![]() |
Dostlarıma http://img82.imageshack.us/img82/9995/oceancadig17977fq2.gif Dostluğunu bir ağaç gölgesinde, tüm kötülüklerden, tüm gözlerden ve soğuk gece karanlıklarından koru. Gündüz neyse gece o dur, beyaz ışıklar saçar. Her şeyden öte hiç gerisi yoktur. Ruhumda karamsarlık rüzgarları estiğinde bile senin için canlı bir yürek taşıyorum... simsiyah üzüntülerim bedenimi sardığında bile kollarım senin dostluğuna uçmak için kanatlanıyor... Uzaklardayım evet uzaklarda, ama bu küçük yüreğim hep başucunda Onu göremez gözlerin, hissedersin yalnızca... |
OceaN cadı gizem dilayla.... |
|
Arkadaşlık Arkadaşlık Üzerine Savaşın en kanlı günlerinden biri.. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmene koştu ve - Teğmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?.. - Delirdin mi? der gibi baktı teğmen... Gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş... Büyük olasılıkla ölmüştür bile.. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakin.. Asker israr etti ve tegmen "Peki" dedi.. "Git o zaman.." İnanılması güç bir mucize.. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa döndü.. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü: - Sana değmez, hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim.Bu zaten ölmüs.. - Değdi teğmenim. dedi asker.. - Nasıl değdi? dedi teğmen.. - Bu adam ölmüş görmüyor musun?.. - Gene de değdi komutanım.Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı.Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için.. Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı: - ... Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı...Geleceğini biliyordum!.. Kalbimizde "Arkadaşlık" adında bir mucize var. Nasıl olduğunu veya nasıl başladığını anlamazsınız. Ama bu özel armağanı bilirsiniz ve arkadaşlığın Allah'ın en büyük armağanı olduğunu anlarsınız. Gerçekten de arkadaşlar cok nadide mücevherlerdir. Sizi gülümsetip başarmanız için cesaret verirler.Sizi dinlerler ve kalplerini size açmak isterler. Bugün arkadaşlarınıza onlarla ne kadar ilgilendiginizi gösterin. Bir hastane odası. İki yatak ve hayatla ölüm arasındaki çizgide yaşamdan yana kalmaya çalışan iki kalp hastası. Yataklardan biri pencere önünde, diğeri duvar dibinde.Pencere kenarındaki sabahtan akşama kadar, pencereden dışarı bakıp seyrettiklerini duvar dibinde bir şey görmeyen, aynı kaderi paylaşan hasta arkadaşına anlatıyor: - Bugün deniz, dünden daha durgun. Rüzgar hafif esiyor olmalı.Beyaz yelkenliler denizde belli belirsiz ilerliyor, kuğu gibi süzülüyor. - Park mı? Ha, park henüz tenha. Salıncakların ikisi dolu, ikisi boş.Geçen haftaki sevgililer yine geldiler. Hep eleleler. Bir sıraya oturdular. Gözlerini birbirlerinden ayırmıyorlar. Erkek bilgiç tavırla bir şeyler anlatıyor. Şimdi erkek, kızın saçlarını okşuyor. Ne kadarda birbirlerine yakışıyorlar. Ah kardeşim görmelisin. - Erguvanlar bugün çıldırmış,öyle bir çiçek açmışlar ki etraf mora boyanmış. Erikler desen keza, tepeden tırnağa beyazlar giyinmiş, gelinler gibi.İşte parkın neşesi çocuklar geldi. Ellerinde rengarenk uçurtmalar, balonlar. Umutlarını göğe uçuruyorlar. Bugun martıların keyfine diyecek yok. Masmavi denizin üzerinde gösteri uçuşu yapıyorlar. Arada bir suya şöyle bir dokunup günlük yiyeceklerini topluyorlar. Bu böyle hergün sürüp giderken, her gördüğünü anlatıp dururken ansızın yeni bir kalp krizi geçirir pencere yanındaki. Duvar dibindeki düğmeye bassa doktoru çağırabilir ve belki de arkadaşı kurtulabilir. Ama, ama yapamıyor işte. Şeytan karışıyor işe. Arkadaşı ölürse pencere kenarı boşalacak ve kendisi oraya geçecek. Bugüne dek kulaklarıyla duyduklarını gözleriyle de görecek. Ve duvar dibindeki düğmeye basmaz ve arkadaşı ölür. Ertesi gün duvar dibindeki yatağından pencere kenarındaki yatağa taşırlar kendisini. Beklediği an gelmiştir artık. Yattığı yerden pencereden dışarıya bakar. Dışarda kapkara bir duvar, işte hepsi o kadar. ??????? :-(( Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. " Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahtaperdeye bir çivi çak" demiş. Genç, birinci (ilk) günde tahtaperdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahtaperdenin önüne götürmüş. Gence; "Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahtaperdelerden bir çivi çıkart (sök)" demiş. Günler geçmis. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası ona "aferin iyi davrandın ama bu tahtaperdeye dikkatli bak.Artık çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak" demiş.Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır.Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik aynen kalacak(kapanmayacak).Bir arkadaş ender bir mücehver gibidir.Seni güldürür yüreklendirir sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur seni dinler sana yüreğini açar" demiş. Sizlerin tahtaperdenize koyduğum çiviler için beni affedin. Evet Arkadaş; Ne olduğumu, kim olduğumu Nerden gelip, nereye gittiğimi sen öğrettin bana Elimden tutup, karanlıktan aydınlığa sen çıkardın Bana yürümeyi öğrettin yeniden El ele ve daima ileriye Bir gün, bir gün gelir ayrı düşsek bile Biliyorum hiç bir zaman ayrı değil yollarımız Gün gelir ellerimiz yine dostça birleşir Ayrılsak bile kopamayız |
"İyiki vardın sevgili dostum ! İyiki vardın. Seni seviyorum" sözleriyle uğurladı son yolculuğuna http://www.hatunca.net/templates/hatunca/images/spacer.gifSessizce süzülüyordu yaşlar gözlerinden ve yanaklarındaki derin çizgilerde kayboluyordu. Etrafındakilere belli etmemeye çalışıyordu. Herkesin üzüntüsünü ifadesi başkaydı tabi ama o biliyorduki bu acı onun acısıydı ve etrafındakilerin bunu anlamasını bekleyemezdi. Kim teselli edebilirdi ki yüreğindeki acıyı, teselli etmeleride gerekmiyordu. O bu acıyı da yaşamalıydı dostluğu yaşadığı gibi. Kaybettiği 50 yıllık dostuydu. İyi gün, kötü gün, bir ömürdü paylaşılanlar. Bir sürü yaşanmışlık gizlenmişti gözyaşlarına… Mutluluklarını paylaştığı anları anımsadı birden ve mutluluk gözyaşlarını.. Yaşamda denge vardı ve şimdi acının gözyaşlarıydı akanlar. Olsun buda yaşanmalıydı. Öyle kıymetliydiki kaybettiği dostu, herşey değerdi ona.. Bu acıda ona aitti.. Yaşamalıydı.. Cenaze katılımcılarıyla yavaş yavaş ilerlemekteydi. Onu görebileceği bir mesafeden izliyordu ve onunda onu izlediğini biliyordu. Ölüm var mıydı? Nereye gidiyordu sevgili dostu!.. Yaşarkende çok severdi seyahat etmeyi, işte buda bir başka seyahat değilmiydi. Zihni onunla ilgili anılarla dolup taşıyordu, hangisi önceydi, hangisi sonraydı. Ne çok anısı vardı hatırlanacak ve ne çok an varmış yaşanmışlığın ardında zihinde kalan. Sevinç duydu birden, ne mutluyduki onca anı ile onu hep içinde yaşatacaktı. Onun seyahate çıktığını düşünecek ve onu beklemeyecekti. Öyle ya bazen dostlar ayrılır ve tekrar karşılaştıklarında bıraktıkları yerden yeniden devam etmezlermiydi.. Bunu da öyle bir şey gibi düşündü ve belki artık bu yaşamda değil ama bir başka yaşamda yeniden bıraktıkları yerden başlayabilirlerdi. Kimbilir? Onu nerede olsa tanırdı !!!! Ya onu hiç tanımasaydı , ya hiç hayatında olmasaydı. İşte o an acının yerini büyük bir hüsran ve kaybetmişlik duygusu sardı. Gerçekten kaybetmek buydu, hiç tanımamak. Oysa ki o onunla tam 50 yıl paylaşmıştı. Dolu dolu bir hayatta her şeyiyle.. İnsanın her ne yaşarsa yaşasın yaşadıklarını özgürce birisiyle paylaşabilmesi ne hafifletici bir duyguydu, eleştirilmeyeceğini bilmek, her haliyle, doğrusuyla yanlışıyla, iyisiyle kötüsüyle her haliyle kabul görmek. Ve hep sevildiğini hissetmek! Sır kalmaz aranızda, maskeler yoktur, duyguların en derinine inersiniz ve sizi dinler, dinler… İşte böyle biriydi o onun için.. Gecenin bir yarısı ihtiyacı olduğunda, uykunun ortasında bile o sımsıcacık sesini duyardı… ne kadındı ne erkek.. Siz neyseniz oda o olurdu. Kocaman sevgi dolu bir yüreği vardı , aklından evvel gelirdi duyguları ve hissettikleri. Acıysa acıyı, sevinçse sevinci coşkuyla yaşardı benliğinde ve yansıtırdı cömertçe…. Peki bunca paylaşılmışlığın, yaşanmışlığın içinde o ona sevgisini belli edebilmişmiydi? Hepimiz yaşamın hızı ve karmaşasında, zihnimizdeki önceliklerimiz, yaşamdaki önem verdiklerimiz derken zamana sıkışmış anlarımızda sevgiye yer verebiliyormuyuz? Yoksa herşeyi ertelediğimiz gibi bir kaç sevgi sözcüğünü, bir sıcak kucaklaşmayı, ten temasını, sesin büyüsünü unutuyormuyuz? Hiçmi vaktimiz yok o değerli anlar için… Düşündüğünde tüm bunları; dostuyla her anı dolu dolu yaşadığını ve onun varlığını hep hissettiğini ve ona da hissettirdiğini anımsadı. Bazen sevgi sözcükleri aynı anda çıkardı dudaklarından… Dostluk; dost kalabilmek ve dostluğu yaşatabilmek yaşamdaki paha biçilmez en önemli erdemlerden biriydi onlar için … Tören bitmek üzereydi , dostunu; “İyiki vardın sevgili dostum! İyiki vardın. Seni seviyorum ”sözleriyle uğurladı son yolculuğunda…… Sevgiyle ve dostlarınızla kalın |
|
GERÇEK DOSTLUK BÖYLE OLUR Çok samimi iki dost ve arkadaşlardı. Fakat bir tanesi çok kurnaz atılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdi. Bir gün kurnaz olan arkadaş , diğer arkadaşın yanına giderek işlerinin bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir. Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltir. Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadaşının yanına gider ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok beğendiğini ve kendisine vermesini ister. Arkadaşı çok şaşırır, ne diyeceğini bilemez.Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardır ki arkadaşına hayır diyemez, nişanlısını arkadaşına verir. Zaman içinde Saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelir ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım diyerek arkadaşının iş yerine gider ve kendisine çalışması için iş vermesini ister. Arkadaşı ona iş vermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadaşına kızamaz. Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta ve yaşlı bir adam yaklaşır. Fakir olduğu için ilaç alamadığını söyler. Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve adamcağıza verir. Kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar. Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır. Saf adam artık zengindir. Biraz da sevdiği dostuna olan kırgınlığıyla dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir. Bir gün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar. Yaşlı kadın çok aç olduğunu, kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf hiç düşünmeden kadını içeri alır karnını doyurur, Kimsesi olmadığını öğrendiği kadına; Kendisinin de yanlız olduğunu söyler ve bu evde birlikte yaşıyalım sen evin işlerini ve yemekleri yaparsın der, yaşlı kadın hiç düşünmeden kabul eder. Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine, kendine uygun bir kız bulup evlenmesini söyler. Bizimki böyle bir kızı nasıl bulacağını, kendisinin tanıdığı olmadığını söyler.Yaşlı kadın ona uygun bir kız tanıdığını ve kendisiyle görüştürebileceğini söyler. Görüşmeler sonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır. Bizimkisi kırgın olduğu halde çok samimi dostunu yinede unutamamıştır. Biraz da geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiye gönderir . Düğün günü gelir çatar. Saf adam düğün salonunda bir şeyler söylemek isteğiyle mikrafonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya; Eskiden çok sevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi elimdeki bütün parayı verdim. Evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu da kendisine verdim . Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim. işlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve çalışmak için kendisinden iş istedim. Bana iş vermedi. çok üzüldüm, ama yinede arkadaşıma kızmıyorum .çünkü biz gerçek dosttuk. Bu konuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha fazla dayanamaz mikrofonu eline alır ve başlar konuşmaya; Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı. İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim, bütün parasını bana verdi. Sonra ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını da verdi. Nişanlısını istememin nedeni o kadının arkadaşıma layık olmamasıydı (Hayat kadınıydı) Kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı o kadından bu şekilde kurtardım.İşleri bozulduğunda gelip benden iş istedi, Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım, o yüzden iş vermedim. Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı. Babam ölmek üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım. Evine gelen dilenci kadın benim annemdi.Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için gönderdim. Şu anda evlenmekte olduğu kız de benim kız kardeşim. Onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim. Değerli misafirler, işte biz böyle dostuz. Dostlukla ve Sevgiyle kalın. |
benim hikayem bir dost hikayesidir dostumun adı kardelen onu kardeşten daha çok seviyorum.o kadar iyi ki ondan ayrılmak istemiyorum okulumuzun bitmesine az kaldı ama ben yinede onu görmeye gidecem o beni görmeye gelmesede dostluklar karşılık beklenmeden yapılırsa daha makbul olur biz onla can ciğeriz inşallah böyle devam eder.o benim her derdimden anlar ve dinler ama bizim gibi daha dost yoktur diye düşünüyorum eğer birisiyle küsseniz bence gidin barışın hayatta ne olursan ol küs durmaya değmez.o insanı bir daha göremeyebiliriz.onun için hiç kimse birbirleriyle küs kalmamalı ve de eğer bir sevdiğiniz varsa fırsatı kaçırmadan söyleyin yoksa çok pişman olursunuz.ama onu gerçekten çok seviyorsanız.hayat zorluklarla dolu bunları aşmamız gerekiyor bunun için er yeda geç söyleyin birşeyler kaybetmezsiniz vede ben kardeleni çok seviyorum!!!!!!!!!!! hasret |
dostumsun dostluk aglamaksa yüregindeki aciyi paylasmaksa agladiginda sicak bir kucaksa dostun icin atese atilmaksa dünya durana, can bedenden cikana kadar DOSTUMSUN...:tender: |
|
DOSTLUK BİR YAŞLI ADAM VARMIŞ ÇOK TA FAKİRMİŞ.Bİ GÜN ÖYLESİNE DOLAŞIRKEN Bİ KUYUYA RASTLAMIŞ.MERAK ETMİŞ EĞİLİP İÇİNE BAKMIŞ BİR BAKMIŞKİ İÇİNDEN BİR YILAN ÇIKMIŞ ÖNCE KORKMUŞ TABİ SONRA YILAN BENDEN KORKMA DEMİŞ ÇOK SUSADIM BANA SU VERİRMİSİN DEMİŞ ADAM GİTMİŞ BİR TAS SU GETİRMİŞ YILANA YILAN SUYU İÇTİKTEN SONRA ÇIKARMIŞ ADAMA BİR ALTIN VERMİŞ.DEMİŞKİ BUNDAN SONRA SEN BANA HER GÜN SU GETİR BENDE SANA BİR ALTIN VEREYİM ADAM TAMAM DEMİŞ GİTMİŞ.ARADAN EPEY ZAMAN GEÇMİŞ TABİ YILANLA ADAM SIKI DOST OLMUŞLAR.ADAMIN BİR OGLU VARMIŞ BİR GÜN BABASINI İZLEMİŞ ALTININ NERDEN GELDİGİNİ MERAK EDİYOMUŞ SONRA DEMİŞKİ BEN GİDERİM YILANI ÖLDÜRÜRM BÜTÜN ALTINLARIDA ALIRIM .NEYSE ERTESİ GÜNÜ KALMIŞ SUYU ALMIŞ GİTMİŞ KUYUNUN YANINA ÇAGIRMIŞ YILAN ÇIKMIŞ SU GETİRDİM DEMİŞ SANA SEN KİMSİN DEMİŞ BEN YAŞLI ADAMIN OGLUYUM HASTA BU GÜN GELEMEDİ BENİ GÖNDERDİ TAMAM DEMİŞ YILANDA.TAM SUYU VERİRKEN ÇOCUK YILANIN KUYRUGUNU KOPARMIŞ YILANDA ÇOCUGU ÖLDÜRMÜŞ. NEYSE ARADAN ZAMAN GEÇMİŞ BİRAZ ADAM GELMİŞ YILANIN YANINA GEL YENİDEN DOST OLALAIM DEMİŞ BEN SANA HER GÜN SU GETİREYYİM SENDE BANA ALTIN VER DEMİŞ... YILAN DÖNMÜŞ ADAMA DEMİŞKİ: BENDE BU KUYRUK ACISI SENDE DE BU EVLAT ACISI OLDUKÇA BİZ DOST OLAMAYIZ ARTIK.. LÜTFEN DOSTLARINIZA DEGER VERİNNNNN......:rose: |
Dostum ! Seni Allah için çok seviyorum. Sana dostum diyebildiğim için çok mutluyum. Gerçi bu pek kolay olmadı. Pek de tahmin etmezdim böyle olacağını. Ama fark ettim ki; Seninle aynı şeyleri düşünüp aynı şeyleri hissedebiliyoruz. Birbirimize sadece bakmamız anlaşmamız için yeterli oluyor. Ben senin için, sen benim için, ikimizde fedakârlıkta bulunabiliyoruz. Zamandan, maldan, candan nefsimizden feragat edebiliyoruz. Birbirimize hakiki bir değer verebiliyoruz. Birbirimizi savunuyoruz. Yanlışlarımızı doğrudan söyleyebiliyoruz. Biliyoruz ki biz birbirimizi asla kırmak istemeyiz. İncinmiyoruz, ,incitmiyoruz, güveniyoruz. Saygı duyuyoruz, takdir ediyoruz, destek oluyoruz. Aynı inancı paylaşıp bunun için güzel şeyler yapmaya çalışıyoruz. Yardımcı oluyoruz. Kendimizi inşa etmeye uğraşırken, Birbirimizin inşasına da destek oluyoruz. Dualarda buluşuyoruz. Teşvik ediyoruz, gaza getiriyoruz. Her şeyimizi anlatabiliyoruz, paylaşabiliyoruz. Rabbimizden bahsedebiliyoruz. Gönül ferahlığı olabiliyoruz. En önemlisi de birbirimizi çok seviyoruz. Var olduğunu bilmek güzel. Yanımda olmasan da yanımdasın, Yanında olmasam da yanındayım, bunu biliyoruz. Böyle olacağını da… Bana yardım edeceğini biliyorum. Basamak olup rabbime kul olmamda vesile olabileceğini de. Seni rabbim için seviyorum. Rabbim senden razı olsun dualarım seninle… |
Bir Dost... Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... “Nereden çıktın bu vakitte” dememeli, Bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; Gözünün dilini bilmeli dinlemeli sormadan söylemeden anlamalı... Arka bahçede varlığını sezdirmeden, Mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; Sen her daim onun orada olduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmelisin, Kavuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kollarıyla, Dalları bitkin başına omuz, Yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı... En mahrem sırlarını verebilmeli, En derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; Gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz. Onca dalkavuk arasında bir tek o, Sözünü eğip bükmeden söylemeli, Yanlış anlaşılmayacağını bilmeli. Alkışlandığında değil sadece; Asıl yuhalandığın da yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli Ve sen, öyle güvenmelisin ki ona övdüğünde de sövdüğünde de Bunun iyilikten olduğunu bilmelisin. Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; Günahlarının yegane sahibi. Seni senden iyi bilen sana senden çok güvenen bir sırdaş, Göz bebekleri bulutlandığında, fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş... Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, İki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri... Parkurun bütün zorluklarına rağmen Dostluğumuzu koruyabildik, Acıları birlikte göğüsledik ya; Yenildik sayılmayız diyebilmeli... Issızlığın yalnızlığın en koyulaştığı anda, Küçücük bir kağıda yazdığımız Kısa ama ümit var bir yazıyı Yüreğe benzer bir taşa bağlayıp Birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz. Bunu da aşacağız! Bir Dost! Dostum her zaman yanındayım bunu sakın unutma... |
DOST, bazen minik bir kus, bazen saksida bir cicek, bazen de var olmayan sevgilidir.. ama gercek DOST, seni senden cok sevendir... (alinti) sevgidir,her kapiyi acan, bizi, bazen bir kus, bir cicek yapan, dost, kolayca bulunmaz.. insan cabuk bilinmez gecicidir para , post, herseyden önemlidir DOST... (alinti) |
Dostluk Okul sıralarındaki mısralarımda, özlemekte olduğum gençlik ve dostlarım. Unutmaktan korktuğum dostlarım ve.. Dostlarım arasından sen! İyiki vardın... |
|
Önümden gitme, Seni takip edemeyebilirim. Arkamdan gelme, Sana yol gösteremeyebilirim. Yanımda yürü Ve yalnızca, Dostum kal… Albert Camus |
|
dost.. Hani vardır ya her yerde, hissetmek istersin onun varlığını. Hani hep yanıbaşınızdaymış sanırsınız, ismini söylersiniz dalgınlıkla, her an berabersinizdir. Yanında olduğunu unutuverirsin bir andan sonra, sonra üzüldüğünde o sımsıcacık kollarını açar sana, sarılır ağlarsın omzunda doya doya... Senin sorununu kendi sorunu gibi benimser, bir kolun bir bacağın olur adeta.. Ayrılmak istesen de koparıp atamazsın. Bir türlü sevindiğinde ise senden fazla mutluluk duyar. O senin için farklıdır bütün insanlardan, tabii sen de onun için. Aranızdaki sevginin bitmesine izin vermezsiniz, kimse bozamaz aranızı, kimse araya girmeye dahi cesaret edemez. Ne zaman yardıma ne zaman insana ne zaman dosta ihtiyacınız olsa hep yanınızda bulursunuz, kendini adeta sizin için ayarlamıştır. Beraber gülüp beraber ağlarsınız, daima olumlu özellikler verirsiniz birbirinize. O sana gülmeyi öğretir sen ona kahkaha atmayı,O sana emeklemeyi öğretir, sen ona yürümeyi.. O sana okumayı öğretir, sen o! na yazmayı ve bu böyle sürüp gider.... İşte bunun adına DOST derler... Hayatta hiçbir şeyiniz olmasın ama hep bir dostunuz olsun.. Dostlarınızın Kıymetini Bilin... |
Dostluk ipi Genç adam iyi bir terziymiş.Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkanı varmış.Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış.Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş.Artık ne bir işi varmış ne de parası.Günler boyu iş aramış ama bulamamış.Yük taşımış,bulaşıkçılık yapmış,yinede evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış.Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca,küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini.Mevsim kış,hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş.Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken,kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma.Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,”Yalnız bırakın beni,parkta dolaşırsam belki sinirim geçer” diye söylenmiş.Zengin bir iş adamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar,birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş.Terzi,adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle.Birden siniri geçen ihtiyar,”Zavallı adam kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba? ” diye düşünmeye başlamış.Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş.O,çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş.Yaşlı işadamı terzinin yanına yaklaşıp,”Ne o evlat,bu ayazda parkta donmuşsun.İstersen paltomu sana verebilirim.” Diyince,”Hayır,teşekkür ederim.Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum.Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş.” Diye yanıt vermiş terzi.Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış.Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.”Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun? ” diye soran yaşlı adam,”Ben terziyim” yanıtını alınca “Benimle gel,hayat hikayeni yolda anlatırsın” diyerek arabaya bindirmiş.Bizim terziyi.Bu karşılaşma,terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş.Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyilik sever yaşlı adam,terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş.Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş.Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış.Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor,onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş.Küçük dükkan önce kocaman bir modaevine dönmüş,sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış.Terzi artık “Ünlü işadamı” diye anılır olmuş.Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş.Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış.Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşıp,kalp krizi geçiriyormuş.Hemen bir ambulans çağrılarak hastaneye kaldırılmış.Yeni işadamımız ise büyük bir işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş.Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış,bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş.Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koşuştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalmaz olmuş.Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış.Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış.Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için.Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.Ve başlamış anlatmaya:”Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış.Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış.Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş.O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince,çıkınını alan oduncu,eşeğine binip yola koyulmuş.Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş.Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş.Bülbül ona “Senin haline çok üzüldüm,şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak,sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın.” Demiş.gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış.Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş.Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler.Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken,bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu.Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş.Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi,onca parayı kaçırmayı gözü yememiş,arkasına bakmadan kaçmış oradan.Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış.İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış.Bende senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün,büyü de o yüzden bozuldu.”Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın.” Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi,çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş. alinti- ONUN SÖYLEYECEK BİR ŞEYİ YOK AMA BEN SÖYLEMEK İSTERİM.DOSTLUK İPLERİNİZİ KOPARMAMANIZ DİLEĞİYLE ...... |
Dosta Mesaj.. Uyumuş uyanmış mahmur gözleri. Uykuya doymamış esmer güzeli... Bir deliye sevdalı,o da özeli... İki deli bir siteye yakışır... Gülmeyi öğrettin ,hüzündü adım. Sende aşklarımı gördüm yaşadım. Aşkı yaşayın budur muradım. Bu güzellik Metelere yakışır... O da bir çeri atmış okunu ya... Resim çizmeyinen olmuyor suya. Kör ise göre, sağır ise duya... Naz dediğin güzellere yakışır... Dostadır sözüm,dost duya alına... Konarsa bir şahin gülün dalına... Bırakmazlar güzeli kendi halına... Deliler gider ,romantikler bakışır... |
Yakılmış Mektup Sana bu mektubu uzaklardan yaziyorum Adresini coktan unttum Bir siirin sisesine kalbimi koyup sulara birakiyorum Ah benim eski türküm Ah benim hazin öyküm Yanlisim, yenilisim Ne yaptimsa seni mutlu edemedim Oysa, bir kemanin vardi birde sen Acimadin, ezdin beni, üzdün hic acimadin Yavrusuna yanan bir anne gibi Icime gömdüm depremlerimi Ceketimi alip gittim Derin derin ic cekisim bu yüzden Inadina suskumdum oysa Inadina vurgun gec uslandim Sen görmedin ama Alti mosmor gözlerimde islandim En cok istavriti severdin SIKIP limonu maydonaza saraba vururdun hani Eski bir kasette bizim sarkimiz Alip götürdü seni salas meyhanelerde Ve kumsaldaki ayak izlerinde Kirilan hayallerim ümitlerim Ve seni bekleyisim her yagmur aksaminda Daha mutluyduk o günler herseye ragmen özgürdük Kitap alacak paramiz olmasa da Ucuz tütün icsekde pahaliydi düslerimiz Ne kadar cok isterdim bu sarkimi duymani Kanayan bir gül misali Saclarina takdigim suskun cigliklariyla inleyen su kemani Ki, her notasi ödesmenin ve hayatla yüzlesmenin katrani Hatirlarmisin, parasiz kalmistikda bir gün Kardesinin kumbarasini bosaltip konsere gitmisdik Imzasini almistik sevdigimiz sarkicinin Birlikte fotograf cektirmistik Bir sise gazosu ve kasarli tostu bölüsmüstük Hey gidi hey ! Azmi siir yazdik ders kitablarina Ötobüse biletsiz mi binmedik Komaya mi girmedik her Besiktas macinda Simdi bir hastene aksaminin yorgun penceresinde Maziye dalip dalip gitmelerimsin artik Ne kemanim var yanimda nede sen varsin Mevsimlerden hüzün aylardan pismanlik ve karanlik Sen ki bu mektubu saklayacaksin Öpüp öpüp koklayacaksin belki Ve artik gelmedigimi bile bile bekleyeceksin Ah benim eki türküm Ah benim hazin öyküm Yanlisim, yanilisim Seni hic üzermiyim Ben bu mektubu defalarca yazmisim Defalarca yakmisim .... Fatih Kısaparmak Yiğittin Ben seni acılarda tanıdım Ve sen fırtınada hiç bırakmadın beni Ortak oldun gözyaşıma.... Kitaplarımı, yorgun yorganımı ve Gözlerimin gecelere demirlenişini Her anlatmak istediğimde sana Elim varmadı kaleme, yazamadım, sustum Yiğittin.... Taşa yattık seninle kar yedik, Yağmuru içtik su diye Soğuktan nasırlarımız çatladı Sen ağladın yalnızca ve sessizce Elimi oğuşturdun Yiğittin.... Çığ düştü çatımıza, Çöktüm dedim, bittim dedim Sen sardın beni çulunla Ulu ekmek ettin bölüştük Anam gibi sen taşıdın sırtında Sıvasız duvarlarında yoksul odamızın, Birlikte batırdık yüreğimize tırnaklarını güneşin Acılar köprüsünde el ele yürüdük Zemheride ilkbaharı giyindin Yüreğini diktin beynime Çorbamız olmasa da terketmedin Yiğittin.... Mavilerin denizinde ve son durağında yıldızların Soldurmadın sevdamı soldurmadın umudumu Kan kustum..Ah! çektim...için için inledin Sarılınca kollarıma kelepçe sende sarılıp öptün Zehirli akrebini sevdim zamanın, Seni getirdiğinde her görüş günü Gözyaşlarına sor beni kirpiklerine sor Hasretin acısı küstürse de türküleri Kavalı sevdim sazı sevdim zehri akıtır diye Yaşlılık caddesinde taşlara sırt verdik Yorgunluk limanında su serptin alevine kalbimin Yiğittin...... Yosunlara bulandığımda, Yaşamın çığlıkları beni sahile ittiğinde Göğsümdeki fırtınalar ve titreme denizinde Ayrılığın anası yapıştığında yakama Yarsız koymadın beni tuz ekmedin gözüme Yiğittin..... Dikenin gülü de olsa hayat yahut gülün dikeni de olsa Mil çekmedin yüreğime sen sevdam kadar sen toprak kadar Yiğittin....... Kilim oldun kahrıma, Sır vermedin ser verdin gönül kapımda Ben seni acılarda tanıdım Ve sne fırtına da hiiiç bırakmadın beni Ortak oldun gözyaşıma Yiğittin....... Fatih Kısaparmak |
ÖZELSİN Kendimi ne zaman işe yaramaz ve aciz hissetsem, aynı hisleri hissettiğim bir anda, eski bir dostun uzun zaman önce söyledikleri gelir aklıma... Yüzümü kocaman bir gülümseme sarar.. Bana: kendini her aciz ve işe yaramaz hissetiğinde parmağının ucuna bak... Demişti... O sıra o kadar üzgün ve duygularımın içinde o denli kaybolmuştum ki, kendi sesimi bile tanıyamaz bir halde, çok kısık bir ses tonu ile. neden?? Demiştim... çünkü o parmak izlerinden bu yeryüzünde başka hiç kimse de yok... Demiş ve eklemişti. sen özelsin!!! İNANMAZSAN PARMAKLARININ UCUNA BAK!!! Birden sanki dirilmiştim... evet ben ÖZELDİM... HERKES ASLINDA ÖZELDİR. AMA BENİ O GÜNDEN SONRA DİĞERLERİNDEN AYIRAN TEK AYIRT EDİCİ ÖZELLİĞİM -KENDİMİN ÖZEL OLDUĞUNUN FARKINDA OLMAMDI... Hala karamsarlğa düştüğümde, bazen umutsuzluklarla boğuştuğumda o dostumu hatırlar ve parmağımın ucuna, yüzümde büyük bir gülümseme ile bakar ve kendi kendime: SEN ÖZELSİN! BUNLARIN HEPSİNİ ATLATIRSIN!!! derim... Yine aynı dostum bir karar aşamasında olduğum bir gün bana şöyle demişti.. -Önce ne istediğini iyi belirle... Ve eklemişti.. -Sonra O istediğine ulaşmak için ne gerekiyorsa yap!!! Sonrada elini tam üç kez gözlerimin önünde çırpmış ve bana. -ne oldu şimdi? diye sormuştu... bende anlamsız bakışlar ile cevap vermiştim. -ne oldu??? -Üç saniye hayatından uçtu gitti ve hiç birşey o üç saniyeyi geri getiremez... demişti... Ve eklemişti -Hayatı istediklerine ulaşmak için harca,bir gün arkana dönüp baktığında uçup giden o saniyelerin bomboş bir ömür haline geldiğini görmek istemiyorsan tabii!!! Farkındasınız değil mi? Hayatlarımız saniye, dakika, saat dilimlerine bölünmüş, akıp gidiyor. Ve biz akan bir saniyeyi bile geri dönüp tekrar yaşayamıyoruz... Onları geri getiremiyoruz. Aynaya baktığımız da hergün yeni bir beyaz saç telini ve yüzümüzde acımasızca akıp giden dakikaların izini, birer kırışıklık olarak aynada seyrediyoruz. Peki biz hayattan ne bekliyoruz? beklentilerimiz için varımız yoğumuz ile savaşıyor muyuz, zaman denen acımasız düşmanla? Oysa parmaklarınızın ucuna bakın bir kez... Sonrada parmaklarınızı üç kez şıklatın.. Orada gördüğünüz parmak izleri sizden başka kimsede yok... ve parmaklarınızın ucundan çıkan o ses hayatınızın bomboş geçmis üç saniyesi oldu, geçti gitti işte... Siz özelsiniz, siz yeryüzünde teksiniz... O zaman hayattan beklediklerimizde bize layik olmalı,özel olmalı, ulaşılması için savaşa değer olmalı... Zaman denen canavar galip gelmeden,biz hayattan beklentilerimize ulaşmalıyız ki,Geçip giden zamana rağmen,geriye dönüp baktığımız da kucak dolusu mutluluk ve beklentilere ulaşmanın hazzı ile zaman zaman yüzümüzde kocaman bir gülümse ile nanik yapabilelim... Ellerinizi üç kez çırpın, hayattan üç saniyeniz silinip gitti işte... Bugün özel bir insan olan kendiniz için ne yaptınız? Beklentileriz için bir uğraş, savaş verdiniz mi? Yoksa zamanın sizi yenmesine seyirci mi kaldınız? Mesela özel eski bir dostu aradınız mı bugün? Tüm bu kısa ama çok anlamlı hayat derslerini veren dostumu kaç zamandir aramadığımı düşündüm tüm bunları yazarken... Yerimden kalktım, internetten çıktım ve telefon ile o dostumu aradım Çok mutlu oldu... ne zamandir sesini duymamıştım hangi dağda kurt öldu? Dedi.. Ben de Özel birini aramak istedim aklıma sen geldin dedim ve sonra ekledim: Ve ellerimi üç kez çırptım geçen zamanı geri getiremediğimi görünce belki de seni arayacak başka bir üç saniyem olmayacak şu anda aramazsam diyip yazdığım yazıyı yarıda bırakıp seni aradım dedim... Çok mutlu oldu... Bir dostun mutluluğu ile bende mutlu oldum... Dostumla telefon konuşmamı bitirip klavyenin önüne oturduğumda yüzümde kocaman bir gülümseme vardı. Özel birini arayıp,dakikaları geri getiremeyeceğim bir hayat içinde istediğim bir şeyi yapmanın huzuru ile yani mutlu bir yürekle tekrar yazmaya başladım... Ve zaman denen sinsi düşman a bir nanik yaptım.acımasızca akıp gidiyorsun,ama ben seni hissediyorum ve istediğim hiç birşeyi ertelemiyorum ve istediklerimi elde etmek için hayatla savaşıyorum der gibi mutlu idim... Siz hala ne duruyorsunuz? Koşun telefona, bir dostu arayın. Birine e-mail atın... Onu sevdiğinizi hissettirin.. Onun mutluluğu ile mutlu olun... Ellerinizi üç kez çırpın ve düşünün hayatınızdan üç saniye boş bir sayfa girdi koptu gitti işte. Oysa siz özelsiniz ve size layık bir hayatı hak ediyorsunuz... Size layık mutlulukları hak ettiğiniz gibi... Bana inanmazsanız!!!! parmaklarınızın ucuna bakın... Özen Kıraç |
ACILARINIZI KUMA VE İYİLİKLERİNİZİ TAŞA YAZMAYI ÖĞRENİN Bir hikaye, iki arkadaşın çölde yürüdüğünü anlatır. Yolculuğun bir noktasında bir münakaşa olur ve biri diğerine tokat atar. Tokadı yiyenin canı acır ama bir şey söylemeden kuma şöyle yazar : "BUGÜN EN iYi ARKADAŞIM BENi TOKATLADI". Bir vahaya gelene kadar yürümeye devam ederler ve suya girmeye karar verirler. Tokadı yiyen bataklığa saplanır ve boğulmaya başlar ama arkadaşı kurtarir. Yarı boğulmadan kurtulduktan sonra bir taşa şöyle yazar : "BUGÜN EN iYi ARKADAŞIM HAYATIMI KURTARDI". Tokadı atan ve hayat kurtaran sorar : "Canını acıttığımda kuma yazdın neden şimdi taşa?" Diğeri cevaplar : "Birisi canımızı yaktığında kuma yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı silebilsin ama biri bizim için iyi bir şey yaparsa taşa kazımalıyız ki hiç bir rüzgar silemesin. "ACILARINIZI KUMA VE iYiLiKLERi TAŞA YAZMAYI ÖĞRENiN". Özel bir kimseyi bulmak bir dakika alır ama unutmak ise bir ömür |
DOST ELİ Yine mi karardı gökyüzü? Simsiyah bulutlarla mı kaplandı? İnsanların çoğu düşünüsü Yine akşam güneşinde mi Asılı kaldı? Hiç masmavi bir semayı Görmeyecek miyiz? Güneş bir gün olsun dahi Bizim için doğmayacak mı? Dostlar, halimizi-hatırımızı Sormayacak mı? Hep imrenecek miyiz başkalarına? Ne zaman ulaşacak Tanrıya Sonsuzluk kadar uzun çağrılarımız? Bizi yarınlara götürecek uğraşılarımız Kalacak mı yarıda? Bir dost eli bekliyoruz Bize uzansın diye. İyilikten uzak, Artağansız çöllerde Bir dost eli bekliyoruz. Gelin artık yardıma. Dostlarım bizi kurtarın. Bu karanlık akşamlardan Aydınlığa ulaştırın. ANONİM |
DOSTLUK= SMYRNA baska laf demem.. |
Canım dostum benim Rainn'im...:tender::kiss: Dostlar vardır; rakısız çözülmez dili, muhabbeti çekilmez; dostlar vardır,efkarının sebebi bir bardak demli çaydır. Dostlar vardır, omzu her derde devadır. Dostlar vardır, iyi bir öğretmen gibi, nasıl sorulacağını öğretir. Dostlar vardır dağ gibi vakur; toprak kadar bereketli, mert... Dostlar vardır; ney gibi hüzünlü, saz gibi asi; şiir kadar büyük... Dostlar vardır türkü gibi; her zaman söylenmeseler de her daim içinde taşır sevdasını; yangınını bulaştırır bir gönülden diğerine... Dostlar vardır baki; tanıştığın gün doğar, yittiği gün ölürsün! Zamana ve darbelere; yollara ve hasretlere dirençli... Dostlar vardır, közde mısır, kadehte şarap; ateşte yanmanın da, şarapla sönmenin de tadı damağındadır. Dostlar vardır; yüreğine kök salmış bir çınardır; hiçbir şey deviremez;gönülden gönüle kurulmuştur köprüler; ne yaşansa atılamaz! Dostlarımız vardır bizlere benzerler biraz... Dostluklar vardır, erken dolar vadesi; dostluklar vardır, devam eder ahirette! İşte böyle dostlardır; her şeye lanet ettiğin günlerde bile, yaşamını güzel kılan...Gönül, her yerde onları arar. Ve bulduğunda haber gönderir bize; bir sıcaklık yayılır yüreğimize;bunda bir iş var deriz, takılırız peşine.... Unutmayin sakin ; Hayat bumeranga benzer. Yaptiginiz iyi,kötü hersey birgün size geri döner !... |
http://www.siirkolik.com/images/siir.gif Dost Sesi kime uzatsam dost diye havada kaldı ellerim dost diyenler kırdı kanadımı kalmadı içimde sellerim kimseye yaranamadım tüm güvenlerimi tükettim bir dost sesi yok şimdi * sevdim diyenler açtı yüreğimdeki bu derin dehlizi duygularım paramparça hepsi nokta gibi bıraktılar izi Yarabbim insanlık ölmüş herkesde para konuşma krizi bir dost sesi yok şimdi * yaşamakdan artık haz almıyorum herkesden deli gibi kaçıyorum şefkat tellere takılmış yaşamıyorum bir dost sesi yok şimdi * mihenk taşına değdirsem yok kimsede tam bir değer alın duygularınızı verin şiirlerimi kalmadı bende eser mızrabı kalbime vurdum namesiz şarkılarda yaşıyacağım yeter bir dost sesi yok şimdi |
|
Gerçek Zenginlik. Bizi yüzümüze karşı eleştiren, Ama herkesin içinde savunan, Başarılarımıza sevinen, Başarısızlıklarımıza üzülen, Bizi sıkkın görünce Diğer dostlara haber salıp, Bizimle ilgilenmelerini isteyen, Birileriyle tanışmamız gerekiyorsa O buluşmayı sessizce düzenleyen, Bizi dikkatle izleyen ama sahiplenmeyen, Bir başka kıtada yaşasa ve Günde 14 saat çalışsa da ihtiyacımız olduğu anda Yardımımıza koşan... Gerçek dost işte budur. Ve hayatta en büyük zenginlik böyle dostlara sahip olmaktır. Dostluk her gün 2-3 kere telefonla konuşmak değildir... Dostluk bu yapılması gereğine inanılan telefon görüşmeleri sırasında diğer insanların dedikodusunu yaparak karşılıklı bir şeyler paylaşıldığını zannetmek değildir... Dostluk; dost bildiğin kişinin en ince detaylarını bilme ihtiyacı ve gereği değildir... Dostluk; dost bildiğin kişinin senin en karışık detaylarını bilmesi gerektiği değildir... Dostluk her hafta 3-5 kere görüşmek değildir, 1 ay, 1 sene, 5 sene seni aramayan, senin de aramadığın bir insani birdenbire arayıp, dertleşmek, hatır sormak istersen ve o insan da seni geri çevirmez ve sanki daha az önce konuşmuşun gibi kaldığınız yerden konuşmaya devam ederse, ve daha da önemlisi bu 1 ay, 1 sene, 5 sene ayrılığa rağmen bu insanin başı gerçekten sıkıştığında yardımına koşacak ilk insanlardan biriysen ve ayni şekilde onun da öyle olduğunu biliyorsan EMİN OL Kİ..... O kişi senin dostundur... Sen de O'nun... " Her tur ilişki avuç içinde duran kum taneleri gibidir. Avucumuzu sıkmadan, gevşekçe tutarsak, kum taneleri kaymaz, durur. Avucumuzu kapatıp, sıkmaya başladığımız an kum taneleri parmaklarımızın arasından akmaya baslar. Bir kısmını tutmayı basarsanız da, çoğu akıp gider. İlişkiler de böyledir. Esneklik varsa, diğer insana saygı duyuluyor ve özgürlük tanınıyorsa ilişkiler bozulmaz. Ama diğer insani çok bunaltırsanız ilişki de yavaş yavaş bozulur ve biter. Hayatta pek çok insanla karsılaşırsın Ama sadece gerçekdostlar senin kalbinde bir iz bırakır. GERÇEK DOSTLARINIZI BULUP HİÇ KAYBETMEMENİZ DİLEĞİYLE... |
DOST SESİ kime uzatsam dost diye havada kaldı ellerim dost diyenler kırdı kanadımı kalmadı içimde sellerim kimseye yaranamadım tüm güvenlerimi tükettim bir dost sesi yok şimdi sevdim diyenler açtı yüreğimdeki bu derin dehlizi duygularım paramparça hepsi nokta gibi bıraktılar izi Yarabbim insanlık ölmüş herkes de para konuşma krizi bir dost sesi yok şimdi yaşamak dan artık haz almıyorum herkes den deli gibi kaçıyorum şefkat tellere takılmış yaşamıyorum bir dost sesi yok şimdi mihenk taşına değdirsem yok kimsede tam bir değer alın duygularınızı verin şiirlerimi kalmadı bende eser mızrabı kalbime vurdum namesiz şarkılarda yaşayacağım yeter bir dost sesi yok şimdi |
Bir Dost -Can DÜNDAR Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... 'Nereden çıktın bu vakitte' dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; gözünün dilini bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı... Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları, dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı... En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz... Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli. Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin. Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi... Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş.. Gözbebekleri bulutlandığında, yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş... Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri... 'Parkurun bütün zorluklarına rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız' diyebilmeli... Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa ama ümit var bir yazıyı yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz: 'Bunu da aşacağız! İmza: Bir dost!...' Can Dündar |
ÇIKARLAR Onu yıllardır tanırım.Halen de görüşüyoruz. Kendine ait ufak bir işyeri var,geçinip gidiyor. Yaşantısı boyunca paylaşım için sert kavgalardan kaçındı. Ama kendisinin ve başkalarının çıkarlarını dengede tutmasını da biliyordu. Dünya görüşünde bencilliğin yeri yoktu.Gene öyle düşünüyor. Tabii ki dünyadan elini eteğini çekmiş birisi değil. Yıllar önce,henüz kendi işini kurmadığı günlerde bir şirkette çalışıyordu. Yönetim kadrolarının birinde idi. Daha çok hafta sonlarında bir araya geldiğimizde anlatırdı. Şirkette işler iyi gidiyormuş,şefler ve müdürler arasında uyum varmış. Gerçekten arada sırada onu ziyaret için gittiğimde ben de öyle görmüştüm. Daha doğrusu öyle görünüyordu. O zamanlar anlatmıştı,şimdi sebebini unuttum. Patronları şirketi başkalarına devretti. Yeni patronlar elbette yönetim kadrolarında değişiklik yapacaklardı. Nitekim temsilci ve gözlemciler işe giriştiler.Herkesle görüşmeye başladılar. İşte o zaman onun açısından inanılmaz olaylar başladı. Ben okuduklarım ,duyduklarım ve gördüklerimden menfaat için rekabetin ne olduğunu biliyordum. Özellikle işyerleri ,çalışanlar açısından sanki can pazarı gibi yerlerdir. Hele ülkemizde bu durum daha da belirgindir. Gerçi o da bunları biliyordu. Ama insanın somutlaşan olayları bizzat görmesi başka oluyor. Heyecanla anlatmıştı. O güne dek tanıdığı insanlar, sihirli değnek değmişçesine değişivermişler. Herbir kişi diğerinin ne kadar kabiliyetsiz,yetersiz ve hatta ahlaksız olduğunu söylemeye başlamış. Elbette bu sözleri birbirlerinin önünde sarf etmiyorlarmış. Olanlar onun dünyaya bakış açısı dışında kalan şeylerdi. Herkes,geçmişte yaptığı hataların suçunu başkalarına atma yarışına girmişti. Şirket içindeki davranış ve konuşmaları yeni patronların kulağına gidecek şekilde oluyordu. Derhal istifa edeceğini söyledi.Nitekim dilekçesini ertesi gün verdi. Onu anlıyordum.Üstelik tanıyordum da. Başka ne yapabilirdi ki?Şirkette kalacak olsa bu insanlarla mı çalışacaktı? Hatta onlardan biri onun kaçtığını,oysa mücadele etmesi gerektiğini söylemiş. Bana,başkasını kötüleyerek para kazanmak istemediğini,rekabetten bunu anlamadığını anlatmıştı. Hemen başka bir iş bulup orada çalışmaya başladı. Aradan birkaç ay geçtikten sonra görüşmelerimizden birisinde söylemişti. Onun istifasından üç hafta sonra yeni patronlar herkesi işten çıkarmış. BİR AY SÜREN DOSTLUK Öğrencilik yıllarımdı.Babamın işi dolayısı ile şehrin en uzak semtinde idik. Lojmanımız bağımsız bina halinde olup bahçe içindeydi. Bir gün okul dönüşü bahçemizde bir köpek gördüm. Beyaz tüylü,orta boyda sevimli bir hayvandı. Ben o zamanlar köpeklerin cinsi hakkında bilgi sahibi değildim. Ama bugün hepimizin gördüğüne benzer bir sokak köpeği idi. Hiçbir korku davranışında bulunmadı.İlk kez karşılaşmamıza karşın bakışları sıcacıktı. Ben de onu hiç yadırgamamıştım.Bir-iki saatte birbirimize alıştık. Yakınlığımız çok hızlı başlamıştı ve bu şekilde süreceği belli olmuştu. Bahçe içinde ona derme çatma bir barınak hazırladım. Birkaç gün içinde tüm ailemi tanımıştı.Hepimiz onu benimsemiştik. Ve de benim en iyi dostum olmuştu. Ben,o zamanlar da yurt ve dünya olaylarını takip ederdim. Dünya üzerinde bugünkü gibi acı olaylar sürüp gitmekte idi. Savaşlar,haksızlıklar,açlık ve sömürü ne zaman azaldı ki? İşte o ilk gençlik günlerinde bu acıları paylaşma ihtiyacı daha fazladır. O köpek bana yardımcı oldu.En iyi arkadaşım gibiydi. Bahçede hep onunla idim.Sevinçlerimi,mutluluklarımı her şeyimi ona aktarırdım. Şaşılacak şey:Herşeyi anlardı. Sanki beynimden yayılan duygu frekanslarını yakalıyordu. Ve aynı dalga boyunda cevap verircesine hareket ediyordu. Sevinçli olduğumda o da neşeyle etrafımda dönüyordu. Üzüntülü isem o da mahmur bir halde duruyordu. Doğal içgüdüsü sevgi ile kaplanmıştı. Kısacası o sessiz semtimizdeki en iyi dostum olmuştu. Ancak bir huyu vardı. Okula gitmek için evden çıkıp tren istasyonuna giderken hep yanımda yürüyordu. Ben istasyona girince de eve dönüyordu. Beni istasyona kadar takip etme huyundan vazgeçiremedim. Ben yokken aynı şeyleri aile fertlerine de uyguluyordu. Okulda iken hep endişeliydim. İstasyon ile ev arasında başına bir şey gelmesinden korkuyordum. Bir gün eve döndüğümde onu göremedim. Annem şehre inmek için istasyona gitmiş,tabii peşinde gene o. Sonra eve dönüşte onu görememiş. Ben hemen isyasyona koştum.Saatlerce etrafta aradım.Yoktu. Bir daha göremedim.Günlerce bekledim. Ama gelmedi. Ne olduğunu bilmiyorum. Dostluğumuz bir ay sürmüştü. Ama onun sevgi ve sadakatını hiç unutmadım. |
SOKAKTAKİ HAYVANLAR Yürüyüş yaptığım yerlerde kedi ve köpekler var. Bunlar sokakta yaşayan kimsesiz hayvanlardır. İnsanların verdikleri veya sağdan-soldan buldukları yiyeceklerle beslenirler. Doğadaki mücadele yeteneklerini birçok nesil önce yitirmişlerdir. Kısacası kendilerini insanların insafına bırakmışlardır. Hiç kimseye zararları dokunmaz ve hep aynı yerdedirler. Oradan geçmekte olan insanların bazısı durur. Bu hayvanlardan birisini okşamaya başlar. Hayvan bütün varlığını bu okşamaya bırakır. Duyduğu haz vucudunun tümüne yansır. Artık içgüdüsü sadece bu noktada yoğunlaşmıştır. Okşamakta olan kişi hafifçe gülümsemektedir. Hayvancağız ile karşılıklı sevme-sevilme ilişkisi içindedir. O kişi arada sırada çevresine bakınır. Yaptığı bu eylemin diğer insanlarda bir yadırgama uyandırıp uyandırmadığını anlamaya çalışır. Derken gözgöze geliriz. Saniyenin çok kısa bir bölümünde birbirimize mesaj göndeririz. Ben,onun hayvancağızı sevme eylemini takdir ettiğimi, O da benim ne düşündüğümü anladığını iletir. Duygusal iletişim ortak bir noktada uyum sağlamıştır. Hayvan sevgisi iki kişi arasında paylaşılmıştır. Yeryüzünde sürmekte olan açlık.. Anlamsız savaşlardaki,işgal edilmiş topraklardaki zulümler.. Ekonomik baskı altındaki milyarlar. Bütün bu acı karanlığın içinde çakıp sönen ufacık bir hayvan sevgisi kıvılcımı. Her ikimiz de yolumuza devam ederken gülümsememiz sürmektedir. |
Dostlukların Hatırına Sevdanın yollarında İster öldür vur beni Bu yolun dönüşü yok Beklesede dar beni Bir türlü anlamadı Can sunduğum yar beni Çok sevdiğim yar beni Yanlızım duygularda Düşünceler yer beni Bırak gitsin buğünü Geçmişlerden sor beni Bir türlü anlamadı Can sunduğum yar beni Çok sevdigim yar beni Gönüllerin dergahında Yunus gibi işlenirim Dostlukların hatırına Kavgalardan hoşlanırım Sabahların hatırına Gecelerden hoşlanırım Uğur Işılak |
Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... Nereden çıktın bu vakitte dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; Gözünün dilini bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı... Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları, ...dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı... En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz... Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli. Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, hak ettim diyebilmelisin. Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi... Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş... Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş... CAN DÜNDAR |
|
Beni ben degil dostlarim anlatsin belki onlara inanmayabilirsiniz beni sizlere dusmanlarim anlatsin. ta ki beni birazcik olsun taniyasiniz aci soyler bana karsi dostum ama dusman yuzume karsi guler kusurlarimi orter can dostum ama dusman ne var ne yok soyler dusmanlariminda iyi anlattigi zaman anlayacagim ne kusurum kaldigini soracagim can dostuma rastladigim bir an dusmanimin veya kusurumun kalip kalmadigini |
Dostlar arasına hasret uçurumu girdiğinde, yıldızlarla vuslat köprüsü kurduk yürekten yüreğe. Gönlümüzün hasret günlüğüne unutmayı ve unutulmayı hiç yazmadık Duygular vardır anlatılamayan, sevgiler vardır kalplere sığmayan, dostluklar vardır hiçbir şekilde yıkılmayan, bazı insanlar vardır asla unutulmayan Hiç kimse bir arkadaş kaybedecek kadar zengin değildir. Hele ben hiç değil. Affet beni dostum… Dostluğun kolları birbirimizi dünyanın bir ucundan bir ucuna kucaklayabilecek kadar uzundur. Gel seni bi kuçaklıyayım yaa ? Her dostluğun gökyüzünde bir meleği varmış, yeryüzünde biten her dostluk için gökyüzünde bir melek ağlarmış, sana ant olsun ki bizim meleğimiz asla ağlamayacak dostum... |
|
Dostluk her gün 2-3 kere telefonla konuşmak değildir... Dostluk bu yapılması gereğine inanılan telefon görüşmeleri sırasında diğer insanların dedikodusunu yaparak karşılıklı bir şeyler paylaşıldığını zannetmek değildir... Dostluk; dost bildiğin kişinin en ince detaylarını bilme ihtiyacı ve gereği değildir... Dostluk; dost bildiğin kişinin senin en karışık detaylarını bilmesi gerektiği değildir... Dostluk her hafta 3-5 kere görüşmek değildir, 1 ay, 1 sene, 5 sene seni aramayan, senin de aramadığın bir insani birdenbire arayıp, dertleşmek, hatır sormak istersen ve o insan da seni geri çevirmez ve sanki daha az önce konuşmuşun gibi kaldığınız yerden konuşmaya devam ederse, ve daha da önemlisi bu 1 ay, 1 sene, 5 sene ayrılığa rağmen bu insanin başı gerçekten sıkıştığında yardımına koşacak ilk insanlardan biriysen ve ayni şekilde onun da öyle olduğunu biliyorsan EMİN OL Kİ..... O kişi senin dostundur... Sen de O'nun... " Her tur ilişki avuç içinde duran kum taneleri gibidir. Avucumuzu sıkmadan, gevşekçe tutarsak, kum taneleri kaymaz, durur. Avucumuzu kapatıp, sıkmaya başladığımız an kum taneleri parmaklarımızın arasından akmaya baslar. Bir kısmını tutmayı basarsanız da, çoğu akıp gider. İlişkiler de böyledir. Esneklik varsa, diğer insana saygı duyuluyor ve özgürlük tanınıyorsa ilişkiler bozulmaz. Ama diğer insani çok bunaltırsanız ilişki de yavaş yavaş bozulur ve biter. Hayatta pek çok insanla karsılaşırsın Ama sadece gerçekdostlar senin kalbinde bir iz bırakır. GERÇEK DOSTLARINIZI BULUP HİÇ KAYBETMEMENİZ DİLEĞİYLE.. |
Gerçek Zenginlik. Bizi yüzümüze karşı eleştiren, Ama herkesin içinde savunan, Başarılarımıza sevinen, Başarısızlıklarımıza üzülen, Bizi sıkkın görünce Diğer dostlara haber salıp, Bizimle ilgilenmelerini isteyen, Birileriyle tanışmamız gerekiyorsa O buluşmayı sessizce düzenleyen, Bizi dikkatle izleyen ama sahiplenmeyen, Bir başka kıtada yaşasa ve Günde 14 saat çalışsa da ihtiyacımız olduğu anda Yardımımıza koşan... Gerçek dost işte budur. Ve hayatta en büyük zenginlik böyle dostlara sahip olmaktır. |
DOSTLUĞUN ANLAMI Merhaba arkadaşlar, sizler dostluğun ne anlama geldiğini bilir misiniz? Bilmiyorsanız size bir hikaye ile dostluğun anlamını öğreteyim... Bir zamanlar "DOSTLUK" adlı bir ülke varmış. Bu ülkede kötülüğün ne olduğunu bilen yokmuş. Çünkü bu ülkede bütün insanlar birbirleriyle uyum içinde paylaşım düzen içinde yaşarmış. Zaten bu yüzden ülkenin adı "DOSTLUKLAR" imiş ya... Bir gün yeni biri o ülkeye gelmiş. Bu adamı gelirken görenler nefret nedir bilmezken birbirlerine karşı içlerinde bir nefret doğar. Herkez birbiriyle kavga ederlerken ülkenin bilgesi honos: - Dostlarım neden böyle yaptığımızı bilen var mı? Bunu neden yaptığımızı bilen var mı? Yaptığımız doğru mu? Hayır yaptığımız yanlış. Bizler şu anda içimizde "NEFRET". Biz şu anda içimizde bilmeden bir nefret büyütüyoruz. Ve hergün bu nefret büyüyor. Nefretin ne olduğunu bilmezken içimizde meğer bir nefret besliyormuşuz... Ve bu nefret çıkmayı bekliyormuş. alıntıdır.... |
Bir iz kaldı dosttan, silinmez, Değdiği yer yeşerdi' gitti, Nicedirki selamın gelmez, Dostu yaren'i üzdü gitti. Zaman bulupta otururduk, Derdi bade'ye batırırdık, Bazende olsa konuşurduk, Belli dost bize küstü gitti. Unutmaz birgün gelir belki, Sevindirir dostluğun beni, Salih Yön kardeşim inanki, İhsanı ser'e yazdı gitti. ali ihsan aktaş |
Dost Genç adamın biri, Dermiş babasına her gün; 'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi' Baba, itiraz eder, Olmaz öyle çok dost, hakikisi Belki bir, belki iki, Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki... Devam eder durur konuşma... Aralarında başlar bir tartışma, Karar verirler bir sınava, Dostun hakikisini anlamaya... Bir akşam bir koyun keserler, Ve koyarlar çuvala. Baba der ki oğluna, 'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'. Çuvaldan kanlar damlamakta, Sanki öldürmüşler de bir adamı, Koymuşlar çuvala, Dıştan böyle sanılmakta. Delikanlı sırtlar çuvalı, Gider en iyi bildiği dostuna, çalar kapıyı. O dost, bakar ki bir çuvala hem de kanlı, Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına, Almaz içeri arkadaşını, Böylece tek tek dolaşır delikanlı, Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını. Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır. evlat geriye döner. Ama içten yıkılır... Babasına dönerek; haklıymışsın baba ' der. Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana. Baba 'hayır Evlat 'der, benim bir dostum var bildiğim. Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona. Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar. Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar... Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir. O dost, delikanlıyı alır hemen içeri. Geçerler arka bahçeye. Bir çukur kazarlar birlikte, Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye, Üzerine de serpiştirirler toprak. Belli olmasın diye dikerler sarımsak... Genç adam gelir babasına; 'Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca, Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha. Sen yarın git O'na, çıkart bir kavga, Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona, işte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi. Sonra gel olanları anlat bana...' Genç adam, aynen yapar babasının dediğini, Maksadı anlamaktır dostun hakikisini, babasının dostuna istemeden basar iki tokadı! Der ki tokadı yiyen DOST; 'Git de söyle babana, biz satmayız Sarımsak tarlasını böyle iki tokada'! Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni Sevmeli... Sarılacak biri olmadığın zamanlarda bile Sana Sarılmalı... Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile Sana Dayanmalı... Dost dediğin; fanatik olmalı; Bütün dünya seni üzdüğünde Sana moral vermeli. Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli, Ve ağladığında, seninle ağlamalı... Ama hepsinden daha çok; Dost matematiksel olmali; Sevinci çarpmalı... Üzüntüyü bölmeli... Geçmişi çıkarmalı... Yarını toplamalı... Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı... Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı... İşi bitince seni bir tarafa atmamalı... MEVLANA |
Bir ağustos gecesinde ay bölünmüş gökte. Kınalı saçların düşerken yüzüne sevdiklerim küçük yıldızlar gibi benimle.Biliyor musun yaren yazdıkça kapanıyor ruhumun yaraları.Yaralar kanadıkça kapanır. Biter acının kanı. Acı tükenince yeniden doğar her şey. Hiçliktir her şey. Ve her şey hiçbir şey. Bana kendini anlat. Benim anlatacaklarım bitmez. Ve yeniden doğacağım yeni günle ben ve senle. Yaren aradıklarımı buluyorum sonunda. Nedenler ve niçinler yanıtlanıyor bir bir. Ve karanlıktan doğuyor güneş. Her şeyin zıddı var yaren. Acının biteğinde mutluluk. Yaren sorgusuz yaşamak ne güzel. Ve ne güzel gökte ay balkırken izlemek. Yaren kuşlar artık göç etmez yuvalarını kurdular gerçeğe. Bu arayış bitti. Bitti yaren. Ruhumun aymazları aydınlanıyor. Öpüyorum seni fazlı çoban |
gerçekten iyidost bulmak çok zor hep hayal kırıklıkları yaşadım bir dostum vardı onada ulaşamıyorum telefonu yok hattımkırıldı melda beni bir gün bulursun inşallah |
|
Dostluk Ve Özgürlük Ağacı Bir varmış bir yokmuş. Belki dedemin, belki dedemin dedesinin zamanında efsaneler çokmuş… Anlatacağım hikaye Munzur dağının eteklerinde yüksek vadilerin ve çağlayanların arasında Erzincan’ın Caferli köyünde geçtiği söylenir ve öyle anlatılır çocuklara... Kimseye ait olmayan bir arazide kocaman mı? kocaman bir ağaç varmış… Çocuklar o ağacın adını Özgürlük ağacı; koymuşlar. Dostluk ve sevgi yemişi verirmiş her yıl bu ulu ağaç. Her bahar bembeyaz çiçeklerle süslenen dallarını, renk renk barış kuşları doldururmuş… Her yıl sevgi ve mutlulukla beslenirmiş bu özgürlük ağacı. Sevgi, dostluk ve mutluluktan sağlarmış gereksinimini. Bu ağacın sevgiden oluşan sevgi meyvesi, diğer tüm ağaçlardan ayrı bir özellik katarmış ona. Yaprakları daha canlı, gölgesi daha serin, gövdesi daha güçlüymüş. Ona "Dostluk ve Sevgi Ağacı" denilmesinin nedeni tüm canlıları barındırırmış dallarının altında ve üstünde. Soğuktan yağmurdan kardan tutunda tüm kötülüklerden korur ve meyvesiyle beslermiş onları. Gölgesinde barınan hayvanların sevgisi, dallarında ötüşen kuşların neşesi, altında serinlenen yaşlıların, çocuklarını emziren annelerin mutluluğu özgürlük ağacını sevindirirmiş. Tüm varlıklar bu ağacın önünde saygıyla eğilir rüzgar bile selam dururmuş. Özgürlük ağacı her gün biraz daha yöredeki canlı cansız varlıklara sevgisini paylaşırken tüm hayvanları ve insanları da yemişiyle doyururmuş. Yıllar yılı hayvanlar ve bu yöre halkı barış, dostluk, mutluluk ve güzellik içinde yaşayıp gitmişler. Çalışkan başarılı, sevecen,dürüst insanlarmış bunlar. Özgürlük ağacının bereketli yemişi o yöredeki bütün kuşlara, hayvanlara, insanlara ve çocuklara yeter de artarmış, bütün canlılar faydalanırmış yemişinden. Her yaz sanki bereketlenir bitmek nedir bilmezmiş, artan yemişler de saklanır bütün kış mevsimi yenirmiş. Köyde istemiyerek iki kişi arasında bir anlaşmazlık çıksa. Köyün Cafer Ağası hemen devreye girer, bu iki dargın insana dostluk ve sevgi yemişi sunarak barış şerbetinden içirip olay hemen tatlıya bağlarmış. Tüm gücünü ve hakseverliğini özgürlük ağacından alan Cafer ağa “dur” dedi mi sular dururmuş, ‘yürü” dedimi dağlar yürürmüş o zamanlar. O nedenle köyde kimse dargın, kırgın durmazmış, sevgi ve dostluk içinde yaşayıp gitmişler yıllar yılı. Kimse kimsenin malına göz dikmez, kimse, kimsenin hakkını yemez, her tarafta barış, dostluk, sevgi, dürüstlük ve kardeşlik hüküm sürermiş… Bu toplumu kıskanıp çekemeyen komşu köylerin ağaları ise bu köyün huzur ve mutluluğunu bozmak için çeşitli planlar yapıp, tuzaklar kurar dururlarmış. Amaçları ise bu köyün birlik ve düzenini bozup göz diktikleri verimli arazilerini ve dostluk ağacını ellerinden alıp işgal etmekmiş. Hemen işe koyulmuşlar tabi. Araya casuslar koyup Cafer ağanın sırrını anlamaya çalışmışlar ve avuçlar dolusu altın vaat etmişler bu sırrı çözeceklere. Bu köydeki hikmetin o özgürlük ağacı olduğunu ögrenen çevre köylerin ağaları bir plan hazırlayayarak bir gece gizlice gelip bütün dallarını kesip götürmüşler özgürlük ağacının… Artık meyve vermez, kuşlara, çocuklara gülmez olmuş özgürlük ağacı, altında çocuklar oynamayan, kuşlar konmayan özgürlük ağacı üzülmüş, üzütüsünden hastalanmış ağlamaya başlamış kökleri. “Özledim” demiş onları, “dallarıma konan rengarenk kuşları özledim, altımda oynarken çocuklar cıvıl cıvıldılar neşe bulurdum onlarla, dallarımı kestiklerinden bu yana gölgeme yaşlı nineler, dedeler de gelmez oldu. Anneler o güzelim çoçuklarını emzirmez oldu dallarımın altında” deyip derinden derine iç geçirirmiş… Derken köylüler bir bakmışki, özgürlük ağacı kurumuş, cansız, bir odun parçasından farkı kalmamış… Köylüler toplanıp ağlamış, adaklar adamış, ağıtlar yakmışlar, dualar etmişler ama fayda etmemiş, özgürlük ağacı yeşermemiş bir daha. Bir daha dostluk ve sevgi yemişi yenmemiş o köyde, barış şerbeti içilmemiş. Kısa bir zaman sonra bu mutlu toplulukta isyanlar ve kavgalar başlamış. Bunu fırsat bilen diğer köyün ağaları ise hemen savaş açmışlar. Kendi iç kargaşaları yetmezmiş gibi bir de diğer köylülerle yıllarca savaşıp iyice yılan bu insanlar, değişik kentlere göç etmeye karar vermişler. O günden sonra herkes biribiriyle küs ve kavgalı olmuş, o gün bu gündür ne barış, ne huzur, ne de bereket kalmış o köyde … Mutluluk ve huzur da orda yaşayan insanlar gibi terkedip gitmiş buraları… Ve diğer kıskanç çevre köylerin de o yıl bütün ekinleri, ağaçları kurumuş onlarında çoğunluğu göçüp gitmiş uzaklara... Nuri CAN |
gerçek dostlara bugünlerde okadar ihtiyacım varki ama sağolsunlar gerçke dostlarım yanımdalarr |
| Saat: 00:06 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık