MsXLabs
Sayfa 1 / 6

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Akademik (https://www.msxlabs.org/forum/akademik/)
-   -   Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler (https://www.msxlabs.org/forum/akademik/11783-bilim-dunyasindan-son-haberler-gelismeler.html)

gokhan404 20 Ekim 2006 21:40

Bilim Dünyası'ndan Son Haberler, Gelişmeler
 
Bilim Dünyası'ndan en son haberleri, gelişmeleri buradan paylaşalım.


Görünmezlik gerçek oldu..



Bilim insanları, deneyde mikrodalgaların bükülmesini sağlayarak bakır bir silindiri ‘görünmez’ hale getirdi.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR
Güncelleme: 13:41 ET 20 Ekim 2006 CumaWASHINGTON / LONDRA - Araştırmacılar, bilimkurgunun sınırlarına yaklaşıyor. Henüz daha Uzay Yolu’ndaki gibi insan ışınlanması için erken olsa da, Duke Üniversitesi uzmanları bakır bir silindiri ‘yok etmeyi’ başardı. Yüksek ısıda, ışığı bükünce madde de ortadan ‘kayboluyor’. İdeal bir görünmezlik halinde, gözlemcinin görünmezliğe maruz kalan nesnenin arkasındakileri görebilmesi gerekiyor. Duke Üniversitesi’nde yapılan deneyde ise arka plandaki nesneler biraz da olsa karartı içinde görünüyordu.
Araştırmayı yürüten Duke Üniversitesi’nden David Schurig, bir maddeyi gözlemcinin gözünün görmesini engelleyemeye yetecek bir ışık bükülmesi gerçekleştirdiklerini belirtti. İlk denemede mikrodalganın nesneyle reaksiyona girmesi önlendi.


Mikrodalgaların, nesnenin etrafından dolaştırılması sağlanarak görünmezlik sağlanıyor.

Işık veya mikrodalgalar, normal şartlarda nesnelere çarparak geri dönüyor ve bu sayede nesne görünür oluyor. Ancak radar veya ışığın bir nesnenin etrafından dolaştırılması sağlanarak nesne görüntüden kaçırılabiliyor. Schurig bunu suyu derenin ortasındaki bir kayanın etrafından akmasına benzetiyor. Mikrodalgalar nesneyi geçtikten sonra yeniden birleştiriliyor. Aksi takdirde nesnenin arka planındakiler de gözükmeyebiliyor.

META MALZEMELER MÜHENDİSLİKTE ÇIĞIR AÇTI
Deneyde kullanılan nesne metamalzeme olarak nitelenen, bakır-fiberglas alaşımlı ve elektromanyetik dalgaları kaçırabilecek bir madde. Bilim insanları, metal ile seramik, teflon veya fiber gibi malzemelerin alaşımı olan metamalzeme adı verilen maddelerin mühendislikte çığır açacağını vurguluyor. Gelecekte henüz üretilmemiş metamalzemelerle birlikte gerçek anlamda görünmezlik gerçekleştirilebilecek. Bu bağlamda ölçüt, metamalzemenin deneyde kullanılan ışının dalgaboyundan daha ince yapıya sahip olması gerekiyor.

DUYULMAZLIK DA SIRADA
Görünmezlik deneyi şimdilik iki boyutlu düzlemde gerçekleştirildi ve ışığın bükülmesi sırasında küçük de olsa gölge oluştu. Gölge ışık bükülmesinde çok az ışının bükülmemesi sonucu oluşuyor. Araştırma ekibinin diğer üyesi David R. Smith, sonraki deneylerde üç boyutlu düzleme geçeceklerini ve gölgeyi ortadan kaldıracaklarını ifade etti. Görünmezlik deneylerinin benzeri ses titreşimlerini yok etmek şekilde yapıldığında da, duyulmazlık etkisi yaratıyor.

haber kaynağı: ntvmsnbc.com


evo 27 Ekim 2006 11:48

RUS UZAY ARACI SONUNDA UUİ'YE KENETLENDİ



MOSKOVA - Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) kenetlenmesinde sorun çıkan Rus uzay aracı Progress, sonunda UUİ'ye kenetlendi.
Rus Uçuş Merkezi (Tsoup) yetkilileri, UUİ'ye erzak getiren ve ilk kenetlenme girişimi başarısız olan Progress uzay aracının, ikinci girişimde başarıyla UUİ'ye kenetlendiğini söylediler.
Rus uzay gemisinin, kenetlenme işlemi sırasında çıkan sorunun, kargo aracının anteninin katlanmamasından kaynaklandığı bildirilmişti.



YENİ UZAY TURİSTİNİN SEYAHATİ MART'TA



CAPE CANAVERAL - Beşinci uzay turisti olacak Macar Charles Simonyi'nin seyahati mart ayında olacak.
Seyahati ayarlayan Space Adventures şirketi, servetini bilgisayar yazılımından elde eden Simonyi'nin 9 Mart'ta Rus Soyuz uzay aracıyla seyahatine başlayacağını belirtti.
8 gün sürecek seyahat için 20-25 milyon dolar ödeyen Simonyi'nin Rusya'da eğitimde olduğu kaydedildi.
Dördüncü uzay turisti İran asıllı iş kadını Anuşeh Ensari 10 günlük seyahatinden geçen ay dönmüşt



MICROSOFT'TAN ÜCRETSİZ YENİ GÜVENLİK YAZILIMI




ANKARA - Yazılım şirketi Microsoft, Windows Defender adlı yeni bir "spyware-casus programları engelleme" hizmeti sunmaya başlayarak, ücretsiz yazılım yelpazesini genişletti.
Telefon destekli yeni casus yazılım programını hizmete sunarak, Lavasoft'un ücretsiz anti-casus yazılımını ücretsiz indirme olanağı sağlayan Google'ı bu alanda yakalama fırsatı elde eden Microsoft, bir yandan da anti-casus ve anti-virüs yazılımlarını satan şirketlerle arasındaki mücadeleyi canlandıracak.
Microsoft'un internet sitesinden ücretsiz indirilebilecek Windows Defender, Microsoft'un ocakta çıkacak ve çok sayıda anti-virüs ve anti-casus programı içeren bir "güvenlik merkezi"ne sahip yeni işletim sistemi Vista ile uyumlu olacak.

a.a


evo 30 Ekim 2006 17:13


Yazı: Burt Rutan Fotoğraflar: Jim Sugar

Wright Kardeşler'in 1903'teki ilk uçuş denemelerinden bu yana çok yol alındı. Yakın dönemlerde gerçekleştirilen uzay uçuşları, uzayın kapılarını kitlelere açmayı hedefliyor.


4 Ekim. Güneş doğmadan az önce... Fırlatma aracı White Knight (Beyaz Şövalye), gövdesinin altına özenle yerleştirilmiş SpaceShipOne’la Kaliforniya’nın Mojave Havaalanı’ndaki pistte ilerlemeye hazırlanırken, pilot Brian Binnie’ye son birkaç öğütte bulunmak için başımı grafit ve epoksiden yapılmış küçücük roketin içine uzattım.

Brian’ın işi kolay olmayacaktı. SpaceShipOne’ın 10 milyon dolarlık Ansari X Ödülü’nü almaya hak kazanması için kendini ve iki yolcuya denk bir ağırlığı –toplam 270 kilo– en az 100 kilometrelik bir yüksekliğe çıkarması ve geri dönerek güvenli bir iniş yapması gerekiyordu. Taşıyacağı yükü büyük bir titizlikle ölçmüştük. Ama kimse Brian’ın kayınvalidesinin son dakika sürprizini öngörmemişti (kokpite girmeye hazırlanan Brian’a sarılırken yanlışlıkla uçuş giysisinin üstüne bir fincan kahveyi boca etti).

“Sırılsıklam oldum,” diyor Brian. “Daha sonra yaptığım hesaplara göre 350 mililitrelik bu fazlalık olasılıkla zirvemden 60 metre yedi.”

Aslında, bu olaya kadar sürprizlere alışmıştık bile. Beş gün önce deneme pilotu Mike Melvill, SpaceShipOne’ı 100 kilometrenin üstünde bir yüksekliğe çıkarmıştı –bu, X Ödülü’nü almak için iki hafta içinde gerçekleştirilmesi gereken, yörüngeye oturmaksızın yapılacak iki uzay uçuşunun ilkiydi. Ama Mike uzayın başlangıcına hızla yaklaştıkça SpaceShipOne aşırı hızlı bir biçimde dönmeye başlamıştı. Mike için tehlike asla söz konusu olmadı ama, beklemediğimiz bu durum karşısında şaşırıp kalmıştık.

İzleyen iki gün boyunca hiçbirimizi uyku tutmadı. Sonuçta, roketin atmosferden çıkarken yönelme kararlılığındaki eksikliğin bu dönmelere yol açtığı yönünde bir kuram geliştirdik. Mike da yön dümeni pedalına biraz fazla basmış olabilirdi. Bu gelişme, ekibi fazla zorlayıp zorlamadığım konusunda kendimi sorgulamama neden oldu. Mike’ın uçuşundan 48 saat sonra bir kez daha denemeye hazır olup olmadıklarını öğrenmek için ekibi biraraya getirdim. Verdikleri yanıt, gönülden bir evet oldu.
SpaceShipOne ve White Knight’ın tasarımcısı olarak ekibin başarısı benim için farklı bir anlam taşıyordu. X Ödülü’nü kazanma umudunun yanı sıra, girişimciler tarafından inşa edilen uzay araçlarının ABD hükümetinin başaramadığı şeyi başarabileceğini kanıtlamak istiyordum: uzay uçuşunu kitlelerin karşılayabileceği bir maliyete indirgeyecek ve güvenli kılacak teknolojiyi geliştirmek.


evo 31 Ekim 2006 09:05

HUBBLE'IN AKIBETİ BUGÜN BELLİ OLUYOR



WASHINGTON - Kainatın en uzak köşelerinin yüzbinlerce fotoğrafını dünyaya yollayarak astronominin müthiş bir hamle yapmasını sağlayan uzay teleskopu Hubble'ın akıbeti bugün belli olacak. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) başkanı Michael Griffin, artık yaşlanan teleskopun onarımı için uzay seferi mi düzenleyeceklerini, yoksa Hubble'ın kendi kaderiyle başbaşa mı bırakılacağını bugün açıklayacak.
NASA patronu, emrindeki uzman ve yöneticilerle geçen cuma toplandı. Griffin, uzmanlarının tavsiyelerinin ışığında vereceği kararı, Maryland eyaletindeki Goddard Uzay Merkezinde TSİ 17.00 sularında düzenleyeceği basın toplantısında ilan edecek.
Bilim insanları, 1990 yılında fırlatılan ve o zamandan bu yana evrenin birçok sırrını ifşa ederek evren anlayışlarını alt üst eden 750 binden fazla fotoğraf gönderen Hubble'ın onarılması gerektiği konusunda hemfikir.


evo 2 Kasım 2006 10:15

EN HAFİF DİZÜSTÜ BİLGİSAYARI ARALIKTA PİYASADA



TOKYO - Japon elektronik devi Sony, dünyanın en hafif dizüstü bilgisayarını Aralık ayında Japonya'da piyasaya sunmaya hazırlanıyor.
Sony'nin ''type G'' Vaio serisinden olan dizüstü bilgisayar, yalnızca 898 gram ağırlığında olacak ve 12,1 inç LCD (likit kristal) ekranı bulunacak.
Batarya süresi 12,5 saat olan bilgisayarın, şimdilik Japonya'da piyasaya sunulacağı ve fiyatının yaklaşık 1881 dolar (220 bin yen) olacağı ifade ediliyor.

a.a


evo 3 Kasım 2006 01:29

MRO MARS'TA KAYBOLAN UZAY ARAÇLARINI ARAYACAK



ANKARA - NASA'nın, Mars'ın yörüngesindeki gözlem aracı Mars Reconnaissance Orbiter (MRO), Kızıl Gezegen'e gittikten sonra bir daha haber alınamayan uzay araçlarını aramakla görevlendirildi.
Mars'ta yaşam olup olmadığı, iklim ve jeolojik yapısı ile gelecekte yapılacak insanlı uçuşlara hazırlık görevlerinin yanı sıra NASA'nın kayıp Mars Polar Lander ve İngiliz yapısı Beagle-2'yi aramakla yükümlü MRO, yeni görevini yerine getirmek için yine süper güçlü kameralarından faydalanacak.
High Resolution Imaging Science Experiment (HiRISE-) adı verilen yüksek çözünürlüklü kamerayla donatılan MRO, Mars yüzeyinin ayrıntılı görüntülerini çekerken, küçük bir masa büyüklüğündeki cisimlere "zoom" yapabiliyor.
Öte yandan, Arizona Üniversitesi tarafından yürütülen bir projeyle NASA'nın Ağustosta uzaya göndereceği ve Mayıs 2008'de Mars'a inmesi planlanan Phoenix uzay aracıyla, uzay ve bilim meraklılarının kendilerinin, çocuklarının, torunlarının hatta evcil hayvanlarının isimlerini Kızıl Gezegen'e göndermeleri mümkün olacak.
Silika-cam alaşımından, özel arşiv kalitesinde ve binlerce yıl bilgileri bozulmadan saklayabilecek DVD, bir gün Mars'a insanlı uçuş yapıldığında, bu astronotları bekleyen bir mesaj olarak gönderilecek.


evo 7 Kasım 2006 14:27

MICROSOFT'TAN GOOGLE EARTH'E RAKİP HİZMET




ANKARA - Yazılım devi Microsoft, Google'ın Earth adlı online harita hizmetine rakip 3 boyutlu bir ayrıntılı harita hizmeti başlattı.
Şimdilik sadece ABD'nin belli başlı büyük kentlerini kapsayan ve "Virtual Earth 3D" adlı 3 boyutlu harita hizmetine, "http://live.com" adresinden ulaşılabiliyor.
Aralarında San Francisco, Los Angeles, Seattle, San Jose, Las Vegas ve Dallas'ın bulunduğu 15 kentin, yeni bir teknolojiyle elde edilen 3 boyutlu kuş bakışı görüntüleri, indirilen programla kullanıcılara sunuluyor.
Microsoft, yakında başka Amerikan ve dünyanın belli başlı kentlerinin de 3 boyutlu haritalarının kullanıma açılacağını belirterek, Virtual Earth ile gerçek zamanlı trafik bilgilerinin, güzergahların ve sanal reklam ilanlarının da kullanıma sunulacağını bildirdi.

a.a


evo 14 Kasım 2006 18:45

DİSCOVERY EKİBİ HAZIRLIKLARINA BAŞLADI



ANKARA - Discovery uzay mekiğinin mürettebatı, 7 Aralıkta Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) düzenlenecek sefer için hazırlıklara başladı.
Mürettebatın komutanı Mark Polansky ve 6 astronot Florida'daki Kennedy Uzay Merkezi'nde fırlatma işlemine hazırlık için elbiseli provalara başladılar.
Columbia uzay mekiği faciasından bu yana ilk kez gece uzaya fırlatılması öngörülen Discovery, 12 günlük görevi sırasında, UUİ'nin bir üyesini değiştirecek ve uzay laboratuvarının elektrik tesisatını döşeyecek.
Bu arada, NASA'nın New Orleans'taki yöneticileri, mekiğin dış yakıt tankının tasarımında değişiklik yapılmasını gözden geçiriyorlar.


evo 5 Aralık 2006 10:15

JAPONYA 400 GRAM AĞIRLIĞINDA UÇAK GELİŞTİRECEK



TOKYO - Japonya Savunma Bakanlığı, ülke semalarının ve topraklarının gözetlenmesi için dünyanın en küçük ve hafif pilotsuz uçağını (dron) geliştirmeye karar verdi.
Nihon Keizai Shimbun (Nikkei-Japon borsa endeksi) gazetesinin haberine göre, 60 santimetre uzunluğunda ve 400 gram ağırlığında olacak dron, bir kağıt uçak konseptinden yola çıkılarak üretilecek.
Özel şirketlerle işbirliği içinde 5 yıl zarfında uçağı kullanıma sokmayı amaçlayan Japonya Savunma Bakanlığı, uzaktan kumanda, bilgisayar programcılığı, görüş sistemleri ve görüntü iletme yöntemleri gibi birçok teknolojiyi bir arada kullanmayı hedefliyor.
Nikkei'ye göre, pilotsuz uçağın geliştirilmesi için oluşturulan bütçe bir milyar Japon Yenini (yaklaşık 12 milyon YTL) bulacak.


evo 6 Aralık 2006 09:37

UUİ'NİN YÖRÜNGESİ DÜZELTİLDİ



MOSKOVA - Rus uzay aracı Progress, Uluslararası Uzay İstasyonu'nun (UUİ) yörüngesini düzeltti.
UUİ'ye kenetli Progress, istasyonun irtifasını 8,5 km yükseltti. Bu operasyon, gelecek ay Amerikan uzay mekiği Discovery'nin UUİ'ye kenetlenmesini kolaylaştırmak amacıyla yapıldı. Operasyon, uzay aracının motorlarının ateşlenmesinden sonra 1364 saniye sürdü.
UUİ, böylece Yer'den 357 km yüksekte yörüngeye oturtulmuş oldu.
Discovery mekiği, 7 aralıkta fırlatılacak.
İstasyonun yörüngesini düzeltme işlemi, geçen hafta Progress'in motorlarının durması yüzünden yarıda kalmıştı.





JAPONLARDAN DEPREME KARŞI "AKILLI BETON"



TOKYO - Japonya'da binanın depreme dayanıklılığı hakkında bilgi veren "akıllı beton" üretildi.
Sumitomo Osaka Çimento Fabrikası ve YRP bilişim araştırmaları laboratuvarı tarafından geliştirilen yüksek teknoloji ürünü "akıllı beton", inşaatın depreme dayanıklılığı hakkında bilgi veren elektronik etiketlerle donatıldı.
Sumitomo Osaka şirketinden yapılan açıklamada, şimdiye dek bir mühendis tarafından yapılan teknik testlerin bu yeni sistem sayesinde doğrudan elektronik etiketlere kaydedildiği, böylece yanlışlık ve yolsuzluk yapılmasından kaçınılacağı belirtildi.
Elektronik etikete betonun içeriği, tarihi, yeri ve üretim şekli gibi değişik bilgiler yüklenirken, "akıllı beton" kullanımının artmasıyla, depreme dayanıklı yapıların inşaatında normlara uyulmasına ilişkin denetimlerin kolaylaşacağı kaydediliyor.


evo 7 Aralık 2006 16:19

"MARS'TA AKARSU OLABİLİR"



ANKARA - Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA), Mars'ta uzun süre görev yapan uzay aracı Mars Global Surveyor'ın gönderdiği fotoğraflar, Kızıl Gezegen'in yüzeyinde akarsu bulunabileceği yolunda önemli kanıtlar ortaya koyuyor.
NASA'nın Mars Keşif Programı'nın Başkanı Michael Meyer'in NASA'nın web sitesinde yayınlanan açıklamasına göre, son yapılan gözlemler, Mars'ın yüzeyinde suyun aktığına dair güçlü kanıtları gözler önüne seriyor.
NASA'nın internet sitesinde yapılan açıklamada, Global Surveyor'ın gönderdiği fotoğrafları inceleyen bilim insanlarının, Mars yüzeyinden 7 yıl arayla çekilen fotoğrafları kıyasladıklarında, uzaydan gelen parçaların çarpmasının neden olduğu 20 yeni krater ile krater duvarından su damladığı ya da sızdığını düşündürecek kanıtlar saptadıkları belirtildi.
Krater duvarının görüntülerine göre, suyun iki yarıktan aşağı indiğinin sanıldığını belirten NASA, aşağı damlayan suyun Kızıl Gezegen'in dondurucu, neredeyse havasız yüzeyinde uzun süre kalamadığını, donduğunu ya da buharlaştığını kaydetti. Bu durumun Mars'ta önemli miktarda su bulunabileceği ve zaman zaman dışarı sızabileceği düşüncesini kuvvetle akla getirdiği kaydedildi.
Bilim insanlarının, bu suyun donmadan önce parçaları aşağıya doğru taşıyacak kadar uzun süre sıvı şeklinde kalabileceğini düşündüklerini belirten NASA, yeni tespit edilen iki akıntı izinin birkaç yüz metre uzunluğunda olduğunu ifade etti.
Bilim insanları daha önce Mars'ta buz ve gaz biçiminde suyun varlığını ortaya koymuşlardı.


evo 8 Aralık 2006 11:25

DISCOVERY'NİN FIRLATILIŞI ERTELENDİ



CAPE CANAVERAL - Uzay mekiği Discovery'nin TSİ 04.35'te planlanan fırlatma işlemi, alçak seviyede yoğun bulutlanma olması nedeniyle ertelendi.
Yarın yapılabilecek olan fırlatmanın, o gün sert rüzgar beklenmesinden ötürü yine ertelenme ihtimali bulunuyor. NASA yöneticisi Michael Griffin, daha önceki açıklamasında, ''fırlatma ertelenirse muhtemelen cumartesi gününe kadar beklenir'' demişti. Ancak cumartesi için yapılan hava tahminleri de daha kötü koşulları gösteriyor. Sert rüzgar beklenmesinden ötürü o gün fırlatma ihtimalinin ancak yüzde 10 olduğu bildirildi.


evo 15 Aralık 2006 10:42

DISCOVERY ASTRONOTLARI 2. YÜRÜYÜŞÜ TAMAMLADI



HOUSTON - Uluslararası Uzay İstasyonu'nun (UUİ) inşasını sürdüren ve UUİ'nin elektrik tesisatının yeniden döşenmesi için ikinci kez uzaya çıkan Discovery uzay mekiğinin 2 astronotu, yürüyüşlerini tamamladılar.
NASA'dan yapılan açıklamaya göre, Amerikalı Robert Curbeam ile İsveçli Christer Fuglesang'ın, öngörülenden 20 dakika önce, TSİ 10.15'te başlayan uzay yürüyüşleri 5 saat sürdü. Yürüyüşün 6 saatten fazla sürmesi bekleniyordu.
Açıklamada, astronotların öngörülen bütün görevleri yerine getirdiği ifade edildi.
Curbeam ve diğer arkadaşı Sunita Williams'ın 16 Aralık Cumartesi günü yapacakları ve elektrik hattı döşeme çalışmasının tamamlanmasının öngörüldüğü üçüncü uzay yürüyüşünden sonra işlerin tamamlanmaması durumunda dördüncü bir uzay yürüyüşü olasılığının bulunduğu belirtiliyor.


Misafir 15 Aralık 2006 11:54

Uzay Mekiği Discovery Fırlatıldı

Uzay mekiği Discovery, Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden TSİ 03.47’de fırlatıldı ve 7 kişilik mürettebatıyla Uluslararası Uzay İstasyonu’na doğru yolculuğuna başladı.Discovery, Güneş Sistemi’nde koloniler kurulabilmesine ve özellikle de Mars’a gidilebilmesine olanak sağlayacak olan UUİ’nin inşasına yardımcı olacak.Astronotlar, 12 gün sürecek yolculukları sırasında öncelikle UUİ’yi genişletmek için yeni bir metal kiriş ekleyecek, ayrıca UUİ’nin tüm elektrik ve klima bağlantılarını yeniden yapacak. NASA Başkan Yardımcısı Bill Gerstenmaier, çok karmaşık olarak değerlendirdiği bu görevlerin yerine getirilmesi için toplam 19 saat sürecek 3 uzay yürüyüşünün öngörüldüğünü belirtmişti. İsveç, sabaha karşı fırlatılan Discovery ile ilk İsveçli astronot Christer Fuglesang’ın uzaya çıkışını sevinçle kutladı. İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeldt, Discovery fırlatılmadan kısa bir süre önce astronot Fuglesang’ı telefonla arayarak sohbet etti ve iyi şanslar diledi. Reinfeldt, sözcüsü aracılığıyla İsveç haber ajansı TT’ye yaptığı açıklamada, “Umarım, yolculuk plana uygun bir şekilde olur ve (Fuglesang’ın) uzayda başarılı çalışmalar yapar” dedi. Kral Carl 16. Gustaf da kutlamalara katılarak bir mesaj yayımladı. Mesajda, Fuglesang’ın Uluslararası Uzay İstasyonuna koymak için yanında küçük bir İsveç bayrağı olmasını ümit ettiğini söyledi.


evo 18 Aralık 2006 10:07

ASTRONOTLAR 4. KEZ UZAYA ÇIKACAK



LOS ANGELES - Uluslararası Uzay İstasyonundaki astronotlar, istasyondaki işlerini tamamlamak için, daha önceden planlanmayan bir yürüyüş için tekrar uzaya çıkacak.
Astronotlar Robert Curbeam ve Sunita Williams, önceki gün çıktıkları üçüncü uzay yürüyüşünde işlerinin büyük kısmını tamamladılar, ancak yeni güneş paneli yerleştirmek için yerinden sökülmesi gereken eski paneli tamamen söküp kapatamadılar.
Sıkışan 33 metrelik panelin kanatlarını kapatmak için uzun süre uğraşan astronotlar, uzay yürüyüş zamanlarının tükenmesi nedeniyle istasyona geri döndüler.
7,5 saatlik uzay yürüyüşünde, panelin üçte ikisinin kapatılması başarıldı, ancak iki astronotun uzay yürüyüşü zamanları tükendi.
Astronotların bugün dördüncü kez uzaya çıkarak, güneş panelinin sıkışan kanatlarındaki sorunu çözmesi, kanatları tamamen kapatmaları ve paneli üzerinde bulunduğu temeldeki depolama kutusuna yerleştirmeleri bekleniyor.
Kutuya yerleştirilecek panel, daha sonraki bir uçuş sırasında uzay istasyonundaki yeni yerine taşınacak.
İstasyona Mart ayında yapılacak uçuşta ise güneş panelinin öteki kanadı kapatılacak.
Dördüncü uzay yürüyüşü, Discovery'nin dönüşünü bir gün geciktirecek ve mekik Cuma günü dünyaya dönecek.


evo 20 Aralık 2006 08:49

SANAL ALEMDE UZAY KEYFİ BAŞLIYOR



LOS ANGELES - ABD Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA) ile internet arama motoru Google arasındaki işbirliğiyle internet kullanıcıları, çok yakında Mars kanyonlarını keşfedebilecek ya da Ay yüzeyinde sanal bir uçuş yapabilecek.
NASA ve Google'dan yapılan ortak açıklamada, iki kuruluş arasında varılan anlaşmaya göre Mars ve Ay'dan elde edilen verilerin internet üzerine taşınacağı, uzun dönemde de NASA'nın araştırmaları için Google'ın veri kapasitesinin bir kısmından yararlanmaya çalışacağı kaydedildi.
NASA ve Google arasındaki projelerden birisinin, dünya haritasını kent sokaklarına kadar ayrıntılı bir şekilde gösteren Google Earth benzeri bir format ile, Mars ve Ay'a ilişkin ayrıntıların görülmesinin sağlanması olduğu kaydedildi.
Ortak açıklamada, gerçek zamanlı hava tahminine, Mars ve Ay'ın yüksek çözünürlüklü 3 boyutlu haritalarına ulaşılmasının, Uluslararası Uzay İstasyonu'nun ve uzay mekiğinin herhangi bir bilgisayar ekranından gerçek zamanlı izlenmesinin amaçlandığı belirtildi.
İki kuruluş arasındaki işbirliğiyle NASA, Google'ın sunucu gücü ve geniş bellek kapasitesi ile uzay araştırmalarına da destek sağlayacak.


evo 24 Aralık 2006 06:57

DİSCOVERY UZAY MEKİĞİ İNDİ



CAPE CANAVERAL - Discovery uzay mekiği, dünya yörüngesinde 380 km. irtifada Uluslararası Uzay İstasyonu'nun inşasındaki görevini tamamlayarak, 13 gün sonra ABD'nin Florida eyaleti Cape Canaveral uzay üssüne yumuşak iniş yaptı.
Akşam karanlığında yağmurun ıslattığı piste tekerlek basan mekikte 7 astronotun içinde Kaptan Pilot Mark Polansky, ''işi başarmaktan gururluyuz'' dedi.
Yere inişi iki ses duvarı patlamasıyla bilinen mekiğin hava muhalefetinden geciken inişi, California'ya yapılamadı ve mecburen fırlatıldığı üs olan Cape Canareval'a yönlendirildi. İniş için üçüncü olasılık New Mexico eyaletinde Ak Kum Çölü'ydü.


evo 26 Aralık 2006 10:18

GEZEGEN AVCISI GÖREVE HAZIR



ANKARA - Güneş Sistemi'nin dışındaki gezegenleri gözleyecek "Gezegen Avcısı" lakaplı uzay aracı yarın Kazakistan'ın Baykonur uzay üssünden fırlatılacak.
Güneş Sistemi'nin dışında Dünya'ya benzeyen gezegenleri araştıracak ve keşfedecek ilk uzay aracı "Corot" Fransa liderliğindeki çok uluslu bir bilim ekibinin çalışması olacak.
Soyuz füzesiyle uzaya gönderilecek Corot, kutup yörüngesinde 827 kilometre irtifada yörüngeye oturtulacak ve yaklaşık 2,5 yıl süreyle "yıldız tarlalarını" gözleyecek.
Fransız uzay ajansı Cnes liderliğindeki projeye, Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Avusturya, İspanya, Almanya, Belçika ve Brezilya katılıyor.
Güneş panellerinden elde ettiği enerjiyle çalışan uzay aracının ileri teknoloji ürünü kameralarının önemli keşifler yapması bekleniyor.


ReberamiN 26 Aralık 2006 22:51

13.12.2006
Sıkın dişinizi! 2030'u bekleyin

24 yıl sonra neler olacak?

24 yıl sonra dünya neye benzeyecek? Dünyanın en önemli gelecek bilimcilerinin (futurolog) oluşturduğu Dünya Futurolog Birliği bu sorunun yanıtını verdi.

Bilimsel ve teknolojik gelişmelere göre 2030’da dünyada şunlar olacak:

-Dünya nüfusu 8.2 milyara ulaşacak. Kişi başına düşen gelir ortalaması 6 bin dolardan 11 bin 500 dolara yükselecek.

-Dünya politikası, ülkelerin İslam’a bakışı üzerine şekillenecek.

-Türkiye’nin AB’ye katılımıyla birlikte Avrupa Birliği içerisinde de İslam’ın etkisi daha fazla hisedilmeye başlanacak.

-İşleyişten rahatsız olan İngiltere ve yanına çekeceği bazı ülkeler AB’den çıkacak.

-İnsanoğlu ilk kez Mars’a ayak basacak.

-Süper bilgisayarlar avuç içine sığacak. Kıyafetlerden gözlüklere kadar her üründe bilgisayar bulunacak.

-Nanoteknolojiyle beynimiz bilgisayarla iletişim kuracak.

-Yıpranan organlar yine nanoteknolojinin nimetleri sayesinde kendi kendine yenilenecek.

-Genetik ve kök hücre gelişmeleriyle insan ömrü uzayacak. Aynı şirket içinde 4 jenerasyondan insanlar birlikte çalışacak.

-Bulaşık makinesi, çamaşır makinesi, buzdolabı hayatımızdaki yerini koruyacak... Ancak manuel kontroller yerine ya kendi kendilerine ya da sesle kumanda edilecekler.//


evo 8 Ocak 2007 08:23

MARS ROBOTLARI YAŞLANDIKÇA AKILLANIYOR



ANKARA - Mars'a 90 günlüğüne gönderilmesine karşın üç yılı tamamlayan robotlar Spirit ve Opportunity, bilgisayarlarına yüklenen yeni yazılımlarla daha akıllı ve bağımsız hale geldiler.
"Yaşlı köpeğe yeni numara öğretiyoruz" diyen NASA'nın robotlardan sorumlu bölümü Jet Motorları Araştırma Merkezi'nin proje müdürü John Callas, robotların yeni yetenekleri arasında, toz fırtınalarını veya bulut örtülerini otomatik olarak tanıma ve bunların fotoğraflarını Dünya'ya gönderme, ayrıca kaya örneklerini incelemek için robot kollarını uzatmanın güvenli olup olmadığını anlama gibi özellikler bulunduğunu söyledi.
Callas, Mars'a 3 Ocak 2004'te inen Spirit ve 24 Ocak 2004'te inen Opportunity'nin, yeni yazılımlarla ayrıca önlerindeki bir engele kısa bir mesafe kala kritik manevra kararı verebilme ve böylece bir engele takılıp kalmama olanağı sağlayan yeni bir navigasyon sistemine de sahip olduklarını belirtti.
Bilim adamları, daha önce her biri golf aracı büyüklüğündeki robotları Yer'den kumanda etmek ve zaman zaman takıldıkları engellerden kurtarmak için uzun süre çaba harcamışlardı.
Yeni yazılımların bilim adamlarına Kızıl Gezegen'in keşfinde önemli zaman kazandırması bekleniyor.


evo 19 Ocak 2007 03:36

NASA, KUZEY IŞIKLARININ ESRARINI AYDINLATACAK



SAN FRANCİSCO - Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), kuzey kutbunda geceleri görülen hareketli ve renkli ışıkların (aurora borealis) esrarını aydınlatabilmek için iddialı bir proje hazırladı.
NASA yetkilisi Frank Snow, "bizi Güneş'in öldürücü ışınlarından koruyan manyetosfer tabakasının varlığına işaret eden" ışıkların işleyiş mekanizmasını anlamak için 15 şubatta 5 uydu fırlatacaklarını bildirdi.
Daha önce bu amaçla fırlatılan uydu, ışıkların sırrını ortaya çıkaramamıştı. Şubatta fırlatılacak uydular, Güneş rüzgarlarıyla gelen ve atmosferin üst katmanlarında biriken parçacıkların ne zaman, nerede ve nasıl boşalarak "elektron yağmurlarına" yol açtığını belirlemeye çalışacak.
NASA yetkilileri, 2 yıl sürmesi öngörülen bu projenin Güneş'le Dünya'nın etkileşim mekanizmasının anlaşılmasında çığır açacağını düşünüyor.
NASA uzmanlarının yanı sıra Berkeley üniversitesinden bilim adamlarının katılacağı THEMİS adlı proje, 200 milyon dolara mal olacak.
Kuzey manyetik kutbunu çevreleyen "aurora borealis" ve güney manyetik kutbunu çevreleyen "aurora australis", Güneş rüzgarlarıyla gelen yüklü elektronların Dünya atmosferindeki elementlerle etkileşime girmesiyle oluşuyor.


evo 20 Ocak 2007 18:26

RUS KARGO GEMİSİ UUİ'YE KENETLENDİ



MOSKOVA - İnsansız Rus kargo gemisinin Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) kenetlendiği bildirildi.
Rusya görev kontrol yetkilisi Valery Lyndin, önceki gün Rusya'nın Kazakistan'daki Baykonur üssünden fırlatılan Progress M-59 adlı geminin bu sabah UUİ'ye kenetlendiğini söyledi.
Progress M-59'un kargosunda 2,5 ton yakıt, gıda ve diğer maddelerin bulunduğu belirtildi.
UUİ'de halen bir Rus kozmonot ile 2 Amerikalı astronot görev yapıyor.


evo 2 Şubat 2007 19:01

Renkli Sis

Fotoğraf : Görüntü: NASA, JPL ve SSI


Satürn'ün uydusu Titan, pus ve yüzey şekillerinin görünmesi için renklendirilmiş.





TİTAN'IN TEPESİNDE DEV BULUT

Cassini uzay aracı, Satürn'ün uydusu Titan'ın kuzey kutbunda ABD'nin yarısı büyüklüğünde dev bir bulutu görüntüledi.


MaKaLeLe 4 Şubat 2007 04:08







İngiliz astrofizikçi Stephen Hawking, Yahoo Answers'da internet kullanıcılarına soru sordu. Geçtiğimiz günlerde Yahoo Answers'da, kendisinin bile açıklamakta güçlük çektiği bir soru yayınlayan Stephen Hawking'e yaklaşık 17 bin Yahoo kullanıcısından cevap geldi. "Siyasi, sosyal ve çevresel olarak kaos içindeki dünyada, hayat 100 yıl daha sürer mi" sorusuna, "nükleeri bırakmalıyız", "bir şekilde sürer" ya da "uzaya açılmazsak sürmez" gibi cevaplar geldi. Hawking'in matematik profesörü olduğu Cambridge Üniversitesi yetkilileri de soruyu Hawking'in sorduğunu doğruladı ama tanınmış bilim adamının başka hiçbir yorumda bulunmadığını açıkladı.


Çare uzaya çıkmakta

Hawking'in kara delikler ve evrenin temelleri üzerine yaptığı araştırmalar onu dünyanın en tanınmış fizikçilerinde biri yaptı. 'Zamanın Kısa Tarihi' isimli kitabı ise çok satılanlar listelerinin gediklisi oldu.Şu sıralar insanlığın geleceği üzerine kafa yoran Hawking, 13 haziranda Hong Kong'da katıldığı bir konferansta, insanın kurtuluşunun yeni dünyalar bulmakta olduğunu söylemişti.

Ünlüler soruyor

Hawking, 'Ask the Planet' kampanyası kapsamında soru sorulması istenen 10 ünlü isimden biri. Daha önce Donald Trump, Al Gore ve Bono gibi isimler de sorularıyla kampanyaya katkıda bulunmuşlardı.Afrika ve açlık üzerine çalışmalarıyla tanınan, rock grubu U2'nun solisti Bono, "açlığı tarihe gömmek için ne yapabiliriz" sorusunu gündeme getirmişti.Yahoo Answers da Microsoft ve Google gibi kullanıcılarına sorular sorduruyor ve yine kullanıcılardan gelen cevaplarla kolektif bilinci ortaya çıkarmaya çalışıyor.



Misafir 6 Şubat 2007 18:57

Planck evrenin sırlarını çözmeye gidiyor

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) tarafından inşa edilmekte olan Planck uzay aracı, 14 milyar yıl önceki Büyük Patlama'dan geriye kalan radyasyonu inceleyerek, evrenin kökeni hakkındaki sorulara yanıt bulmaya çalışacak.Aracın cihazları, herhangi bir sıcaklık izinin, sonuçları etkilemesine engel olmak amacıyla, doğada bilinen en düşük sıcaklık olan mutlak sıfıra (- 273 derece) kadar soğutulacak.
2 tonluk uzay aracının, 31 Temmuz 2008'de Fransız Guyanası'ndaki uzay merkezi Kourou'dan Ariane 5 roketiyle fırlatılması planlanıyor.

Bilimadamlarına göre, evrenin büyük bölümü karanlık enerji, yüzde 22'si de karanlık maddeden oluşuyor.

Çevrede gördüğümüz bilindik madde ise kainatın ancak yüzde 4'ünü oluşturuyor.


evo 9 Şubat 2007 20:37

ODTÜ ROBOT GÜNLERİ MARTTA BAŞLIYOR



ANKARA - ODTÜ Robot Topluluğunca düzenlenen ODTÜ Robot Günleri, 3-4 Mart tarihlerinde gerçekleştirilecek.
Yetkililerden alınan bilgiye göre, bu yıl dördüncüsü yapılacak olan etkinlik, ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenecek.
Robot günleri, robot yarışmalarının yanı sıra, alanında uzman kişilerin vereceği seminerler, atölye çalışmaları ve film gösterimlerini kapsayacak.
Türkiye çapında tüm üniversite ve liselerden 120 grubun robotlarıyla katılacağı yarışmalar, bu yıl beş kategoriden oluşuyor. Buna göre, yarışmada ''Sumo Robot Turnuvası'', ''Mini Sumo Robot Turnuvası'', ''Serbest Kategori'', ''Çizgi İzleyen ve Merdiven Çıkan Robot'' kategorileri bulunuyor.


Misafir 13 Şubat 2007 18:14

Türk uzmanın uzay asansörü projesi
Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk’ün adını taşıyan ATA Uzay Asansörü projesi İstanbul’da tanıtıldı.
İstanbul
AA

15 Nisan 2004 — Güneydoğu Asya’da kurulacak olan bir platformdan uzaya doğru yükselecek asansör, 168 ton yük taşıyabilecek. Projenin finansörü Japonya, asansörü uzaydaki uydu ağını desteklemek ve uzay istasyonlarına yük ve insan taşımak için kullanacak. Asansör gelecekte uzay turistlerini de Dünya yörüngesindeki bir otele taşıyacak.


Misafir 16 Şubat 2007 11:05

"Mars'ta su var" iddiaları yeniden

16 Şubat, 2007 09:19:00 (TSİ)



Mars'ta su bulunduğuna dair iddialar yeniden gündemde
İLGİLİ HABERLER
"Mars'ta yaşam 1977'de keşfedilebilirdi"


NASA'dan 2 milyon dolarlık roket yarışması


Spirit'in ön tekerlerinden biri bozuldu


Google Mars'la Kızıl Gezegen ekranınızda


Spirit ve Opportunity hala işbaşında




Mars'ta su bulunduğu yönündeki iddialara yenileri eklendi. NASA'nın Mars keşif uydusu, kızıl gezegendeki büyük bir vadide koyu ve açık renkli kayaları görüntüledi. Uzmanlara göre, bu ancak, vadiden sıvı bir maddenin akmasıyla mümkün olabilir.

ABD'de yayımlanan 'Science' dergisinde yer alan bulgulara göre, sıvının içindeki mineraller, temas ettikleri kayaları güçlendiriyor.

Böylece, vadinin bu kısmı erozyondan diğer bölümlere göre daha az etkileniyor ve uydunun tespit ettiği görüntülerde olduğu gibi, renk ve ton farkı ortaya çıkıyor.

Uzmanlara göre ayrıca Mars'ta saptanan katmanlı yüzeyler ancak düzenli su akışı, volkanik faaliyet ya da rüzgarın eseri olabilir.

Geçtiğimiz aralık ayında Mars yüzeyindeki kraterlerin son sekiz yılda değişim geçirdiği saptanmış, bu da gezegende su bulunduğunun bir kanıtı olarak gösterilmişti.

"Mars yüzeyinde hayat yok"

Bu arada, bilimadamları son yaptıkları araştırmaya göre, Mars yüzeyinde yaşam olmadığı, Kızıl Gezegen'de yaşam varsa bile bunun yüzeyden aşağılarda olabileceği sonucuna vardı.

Space.com'un haberine göre, bilimadamları Kızıl Gezegen'in yüzeyinde çeşitli derinliklerde yaptıkları kozmik radyasyon seviyesi ölçümlerinin ardından, yüzeyde ve birkaç metre altında yaşamın varlığının, kozmik radyasyonun öldürücü miktarından ötürü olanaksız olduğuna karar verdi.


vain 16 Şubat 2007 11:41

ANTARTİKA'NIN ALTINDA BÜYÜK GÖLLER VAR

http://img.mynet.com/ha2/antarktika.jpg
ashington (AA) - Antarktika'daki buz tabakasının altında büyük göller olduğu belirlendi.

Science (Bilim) dergisinde bugün yayımlanan bir makaleye göre, uzaydan gönderilen lazer ışınlarıyla, Antarktika'nın altında, bazılarının yüzölçümü yüzbinlerce kilometre olan göller bulundu.


Bazıları buz tabakasının 700 metre altında yatan bu göllerin suyu o denli hızla dolup çekiliyor ki, bu hareketleri uydulardan yapılan gözlemlerle görebilmek mümkün olabiliyor.


Dergide yayınlanan makalenin yazarı Helen Fricker, bu göllerin, küresel ısınmadan dolayı oluşmadığını, çünkü bulundukları derinliğin yüzeydeki sıcaklık değişimlerinden etkilenmeyecek kadar derin olduğunu, ama bu göllerin ''nasıl hereket ettiğini'' bilmenin, iklim değişikliklerinin Antarktika buz tabakasını nasıl etkilediğini bilmek açısından önemli olduğunu söyledi.


Dünyanın temiz su stokunun yüzde 90'ı, Antarktika'yı kaplayan buz takabasında bulunuyor ve bilim adamları, bu buz takabasının tamamıyla erimesi durumunda dünyada deniz düzeyinin 7 metre yükseleceğini hesaplıyorlar. Deniz düzeyindeki 1 metrelik bir yükselmenin bile büyük felaketlere yol açacağı belirtiliyor.




IŞIKLARIN GİZEMİNİ AYDINLATACAK UYDULAR


http://img.mynet.com/ha2/uydu.jpg
Ankara -AA- Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Kuzey Kutbu'nda geceleri görülen hareketli ve renkli ışıkların (aurora borealis) gizemini aydınlatması beklenen 5 uyduyu taşıyacak füzeyi bir gün gecikmeyle Cumartesi sabahı fırlatacak.

NASA'nın yanı sıra Kaliforniya'daki Berkeley Üniversitesi'nden bilim adamlarının katıldığı Themis (Time history of events and macroscale interactions during substorms) adı verilen projeyle yörüngeye gönderilecek uyduları taşıyacak Delta 2 füzesinin fırlatılışı kötü hava koşulları nedeniyle bugünden Cumartesi TSİ 01.26'ya ertelendi.

Dünya'yı Güneş'in öldürücü ışınlarından koruyan manyetosfer tabakasının varlığına işaret eden ışıkların işleyiş mekanizmasını anlamak için gönderilecek
uydular, Güneş rüzgarlarıyla gelen ve atmosferin üst katmanlarında biriken parçacıkların ne zaman, nerede ve nasıl boşalarak "elektron yağmurlarına" yol
açtığını belirlemeye çalışacak.

Daha önce bu amaçla fırlatılan uydu, ışıkların sırrını ortaya çıkaramamıştı.




Gen, alzheimeri 'onardı

001-2002 yıllarında 8 hastaya uygulanan gen terapisi başarılı sonuç verdi. Beyne yerleştirilen dokular sayesinde hücre ölümü durdu ve fonksiyonlar yeniden canlandı. Alzheimer'e karşı gen terapisi başarılı sonuç verdi. 2001-2002 yıllarında, ABD San Diego Üniversitesi'nde 8 alzheimer hastasının beynine genetik olarak üzerinde oynanmış dokular yerleştirilmişti. 11 saat süren ameliyatla yerleştirilen dokular sayesinde, hücre ölümünün durduğu ve hücre fonksiyonlarının yeniden harekete geçtiği gözlendi.

Araştırmayı yürüten nöroloji profesörü Mark Tuszynski, hastalardan altısında hastalığının başarılı bir şekilde yavaşladığını açıkladı. İlk kez gen terapisi uygulanan bu alzheimer hastalarına nakledilen dokular, ölen hücrelerdeki protein oluşumunu doğal olarak canlandıracak şekilde tasarlandı. Cerrahlar, primatlar üzerinde test edilen yöntemden parlak sonuçlar alındıktan sonra, insanlar üzerinde deney yapmaya hazır olduklarını söylemişti.

Hayvanlar üzerinde yapılan terapi sonucunda yaşlı ve küçülmüş beyin hücreleri onarılarak, eski büyüklüklerine ve hücre kalitelerine getirilmiş, hücrelerarası iletişimi sağlayacak önemli bağlantılar sağlanmıştı.

İlk başta hastalar yarı baygınken yapılan ameliyatlarda, iki hasta kanama geçirdi. Sonrakilerde komplikasyona yer vermemek için genel anestezi altında ameliyat yapıldı. Hafıza testlerinde, idrak gerilemesinin yüzde 50 oranında yavaşladığı görüldü. Beyin taramalarında ise hastaların beyinlerinin öncekine göre daha aktif olduğu tespit edildi.

Şimdiye kadar yapılan çalışmalar sonucunda gen terapisi tekniğinin güvenilir olduğu saptandı. Bundan sonra tekniğin ne kadar etkili olduğunu belirleyecek başka çalışmalar yapılacak. Alzheimer's Research Trust'tan Harriet Millward, araştırmanın heyecan verici olduğunu, ancak yine de bunun alzheimer hastaları için tam bir tedavi olamayacağını söyledi.



YANLIZ KULAK DEĞİL GÖZLERDE DUYUYOR

Prof. Hugo Fastl, yaptığı araştırmalar sonucu, insan gözlerinin de kulaklar gibi sesten etkilendiğini ve duyabildiğini öne sürdü. Münih Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Hugo Fastl, yaptığı araştırmalar sonucu, insan gözlerinin de kulaklar gibi sesten etkilendiğini ve duyabildiğini öne sürdü. Gözlerin sesi algılamada önemli bir rol oynadığını öne süren Prof. Fastl, öğrencileriyle yaptığı deneyde gözlerin açık yeşil renkli beyaz renkli trenlerin sesini daha az algıladıklarını tespit etti.

Daha sonra öğrencilerine koyu parlak veya kırmızı renkteki trenlerin görüntülerini seyrettiren Fastl, öğrencilerin tren gürültüsünü daha fazla algıladıklarını belirledi. Prof. Hugo Fastl, 'Yaptığımız deneylerden çıkan sonuca göre, görmenin ses frekansıyla ilgili önemli bir bağlantısı bulunmaktadır' dedi.



asla_asla_deme 16 Şubat 2007 16:38


20 Şubat’tan itibaren orijinal Windows deneyimini farklılaştırmayı hedefleyen ve orijinal olmayan Windows kullanıcılarını uyaran WGA (Windows Orijinal Kullanım Avantajı) teknolojisi aktif hale gelecek.

Bu teknoloji, internet üzerinden Windows’un orijinal olup olmadığını doğrulayacak. Orijinal kullanmayanlar giriş ekranında ve masaüstünde aşağıdaki gibi, kaldırılamaz bir uyarı notu
Windows yazılımının orijinal olmadığını öğrenenler ne yapabilir?

Orijinal olmayan yazılımlarını lisanslamak isteyenler:
1. Internet üzerinden orijinal kurulum anahtarı veya orijinal yazılım CD’lerini satın alabilirler.
2. İş Ortaklarımızdan GGK (Get Genuine Kit) satın alabilirler.

İngilizce 9PF-00001 Get Genuine Kit WinXP Pro SP2
Türkçe 9PF-00096 Get Genuine Kit WinXP Pro SP2

3. GGK ile kopya olan işletim sistemini formatlayıp yeniden kurmaya gerek yoktur, sağlanan anahtar ile uyarı kaldırılabilir. Sadece Windows XP Professional için sunulan bu seçenek, ürün CD’si ve COA’yı (Orijinallik Sertifikası) kapsar. COA, lisanslanacak PC'ye yapıştırılır.
4. Windows XP Home veya Windows XP Professional Kutu Ürün alabilirler.
5. OEM ürünlerin, yeni bir bilgisayarla beraber alınması gerekir. Müşterilerinizin sorun yaşamaması için ilk günden orijinal Windows önerin. OEM ürünler, iş ortaklarımıza geri ödemelerle, ilk günden orijinal lisans kullanımı destekler. Bu yöntem, hem sizler için en karlı, hem de müşterilerinizin Windows’a sahip olması için en uygun maliyetli yöntemdir.

Orijinal olmayan yazılım kullanmanın başlıca tehlikesi nedir?

• Kaynağı belli olmayan yerden yüklenen yazılımlar, virüs, kurtçuk ve casus yazılım gibi tehditlerin yanı sıra, kodlamadaki hatalar sonucu yazılımın bazı fonksiyonlarının düzgün çalışmamasına yol açabilmektedir.

• 150 bin YTL para cezası ve/veya 4 yıla varan hapis cezası gibi büyük hukuki riskler içerir.

Orijinal Windows kullanmanın ne gibi avantajları var?

Sadece Windows XP’lerının orijinal olduğunu doğrulayan kullanıcılar,
• Internet Explorer 7.0, Windows Media Player 11 ve Windows Defender dahil olmak üzere birçok güncelleştirmeyi ücretsiz yükleyebilecekler.

• Ayrıca ücretsiz destek hizmetinden faydalanabileceklerdir.


vain 16 Şubat 2007 18:06

NASA'NIN TALİP OLDUĞU SÜPER BİSİKLET

Etiketler:

süper bisiklet
Bu bisiklet çok süper, öyle ki Nasa'nın dikkatini çekmiş uzay aracı olabilirmiş çünkü dengesi çok iyi...


evo 17 Şubat 2007 12:57

"GÖKTAŞININ ROTASI DEĞİŞTİRİLEBİLİR"



SAN FRANCİSCO -
Bilim adamları, dünyaya çarpabilecek bir göktaşının rotasının değiştirilebileceğine inanıyor, ama bir yandan da uluslararası topluluğun böyle bir senaryoya şimdiden hazırlıklı olması gerektiğini düşünüyor.
ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'nden (NASA) Edward Lu adlı uzman, Ay'ı "fetheden" Apollo büyüklüğündeki bir uzay gemisinin, önüne ya da arkasına konumlanarak gök cisminin rotasını değiştirebileceğini düşünüyor. Lu, "Küçük bir römorkör bile koskoca bir uçakgemisini yerinden oynatabilir, yeter ki gerektiği kadar uzun süre onu çeksin" dedi.
Lu, dünyaya çarpabilecek bir göktaşını parçalamak için nükleer bomba kullanılması fikrini reddetti ve bu seçeneğin, kontrol edilemeyecek göktaşı parçaları yüzünden çok kötü sonuçlara yol açabileceğini söyledi.
Astronomlara göre, çok zayıf bir ihtimal olmakla beraber, bu tarz bir kurtarma operasyonu 2029'dan sonra gerekli hale gelebilir. Apophis adı verilen 300 metre çapındaki göktaşı 2029 yılında dünyanın 32 bin km yakınından geçecek. Göktaşı, 2036 nisanında tekrar dünyaya yaklaşacak. Yörüngesinde oluşacak bir değişiklik sonucu göktaşı dünyaya çarpacak olursa İngiltere büyüklüğünde bir ülke haritadan silinebilir.
Uzmanlar, dünyaya çarpma riski bulunan göktaşlarını tespit çalışmalarını sürdürüyor.

a.a.


Misafir 17 Şubat 2007 13:06

21 gelişmiş ülke çocuklarının durumuna göre değerlendirildi. Çocukların durumu en iyi olan ülkeler Hollanda, İsveç ve Danimarka. ABD ve İngiltere listenin son iki sırasında yer aldı.

Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu UNICEF, ilk kez dünyanın zengin ülkelerindeki çocukların durumunu belirleyen bir araştırma yayınladı. 21 ülkedeki çocukların maddi olanaklarını, ruhsal durumlarını ve kendilerine sunulan fırsatları değerlendiren raporun en çarpıcı bulgusu, ABD ve İngiltere'nin listenin son iki sırasında yer almaları.

UNICEF raporunda, dünyanın sanayileşmiş ve en zengin 21 ülkesindeki çocukların yaşam koşulları 6 kategoride inceleniyor.

UNICEF uzmanları, gelişmiş ülkelerin çocuklarının maddi durumlarına, aileleri ve arkadaşlarıyla ilişkilerine, sağlık ve güvenlik durumlarına, eğitim olanaklarına, karşı karşıya oldukları risklere ve çocukların kendilerini nasıl hissetiklerine bakarak bir sıralama yapıyor.

Rapora göre, eğitim ve sağlık olanaklarının en iyi olduğu, çocukların kendilerini en mutlu hissetiği ülkeler sırasıyla Hollanda, İsveç ve Danimarka.

Ancak yine de incelenen 21 ülkede çocukların hala yoksullukla, maddi sorunlarla karşılaştığı, eğitim ve sağlık sorunlarını giderecek yatırımlar yapılmadığı görülüyor.

Raporun en çarpıcı bulgusuysa ABD ve İngiltere'nin listenin son iki sırasında yer almaları. Kişi başına düşen gelirleri listedeki diğer ülkelerden daha yüksek olmasına rağmen her iki ülke de çocuklara sundukları fırsatlar açısından sınıfta kalıyor.

Bu ülkelerdeki çocukların seks, alkol ve uyuşturucuyla çok erken yaşlarda tanıştığı, kendilerini mutsuz hissettiği, geleceklarını vasıfsız işlerde gördüğü belirlendi.

Bu veriler, listenin son sırasındaki İngiltere'de büyük yankı uyandırdı. İngiliz yetkililer, raporun eski verilere dayanarak hazırlandığını ileri sürerken, İngiliz basını hükümetin politikalarını sert bir dille eleştirdi.

UNICEF, Türkiye, Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Avustralya gibi ülkelerdeki çocukların durumuna dair yeterli veri olmadığı için rapora dahil edilmediğini açıkladı.


vain 20 Şubat 2007 13:21

Genetik dopingin önü açılıyor

ABD'de araştırmacıların genetik değişikliğe uğrattıkları fareler normallerinden iki kat hızlı hale geldi. Bunun ileride genetik dopingin yolunu açabileceğinden korkuluyor. ABD'de dün yayımlanan bir araştırma, sonuçları açısından oldukça çarpıcı argümanlar içeriyor. Buna göre, genetik yapısı değiştirilmiş fareler normal farelere oranla çok daha dayanıklı hale geldi.

Yüksek miktarda yağ içeren bir rejim uygulanan bu farelerin faal olmadığı dönemlerde bile obez olmadığı, zira genetik değişikliğin organizmaya fiziksel egzersiz etkisi yaptığı fark edildi.

Maratoncuya dönüştüler

'Public Library of Science Biology' adlı bilim dergisinde yayınlanan bildiride, 'iki grup araştırmacı çeşitli evreleri genetik olarak değiştirdi, bunun sonucunda fareler, pazar sabahı koşucularından olimpiyat maratoncularına dönüştü' ifadesi yer aldı.

Kas dokusu uyarlaması

San Diego'daki Salk Institute'tan Ronald Evans, "Değişiklerden bir tanesi fiziksel performansı artırmakla kalmıyor, aynı zamanda obeziteyi önlüyor...

"Dayanıklılık ve kapasiteye genetik olarak müdahale edilebileceğinin keşfedilmesi, kas dokusunun sanıldığından çok daha uyarlanabilir olduğunu düşündürüyor" diye konuştu.

Normal farelerden iki kat hızlılar

Genetik yapısı değiştirilmiş farelerin diğer farelerden iki kat daha hızlı ve iki kat daha uzun süre koşabiliyor.

Normal fareler 900 metre koşarken, genetik değişikliğe uğratılmış farelerin bin 800 metre koşuyor, ayrıca normal farelerden bir saat daha fazla performans sergiliyor.


Mumya açılmadan resmi çıkarıldı

eknoloji artık mumyaların peşinde. Mısır'da 3000 yıl önce mumyalanmış bir kişinin yüz modeli, özel bilgisayarlı tomografi metodu yardımıyla sargıları açılmadan çıkarıl Mısır'da 3000 yıl önce mumyalanmış bir kişinin yüz modeli, özel bilgisayarlı tomografi metodu yardımıyla sargıları açılmadan çıkarıldı.

İtalya'nın Asti kentindeki kurumun araştırmacıları, American Röntgenoloji Dergisinin Eylül sayısında yayınladıkları makalede, adı Harwa olan 45 yaşındaki kişinin yüzünün, sol şakağındaki bir beni gösterecek kadar ayrıntılı olarak yeniden yapılandırıldığını belirttiler.

Araştırmacılar bu işlemi gerçekleştirirken bilgisayarla çoğaltılmış röntgen ışınları göndererek 3 boyutlu görüntüler elde etmeyi sağlayan, Çok Detektörlü Bilgisayarlı Tomografi (Multi Computed Tomography-MDCT) adı verilen metoddan yararlandıklarını kaydettiler. Ekip sözcüsü Dr. Federico Cesarani, yüz modelini çıkarmanın diğer yolunun mumyanın sargılarını ya kopararak ya da muhafazasını değiştirmek suretiyle çıkarmak olduğunu vurguladı.

Teknik gelecekte, kriminal laboratuvarlarda ceset teşhisi, antropolojide tarih öncesi toplumların araştırılması ve tıpta ise tarih öncesi insanları etkileyen hastalıkların incelenmesinde kullanılabilecek.



http://img.mynet.com/ha2/1902_smartshopper.jpg
Eksiği siz söyleyin, listeyi SmartShopper tutsun
Market rafları arasında ya da pazar tezgahaları arasında dolaşırken evde eksik olanları düşünerek vakit kaybetmek SmartShopper ürünü ile son buluyor. Cepte ve çantada kolayca taşınabilen SmartShopper sesli şekilde söylenen kelimeleri belleğine kaydedip daha sonra tek tuşla alışveriş listesi şeklinde yazıya dökebiliyor.

Alışveriş esnasında binlerce ürün arasından eksiklerin unutulmadan satın alınması çoğu zaman uzun zaman alır. SmartShopper, bu gereklilikleri bir anda düşünüp bulmanın ya da rafların arasında dolaşarak hatırlamaya çalışmanın önüne basit çalışma mantığı ile geçiyor.

Aklınıza eksik bir ürün geldiğinde SmartShopper ister çantadan çıkartılarak isterse de buzdolabına mıknatısla yapışmış durumdayken üzerindeki kayıt butonuna basarak kayıt yapılabiliyor. Girilen bilgileri belleğinde tutan ürün alışveriş esnasında yazırma butonuna basıldığında önceden kaydedilmiş bilgileri liste halinde sunabiliyor.


evo 27 Şubat 2007 19:24

GÖZLERİNİZ 3 MART GECESİ GÖKYÜZÜNDE OLSUN



ANKARA
- İlk tam ay tutulması bu yıl 3 Martta gerçekleşecek. Türkiye'den izlenebilecek tutulma dolayısıyla Ankara Üniversitesi Rasathanesi'nde bir dizi etkinlik düzenlenecek. Düşük bir ücret karşılığında halka açık olacak etkinliklerde, tam ay tutulmasının yanı sıra Venüs ve Satürn gezegenlerinin de gözlemi yapılacak.
Ankara Üniversitesi (AÜ) Rasathanesi yetkililerinden alınan bilgiye göre, tutulma 3 Mart 2007 Cumartesi gecesi saat 23.30'da başlayacak ve 03.12'de son bulacak. Bu zaman diliminde saat 00.44 ile 01.58 arasında 1 saat 14 dakika süre ile ay yüzeyi tam olarak dünyanın gölgesi tarafından örülmüş olacak. 3 Mart'ta gerçekleşecek ay tutulması, herhangi bir gözlem aracı olmadan da çıplak gözle Türkiye'nin her yerinden izlenebilecek.
AÜ Rasathanesi'nde 3 Mart günü saat 19.00-03.15 saatleri arasında gerçekleştirilecek etkinlikler, havanın açık ya da kapalı olmasına göre değişecek. Rasathanede tam ay tutulmasının yanında Venüs ve Satürn gezegenlerinin de gözlemi yapılacak. Yetişkinler 3 YTL, öğrenciler ise 2 YTL ödeyerek etkinliklere katılabilecek.
a.a.

Ay tutulması nedir?..:

Ay kendi yörüngesini dolanırken, kimi zaman Dünya'nın gölgesine girer. Buna Ay tululması denir. Ay tutulması, dolunay zamanında ve ayın düğüm noktalarına yakın olması durumunda meydana gelir. Ayın dünyanın gölgesine girmesi ile güneşten aldığı parlaklığı kaybetmesi neticesinde görülür.




evo 3 Mart 2007 10:38

NASA SATÜRN'ÜN YENİ FOTOĞRAFLARINI YAYINLADI



ANKARA
- Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Cassini uzay aracının yeni açılardan çektiği Satürn ve halkalarının fotoğraflarını yayınladı.
NASA'nın web sitesinde yayınlanan yeni fotoğraflar, Cassini tarafından Satürn gezegeninin üzerinde ve altındaki açılardan son iki ay içinde çekildi.
NASA'nın yayınladığı görüntülerde, siyah-beyaz ve renkli fotoğrafların yanı sıra Cassini'nin, gezegenin güneyinden kuzeyine doğru yönelirken halkalarını çektiği görüntüler de bulunuyor.
1997'de fırlatılan Cassini-Huygens, Satürn'ün keşfine yönelik ilk uzay programı. NASA tarafından yürütülen projede Cassini uydu modülü ABD, Huygens sondası Avrupa Uzay Ajansı tarafından üretildi.
7 yılda 3,5 milyar km yol katettikten sonra 1 Temmuz 2004'te Satürn'ün yörüngesine yerleşen Cassini uzay aracı, daha önce de Satürn ve halkaları ile Satürn'ün uydusu Titan'ın kuzey kutbundaki "ABD'nin yarısı büyüklüğünde dev bir bulutu" görüntülemişti.
NASA'nın yeni yayınladığı fotoğraflar, şu web sitelerinden görülebilir:

"NASA - Cassini-Huygens: Close Encounter with Saturn",
"Cassini-Huygens Home"
"http://ciclops.org"

a.a.


vain 3 Mart 2007 13:00

http://img.mynet.com/ha2/uzay.jpg
Almanya Ay'a uzay mekiği gönderecek
BERLİN (İHA) - Alman uzay ajansının, Ay'a insansız uzay mekiği göndermeye hazırlandığı belirtildi.

Alman Havacılık ve Uzay Merkezi (DLR) Başkanı Walter Döllinger, Financial Times Deutschland gazetesine yaptığı açıklamada, mekiğin 2013 yılına kadar hazır olacağını belirterek "Almanya'nın sahip olduğu teknik bilgiyi göstermek istiyoruz" dedi. DLR'nin projeyi Alman parlamentosuna sunduğunu belirten Döllinger, federal hükümetin projeyi incelediğini söyledi.

Ekonomi Bakanlığı üst düzey yetkililerinden Helge Engelhard ise, hükümetin DLR'nin planına sıcak bakmadığını ileri sürerek, projenin açık bilimsel veya teknik hedefleri olması gerektiğini söyledi.

Almanya Ay'a uzay mekiği gönderecek


Ay'a insansız uzay mekiği gönderme projesinin Almanya'ya maliyetinin 300-400 milyon avroya mal olması bekleniyor.
Almanya, 2. Dünya Savaşı'nın sonuna doğru kullanılan V-2 balistik füzelerini test ettiği 1940'lı yıllarda uzaya insan yapımı nesne gönderen ilk ülke olmuştu.
Bu arada projenin hayata geçirilmesi halinde Almanya, yörüngeye uzay aracı gönderme kapasitesine sahip ülkeler arasında yer alacak.


Misafir 3 Mart 2007 23:40

Satürn'ün yıllardır beklenen görüntüleri

2 Mart, 2007 10:27:00 (TSİ)



Görüntüler son iki ay içinde çekildi



Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Cassini uzay aracının yeni açılardan çektiği Satürn ve halkalarının fotoğraflarını yayınladı.

NASA'nın web sitesinde yayınlanan yeni fotoğraflar, Cassini tarafından Satürn gezegeninin üzerinde ve altındaki açılardan son iki ay içinde çekildi.

ABD'nin Colorado eyaletindeki Boulder'da bulunan Uzay Araştırmaları Enstitüsü'nden Cassini uzay aracının optik cihazlarından sorumlu bilimkadını Carolyn Porco, "İşte yıllardır beklediğimiz görüntüler" dedi.

Porco, "Satürn'ün çok üzerinde dolaşmak ve dev bir bakır madalyon gibi görünen halkalarını en aşağıdan görmek, tamamen yeni bir dünyayı keşfetmek izlenimi uyandırıyor... Nefes kesici" diye konuştu.

NASA'nın yayınladığı görüntülerde, siyah-beyaz ve renkli fotoğrafların yanı sıra Cassini'nin, gezegenin güneyinden kuzeyine doğru yönelirken halkalarını çektiği görüntüler de bulunuyor.



7 yılda 3.5 milyar km yol katetti

1997'de fırlatılan Cassini-Huygens, Satürn'ün keşfine yönelik ilk uzay programı. NASA tarafından yürütülen projede Cassini uydu modülü ABD, Huygens sondası Avrupa Uzay Ajansı tarafından üretildi.



7 yılda 3.5 milyar km yol katettikten sonra 1 Temmuz 2004'te Satürn'ün yörüngesine yerleşen Cassini uzay aracı, daha önce de Satürn ve halkaları ile Satürn'ün uydusu Titan'ın kuzey kutbundaki "ABD'nin yarısı büyüklüğünde dev bir bulutu" görüntülemişti.



İnsansız uzay uçuşlarında 3 milyar 400 milyon dolarla en büyük proje olan ve 1997'de fırlatılan Cassini-Huygens, adını, 350 yıl önce Titan'ı keşfeden Felemenkli gökbilimci Christiaan Huygens ile Satürn'ün halka aralığı ve 4 uydusunu belirleyen İtalyan asıllı Fransız gökbilimci Gian Domenico Cassini'den alıyor.

NASA'nın yeni yayınladığı fotoğraflar, şu web sitelerinden görülebilir:


vain 6 Mart 2007 12:04

Dünyanin En Gizemli 10 Nesnesi

Binlerce yil oncesine ait bazi nesnelerin uzerindeki esrar perdesi hâlâ aralanamiyor.

Focus son sayisinda bugunun teknolojisiyle bile uretilmesi zor olan gizemli nesnelerden bazilarini tanitti.

Gelecegi goren harita
*Cografya ve harita uzmani unlu Turk denizci Piri Reis'in 1513'te cizdigi Afrika, Amerika ve Guney Kutbu'nu gosteren harita, ortaya cikarildigi 1929 yilinda ortaligi karistirdi. Cunku Guney Kutbu'nun kesfi, haritanin cizilmesinden cok sonra, yani 1818'de gerceklesmisti. Dahasi, Piri Reis'in haritasi, kitanin buz altinda kalmis sahil kesimlerini de gosteriyordu.
Ancak kita uzerindeki buzlar, haritanin cizilmesinden tam 6 bin yil once erimisti.

2 bin yillik pil
*Alman arkeolog Wilhelm Konig tarafindan 1938'de Irak'in baskenti Bagdat'in yakinlarinda bulunan 2 bin yillik pil, bilim adamlarini saskina dusurdu.Konig, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabin icine monte edilmis bir bakir silindir, onun etrafindaki demir cubuk ve testinin agzini kapatan asfalttan olusan bu nesneyi "dunyanin en eski pili" olarak tanimladi. Pilin 2 volt enerji urettigi saptanirken, 1800'lu yillarda modern pili icat eden Alessandro Volta adli Italyan kontunun da sohretine golge dustu.

Bir nevi bilgisayar
*1900 yilinda Girit aciklarindaki bir batikta arastirma yapan bilim adamlari ilginc bir cisme rastladi. Tahta bir muhafazanin icine yerlestirilmis bir dizi bronz disliden olusan bu garip nesnenin kasasi, yuzeye cikarildigi anda
dagildi ve cihazin icindeki karmasIk yapi ortaya cikti. Yapilan calismalarin ardindan, bu aygitin Ay, Gunes ve diger gezegenlerin konumlarini hesaplamak ve istendigi anda bunlarin pozisyonlarina yonelik tahminlerde bulunmak icin
gelistirildigi anlasildi.

Gizemli kuru kafa
*Maya donemine ait 1000 yillik bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal uzerine oyma olarak yapilmis. Nasil yapildigi hala anlasilamayan kuru kafanin altindan tutulan isIk, dogrudan goz cukurundan yansiyor. Bu teknolojinin bugun bile mumkun olmadigi soyleniyor.

Aluminyumdan kemer tokasi
*M.S. 300'lu yillarda olen Cinli general Cou Cou'nun mezarinda 1956 yilinda bulunan kemerin tokasi, yuzde 85 oraninda aluminyumdan yapilmis. Ama dogada sadece bilesIk olarak bulunan alimunyumun diger maddelerden ayristirilarak
tek bir madde olarak kullanilabilmesi ilk kez 19. yuzyilda mumkun olmustu.

1000 yilda yapilan kent
*Pasifik Okyanusu'ndaki Mikronezya adasi yakinlarina kurulu antik Nan Madol kentinin insasi, M.O 200'de basladi ve 1000 yil surdu. 250 milyon tonluk dev bazalt bloklar kullanilarak yapilan bu kent, 100 yapay adayi kanallarla birbirine bagliyor. Bu kadar bazaltin bolgeye nasil getirildigi ise hâlâ sir.

Uzaylilara inis pisti
*Peru'nun Pampa sahilindeki 450 kilometrekarelik alan uzerine cizili motifler, M.O. 300 ile M.S. 600 arasindaki donemi kapsayan hayvan ve bitki sekillerini resmediyor. Nazca medeniyeti tarafindan yapildigi dusunulen bu garip motiflerin, uzaylilar icin bir inis pisti vazifesi gordugu one suruluyor.

Concorde'un atasi
*M.O 200'de yapildigi sanilan bu nesne, 1898 yilinda Misir'da bir lahitte bulundu. Ancak gercek ucaklar icat edilene kadar ne oldugu konusunda kimse bir fikir beyan edememisti. 1972'de arkeolog Halil Mesiha bunun bir model ucak oldugunu, mukemmel bir aerodinamiginin bulundugunu ve kanatlarinin Concorde'u andirdigini iddia etti.

Cekicin sirri
*Tahta sap ve demir tokmaktan olusan bu cekic, 1936'da Teksas'ta 400-500 milyon yillik bir kayanin icine gomulu olarak bulundu. Modern bir aletin tarih oncesi bir kaya kutlesinin icine nasil girdigi bir yana, cekicte kullanilan demirin gunumuz demirlerinden bile saf olmasi bilim adamlarini hayrete dusurdu.

Harcsiz tas set
*Peru'nun Cusco bolgesindeki bir Inka kalesinin etrafini 360 metre boyunca zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapiminda, tanesi 300 tona varan kirectasi bloklari kullanilmis. Ancak hic harc kullanilmamasina ragmen bu kayalar, arasina bicak bile sokulamayacak kadar mukemmel yerlestirilmis.



vain 8 Mart 2007 10:22

Ne kadar yerimiz var ?

Bir teknoloji araştırma şirketinin yaptığı araştırmada dünya’da veri depolamak için kullanılan bütün 1 ve 0’ların ne kadar yer tuttuğu araştırıldı. Araştırmada, web sayfaları, fotoğraflar, videolar, telefon konuşmaları ve bütün arşivlenen dijital içerik göz önüne alındı.
Araştırma şirketi IDC, dünyada sırf geçen yıl 161 milyar gigabyte dijital bilgi üretildiğini açıkladı. Araştırma her dosyanın ortalama olarak 3 kez kopyalandığını varsayıyor. 161 milyar gigabytelık bilgi bugüne kadar yazılmış tüm kitapların toplamının 3 milyon katına yaklaşık bir bilgi içeriyor. 2003’te Berkeley Üniversitesi tarafından yapılan benzer bir araştırma o yıl için üretilen bilgiyi sadece 5 milyar gigabyte olarak tespit etmişti.
Bu rakamların daha da artmasının normal olacağını söyleyen araştırmacılar gelişen teknolojinin daha da çok veri saklanmasına olanak tanıyabileceğini ama şimdilik öngörülemeyen bir üst sınırın mutlaka olacağını belirttiler.

Daire fiyatına televizyon

Avrupa’dan önce Türkiye’de 200 bin YTL’den satışa çıkan dünyanın en büyük plazma televizyonları, vitrine konulduğu anda satıldı. Milyarlık otomobillerin, teknelerin, özel uçakların peynir ekmek gibi satıldığı Türkiye’de, bu kez de 100 bin Euro'luk plazma televizyon yok sattı. Ankaralı Demirhome firmasının getirttiği ve dünyanın en büyük televizyonu olma ünvanına sahip olan dev televizyonların tamamı daha ilk haftadan satıldı. 103 inç (260 cm) ekran büyüklüğüne sahip olan Panasonic marka televizyonların kimler tarafından alındığı ise satıcı firma tarafından sır gibi saklanıyor.
Hürriyet Gazetesi'nin haberine göre, dünyanın bu en büyük ve en pahallı televizyonları, Avrupa’da ilk kez Türkiye’de satışa sunuldu. Demirhome Yönetim Kurulu Başkanı Yaşasın Kızıldemir, bu televizyonu ilk olarak iki yıl önce gittiği bir fuarda gördü. Kızıldemir, 'Ürün seri olarak üretilmeye başlandığında hemen sipariş verdik. Gelen televizyonlardan birini Ankara, diğer ikisini ise İstanbul’a sattık. Kalan iki televizyonun da satışı yapıldı. Ancak henüz montajları tamamlanmadı' dedi.
TEKNİK ÖZELLİKLER
Model: Panasonic TH-103PF9EK 260 cm Full HD Plazma ekran
Ekran ebatı: 103” (260 cm)
Ekran boyutu: 16:9
Piksel sayısı: 2,073,600
Kontrast oranı: 5000:1
Güç tüketimi: 1500 W
Ebatlar: 2414x1421x129 mm
Ağırlık: 220 kilo
GERİSİ GELECEK
Dev plazma televizyonu Türkiye’ye getirebilmek için çok uğraştıklarını belirten Kızıldemir , 'Bu beş taneyi alabilmek için bile yaklaşık bir senedir Japonlarla sıkı bir pazarlık içindeyiz. Bize gelen beş taneyi sattık. Yenileri için de bağlantıya geçtik. Ama ne zaman geleceği belli değil' dedi.
VİNÇ İLE MONTE EDİLİYOR
Televizyonu aldıktan sonra en önemli sorun ise montajı. Kızıldemir, şimdiye kadar sattıkları televizyonları alanların hepsinin villada oturduğunu, bu yüzden montaj sırasında herhangi bir sorunla karşılaşmadıklarını belirtti. Kızıldemir, apartman dairesinde oturan bir kişinin bu televizyonu alması durumunda, bir vince ihtiyaç duyulabileceğini söyledi. Çünkü televizyon koruyucu kutusuyla birlikte tam 260 kilo ağırlığında.


vain 8 Mart 2007 16:31

Kumandalı Güvercinler



Çinli bilimadamları, güvercinlerin beynine elektrotlar yerleştirerek uçuşlarını uzaktan kumanda ile yönlendirdi.

Yeni Çin Haber Ajansı Xinhua'nın haberine göre, Şandong Üniversitesi'ndeki Robot Mühendisliği Teknoloji Araştırmalar Merkezi'nde görevli bilimadamları, kuşların sağa-sola, yukarı-aşağı yönlerde uçmalarını komuta etmek üzere mikro elektrotlar kullandı.
Elektrotların, bilgisayar aracılığı ile gönderilen elektronik sinyallere göre güvercinin beyninin farklı bölgelerini uyardığı ve komutlar doğrultusunda uçmalarını sağladığı belirtildi.

Xinhua'ya bilgi veren bilimadamı Su Xuecheng, ilk defa bu yöntemin bir güvercin üzerinde başarıyla uygulandığını belirtti.

Su Xuecheng, 2005 yılında da fareler üzerinde benzer başarılı bir deney yapmıştı.

Uzaktan Kumanda ile Boy Uzaması

Dokuz Eylül Üniversitesi'nden dört bilimadamı, insan boyunu hem uzaktan kumanda ile hem de belirli bir ağırlık uygulayarak uzatmak için geliştirdikleri iki farklı projenin patentini almak için başvuruda bulundu.


İlk projede boy uzatmak isteyenler için kemik içine çakılan çiviler, uzaktan kumanda ile her gün 1 mm boy uzatacak. Bu projede hasta, yattığı yerden boyunu uzatabilecek.

Diğer projede ise günde bir kez ayağını yere sertçe vuran kişinin boyu aynı oranda uzayabilecek. Projeyle birlikte bir kişinin boyu 3.5 ay gibi kısa bir sürede 10 santimetre uzatılabilecek.

Dokuz Eylül Üniversitesi'nde görev yapan Prof. Dr. Hasan Havıtçıoğlu, TÜBİTAK ve DPT'den aldıkları destek sayesinde geliştirdikleri laboratuvarlarında, Bilgisayar Mühendisliği, Makine Mühendisliği, Kimya Fakültesi ve bazı bölümlerle ortaklaşa projeler geliştirdiklerini anlattı.

Doç. Dr. Önder Baran, araştırma görevlileri Bora Uzun ve Hakan Oflaz ile birlikte hem mekanik hem de şekil bellekli alaşımlardan yararlanılarak insan boyunu uzatmak için geliştirdikleri proje için Avrupa Patent Ofisi'ne 18 Eylül 2006 tarihinde başvurduklarını, üç ay sonra patentlerin gelmesini beklediklerini kaydetti.

Bacağını uzatmak isteyen kişi için önceden ne kadarlık bir uzamanın gerçekleştirileceğini tespit ettiklerini, laboratuvarlarda, kemik içine çakılacak çivinin ona göre tasarlandığını belirten Havıtçıoğlu, ''Hastanın bacağı 4 cm kısa ise çivinin içine yerleştirilen özel sistemlerle o miktarda boy uzayacak. Hasta istese de bunun üzerinde bir uzama gerçekleşmeyecek'' dedi.

Şekil bellekli alaşımlardan yararlanılarak insanın boyunun uzatılması projesinde, elektronik bir frekansın uzaktan kumanda ile harekete geçirilerek kemik içine çakılan çivinin yukarıya doğru hareketinin sağlanacağını dile getiren Havıtçıoğlu, hastaya verilecek kumandayla kendi boyunu kendisinin uzatabileceğini söyledi.

Havıtçıoğlu, çivilerin kemik kaynaması sağlandıktan sonra çıkarılabileceğini kaydetti.

Her gün 1 milimetre uzama

Geliştirilen yöntemlerin uyluk ve kaval kemiklerine monte edilebileceği bilgisini veren Havıtçıoğlu, hastanın boyunun her gün 1 milimetre uzatılabileceğini, bu yöntemlerle kısa bir sürede uyluk kemiğinin 15, kaval kemiğinin 10 cm olmak üzere toplam 25 santimetrelik bir uzamanın gerçekleştirilebileceğini belirtti.

Havıtçıoğlu, yöntemi anlattı:

''Mekanik yöntemde, hasta günde bir kez bacağına aşırı yüklenme yapacak. Kemik içine yerleştirilen çivinin özel aksamları var. Belirli yüklenme karşısında çivi kendiliğinden uzayacak.

Vücut ağırlığının ortalama 3 katı kadar bir kuvvetle yere vurulduğunda çiviler dişliler yardımıyla harekete geçiyor ve 1 milimetrelik bir uzama gerçekleşmiş oluyor. İstenen uzama sağlandığında otomatik olarak sistem kilitleniyor.

Diğer yöntemde ise belli bir frekansta bilgisayar mühendisleri tarafından yüklenen sistem, hastanın kendisi tarafından uzaktan kumandayla uygulanabiliyor.

Hastaya bir şifre veriliyor, uzaktan kumandayla gönderilen frekansla sistem çalışıyor ve ne kadarlık bir uzama sisteme yüklenmişse bir günde 1 milimetrelik uzamayla istenen boya kavuşulmuş oluyor.

Bu sistemlerin diğer boy uzatma sistemlerinden en büyük farkı hem acıyı çok azaltması, hem tedavi sürecini yarı yarıya indirmesi, hem de enfeksiyonu ortadan kaldırması. Diğer yöntemlerde 10 cm'lik bir boy uzatma işlemi 7 ay sürerken, bu yöntemlerde 3.5 ay sürecek.''

Bu yöntemlerin her isteyene uygulanmayacağına dikkati çeken Havıtçıoğlu, bacağında travma sonrasında tek bacakta kısalığı olanların, değişik nedenlerle bacağı kısa olanların ve boyu kısa olanların boyunun uzatılacağını söyledi.

Havıtçıoğlu, ''Boy uzatmanın amacı estetik amaçlı değil fonksiyon amaçlı. "Benim boyum 1.75 bir 10 cm daha uzatıp manken olmak istiyorum" diyenlerin boyunu uzatmayı uygun görmeyiz'' dedi.


evo 9 Mart 2007 15:00

MICROSOFT'TAN "SAAT AYARLAMASI" UYARISI



İSTANBUL
- Microsoft, kullanıcılarına, bilgisayar sistemlerinin kullandığı saat dilimlerini ABD’deki yeni Enerji Yasası ile uyumlu biçimde güncelleştiren yamaların yüklenebileceğini hatırlattı.
Microsoft'tan yapılan açıklamada, gün ışığından yararlanarak daha fazla enerji tasarrufu sağlamak amacıyla gerçekleştirilen ileri saat uygulamasının, bu yıl ABD ve Kanada'da diğer ülkelerden farklı olarak, üç hafta daha erken bir tarihe taşınarak 11 Mart’ta devreye gireceği ve Kasım’ın ilk haftasında son bulacağı belirtildi.
Açıklamada, Windows Vista’dan önceki işletim sistemlerinin gün ışığından yararlanmaya yönelik ileri saat uygulamasını otomatik olarak düzenleme özelliğinin, söz konusu yasal değişiklik öncesinde belirlenmiş tarihleri esas aldığına dikkat çekildi.
Verilen bilgiye göre, ilgili yamalar, Microsoft’un WEB sitesinden indirilebileceği gibi, işletim sisteminin otomatik güncelleştirme seçeneği devreye sokularak da yüklenebiliyor.

*******************************************

ABD İLK PROTOTİP "UYDU TAMİR ROBOTUNU" FIRLATTI

CAPE CANAVERAL - ABD, uzaydaki uydulara hizmet verebilecek ilk prototip "uydu tamir robotunu" fırlattı.
Amerikan ordusu, ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesiyle (NASA) işbirliği içinde geliştirdiği iki uydu sistemli "Orbital Expres" prototipini dün gece Cape Canaveral uzay üssünden fırlatarak, iki aylık yörünge denemelerini başlatmış oldu.
ABD, uydulara yakıt ikmali yapmak, bozuk parçaları değiştirmek ve teknolojik seviyelerini yükseltmek amacıyla tasarlanan prototiple uyduların ömrünü artırmayı planlıyor.

a.a.


Misafir 9 Mart 2007 15:27

Mars'ta yeraltı su sistemi teorisi

9 Mart, 2007 10:06:00 (TSİ)









Yüksek çözünürlüklü kamerayla çekilen karede kaya katmanları görülüyor




İLGİLİ HABERLER

"Mars'ta yaşam 1977'de keşfedilebilirdi"


NASA'dan 2 milyon dolarlık roket yarışması


Spirit'in ön tekerlerinden biri bozuldu


Google Mars'la Kızıl Gezegen ekranınızda


'Mars Exspress'in radarına ikinci anten




Bilimadamları, Mars'ta bir zamanlar örgü gibi yoğun bir yeraltı su sistemi bulunduğu görüşünü dile getirdi.

Bilimadamları, Mars'ın Meridiani Planum adı verilen geniş ve tepelerle dolu ovasında yaptığı incelemeleri değerlendirerek, eskiden Kızıl Gezegen'de yer altında su sisteminin bulunduğuna dair kanıtların, Mars'ın yaşam için potansiyel bileşenlerden birisiyle uzun ve karmaşık bir ilişkisi olabileceğini gösterdiğini ortaya koydu.

Bazı bilimadamları, Opportunity'nin burada bulduğu sülfat açısından zengin tortulların, bir zamanlar Kızıl Gezegen'de bulunan denizin kalıntıları olduğunu savunurken, bazıları da Meridiani Planum'un bir su havzası olmadığını ve bu nedenle büyük miktarda suyu tutamayacağını ileri sürüyor.

"Yanıt Mars'ın yüzeyinin altında"

ABD'deki Massachusetts Institute of Technology'den Jeffrey Andrews-Hanna ve meslektaşları ise, yanıtın Mars'ın geçmişinde ve yüzeyinin altında olduğunu belirtiyor.

Bulgularını İngiliz Nature dergisinde yayımlayan bilimadamları, bu coğrafi bölgenin aslında eskiden gezegenin yüzeyine suyun çıktığı izlenimini uyandıran erken Mars dönemi için bir küresel yeraltı su sisteminin modeli olduğunu düşünüyor.




Opportunity'nin bulduğu hidrate (su ile karışık) sülfat tuzu minerallerinin yer aldığı noktanın çok ötesine dek hazırlanan bir bilgisayar modeli oluşturan bilimadamları, yüzey altında su aktığına kanıt olarak ayrıca Mars Orbiter'ın çektiği ve suyun bir zamanlar erozyona uğrattığı kayaları gösteren fotoğrafları da sunuyor.

Jeomorfolog Victor Baker, Mars'ın bir zamanlar, bütün yüzeyinin altında birbiriyle bağlantılı bir yeraltı su sistemi bulunduğunu söylerken, Kızıl Gezegen bugün ise kupkuru görünüyor ve ince atmosferinin neredeyse tamamen sudan yoksun olduğu sanılıyor.

Araştırmacıların büyük bölümü, Mars'ın bir zamanlar su ile kaplı olduğunu ve Dünya benzeri yumuşak bir atmosferinin bulunduğu konusunda hem fikir.

Bu görüşbirliği bakteriyel bile olsa bir tür yaşam biçimine evsahipliği etmiş olabileceği spekülasyonunu da güçlendiriyor.

Nature dergisindeki araştırmada, bundan daha da heyecan verici olan ve NASA'nın kısa süre önce sunduğu, Mars'ın yüzeyinde hala bir miktar su bulunabileceğine ve bunun bir yeraltı kaynağından geldiğine dair kanıtlara dikkat çekiliyor.

Amerikan Mars Global Surveyor yörünge aracının 2005'te çektiği fotoğraflarda, akarsuyun açtığı iki küçük vadi tespit edilmiş, önceden çekilen fotoğraflarda bu bölgede bu vadilerin bulunmadığı anlaşılmıştı.


evo 16 Mart 2007 13:19

TV KARŞISINDA HEYECANI ÖLÇEN SİSTEM BULUNDU


TOKYO - Japonlar, TV seyircisinin ekran karşısında duyduğu heyecanı ölçebilen bir yöntem geliştirdi.
Japon iletişim devlerinden birinin geliştirdiği sistem, TV yayını ya da reklamının veya bir internet sitesinin uyandırdığı heyecanı, ekran karşısındaki göz hareketlerini analiz ederek ölçüyor.
Bir şirket yetkilisi, dünyada ilk kez geliştirilen sistemin, göz hareketlerini davranışsal ve psikolojik bakımdan tahlil ederek, "TV seyircisi ya da tüketicinin ekrandaki görüntüye gösterdiği gerçek ilgiyi ölçebildiğini" söyledi.
Küçük bir kamera kullanan sistem; göz kapağı hareketleri ve gözdeki kırpıştırmalar gibi parametreleri kullanarak sonuca varıyor.
Şirket, reklamcılara, TV yapımcılarına, tasarımcılara veya web sitesi hazırlayanlara, ürünlerinin güçlü ve zayıf taraflarını bilimsel olarak belirleme imkanı verecek kapsamlı hizmet sunacağını da bildirdi.
a.a.


vain 16 Mart 2007 13:27

2 santimlik cerrah !
Japonlar dünyanın en küçük "doktor"unu icat etti...





Japonlar bu kez de 'doktor' icat etti. 2 santimlik cerrah robot, insan vücuduna girip ameliyat yapacak

Japon bilim adamları, geliştirdikleri 'robot doktor'un porototipini dün basına tanıttı. Kesik yoluyla vücuda girecek olan robot, insan bedeninin içinde operasyonlar yapabilecek.

Ritsumeikan Üniversitesi uzmanlarının üç yıl süren bir çalışma sonucu geliştirdiği 2 santimetre uzunluğundaki doktor robot, 1 santimetre genişliğinde ve sadece 5 gram ağırlığında. Küçük bir kamera, algılayıcılar ve ilaç enjektörüne sahip olan robot, gerektiğinde bazı sağlık sorunlarını ilaçlarla tedavi edebiliyor, böylece ameliyata gerek kalmıyor.

Sırada kalp robotu var

Robot, vücudun sorunlu bölgesinden aldığı verileri çok ince bir kabloyla bilgisayara iletiyor. Ancak uzmanlar daha etkili ve kolay iletişim için robota uyumlu telsiz verici geliştirmeye çalışıyor.

Daha önce geliştirilen minyatür sağlık robotları, yutma yoluyla vücuda girebiliyor ve yalnızca fotoğraflar çekebiliyordu. ABD'li bilim adamları, kalp sorunları konusunda uzman ve enjeksiyon yoluyla vücuda zerk edilecek yeni tip bir robot da geliştiriyor.


Misafir 16 Mart 2007 19:59

Bu Teknoloji çığır açacak
Kozmetik, tıp, enerji ve savunma sanayi başta olmak üzere bütün alanlarda kullanılan malzemelerin yapımın yeni bir boyut getiren nanoteknoloji, bilim dünyasında çığır açıyor.

Bu teknolojiyle yapılan cep telefonları, güzellik kremleri, kıyafetler, kameralar ve gözlükler, teknolojinin sonsuzluğunu gözler önüne seriyor.

Avrupa Birliği'nin de 3,5 milyar avroluk bütçesi ile en büyük 4. alan olarak kaynak ayırdığı nanoteknoloji, mikroteknolojiden sonraki en önemli teknolojik gelişme olarak değerlendiriliyor.

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekmel Özbay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''nano'' kelimesinin Yunanca'da ''cüce'' anlamına geldiğini, nanoteknolojinin atomik seviyedeki teknolojilerle çalıştığını anlattı.


Nanoteknoloji üzerine çalışmalarının 10-15 yıl öncesine dayandığını aktaran Özbay, üzerinde değişiklik yapılamayan pek çok maddenin özelliklerinin nanoteknoloji ile değiştirilmeye başlandığını kaydetti. Özbay, cep telefonlarının, güzellik kremlerinin, kıyafetlerin, kameraların ve gözlüklerin nanoteknoloji ile yeni bir boyut kazanacağını, bu teknolojiyle üretilen ürünlerin yakın gelecekte vitrinlerde yerini alacağını anlattı.

Her teknolojinin malzemeye dayandığını ifade eden Özbay, nanoteknolojinin malzemelerin boyutunu önemli ölçüde küçülteceğini belirtti. Özbay, ''Boğaziçi Köprüsünün halatlarının kalınlığı 1 metre civarında, epeyce büyük. Nanoteknoloji ile bu 1 santimetreye kadar indirilebilir. Halatlar, küçük olması ile beraber aynı zamanda sağlamlığı da yüksek olan malzemelerden yapılabilir'' diye konuştu.

TUNGSTEN LAMBALAR TARİHE KARIŞACAK

Nanoteknoloji alanında yaptıkları çalışmalardan söz eden Özbay, aydınlatmada kullanılan ve ''tungsten'' diye isimlendirilen lambaların kullanımının nanoteknolojide gelişmeler nedeniyle yakında tarihe karışacağını söyledi. Nanoteknolojiyle yüksek verimliliğe sahip ışık kaynağı elde etmeyi amaçladıklarını ifade eden Özbay, yeni lambaların daha az elektrik tüketerek daha fazla aydınlatma sağlayacağını söyledi.

Nanoteknoloji ürünü elektronik aletlerin elektrik tasarrufu sağlayacağına işaret eden Özbay, dizüstü bilgisayarların enerjisinin büyük bölümünün ekran aydınlatmasında harcandığını, nanoteknolojiyle batarya ömrünün uzayacağını, dolayısıyla elektrikten tasarruf edileceğini söyledi.

Türkiye'nin nanoteknoloji alanında yapacağı çalışmalar sayesinde, enerji tasarrufunda önemli aşama kaydedeceğini vurgulayan Özbay, ''Bir anlamda, şu anki elektrik tüketimini arttırmadan, yeni doğalgaz kaynakları ya da yeni nükleer enerji kaynakları kullanmadan, enerji daha verimli kullanıldığından aynı aydınlatma çok daha ucuza ve az elektrik tüketilerek elde edilecek'' dedi.

KOZMETİK VE TIPTA NANOTEKNOLOJİ

Özbay, nanoteknolojinin en çok kozmetik sektöründe kullanıldığını ancak gelecekte kullanım alanının hemen her alana yayılacağını bildirdi. Kırışıklık kremlerinin nano kapsüller içine konulduğunda cildin tamamına uygulanabildiğine dikkati çeken Özbay, pek çok kozmetik firmasının bu teknolojiyi kullanmaya başladığını kaydetti.

Nanoteknolojinin kanser tedavisine de çok büyük katkılar yapacağını kaydeden Özbay, kanser ilaçlarının nano kapsüllere yükleneceğini anlattı. Bu ilaçların vücuda verilmesinin ardından, nano tabancalarla yalnızca istenen bölgelerde patlatılacağını söyleyen Özbay, ilacın sadece tedavi edilecek noktada uygulanacağını ve tedavide yan etkilerin ortadan kalkacağını söyledi.

Özbay, bu teknolojinin kanser tedavisinde kullanılması için 3 yıllık bir sürenin öngörüldüğünü, başlatılan bir projede Gazi Üniversitesi ve Eczacıbaşı firmasıyla çalıştıklarını bildirdi.

CEP TELEFONLARI KÜÇÜLECEK

Nano malzemelerin kullanıldığı tıbbi görüntüleme sistemlerinin çözümlemelerinin daha da artacağına dikkati çeken Özbay, DVD kapasitelerinin artırılabileceğini, bilişim teknolojisinde de büyük bir çığır açılmış olacağını söyledi.

Nanoteknolojinin termal kameraların gece görüş sistemleri açısından da yenilikler getirdiğini anlatan Özbay, nanoteknoloji ürünü termal kameraların çok daha uzaktan görüntü alabileceğini belirtti.

Nanoteknolojinin günlük yaşamın vazgeçilmez ürünü olan cep telefonlarının küçültülmesine de olanak sağlayacağını kaydeden Özbay, nano malzemelerle yapıldığında cep telefonların boyutlarının bugün kullanılanlara göre 100 kat küçültülebileceğini ifade etti.

NANOTEKNOLOJİ PAZARINDA TÜRKİYE'NİN YERİ

Gelecek 15 yıl içerisinde nanoteknolojinin dünya ekonomisine 3 trilyon lira ek kaynak sağlayacağını belirten Özbay, bu teknolojinin Türkiye açısından da büyük önem taşıdığını vurguladı.

Türkiye'nin bu teknolojinin ''üreticisi'' ya da ''tüketicisi'' olma konusunda bir karar vermesi gerektiğine işaret eden Özbay, Türkiye'nin bugüne kadar nanoteknolojinin tüketicisi konumunda olduğunu söyledi. Özbay, ''Amacımız yalnızca bilim yapmak değil, bu teknolojiyi Türkiye'nin yararına kullanmak'' dedi. Türkiye'nin nanoteknolojiyi tüketen değil, üreten ülke konumuna gelebileceğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

''Nanoteknolojinin insana sağlayacağı refahı algılayabilen herkes bu teknolojiye sahip olmak istiyor. ABD 4 sene içinde nanoteknolojiye 4,5 milyar dolarlık kaynak ayıracak. AB 7. Çerçeve Programında bu alana ayırdığı kaynağı 3.5 milyar avroya çıkardı. Önümüzdeki 7 yıl içinde AB, nanoteknolojiye 100 milyar avro kaynak aktaracak. Bunu sadece bilim yapılsın diye değil, buradan çıkacak teknolojilerin refah seviyesini daha da arttıracağına inandıkları için yapıyorlar.

Çin bu konularda 1 milyon kişi yetiştirmek üzere bir eğitim çalışması başlattı. Japonya, Kore ve İsrail'de bu konuda çok önemli çalışmalar var. Yani tüm gelişmiş ülkeler buna kaynak ayırıyor.''


vain 16 Mart 2007 21:06

Kalifornia'da Kök Hücre Araştırmalarını Referandumla Kabul Etti
Amerika'nın Kalifornia eyaletinde son seçimlerde %59'a karşı %41 oyla kök hücre araştırmalarına 3 milyar dolar ayrılması kabul edildi.
Bush hükümetinin kök hücre araştırmalarını mevcut hücre dizileriyle kısıtlaması ve yeni hücre dizileri elde edilmesi için devlet kaynaklarının kullanılmasını engellemesinden bu yana (Ağustos 2001'den beri) ABD'de ilk kez bir eyalet konuyla ilgili referanduma giderek, kaynaklarının kök hücre araştırmalarına ayrılmasını onayladı.
Bundan sonra Kaliforniya eyaletinde kök hücre araştırmalarının gelişmesinde rol oynayacak altyapı, inşaat ve biyoteknoloji firmalarının önemli atılımlar yapması bekleniyor. Dolayısıyla 3 milyar dolarlık kaynak, hem kök hücre konusunda önemli atılımlara, hem de oluşturulacak bilimsel alt yapı daha başka bilimsel gelişmelere zemin oluşturabilecek.

Beyazkarıncalar bioyakıt üretmeye yarayabiliyor

Rio de Janerio (AA) - BM Çevre Programı (PNEU) Başkanı Achim Steiner, beyazkarıncaların (termit) bioyakıt üretmeye yarayabildiklerini söyledi.

Achim Steinmer, beyazkarıncaların, organik atıkları, ethanol üretiminde kullanılmak üzere şekere etkili ve ekonomik bir biçimde dönüştürebilen bakteriler bulundurduklarını belirtti.

Steiner, ABD'nin yenilenebilir enerjiye milyar dolarlar yatırdığını, bu miktarın bir kısmının beyazkarıncılara ayrıldığını kaydetti.

Steiner, Kenya'da tropik bölgelerde yaşayan böcekleri inceleyen laboratuvarlarda buna benzer araştırmaların yapıldığını da sözlerine ekledi


Misafir 18 Mart 2007 22:34

NASA, AY TOZU YUTMANIN TEHLİKELİ OLUP OLMADIĞINI ARAŞTIRIYOR
Ay'a 2020'de yeniden insanlı uçuş planlayan NASA, Ay tozu yutmanın astronotlar için tehlike oluşturup oluşturmadığını inceliyor.
Minik Ay tozu parçacıklarının toksik olabileceğini düşünen bilim insanları, deney fareleri üzerinde Ay tozunun akciğerlerde yaratabileceği enfeksiyon olasılığını inceleyecek.
Tennessee Üniversitesi'nden bir ekip de, ay'da kurulması planlanan üs ve uzay araçlarındaki yaşam alanlarından tozun uzak tutulması amacıyla mıknatıs filtreler kullanması olasılıklarını araştıracak.
NASA'nın Apollo uçuşlarından bu yana Ay tozunu yutmanın sağlık üzerindeki bazı olumsuz etkileri biliniyor.
Apollo 17 seferi ile Ay yüzeyinde yürüyen son insan olan Amerikalı astronot Harrison Jack Schmitt, Ay yüzeyindeki yoğun bir faaliyetin ardından kirli uzay elbisesini modül içinde çıkarttığında, ay tozunun olumsuz etkisinden ve ateşinin yükselmesine neden olmasından şikayet etmişti.
NASA, şu anda Ay tozuna daha uzun sürelerde maruz kalınmasının yol açabileceği sonuçları inceliyor ve 13 yıl içinde Ay'a yeniden insan gönderilmeden önce bu soruna çözüm bulmaya çalışıyor.


evo 19 Mart 2007 09:45

E8'İN SIRRI ÇÖZÜLDÜ



WASHINGTON
- Norveçli matematikçi Sophus Lie tarafından 1997'de bulunan ve Lie grubu adı verilen karmaşık matematiksel yapının E8 adlı bölümünün sırrı, Amerikalı ve Avrupalı araştırmacıların, 4 yıllık çalışması sonunda çözüldü.
Bunun çok önemli bir gelişme olduğunu bildiren bilim adamları, bu sayede, bilgisayarla karmaşık problemlerin çözülmesi için yapılan hesaplamaların kolaylaşacağını ifade ettiler.
E8'in sırrının anlaşılmasıyla, cebir, geometri, sayı kuramları, fizik ve kimya alanında ilerleme sağlanacağı belirtildi.
E8'in şifresinin çözülmesi için bilgisayarda yapılan hesaplamaların 60 gigabyte yer kapladığı kaydedildi.

a.a.


vain 19 Mart 2007 09:50

http://img.mynet.com/ha2/1603_optimus.jpg
Roma asaleti OLED klavyeye yansıdı

Optimus 103 adı ile yola çıkıp en sonunda tanrıların tanrısı anlamına gelen Optimus Maximus adını alan OLED klavye bu yılın son iki ayında satın alanlarla buluşacak. Nisan ayında ön siparişleri alınmaya başlayacak klavye, daha önceki beklentilerin yaklaşık 400 dolar üzerindeki bir fiyatla 1490 dolara satılacak. Klavyenin tuşlarının programlanabilir olmasının bu fiyatı ne kadar kabul edilebilir kılacağını zaman gösterecek.

OLED klavyenin bütün tuşları 5 yıllık ömre sahip 32x32 (piksel) çözünürlüklü OLED'lerden oluşacak. Bu kullanım süresi doğal olarak kullanım tarzıyla da bağlantılı olacak. Ancak OLED tuşların mümkün olduğunca uzun dayanması için elden gelen çaba harcanmış. OLED bölümler sabit tutulurken, tuşa basma sırasındaki hareket gereksinimi tuşların üzerine geçirilmişbaşlıklarla karşılanmış.

Klavye bu kadar pahalı olunca tuşların birinin kırılmasının felakete yol açmaması için de bir düzenleme yapılmış. Yedek tuşların 10 dolara satılıyor olacağı açıklandı. Daha az sayıda programlanabilir tuşu bulunan 1000 dolar altı fiyatlı OLED klavyeler üzerinde çalışmaların sürdürüldüğü de bildirildi.


Bitkilerinde dili var!

Ne sinir lifleri ne de beyinleri ve kasları ya da ağızları var, ama yine de yaşayan her organizma gibi, bitkiler farklı uyarılara çeşitli salgılarla tepki gösterebiliyor.

Bitkilerin mesajlarını duyabilseydik, belki de ormandaki yürüyüşlerimizi büyük bir gürültü içinde yapmak zorunda kalırdık. Ama ne iyi ki bitkiler sadece optik ve kimyasal uyarılar veriyor.

Bitkilerin, ışık, su veya besleyici madde gibi abiyotik faktörler dışında, herbivorlar (bitkisel besinlerle beslenen canlılar) ve patojenlerle (bakteri, virüs, mantar) de başa çıkmaları gerekiyor.

Onların hareketsiz olmaları, haşerelere karşı savunmasız kaldıkları anlamına gelmez.

Çünkü her zaman ya da sadece ihtiyaç halinde kullandıkları çok sayıda koruma ve savunma mekanizmalarına sahipler. Dikenler veya yakıcı tüyler bitkiyi her zaman koruyan fiziksel savunma mekanizmalarıdır.

Bana dokunma Mesela ısırgan otunun uyarısını:"Bana dokunursan, yakarım!" şeklinde çevirebiliriz. Fiziksel korunma dışında bitkiler doğrudan doğruya haşerelere zarar veren zehirli maddelerle de kimyasal savunma yapabiliyorlar. Bununla birlikte kimyasal savunma maddelerinin üretimi bitkiler için çok zahmetlidir ve çok fazla enerji gerektirir. İşte bu nedenle kimyasal savunma sadece ihtiyaç halinde yapılıyor.

Böcek saldırısı karşısında salgılanan çeşitli koku maddeleri, bitkiye zarar veren böcekleri yiyerek azaltacak yırtıcı böcekleri çekebilir. Bilim adamları gerçi bu kokulu salgıların, yakındaki bitkileri de uyarabileceğini tahmin ediyorlardı ama bitkilerin bu uyarı sinyaline ne şekilde tepki gösterdikleri hala merak konusudur.

Bu reaksiyon koku maddesinin yaprağın üzerine ulaşmasıyla başlar ve sinyal iletimiyle devam eder.

Komşu ağaca uyarı Aslında saldırıya uğrayan ve uğramayan bitkiler arasındaki iletişimin varlığıyla ilgili ilk kanıtları Ian Baldwin, 1983 yılında ortaya koymuştu. Kavak ve akçaağaçta meydana gelen "yaralanmalarda" zehirli fenoller ve tanenler üretildiğinde, henüz zarar gelmemiş komşu ağaçta fenol ve tanen içeriğinin aynı oranda yükseldiğini görmüştü bilim adamı.

Benzer sonuçlara söğüt (Salix sitchensis) araştırmasıyla ulaşan D.Rhoades, tırtıllar tarafından yenen yaprak kalitesinin, yara almamış bitkilerinkine göre daha düşük olduğunu görmüş. Aynı etki, saldırıya uğrayan bitkilerin yanında büyüyen ancak kökleri temas etmeyen komşu bitkilerde de görülmekte.

Bunun en iyi açıklaması yaralı ve yaralı olmayan bitkiler ve henüz zarar görmemiş komşu bitkiler arasında uçucu organik maddeler (VOCs: volatile organic compounds) aracılığıyla iletişimin varlığı olabilirdi.

Dili kanıtlamak Yirmi yıl öncesine ait bu araştırmalar, birçok bilim adamını "bitkilerin VOCS aracılığıyla iletişimi" üzerine çalışmaları için bir zemin oluşturmuştu.

Çok sayıda araştırma öte yandan, bir bitki dilinin kanıtlanmasını zorlaştıran, deneysel zorlukları da ortaya çıkardı. Bitkiler araştırmaların birçoğunda gerçek olmayan deneysel koşullara maruz bırakılmıştır.

Mesela hava geçirmez kaplara konan bitkilerde çok sayıda sorun oluşmuştur. Bu düzenleme yüzünden koku maddeleri hazne içinde yoğunlaşırken, bitkinin fizyolojik statüsü de değişmekte. Fotosentez süreçleri işlemeye başlayınca da haznedeki CO2 oranı düşerek, karbon bileşimlerinin azalmasına yol açmakta.

Bitkiler bu eksikliği dengelemek için, gözeneklerdeki açıklıkları arttırıyorlar.

Ama ne var ki bu süreç yüzünden mezofil hücreleri yoğun olarak koku maddelerinin etkisinde kalıyorlar ve bitkinin doğal koku maddesi oranına göre ayarlı reaksiyonu değişmekte. Ancak sürekli hava akımı sağlayan açık sistemlerle bu karışıklıklar önlenebilmekte.

Yöntem aranıyor Bu amaçta sağlıklı bitki yerine, kesilmiş yapraklar veya dallar kullanılıyordu. Ama daha sonraları kesik yapraklardaki herbivor azaltıcı koku maddesi bileşiminin sağlıklı bitkilerinkinden farklı olduğu anlaşıldı.

Bitki kesildiğinde, bitkinin tüm fizyolojik statüsünü değiştiren önemli bakım unsurları kaybolmuş olur. Bu nedenle de kesik yapraklar ve dallar ne koku üreten ne da alıcı bitkinin incelenmesi için uygun değildir.

Sentetik koku maddelerinin kullanılması, bitki tarafından salgılanan VOC karışımının parçalanmasına ve aktif maddelerin tanımlanmasına izin vermekte.

Burada zor olan bitkilerin doğal miktarda koku maddesi salgılamasını sağlamak, çok sayıda bileşimler arasındaki bağlantıyı bulmak ve böceğin bitkiyi kemirmesine karşı salgılanan koku karışımındaki azalmayı takip etmek.

Oysa açık havada gerçekleştirilen araştırmalar daha gerçekçi deneysel koşullara imkan vermekte.

Yeni bulgu Örneğin R.Karban ve ekibi 2000 yılında, zarar görmüş kokulu Amerikan çalısı (Artemisia tridentata) yanına dikilen tütün bitkisinin (Nicotiana attenuata), herbivorlardan daha az zarar gördüğünü ve diğerlerine göre daha fazla tohum ürettiğini görmüş.

Ancak sentetik koku maddeleriyle yapılan deneylerle, tütün ve bu kokulu çalı arasındaki iletişim kanıtlanamamıştı. Max-Planck Enstitüsü bilim adamları son çalışmalarıyla, kokulu çöl çalısı tarafından salgılanan VOC karışımının yanındaki tütün bitkisi üzerinde dolaylı bir etkisi olduğunu göstermekte.

Karışım içindeki iki molekül, doğrudan doğruya savunma maddeleri üretmek yerine, sadece herbivor saldırısı sırasında üretimi arttırıyor veya hızlandırıyor, diye açıklıyor bilim adamları.

Kokulu çöl çalısınca, tütün bitkisine (alıcı bitki) sadece böcek saldırısı sırasında yapılan uyarı, VOCS aracılığıyla yapılan doğrudan savunmanın "hesaplı" türü olsa gerek.

Bitkinin enerjisi Bitkiler savunma mekanizmalarını çalıştırmak için, büyüme veya üreme için gerekli enerji ve kaynaklarını harcamak zorundalar.

Yani bir bitki savunma mekanizmalarını sürekli kullandığında, böceklerin saldırısına uğramasa bile "savurganlığını" sağlığıyla öder. Sonuçta sağlıklı büyümesi için gerekli enerji kaynaklarının önemli bir kısmını böceklerden korunmak için kullanmıştır.

Jena Max-Planck Enstitüsü bilim adamlarına ait son bir araştırma yazısında iki ilkeyi birleştirerek yukarıda söz edilen sorunları önleyen deneysel bir model sunulmakta. Bu modelde uyarıcı ve alıcı bitkilerin aralıksız olarak hava almasını sağlayan açık bir sistem kullanılmakta.

Bu sistemde uyarıcı ve alıcı bitkiler köklerinin temas etmemesi için pleksiglas kutulara yerleştirilmekte. Alıcı bitkinin arkasında kutu içindeki hava akımı sağlayan bir vantilatör çalışıyor. Temiz hava kutunun üzerindeki bir açıklıktan çekilmekte. Bu deneyde koku maddesi üreten yabani ya da genetik bitki kullanılmakta.

İşte bu şekilde uyarıcı bitki tarafından salgılanan koku karışımının, alıcı bitki üzerindeki etkisi doğadaki koşullara benzer bir şekilde test edilebilmekte.

Bitkide savunma reaksiyonu ne zaman harekete geçiyor? Bitkiler, aldıkları yara türüne göre, bunun bir dolu tanesi mi yoksa bir tırtılın marifeti mi olduğunu algılayabiliyor. Max-Planck Enstitüsü bilim adamları bu algılama yetisinin kimyasal madde olmadan işlediğini buldular. Bilim adamları daha önceleri bitkideki savunma reaksiyonunun, tırtılın tükürük salgısına bağlı olarak geliştiğini sanıyorlardı.

Wilhelm Boland, yaprak kemiren bir tırtılı taklit eden bir robot sayesinde, savunma reaksiyonunun tükürük salgısından çok mekanik yaraların etkisiyle harekete geçtiğini saptadılar.

MecWorm olarak adlandırılan robot, minik iğneyi yaprağa batırarak tırtılın kemirme davranışını taklit ediyor. Robot yaprağın üzerine herhangi bir kimyasal madde bırakmamasına rağmen bitkiler kimyasal savunma sinyalleri gönderiyorlar.

Bitkideki savunma reaksiyonunun harekete geçmesi için, robotun tıpkı gerçek tırtıl gibi çiğnemesi gerekiyordu. Çünkü yaprak sadece bir pinset ya da bisturi ile yırtıldığında bitki reaksiyon göstermemiş. Gerçek düşmanlar ve kısa vadeli mekanik etkiler arasındaki farkı algılama yetisi, bitkiye kimyasal savunma reaksiyonunu boşa harcamamasını sağlıyor.

Sonuçta kimyasal karışım mesela dolu yağmurunda işe yaramıyor dolayısıyla da kaynaklar ve enerji boşu boşuna harcanmış oluyor. Bir motor ve yuvarlak pimden oluşan MecWorm tırtıl robotu, bilgisayarla çalıştırıldığında pimle düzenli aralıklarla vuruşlar yapıyor.

Deney sırasında kullanılan fasulye yaprağı (Phaseolus lunatus) hava geçirmeyen bir hazneye yerleştirilmekte. Beş saniye aralıklarla on yedi saat boyu yapılan pim vuruşları sonucunda yaprak (Tetranynchus urticae) fasulye böceği ve diğer böcek larvalarına gösterdiği reaksiyonun aynısını göstermekte.


Enkaz kurtarma Robotu

ABD ordusuna bağlı çalışan bir araştırma merkezi, savaş sırasında enkaz altında kalan askerlerin kurtarılması için özel yapım bir robot geliştiriyor.

İngilizce Vecna BEAR adlı robot, savaş yeri ve enkaz adam kurtarma aracı olarak tanımlanıyor. Vecna robotu, hidrolik ve esnek kolların bulunduğu üst gövde, mobil bacaklar ve dinamik denge sağlayıcı ayaklar olmak üzere üç bölümden oluşuyor. Robotun yürüyüşü tanklarda kullanılan hareketli bantlarla sağlanıyor. Kurtarma robotu Vecna bir benzeri halen Irak'ta deneniyor.

Vecna robotu, yangın, enkaz altı, düşman ateşi altındaki binalardan veya kimyasal bomba atılmış bölgelerde şuuru yitirmiş kendi başının çaresine bakamayacak askerlerin kurtarılmasında kullanılacak. Robotu, ABD ordusuna bağlı Tıbbı Araştırmalar ve Malzeme Kontrolü Araştırmalar Merkezi'nden Gary Gilbert adlı bir uzman geliştirdi.

Gilbert, robotun şimdiye dek binalar ve ormanlık alanda yapılan denemelerde başarılı olduğunu vurguluyor. Robotun birçok görevi yerine getirecek şekilde esnek bir gövdeye sahip olduğunu belirten Gilbert, yükleme-indirme, ağır cihazların taşınması gibi görevleri de yerine getirebileceğini ifade ediyor.



Antarktika`da Sedef Bulutlar Görüldü

Dünyanın gördüğü en düşük sıcaklıklardan biri, çok nadir görülen bir bulut formasyonunu Antarktika göklerinde ortaya çıkardı.

Antarktika`da yer alan Avustralya`ya ait Mawson Meteoroloji İstasyonu`ndan meteorolog Renae Baker, `nacreous` olarak adlandırılan stratosferik kutup bulutlarını görüntüledi.

Sedef bulutların anası (mother-of-pearl clouds) da denen nacreous`lar, hava sıcakllığının eksi 80 santigrat derecenin altına düştüğü günlerde ve sadece kutup bölgelerinin çok yükseklerinde ortaya çıkıyor.

-87 derece oldu Renae Baker`ın fotoğrafları çektiği tarih olan 25 temmuzda da bölgede hava sıcaklığı sıfırın altında 87 santigrat derece (eksi 189 derece Fahrenheit) olarak belirlendi.

Baker, Associated Press haber ajansına yaptığı açıklamada, "o an sedef bulutların bulunduğu yükseklikte rüzgar saatte 143 kilometre hızla esiyordu. Ama onlar sabittiler" dedi.

Sedef bulutlar Nacreous bulutları, stratosferde, yerden yaklaşık 25 kilometre yukarıda oluşur ve parlak, ince ve sedefi andıran biçimlerinden dolayı sedef bulutların anası olarak adlandırılır.

Buz kristallerinden oluşan ve genellikle güneşin ufka yakın olduğu zamanlarda görülen sedef bulutların rengi ve parlaklığı güneş ışınlarını yansıtmasından kaynaklanır.

Bu tür bulutlar genel sirkülasyon ile stratosfere taşınan çok küçük su damlacıklarını içerir. Genellikle hareketsizdirler veya çok nadiren hareket ederler.


İsrail'in Oluşturduğu Çevre Felaketi


İsrail'in Lübnan'da bir enerji santralini bombalamasıyla tonlarca fuel oil Doğu Akdeniz'e boşaldı. Fuel oil tabakası 100 km'lik bir alana yayıldı ve kıyıları kapladı.

İsrail uçaklarının bombalaması sonucu Akdeniz'e akan fuel oil, Lübnan kıyılarını kaplıyor. Bazı tahminlere göre, Doğu Akdeniz'e akan petrol miktarı şimdiye dek meydana gelen tanker kazalarının en büyüğüne eşdeğer. Birleşmiş Milletler Çevre Programı, petrolün Lübnan kıyılarında ciddi bir çevre felaketi yaratacağını açıkladı. BM Çevre Programı Başkanı Achim Steiner, Lübnan hükümetine akan petrolün temizlenmesi konusunda yardım edileceğini belirtti.

Lübnan Çevre Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, yayılan petrolün temizlenmesi için gerekli ekipmanın bulunmadığı ve denize yayılan akaryakıtın hızla kıyıları kapladığı belirtildi.

Lübnan Çevre Bakanlığı'na danışmanlık hizmeti veren Malta merkezli Regional Marine Pollution Emergency Response Centre (Bölgesel Deniz Kirliliği Acil Eylem Merkezi) uzmanları, akaryakıtın Suriye karasularına ulaştığı ve kısa zamanda Doğu Akdeniz'i etkisine alacak bir felakete dönüşeceği uyarısını yapıyor.

AKDENİZ'İN SUÇU NE?
Fuel oilin deniz tabanına oturması halinde balıklar için ciddi bir tehlike yaratacağı vurgulanıyor. Ayrıca Lübnan kıyılarına yumurta bırakan kaplumbağalar da tehlike altında. Siyah ve yoğun fuel oil tabakası şimdiden Beyrut'un kent plajlarını kaplamış durumda; balıkçılar ise bu yıl balık avlanamayacağı belirtiyor. Zararın temizlenmesinin 200 milyon doları aşacağı belirtiliyor. Gayrisafi Milli Hasılası 22 milyar dolar olan ve savaşta büyük yıkıma uğrayan Lübnan için bu facia ciddi bir maliyet getirecek.

İsrail uçakları hava saldırılarının yapıldığı 13 ve 15 Temmuz tarihlerinde Lübnan'ın başkenti Beyrut'un 30 km güneyindeki akaryakıt depolarını bombalamıştı. İlk raporlara göre, delinen depolardan 10.000 ton fuel oil akmıştı. Ancak Lübnan Çevre Bakanı Berj Hacıyan, denize karışan fuel oil miktarının en az 35.000 ton olduğunu vurguluyor. Tesiste bulunan 6 adet akaryakıt deposundan 4.ü tamamen yanarken, 5.inci depodaki yangın uzun süre söndürülemedi. Akaryakıtın 5.inci depo yanarken denize aktığı düşünülüyor.

EN BÜYÜK TANKER KAZASI
Şimdiye dek gerçekleşen en büyük tanker kazasında Exxon şirketine bağlı Valdez tankeri, 1989'da Alaska açıklarında devrilmiş ve 40.000 ton ham petrol denize karışmıştı. Yapılan müdahalelere karşın akan petrol Alaska'da ciddi çevre sorunlarına neden olmuştu.








Saat: 13:35
Sayfa 1 / 6

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık