![]() |
Alaca Karanlık Dayan bakalım, Dağları delen Ferhat! Dizboyu çamurdasın. Bütün gün parkta uyuyan insanların, Resmini çizen Ömer, Aslan Ömer! Haklısın... Yaprağın yeşili, Vay anam vay! İçimi dağlar göğün mavisi. Dayan bakalım, Dağları delen Ferhat! Vakit alacakaranlıktır şimdi. |
Artık Uzaklardasın Nasıl anlatamazsan aşkın ne olduğunu Ben de anlatamıyordum sana dokunduğumda kanatlanıp uçtuğumu Artık uzaklardasın, göklerde kalmak mümkün olsaydı seni görürdüm Neden bulut olmayı istemedim masal cinlerinden, pişmanım Üç dileğim olsaydı Üçü de seninle olmak olurdu Uzun bir yaşam boyu Uykusuz gecelerinden Mutluluk sağmayı bilirdim ben Artık uzaklardasın, tutunmak mümkün olsaydı sana, bırakmazdım Sarmaşıklar ne tutkundur hayata, gökyüzü hedef gibi sanki Kollarım boynuna dolandığında kokuna kilitlenir kalırdım Ben nefesi varlığından alırdım Ne yapacağım şimdi, boğulmak üzereyim Nefes ver nefesime dediğimde Gördüğüm yıldızların bir tanesine gidecek kadar bir nefes Sana parlamak istiyordum, karanlıklar içinden göz kırpmak Artık uzaklardasın, sadece hayallerim ve anılarım var şimdi Sakın geri dönüp, hayallerimi yıkma Ben yüreğimle çıktım buraya İnemem oraya, bil ki senin getireceğin ne varsa Götürdüklerinden daha değerli olamaz İşte onlar, Götürdüklerin Yani Çocukluğum Gençliğim Deli rüzgarlarım Ateşim Dağlarım, denizlerim Ölümü bilmediğim günlerim Özür dilerim Ben artık sensiz de giderim…………… |
Akşamı geciktirebilirsin belki - Feride için Gün batarken sula fesleğenleri balkonun kokusu sokağa taşsın sokaklar kayıp çocuklar gibi hırçındır, ürkek ve biraz şaşkın Sular bulutlanır sen susarsın ve kent çıngıraklı bir yılan kadar zehirlidir artık sevgilin mahpusken üstelik kirli bir lekeye döner umutlar Acılar katlanır mendil yerine sarışınlaşırsın bu kaçıncı güz ellerin üşür, çiy düşer çiçeklere beklediğin mektuplar da gelmez Bomboş sayfalara dönerken aklın tecrit’teki kitabı fareler kemiriyor ve düşlerin sonsuz bir boşluktayken bir sigara yakıyorsun, tutuşuyor sular Akşamı geciktirebilirsin belki suladığın fesleğenlerle, kimbilir ama vaktin ayırdındadır şimdi kuşlar, çocuklar ve mahpuslar Usulca inse de koldemirleri |
İmkansızlığım Serpildiği zaman gül ağacına goncalar Seni el değmemiş çocuk yüreğiyle severim Hayatımın felsefesi, Uykularımın gülücükleri, Sevgilim Anladığın zaman yüreğimdeki sevda kuşlarını Sana daha bir bağlıyım İmkansızım, İmkansızlığım, Sevincim Güzelliklerin çoğalan yanıyla severim seni. |
Kadın Gibidir Yalnızlık…. yalnızlık……….. hep var gecede…. nedensiz/dir, insana ait olan… duvarlardadır çizgileri… silinmez….. anlar, anılara döner; mum ışığında….. besler gerçeği, dolunay ….dönüştüremez…… cılız karanlığı… vakur bir kelebek konar, papatya tarlasında gelinciğe….. pencerededir mavi…. kırmızı dağılmıştır… kanadını bırakır, hüzün… bilmek üzerinedir özlem, dağıtır duyum…. ve kadın gibidir yalnızlık…. yaşadığın olur… habersizce… camda yansımıştır özün…. ağır gelir kokusu mumun… kaymalarda dolanırken us…. bir kadeh daha gelir, derin gölgesine, yalnızlığın…… |
BULURSAN DİYE BU ŞİİRİ... Senden ne çok görüntü var bende düşünmeden gelirler aklıma aklımdan kovmam onları,gitsinler diye uğraşmam olmayan fotoğrafına bakarım ağladıktan sonra çekilmiş fotoğrafına bir arkadaşın var yanında,kızarmış mavi gözlerin ellerim ıslanır,göz yaşını tutarım O fotoğrafın bile yok bende belki, iyi ki yok halimiz böyle bazen, aklımız eski aşkımızda Yara izim altındandır üç santim sen kesmişsin, beş santim ben derimin altında kalmış yara derimde izi kapanmış fakat hala parlar zihnimin karanlık yerinde altından yara izim ara sıra hala üşütür beni... |
YOKLUĞUN VARLIĞIMA MUSALLA Yalnızlığın gölgelerine eğilip sağır cümlelerin topal satırlarını bir bir topladım bu gece. Doğum günü hediyesi olarak yine ayrılıklar sunuldu yüreğimize. İnsanlar, bilmeseler de her zaman hak ettiklerini yaşarlar. Ben hep yalnızlığa tutsak, ben hep sevdaya ırak..Acıyı kurşun rengi gecenin küçük çaydanlığında demleyip hediyene bakıyorum gözüm yaşlı, gönlüm yaralı. Yaprakları taş dibeklerde dövülüp yüreğimde demlenmiş yalnızlığındı dudaklarıma zorla içirdiğim. Bedenimi acının eleğinden geçirip arda kalanlarıyla günahlarına közlediğim bendim. Ben sana hasret, sen ayrılıklara müebbet. Sen dilimden akan ıslak duayken, ben avuçlarında solandım. Sen, gözlerimde umut iken ” sendeki ben ” hep sevdana uçurum. Hicranı kalabalık yüreğimde yine hüzünlerin suflesinde yeniden sahne alacağım karanlıkların son sahnesinde. Başrollerde hüzün, ben ve bir de sen…Oysa acıyı bal eyleyip mutluluğu sahte gözyaşlarıyla oynayacak kadar usta değilim ben . Ben fakir cümlelerin hüzün kokan satır aralarında ağır aksak yürüyen figürandım sadece..Herşeyi unutup gerçeğime dönüyorum. İçimdeki kanayan yaralarıma, yüreğimde yanan yalnızlığıma bakıp bakıp sensizliğin suskun kaldırımlarına düşüyorum. Dizlerim yılgın, yollarım hep sana kırgın..Elimde kurdelelerle süslenmiş hediyen, yüreğimde kekeme yalnızlığım. Düşünüyorum, düşündükçe karanlıkların debisinde yavaş yavaş boğuluyorum. Haklısın belki de. Yaralı bedenin, yamalı bir kalbin doğum gününde alacağı en büyük hediye yalnızlıktan öte ne olabilirdi ki ! Boşlukları ağrılı kelimelerin bile dolduramayacağı devasa bir yalnızlıktı doğum günü hediyem..Elimde yalnızlıkla süslü hediyen, kirpiklerimde yorgun bir kelebek gözbebeklerimin nemini emen… Umuda gebe yüreğimi kanatıp, sonsuzluğa yürüyorum birkaç cümleye sığmayan yalnızlığımla. Yol alıyorum kanlı bıçağın keskin yüzünde. Ayaklarım yalınayak ve gözyaşlarım çıplak. Ne dipsiz kuyularda Züleyha´ sını arayan amber kokulu Yusuf´um ne de Leyla´sı için çölleri aşan Mecnun’num. Ben yalnızlığa mülteci, ben yokluğa kelepçeli. Ölüme dilenci yüreğimle imkânsızlığına inat gözümden sakındım seni. Gözlerindeki Cennete bakıp bakıp terinden kıskandım tenini..İmkansızdı biliyorum bu aşk. Tıpkı kanatları kırık kelebeğin mavi gökyüzüne duyduğu aşk kadar imkansızdı bu sevda.. Ama aldırmadım imkânsızlığına, yıkılmadım yalnızlığına. Bir nefes bildim sevgini, üşümüş gönlünü dilimdeki dualara sarıp yüreğimdeki ılık meltemlerde büyüttüm seni.. Seni yaşarken hiçbir zaman durmadım. Yokluğunda, varlığına sarıldım; varlığında gözlerine…Gidişlerim hep acılarında yanmaya; gelişlerim ise hep sanaydı.. Yalnızlığın hediyesini alan yüreğimde nice birikmiş kelimelerim var oysa. Ama dilim sana lâl, gözlerim hicranını taşıyan sal..Kozasından yeni çıkmış ipekböceği gibi yalnızlığı taşımakta acemiyim, hüzne boyalı yüzümle yokluğunda hep ölüme gebeyim… Ben kambur halimle hep acıların en delikanlı hamalıyım. Söz sana sevgili acı olsa da taşırım devasa yalnızlığını. Giderken ne olur karanlıkları örtme üstüme . Ve giderken söyleme ne olur . Gerçi biliyorum söylemediklerini gebe kalmış cümleleri. Evet, evet ben ömür boyu yalnızlığına yamalıyım… “ Ben seni gülüşlerin için sevseydim; hiçbir zaman günahlarına kefil olmazdım. Ben senin acılarını sevdim. Acılarını bedenimde közleyip gözlerindeki Cenneti solumak için sevdim seni” Gidiyorum işte.. Aşılmaz dağlarında bir avuç toprak, Kırılmaz dallarında Açan bir yaprak olmaya gidiyorum. Denizlerinde bir yudum deryâ, Gözlerinde solmaz ziyâ olmaya gidiyorum. Suskunluğun baş harflerini ezerek Gidiyorum işte. Bakışlarına tutsak, Dudaklarına yasak halimle Günahlarında ateş olmaya gidiyorum. Sakın üzülme sen. Közlerin yaralarıma devâ. Heybemde acılarını toplayıp Düşlerinde solmaya gidiyorum. Sakın üzülme sen. Yokluğun varlığıma musallâ. |
Günlerden bir gün, hiç bir yerin tam ortasında, zamansız bir anda karşılaşırsın yalnızlıkla. Hiç hesapta yokken... Herşey ne kadar güzeldi değilmi?.... Toz pembe hayallerden kara bulutların içine girmeden önce... .... Hayatın o çukur dolu yollarında düşe kalka yürürken, destek aldığın omuzun sana çelme takması ne kadar acı vericidir?.. Hiç bir yara öyle kanamaz, hiç bir kırık bu denli acıtmaz insanın canını bilirim dostum... Yaşamak anlamsızlaşır, hayat ağırlaşır gitgide... Artık iki seçenek vardır... Ya herşeyi kabullenip dizlerinin üzerine düşe düşe bu yükü taşıyacaksın ya da dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkacaksın... Ama farketmeden kanayan dizlerinin üzerinde yürürsün umarsızca. Bu yük seni iyice ezene kadar. Bu arada sürekli yolculuğa çıkmaya hazırlanırsın. Yapamazsın... Bazen sevenlerin döndürür seni yarı yoldan bazen hiç tanımadığın bir insan. İyilik yaptıklarını sanıp mutlu olurlar. Bilemezler ki hiç bir zaman, senin için yaşamanın ne kadar acı verici olduğunu ve aslında en güzelini yaptığını... Sıkılırsın sonunda geri dönüşlerden. Karar verdinmi kalmaya, hayatı umursamazsın artık. Kendine yeni meşkaleler bulma çabaların sonuçsuz kalır ve her defasında yeniden denersin. Yeniden bir omuz ararsın ama nafile. Artık yalnız kaldığını kendine itiraf etme zamanın geldi dostum. Bak etrafına, bak ve gör artık senin yanında olmadığını. Gör ki artık gözlerin aramasın onu. Hayatın bu engebeli yolunda artık tek başınasın. Kurduğun hayalleri unut artık, geçmişi unutamasanda... Ama üzerine bir tül çek perde değil. Belki gün gelir, yine birisi sana yaklaşmaya çalışır. Bırak tülün arkasından az da olsa görsün ne kadar kanlı yaşlar akıttığını ve kırıldığını... Ya korkup kaçar senden senin kendinden kaçtığın gibi ya da yavaş yavaş silmeye çalışır o yaşları, sarmaya çalışır kırıkları... Ne kadar iz bıraksada acılar bakarsın üstünü mutlulukla kapatır. Artık sararan sevgi ağacını aşılar belkide... Saygı tomurcuları eker gönül tarlana ve önce kendine sonra karşındakine yeniden bağlanabilirsin... Sıkıldın artık biliyorum bu yalnızlıktan. Sıkma artık kendini dostum. Bırak kendini bir rüzgara bakalım nerelere ve kimlere savuracak seni... Ama unutma yalnızlıktır insanı kendine getiren... Bak bana... Günlerden bir gün, hiç bir yerin tam ortasında, zamansız bir anda karşılaştım yalnızlıkla. Hiç hesapta yokken... Herşey ne kadar güzel geliyordu gözüme, toz pembe hayallerden kara bulutların içine girmeden önce... |
Bırakıpta Gidene... Burnu bir karış havada, gözü yükseklerdeydi ben onu sevdiğimde. Hele hele benim aşkımı yerden yere vurup, nasıl kırmıştı kalbimi zalim. Dudaklarından dökülen acı sözleri; öyle ki, bugün bile unutamadım. Ne tebessümdü o, zehirden beter. Her olayda içim paramparça, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı olurdu. Yorgun düşerdim onsuz geçen, onunla dolu, koyu siyah gecelerden. Pişmanlıktan kendime lanetler eder, sevgimi söylediğim günü düşündükçe, kaleme sarılıp yazardım ona nefretin aşkla kucaklaştığı o uzun mısralarımı. Derdim ki; alın yazımdı, onbeşimin çocuksu aşkıydı. Nasıl da gülerdi canı istedi mi... En anlamlı bakışlarıyla önce ümitlendirir, ardından bir uçurumun kenarına yapayalnız bırakır giderdi. Ben çaresiz, ben yorgun, ben bıkkın bu sevdadan. Ah bilirdi o insafsız, diri diri yanardım o böyle yaptıkça... Şubatın buz gibi kasvetli soğuğunda; onda ne bulduğumu bugün bile bilemem. Ama o günlerde hayatımın amacı, varolma gibi gelirdi bana. Çocukluk mu, yoksa gençliğimin safça tutkusu muydu bu kölesiye bağlanış, içten içe kopan fırtınalar, bu delice yakarış? Kimbilir, belki de sevilmeye muhtaç bir kalbin bitmek bilmeyen kaprisi... Ondan hiçbir şey istememiştim. Sadece sevgi... Evet, şimdi yıllar sonra ben, onu düşünüyorum ilk defa kucağımda resimler, hatıralarla. Hava yine soğuk, yine kasvetli gözleri gözlerimde yine sevgi, derin yüreğimde. Unuttum sanırdım, meğer aldanmışım, ağladım saatlerce. Bu onun "ölüm yıldönümü"dür. 17'sinde toprakla kucaklaşan, o zalimin hikayesidir anlatılan. Bir melodidir kırık, umutsuz... Doldururken sensizlik o an odayı gönlüm hala boş, kafam yine dumanlı. Bir feryat yankılanmıştı acı dolu tam 15 yıl önce bugün bomboş kırlarda. Deli gibi koştum sınıfa, sırası boştu. Benim kadar çaresizdi her köşe. Kendi kendime konuşarak yaklaştım sırasına; "Sen ölemezsin; canımsın, sevgimsin, emelimsin Dileğince nefret et, alay et duygularımla Kızmam sana Ama ne olur bir yalan olsun, acı bir şaka. Evet, evet beni üzmek için yapıyorsun. Herşeyini özledim... Allahım son defa göreyim yeter bana" Bu sensiz yakarış defalarca sürmüştü ta ki, ölümün o sinsi kokusunu içimde duyana kadar. Hıçkıra hıçkıra ağladım, sıraya kazıdığın ismini öptüm. Sonra, ona ait birşeyler bulmak için aradım her köşeyi... Yalnızca buruşturulmuş bir sayfa, rengi solmuş. Yazı, onun yazısı. Bir mektuptu, özenilerek yazılmış, belki de çok emek verilmiş her satırına... Çok şaşırdım, mektup bana hitabendi. Korkakça, kaybolmasından korkarak, acıyla okudum her cümleyi kalbimde büyüyen bir özlemle... Hele hele o ilk satırı... Öyle ki, bugün bile unutamam, okudukça ağlarım. "İnsan sevdiğini yerden yere vururmuş bir tanem, AFFET BENİ !!!..." |
rüzgârlı sokaklar "Şöyle böyle bir günün kurcalanmasından Bir tırnak izidir nehir -yüzümde akan- Bulutlar bulutlar bulutlar -dudak izleri, beyaz- Ötede bir köprü (üstünden geçeceğim birazdan. " Edip CANSEVER rüzgârlı sokaklar o bank orada durur.-hafızamın hatırlayabildiği-karşılara geçilir. vapur düdükleri, gemiler ve birkaç kayık suları yararak gelirler kıyıma-ki kıyılar ağlamak-yaprak döken ağaçların altında mı otururum düşümde? bir salkımsöğüt uzanır toprağıma ellerinden yaralanırım. hangi ay tutulurken edindim bu hayıflanmaları? elimde bir boya fırçası habire boyuyorum beyaz kağıdı. yazı da boyuyorum sonbaharı da. göğe bakan kadının duvardaki posterini çizdim geçen gün. açtım kalbimin yamalarından sızan canımın kırıkları çıktı gün yüzüne. yastığıma onca gün düşürdüğüm gözyaşımı nerelere bıraksaydım gelmezdin? kaşık, çatal sesleri... bıçak masanın üzerinde. tabağımdaki yemek soğudu. içim huzursuz göğe bakıyorum, uçsuz bucaksız mavilere. geride mi kaldı içime sır düşürdüğün kalbin? sonbaharın bıraktığı en büyük iz gidişler. sokaklardan geçmiş günleri süpürmese de çöpçüler, unutulmaya başlıyor şen kahkahalar. postacılar yorgun adımlarla duruyorlar kapı önlerinde. çocukların oyunlarına yağmur değiyor. pencerenin önünde solan sardunyanın çiçeği ömrüme eş. bu kadar sevmiyorum her şeyi. yollarda karşılaşılan genç yüzler tanıdık değil artık. köşedeki bankta çekirdek çıtlatanlardan biri değilim. kaç zamandır oturmadık güneşle karşılıklı. bulutlar kararmış tepelerin üzerinde, beyazlıklarını özlüyorum, mavilere düşmüş küçük kayıklarını ülkemin. yoldayım. serin bir bahçeden geçer gibi hafif üşümüş. gönlüm uzun süredir bazı şeyleri düşleyip durdu. bu yoldan giderken sıra sıra evlerin geride kalmasına hayatıma atılan çalımların bir özeti diyorum. ışıklı yollar. deniz kararan günün yansıması. yitiyor gördüklerim. burada bir hayat var. o evlerde merdivenlerin varolduğu yerlerde. yaşıyor olmak nedir? -rüya görmenin iyilikleri: bedenin kımıldanışı ve sağa sola dönerken karşına çıkan sayısız süpriz. bir gün ani bir kalp çarpıntısı gibi çıksan karşıma. hayatıma yazılan skorların hiçbiri kötü bir oyuncu olduğumu göstermemeli. bazen kendi dışımızda hareket etmemiz gerekir. bana düşen rollerin hiçbiri bedenime göre değildi. iyi bir suflör söylese de içimden mırıldanacaklarımı yeni bir hayat istemez miyim?! o kadın girer kitapçıdan içeri rafların önünde durur. kitap isimlerine bakınır. içlerinden birini çekip almak o sayfaları aralamak gençliğini geri getirir mi? deli aşk. fransa. peride celal. çocuğun okuldan dönmesine bir saat var. balkona atılan yer minderlerinin üzerine uzanıp okunan kitaplar alır içimin boşluğunu. "ne çok hayal kuruyorsun?" hayatın yazılanlar gibi olmadığını düşünmek. yüzünüz benimkine ne çok benzer. yeni bir ay başlarken sokaklar rüzgârlı. kırmızı kabanım elimde. bir bank bulmalıyım. belki zürafalar henüz soğukları hissetmemiştir. deniz yavaşta olsa uzanıyordur yosunlu kıyıya doğru. bir balıkçı kayığı artık uzak-bir ışık gibi değildir parıldamaz. ağları toplayan genç bir adam. pul pul mudur denizden ayrı düşenlerin kalbi? uzak kelimesi hep bir pencereyi açar önüme. mavi bir gökyüzü, dut ağacım ve serçelerim olur uzakta. yollarında bisikletli çocuklar. uçurtmanın ipi hep yükseğe uzamalı. ayrı yöne kesilmiş biletlerimiz. tren geçer günün içinden. hep bir çığlık başka günlere kucak açar. kompartımanda farklı yüzler getirir uzakları. "senin adın ne küçük?" 'elimdeki yara oynarken düştüğümden oldu. çok ağlamadım, hem büyüdüm ben.' henüz akşam üzeridir ve korkmam karanlıktan. uzandığım yataktan duyarım kapı önünden gidenlerin seslerini. pencereden bakınan orta yaşlı kadınların yüzleri uzak. sokağın başında görülen sigaralı adamın adımları uzaklaşmıştır duyulmaz. o kırmızılı çiçek kapanmıştır içine.-dönecek diye bekledim.-artık yılların bir önemi yok, eskiyip yitirdik çocukluk özlemlerini. çıktığımız ağaçların dalları kurudu ve küçüldü. sevinecek nedenler uzaktır. günlerden salı, minübüs görülmüştür dönmektedir aşağı tepelerden. yağmur, sesli yağar. bir hıçkırık nöbeti gelir yerleşir boğazıma. koşmalar uzak. zaman yağmacı, nedensiz kızgınlıkların üzerinden geçer, unuturum susamlı simitleri. "ten yoksunluğu sizinki. yüzünüze gülecek insanlar edinmelisiniz, uzaklaştırmayın sizi sevenleri." bulutlar durdurulamaz. çeşmenin yanında elimdeki şişeyi doldururken de yakalardı beni ıssızlık ve sarardı içimdeki az kaldığını düşündüğüm umudu. kibritler de yetmedi bu günleri saymaya. hepsini yaksam aydınlanacak yollarında uzak. deniz kıyısında otursam ve bakınsam içindeki uzaklara. en güvendiğin yerdeyim; hayatın ta içinden gülümsüyorum her sabah yan dairedeki çocuklara. balkondaki çiçekleri unuttum kaç zaman, sulanmadıkça hırslandı biri, eğdi aşağıya doğru yapraklarını. kalbimde bir yokuş buldum geçenlerde, eskilerden kalmış düş kırıklığımın telafileri... bakındım ufuk çizgisinin ötelerine doğru. vardı bir yerlerin yalnızları. "bu şehrin yalnızı benim." dedim kendime sessizce. bakındım etrafta herkes iş, güç koşuşturuyor. sustum. zürafalar boyunlarını uzatmışlar çiğniyorlardı geçen saniyeleri. şimdi özlemiyorum kasım yağmurlarını, kırık camların önünden geçiyor anılarım. boynum tutuluyor, ellerimde üşüyor düsündükçe eskileri. elimde gidebileceğim hiçbir adresi yok. durmuyor hiçbir yolun ortasında otobüs. bir gözü kör kadın, şoför ve yolcular, güvercinleri yerinden kaldıran kalabalığa karışmıyor adımların. arkamda kalan biri için söylemiyor kimse "unutursun.." isimli bir şarkıyı. hatırlasam ellerinin kirlerini, tutup bir yabancı oluyor sesin. havanın karanlık olması. günün bir yerlerinde yeni sevinçler bekliyor mudur beni? ağrılarımı taşıyamadığım o sayısız an, bakındığım çocuk yüzleri benzemeyen hikayelerle koşuşturup duruyorlar nefes nefese. kaç kişi gördüm saçları rüzgârlı? güzdür belki de yarısına gelinmiş kıştır mevsim. camdan bakınıp duran yüzlerimiz solgundur. camların buğusunda yapılıp silinen kaç adam var içimde? gelmiyordur beklenen. en çok neyi unutmak istiyorsak hatırlayarak ödüllendiriyoruz hafızamızı. bellekte kuru yapraklar, patika yollar, kızıl saçlar ve birkaç kitap ayracı. neden dururlar deli aşk'ın arasında. uzak yolların hikayeleri, trenin açılan kapısı bir ölümü bağışlar bize. bir koltukta oturup olmayacakları düşlerken bozulmamış bir rüya diledim hepimize. daha çocuk sayılabilecek yaşlarda birkaç teneke kutuyu ve saksıyı barındıran balkon bütün dünyamken, şimdi giderek eskiyen bir eşya gibi hissettiğim bedenim, dünyayı aramaktan vazgeçti. rüzgarlarını özlediğim tepeler yeşilliklerini kimlere verdi kimbilir? cam parçacıklarını güneşe tutup görmek istediğimiz renkli dünya, gökyüzüm-bana ait olmadıysan da hiç- daha bir yakın sanırdım. uçakların içinden geçtiği ve yollar bıraktığı bulutlar beyaz değiller şimdilerde... |
| Saat: 03:05 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık