![]() |
Sensizlik ölüm kadar Yalızlık çokzor gülüm Elime birdiken batarsa ağlamam Çünkü sensin gülüm Hepseni sevdim Bir seni sevdim gülüm Hadi gel gülüm Gülümgerdön Gitme Gider sen eğer ölürüm sensizlik bana ölüm GÜLÜM GERİDÖN |
Bir çoban olaydım, Dağda kaval çalaydım, Bir balık olaydım, Derin bir ummanda kaybolaydım, Keşke şu divane gönlümü, Zincirlere vuraydım, Yıllar geçti aradan, Niçin geriye döndün, Senin haberin yok mu? Benim için sen, Gittiğin gün öldün. Artık o tatlı gülüşünle, Beni asla kandıramazsın, Çıra değil artık gönlüm, Eskisi gibi yandıramazsın, Son umudumu, Giderken sen götürmüştün, Artık umutlarımı solduramazsın, Bir zamanlar bir alevdin gönlümde, Artık küllendin söndün, Benim için sen, Gittiğin gün öldün. Giderken ardına bakıp, Bir ELVEDA demedin, Ayaz kesen buz gibi, Gecelere bıraktın beni, Bekledim geceler içinde gelmedin, Yıllarca bir haber bekledim, Onu bile vermedin, Elveda demeyen dudaklar, Merhaba der mi hiç, Nazarımda bir ölüsün, Ölüler geri döner mi hiç... |
Seni sevip hissetmem için seni sahiplenmem gerekmiyor artık. Yanımda olmasan da seni hissediyorum, seni hissettiğim kadar seninle oluyorum; baştan başa sen oluyorum.. İlk kez acı çekmeden özlüyorum seni… Sen benim değilmişsin, bunu en çok yalnızlığımda anlıyorum… Sen, seni üzen duyguları, kendi karanlığını seviyorsun.. Sen, seni sevenleri sevemiyorsun.. Sen imkansızlığı seviyorsun, ve imkansızlığın sana çektirdiği acıları.. Oysa hayat bu değil.. Sevmek bu değil.. Sen asla birinin sahipleneceği olamazsın, izin vermezsin.. Ve asla sahiplenemezsin birini.. Senin sahiplendiğin yalnızca kendi korkuların, büyüttüğün yalnızlığın.. O derin kimsesizliğin... Bana bulaştırdığın kimsesizliğin.. Sevgi nasıl bulaşıcı ise hüzün ve nefrette öyle bulaşıcı.. Şimdi kendimde senin izlerini taşıdığımı görüyorum. Senin karanlıklarında yüzüyorum. Ne kadar kendime kaçsam o kadar seni buluyorum... Ve her seferinde senin boşluğundan çaresiz kendime, kendi çaresizliklerime dönüyorum.. Sen beni unutmak için savruldukça, bende seni unutmak için kendi acılarıma alışmaya çalışıyorum... Sen şimdi o sahte öykülerinde ara yalnızlığını.. Ancak hayat sahte öykülerde değil, yüzleşmekten kaçtığın gerçeklerde.. Senin gerçeklerin kaçtığın yaşamında; güçsüz yanlarında, öfkende, sevinçlerinde, geçmişinde, baştan başa kendinde.. Korktuğun yaşama dokunuşlarında, duygularında... Bir kez olsun gir kendi gerçeklerinin ve yenilgilerinin arasına.. Ve gör kendini yüreğinin aynasında... Seni sensiz sevmeye öyle alıştım ki.. Artık sensizliği sana tercih eder oldu kalbim.. Yarattığım masalımsı kahramanımın yerine kimseyi koyamaz oldu kalbim.. Ne zaman biri bana açsa yüreğini, o derin yaralarım açılıyor önüme.. Beni bırakıp gittiğinde oluşan yaralar hala kanıyor. |
Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz? Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz? Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın? Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın? Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye? Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye? Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren? Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren. Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline? Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde? Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı? Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı? Hangi cama kafa atsam? Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam? Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam? Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam. Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam. Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür? Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür? Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine? Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene? Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın? Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın? Hiç sanmam! ... Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! . Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz. Hangi mübarek dua, Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye? Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye? Olur mu be! . olur mu? Bu da benim gibi adama yapılır mı? Aşk dediğin mendil mi? Buruşturup bir kenara atılır mı? VEFA bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı? Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden? Hangi pense kopardı bizi birbirimizden? Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini? Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini? Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı? Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı? Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti? Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti? Dağ gibi adamı eze eze! ..... Hangi anası tipli parlak çömeze, Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze? Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı? Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı? Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı? Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı? Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni? Ve! .. Hangi su bağışlatır? Hangi musalla temizler seni? |
|
Ya Benimsin Ya BenimGezdirme peşinden nafile beni Yaktırma yıktırma bana alemi Benim kadar kimse sevemez seni Ya benimsin,ya benimsin,ya benim Eyvallahım olmaz bir başkasına İstersen gel dene istersen sına Sokmam hiç kimseyi yar dünyasına Ya benimsin,ya benimsin,ya benim Ne gül istiyorum ne bağ ne bahçe Ne saray ne koltuk ne il ne ilçe Bu sevda uğrunda ömrümde geçse Ya benimsin,ya benimsin,ya benim Yayılsa dünyaya kol kol tellallar Kulaktan kulağa geçse fermanlar Elimden alamaz gelse krallar Ya benimsin,ya benimsin,ya benim Bu dünya bir yana sen bir yanasın Seninle yaşarım içimde cansın Sen bana,bu dünya ellere kalsın Ya benimsin,ya benimsin,ya benim |
İçim Acıyor Terhis ediyorum senin hayatından Çıkıyorum bir daha gelmemek üzere Yollara yazılar yazıyor, ağlıyorum usulca Sayıyorum günleri hiç bitmeyecek olsa da Seviyorum bebeğim hiç sevmiyecek olsan da Kağıttan uçak yapıyorum sana gönderiyorum Mendilleri birleştirip kandiller kuruyorum Gemilere ses verip seni her yerde aratıyorum Ama bir şeyi yapamıyorum, bir kendim sana gelemiyorum Ben senin gözünde ne zaman bir aşık Ben senin gözünde ne zaman bir yar oldum ki Ey kalbimin prensesi, Ey ulu dağların erişelemeyen noktası Ey canımın canı, kalbimin yarısı sevgilim... |
Yalnızlık! Yaramsın! Çıkamadığım duvarlarına kanımı akıttığımsın.. Ciğerime ölümümü üfleyen sigaramsın.. Uyanamadığım kabusum.. Alnımdaki iki çizgi.. Gözümde gittikce siyahlaşan bakış.. Islak avuçlarımda titreyen BUGÜNÜMSÜN! Yalnızlık! Yaramsın! Yaramı kanatansın!.... ... Yalnızlık.. Bir yandan tercihim.. Öbür yandan ahımsın.. İnsanlığımı zorlayan.. Nefretimi telkin eden akranımsın.. İnceden inceye bir öLüş var,yazLıktan gebe kaLan... Yaramı dürtüp dürtüp kanatanımsın.. ... Yaz karanlığım.. Yaz yaramın kanıyla,yaz yaralandığıma... Yaz yalnızlığımı... Devir sırtıma bir kış gecesini.. Yağdır ellerindeki nasırları rüyalarıma.. Yaz karanlığım..! Yaz acımadan.. Lanet oku tükürükler saçarak.. Akıt bir damla kanımı topraga.. Yaz karanlığım.. Yaz.. Boş durmasın sol elin.. Yarama tuz bas... ... Bir haykırıştır yalnızlıgım,hepinizmi sağırsınız..? Haykırmak istiyorum dagların zirvesinde.. Haykırmak istiyorum bos kumsallarda.. Haykırmak istiyorum tek kalabildigim her yerde.. Yasamak istiyorum oralarda huzur içinde.. Son nefesimi verene dek.. Benden baska kimse olmadıgı için yalnız kaldıgımı bilerek... Yalnız ve kimsesiz...! |
Yalnız Yanlızlık paylaşılmaz Paylaşılırsa yanlızlık olmaz Yanar sobasında Yalnız'ın üşüyen bakışları Lambasında karanlığa dönük Bir ışık titrek sönük sönük Penceresi dışına kapanmıştır Kapısı içine örtük Bir sözde saklanmış bir yalanı Bir gözde okuduğundan Bakmaz kendi gözlerine bile |
Yalnızlık Aşkı Bırakıp gitti hepsi… Hepsi bırakıp gittiler! Hepimiz tek başınayız artık! Bir film seyreder gibi sessiz… Hepimiz, tek başınayız artık! Bütün gürültüleri kendimiz çıkarmak zorundayız… Hışırtılar, kendi ellerimizdekilerin sesleri. Biz gürültü yapıp, sadece biz dinliyoruz! Ne bu kalabalık diye, sadece kendimizle dalga geçiyoruz. Ortada ne kalabalık… Ne gürültü… Ne de başkaları var. Biz, bırakıp gidenlerin ardından, derin bir yas tutuyoruz. İçimizi yaran bir yas içindeyiz! Ne için olduğunu… Bu acının neye yaradığını… Bilmemenin acısı yasımızı bastırıyor. Kendimize, yalnızlığımızı itiraf edemiyoruz. Gözümüz hep kapıda… Telefonda… Cama değecek taşta… Aklımız televizyondaki aşk dizisinde… Oradaki adamda terk edilmiş! İçimiz rahatlıyor… Yalnızlığımızı paylaşıyoruz. Oysa şair, “Yalnızlık paylaşılmaz… Paylaşılsa yalnızlık olmaz” diyor. Boş laf… Bal gibi paylaşıyoruz. Televizyondaki adamın haline bakıp… Derin bir, Ohhh! çekiyoruz. Onun hali bizden kötü… O, daha yalnız… Daha beter terkedilmiş! Nasıl oluyorsa işte, televizyondan merhem yapıp, kalbimize sürüyoruz. İyi geliyor vallah. İyileştiğimizi sanıyoruz. Gideni aramak yok… Özür dilemek, eski zaman işi… Ancak “ben” affederim sanıyoruz… Öyle cahil bir gurura kapılmışız ki… Anlayana aşk olsun. Biz bile anlamıyoruz. Aklımız… nefsimiz… hırsımız… Kavgaya tutuşmuşlar. Kim kazanacak bilemem ama… Aşkın kaybettiği kesin… *** Hepimiz tek başınayız artık! Bir film seyreder gibi sessiz… |
| Saat: 16:41 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık