Referans Platformalarından aldığı onay, bizim PC sistem üreticileri, anakart hazırlayıcıları ve eski adaptör kullanıcıları için hazır bir çözüme sahip olduğumuzun çok önemli bir göstergesidir." dedi. Bugünkü en yüksek DDR2 bellek hızının iki katı hıza sahip olması beklenen DDR3'ün daha büyük bant genişliği sunması, DDR3 bellek teknolojisinin çift ve dört çekirdekli işlemcileri kullanan sistemlerle mükemmel bir uyum yakalamasını sağlıyor. DDR3'ün daha düşük voltajlı olması (DDR2'de 1.8v iken DDR3'de 1.5v), sunucu ve mobil platformlar için çok daha verimli bir bellek çözümü ortaya çıkarıyor. "Kingston'un 2007 yılında, Intel'in yüksek performanslı masa üstü platformlarını destekleyen DDR3 bellek teknolojisini geliştirmiş olduğunu görmek bizi mutlu etti." diyen Intel İstemci Yonga Setleri Direktörü Steve Peterson bu teknolojinin, Intel'in gelecekteki ürün gamını desteklemek için gerekli bant genişliği alanını da sağlayacağını belirtti. İlk olarak, 512 MB ve 1 GB kapasiteli bellek modülleri ve 1GB ve 2GB'lık bellek kitleri şeklinde piyasaya sürülen 1066MHz Kingston HyperX ve ValueRAM DDR3 modüller bellek teknolojsinde bir devrim niteliğinde. Kingston, 2007' yılı içerisinde piyasaya sunulacak yeni nesil bilgisayar platformlarını destekleyen 1GB'a kadar kapasiteye sahip bellek numunelerini sınırlı miktarda piyasaya sürüyor. Basın bülteninden derlenmiştir. Uğur Seven - Onur Seven CHIP Online |
peki uzay dediğiniz yere neden gitmek isterler insanlar yetmez mi bu dünya onlara evet yetmiyor peki neden neden şu artık burayı bitirdik başka bir dünya bulupta sizi oradan bitirmek için başka bir dünya arıyoruz bilesiniz yanlışsam düzeltin |
PHOENIX MARS'A FIRLATILDI http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2011/uydu.jpg CAPE CANAVERAL - ABD'nin Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA'ya bağlı Phoenix (Anka Kuşu) uydusu, önceki gün sabah Florida eyaletinde Atlas Okyanusu kıyısında bulunan Cape Canaveral ana uzay üssünden fırlatıldı. Mars'ın kuzey kutbunda ''buz'' katmanları arasında su molekülü arayacak olan Phoenix robot uydusu, Delta roketiyle fırlatıldı. Araç, 25 mayıs 2008'de Mars'a inecek. NASA'nın Poenix planı müdürü Barry Goldstein, aracı yönlendiren California-Pasadena'da kurulu 77 yıllık ordu kurumu Jet Motorları Geliştirme Merkezinden (Jet Propulsion Laboratory) yaptığı açıklamada, ''Mars'a yola çıkmak için harikulade sabah'' dedi. Phoenix, önceki gün sabah yerel saatle 05.26'da (TSİ 12.26) fırlatıldı. Araç, 10 ayda 679 milyon kilometre giderek Mars'a inecek. a.a. |
ENDEAVOUR UZAYA BAŞARIYLA FIRLATILDI http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2012/endeavour.jpg CAPE CANAVERAL - Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) destek amacıyla gönderilen uzay mekiği Endeavour başarıyla fırlatıldı. Yetkililer, yerel saatle 18.36'da (TSİ 01.36) uzaya fırlatılan uzay mekiği Endeavour'un 2 gün içinde UUİ'ye ulaşmasının beklendiğini belirttiler. Endeavour uzay mekiği mürettebatı arasında bulunan ve Idaho'da ilkokul öğretmenliği yapan Barbara Morgan, uzaya çıkan ilk ilkokul öğretmeni unvanını kazandı. 1986'da, fırlatıldıktan 11 saniye sonra yakıt perçinlerinin kopması nedeniyle infilak eden Challenger kazasında hayatını kaybeden ve yine kendisi gibi bir ilkokul öğretmeni Christa McAuliffe'nin yedeği olan Morgan'ın uzay yolculuğuna, McAuliffe'in de oturduğu, kabinin aşağı bölmesindeki orta koltukta çıktığı kaydedildi. NASA'da 9 yıldan beri bir astronot olarak eğitilen Morgan, uzay mekiğinde robot kol operatörü olarak görev yapacak. a.a. |
EVRENDE DEV BOŞLUK KEŞFEDİLDİ http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2012/uzay.jpg WASHINGTON - Astronomların, evrende hiçbir galaksinin, yıldızın ve hatta karanlık maddenin bulunmadığı dev bir boşluk keşfettikleri bildirildi. Minnesota Üniversitesi'ndeki bir araştırma ekibi, dünyadan yaklaşık 1 milyar ışıkyılı uzaklıkta olduğu belirlenen söz konusu boşluğun niçin orada bulunduğu hakkında bir fikir sahibi olmadıklarını vurguladılar. Keşfi yapan bilimsel araştırma ekibinden Astronomi Profesörü Lawrence Rudnick , ''Astrophysical Journal'' adlı bilimsel dergide yazdığı makalesinde, ''Şimdiye kadar hiçkimsenin bu büyüklükte bir boşluk bulmamış olması bir yana biz bile bu boyutta bir boşluk bulmayı beklemiyorduk'' dedi. Rudnick ve bilim ekibinin diğer üyeleri, Shea Brown ile Liliya Williams, dergide kaleme aldıkları makalede, söz konusu dev boşluğu, Wilkinson Mikrodalga Anisotropi Araştırma uydusuyla evrendeki soğuk bir nokta üzerinde yaptıkları araştırma sırasında bulduklarını belirttiler. a.a. |
NEPTÜN'ÜN ATMOSFERİ ŞAŞIRTICI DERECEDE FAAL http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Bilim_Cevre_Saglik/2012/gezegenler.jpg PARİS - Güneş'ten çok uzakta bulunan Neptün gezegeninin soğuk atmosferinin şaşırtıcı derecede hareketli olduğu tespit edildi. Uluslararası bir astrofizik ekibi tarafından Şili'nin La Silla bölgesinde bulunan ve bir kızılötesi gözlem cihazı ile Avrupa gözlem teleskobu ile yapılan bu gözlemin sonuçları Astronomy ve Astrophysics dergisinde de yayımlanacak. Bilim insanları, Güneş'ten 4,5 milyar km uzaklıkta bulunan (Dünya 150 milyon km uzakta) bu gezegenin güney kutbundaki aşırı bol metan miktarının, kuzey kutbundan 8 kat fazla olduğunu biliyor, ancak bunun nedenini açıklayamıyorlardı. Dev teleskopla elde edilen görüntüleri analiz eden ve bu gizemi sonunda çözmeyi başaran astrofizikçiler, bu olaya, genelde ortalama sıcaklığı sıfırın altında 220 derece olan Neptün atmosferindeki sıcaklık farkı ve güney kutbundaki "aşırı sıcaklığın" neden olduğunu tespit ettiler. Böylece, diğer bölgelerin troposferlerinde (atmosferin alt kuşağı) buz biçiminde olan metan gazı, buranın stratosferinde (üst kuşak) gaz haline dönüşüyor. Bilim insanları, Güneş'in çevresini 165 yılda dönen gaz gezegeni Neptün'ün güney kutbunun bu nedenden ötürü 40 yıldan bu yana güneşli olduğunu belirterek, gözlemlerinde, sıcaklığı bitişiğindeki bölgelerden 3 derece daha yüksek bir "sıcak nokta" tespit ettiklerini açıkladılar. |
''OZON TABAKASINDAKİ DELİK, KÜÇÜLDÜ" http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2012/mars_uydulariyla.jpg PARİS - Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Antarktika üzerindeki ozon tabakasındaki deliğin, bu yıl yüzde 30 oranında küçüldüğünü açıkladı. ESA'dan yapılan yazılı açıklamada, Envisat uydusu tarafından yapılan ölçümlerin, geçen yılki rekor düzeydeki 40 milyon tonluk kayba karşılık bu yıl ozon tabakasındaki kaybın 27,7 milyon ton olduğunu gösterdiği ve stratosferdeki ozon tabakasındaki deliğin yüzölçümünün, geçen yılki 29,5 milyon kilometrekareye karşılık bu yıl 24,7 milyon kilometrekare olarak ölçüldüğü belirtildi. Açıklamada, "Delik her zamankinden küçük olsa bile, bundan ozon tabakasının iyileştiği sonucunu çıkaramayız" denildi. Bilim adamları, ozon tabakasındaki deliğin küçülmesini ısının doğal değişimlerine ve atmosferin dinamiğine bağlıyor ve bunun uzun vadeli bir eğilimi yansıtmadığını düşünüyor. a.a. |
NOBEL FİZİK ÖDÜLÜ FERT VE GRÜNBERG'İN http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2012/nobel_fizik_kimya.jpg STOCKHOLM - 2007 Nobel Fizik Ödülüne Fransız Albert Fert ve Alman Peter Grünberg, "dev manyetik dirençle" (GMR) ilgili çalışmaları nedeniyle layık görüldü. Nobel komitesinin açıklamasında, bilim adamlarına, bilgisayarın sabit disklerine kayıtlı bilgilerin okunması tekniğinde devrim yaptıkları için bu ödülün verileceği belirtildi. Açıklamada, araştırmacıların çalışmalarını ayrı olarak yürüttükleri kaydedildi. a.a. |
BİLİM ADAMLARI DÜŞÜNCE OKUMA YOLUNDA http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2013/beyin.jpg ANKARA - Bilim adamlarının, bilinci yerinde ancak konuşamayan hastaların düşüncelerini okuma yolunda oldukları bildirildi. New Scientist dergisinde yayımlanan habere göre, bilim adamları 8 yıl önce geçirdiği bir trafik kazası sonucunda felç olan, bilinci yerinde ancak konuşamayan bir hastanın beyninin, konuşmayla ilgili bölümüne elektrotlar yerleştirdiler. Araştırmacılar, elektrotlar vasıtasıyla beyinin konuşma bölümünden gelen titreşimleri kaydettiler. Bilim adamları, bundan sonraki aşamada, bu sinyalleri "bir konuşma yazılımına" dönüştürmek için çalışacaklarını belirttiler. Birkaç hafta içinde bir bilgisayarın hastanın düşüncelerini seslere dönüştürme görevini yerine getirmeye başlayacağı bildirildi. Teknolojinin geliştirilmesinde katkısı olanlardan Joe Wright, bunu başaracaklarını umduğunu belirterek, "Karşılıklı konuşma hedefine ulaşmak isterdik ama henüz bundan çok uzağız" dedi. Bilim adamları, bu tekniğin beyin okuma makinesiyle bir ilgisinin bulunmadığını özellikle vurguladılar. Max Planck Enstitüsü'nden Prof. John Dylan Haynes, "Bazı temel düşünceleri tercüme edebilmeye başlamamız çok heyecan verici bir şey. Ancak bir beyin okuma makinesinden henüz çok uzağız" dedi. A.A. |
DOKTORA ÖĞRENCİSİNDEN "SÜPER MERCEK" http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2013/super_mercek.jpg ANKARA - Selma Kasap - Bilkent Üniversitesi doktora öğrencisi Koray Aydın, literatürdeki örnekleri arasında en iyisi olarak gösterilen ''yüksek çözünürlüklü süper mercek'' geliştirdi. Metamalzemelerle geliştirilen süper merceklerin optik dalga boylarında kullanılmasıyla, gözle görülemeyen molekül ve virüsler mikroskoplar altında incelenebilir hale gelecek. Nanoteknoloji temelli metamalzemeler sayesinde pozitif optiğin sınırları aşılacak ve farklı dalga boylarında da üstün özelliklere sahip süper mercekler yapılacak. Süper merceklerin üstün çözünürlüğü sayesinde nano boyutlarda elektronik entegre devreler de üretilebilecek. Yeni teknolojinin özellikle askeri uygulamalar ve tıp teknolojisinde önemli gelişmeler yaratması bekleniyor. Nanoteknoloji çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Bilkent Üniversitesi doktora öğrencisi Aydın, çalışmalarının 3. yılında metamalzemelerin ışığı ters yönde kırdığını deneysel olarak gözlemlediklerini dile getirerek, ''Metamalzemelerin değişik özelliklerini inceledik ve alanımızda önemli başarılara imza attık. Dünyanın en önemli optik derneklerinden olan SPIE'in optik ve fotonik alanında başarılı doktora öğrencilerine vermiş olduğu SPIE eğitim ödülünü Türkiye'den kazanan ilk araştırmacı oldum''dedi. a.a. |
MARS'TA "YARATIK FOTOĞRAFI" İDDİASI!.. Geçilen fotoğrafları uzun süredir inceleyen uzmanlar, sanki yürüyormuş ya da bir tepeciğe oturmuş gibi görülen bir "yaratık" tespit etti. Uzay aracının Mars'tan geçtiği şaşırtıcı fotoğrafta, sanki öylesine dolşana çıplak yaratık, bir tepeceğe tırmanmış ve oturuyormuş gibi görülüyor. Sipirit'in geçtiği fotoğrafları 4 yıldır en ince ayrıntısına kadar inceleyen uzmanlar, fotoğraflardan birisinde küçük yeşil bir "yaratık"ın olduğunu farketti. Görüntüde insan fizyonomisini de andıran "yaratık", dağlık alanda yürüyüp, tepciklerden birisindeki kayanın üzerine oturmuş gibi görünüyor. Gayet rahatmış gibi bir pozisyonda kameralara görüntüsü yasıyan "yaratık"ın kolu, iki ayağından birisinin üzerindeymiş gibi algılanıyor. Uzun süredir fotoğrafları inceleyen uzmanlardan birisi görüntüyle ilgili olarak, "Bu fotoğraf çok şaşırtıcı. Mars'ta çıplak bir "yaratığın" gezindiğini görünce gözlerime inanamadım" dedi. NASA'nın Mars'a gönderdiği Sipirit adlı keşif aracı şimdilerde yeni görevini sürdürüyor. Sipirit keşif aracı, 10 Haziran 2003'te gönderilmişti. İŞTE UZAY KEŞİF ARACININ GÖNDERDİĞİ ŞOK EDİCİ KARELER: http://image.haber7.com/haber/97983.jpg http://image.haber7.com/haber/97983.jpg http://image.haber7.com/haber/97984.jpg |
ATLANTİS'İ FIRLATMAK İÇİN GERİ SAYIM BAŞLIYOR ANKARA - Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), perşembe uzaya göndermeyi öngördüğü Atlantis uzay mekiğini fırlatmak için bugün geri sayıma başlıyor. Atlantis ile Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) gidecek 7 kişilik mürettebatın da bugün Kennedy Uzay Merkezi'ne geleceğini belirten NASA yetkilileri, geçen salı uzay mekiğinde tespit edilen küçük arızanın da fırlatma işlemini etkilemesinin beklenmediğini kaydettiler. Mekiğin fırlatılmasını daha önce birçok kez engelleyen yakıt kesme sensörlerindeki önemli arızayı giderdiklerini açıklayan NASA mühendislerinin, Atlantis'i uçuran elektronik cihazları soğutmaya yarayan radyatör hortumundaki sorunu da çözeceklerinden emin oldukları belirtiliyor. Atlantis uzay mekiği, UUİ'ye Avrupa Uzay Ajansı'nın en önemli katkısı sayılan 13 ton ağırlığındaki ve 1,3 milyar avro değerindeki bilimsel laboratuvarı Columbus'u götürecek. Yer çekimi dolayısıyla Dünya yüzeyinde yapılması imkansız bilimsel deneylerin yürütüleceği laboratuvar, Atlantis'in 5 Amerikalı, bir Alman ve bir Fransız mürettebatının çalışmalarıyla monte edilecek. Ay ve ötesine gitme planları çerçevesinde UUİ'yi astronotların uzun süreli kalışları için kullanmayı amaçlayan NASA ve ortakları, istasyonun inşasını 2010'a dek tamamlamayı planlıyor. http://www.aa.com.tr/components/com_haber/images/385pxdots.gif http://www.aa.com.tr/components/com_haber/images/haberayrinti.gif MARS'TA ŞİMDİ DE "GÜLEN YÜZ" ŞEKLİ ANKARA - NASA'nın Kızıl Gezegen'in yörüngesindeki uzay aracı Mars Explorer Spirit'in çektiği görüntülerdeki "gülen yüz" görenleri hayrete düşürüyor. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin robotu Spirit'in 10 gün önce Mars yüzeyinde "yürüyen" bir insana benzer figürü görüntülemesinin ardından, bu kez "gülen yüzü" andıran şekil, yörünge aracının bir kratere odaklanmasıyla ortaya çıktı. Uzmanlar, bunun sadece Mars yüzey şeklinin rastlantısal bir özelliği olduğunu belirttiler. a.a. |
UZAY MEKİĞİ ATLANTİS YOLA ÇIKTI CAPE CANAVERAL - Uzay mekiği Atlantis, iki aylık gecikmeden sonra Florida'daki uzay merkezinden yola çıktı. Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) gidecek 7 mürettebatıyla birlikte yola çıkan Atlantis, UUİ'ye Avrupa Uzay Ajansı'nın en önemli katkısı sayılan 13 ton ağırlığındaki ve 1,3 milyar avro değerindeki bilim laboratuvarı Columbus'u taşıyor. Yer çekimi dolayısıyla Dünya'da yapılması mümkün olmayan deneylerin yürütüleceği laboratuvar, Atlantis'in cumartesi günü istasyona ulaşacak 5 Amerikalı, bir Alman ve bir Fransız mürettebatı tarafından monte edilecek. http://www.aa.com.tr/components/com_haber/images/385pxdots.gif http://www.aa.com.tr/components/com_haber/images/haberayrinti.gif BU YILIN İLK AY TUTULMASI 21 ŞUBATTA ANKARA - Bu yıl gerçekleşecek iki ay tutulmasından ilki 21 Şubatta tam ay tutulması şeklinde meydana gelecek. Ayın bakır renge dönüşeceği bu gökyüzü şöleni Türkiye'den de izlenebilecek. Ankara Üniversitesi Rasathanesi'nden edinilen bilgiye göre, tam ay tutulması, dolunay aşamasındaki ayın tamamen kararması anlamına geliyor. Türkiye'den de izlenebilecek olan bu muazzam gök olayı 20 Şubat'ı 21 Şubat'a bağlayan gece, Türkiye saati ile 02.36'da başlayacak. 05.01'de gerçekleşecek olan tam tutulma yaklaşık 50 dakika sürecek. 21 Şubatta gerçekleşecek tam Ay tutulması Kuzey ve Güney Amerika, Afrika ve Avrupa kıtalarından da izlenebilecek. Tam tutulma ile ilgili detaylı bilgiye http:rasathane.ankara.edu.tr adresinden ulaşılabilecek. A.A. |
"GÜNEŞ SİSTEMİNDE 9. BİR GEZEGEN VAR" TOKYO - Japon bilim adamları güneş sisteminde keşfedilmemiş 9. bir gezegen olduğuna inanıyor. Kobe Üniversitesi'nden araştırmacıların bu iddiaları bilgisayar simülasyonlarına dayanıyor. Araştırmacılara göre, dünyanın 0,3-0,7 katı kütleye sahip keşfedilmemiş bir gezegenin var olma olasılığı yüksek. Japon astronomlar, büyük çapta daha fazla araştırma yapılırsa bu gizemli gezegenin en fazla 10 yıl içinde keşfedileceğini belirtiyor. Kobe'nin ekibinin araştırmaları "Astronomical Journal" dergisinde nisanda yayımlanacak. Güneş Sistemi'nde Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün olmak üzere 8 gezegenin olduğu kabul ediliyor. a.a. |
TÜRKSAT 3A FIRLATILMAYA HAZIR http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2014/turksat.jpg ANKARA - Suat Karabıyık - Türkiye'nin yeni nesil haberleşme uydusu TÜRKSAT 3A'nın yapımı ve tüm testleri tamamlandı. Güney Amerika'daki fırlatma rampasına taşınan uydu, fırlatma programına göre Nisan ya da Mayıs ayında uzaya gönderilecek. AA muhabirinin Ulaştırma Bakanlığı yetkililerinden aldığı bilgiye göre, Fransa'da Alcatel'in tesislerinde tasarlanan uydunun üretim çalışmaları sona erdi. Uydunun son testleri geçtiğimiz günlerde tamamlandı. TÜRKSAT 3A, testlerde sağlanan başarının ardından fırlatılmaya hazır hale geldi. Uydu, Güney Amerika'daki Fransız Guyanası'ndaki fırlatma rampasına götürüldü. Fırlatma programında herhangi bir gecikme olmaması halinde uydu, Nisan ya da Mayıs ayında yörüngesine fırlatılacak. Türkiye'nin ihtiyaçları ve pazar alanları düşünülerek tasarlanan TÜRKSAT 3A, Asya, Avrupa ve Türkiye'den yayın yapacak kuruluşların taleplerine cevap verebilecek nitelikte. Yeni uydu, yalnızca televizyon yayınları için değil, coğrafi koşullar nedeniyle radyo-link ve kablo iletişim altyapısı mevcut olmayan bölgelere uydu terminalleri aracılığıyla telefon, internet, faks gibi çok çeşitli hizmetlerin götürülmesi için de kullanılacak. TÜRKSAT 3A, yaklaşık 20 yıl süre ile hizmet verecek. a.a. |
MARS'TA KURUMUŞ SICAK SU KAYNAĞI İZLERİ http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2014/mars_spirit.jpg ANKARA - Mars'ta geçmişin ve şimdiki yaşamın izlerini aramayı uzun zamandır sürdüren bilim adamları, Kızıl Gezegen'in yörüngesinde iki yıldır dolaşan uzay aracı Mars Yörünge Fatihi'nin (Mars Reconnaissance Orbiter-MRO) gönderdiği son fotoğraflarda tespit ettiklerine inandıkları iki kurumuş sıcak su kaynağıyla umutlandılar. Washington Post gazetesinin haberine göre, ilkel yaşamın ortaya çıkmasını sağlayabilecek koşullara sahip bu iki sıcak su kaynağından şu anda su akmıyor, ancak milyarlarca yıl önce değil, "gezegen terimlerine" göre, göreceli olarak kısa zaman önce, yani 10 milyonlarca yıl önce buralarda, sıcak su baloncukları fokurduyordu. Mars'a yapılacak uçuşlar için uygun iniş yerlerini inceleyen NASA'nın Johnson Uzay Merkezi'nden Carlton Allen, Kızıl Gezegen'de ilk kez Dünya'daki su kaynaklarına şekilleri ve ayrıntılarıyla benzer oluşumlar tespit ettiklerini belirterek, bu bulguların Mars yüzeyindeki su hikayesini tamamen farklı bağlama yerleştirdiğini kaydetti. a.a. |
ÖRÜMCEKLER MORÖTESİ B IŞINI İLE İLETİŞİM KURUYOR http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2014/orumcek.jpg ANKARA - Örümceklerin, dişileriyle insan gözüyle görülmeyen bir tür ışık kullanarak iletişim kurdukları ortaya çıktı. Singapurlu bilim insanlarının araştırmasında, sıçrayan örümceklerin (phintella vittata) erkeklerin dişileriyle iletişim kurarken morötesi B (ultraviyoleB-UVB) ışını kullandıkları ortaya çıkarken, dişilerin UVB ışınını nasıl sezdikleri belirlenemedi. Morötesi A ışınlarının hayvanlar arası iletişimde sıkça kullanıldığı bilinse de, ilk kez UVB'nin kullanıldığı görülüyor. Current Biology dergisinde yayımlanan araştırmayı yapan ekip, erkek örümceklerin UVB'yi vücutlarından yansıttıklarını ortaya çıkardılar. Singapurlu araştırmacıların deneylerinde, UVB ışını filtrelerle engellenen örümceklerin dişilerinin, karşı cinsle bu ışının engellenmediği ortamlardakilerden daha az iletişim kurduklarını gözlemlediler. Örümceklerin karmaşık göz yapıları ve UVA alıcıları olduğu bilinse de UVB ışınını nasıl sezinledikleri konusu bilinmezliğini koruyor. a.a |
NASA'DAN DİSCOVERY'NİN FIRLATILMASINA YEŞİL IŞIK WASHINGTON - Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), yük bölümünde Japon yörünge modülü Kibo ile fırlatma rampasında bekleyen uzay mekiği Discovery'nin 31 Mayısta Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) gönderilmesine yeşil ışık yaktı. Fırlatma Direktörü Mike Leinbach düzenlediği basın toplantısında, hazırlıkların çok iyi gittiğini belirterek, Discovery mekiğinin 31 Mayıs yerel saatle 17:02'de (TSİ 1 Haziran 00:02) Florida'daki Cape Canaveral yakınlarında bulunan Kennedy Uzay Merkezinden fırlatılacağını kaydetti. UUİ'ye eklenecek son ve en büyük yörünge laboratuvarı olacak basınçlı Kibo modülünün montajı dışında Discovery astronotları, istasyonun hasar gören bir güneş anteninin rotasyon mekanizmasını onarmaya çalışacak ve klima sistemi için gerekli azot tankını değiştirecekler. Discovery astronotlarından Michael Fossum ve Ronald Garan, tüm bu görevleri yerine getirmek için her biri en az 6,5 saat sürecek 3 uzay yürüyüşü yapacaklar. NASA'nın Başkan yardımcısı Bill Gerstenmaier, bu yıl yapılması öngörülen 4 uçuştan bu üçüncüsü olan bu sefer sırasında yerine getirilmesi gereken görevleri son derece zor ve karmaşık olarak niteledi. a.a |
"ANKA KUŞU" PAZARTESİ SABAHI MARS TOPRAĞINDA http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2015/phoenix.jpg ANKARA - Mars'ın kuzey kutbunda yaşam izini bulmaya giden Phoenix (Anka Kuşu) uzay aracının, Kızıl Gezegen'e TSİ 26 Mayıs Pazartesi sabahı 02.53'te inmesi öngörülüyor. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesinde (NASA) uzay aracının Mars'a doğru kritik alçalma işlemi öncesinde nefesler tutulurken, 1976'daki Viking 2'den bu yana Mars'a ilk motorlu inişi yapacak Phoenix, Kızıl Gezegen'in kuzey kutbundaki Yeşil Vadi adı verilen geniş bir düzlüğe inecek. İniş safhasının özellikle son 7 dakikası için büyük endişe taşıyan NASA uzmanları, Phoenix'in Mars'a inişinin son 14 dakikasında 26 kritik manevra için roketleri ateşleyeceklerini ve görevin tamamlanabilmesi için bunların her birinin başarıyla yerine getirilmesi gerektiğini belirtiyor. NASA uzmanları, Mars'a iyice yaklaşan uzay aracının çok iyi durumda olduğunu, bununla birlikte "bunun bir kır gezintisi olmadığını" belirterek, Mars'a kazasız belasız uzay aracı indirmenin zorluğuna ve risklerine dikkati çekmişlerdi. İniş yapacağı Mars'ın kuzey kutup bölgesinin bir zamanlar mikrobik yaşam için uygun koşullar sağlayıp sağlamadığını yerinde inceleyecek olan Phoenix, hedefine başarılı bir yumuşak iniş yaparsa, bu, 1976'da Viking 2 ve 1999'da Mars Polar Lander uzay araçlarının Kızıl Gezegen'e alçalışı sırasında parçalanmasından bu yana ilk motorlu iniş olacak. A.A. |
ANKA KUŞU MARS'A İNDİ http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2015/phoenix_2.jpg PASADENA - NASA'nın, Mars'ın kuzey kutbunu keşfetmek üzere 2007'de uzaya fırlattığı Phoenix (Anka Kuşu) uzay aracı, gezegenin yüzeyine başarıyla indi. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'nden (NASA) yapılan açıklamada, radyo sinyallerinin Anka Kuşu'nun kritik alçalma işlemini sorunsuz biçimde tamamladığı ve Kızıl Gezegen'in kuzey kutbundaki Yeşil Vadi adı verilen geniş düzlüğe indiğini gösterdiği bildirildi. Phoenix (Anka Kuşu), gezegen yüzeyine inmesinden yaklaşık iki saat sonra, aracın küçük kayaların arasında Mars yüzeyine basmış bacaklarından birinin görüntüsü ile ufuk çizgisinin görüntüleri Dünya'ya ulaştı. Mars yüzeyinde, bir zamanlar mikrobik yaşam olup olmadığını araştıracak olan uzay aracı, gezegen yüzeyinde buz halinde olduğu tahmin edilen suyu analiz edecek. A.A. |
Klavye ve Farelerde Yaşayan Bakteriler Klavye ve Farelerde Yaşayan Bakteriler Bilim adamları topladıkları 33 bilgisayar klavyesi üzerinde yaptıkları araştırma sonucunda ortalama bir klavyede normal bir alanda bulunması gereken bakteri sayısından 150 kat daha fazla bakteri bulmuşlar. Bu bakteri miktarı, temiz olmayan bir alafranga tuvaletin oturma kısmının hijyen seviyesinden bile 5 kat daha kötüymüş. Bu değerler üzerine bir anket çalışması da yapılmış ve 4000 kişiye bilgisayalarını ne aralıkla temizledikleri sorulmuş. Klavyesini aylık olarak temizleyenler: %22 Monitörünü aylık olarak temizleyenler: %27 Mouse’larını aylık olarak temizleyenler: %10 Hiç temizlemeyenler: %41 oranında çıkmış. Buradan da görüldüğü üzere, her gün elimizle tuttuğumuz ve yine aynı elimize yiyecek birşey alıp hiç düşünmeden yediğimizde aslında ne kadar bakteri topluyormuşuz da haberimiz yokmuş. :O Alıntıdır.. |
GÜNEŞ SİSTEMİ DIŞINDAKİ EN KÜÇÜK GEZEGEN BULUNDU ANKARA - Gökbilimciler, Güneş Sistemi dışında şimdiye kadar gözlenen en küçük gezegeni (dış gezegen) keşfettiler. Normal bir yıldız etrafında dönen ve Dünya'nın yaklaşık üç katı büyüklüğünde olan bu dış gezegenin ortaya çıkarılması, kütlesi Dünya'ya yakın bir gezegenin Güneş Sistemi dışında keşfi araştırmaları açısından büyük önem taşıyor. Bu araştırmalar, yaşama ev sahipliği eden başka dünyalar bulmak açısından yaşamsal görülüyor. Şimdiye dek gözlenen en küçük dış gezegen, çok düşük kütleli bir "sönük yıldız" veya kahverengi cücenin yörüngesinde dönüyor. Astronomlar, "çekimsel mikro mercek" denilen yöntemle keşfettikleri yeni gezegene "MOA-2007-BLG-192Lb" adını verdiler. Bazı araştırmacılar, keşfedilen gezegenin kalın bir atmosferi, hatta yüzeyinde sıvı halde okyanusları bile olabileceğini ileri sürerken, gezegenin iç ısısının yüzeyini ısıtıyor olabileceği düşünülüyor. Yıldızı veya kahverengi cücesi etrafında Venüs'ünkine benzer açıyla dönen gezegenin yıldızının Güneş'ten 3 bin ila bir milyon kez zayıf olduğu, bu nedenle de gezegenin atmosferinin Plüton'dan daha soğuk olduğu sanılıyor. MOA-2007-BLG-192Lb, Yeni Zelanda'nın Mount John Gözlemevindeki yeni MOA-II teleskobuyla keşfedildi. NASA'nın 2013'te uzaya göndermeyi planladığı James Webb uzay teleskobu, Güneş yakınlığında düşük kütleli yıldızların yörüngesindeki Dünya büyüklüğündeki gezegenlerde yaşam işaretlerini araştırmada büyük kolaylık sağlayacak. http://www.aa.com.tr/components/com_haber/images/385pxdots.gif http://www.aa.com.tr/components/com_haber/images/haberayrinti.gif PHOENIX, MARS TOPRAĞINI KAZMAYA HAZIR http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2015/phoenix_3.jpg ANKARA - NASA'nın geçen Pazartesi Mars'a başarıyla indirdiği Phoenix uzay aracı, 2,5 metre uzunluğundaki robot kolunun başarıyla denenmesinin ardından kazma işlemine hazırlanıyor. Phoenix programını yöneten Arizona Üniversitesi'nden kıdemli mühendis Pat Woida, robot kolun önceki gün başarıyla denendiğini ve toprakta buz ya da tuz olduğu tahmin edilen zerreler bulduğunu belirterek, kazmaya hazır olduklarını kaydetti. Mars toprağının gevrek olduğunu ve kolayca ufalandığını belirten NASA uzmanları, robot kolun toprağı kazmakta herhangi bir zorlukla karşılaşmadığını, kazı yapılacak yerde zeminin çok yumuşak olduğunu söylediler. Bilim insanları, Phoenix'in yakınındaki üç bölgeyi kazmak için belirlediler ve buralara "Baba Ayı, Anne Ayı ve Bebek Ayı" isimlerini verdiler. Phoenix'in birkaç gün önce kısa devre yaptığı için arızalanan ve en önemli tahlil araçlarından birisi olan Termal ve Gelişkin Gaz Analiz cihazındaki (TEGA) arızayı da gideren mühendisler, TEGA'nın çalışmaya ve analiz yapmaya hazır olduğunu belirttiler. Phoenix, aldığı her toprak numunesini 4 gün sürecek bir analiz aşamasından geçirecek. Toprak örneğini çok yüksek sıcaklıkta tutacak analiz cihazı, çıkan buhardaki bileşenleri belirleyerek, öncelikle karbon ve hidrojen gibi organik bileşenleri bulmaya çalışacak. Anadolu Ajansı |
PLÜTON ARTIK BİR PLÜTOİD http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Egitim_Bilim/2015/pluton.jpg WASHINGTON - Gezegen statüsünden 2006'da çıkarılan Plüton ile diğer benzeri cüce gezegenlere "plütoid" adı verilmesi kararlaştırıldı. Uluslararası Astronomi Birliğinden yapılan açıklamada, kararın, birliğin idari komitesinin Oslo'da yaptığı toplantıda alındığı bildirildi. Karara göre, Güneş'in yörüngesinde Neptün'den daha uzakta bulunan göksel cisimler "plütoid"ler olarak adlandırılacak. Bu gezegenlerin "plütoid" adını alabilmeleri için hemen hemen küresel bir biçime sahip olmaları gerekiyor. Şimdilik bilinen iki "plütoid"in Plüton ve Eris olduğu belirtildi. a.a. |
Alıntı:
Şu görünmezlik olayı ilgimi çekti yaff daha detaylı araştırmak isterim...Paylaşım için teşekkür ederiz |
BİZ KONUŞACAĞIZ BİLGİSAYAR YAZACAK Hep bir hayalimiz vardı; biz konuşacağız, bilgisayar yazacak. Artık bu gerçek olacak. Bizim en son teknolojilerle, geliştirdiğimiz ürünlerle performans o kadar arttı ki CTD, şu anda yeni bir ürün sunuyor. CTD, bizim en son teknolojilerimizi kullanarak artık Türkçe konuşmayı bilgisayarlara aktarabilecek. Siz Word’ü açacaksınız, konuşacaksınız, o yazacak. SİSTEM EYLÜL VEYA EKİM'DE GELİYOR Eylül veya Ekim aylarında Türkiye’deki tekno marketlerde bu ürünü görebileceksiniz. Türkiye’de bunu ilk defa yapan bir şirket var. Yakında bir kaç farklı dile çevirerek yapacak, Türkçe konuşacaksınız, İngilizce yazacak, onun için de çalışıyorlar. Bu şirket, diğer dilleri de buna ilave ederek, Türkiye’den Intel bünyesinde dünyaya yayılacak. Intel, bu tip iyi yazılımları bulduğu zaman dünyaya satışına destek olmaya çalışıyor, katalogunda yer vererek satılmasını sağlıyor.” Bor Mucizesi Araçları Uçuruyor... Nano teknoloji ile geliştirilen BorPower, yakıttan yağ değişimine maliyetleri rekor düzeyde düşürüyor. Burak Taşçı'nın haberi Türkiye’nin en önemli madeni bor otomobillerde de mucizeye dönüşüyor. Doğada katı halde bulunan bor madeni nano teknoloji ile işlenip sıvılaştırıldıktan sonra araçların motorlarına ve şanzıman yağlarına konuluyor. Merkezi Türkiye’de bulunan NNT Ar-Ge tarafından Türkiye'de ilk kez üretilen BorPower, benzinli, dizel, LPG’li araçlarda motor aşınmalarını sıfıra yakın bir düzeye indirgiyor. Bunun yanı sıra araç motorlarında sürtünen yüzeylerde 6 atom kalınlığında bir koruma kalkanı oluşturuyor ve ısıyı mükemmel seviyelerde yalıtıyor. Sıvı karışım halinde motor yağına katılan BorPower, motor hararetinin aşırı yükselmesine engel olarak performansın düşmesini önlüyor ve motor yağının ömrünü en az iki kat uzatıyor. Bor teknolojisini uygulayan kişiler yakıt tasarrufunun % 10 civarında olduğunu, araçlarının kalkışlarda daha seri oluşunu ve motorda sürtünmenin az olmasından dolayı sessiz çalıştığını belirtiyorlar. EGZOZ GAZINI DA AZALTIYOR Bor mucizesinin faydaları bu kadarla kalmıyor. Küresel ısınmanın etkisini azaltmak için çevreye karşıda duyarlı bir katkı olan bor egzoz gazlarını minimum seviyeye indirerek ekolojik dengeye fayda sağlıyor. Yapılan testlerde araçların motor ömrünü %100 arttırıyor. Motor yağ değişim sürelerini 2 katına çıkararak bakım masraflarını minimum düzeye düşürüyor. Motorlarda ısıyı dengelediği için hareket ve buharlaşmadan kaynaklanan yağ kaybını ve yağ yakmayı da önlüyor. Motor performansını da % 9 arttırıyor. İŞTE BORPOWER'IN ARACA KATKILARI 1- Dizel ve benzinli araçlarda % 7 - % 10 yakıt tasarrufu sağlıyor. 2- Motor yağ kulanım ömrünün 2 kat artırıyor. 3- Performansın ( Beygir Gücü ) % 9 yükseliyor. 4- Motor rektifiye ömrünün % 100 artırıyor. 5- Motor parçalarında sürtünme ve aşınmaların % 70 azalıyor. 6- Motor yağı ısısını sabitleyerek, hareket ve buharlaşmadan kaynaklanan yağ kaybını önlüyor. 7- İlk marşa basıldığında sürtünme ve aşınmaları en aza indiriyor. 8- Karteri delinip yağı eksilen aracın 1-3 saat süreyle yolculuk yapabiliyor. 9- Motor sesinin azalması ve egzoz gazlarını minimum seviyeye indirerek ekolojik dengeye fayda sağlıyor. |
Big Bang Deneyi Evrenin nasıl meydana geldiğini anlamak için büyük bir atom parçalayıcıyı çalıştırmaya hazırlanan bilim adamları, dünyayı yutacak bir kara delik meydana geleceği endişelerinin yersiz olduğunu söyledi. Bilim adamları 10 Eylül Çarşamba günkü deneyin tehlikesiz olduğunda ısrarlı... Büyük Hadron Çarpıştırıcısı projesinin yeni güvenlik analizinde, yapılacak deneyin, dünyanın her gün yüksek enerjili kozmik ışınlarla çarpışmasından farksız olduğu vurgulanıyor. Deneyi yapacak olan Avrupa Nükleer Araştırmalar Örgütü’nden (CERN) beş fizikçinin hazırladığı analizde “Doğa bugüne dek bu deneyi yaklaşık 100 bin kez yapmış durumda - ve gezegenimiz hala ayakta” deniyor. Özellikle internette dolaşan bazı mesajlarda, atom parçalayıcının 10 Eylül Çarşamba günü çalıştırılmasıyla bir kara deliğe yol açacak güçlü enerji alanlarının ortaya çıkacağı ya da garip bir parçacığın oluşarak, dünyayı sıcak bir sıvıya çevireceği söylentileri yer alıyor. Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, Fransa-İsviçre sınırında, Cenevre yakınlarındaki 27 kilometre uzunluğundaki bir tünele yerleştirildi. Tünel Jura Dağları’nın altında, 50-175 metre derinlikte bulunuyor. Alet 10 Eylül Çarşamba günü ilk kez çalıştırılacak ve birbirine zıt yönlerde hareket eden, iki paralel proton demeti yollayacak. Protonlar ışık hızına yaklaştığında, çarpıştırıcının içindeki süperiletken mıknatıslar ışın demetlerinin yönünü değiştirerek, protonları muazzam bir hızla birbiriyle çarpıştıracak. Amaç, 14 milyar yıl önce evrenin meydana geldiği Big Bang/Büyük Patlama’dan mikrosaniyeler sonraki ortamı yeniden yaratmak. Çünkü bugünkü evrenin temel taşlarının o anlarda şekillendiği düşünülüyor. Bilim adamları çarpışmadan doğacak “enkazı” inceleyerek, evrende bugüne dek sır olarak kalan bazı konulara ışık tutmayı umuyor. Örneğin madde, karşıt maddeye nasıl galip geldi? Karanlık madde nasıl oluştu? Hatta evrende daha da fazla boyut olduğunun kanıtları bulunabilir mi? CERN bilim adamlarının hazırladığı yeni güvenlik raporu, ortaya çıkacak kara deliklerin “mikroskopik” boyutlarda olacağını ve büyüyecek, hatta varlıklarını sürdürecek enerjiden yoksun olacakları için hemen yok olacaklarını savunuyor. Rapora göre “Her bir proton çarpışmasından ortaya çıkacak enerji, iki sivrisineğin çarpışmasıyla ortaya çıkacak enerjiden farklı değil.” Fransa hükümeti ise resmi bir kuruluş olan Nükleer Güvenlik Kurumu’ndan ayrı bir rapor istedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de 29 Ağustos’ta deneyin durdurulması için yapılan başvuruyu reddetmişti. Başvuruyu Almanya’daki Tübingen Üniversitesi’nden bir biyokimyacı liderliğindeki bir grup vatandaş yapmıştı. |
Kablosuz elektriğe ne dersiniz Üzerinde çalışılan yeni bir teknoloji sayesinde evimizdeki tüm elektirik kabloları tarih olabilir. Intel, geleceğin iş ve internet dünyasına "yön verecek" yenilikçi teknolojileri ABD'nin San Francisco kentinde düzenlenen Intel Geliştiriciler Forumu'nda (IDF) tanıttı.Forumda, "ultra" taşınabilir dizüstü işlemciler, Yahoo ile ortaklaşa geliştirilen televizyondan internet, eylül ayında piyasaya sürülecek yeni işlemciler ve elektriğin kablolara gerek kalmadan iletilmesi üzerine geliştirilen projeler gibi birçok farklı çalışma forum katılımcılarına anlatıldı. İnternetin, Yahoo ve Intel işbirliğiyle televizyon ekranlarına taşındığı "Widget Channel" projesinin, izleyicilerin televizyon programlarını tamamlayacak web tabanlı uygulamalarla etkileşime girmelerini ve seyretmelerini sağlayacak. Ayrıca, Intel'in, cep telefonları, dizüstü bilgisayarlar veya şarja ihtiyaç duyan benzer tarzdaki cihazların elektrik prizine ihtiyaç duymadan şarj olabilmesine imkan tanıyan projeyi de hala geliştirme aşamasında. Bu teknoloji, aynı frekansta rezonansa giren elektrik bobinlerinin belirli bir mesafeden birbirine enerjiyi aktarabilmesi prensibini kullanıyor. Intel araştırmacılarının IDF'de sergilediği düzenekte, bir metre uzaktaki enerji kaynağından 60 watt'lık bir ampulü yakacak kadar enerjinin aktarımı başarıyla tamamlandı. İlk başta sahip olunan enerjinin yüzde 75'i de kaybedilmeden tutulabildi. Buda gelecekte kablosuz olarak elektrik aktarımı için önemli bir adım. Ayrıca, Intel'in eğitim, sağlık, ekonomi ve çevreye ilişkin ihtiyaçları karşılamak amacıyla teknolojiyi kullanan yenilikçi fikirler için 4 adet 100 bin dolarlık ödül vereceğini de bildirdi. |
Uçak değil tren uçsun http://img263.echo.cx/img263/1218/tren765ic1pj.jpg Ucuz iç hat uçuşlarının çevreye maliyetini tartışan Britanya, sorunu rayların 1 cm. üzerinde saatte 500 km. hızla uçan manyetik trenler sayesinde çözmeyi planlıyor. Günlerdir ucuz iç hat uçuşlarının çevreye olan olumsuz etkisini tartışan Britanya, gözünü hızlı trenlere dikti. Guardian gazetesinin haberine göre Şanghay Havaalanı'ndaki manyetik tren hattından çok etkilenen Britanyalı bakanlar, Londra-Glasgow arasında benzer bir hat kurulması için harekete geçti. Rayların 1 santimetre üzerinde saatte 500 kilometre hızla ilerleyen manyetik trenler, 'uçan tren' olarak da anılıyor. Londra'dan Glasgow'a uzanacak hattın maliyeti 16 milyar sterlin (40 milyar YTL) olacak. Birmingham, Manchester, Ledds, Newcastle ve Edinburgh'un da dahil olduğu hat oluşmuş olacak. Bu hattın ülkenin ekonomik omuriliği olması planlanıyor. Proje ile büyük kirlilik yaratan içhat uçuşların azalması bekleniyor. Almanya'daki Münih Havaalanı'nda, ABD'deki Pittsburgh Havalanı'nda da benzer projeler üzerine çalışılmakta. Şaghay Havaalanı'nı çevresine bağlayan Alman yapımı tren hattında otomobille 1 saat süren yolculuklar, sekiz dakikada yapılabiliyor. Ama 18 ayda 2 milyon kişiyi taşıyan trenin teknolojik güvenliği hâlâ sorgulanıyor. Ucuz 'pahalıdır' Öte yandan Britanya'da her yıl onbinlerce kişinin tercih ettiği ucuş içhat uçuşları, ülkenin sera gazlarını azaltma sözü vererek altına imza attığı sözleşmelerle çelişiyor. Kraliyet Çevre Kirliliği Komisyonu rakamlarına göre Britanya'da uçaklardan yayılan karbondioksit (CO2) miktarı 1990'da 4.6 milyon tonken bu rakam 2000'de 8.8 milyon tonu buldu. Havayolu ile yayılan zararlı maddeler doğrudan stratosfer tabakasına gittiği için, yüzeyde bulunan araba ve enerji istasyonlarına göre iki kat daha etkili. Britanya'daki çevreci gruplara göre tek çözüm ucuz iç hat uçuşlarının sonlandırılması. Bu yaz İskoçya'da yapılacak olan G-8 toplantısında iklim değişikliklerinin önemli bir konu olması bekleniyor. |
Tarihin en hassas atom saati Atom saati, yumurtaların taşınmasında kullanılan yumurta kutularını andırıyor. Her bir atom kendi yuvasında elektromanyetik dalgalardan korunuyor. Tarihte yapılan en hassas atom saati, saniyeyi yeniden tanımlamak üzere zamanı saymayı bekliyor. Zamanı atomların titreşiminden ölçen saat, 1018 saniyede bir saniye şaşıyor. Dünyanın en hassas saati, 1950'lerde bilimsel amaçlarla kullanılan atom saatlerinin yeni kuşağı. Atom saatleri, atomların titreşim frekanslarını ölçen cihazlar. Örneğin, caeseium atomunun elektronları iki enerji hali arasında saniyede 9.192.631.770 (9 milyar 192 milyon 631 bin 770) kere gidip geliyor. Bu titreşim ölçümü, saniyenin de tanımı sayılıyor, 1 saniye caesium atomunun 9 milyar 192 milyon 631 bin 770 kez titremesi için geçen zaman aralığı olarak tanımlanıyor. Atom saatlerinin hassasiyeti günlük hayatta kullanılan kol saatlerinden biraz daha yüksek. Bu saatler 30 milyon yılda bir saniye atıyor. Ancak, bununla yetinmeyen bilim insanlarının daha hassas saat yapma arzusu yeni ve daha gelişmiş saatlerin önünü açıyor. TİK-TAK SAYISINI ARTIR Almanya'nın önde gelen bilim kurumlarından Max Planck Enstitüsü uzmanlarından Thomas Udem, daha yüksek hassasiyet için, saatin tik-tak'larını artırmak gerekeceğini belirtiyor. Bu teze göre, akan giden zamanı dilimlere bölen tik-tak'ların sayısı arttıkça, ölçülen zaman daha ince dilimlere bölünecek. Tik-tak'lar arasındaki zaman kısaldıkça da ölçüm hassasiyeti yükselecek. Zamanı daha kısa dilimlere ayırma kavramı, insanoğlunun güneş saatinden kum saatine, sarkaçlara ve gelişmiş teknoloji kronometrelere uzayan serüveninin de temelinde yatıyor. Çağdaş caesium saatleri, saniyede 9 milyar titreşim ölçebiliyor. BİR GÜN BİLE UZUN KALIR Bilim insanları 1950'lerin caesium saatlerinden daha hassas saat arayışında ytterbium (Yb) ve strontium (Sr) gibi yeni elementleri değerlendiriyor. Strontium saniyede 429.228.004.229.952 (429 trilyon 228 milyar 4 milyon 229 bin 952) kez titriyor. STRONTİUM TEMEL ALINACAK Strontium elementinden atom saati üretmenin iki yolu var, ya tek bir atomun titreşimleri sayılacak, ya da birden çok atom aynı anda sayılacak. Tek atom kullanmanın avantajı, tek atomu, titreşim frekansını bozan elektromanyetik alandan korumak daha kolay. Dezavantajı ise, bu derece yüksek bir frekansta tek bir atomun hareketliliğini ölçmek daha zor. Çok atomlu düzenekte ise, ölçüm kolaylaşırken, elektromanyetik alanın etkisinden dolayı ölçümün kesinliğinden yitiriliyor. YUMURTA KUTUSU DÜZENEĞİ Tokyo Üniversitesi'nden Hidetoshi Katori, tekli ve çoklu atom düzeneklerinin avantajlarını birleştiren bir sistem geliştirdi. Katori, 6 lazer ışını kullanarak elektromanyetik dalgalar yaratıyor. Bu sistem her bir strontium atomunu tek tek destekleyen enerji kaynakları yaratıyor. Düzenek, yumurtaların taşınmasında kullanılan yumurta kutularını andırıyor. Her bir atom kendi yuvasında elektromanyetik dalgalardan korunuyor. Bu şekilde çoklu atom düzeneğinde dahi atomlar elektromanyetik dalgalardan etkilenmiyor. Daha önce bu sisteme benzer sistemler yapılmış, fakat atomları koruması gereken lazerlerin titreşimi bozduğu görülmüştü. Katori, lazerlerin frekanslarını düzeneğin üst ve altını eşit derecede etkileyecek şekilde ayarladı. Bu şekilde lazerlerin titreşime etkisi sabitlendi. Katori'nin atom saati zamanı 10-18 kat hassasiyetinde ölçüyor. Diğer bir deyişle, 1018 saniyede bir saniye şaşıyor. |
Sanal kainatla gerçeğinin sırlarını keşfedecekler Bilim adamları bilgisayarda 'sanal kainat' yarattılar ve zamanın kısa bir tarihini, kara delikleri, galaksi oluşumlarını yazdılar. 'Milenyum Simulasyonu' adı verilen çalışma türünün en büyüğü. Bilgisayarda 25 milyon megabayt yer kaplayan çalışma, kainatın 14 milyar yıllık yaratılış tarihini birkaç aya sığdırıyor ve çok daha eski zamanlardaki bilinemeyen olayları çözebilmenin yolunu da açıyor. Simülasyonun gerçekleştirildiği İngiltere'deki Durham Üniversitesi'nden Prof. Carlos Frenk, 'Kainatla ilgili tüm bilgilerimizle Avrupa'da bugüne kadar yapılmış en büyük bilgisayar programını yaptık' dedi. Prof. Frenk, sözlerini şöyle sürdürdü: 'DENEYLERE BAŞLIYORUZ' 'Bu bizim yaptığımız en büyük şey. Belki de bilgisayardaki en büyük fizik çalışması. İlk defa evrenin tamamına tıpatıp benzeyen bir kopyasını elde ettik. Artık evrenle ilgili deneylerimize başlayabiliriz. Şimdi yapacağımız şey, gerçek kainat hakkında sormak istediğimiz, ancak anlatacak yol bulamadığımız tüm soruları sormak. Gerçek evrende kara deliklerle ilgili ayrıntılı soru sormak zor oluyordu. Simulasyonda ise her şeyi sorabiliriz.' |
Suda balık gibi nefes alınabilecek İsrailli bir mucit, insanların oksijen tüpleri olmadan su altında balık gibi nefes almasını sağlayacak bir sistem icat etti. Alan Izhar-Bodner adlı İsrailli, sudaki havayı çözerek su altında insanların kullanımına ve balık gibi solumasına imkan veren bir düzenek geliştirdi. Sistem, bir sıvıdaki gazın çözünme miktarının sıvı üzerindeki basınç ile orantılı olduğunu öngören "Henry Yasası"na dayanıyor. Henry Yasası Bu yasaya göre, sıvı üzerindeki basınç artırıldıkça sıvıda bulunan gazlar daha fazla miktarda çözünmekte ve sıvı üzerindeki basıncın azaltılmasıyla bu çözünen gaz ortaya çıkmakta. Bu sistemin tam olarak, gazoz şişesinde basınç altındaki sıvı içinde çözünen karbondioksit gazının şişenin açılmasıyla basıncının düşmesiyle gaz salıvermesine benzer şekilde işliyor. Solunabilir hava üretiyor Sistem, düzeneğe aldığı az miktardaki deniz suyunun basıncını bir santrifüj yardımıyla azaltarak salıverilen gazın toplanması mantığına dayanıyor. İcadın patentinde yer alan tanıtımda ise sistemin solunabilir hava ürettiği ifade edildi. Klavyesiz laptop Bir süre önce "One Laptop Per Child" (OLPC) Vakfı'nın yeni bir model üzerinde çalıştığından ve bu yeni modele XO-2 adının verileceğinden bahsetmiştik. İşte aynı XO-2, yeni adına da kavuşarak resmi olarak basına tanıtıldı. Yapılan tanıtıma göre iPhone ve benzer taşınabilir cihazlarda bulunan dokunmatik ekranlar gelecek nesil dizüstülere transfer olabilir. Bir İtalyan tasarım ajansıyla Amerikalı bir firmanın ortaklaşa geliştirdiği konsept dizüstü bilgisayar alışılagelen tuş takımı yerine dokunularak aktive edilen ikinci bir ekrana sahip. İlk kez "One Laptop Per Child" - Her Çocuğa Bir Dizüstü Vakfı'nın düzenlediği bir basın toplantısında görücüye çıkan ve adının V12 olmasına karar verilen tasarımda çift LCD ekran bulunuyor. Çelik ve fiberden üretilmiş prototip cihazın ikinci ekranı gerektiğinde bir "soft" klavyeye dönüşebiliyor. Amerikalı üreticinin kimliği şimdilik gizli tutulurken projenin beklendiği gibi gitmesi halinde dizüstünün 2010 yılında piyasada olacağı gelen haberler arasında. Ancak fiyatının 75 Dolar olacağı söylentileri henüz bir kesinlik kazanmış değil |
Düşüncelerimiz Okunabilir mi? Bilim, düşüncelerimizin başkaları tarafından okunabilmesini sağlama noktasına gelmiş midir???.. Bugün beyin ve zihin hakkında artık oldukça fazla bilgiye sahibiz. Başlangıçta bir “kara kutu” olan beyin artık beyaz bir kutu olmasa da bir “gri kutu” haline gelmiştir. Kısa süre önce, New Scientist’de bir makale yayınlandı. Bu yazıda, bilinci yerinde olan ancak konuşamayan bir hastanın beynine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla titreşimlerin kaydedildiği, bu titreşimlerin konuşmaya döndürüleceği (tercüme edileceği; böylece de düşüncelerin konuşma yazılımına ve seslere dönüştürüleceği belirtilmekte. Bu da, düşüncelerin bir başkası tarafından “okunabileceği” anlamına gelmektedir. Günümüz teknolojisiyle bu yapılabilir mi? Yoksa bu yazıyı kaleme alan kişi, bir kaza sonucu konuşma alanı tahrip olmuş hastanın beyninden kaydedilen titreşimlerden çok erken ve abartılı sonuçlar çıkararak ilgi çekmeyi mi amaçlamıştır? Yoksa bir bilim kurgu denemesi mi yapmıştır? Böyle bir konunun ilgi toplayacağı açıktır zira “düşünce okuma” konusu, insanların her zaman merakını çekmiştir. Ancak insanların bu konuda fevkalade hassas da olduğu bir gerçektir. İnsan beyni ve onunla birlikteliği tartışılamayacak olan zihin, doğanın en karmaşık iki varlığıdır. Asırlar boyunca beynin ve zihnin anlaşılmasına çalışılmış, Rönesans ile beraber beyni anlama konusundaki çalışmalar sezgiselden bilimsele doğru ilerlemiştir. Zihin ise ancak 19. yy. sonunda bilimsel olarak ele alınmaya başlanmıştır. Bugün beyin ve zihin hakkında artık oldukça fazla bilgiye sahibiz. Başlangıçta bir “kara kutu” olan beyin artık beyaz bir kutu olmasa da bir “gri kutu” haline gelmiştir. Bu anlamda, artık beynin makro ve mikro büyüklüklerdeki yapıları ve bunlar arasındaki ilişkiler konusunda oldukça çok şey biliyoruz. Zihnin nasıl çalıştığı konusundaki bilgilerimiz de, psikoloji ve özellikle deneysel ve bilişsel psikoloji alanındaki araştırmalar sonucunda belli düzeye ulaşmıştır. Beyni inceleyen sinirbilimlerinin sahip olduğu bilgiler ya da zihni inceleyen psikoloji biliminin bilgileri ve bütün bunları elde etmede kullanılan teknikler, düşünceleri okumayı sağlama noktasına gelmiş midir? Sorunun psikoloji bilimindeki yanıtını ele alacak olursak... Kişinin davranışlarından onun ne düşündüğü konusunda çıkarsamaların (vardamaların) yapılabilmesi mümkündür. Bunu her gün hepimiz yapmaktayız. Psikoloğun yaptığı çıkarsamaların, sokaktaki insanın yaptıklarından farkı, psikologda bunların bilimsel temellere oturmasıdır. Psikoloji alanındaki bilgi arttıkça, davranışlar, iyi kontrol edilmiş standart deneysel koşullar altında elde edildiği oranda, çıkarsamalar daha da güvenilir hale gelmektedir. Ancak, düşünen kişinin kendisi açıklamadığı sürece, onun düşüncelerinin okunmasını sağlayacak bir yol psikoloji bilimi kapsamında da yoktur. Telepati ve benzeri tekniklerin kullanılmasıyla düşünce okumanın mümkün olduğu savunulmaktadır. Ancak bu tekniklerin ürettiği bilgilerin güvenirliği fevkalade kuşkuludur ve bu nedenle de, söz konusu girişimler parapsikoloji kapsamında yer almakta, bir pozitif bilim olarak kabul edilmemektedir. EEG Gürültü Değildir Ama… Sorunun sinirbilimlerindeki yanıtına gelince… Günümüzde çalışan beyni incelemede çeşitli teknikler kullanılmaktadır. Bunlardan ilki beynin ürettiği elektiriksel faaliyete dayanmakta ve ilgili tekniğe elekroensefalografi (EEG) denmektedir. Düşüncelerin, duyum, algı ve bellemenin EEG’deki bileşenlere yansıdığı doğrudur. Artık kimse EEG’nin gürültü olduğunu düşünmemektedir. Günümüzde beynin gerek dinlenme durumunda gerekse olaylara karşı verdiği elektriksel tepkiler konusunda oldukça geniş bir bilgi birikimine sahibiz. Saniyenin binde birine varan zaman sürelerinde oluşan, bir voltun milyonda biri büyüklüklerdeki elektriksel bileşenleri yakından tanıyor, onların, örneğin gelişim boyunca nasıl değiştiğini; nörolojik ve psikiyatrik bozukluklarla nasıl etkilendiğini biliyoruz. Farklı zihinsel durumlarda bunların nasıl değiştiği, ilgili uyarıcılara nasıl tepkide bulunduğu konusunda bilgi sahibiyiz. Beynin elektriksel doğası ile yakından ilişkili manyetik doğası da ölçülebilmektedir ve bu tekniğe magnetoensefalografi (MEG) denmektedir. MEG tekniğiyle, bileşenlerin beynin neresinden kaynaklandığını metematiksel hesaplamalar ve modellemeler yoluyla, EEG'ye göre daha güvenilir bir şekilde tahmin edebiliyoruz. Ancak, bütün bunlar, faaliyette bulunan alan beyin kabuğunda ve kabuğa teğet ise yapabiliyoruz. Bluetooth'unuz Hayatınızı Kurtaracak Bluetooth teknolojisinin, kalp krizi geçirme veya diyabet komasına girme riski bulunan kişilerde acil servis veya hastaneleri uyarmak için kullanılması düşünülüyordur, http://img231.imageshack.us/img231/2708/aaamf0.jpg Makalenin yer aldığı Ofcom'un hazırladığı illüstrasyon İngiltere'nin iletişim düzenleyicisi Ofcom (Office of communication) "Yarının Kablosuz Dünyası" adlı raporunda, kalp krizi geçirme ve şeker komasına girme riski bulunan hastalara yerleştirilecek sensörlerle bu kişilerin doktorlarca izlenebileceğini belirterek, bu "vücut içi şebeke" sisteminin, hastanın rahatsızlığını tespit ettiği anda evlerindeki baz istasyonu aracılığıyla hastaneye uyarı sinyali göndereceğini kaydetti. Ancak, bu teknolojinin mahremiyet konusuna etkisinin daha tartışılması gerektiği belirtilen raporda, şu anda Portsmouth'da denemesi süren teknolojinin ayrıca, ilaçlarını almayan hastaların takibine yarayabileceği ifade edildi. Bu uygulamada da özel bir ilaç kutusuna yerleştirilen sensörlerin, hasta gerekli zamanda ilacını almadığında alarm verecek ve hastanın ailesi ya da bakıcılarına mesaj gönderecek. |
Çarpışmayı önleyen arı gözü teknolojisi Japon otomobil üreticisi Nissan, arıların uçarken diğer böceklerle çarpışmasını engelleyen 300 derece görüş açısına sahip gözlerinden esinlenerek çarpışmaya karşı yeni bir teknoloji geliştirdi. http://www.ntvmsnbc.com/i/blank.gif CHIBA - Japon otomobil üreticisi Nissan, arıların uçarken diğer böceklerle çarpışmasını engelleyen 300 derece görüş açısına sahip, son derece karmaşık bir yapısı olan gözlerinden esinlenerek, çarpışmaya karşı geliştirdiği yeni bir teknolojiyi tanıttı. http://www.ntvmsnbc.com/i/blank.gifTokyo’da düzenlenen Ceatec elektronik fuarında, bir metre yüksekliğinde bir tür robot biçimindeki otomobilde tanıtılan prototip “BR23C”, 180 derece açıda ve iki metre ötedeki tüm engelleri tespit edebilen bir sensörle donatıldı. Sistemde veriler bir mikroişlemciye geçilir geçilmez anında çarpışmayı önleyici bir manevra yapılması sağlanıyor. Araç önüne aniden biri çıkarsa, tekerleklerin yönü çevriliyor. Tokyo Üniversitesi ile işbirliği yaparak geliştirdiği, şimdilik bir oyuncağa benzeyen bu prototipi yakında üreteceği otomobillerde kullanmayı hedefleyen Nissan’ın bu projesinden sorumlu mühendisi Toshiyuki Ando, “Araç bir engeli tespit ettikten sonra saniyenin çok kısa bir bölümünde, çarpışmadan kaçacak kadar veya daha fazla açıda tekerleklerinin yönünü çeviriyor. Sistem, yaban arılarının diğer yaban arılarına ve böceklere çarpmamak için kullandıklarına benziyor. Her şey bir bakışta olup bitiveriyor. Bunun eski sistemlere göre tek farkı, çarpışmadan kaçınılacak manevranın tamamen içgüdüsel yapılması, bu olmadan robot engelden kaçmak için yeterince hızlı hareket edemez” diye konuştu. AA NTVMSNBC |
2008’in en büyük icadı Türk kızının biyonik eli Time dergisi tarafından hazırlanan listede zirveye oynadı Time dergisinin yılın en büyük 50 icadından biri olarak gösterdiği biyonik eli dünyada 300, Türkiye’de 4 kişi kullanıyor. Parmakların tümünün hareket edebildiği biyonik el iLimb, Time dergisinin yılın en büyük 50 icadı listesinde 14’üncü sırasında yer aldı. Touch Bionics tarafından geliştirilen protez böylece Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın da bulunduğu listenin ön sıralarında yerini almış oldu. Geliştirilmesi neredeyse 40 yıl süren elin her parmağın kendine ait ayrı bir motoru var. Protezin kredi kartı gibi ince nesneleri kavrama ve ağır eşyaları kaldırabilme gibi özellikleri de bulunuyor. Uzmanlar aynı teknolojiyi kullanarak gelecekte biyonik parmak, bilek ve kol da yapmayı hedefliyor. Hedefi olimpiyat Dünyada ağzıyla ok atabilen tek bayan sporcu olan Muğlalı Semray Taş Özer de iLimb kullanıyor. Yedi aylıkken şöminenin üzerine düşün Özer, sağ elini kaybetti. Olimpiyatlara katılmak isteyen sporcur, iş adamları ve bazı belediye başkanlarının yardımıyla bu yılın başında protez ele kavuştu. Şimdiyse dünyada biyonik elle ok atan ilk bayan sporcu olmayı planlıyor. Biyonik eli Türkiye’de 4 kişinin, dünyada ise 300 civarında insanın kullandığı tahmin ediliyor. İşte bu yılın en önemli yenilikleri Time dergisinin seçtiği “2008’in en büyük 50 yeniliği”nden bazıları şöyle: Perakende DNA testleri: 23andMe isimli test, kendi genetik sırlarınızı kimseyle paylaşmadan kolayca öğrenmenizi sağlıyor. Büyük Hadron Çarpıştırıcısı: Yüksek enerjili parçacık fiziği deneyleri yapılmasına imkân veren proje “evren nasıl oluştu” sorusuna cevap sunabilir. Kurşun vuran kurşun: ABD ordusunun geliştirdiği APS yazılımı, düşmanın attığı füzeyi tespit ediyor ve bir saniyeden kısa sürede onu havada vurmak için füze atıyor. Dünyanın en hızlı bilgisayarı: 133 milyon dolara malolan Roadrunner isimli bilgisayar, nükleer silahların ektisiz hale getirilmesi için kullanılacak. Hareket eden gökdelen: Dubai’de inşa edilecek olan gökdelenin 80 katı da kendi etrafında 360 derece dönebilecek. Biyonik lens: Bu özel lens, radyo frekansıyla takan kişinin gideceği yerin haritasını ve birçok bilgiyi ve görüntüyü lense yansıtabiliyor. Görünmezlik pelerini: California Üniversitesi uzmanları, arkasındaki görüntüyü öne yansıtarak kamuflaj sağlayan bir kumaş geliştirdi. GAZETEVATAN |
Cep telefonu 25 yaşında Motorola'nın, daha sonra cep telefonu olarak tanınacak olan hücresel taşınabilir telsiz telefon için, ABD Federal İletişim Komisyonu'ndan onay alması ve onaylı "ilk" ünite olan DynaTAC 8000X telefonu için tüketicilerden sipariş kabul etmeye başlamasının üzerinden 25 yıl geçti. Motorola'nın, cep telefonunun evrim öyküsüne yer verdiği çalışmasına göre, 1984 yılında, bir yıl önce sipariş alınmaya başlanan 794 gram ağırlığındaki Motorola DynaTAC telefonun sevkıyatına başlandı. Firmanın 1989 yılında satışa sunduğu mikrofonlu kapağa sahip kişisel hücresel telefonu "MicroTAC" 350 gram ağırlığındaydı ve perakende fiyatı 2 bin 495 ile 3 bin 495 dolar arasında değişiyordu. KENTHABER |
İnsana en yakın robot Bilimadamları tıpkı insanlar gibi mimik yapabilen ilk 'humanoid'i yaptı. Jules ismi verilen robot kafası çift cinsiyetli olarak tasarlandı. Özel bir yazılımla kontrol edilebilen Jules, insan yüzündeki hareketleri ve mimikleri kopyalayabiliyor. Derisinin altında minik bir elektronik motor olan Jules, yüzünü ekşitebildiği gibi kameradan gözleriyle hüzünle bakabiliyor. İnsan-Robot Etkileşimi projesi West of England ve Bristol üniversiteleri tarafından yürütülüyor. 3 robot mühendisi mimik yapan robotu 3.5 yılda geliştirdi. |
Zihin Kontrolü bilgisayara mı geçti? http://medyafaresi.com/haber_resim/20081111002342.jpg BİLGİSAYARLA ZİHİN KONTROLÜ Beyni hasar gören hastalarla düşünce yoluyla iletişim kurmayı sağlayan bir bilgisayar geliştirildi. Portsmouth Üniversitesi'nden bilgisayar araştırmacısı, beyni hasar görmüş hastalara düşünce gücüyle iletişim kurma şansı veren bir bilgisayar geliştirdi. Medikal Laboratuar Dünyası isimli dergide yer alan Dr Paul Gnanayutham'ın bu uygulaması şöyle işleyecek: "Sistem naninvaziv olarak işleyecek ve problar (Analitik, elektromanyetik ya da ultrasonik aygıtların ucunda bir alıcı bulunan hareketli kısım) saç bandına tutturarak kişinin başına takılıyor. Saç bandı beyin dalgalarını (EEG), kas hareketleri (elektromiyografi) ve göz hareketlerini (EOG) topluyor. Bu sinyaller daha sonra amplifikatöre aktarılıyor. Bu şu anlama geliyor: Bilgisayar beyin-vücut arabirimini izole edebiliyor ve bunu imleci kontrol etmek için kullanıyor. Sistem sadece ilaçla yatıştırılmayan, uyutulmayan hastalar üzerinde kullanılabiliyor. Hastalar, gözlerini sağa ve sola hareket ettirerek imleci de sağa ve sola yönlendirecek; kaşlarını da aşağı ve yukarı kaldırarak imleci yukarı ve aşağı hareket ettirecek. Eğer hastalar düşüncelerini, isteklerini gözünde canlandırırsa beyin dalgaları bilgisayar tarafından okunabilecek. İmleç ekranda listelenen "Evet", "Hayır", "Teşekkür ederim", "Televizyonu kapat", "Işıkları aç, kapat" gibi basit komutları işaret edecek. " |
Modern insanların atası olduğuna inanılan “Homo erectus” kadınına ait leğen kemiği fosili, “Homo erectus”un şimdiye dek sanılandan daha yapılı olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar, Etiyopya’nın Afar bölgesinde bulunan 1,2 milyon yıllık kemik fosilinin neredeyse hiç bozulmamış halde bugüne kadar kalan, kadına ait ilk leğen kemiği olduğunu belirttiler. Kemik fosili üzerinde yapılan incelemeler, “Homo erectus” kadınının daha yapılı olduğunu ve daha büyük beyinli bebekler dünyaya getirebileceğini düşündürüyor. Indiana Üniversitesi’nden Sileshi Semav ve ekibi, bugüne dek kalan kemik kalıntılarını bir araya getirerek leğen kemiğini tekrar oluşturdu. Bilim adamları, bunun daha önce Kenya’da bulunan erkek çocuğuna ait 1,5 milyon yıllık leğen kemiği fosiline göre yapılan tahminlerden yüzde 30 daha geniş olduğunu gördü. Semav, 1,2 milyon yıllık kemik fosilinin “Homo erectus”un leğen kemiği ve bebeklerin boyu konusunda daha kesin bilgiler vereceğini ifade etti. Bilim adamlarının konuya ilişkin makalesi “Science” dergisinde yayımlandı. |
| Saat: 18:42 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık