![]() |
Korku (Fobi) Nedir? Korku Hastalığı ve Fobik Bozukluklar Hakkında 1 ek Fobi![]() Fobi kelimesi Yunanca Phobos kelimesinden gelmektedir. Phobos aynı zamanda Yunan mitolojisinde dehşet tanrısının da ismidir.Gerçekte korku yaratmayacak bir objeye, aktiviteye veya duruma karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışında bulunmaya fobi denir. Kişi, bu korkuların aşırı veya anlamsız olduğunu bilse de engelleyemez, mantıksal düşünerek korkularının önüne geçemez. Fobi toplumda sık görülen bir psikolojik rahatsızlıktır. Fobisi olan insanlar “fobik” diye adlandırılırlar. Yapılan araştımalar toplumda %10 oranında fobi tespit etse de tahminen bu değer %25 dolaylarındadır. Fobiler halk arasında hastalıktan ziyade huy ya da kişilik özelliği olarak düşünüldüğünden tedaviye başvuranların sayısı azdır. Araştırmalarda fobi sıklığının beklenenden düşük çıkmasnın en önemli nedeni budur. Kadınlarda erkeklere oranla iki buçuk kat daha faza görüldüğü saptanmıştır. Fobilerin gerçek nedenleri bilinmemektedir. Öne sürülen fobi nedenleri türlerine göre değişmekle birlikte aynı fobi türünde de hastadan hastaya değişiklik gösterir. Ruhsal rahatsızlıkların çoğunda olduğu gibi fobilerde de neden biyolojik, genetik ve çevreseldir. Bazı özgül fobilerde genetik yakınlık fazladır. Örneğin kan aldırma veya enjeksiyon yaptırma fobisi olan kişilerde ailede benzer hastalık normal topluma göre daha sıktır. Ancak bu yatkınlığın genetik veya çevresel etkenlere bağlı olarak gelişip gelişmediğini aydınlatacak araştırmalar henüz yetersizdir. Bazı insanlarda adrenalin ve noradrenalin salınımının fazla olmasının veya etkilenen organların bu maddelere normal insanlara göre daha duyarlı olmasının bu hastalığa yol açtığı ileri sürülmektedir. Verilen ilaç tedavileri de bu maddelerin salınımını veya bedensel duyarlılığı azaltmaya yöneliktir. Psikiyatride fobilerin geçmiş yaşantılara bağlı olarak geliştiği yolunda ispatlanmamış çeşitli teoriler mevcuttur. Watsonun öğrenme teorisinde fobilerin şartlandırılmış refleks davranışlar sonucu oluştuğu ileri sürülür. Bu teoriye göre daha önce kaygı uyandırmayan bir uyaran kaygılı bir uyaranla bir araya geldiğinde öğrenme yolu ile kaygı uyandıran bir uyaran haline gelmektedir. Örneğin asansör korkusu olmayan bir kişi elektrik kesintisi ile asansörde mahsur kalma sonucunda asansör korkusu geliştirebilir. Bu olay öncesinde rahatlıkla asansöre binebilirken asansöre binemez hale gelebilir veya asansöre bindiğinde aşırı kaygı duyma görülebilir. Freud’a göre fobiler bilinç dışı çatışmalarla ilgilidir ve ödipal kompleks ile ilişkisi vardır. Bastırılmış, bilinç dışına itilmiş bazı korkular yer değiştirerek normalde kaygı yaratmayacak bir nesne veya duruma yöneltilir ve bu şekilde fobiler gelişir. Yapılan araştırmalarda sürekli strese maruz kalan çocuklarda yaşamın ileri dönemlerinde yaygın fobik davranışlar görülebimektedir. Sürekli stres yaratan nedenler arasında erken yaşta anne veya babanın kaybı, anne veya babadan ayrılma, ev içinde şiddete maruz kalma sayılablir. Bazı bedensel hastalıklar, nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarda fobik semptomlar görülebilir. Bu rahatsızlıkların ayırıcı tanısı yapılırken dikkate alınması gerekir. Fobi ÇeşitleriSosyal Fobi Sosyal ortamlarda başkaları tarafından inceleme altında tutulduğu korkusu performans gösterilmesi gereken durumlarda eleştirilme yada küçük düşme korkusunun yaşanmasıdır. Ve kişi bu korkunun yaşanmasından kurtulamak için bu tür sosyal ortamlara girmekten kaçınır. Kaçınma nedeniyle kişinin sosyal, meslekî ya da aile yaşamı etkilenir. Sosyal fobi iki farklı şekilde görülür.
Korkulan durumlardan kaçıma davranışı genellikle çok belirgindir. Ve bazen tam bir sosyal yanlızlıkla sonuçlanabilir. Korkulan durumlarda kaçınmak için olmadık şeyler yaparlar. Bir seminer vermesi gereken kişinin seminer iptal olsun diye ayağının kırılmasına bile sevineceğini söylemesi hatta bunun için dua ettiğini söylemesi olayın ne kadar sıkıntı verici olduğunu anlatmak için yeterlidir. Sosyal fobisi olanlar genelde aşağıdaki durumlarda sosyal fobi belirtilerini yoğun olarak yaşarlar.
Korkulan durumdan kaçma davranışı genellikle çok belirgindir. Tam bir sosyal yanlızlığa yol açabilir. Başlangıç yaşı sosyal fobide çok erkendir. Hastaların %40’ında başlangıç yaşı 10’un altındadır. Hastaların %95’inde ise başlangıç 20’nin altındadır. Okul fobisi olan çocukların %40’ında ise sosyal fobi olduğu belirtilmektedir. Sosyal fobinin başlama yaşının erken olması ciddi sorunlar doğurur. Okul başarısı etkilenir. Bazıları okulu bırakmak zorunda kalır. Yine bir çok psikiyatrik rahatsızlığın ortaya çıkmasına da yol açabilir. Bunların içinde en önemlisi depresyon, alkol bağımlılığı ve ilaç bağımlılığıdır. Özellikle batılı ülkelerde yapılan çalışmalarda sosyal fobide alkol kullanımı normal toplum bireylerine oranla 2,5 kat daha yüksek bulunmuştur. Bu da alkolün süperegoyu baskılaması daha rahat davranmayı sağlaması ile açıklanabilir ki bu durumda zamanla alkol bağımlılığı riskini artırmaktadır. Alkolikler arasında yapılan bir çalışmada sosyal fobi görülme sıklığının normale oranla 9 kat fazla olduğu tespit edilmiştir. İntihar düşünceleri ve girişimleri sosyal fobide yaşanan sıkıntıya bağlı olarak sık görülmekle birlikte sosyal fobiye başka psikiyatrik rahatsızlıklar ilave olduğunda daha da artmaktadır. Dolayısıyla sosyal fobi bir an önce tanınmalı ve tedavi edilmelidir. AgorafobiFobiler arasında sık görülen agorafobi eskiden yalnız meydanlardan, açık yerlerden korku olarak bilinirdi. Şimdi ise agorafobi çok daha geniş bir anlam taşımaktadır. Yalnız başına kalmaktan, yalnız sokağa çıkmaktan, kalabalık yerlere girmekten, örneğin sinema, tiyatro, tünel, köprü, pasaj, asansör, otobüs, vapur, uçak gibi yerlerde duyulan korkular artık agorafobi sayılmaktadır. Panik bozukluğuna bağlı olmayan fobinin nadir olduğu anlaşılmaktadır. Çoğu agorafobinin temelinde panik nöbetleri bulunmaktadır. Yani hasta panik nöbetleri geçireceği korkusu yüzünden yalnız başına sokağa çıkamamakta, kalabalığa girememektedir. Bu nedenle DSM III-R‘ye göre agorafobi belli bir durumdan ağır kaçınma davranışı gösteren panik bozukluğudur. ICD-10’da ise asıl tanı agorafobidir ve bunda panik bozukluğu olabilir veya olmayabilir. Agorafobi bireyin herhangi bir yerde panik nöbeti geçirme ve ordan çıkamama, tıkanıp kalma, hiç bir seçeneği olmama korkusudur. Ağır agorafobikler yaşamın bir çok etkinliğinden uzaklaşır. Bir süre sonra yaşamları o kadar kısıtlanabilir ki zamanla ciddi çökkünkük durumlarına da girebilirler. Özgül FobilerBelirli nesneler veya durumlardan anormal korkudur. Bunları agorafobi ve sosyal fobilerden ayırdettiren özellik korkunun özgül durumlar ve nesneler karşısında belirmesidir. Bu özgül durumlar ve nesneler olmadığında hastada rahatsızlık belirtisi yoktur. Bunlardan uzak olduğu sürece hastanın yaşamı etkilenmemektedir. Yalnız fobi nesnesi ya da durumuyla yüz yüze gelince panik derecesinde korku ortaya çıkmaktadır. Hasta bu nesne veya durumların nerede bulunabileceğini daha önceden inceler ve ona göre sakınarak sıkıntıdan kendini korumaya çalışır. Fakat çok sık karşılaşılan nesneler karşı korku yaşamı çok kısıtlayıcı olabilir. Fobiler korkunun ortaya çıktığı uyarana göre üçe ayrılabilirler:
Bazı özgül fobiler:Kapalı ve basık yerde kalma korkusu (klaustrofobi): Kapalı ve basık yerlerde duyulan korkudur. Asansör, basık tavanlı odalar, koridorlar, kapıları kapalı ve kalabalık otobüs, yeraltı çarşıları, metro, alt geçitler ve kilitli odalar onlar için korku verici yerlerdir. Hastanın temel korkusu bu sayılan yerlerde sıkışıp kalmak, nefes alamamak ve boğulmaktır. Kan-yaralanma korkusu: Halk arasında “kan tutması” olarak bilinen kan-yaralanma fobisinde hasta kan görünce rahatsızlık duyma dışında, tıbbi işlemlerde bayılacak gibi olma, kalp hızında değişme, bulantı ve bayılma gibi tepkiler gösterebilir. Hayvan korkusu (zoofobi): İnsanların bir kısmında korkulan hayvanlara karşı kötü bir deneyim yaşadıktan sonra fobi başlarken, bir kısmında da böyle bir başlatıcı bulunmaz. Gök gürültüsü ve fırtına korkusu (astrofobi): Gök gürültüsü ve fırtına fobisi olan kişiler sürekli hava durumunu izler. Havanın fırtınalı,gök gürültülü ve yağışlı olma ihtimali olduğu günlerde büyük korku ve panik duyguları yaşarlar. Yükseklik korkusu (akrofobi): Yükseklik korkusunda kişi yüksek binalara çıkamaz, yüksekten bakamaz. Birçok kişi için keyifle oturulacak balkonlar bu hastalar için eziyet olur. Yalnızlık korkusu (manofobi): Yalnızlık fobisi duyanlar tek başlarına kalmazlar. Bu fobi akşamları evde tek başlarına kaldıklarında artar. Nedensiz olarak huzursuz olurlar. Evde duydukları tüm sesleri, gördükleri tüm gölgeleri hırsızın ve yabancı birisinin varlığına yorarlar. Uçak korkusu: Uçak korkusunda kişi gideceği yere ne kadar eziyetli olursa olsun uçak dışında herhangi bir araçla gitmeye razıdır. Uçağa binmek zorunda kalırsa şiddetli korku duyar. Uçağın her hareketini, her sarsıntıyı büyük bir korkuyla izler, duyduğu her sesi motorun arızasına yorar. Yutma korkusu: Yutma fobisinde kişi yemek yerken, su içerken boğazına birşey kaçacağı ve boğulacağı düşüncesindedir. Kuruyemiş ve küçük taneli yiyecekler onun için çok korkutucudur. Ciddi sorunlardan biri de ileri derecede kilo kaybıdır. Bütün özgül fobiler tek tek anlatılamayacak kadar çoktur. Hepsi ayrı ayrı tanımlanmıştır. Fobi belirtileriKorku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar. Panik atakta görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığında ortaya çıkabilir. Bu belirtilerden bazıları şunlardır:
|
Bazı Fobiler 1 ek ![]() KORKU NEDIR?Korku normal ve oldukça sıradan bir duygudur. Hoş bir duygu değildir bazı durumlarda yararlı olduğunu kabul etmek gerekir. Tehlikelerden korur hatta uygun dozlarda motive edici bile olabilir. Aşırı ve panik şeklinde olursa tam tersine bizi engeller. Korkunun objesi gerçek ya da hayal ürünü olabilir. Korku mantıklı ya da mantıksız (usdışı) olabilir. İşte bu irrasyonel olanlara fobi adı verilir. Fobi Yunanca bir kelimedir (phobos) anlamı kaçmaktır. Adından da belli olduğu gibi fobi korku ile kaçınma arası bir duygudur. "Tarihimizi tetkik ediniz. Türk’ün çektiği bütün felâketler, maruz kaldığı tehlikeler ve musibetler hep kendi öz benliğini, millî varlığını ihmâl ederek nereden geldikleri ve ne oldukları, hangi nesle mensup bulundukları belirsiz bir takım kimseleri kendilerine reis tanıyarak onların şuursuz bir vasıtası olmak mevkiine düşmüş olmasındandır."A ablütofobi: yıkanmaktan korkma agirofobi: caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkma agorafobi: açık yer ya da kalabalık korkusu ailurofobi: kedilerden korkma akluofobi: karanlıktan korkma akrofobi: yüksek yerlerden korkma akustikofobi: belirli seslerden korkma algofobi: acı çekmekten korkma amaksofobi: araba ya da taşıt)korkusu amatofobi: toz korkusu amnezifobi:Hafızasını kaybetmekten korkma amofobi: sivri cisim korkusu androfobi: adamlardan korkma anemofobi: fırtına korkusu antlofobi: sel korkusu antropofobi: insanlardan korkma apifobi: arılardan korkma arakibutirofobi: yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku araknofobi: örümceklerden korkma aritmofobi: sayılardan korkma asimetrifobi: simetrik olmayan şeylerden korkma astenofobi: güçsüz olmaktan korkma astrafobi: şimşek korkusu ataksofobi: düzensizlikten korkma atelofobi: mükemmel ol(a)mamaktan korkma aviofobi: uçuş korkusu B ballistofobi: silahtan ya da mermilerden korkma batofobi: derinlik korkusu, yüksek binaların yanından geçmekten korkma batrakofobi: kurbağa, semender gibi (çift yaşayışlı, amfibyen) hayvanlardan korkma belonefobi: iğnelerden korkma bibliyofobi: kitaplardan korkma bromidrosifobi: vücut kokusundan korkma brontofobi: gökgürültüsünden korkma D datafobi: veriden korkma dentofobi: dişçiden korkma dermatopatofobi: deri hastalıklarından korkma dekatriaparaskevifobi: ayın 13'ünün Cuma gününe gelmesi korkusu E eisoptrofobi: aynalardan korkma elektrofobi: elektrikten korkma emetofobi: kusmaktan korkma entomofobi: böceklerden korkma endofobi: Giyecek korkusu epistaksiyofobi: burun kanamasından korkma eritrofobi: yüz kızarmasından duyulan korku erotofobi: cinsellik korkusu F farmakofobi: ilaçlardan korkma fazmofobi: hayaletlerden korkma febrifobi: yüksek ateşten korkma filemafobi: öpmekten ya da öpüşmekten korkma filofobi: sevmekten, aşık olmaktan korkma fobofobi: korkmaktan korkma fotofobi: ışıktan korkma G gametofobi: evlenmekten korkma gefirofobi: köprülerden geçmekten korkma gerontofobi: yaşlı insanlardan ya da yaşlanmaktan korkma glossofobi: topluluk önünde konuşmaktan korkma H haptofobi: dokunulmaktan korkma harpaksofobi: hırsızlardan ya da bir suçun kurbanı olmaktan korkma helyofobi: güneş'ten korkma hematofobi: kan korkusu herpetofobi: sürüngenlerden korkma hidrofobi: sudan, yüzmekten ya da boğulmaktan korkma higrofobi: nemden ya da yağmurdan korkma hipegiyafobi: sorumluluktan korkma hipnofobi: uyumaktan korkma hipofobi: atlardan korkma homiklofobi: sisten korkma homofobi: eşcinsellerden korkma İ ihtiyofobi: balıklardan korkma islamofobi: İslamdan ve müslümandan korkma J jinefobi: kadınlardan korkma K kainatetofobi:Yenilik korkusu kakofobi: çirkinlikten, çirkin seylerden korkma kakorafiyafobi: başarısız olma korkusu kanserofobi: kanser olmaktan korkma kardiyofobi: kalp hastalığından korkma karnofobi: etten korkma katagelofobi: dalga geçilmekten korkma kemofobi: kimyasal maddelerden korkma kenofobi:Karanlık korkusu keymafobi: kıştan ve soğuktan korkma kimofobi: dalgalardan korkma kinofobi: köpeklerden korkma kitinofobi:böcekten korkma klimakofobi: merdivenden düşmekten ya da merdivenlerden korkma klostrofobi: kapalı yer korkusu Kapalı ve basık yerlerde duyulan korkudur. Asansör, basık tavanlı odalar, koridorlar, kapıları kapalı ve kalabalık otobüs, yeraltı çarşıları, metro, alt geçitler ve kilitli odalar onlar için korku verici yerlerdir. Hastanın temel korkusu bu sayılan yerlerde sıkışıp kalmak, nefes alamamak ve boğulmaktır. koprofobi: dışkı korkusu koulrofobi: palyaçolardan korkma kremnofobi: yüksek yamaçlardan ya da uçurumlardan korkma kriyofobi:buzdan ya da donmaktan korkma kronomentrofobi: saatlerden korkma ksantofobi: sarı renkten korkma ksenofobi: yabancılardan korkma ksilofobi: tahta şeylerden ya da ormanlardan korkma L limnofobi: göllerden korkma litikafobi: davalardan ve mahkemelerden korkma logofobi: belirli kelimelerden korkma lökofobi: beyaz renkten korkma M manyofobi: delirmekten korkma mastigofobi: cezalandırılmaktan korkma mekanofobi: makinelerden korkma melanofobi: siyah renkten korkma mikrobiyofobi: mikroplardan korkma mizofobi: kirlilikten korkma monofobi: yalnızlıktan korkma musofobi: farelerden korkma N nekrofobi: cesetten korkma nelofobi: camdan korkma niktofobi: geceden korkma nozokomefobi: hastanelerden korkma nüdofobi: çıplaklıktan korkma Negrofobi: Zencilerden korkma O obesofobi: şişmanlamaktan korkma ofidiyofobi: yılanlardan korkma okofobi: taşıt araçlarından korkma orofobi:Yamaçtan iniş korkusu osmofobi: belirli kokulardan korkma otofobi:ıssız bir yerde kişinin tek başına olmaktan duyduğu korku P pantofobi: her şeyden korkma papirofobi: kağıttan korkma paraskavedekatriafobi: ayın onüçü ve cuma olan günden korkma patofobi: hasta olmaktan korkma pedofobi: çocuklardan korkma peladofobi: kel insanlardan ya da kelleşmekten korkma penyafobi: fakirlikten korkma pirofobi: ateşten korkma plakofobi: mezar taşlarından korkma pogonofobi: sakaldan ya da sakallı kişilerden korkma politikofobi: politikacılardan korkma porfirofobi: mor renkten korkma potamofobi: ırmaklardan ya da su akıntılarından korkma potofobi: alkollü içeceklerden korkma pteronofobi: kuş tüyünden korkma pupafobi: kuklalardan korkma pırıltıyofobi: Pırıltıdan korkma R radyofobi: radyasyondan, x ışınlarından korkma. ranidafobi: kurbağalardan korkma S selenofobi: ay'dan korkma siderofobi: yıldızlardan korkma simetrofobi: simetriden korkma skiofobi: gölgelerden korkma sosyofobi: toplumdan, genel olarak insanlardan korkma soteriofobi: başkalarına muhtaç olmaktan korkma T tafefobi: diri diri gömülmekten korkma takofobi: yüksek hızdan korkma talassofobi: deniz ya da okyanus korkusu tanatofobi: ölümden korkma teknofobi: teknolojiden korkma teratofobi: gebe kadının, şekilsiz, çirkin bir çocuk doğurmaktan korkması termofobi: ısıdan korkma testofobi: testlerden ya da sınavlardan korkma tokofobi: gebe kalmaktan ya da çocuk doğurmaktan korkma otomofobi: ameliyat olmaktan korkma toksifobi: zehir korkusu topofobi: belirli yerlerden korkma travmatofobi: yaralanmaktan korkma trikinofobi: gıda zehirlenmesinden korkma triskaidekafobi: 13 sayısından korkma tripanofobi: aşı ya da iğne olmaktan korkma trikopatofobi: saç hastalıklarından korkma Ü ürofobi: sidikten korkma X xenofobi: yabancılardan korkma V venereofobi: zührevî hastalıklardan korkma venüstrafobi: güzel kadınlardan korkma vermifobi: solucanlardan korkma Z zelofobi: kıskançlıktan korkma zoofobi: hayvanlardan korkma Alıntıdır. |
Korku Nedir? Korku Hastalığı ve Fobik Bozukluklar Hakkında 1 ek Korku Nedir?![]() Korku, hayatta kalabilmenin vazgeçilmez bir unsurudur.Korku olgusunu tek bir cümlede tanımlamak, kuşkusuz çok zordur. Buna rağmen korkuyu, irade ve mantıkla kontrol altına alınamayan, insanın içini daraltan bir yakın tehdit hissi olarak açıklayabilmemiz mümkündür. Tıbbi açıdan bakıldığında korku – hemen hemen her vakada – soluk beniz, terleme, titreme veya çarpıntı halleri ile birlikte seyreder. Korku hastalıkları ise, korkunun şiddetli bir hali olarak kabul edilir. Korkunun Gelişimi Korkumuz, ancak hayatımız sürecinde gelişen bir olgudur. Yani ne „ödlek“ olarak, ne de özellikle cesur ve korkusuz bir insan olarak dünyaya geliriz. Gözle görülür ilk korku reaksi-yonlarını, bebeklerin dördüncü ila altıncı ayları arasındaki dönemlerde algılayabilmemiz mümkündür. Çocukların ebeveynlerinden uzun süre uzak kalmalarına katlanmaları, içlerinde bu şahısların bir imajını muhafaza edebildikleri sürece mümkündür. Sağlıklı Korku – Patolojik Korku Korku, her şeyden önce sağlıklı ve insanın hayatta kalabilmesine yardımcı olan bir duygu halidir. Korku öncelikle, hem kendi kendimiz, hem de çevremizdeki insanlar için sağduyulu ve itinalı olma yetisini kazandırır bize. Nasıl ağrının beden için önemli bir alarm fonksiyonu varsa, korkunun da hayati bir önemi söz konusudur. Örneğin korkmadan ve ağrı hissetmeden ateşe yaklaşabilseydik, hayati tehlike arz edebilecek yanıklara maruz kalmamız çok kolay olurdu. Yani, korkunun da sağlık açısından önemli yönleri vardır kuşkusuz. Bu durumda gerçek korku olarak tabir edilen olgudan bahsedilir: Dışarıdan gelen bir tehlike karşısında insan; bedenen, hissi olarak ve akıl seviyesinde alarma geçirilmektedir. Ancak korku olgusunun nasıl yaşandığını veya algılandığını da herkes bilir. Örne-ğin bize korku veren duruma başka bir anlam vermek suretiyle: Geceleri evimizde sesler duyduğumuzda, bunu evde bulunan muhtemel soygunculara değil, örneğin evin içinde dolaşan kediye yormaya eğilim gösteririz. Ancak makul bir ölçüde gerçek korku hissine sahip olmak da önemlidir. Bu korkunun dozu, risk taşıyan bir olayda hazırlıksız yakalanmayacak kadar yeterli olmalı, ancak tepki gösteremeyecek kadar da („korkudan donakalma“) fazla olmamalıdır. İşte gördünüz: hem aşırı korku, hem de korkusuzluk derecesine varan az korku halleri, hastalık özelliklerini taşımaktadır. Aşırı korku halinde mutlaka yardıma ihtiyacınız var demektir, üstelik yaşam kaliteniz de kısıtlanmış olacaktır. Ancak korkusuzluk halinde sosyal açıdan topluma uyumlu ve de başarılı olmanız mümkündür. Korku olgusunun bu her iki türünün de hastalık niteliği taşımasına rağmen, aşırı korku vakasının daha önemli olduğu da bir gerçektir.
Korkuların SınıflandırılmasıKorkudan korkuya fark vardır. Bundan dolayı korku bozuklukları, tıbbi açıdan üç büyük gruba ayrılmaktadır. Bu sınıflandırmada, her bir korku kategorisinin hasta edici özelliğini vurgulamak için "bozukluk" kelimesi eklenmiştir.
Genel Korku BozukluğuKorku belirtilerinin çoğu günlerde, en az birkaç haf-ta boyunca devamla ortaya çıktığı hallerde, genel korku bozukluğundan söz edilir. Bu bozukluğu teşhis eden doktorun, teşhisine temel aldığı en önemli belirtiler arasında şu haller de bulunmaktadır:
Doktorunuz tarafından önerilen ilacın panik bo-zukluğunun tedavisine yönelik olması itibarı ile, bu broşürün „Panik nedir?“ başlığı altında konu daha ayrıntılı bir şekilde işlenmektedir. Fobik Bozukluk Fobik bozukluk, daima spesifik bir durum veya obje ile bağlantılı olan bir korku halidir. Objeye bağlı fobi, örneğin örümcek, yılan veya ateş gibi belli bir nesneye bağlı olarak ortaya çıkan bir korku halidir. Korkmak.. |
1 ek İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Psikiyatr Vedat Şar'ile söyleşi Fobilerin tedavisiFobiler nasıl tedavi edilir? ![]() - Fobilerin tedavisinde temel olarak iki yöntem izlenir. Bunlardan birincisi ilaç tedavisidir. İlaç tedavilerinin fobilerin ele alınmasında oldukça etkili olduğu birçok çalışma ile gösterilmiştir. Günümüzde en çok "serotonin geri alım inhibitörü"(SSRI) olarak bilinen antidepresan ilaçlar bu amaçla kullanılmaktadır. Genellikle tedaviye başladıktan sonra 1-2 ay içersinde sonuç elde edilmektedir. Bu süre içersinde söz konusu ilaca cevap alınmaması daha sonra da alınmayacağı anlamına gelmektedir. Eğer olumlu cevap alındı ise genellikle tedaviye en az bir sene süre ile aynı dozda devam etmek gerekmektedir. İlacın erken dönemde kesilmesi hemen her zaman fobinin tekrar alevlenmesine neden olmaktadır. Antidepresan ilaca tolerans ya da bağımlılık gelişmesi gibi bir durum yoktur. Kimi zaman SSRI tipi antidepresanlarla sonuç alınmadığında trisiklik olarak bilinen daha eski antidepresanlara da başvurulabilir. Nöroleptik (antipsikotik) ilaçların fobi tedavisinde hiçbir yeri yoktur. Anksiyete çözücü ilaçlara ise kısa bir süre için, acil durumlarda yer verilebilir. Ancak bunlara tolerans geliştiği ve etkisi kısa süreli olduğundan acil ve kısa süreli müdahaleler dışında yararlılıkları yoktur. İlaç tedavisinden olumlu sonuç alınamadığı oluyor mu? - Evet. Bazı kişilerde ilaçla tedaviden sonuç alınamaz. Bazı durumlarda ise sadece ilaç tedavisi ile yetinmek tam sonuç alınmasına yeterli olmayacağı gibi ilacın kesildiği dönemde yakınmaların tekrar etmesine yol açılmış olur. Bu nedenle ilaç tedavisi yapılsa dahi, bunun yanı sıra davranış tedavisi olarak bilinen, temelde kişinin korktuğu şeye dereceli olarak alıştırılması ve duyarsızlaştırılması anlamına gelen tedavilere başvurulması yerinde olmaktadır. Davranış tedavisi en az ilaç tedavisi kadar etkilidir, ancak uygulanması daha büyük bir çaba, zaman ve insan gücü, hastadan yoğun işbirliği gerektirir. Bu nedenle çoğu zaman ilaç tedavisine nazaran ikinci plana bırakılmaktadır. EMDR tekniğinin de fobi tedavisinde kullanıldığı biliniyor. Nedir bu yöntem? - Özellikle ruhsal travma sonucu başlayan fobilerde ise kısaca EMDR olarak bilinen (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) göz hareketleri eşliğinde duyarsızlaştırma ve yeniden proses etme yönteminden yararlanılabilir. Bu tedavi yönteminde kişinin daha önce yaşadığı ve kendisinde korku yerleşmesine yol açan olay etrafında çağrışımları toplanmakta, gözden geçirilmekte ve işlenmektedir. Hızlı ve kalıcı etki bırakan bir yöntem olması nedeniyle uygun olan vakalarda kullanılmaktadır. Ve davranış tedavisi hakkında biraz daha açıklama yapar mısınız? - Davranış tedavisinin iki türü olabilir. Bir türünde in vivo tabir edilen, kişiyi korktuğu durumla doğrudan karşılaştırma esas alınır. Ancak bunu derecelendirilmiş biçimde yapmak gerekir. Önce daha az korktuğu bir durumla karşılaştırılıp, giderek günler ve haftalar içersinde uyaranın dozu artırılır. Örneğin önce girmekten korktuğu kalabalık bir alışveriş merkezine sadece yaklaşması istenirken sonraki seanslarda o merkezin içine girmesi istenebilir kişiden. Davranış tedavisinin bir başka türünde kişi imgelemde, yani hayalinde korktuğu durumla karşılaştırılır. Bazı fobi türleri buna daha uygundur ya da bazı kişiler bunu tercih eder. Fobilerin tedavisindeki terapi sürecini değerlendirmek gerekirse yüzleşme yöntemini örneklerle anlatabilir misiniz? - Söylediğim gibi, yüzleşme yöntemi imgeleme, yani hayal etme yolu ile yapılabileceği gibi in vivo, canlı yani doğrudan korkulan nesne ya da durumla karşılaştırma yolu ile de olabilir. Genellikle bu işlem yavaş yavaş alıştırma biçiminde basamaklandırılmış olarak uygulanır. Ancak yoğun uyaranla karşılaştırma ve sıkıntının her aşamada azalmasını bekleme biçiminde de olabilir. Örneğin agorafobisi olan, yani tek başına kalabalık bir çarşıya girip orada vakit geçirmekten korku duyan ve bunu yapamayan bir kişiyi ele alalım. Uygulama için bu duruma uyan bir yer tespit edilir tedavi olacak kişi ile birlikte. Bu o bölgedeki birçok katlı ve kalabalık çarşı olabilir. Başlangıçta o çarşıya yalnız başına giderek orada sıkıntı duymasına rağmen yarım saat geçirmesi istenir. Oraya girdiğinde duyduğu sıkıntıyı 10 puan üzerinden değerlendirmesi istenir. Daha sonra aynı değerlendirmeyi orada geçirdiği sürenin sonunda da yapması ve bir not defterine kaydetmesi istenir. Çok fazla sıkıntısı olanlar için bir yardımcı terapist hastayı belirli bir mesafede belirli bir yerde bekleyebilir. Daha sonra aynı uygulama tamamen tek başına da yapılacaktır. Yarım saatlik uygulamalar sıkıntıda bir "sönme" yani kişinin kendisinin yaptığı ölçümlerde bariz bir düşme olana dek sürdürülür. Daha sonra bu uygulama bir saate çıkarılır. Çoğu zaman ilk uygulamalardan sonra kısa süre içersinde sıkıntıda azalma görülür. Terapist bu uygulama dışında belirli aralıklarla hasta ile ayrıca görüşür ve hem genel durumunun nasıl gittiğini hem de uygulamada neler olduğunu takip eder, destekleyici olur. Böyle bir uygulama devam ederken çeşitli problemler ortaya çıkabilir ya da alevlenebilir, kişinin aile bireyleri içersinde tedavi açısından problem yaratanlar varsa davranışları olumluya çevrilir ya da ortaya çıkan bir ek sorun varsa kısa sürede çözümü ve tedavinin önünü tıkamaması için çalışılır. Tedavi olumlu sonuçlandıktan sonra bu uygulamaların bir süre daha seyrelerek de olsa devam ettirilmesi istenir ve kontrol görüşmelerinde takip edilir. İnsan korktuğu bir şeyin üstesine gitmeyi neden kabul etsin ve istesin? - Gerek fobik durumlar gerekse obsesyon (takıntı), konversiyon (sıkıntıların bedene vurması), panik (sıkıntının doğrudan ifadesi) gibi benzeri durumlar kişinin hem kurtulmak istediği hem de devam ettirmekten kendini alamadığı hallerdir. Örneğin evli ama gizlice ikinci bir ilişkiyi sürdüren ve giderek "ikinci" kadına daha çok bağlandığını hisseden ve hastalık hastası olan bir erkeğin durumunu düşünelim. Bir karar vermek zorunda olduğu düşüncesi ile karşılaşmak istemez. Bu ona azap vermektedir. Buna karşılık günler boyu kendisindeki bir bedensel şikayeti pireyi deve yapacak hale getirip korku içersinde yaşadığı zaman en azından çözmek zorunda olduğu problemini düşünmekten uzak kalmaktadır. Bu en basit bir açıklamadır. Yoksa insan ruhu pek çok labirentlerle doludur ve bundan çok daha karmaşık mekanizmalar oluşur. Bu mekanizmalar kişiyi değişmek isteğinden alıkoyar. Buna karşılık kişi yine de belirtilerin zorlaması ile tedaviye başvurur. İşte bu durumda başvuran kişiyi tedavide tutmak çok önemlidir. Tedavinin sürmesini tedavici de istemeli ve hastasını teşvik etmelidir. Aksi halde başvuran kişinin kısa süre sonra tedaviyi yarım bırakması çok görülen bir durumdur. Ya da kısa süre içersinde bir başka doktora gitmek yoluyla her tedaviyi yarım bırakır ve böylece durumunu sürdürmüş olur. Doğru terapisti seçebilmeKişi kendisine iyi gelen doktoru ya da terapisti nasıl saptayabilir? - Bu önemli bir konudur. Genellikle birçok kişi, hakkında "iyi şeyler söylenen", hatta "meşhur" olan bir doktora gider. Bir dönem bu "televizyona çıkan doktor" idi. Televizyon kanallarının çok artması ile bu alan içinden çıkılması güç bir bilgi karmaşıklığı yarattı. Bu yolu kullananlar televizyona çok çıkan her doktorun kendisi için iyi sonuç vermediğini gördü. Bunun yerini kısmen internet almaya başladı. İnternet yazılı bilgi alma olanağı getirdiği için televizyon yayınlarının kısa süreler nedeni ile yarattığı yüzeyselliği aştı, daha derinlemesine bilgi toplama olanağı getirdi. Hatta internette oluşan çeşitli portallar ve mektuplaşma grupları da tedaviler konusunda bilgi toplama kaynağı haline geldi. Buna karşılık en doğru bilgiyi kişinin yüz yüze görüşme sonucu edinmesi olanaklıdır ve kararı bunun sonucunda kendisi vermelidir. Kişilerin doktor ve terapist seçme hakları olmalıdır, çünkü gerçekten de arada çeşitli farklar olabilir. Gereksinime göre çeşitli fiyatlandırmalarla karşılaşabilir. Günümüzde bedava olanından oldukça yüksek bedellere kadar uzanan değişik ücretlendirmelere rastlanmaktadır. İyi bir terapistin dinlemenin yanı sıra öneriler de getiren, kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapan ve sunan, etik kurallar konusunda dikkatli bir yapısı olmalıdır. Karar ilk görüşmede verilemeyip bir kaç görüşme sonunda verilebilir. Ortalama olarak her hangi bir psikoterapi birkaç ay içersinde terapistin yapabilecekleri konusunda bir fikir verir. Altı ay gibi bir sürede bir takım sonuçlar elde etmiş olunmalıdır. Ayrıca her bir görüşme de kendi içinde anlamlı olmalıdır. Birkaç ay ara ile terapist ile durumun ne yönde gittiği konusunda bir değerlendirme yapmak yararlı olur. İyileşen fobiler tekrar ortaya çıkar mı? - Özellikle ilaç tedavilerinde bu çok görülmektedir. Bu nedenle yıllarca ilaç kullanmak zorunda kalan kişilere rastlanmaktadır. Psikoterapi bu konuda ilaçtan üstündür. Çünkü iyi yürütülen psikoterapi sonrasında tedavi kesilse bile kişi iyileşmeye devam eder. Çünkü bir kez zihni açılmış ve düşünmeye başlamıştır. Ancak ilaç tedavilerinde olduğu kadar olmasa da psikoterapiyi sürdürmenin de değişik avantajları vardır. Yoğun olarak sürdürülmese bile aralıklı olarak terapiste bir gidip son durumu birlikte değerlendirmek ve yeni çıkan bilgileri eskilerle birleştirmek faydalı olur ve tedavinin etkisinin sürmesini destekler. Yaşam olayları da iyileşmiş olan bazı fobik belirtilerin tekrar alevlenmesine neden olabilir. Çünkü unutmayalım ki her tür fobi bir yandan kişinin sıkıntıları için bir supap görevi yapmakta ve stres karşısında artabilmektedir. Ancak bu durum kişiyi karamsar yapmamalıdır. Herkesin yatkın olduğu bir psikiyatrik tablo vardır ve stres karşısında o tabloya girme eğilimindedir. Her zaman için iyi bir tedavi yine yapılabilir ve fobi en iyi tedavi edilebilen, kişiye bedeli en az olan psikiyatrik bozukluklardan biridir. Fobisi olan kişiye aile bireyleri nasıl davranmalıdır? - Her türlü psikiyatrik problem daima aileyi de ilgilendirir. Bazen aileler psikiyatrik problemlerin oluşumunda rol oynarlar ama yine de tedavide yardımlarına gereksinim vardır. Daha da önemlisi ailenin bazı tutumları problemin devam etmesine katkıda da bulunabilir ki, bunu düzeltmek önemlidir. Fobisi olan aile bireyleri birkaç değişik tutumla karşılaşabilirler. Bunlardan bir tanesi "bir şeyin yok" tutumudur, yani problemin inkar edilmesidir. Ancak bu gibi problemler inkar edilmekle kaybolmaz ve fobisi olan kişi bundan olumsuz etkilenir. Bir başka yanlış tutumun ise fobinin desteklenmesidir. Örneğin agorafobisi nedeniyle bağımlı hale gelen bir kişinin bu bağımlılığını sürdürmesine gereksiz yere yardım edilmesidir. Onun yerine tedaviye motive edilmesi daha doğrudur. Başka bir yanlış tutum ise fobisi olan kişiye öfkelenmek, onun bu yönünü bir zayıflık olarak kullanmaktır. Böyle bir yanlış tutum daha çok istismarcı aile bireylerinden gelir ve problemi kronikleştirir. Fobiler üzerine gidilmedikçe iyileşmezler. Tedavide bu prensip önemlidir. Ancak her şeyin bir zamanı vardır. Erken bir dönemde ve birden bu yönde baskı yapmak ters sonuç verir. Adım adım ilerlemelidir. Fobiden kurtulmak bir alışma meselesidir. Grup tedavisiFobik kişilerin bir araya gelmesi ve sorunlarını tartışması yararlı mıdır? - Bilgi alışverişi tedaviye yönlendirdiği sürece yararlıdır, ama birçok amatör grupta tedaviye yönelmeden çok, problemlerin bitmek tükenmek bilmez bir şekilde tartışıldığını ve kimi zaman da şikayet sahibi kişilerin ümitlerinin kırılmasına neden olunduğunu görüyoruz. Türk toplumunda problemi çözmekten çok dert yanma biçiminde tutumlar yaygındır ve yararlı değildir. Ancak fobi tedavisinin grup terapisi biçiminde yürütülmesi mümkündür. Bu ise mutlaka profesyonel bir terapistin varlığını gerektirir. Kişilerin kendi aralarında toplanıp konuşmaları hemen her zaman hedefin kaybolmasına ve olumsuz etkileşimlere neden olur. Fobi tedavisi grup halinde yürütülse de her bir kişinin tek olarak tedavisi esastır. Ancak gruptan o kişinin tedavisini güçlendirme anlamında yararlanılır. Başkalarının da benzer sorunları olduğunu görmek ya da başkalarının iyileşerek bu sorunlardan kurtulmalarını izlemek kişiye kendi durumu ilgili iyimserlik ve motivasyon verir. Grubun bir yararlı tarafı da iyi davranışlar ve çözümler konusunda kişiye uygun modeller sunabilmesidir. Model alma en kolay öğrenme yollarından biridir ve krizdeki insanı düzlüğe çıkarmada yararlıdır. Zaten fobik yaşantısı olanlar model almaya oldukça yatkın kişilerdir. İlaçla tedaviFobi tedavisinde kullanılan psikiyatrik ilaçların bulunmasında neler rol oynamıştır? - Fobi tedavisinde antidepresan ilaçlar kullanılır. Antidepresan ilaçların bulunması birçok keşif gibi tesadüfen olmuştur. Tüberküloz hastalarında depresyon sık görülmektedir. Özellikle eski yıllarda modern tedavilerin daha az etkili olduğu ve tüberkülozun hele ki, sosyoekonomik durumu zayıf kişilerde yaygın görüldüğü dönemlerde bu hastalarda depresyon çok sıktı. Tüberkülozun tedavisi için kullanılan trisiklik özellikli bir maddenin kullanan hastalarda psikolojik açıdan bir rahatlama yaptığının görülmesi ile bu ilacın antidepresan özellikleri olduğu düşünülmüş ve sonra ilk trisiklik ilaçlar 1950'li yıllarda üretilmiştir. Şimdi bu grup ilaçlar çok az kullanılmakta, yerini yan etkileri azaltılmış çoğu serotonerjik özellikli yeni nesil antidepresan ilaçlar almıştır. Ancak trisiklik antidepresanların bazıları da fobi tedavisinde başarı ile kullanılmakta idi. ? Günümüzde fobi tedavisinde kullanılan antidepresan ilaçların yan etkileri var mıdır? - Günümüzde serotonerjik ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar kullanıldıkları ilk günlerde baş ağrısı ve mide bulantısı yapabilirler. Çok sık rastlanmamakla birlikte uyku verici bir etki bazen da gece uygu kaçırma şeklinde yan etkileri olabilir. Ancak genellikle bu yan etkiler bir kaç gün içersinde kaybolmaktadır. Hatta kimi zaman hafif yan etkiler olması ilacın istenilen doza geldiğinin ve etkili olmaya başladığının bir işareti olabilir. Ancak bu yan etkiler rahatsızlık verici düzeyde ise ve azalmıyorsa ilacı değiştirmek gerekir. Çünkü günümüzde birçok alternatif ilaç bulunmaktadır. İlaç tedavisi görmek ille de birtakım yan etkilere tahammül etmek zorunluluğu anlamına gelmemektedir. Bu ilaçlar aynı zamanda cinsel sorunlara neden olur mu? - Serotonerjik antidepresanların bir yan etkisi de cinsel ilişki sırasında erkeklerde boşalmayı geciktirmesidir. Her kullananda bu etki çıkmayabilir. Bazı durumlarda şikayet konusu olabilir. Doz ayarı ile bu problem aşılır. Bazen de bir başka serotonerjik antidepresana geçmekle bu yan etki kaybolur. Bu, sadece ilacın kullanıldığı sürede ortaya çıkmakta olup kalıcı bir durum değildir. Serotonerjik ilaçlar alışkanlık ya da bağımlılık yapmamaktadırlar. Ancak yine de bazı kişilerde ilacı kesme döneminde bir iki hafta kadar mide bulantısı ve yorgunluk gibi belirtiler olabilir. Serotonerjik antidepresanlar kalp hastalıkları bakımından da oldukça güvenlidir ve ileri yaşlarda da kullanılabilir. Ancak ilacın kesilmesi ile fobi yakınmasının yeniden başlaması olasılığı vardır. Bunu önlemek için ilaç tedavisinin sürdüğü dönemde psikoterapi ile tedavinin desteklenmesi yerinde olur. Psikoterapinin etkisi daha kalıcıdır. Ancak ilaç ve psikoterapinin birlikte uygulanmasında bir sakınca yoktur. Tersine, tedavinin etkinliğini artırdığı sanılmaktadır. İlaçlar hangi sürede etkili olmaktadır? - İlaç tedavisinin bir özelliği de olumlu sonuçların ancak bir süre düzenli kullanımdan sonra ortaya çıkmasıdır. Bu süre üç haftadan az değildir. Bazen iki aya kadar uzar. Ancak genellikle ilk bir ayda önemli ölçüde düzelme elde edilir. Bir ay sonunda hiçbir şey değişmemişse ilaç değişikliği yapmak gerekli olabilir. Hiçbir sonuç elde edilmediği halde aynı ilaçta aylarca ısrar edilmesinin bir mantığı yoktur. İlaç tedavisinin bir özelliği de kişiyi bir süre için dış stres etkenlerine karşı koruma altına almasıdır. Bu her zaman gerekli bir şey olmasa da iyileşme döneminde kişinin buna ihtiyacı vardır. Ancak daha iyi olduğu dönemde kişinin zaten dış stres verici olaylara dayanıklılığı artacaktır. Elektroşok tedavisi fobiye iyi gelir mi? - Elektroşok tedavisinin fobide yeri yoktur. Yararlı olmaz. Günümüzde fobi tedavisinin uluslararası tek standardı ilaç ve psikoterapidir. Elektroşok tedavisinin en çok kullanıldığı yerler şizofreni ve depresyondur. Bunun dışında kullanımı oldukça nadirdir. Ancak uygun kullanıldığı durumlarda yan etkisi olmayan ve etkili bir tedavi olduğuna kuşku yoktur. Fobi hastaları tıbbın başka dallarına başvurur mu? - Bu sıkça görülür. Baş dönmesi ve mide bulantısı nedeniyle KBB uzmanına ya da gastroenterologa, kalp çarpıntısı nedeni ile kardiyologa, nefes darlığı nedeni ile solunum hastalıkları uzmanına başvuru sık görülür. "Sinir" ile ilişkisi olduğu düşünülüp nöroloji uzmanına başvuranlar da görülmekle birlikte gündelik dildeki kullanımı ile psikiyatrik hastalıklardaki "sinir" daha çok öfke ve sıkıntı anlamında iken nörolojideki "sinirin" bununla hiçbir ilgisi yoktur. Fobiler nörolojik kökenli değildir. Tersine niyetlendirme nedir? Böyle bir tedavi var mıdır? - Tersine niyetlendirme (paradox intention) bir davranış tedavisi yöntemidir. Uygun görülen vakalarda yararlı olduğu görülmüştür. Burada yapılan yaklaşım kişiyi korktuğu duruma yavaş yavaş alıştırmaktan çok onunla birden yüzleşmesini sağlamaktır, ama bunu yaparken kişinin tam da korktuğu durumu istemesi beklenmektedir. Örneğin sokağa çıkınca bir kriz geçirip öleceğinden korkan bir kişiden sokağa "ölmek üzere" çıkması istenecektir. Kendisinin ölmüş halini düşünmesi, buna kendini hazırlaması gerekecektir. Tamamen zihinde yaşanan bu durumun farkı kişinin korktuğu şeyi kendi kontrolü altında bir durum olarak düşünmesinin sağlanmasıdır. Örneğin burada ölüm beklenmedik bir zamanda gelen kontrol dışı bir şey olmaktan çıkıp "niyetlenilen" bir şeye dönüşmektedir. Gerçekten de her türlü fobide insanı en çok rahatlatan şey korktuğu şeyin kendi kontrolü altına girdiğini bilmesidir. Örneğin depreme karşı korku geliştirenlerde bu korkuyu yaşamalarını ama kendi kontrolü altına almalarını sağlayan bir "kumandalı deprem odası" egzersizi birçok kişinin bu korkuyu yenmesini sağlayabilmiştir. Çocuklarda tedaviTedaviden bahsedecek olursak? - Bazı durumlarda çocuklarda da sıkıntı azaltıcı ilaçlar kullanılabilmektedir, ancak genellikle uzun süre verilmesi gerekmemektedir. Çocukla iletişim çok önemlidir tedavide de. Çocuklar sorunları doğrudan anlatamasa da birlikte oyun oynama, resim çizdirme gibi araçlar yolu ile sıkıntılarının nedenlerini öğrenmek mümkündür. Aile ile çocukla birlikte görüşme yapmak çoğu zaman geniş bilgi sağlar. Ancak, çocuğun dışında kalan ama onu etkileyen birçok konu olabileceğinden anne ve baba ve gerekirse diğer aile üyeleri ile ayrıca da görüşmeler yapılır. Çocukların tedavisinde belirti üzerinde çok durulmaması fakat arkasında yatan etkenlere dikkatin yöneltilmesi, tedavi süresini kısaltacak ve başarı oranını yükseltecektir. Ancak pek çok ruhsal problem özellikle ergenlik çağı sonrasında tedavisi daha güç ve zahmetli hale gelir. Bu nedenle erken müdahalenin yararları çoktur. Toplumumuzda bu yönde artan bir bilinç gözlenmektedir. Gevşeme egzersizleri yararlı olur mu? -Gevşeme egzersizleri yararlıdır. Yalnız fobilerde değil her türlü gerginlik ve anksiyete hallerinde kullanılabilir. Çünkü anksiyete, genellikle kas gerginliğine yol açmakta ve bu da ağrılar ve uykuya dalmakta güçlük yaratmaktadır. Gevşeme egzersizleri şu şekilde yapılmaktadır. Kişi önce bir kas grubunu seçmekte ve onu kasmaktadır. Daha sonra bunu gevşeterek aradaki farkı hissetmekte ve sonra aynısını tekrar tekrar yapmaktadır. Daha sonra aynısını başka kas grupları ile de yapmaktadır. Bu şekilde bütün vücudunu kasmayı ve gevşetmeyi, aradaki farkı tanımaktadır. Bu çalışmayı 5-15 dakika içersinde gün içersinde yapmak mümkündür. Önce kol ve bacaklarla başlanmakta ve sonra da kafa ve ense kasları ile devam edilmektedir. Bu çalışmayı bir terapistin öğretmesi mümkün olduğu gibi kişiye yardımcı olan ses kasetleri de bulunmaktadır. Ancak gevşeme egzersizleri tek başına duyarsızlaştırma tedavisinin yerini tutmaz. Ancak duyarsızlaştırma tedavisi ile kombine etmek mümkündür. Tedavi edilemeyen fobiler var mıdır? - Çoğu fobik insan çok kısa zamanda tedavi edilmeyi beklemektedir. Bu nedenle birkaç kez terapisine gittikten sonra doktorunun kendisini tedavi edemeyeceğine inanır ve tedavisini yarım bırakıp bir başka doktora gider. Birkaç kez ona da gider ve yine bırakabilir. Başka kişilere de gidip tedavisi bitmeyince artık kendisinin tedavi edilemeyeceğine inanmaya başlar. Bu tarz kişilerin tedavisi çoğu zaman uzar. Bazı kişiler ise bunun için bir doktora gitmekten utanır, bazıları ise kendince geçici önlemler alır ve fobik davranışının ortaya çıkma ihtimalini azaltarak kontrol etmeye çalışır. Fakat bu vakalar bir dönem sonra tedaviye dirençli bir hale dönüşebilir. Öte yandan psikiyatride her hastalığın dirençli olanına rastlanır. Bununla kastedilen normal standart tedaviler uygulanıldığı halde beklenilen iyi sonucun bir türlü alınamamasıdır. Dirençli depresyon ya da dirençli obsesyon gibi dirençli fobiler de vardır. Bir psikiyatrik rahatsızlığı dirençli kılan en büyük etken stres etkenlerinin devam ediyor olmasıdır. Kişi bir yandan aile bireyleri ile problemli bir ilişki içindeyse ya da iş hayatında çözümsüz sorunlar içersinde bulunuyorsa koyla kolay sıkıntısı yatışmayacağından fobilerinden de kurtulmakta güçlük çekebilir. Böyle bir durumda tabloyu dirençli hale getiren etkenler üzerinde de çalışmak ve konuşmak gerekecektir. Fobi tedavisinin yanı sıra genel olarak psikoterapiden yararlanmak gerekir böyle durumlarda. Dirence neden olan etkenlerden biri de "sekonder kazanç" olarak bilinir. Bu ise kişinin psikiyatrik rahatsızlığı nedeniyle bazı kazanımları olmasıdır. Örneğin agorafobisi olan bir ev kadınının belki iş hayatını düşünebilecekken, bu şekilde daha rahat etmesi gibi. Bu tür sekonder kazançların fark edilmesi ve kişiyle konuşulması önemlidir. Çünkü pek çok sekonder kazanç aslında uzun vadede bir kazanç değildir kısa vadede kişiyi rahatlatsa bile. Kişiye uzun vadede gördüğü zararlar fark ettirilebilirse bu tutumundan vazgeçecektir. Sekonder kazancı olan kişiye de bu tutumundan dolayı öfkelenmemelidir, çünkü onun da bir şeyleri fark etmeye ihtiyacı vardır. |
1 ek Fobiler Nasıl Oluşur?![]() Fobilerin nasıl oluştuğu konusunda birçok teori vardır İkisi önem kazanmaktadır Analitik teoriye göre çocukluk yıllarında başka birşeyden doğan şiddetli korkular ya da endişeler bilinç dışında başka bir objeye kanalize ya da sembolize olmaktadır Kognitif davranışlı teoriye göre fobi bir şekilde öğrenilmiş ve koşullanılmış kaçınma davranışıdır Zaman içinde bu kaçınma giderek benimsenir ve mantıksallaştırılır Fobilerin tedavisinde ikinci teori daha yararlı ve daha çabuk sonuç verici Bu yöntemle hastanın negatif kognüsyonları (biliş) değiştiriliyor ve pozitif koşullanma sistematik duyarsızlaştırma ve adım adım gevşeme benlik gücü kazanma ve üstüne gitme ile fobi yenilebiliyor Bunların yanısıra başka psikoterapi teknikleri de kombine ediliyor(Self imagination self instruction Gestald vb) Biz tedavi programımızda bu ikinci yöntemi benimsiyoruz Amacımız çok kısa sürede uçuş korkusunu yenmek Başarı şansı çok yüksek Analitik ve diğer yöntemlerin tedavi ediciliği bu kadar yüksek oranda değil Ancak çok dirençli vakalarda analitik yöntem tedaviye eklenebilir Uçuş fobisinin yanısıra bir çok fobi bulunabilir Fobi türleri hakkında genel bir bilgi edinmekte yarar var Ancak tanımlanmayanlar modası geçenler (örneğin sifiliz 40 yıl önce çok yaygındı) ve yeni çıkanlar var En yaygın olanı Agorofobi dilimize açık alan ya da meydan korkusu olarak çevrilebilir Evden ve yakın çevreden ayrılma korkusu şeklinde tanımlanabilen bu fobi uçuş korkusuna sıkça eşlik ediyor Klostrofobi kapalı dar basık alanlarda hissedilen endişedir Bu da bazı uçuş korkularında var Uçağın kapıları kapandığında başlıyor Movie-fobi (hareket sarsıntı korkusu) bu da başka türü Virajlı yollardan deniz otobüsünden depremden ve türbülanstan korkuya neden oluyor Başka fobi türleri örneğin kirlilik (mizofobi) su (hidrofobi) fırtına (kerauno-fobi) yılan (ophidio-fobi) kalabalık korkusu (ochlo-fobi) karanlık korkusu (nycto-fobi) yükseklik (akrofobi) gibi Hatta fobi fobisi bile var (fobisi olmasından aşırı korkma) Kısacası fobikseniz kendinizi yalnız hissetmeyiniz Birçok kişiyle aynı duyguyu paylaşıyorsunuz Şu nokta çok önemli uçuş fobinizin yanısıra başka fobiniz olması klastrofobi agorofobi yükseklik fobisi ya da panik atak içeriyor olması tedavinizi güçleştirmez uygulanan yöntemle korkunuzu yenebilir hatta başka fobileri de yenme potansiyeli kazanabilirsiniz. |
1 ek ![]() Sosyal Fobide Psikolojik Süreç"Sosyal fobi; toplumda sık görülen, erken yaşlarda başlayan, tedavi edilmediğinde uzun yıllar devam eden ve kendiliğinden ortadan kalkma olasılığı çok düşük olan, 'sosyal ortamlardan korkma' halidir. Sosyal fobinin temel özelliği; kişinin kendisini göz önünde hissettiği durumlarda, 'küçük düşürücü' bir şeyler yapma korkusu duymasıdır. Yüzü kızarır; ter basar Sosyal fobisi olan kişi; tanımadık insanlarla karşılaşma ya da başkaları tarafından gözlemlenme ihtimalini düşünerek, belirgin ve sürekli bir korku duyar. Çekindiği bu toplumsal durumla karşılaşması, onda korku ve kaygı doğurur. Buna bağlı olarak yoğun fiziksel yakınmalar da yaşar; terleme, çarpıntı, yüz kızarması, titreme ve soğuk-sıcak basması gözlenir. Sosyal fobisi olanlar ayrıca eleştiriye karşı aşırı duyarlıdır, kendine güvenmez, sosyal ilişki kurmayı başaramaz ve girişken olamazlar. Gözlerden uzakdurur Sosyal fobik; çekindiği durumun ortaya çıkabilme ihtimali olan sosyal ortamlardan kaçınır ya da yoğun endişe ve sıkıntıyla bu duruma katlanır. Korktuğu ortamlara girdiğinde ise geri planda durur ve çekingen tavırlar sergiler. Örneğin; bir toplulukla bir yerde otururken diğer insanların onu göremeyeceği, onların bakışlarından mümkün olduğunca uzakta bir yere çekilmeyi tercih eder. Aslında yaşadığı bu korkunun aşırı ya da anlamsız olduğunu da bilir ama yine de korkusunu engelleyemez. Herkes bana bakıyor; benden sıkılıyor Sosyal fobisi olan kişinin sosyal ortamları tanımlamaları da farklıdır! Örneğin; sürekli olarak başkalarının kendisini, davranışlarını izlediğini ve eleştirdiğini düşünür. Bu nedenle başkalarının ne söylediğini, nasıl davrandığını, hatta sessizliğinin sonucunu bile kendine mal eder. Kendinin ya karşı tarafı sıktığını ya da karşı taraftan istenmediğini düşünür ve buna inanır. Sosyal fobik; en çok toplum içinde konuşmakla ilgili sorun yaşar. 'Konuşma' korkusunu; tanıdık kişilerden oluşan küçük bir grup önünde konuşmak, otorite konumundaki kişilerle görüşmek, sosyal toplantılara katılmak, toplulukta yemek yemek, telefonla konuşmak ve ev dışında genel tuvaletleri kullanmak gibi korkular takip eder. Söz konusu bu durumlardan mümkün olduğunca kaçınır. Eğer kaçamıyorsa kontrol etmekte güçlük çektiği aşırı panik, terleme, titreme, yüz kızarması ve nefes darlığı gibi duygusal ve bedensel belirtiler ortaya çıkar. İş ve okul düzenleri sürekli aksar Sosyal fobinin bir diğer zorluk çıkardığı alan da; toplum içinde iş görmeyi son derece güçleştirmesidir. Sosyal fobisi olanların iş kayıtlarının düzensiz olduğu, devamsızlığın çok görüldüğünü bildiren birçok araştırma mevcuttur. Çalışmayı başaran sosyal fobi hastaları da vardır; ancak bu kişiler sosyal fobileri tarafından kısıtlanır, sosyal ilişkiler kurmayı gerektiren işlerden uzak dururlar. Sosyal fobi; kişinin aslında sahip olduğu yeterlilikleri ortaya koymasını engeller ve bir süre sonra da kendisini yetersiz ve işe yaramaz biri olarak tanımlamaya başlar. Sosyal fobinin en sık olarak başladığı ya da en üst düzeye ulaştığı ergenlik döneminin bir özelliği, gençlerin sosyal ilişkilerini geliştirmeleri gereken bir dönem olmasıdır. Ancak bu dönemde sosyal fobi, ergenin sosyal ilişkilerini geliştirmesini engeller. Bu durumdaki genç; içe kapanık, diğer insanlarla neredeyse hiç ilişki kurmayan ve izole olmuş davranışlar gösterebilir. Aynı sorun eğitim almayı da etkiler. Kişinin daha düşük düzeyde eğitim almasına ya da eğitimi yarım bırakmasına da sebep olabilir." Sosyal fobi hastalığının en etkili çözümü erken teşhistir… Psikolojik Danışman Durul Mert |
tehlikelerden sakınmasını sağlar. Korku, bebeklikten ergenlik dönemine kadar, sıkça rastlanan bir durumdur... Çocuk yaşta ortaya çıkan korkuları düşündüğümüz zaman, genellikle hepimizin kafasında başka şeyler oluşur. İlk aklımıza gelenler arasında okul korkusu, karanlık korkusu, yalnız kalma korkusu, anneden ayrılma korkusu, yabancı korkusu bulunur. Bu listeyi tabii ki daha da uzatmak mümkündür. Öncelikle belirtmek gerekir ki, korku normal gelişimin bir parçasıdır ve kişinin kendini tehlikelerden sakınmasını sağlar. Korku, bebeklikten ergenlik dönemine kadar, sıkça rastlanan bir durumdur, öyle ki araştırmalar, çocukların yüzde 90’ında gelişimlerinin bir döneminde herhangi bir şeyden korktuklarını göstermektedir. Bu nedenle çocuklardan kayıtsız, şartsız korkusuz olmalarını beklemek çok gerçekçi olmaz. Fobiler: Öncelikle korku ve fobileri ayırmakta yarar vardır. Bir korkunun fobi olarak adlandırılabilmesi için şu ölçütlere uyması gerekir:
Korkular: Bazı korkular, belli yaş dönemleri için normal sayılır. Örneğin, bebeklik döneminde yüksek sesten ve fiziksel desteğin aniden yitirilmesinden korkulması doğaldır. Bebeğin yaklaşık 8. ayda geliştirdiği ve bir - bir buçuk yıl kadar sürebilen yabancı korkusu da normal kabul edilir. Çocuğun beş yaş civarında geliştirdiği; örneğin, cadı, canavar gibi birtakım hayali figürlerden korkması da ruhsal gelişimi için beklenebilir bir durumdur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bazı korkuların belli yaş dönemlerinde ortaya çıkabilecekleri, ancak bu korkuların bir süre sonra ortadan kaybolmalarının da gerekli olduğudur. Örneğin, 6 yaşındaki bir çocuk hala yabancılardan korkuyorsa, bu üstünde durulması gereken bir durumdur. Korku tepkisi nasıl gelişir? Bebeğin anneye bağlanmasının en önemli nedenlerinden birisi, annenin bebekteki korkuyu azaltma kapasitesidir. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde, yeni bir durumla karşı karşıya kalındığı zaman, çocuğun göstereceği tepkide annenin tepkisi çok belirleyicidir. Çocuk, örneğin ilk kez bisiklete binmeyi öğrenecekken annenin yüzündeki ifadeyi ve davranışlarını inceler. Eğer anne, çocuğa destek veriyorsa ve onun gittikçe kendine güven kazanmasını ve bağımsız olmasını sağlıyorsa, çocuk bisiklete binmeyi zevkli bir durum olarak algılayacak ve bütün dikkatini bu etkinliğe yöneltecektir. Öte yandan, anne ya da çocukla ilgilenen diğer bir kişi, çocuk bu öğrenme sürecini yaşarken sürekli endişeli bir yüz ifadesiyle onu izler ve uyarılarda bulunursa veya onu azarlarsa, çocuk dikkatini vermesi gereken etkinlikten ziyade, hayatında kendisi için çok önemli olan kişiyle ilgilenecek ve o durumla bağlantılı olarak ortaya çıkan endişesi giderek yükselecektir. Bu da çocuğun o durumdan kaçınmasına ve bir daha karşılaşmak istememesine neden olacaktır. Bu kaçınma davranışına biz “korku” diyoruz. Korku bir kaçınma davranışı olarak ortaya çıkabileceği gibi, bir şartlanma olarak da ortaya çıkabilir. Bebeklik döneminde yüksek sesten korkmanın normal olduğundan bahsetmiştik. Bu dönemde, bebek tam banyosunu yaparken, dışarda çok büyük bir gürültü meydana geldiğini varsayalım. Bu talihsiz durum, bebeğin bir su veya banyo fobisi geliştirmesine neden olabilir. Kaçınma ve şartlanmanın yanısıra, korkuya neden olan bir diğer faktör de endişelerdir. Endişenin yarattığı korkuya en çok karanlıkta ve uykuya dalarken yalnız kalındığında rastlanır. Çocuk, yaklaşık 3 yaşından itibaren toplumun kurallarıyla annesi ve babası aracılığıyla daha çok tanışmaya başlar. Artık istediğini yapmada eskisi kadar özgür değildir. Bunun sonucunda, çocuk kendini bu sıkıntılı duruma sokan anne ve babasına karşı bir öfke duymaya başlar, ancak bu duygusunu onlara yansıtmaya çekinir. Yine de böyle bir duyguya sahip olduğu için suçluluk hisseder. Ona rahatsızlık veren bu durumla başedebilmek için, anne ve babasını ya da genel olarak toplumu ve kuralları temsil eden birtakım korkutucu figürler bularak, korku ve suçluluk duygularını onlara yansıtır; bunlar bir cadı, hayalet ya da ejderha olabilir. Uykuya dalmadan önce çocuk bilinçle bilinçdışı arasındadır. İçinde biriktirdiği öfkelerin farkına varır, bunları bastıracak gücü kendinde bulmakta zorlanır. O zaman da, aslında bu duyguların yaşanmasına neden olan, ama aynı zamanda da ona destek olan ve güven veren annesini ya da babasını yanında ister. Onlar yanında olduğu zaman onların varlığından ve sevgisinden emin olur ve uykuya dalabilir. Karanlıkta, çocuğun kendini yine kontrolünü kaybetmiş olarak hissettiği bir andır ve endişe vericidir. Bu endişeyle başetmek için de yine bir dış desteğe ihtiyaç duyabilir. Korkunun bir diğer kaynağı da, çocuğun başkalarını korktukları durumlar içinde izlemesidir, yani korkuyu görerek öğrenmesidir. Örneğin, çocuk annesini uçağın içinde bembeyaz olmuş bir yüzle görür ve annenin panik içinde olduğunu anlarsa, o da uçaktan korkmaya başlayabilir. Ayrılma korkusunda, korkunun nedeni genillikle çocuk değil, annedir. Anne, çocuğun kendisinden ayrılıp, örneğin okula başlamasını istemez ve bunu çok dolaylı ve ince mesajlarla çocuğa aktarır. Anne, çocuğa o okula başladığında kendisinin bütün gün onu bekleyeceğini, bunu yaparken onu çok özleyeceğini, birlikte ne kadar güzel zaman geçirdiklerini anlatmaya başladığında ve bunu uzunca bir zaman sürdürdüğünde, çocuk okula başlamayı adeta annesine ihanet etmekle eşanlamlı tutmaya başlar ve okula gitmek istemeyebilir. Bu da okul fobisi veya ayrılma endişesi olarak tanımlanabilir. Sonuç olarak çocukluk döneminde çok çeşitli nedenlerden kaynaklanabilen, çok çeşitli tiplerde korkular olabileceğini gördük. Çocukta korkuyla başederken, korkunun bir yaş döneminin özelliği mi olduğu, korkuya neden olan belli bir olayın olup olmadığı iyice araştırılmalıdır. Anne ve babalar, çocukla kurdukları ilişkiyi gözden geçirmeliler, çocukla birlikte bu konuyu ele almalılardır. Bütün bunlara rağmen çocuğun korkusunda bir azalma olmuyorsa, bu konuyla ilgili profesyonel bir yardım aramakta yarar vardır. |
Korku nedir? 1 ek KORKU:![]() Korku bizim sürekli eşlikçimiz, her gün karşılaştığımız güçlü rakibimiz ve en büyük mücadelemizdir. Korku olumsuz ve yargıya dayalı düşüncelerimizi ve olayları kontrol etme ihtiyacımızı körükler. Korku suçluluk, utanç ve öfkenin temelini oluşturur. Yaşadığımız her zorlu duygu bir tür tehdidi, özsaygımıza ya da gerek kişisel gerek profesyonel bir ilişkinin dengesine, hatta yaşama hakkımıza yönelik bir tehdidi temsil eder. Tehdit korkuya çevrilir. Seçtiğiniz herhangi bir zorlu duyguyla başlayın, asansöre binin, bodrum kat düğmesine basın; işte, orada suçluluk, utanç ve öfkenin altında, orada olumsuzluk ve yargıların altında, onu bulacaksınız: korku. Korku, her biri çeşitli düzeylere ve ince farklara sahip olan endişe, kaygı ve sinirlilik gibi görünüşte daha yumuşak duyguların içinde gizlenir. Endişenin sebepleri işte bir sunum yapmak ile dünyadaki terörizm arasında değişiklik gösterebilir. Ayakkabılarımızın kıyafetimize uymamasından da kaygılanabiliriz, dünyadaki açlık gibi daha büyük sorunlardan da. Bir resitaldeki performansımız yüzünden biraz kaygılı olabiliriz ya da bir HIV testinin sonuçlarından ciddi bir endişe duyabiliriz. eğer korku olmasza hem yüce Allah'tan korkmayıp günah işleriz hem de hayatımız çok zevksiz geçer. Korku ve Korkuları YenebilmekBüyük bir ihtimalle korkularınızı nasıl yeneceğinizi bilmiyorsunuz. Hatta hiç düşünmediniz bile! Öyleyse bu tam size göre bir yazı. Korkunun ne olduğunu ve korkularımızdan kurtulmak için ne yapmamız gerekenleri öğrenmeye çalışacağız. Sizce nedir korku? Bir şeyin sizi alıp başka yerlere kaçırıp işkence etmesi mi? Bence bir bakıma öyledir. Korku adeta işkence gibidir. Beyninizi başka bir yere götürüp içine kötü düşünceler tıkıştırıp size geri verilmesi gibidir. Öyleyse korkunun ne olduğu hakkındaki ilk tanımımız tamamlandı. Korku aynı zamanda bir hastalık gibidir değil mi? Örneğin ölüm korkusu gibi. Mantıksız bir kötü düşünce topluluğunun kafamıza yerleşmesidir. Neden korkarız bu ölümden? İnsanlar ölmek için doğar. Hayatımızda iyi şeyler yapmışsak korkmaya gerek yoktur. Ama korku bir ihtiyaçtır aynı zamanda. Eğer korku duyumuz olmasaydı insanlığımız tamamlanmış olur muydu? Hayvanlarda bile olan duygu bizde olmasa biz nasıl diğer varlıklardan üstün olurduk ki? Korkunun bir hastalık olduğuna değindik ancak korku bazı durumlarda bize yararlıdır da. Ancak korkularımızın fobi olmasını engellemeliyiz. Fobi bize saçma gelen şeylerden korkmaktır. Ölüm gibi. Ama ölüm o kadar da saçma değildir korku olarak. Aslına bakarsak korku yeteri kadar olunca o kadar da zararlı değilmiş. Yeter ki bu korku duygumuz fobi olmasın. |
1 ek FobiKişilerin benliğinde barındırdığı hem kaygıları hem de korkuları vardır. Bunlar doğal ve evrensel bir duygulardır. Fakat korku ve kaygının derecesi kişinin günlük yaşamında aksamalara neden oluyorsa ortada doğal olmayan bir durum var demektir. Doğal olmayan bu duruma da fobi denmektedir. Fobi kelimesinin korku anlamına geldiğini bilmekteyiz. Fobi kelimesinin karşılığı korku olsa da içeriğini daha detaylı bir şekilde ele almamız gerekiyor. Korku; algılanan bir tehlike, tehdit anında hissedilen bir gerilim, güçlü bir kaçma veya kavga etme dürtüsü, hızlı kalp atışları, kaslarda gerginlik vb. belirtilerle yaşanan yoğun bir duygusal uyarılma, heyecan halidir. Korku; ancak insan yaşamını kısıtladığı özgürce yaşamasını engellediği zaman fobik özellik kazanır. ![]() Fobi kelimesi; phobos kökünden gelmektedir ve Latince de dehşet anlamına gelir. Yunan mitolojisinde ise phobos dehşet tanrısı anlamındadır. Her canlı varlığını tehdit eden ya da tehdit riski taşıyan varlık, nesne ve durumlar karşısında içgüdüsel olarak kaçar. Bu anlamda korku canlılığın sürdürülebilmesi göz önüne alındığında gerekli ve faydalı bir önyargı mekanizmasıdır.Ancak korku dozunda olmalı fobiye dönüştürülmemelidir. Fobi kelimesinin tam anlamına gelince: Bir nesnenin, durumun veya etkinliğin yarattığı ve kişinin kendisi tarafından da yersiz veya aşırı kabul edilen usdışı, yoğun, inatçı bir korku. Bu korku kişide korkulan söz konusu şeyden (fobik uyarıcıdan) kaçınmaya yönelik neredeyse karşı konulmaz bir arzu yaratır. Kaçınmanın mümkün olmaması halinde yoğun bir kaygı ve panik tepkisi alevlenir. Bir fobi önemli bir bunaltı kaynağı olduğu veya toplumsal işleyişi engellediği zaman ruhsal bir rahatsızlık olarak değerlendirilir. Bazı fobiler hemen hemen herkeste görülür ve evrensel olarak değerlendirilir (örümcek,yılan,yükseklik,kapalı alan vb. fobileri). Özel fobiler ise normalde korku yaratmaz sadece kişiye özgüdür ve bazen sembolik olarak bazen de klasik şartlandırmanın bir sonucu olarak görülür.
BASİT FOBİ: Oldukça iyi belirlenmiş, tek bir nesne veya durumdan gelen korkuyu tanımlarken (yılandan, yüksekten korkma) KARMAŞIK FOBİ: Çok boyutludur. (agorafobi: dışarıda, toplumun içinde, yabancı kimselerin arasında ortaya çıkan karmaşık uyarıcıları içerir.) Karmaşık fobilerden biri de sosyal fobidir. SOSYAL FOBİ, kişiyi başkalarının gözlemine maruz bırakabilen toplum içinde konuşma, yemek yeme vb. etkinlikler konusunda hissedilen inatçı, usdışı bir korkuyla ve bu tür etkinliklerden kaçınmaya yönelik zoraki arzuyla tanımlanan bir kaygı bozukluğu. Genellikle küçük düşme olumsuz izlenim bırakma, aptalca davranma vb. korkulardan kaynaklanmaktadır. Sosyal fobi, insanların gerek iş hayatlarında gerekse özel hayatlarında yüksek performans göstermelerini gerektiren koşullarda önemli bir sorun haline gelmektedir Sosyal fobinin temelinde "BAŞKASI BENİ GÖRÜNCE NE DER?" türünden, başkalarının yargılanmalarından kokma vardır. Sosyal fobi kadınlarda erkeklerden iki kat daha fazla görülür, başlangıcı ise genelde ergenlik yıllarıdır. BASİT FOBİ-KARMAŞIK FOBİ AYRIMI NASIL OLUR?
EN YAYGIN FOBİ ÇEŞİTLERİ:
|
YALNIZLIK 1 ek YALNIZLIK![]() Yalnızlık veya yalnız kalma bir insanın boşluk duygusuyla karışık kendini dünyadan kopmuş hissetme duygusudur. Yalnızlık arkadaş eksikliğinden veya başkalarıyla birlikte olma arzusundan daha da öteye giden bir duygudur. Yalnızlık çeken insan kendisini toplumdan kopmuş hisseder. Başka insanlarla anlamlı bir iletişime girmekte zorluk çeker. Yalnızlık çeken insan içinde bir boşluk veya kopukluk hisleriyle doludur. Yalnızlık duygusu sıradan bir yalnız olma halinden farklıdır. Bazen insanlar bilinçli olarak tek başına kalmayı tercih ederler ve yalnız olmaktan zevk alırlar. Bu yalnızlık duygusundan farklı bir durumdur. Yalnızlık duygusu istek dışı bir yalnız kalma durumundan dolayı ortaya çıkar. Yalnızlık duyan insan terkedilme, dışlanma, depresyon, güvensizlik, umutsuzluk, anlamsızlık, değersizlik ve kızgınlık duygularıyla doludur. Kendisinin hiç kimsenin sevgisine değer olmadığını düşünür, o yüzden de sosyal yaşamında zorluk çeker. Bu durum yalnızlık duyan insanın diğer insanlarla sağlıklı sosyal ilişkiler kurmasına sekte vurabilir. Kişinin çevresi tarafından bir kenara itilmesi gibi tarif edilse de, yaşadığı ruh haleti ile toplumdan ve çevreden kendisini soyutlayarak iç dünyasına çekilmesidir yalnızlık. Dünyanın her nesnesine organik ve hissi ağ salanlar, bağlantılarının sayısı ve ehemmiyetine göre bunlardan kopmak istemezler. Kaybedilen değerlerin önemine göre üzüntü, keder, korku, yalnızlık hissi duyarlar. Yaşlandıkça bedenleri adına çok şey kaybeden insanlar, yaptırım güçleri azalıp sahip oldukları imkânlar ellerinden çıktıkça güçsüzlüklerini ve hiçliklerini anlarlar. Zaman içinde bu kimselerden, “elimden bir şey gelmez; onsuz yapamam; beni hayata bağlayan o idi: beni yalnız bırakın: kimseyi görmek istemiyorum…..” gibi şikâyetler duyabilirsiniz. Kişinin ruhî durumu iyi ise daha az yalnızlık hissetmektedir. Özellikle alkol alma alışkanlığı olanlar psikolojik rahatsızlıklarını çözemediklerinde çareyi alkol almakta bulurlar. Yalnızlık hissi yaşayan insanların yüzlerinde bu duygunun belirtileri vardır. Genelde psikolojik çöküntü içindedirler. Yüz ifadeleri anlamsızdır. Dalgın olarak bir noktaya bakar, her şeyden kaçıp kendilerini soyutlarlar. Güçsüzlüklerini ve çaresizliklerini kabullenirler. Hâdiseler karşısında sinik, hâlsiz ve tepkisiz insanlardır. Bu tip belirlilerin süresi ve şiddeti, yalnızlığa sebep olan tesirin önem derecesi ile birlikte, kişide yaptığı ruhî ve bedenî streslere bağlıdır. Sıkıntı, depresyon, öfke, şaşkınlık, güçsüzlük gibi rahatsızlığı olanların hastalıkları kronikleşip derinleşmişse yalnızlık hissi daha fazla görülmektedir. Kişinin ruhî durumu iyi ise daha az yalnızlık hissetmektedir. Özellikle alkol alma alışkanlığı olanlar psikolojik rahatsızlıklarını çözemediklerinde çareyi alkol almakta bulurlar. Belli bir süre kullanıldıktan sonra alkol, unutma için yardımcı olmaz ve yalnızlık duygusu daha şiddetli bir biçimde açığa çıkar. Alkoliklerde yalnızlıkla birlikte gelen depresyon, alkolün dozunu artırmada tesirli olur.Neticede, çok çabuk etkilenen ve hayattan memnuniyetsiz görünen insanlar olarak bir kenara çekilirler. Yalnızlık hissi duyan insanlarda alkol tüketiminin arttığı gözlenmiştir Yalnızlık ÇeşitleriSosyal Yalnızlık Sosyal yalnızlık, kişinin sosyal çevresi ile uyum sağlayamayarak kendisini bulunduğu çevrede yalnız hissetmesidir. Yeni bir okula naklini aldıran öğrenci, yeni bir mahalleye taşınan aile, yurtdışına eğitim için giden öğrenciler bir süre sosyal yalnızlık çekerler. Çevre onlara yabancıdır ve onlar bu çevrede yalnızdırlar. Duygusal Yalnızlık Duygusal yalnızlıkta sosyalliğini yaşayan birey sosyal hayattan zarar görüyor. İnsanlardan ve çevreden beklenmedik davranışlar gören insan duygusal olarak çevresine, hayata ve insanlara küserek kendi köşesine çekiliyor. İnsanlara ve hayata olan güvenini yitiren insan huzuru, onlardan kaçmakta buluyor. Duygusal yalnızlığa sebep olan olayların başında ölüm, ayrılık, terk edilme, doğal afetler sonrasında yaşanan kayıplar yer alıyor. Kişisel Yalnızlık Burada yalnızlığın sebebi, sosyal ortam ya da duygular değil kişinin karakteristik özellikleridir. Çok utangaç olan bir kişi ya da insanlarla ilişkilerde sömürücü veya sert olan kişiler kendi kişilik özellikleri sebebiyle yalnızlığa mahkûm olurlar. Ya insanlarla etkileşime geçemezler ya da etkileşime geçtikleri insanlara fiziksel ya da duygusal zarar vererek onları kendilerinden uzaklaştırırlar. Kişilik özelliklerinin sonucu olarak da yalnız kalırlar. Bu üç durumdan birine maruz kalan insanlar eğer tekrar sosyalleşecek kadar enerjiyi kendilerinde bulamazlarsa ya da sosyalleşmeye yönelik ihtiyaçları başarısızlıkla sonuçlanırsa sarkacın bireysellik ucunda takılıp kalıyorlar. Bir süre sonra bu kişilerde insanlarla iletişime girmeye karşı bir isteksizlik oluşuyor. Sosyalleşmeye karşı soğuyorlar. Aslında buradan çıkmak için küçük bir hareket yetecek ama bu kişilerin zihinleri kısır bir döngüyle düşünmeye başladığı için durumun içinden çıkamıyorlar. Bu durumda profesyonel bir yardıma ihtiyaç duyuyorlar ya da sevdikleri birinin gidip onları yalnızlık çukurundan çıkarması gerekiyor. Psikiyatri konusunda Yalnızlık, sebebine ve belirtilerine göre çeşitli isimler almıştır: PSİKİYATRİ VE YALNIZLIK TÜRLERİ Psikiyatri konusunda Yalnızlık, sebebine ve belirtilerine göre çeşitli isimler almıştır: Çevreyle münasebetlerin kesildiği depresyonla birlikte oluşan derin yalnızlık: kendini toplum içinde yabancı hissetmeyle oluşan sosyal durum yalnızlığı; beden ve çevre şartları iyi olsa bile hissî âlemde beklentilere cevap alınamayınca oluşan duygusal yalnızlık; iç dünyasındaki üzüntülerden kaynaklanan (self pity), dışarı yansıtılmayan, görünen davranışları normal olan gizli yalnızlık: depresyon, korku gibi belirtilerle birlikte açığa çıkan triad yalnızlık gibi çeşitlerden bahsedilebili |
3 ek Korkularımdan nasıl kurtulurum?MsXLabs.org Kendinizi mutsuz, önemsiz ve umutsuz mu hissediyorsunuz? Korkularınız size bunu yapıyor ve hayatı yaşanmaz hale getiriyor. Peki, bunların üstesinden nasıl geleceksiniz, korkuları hayatınızdan nasıl çıkarabilirsiniz? Özel haberimiz size yardımcı olacak, dikkatle okuyun! Hayatlarımızı bizler değil korkularımız yönetiyor. Hayat akıp giderken tek yaptığımız korkmak ve korkularımızdan korunmak… Çok sevmekten, yalnız kalmaktan, yaşlanmaktan, kilo almaktan, aldatılmaktan, sorumluluk almaktan, ölümden, sevdiklerimizi kaybetmekten, hastalanmaktan, parasızlıktan, başarısız olmaktan, insanların güvenini yitirmekten ve daha pek çok şeyden korkuyoruz… Korkuyoruz da korkuyoruz. Ve korkularımızın arkasına saklanarak hayatı ıskalıyoruz… Peki nerden kaynaklanıyor bu korkularımız? Bu korkularımızdan kurtulmak mümkün mü? Korkularımızın ya geçmişte yaşadığımız olaylardan ya da gelecek endişesinden kaynaklandığını söyleyen Spiritüel Gelişim Danışmanı Gülnur Ünal, “Nelerden korkuyorsak aslında onu yaşıyoruz. Aklımıza gelen başımıza geliyor. Korktuğumuz için korunmuyoruz. Aksine, korktukça hata yapıyoruz ve kaybediyoruz” diyor. Korkuyu bir olayı algılama ve ona yüklediğimiz anlam neticesinde yarattığımızı söyleyen Gülnur Ünal, geçmişte yaşadığımız tecrübeler neticesinde de karşılaştığımız davranışlara bir takım anlamlar yükleyerek korkular yarattığımızı ifade ediyor. ![]() Oysa her insan mutlu, özgür, sevgi dolu, bolluk ve bereket içinde bir yaşam sürme bilinciyle doğar. Ancak hayata geldiği andan itibaren güvensiz, korkulu ve endişeli bir ortamın içinde bulur kendini. Anne-babası ve etrafındakiler tarafından sistematik olarak olumsuz zihin bombardımanına tutulan çocuklar, bilinçsizce boş zihinlerine bunları kaydeder. Bu kayıtların onların hayatı olacağını bilmeden… Özellikle de ilkokul çağlarında, tüm hayatını etkileyecek enerjileri ve kayıtları kabul ederler. Gülnur Ünal hepimiz için tanıdık gelen olumsuz cümlelerden bazılarını bize hatırlatarak konuşmasını sürdürüyor: “Koşma düşersin, çok hareket etme terlersin, yemeğini bitirmezsen arkandan ağlar, bırak sen yapamazsın, kazanamazsın boşuna girme, uyumazsan sabah uyanamazsın, elimden tut yoksa kaybolursun, dondurma yeme hasta olursun, ders çalışmazsan asla başarılı olamazsın, onların içinde senin hiç şansın yok ki, bu kadar çalışmanın bir anlamı yok, çalış çalış nereye kadar, çalışarak zengin olmanın imkanı yok, zenginler kim bilir o parayı nasıl kazanıyor, dikkat et hasta olursun, en az iki yabancı dil bilmeden iyi bir iş sahibi olamazsın, üniversitede okumadan asla olmaz… Bunları daha da çoğaltabiliriz. Çocuklukta aldığımız kayıtlar, fark edilip dönüştürülmezse hayat boyu bizi etkilemeye devam ederler.” ![]() Olumsuz düşüncelerimizin temelinde genellikle içimizde gelişip büyüyerek hayatımızı kontrol altına alan bu korkularımızın yattığını söyleyen Gülnur Ünal, “Yaşamımızda neyle ilgili sorun yaşıyorsak mutlaka ona dair geçmiş ya da gelecek korkularımız var” diyerek konuşmasını şöyle sürdürüyor: “Güzel bir hayat istiyorsak, atmamız gereken ilk adım korkularımızla yüzleşmek… Aksi takdirde korkularımız olumsuz düşünceleri yaratır ve güçlendirir. Ancak korkularımızı yok etmeye çalışmak yerine dönüştürmek için çaba göstermeliyiz. İnsanların kendilerini güvende hissettikleri konforlu ortamlarının değişmesinden korku duyarak buna karşı direnç gösterir. Ancak ilerlemek ve gelişmek için değişimi kabullenme cesaretini göstermek gerekiyor. Her yenilik içinde bilinmezlik taşıdığı için korku yaratır ama bu duygunun kararlarınızı engellemesine izin vermeden onunla birlikte hareket etme becerisini göstermelisiniz.” ![]() Korkularınızla yüzleşin ve vedalaşın “Korkularımızla dönüşü olmayan sözleşmeler imzalamıyoruz. Korkunuzla yüzleşip, dönüştürmek için adım attığınızda sözcüklerin büyüsünden de yararlanın” diyen Gülnur Ünal her gün tekrarlamanın faydalı olacağı olumlama cümlelerini şöyle sıralıyor:
|
1 ek 1. Korku Nedir?MsXLabs.org «Korku, hayatta kalabilmenin vazgeçilmez bir unsurudur.» (Hannah Arendt)Korku, Gerçek ya da hayali bir tehlike ya da ağrı sonucunda şiddetli bir heyecan ve dehşete kapılma haliyle ortaya çıkan duyusal durum. "Korku" olgusunu tek bir cümlede tanımlamak, kuşkusuz çok zordur. Buna rağmen korkuyu, irade ve mantıkla kontrol altına alınamayan, insanın içini daraltan bir yakın tehdit hissi olarak açıklayabilmemiz mümkündür. Tıbbi açıdan bakıldığında korku – hemen hemen her vakada – soluk beniz, terleme, titreme veya çarpıntı halleri ile birlikte seyreder. Korku hastalıkları ise, korkunun şiddetli bir hali olarak kabul edilir.Bilinçli olarak tanınan dış tehlike kaynaklarına karşı gösterilen emosyonel tepkiye korku denir. Günlük hayatımızda huzursuzluk ve ürkme halinden dehşet duygusuna kadar sübjektif olarak değişen korku dereceleri yaşarız. Korkunun bedensel veya fizyolojik belirtileri ise otonom sinir sisteminde ve iç salgı bezlerinde meydana gelen değişmelerdir. Korkunun arkasından yapılan kan muayenelerinde serumda bazı maddelerin (adrenalin, kortizol gibi) artmış olduğu görülür. Deri damarlarının büzülmesi kılların dikilmesi (ürperme), kan dolaşımının artması, nabzın hızlanması, terleme ve titreme (tremor) insanda görülen tipik korku belirtilendi. Anksiyete veya huzursuzluk denilen halde ise korku kaynağı bilinmediği halde psikolojik bir gerginlik vardır. Psikolojik bozukluklar arasında hastalık derecesine varan korkuya ise fobi adı verilir. Fobileri olan insanlar bazı durumlara, kimselere veya nesnelere özel bir anlam verirler ve bunlarla karşılaştıkları zaman korku duyarlar. Korku genellikle bir insanın tehdit edici bir duruma verdiği tepki olarak tanımlanır. Örneğin bir çocuk havlayan bir köpek tarafından kovalanıyorsa ya da sınıfın kabadayısı bahçede yumruklarını sıkarak üstüne geliyorsa korkar. Korku neredeyse herkesin yaşamının belli zamanlar bir parçası olmuştur. Çocuklar için korku gelişimin normal bir parçasıdır ve dile getirilmesi büyümenin olumlu ve sağlıklı bir yönüdür. Çocuklar bu normal korkular aracılığıyla çevrelerine uyum sağlamayı ve kendilerini sıkıntıya sokan şeylerle baş etmeyi öğrenirler. Hatta korku çocukları güvende tutan bir işleve de sahiptir. Korku olmasaydı, çocuklar okul bahçesinde oynar gibi trafikte koşabilirlerdi. Anne babalar bilerek ya da bilmeyerek çocukların bazı korkuları edinmesini sağlar; caddeye fırlamamalarını, sıcak bir sobaya dokunmamalarını, vidayı elektrik prizine sokmamalarını ya da gök gürlerken dışarı çıkmamalarını söylerler. Bu korkuların yerleşmesi hem çocuğunuzun korunmasına hem de sizin içinizin rahat olmasına yardım eder. Freud bilinçdışı süreçler üzerinde durmuştur. Bilinçdışı süreçler, insanın farkında olmadığı, ancak yine davranışı etkileyen düşünce, korku ve arzulardır. Freud'a göre çocukluk sırasında anne baba ve toplum tarafından yasaklanan davranışlar, doğuştan gelen içgüdülerden kaynaklanmamaktadır. Freud'a göre bilinçdışı davranışlar, rüyalarda, dil sürçmelerinde, tutumlarda ve bunun yanı sıra sanatsal ya da edebi etkinlik gibi toplumsal olarak onaylanan davranış biçimleriyle ifade edilmektedir. Birey kendini, kendisi için önemli olan kişilerden daha aşağı durumda (statüde) algıladığında, onlar tarafından onaylanma ve onları memnun etme gereksinimi artmaktadır. Bireyin bu başkalarını memnun etme gereksinimi ve onaylanmama korkusu, insan olarak başarısız olma, saygınlığını yitirme, zayıf görülme gibi duygu ve davranışların depresyonla ilişkisi, onun bu kişilere bağlılığı veya onlara yakın olma gereksiniminden çok, onu boyun eğici davranışlara yönelten yetersizlik korkuları ile açıklanabilir. Ruh hastalıkları Arasında çeşitli fobik reaksiyonlar (agorafobi, klaustrofobi vb.) vardır. Yabancılardan korkmak, (ksenofobi), sosyal korku şekli, kedi, köpek, fare, örümcek ve yılan korkusu özel korku biçimleridir. 2. Korkunun NedenleriYeni ve bilinmeyen her şey insana ürküntü verir. Çocuğun da güçsüzlüğü ve bilmediklerinin çokluğu düşünülürse, özellikle ilk yıllarda korkuların çokluğu daha rahat anlaşılabilir. Çocuk çevresini tanıdıkça, beden gücü ve zihin yetenekleri geliştikçe, korkularını bir bir yener. Bir bakıma insan yavrusu, çevresinden ve kendi içinden gelen korkuları yene yene olgunlaşır. Örneğin; bir bebek için her şey korkutucudur; gürültüler, alışılmamış nesneler, yabancı bir yüz gibi... Ayrıca bebek, acıkma, susama, altının ıslanması gibi kendi içinden gelen nedenlerle de korku tepkisi gösterebilir.[4] Korku, birçok tehlikeli durumlar yaratan bir heyecan halidir. Herkes korku ve kaygı yaşar. Korku aslında, tehlikeli durumlardan sakınmamıza yardım eden sağlıklı ve uyum sağlayıcı bir tepkidir. Korku hayali şeylere tepki olarak gösterildiğinde veya normal günlük işleyişi aksattığında problem olmaya başlar. Korkunun aşırı gelişimi ve sürekliliği Fobi'leri yaratır. Çocuklarımızın hissettiği korkuların olası nedenleri şunlardır:
0 – 6 Ay Gürültülü sesler 6 – 9 Ay Asıl bakıcının dışındaki yetişkinler ve düşmek 2. Yıl Gök gürültüsü, canavarlar, büyük nesneler (arabalar, trenler vs) 3. Yıl Hayvanlar, karanlık, yalnız kalmak 4. Yıl Büyük hayvanlar, anne ve babanın geceleri veya işe gitmek için yalnız bırakması 5. Yıl Karanlık, düşmek, köpekler 6. Yıl Canavarlar, hayaletler, büyücü kadınlar, hırsızlar, yatağın altındaki bir şeyler veya birileri, dişle ilgili işlemler Bu ve benzeri korkular çocuklarda çok yaygındır. Bunlar tahmin edilenden çok fazla sürmediği ve/veya aşırı kaçmadığı, normalden sapmadığı müddetçe çok fazla endişelenmeye gerek yoktur. Çoğu çocuk onları terk edecektir. Anne ve babalar sadece çocuğun içini rahatlatmalı ve düzenini sürdürmelidir. Örneğin canavar korkusuyla çocuğun uyku saatinin aksatılmasına veya yerinin değiştirilmesine izin verilmemelidir. Bu kaçma, sadece korkunun güçlenmesine hizmet edecek ve onu sakinleştirmek daha da zorlaşacaktır. İki-üç yaş çocukları yüksek seslerden, tuvaletin çekilmesinden, elektrik süpürgesinden, gök gürültüsünden ürkerler. Üç-dört yaşlarında bunlara karanlık, dilenci, hırsız, polis ve öcü korkuları eklenir. Bu yaşlarda anne-babadan ayrı kalmak tedirginliğe yol açar. Kalabalıkta, birkaç dakika annesinden ayrı kalan üç-dört yaş çocuğunun uğradığı panik herkesçe bilinir. Çocuk yırtınırcasına ağlar; gözlerinden korku ve şaşkınlık okunur. Çoğu kez de altını ıslatır. Balta girmemiş bir ormanda tek başına yol arayan yetişkin bir insanın durumu da bu çocuğunkinden farklı değildir. Çarşıda pazarda bazı konularda ısrarcı davranan çocuklara anneler bundan yararlanarak kolayca susturur: "Uslu durmazsan bırakır giderim!" derler. Gerçekten çocuklar için düşünülebilecek en büyük korku anne-babadan ayrı düşmek, ortalıkta kalmaktır. Her tehlikede sığındığı anne-babasının kendisini bırakıp gitmesi olasılığı, çocuğu sınırsız biçimde tedirgin eder; güvenini sarsar. Dört yaşında doruğa varan korkularda yavaş yavaş azalma görülür. Korkular daha somutlaşır. Köpekten, düşüp yaralanmaktan, bir yerinin sıyrılıp çizilmesinden, kesilip kanamasından korkulur. Anaokulundan dönüşte anneyi evde bulamamak da çocuk için katlanılması güç bir şeydir. Altı yaşında, korkularda yeni bir artma gözlenir; hayalet, cadı ve hortlak korkusu alevlenir. "Karyolanın altında biri var" diye odalarında yatmaktan çekinirler. Yangından ve hırsızdan korkarlar. Filmlerin çok etkisinde kalırlar. Bu yaşlardan sonra genellikle korkularda yatışma olur ama eski korkuların arada bir depreşmesi ya da yenilerin ortaya çıkması da olağandır. Çocuklar deneylerinin az, düşünme yeteneklerinin sınırlı olması nedeniyle, gördüklerini ve duyduklarını gerçekçi olarak değerlendiremezler. Benzeterek, gördüklerini çarpıtarak, abartarak, süsleyerek korkulu sonuçlar çıkarabilirler. Bodrumda gördükleri korkunç hayvandan, karanlık odada saklanan umacıdan and içerek söz edebilirler. Çocukluk çağının bu özellikleri göz önüne alınırsa, çocukları korkak yetiştirmenin çok kolay olduğu sonucu ortaya çıkar Kimi evde çocuk, korkutulmadığı halde ürkektir, korkaktır. Anneler çocuklarını hiç korkutmadan eğittiklerini övünçle söylerler, doğrudur. Ancak, yapılan görüşme, annenin kendisinde birçok korku olduğunu ortaya çıkarır. Bunlar yanlarına kedi köpek yaklaşınca ürküp sıçrayan, evde böcek görünce çığlığı basan, kocası evde yokken çocuklarını yanına almadan yatamayan annelerdir. Ya da çocuklara sık sık kapıyı yabancılara açmamalarını öğütleyen, kapıya ikiden çok kilit ve sürgü taktıran annelerdir. Kısacası böyle bir evde korkutma yoktur ama annenin aşırı korkaklığı ve ürkekliği çocuklara bulaşmıştır. Korkutma yönteminin hiç kullanılmadığı evlerde sıklıkla görülen başka bir durum da, aşırı koruyucu ve kollayıcı tutumdur. Bu tutumla yetişen çocuğa, "Aman düşersin!" , "Çocuklara sokulma döverler.", "Sen karşıya geçemezsin, dur ben geçireyim." siyerek çevrenin tehlikelerle dolu bir yer olduğu inancı aşılanır. Çocuk adım atsa yanında birisi vardır ve yardıma hazırdır. Özgürlüğü bu denli kısıtlanmış bir çocuk, neyin tehlikeli, neyin tehlikesiz olduğunu öğrenmeye olanak bulamaz. Her şeyden ürker, kendi gölgesinden bile korkar. Burada "sakınan göze çöp batar" sözünün gerçeği yansıttığını söyleyelim. Denemeye fırsat verilmediği için kendine güveni gelişmemiş bir çocuk, elbette ilk denemelerinde düşecek ya da ürkütücü bir durumla karşılaşacaktır. Ülkemizde annelerin, bunaldıkça çocuklarına uyguladıkları bir sindirme yöntemine de değinmek gerekir. Bu "beni üzersen hastalanıp ölürüm, annesiz kalırsın!" ya da benzeri sözlerle çocuğu bir yandan suçlama, bir yandan da sindirme ve kendine acındırma yöntemidir. Bu yöntemle, çocuk bir süre için sindirilebilir, içten içe tedirgin olur, her hastalanışında annesinin yanına koşar merakla sorular sorar. Hele anne birkaç kez, karı koca kavgasının ardından fenalık geçirmiş ya da baş ağrısından dolayı uzanıp yatmışsa, çocuk bu sözlerin doğruluğuna iyice inanır. Kimi evlerde, sık başvurulan bir yıldırma yöntemi de Allah'ı yardıma çağırarak uygulanır: "Sus, Allah baba seni taş eder! Çarpılırsın! Allah'ı her yaptığını görür!" Bu yola sık sık başvurulursa, çocuk kendini kötü görmekle kalmaz Allah'a karşı bir öfke de geliştirir. Çocuklarda görülen kimi korkulardan anne-baba sorumlu tutulamaz. Aile ve çocuğun elinde olmayan birçok neden çocukta korkuyu başlatılabilir ya da olağan saydığımız korkuların artmasına ve uzamasına yol açabilir. Kaza geçirmek, evin soyulması, ev dışında korkutulmak, deprem, yangın, su baskını, yıldırım gibi olaylar etkisi erişkin yaşlara dek süren izler bırakabilir. Çocuğun ev dışında tanık olduğu büyük kavgalar, yaralanmalar ya da ölümle biten kazalar da çocukları belirli bir süre tedirgin eder. Sık sık hastaneye yatan, arka arkaya ameliyatlar geçiren çocuklarda da korkuların yer etmesi doğaldır. 3. Sağlıklı Korku ve Patolojik KorkuKorku, her şeyden önce sağlıklı ve insanın hayatta kalabilmesine yardımcı olan bir duygu halidir. Korku öncelikle, hem kendi kendimiz, hem de çevremizdeki insanlar için sağduyulu ve itinalı olma yetisini kazandırır bize. Nasıl ağrının beden için önemli bir alarm fonksiyonu varsa, korkunun da hayati bir önemi söz konusudur. Örneğin korkmadan ve ağrı hissetmeden ateşe yaklaşabilseydik, hayati tehlike arz edebilecek yanıklara maruz kalmamız çok kolay olurdu. Yani, korkunun da sağlık açısından önemli yönleri vardır kuşkusuz. Bu durumda gerçek korku olarak tabir edilen olgudan bahsedilir: Dışarıdan gelen bir tehlike karşısında insan; bedenen, hissi olarak ve akıl seviyesinde alarma geçirilmektedir. Ancak korku olgusunun nasıl yaşandığını veya algılandığını da herkes bilir. Örneğin bize korku veren duruma başka bir anlam vermek suretiyle: Geceleri evimizde sesler duyduğumuzda, bunu evde bulunan muhtemel soygunculara değil, örneğin evin içinde dolaşan kediye yormaya eğilim gösteririz. Ancak makul bir ölçüde gerçek korku hissine sahip olmak da önemlidir. Bu korkunun dozu, risk taşıyan bir olayda hazırlıksız yakalanmayacak kadar yeterli olmalı, ancak tepki gösteremeyecek kadar da ("korkudan donakalma") fazla olmamalıdır. İşte gördünüz: hem aşırı korku, hem de korkusuzluk derecesine varan az korku halleri, hastalık özelliklerini taşımaktadır. Aşırı korku halinde mutlaka yardıma ihtiyacınız var demektir, üstelik yaşam kaliteniz de kısıtlanmış olacaktır. Ancak korkusuzluk halinde sosyal açıdan topluma uyumlu ve de başarılı olmanız mümkündür. Korku olgusunun bu her iki türünün de hastalık niteliği taşımasına rağmen, aşırı korku vakasının daha önemli olduğu da bir gerçektir. 4. Korku Koşullamasıkorku koşullanması , gündelik hayatta daha önemli bir rol oynar. Çoğumuz korku koşullanması türünde deneyimler geçirmişizdir; bu deneyim ve korkular çevreye yaptığımız uyum (veya uyumsuzluğun) temelini oluşturmuştur, insanlarda korku koşullanmasının psikolojide çok ünlü bir örneği, Albert adlı 11 aylık bir erkek çocuğun vakasıdır. Deneyin başlangıcında Albert'in hayvanlardan korkusu yoktur. Kendisine beyaz bir tavşan sunulduğunda sevinç gösterilerinde bulunmuş ve hayvandan uzaklaşmak için hiç bir çaba göstermemiştir . Ancak daha sonra kendisine bir fare gösterilirken çok şiddetli bir gürültü duyması sağlanmıştır. Şiddetli gürültüler genellikle çocuklar için, hatta hepimiz için, korku uyandırıcı uyarıcılardır . Ses Albert'in geriye doğru çekilmesine neden olmuştur. Beyaz farenin gösterilip hemen arkasından şiddetli bir gürültünün verilmesi işlemi, birçok kez tekrar edilmiştir. Daha sonra, önceleri korku uyandırmamış olan beyaz tavşan, Albert'e yeniden gösterilince, bu kez tavşanın sadece görünümünden bile korkan Albert ondan uzaklaşmaya çabalamıştır. Hatta bu korku diğer tüylü beyaz nesnelere, örneğin bir insanın yüzündeki beyaz sakala karşı da gösterilmeye başlamıştır. Tavşana ve diğer tüylü beyaz nesnelere bu geçiş, bir sonraki bölümde ele alınacak olan uyarıcı genellemesi olayını göstermektedir. Şu halde, korkuyu koşullanmak için gerekli olan şey nötr bir uyarıcıyı , doğal ya da koşulsuz bir korku uyarıcısıyla eşleştirmektir. Korku koşullanmasının önemli bir özelliği çok çabuk, adeta bir anda oluşmasıdır. Salya koşullanmasının gerçekleşmesi için birçok tekrar gerekir, oysa korku koşullanması birkaç tekrarda oluşur. Boğulma geçiren bir insanın suya karşı çok şiddetli bir korku geliştirmesi sık sık görülen bir olaydır. "The Locomotive God" (Leonard, 1927) adlı kitapta şöyle bir yaka anlatılmaktadır: Evinden birkaç sokak uzakta dolaşırken tren raylarına çok yaklaşan bir çocuk, geçen bir trenin çıkardığı buharla haşlanmıştır. Yıllar sonra, bir profesör ve ozan olan bu aydın kişi evinden ya da evinin yakın çevresinden uzaklaşması gerektiğinde çok şiddetli bir korku göstermektedir. 5. Korkunun GelişimiKorkumuz, ancak hayatımız sürecinde gelişen bir olgudur. Yani ne "ödlek" olarak, ne de özellikle cesur ve korkusuz bir insan olarak dünyaya geliriz. Gözle görülür ilk korku reaksiyonlarını, bebeklerin dördüncü ila altıncı ayları arasındaki dönemlerde algılayabilmemiz mümkündür. Çocukların ebeveynlerinden uzun süre uzak kalmalarına katlanmaları, içlerinde bu şahısların bir imajını muhafaza edebildikleri sürece mümkündür. Bebeğin anneye bağlanmasının en önemli nedenlerinden birisi de annenin bebekteki korkuyu azaltma kapasitesidir. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde, yeni bir durumla karşı karşıya kalındığı zaman, çocuğun göstereceği tepkide, annenin tepkisi çok belirleyicidir. Çocuk, örneğin ilk kez bisiklete binmeyi öğrenecekken annenin yüzündeki ifadeyi ve davranışlarını inceler. Eğer anne, çocuğa destek veriyorsa ve onun gittikçe kendine güven kazanmasını ve bağımsız olmasını sağlıyorsa, çocuk bisiklete binmeyi zevkli bir durum olarak algılayacak ve bütün dikkatini bu etkinliğe yöneltecektir. Öte yandan, anne ya da çocukla ilgilenen diğer bir kişi, çocuk bu öğrenme sürecini yaşarken sürekli endişeli bir yüz ifadesiyle onu izler ve uyarılarda bulunursa veya onu azarlarsa, çocuk dikkatini vermesi gereken etkinlikten ziyade, hayatında kendisi için çok önemli olan kişiyle ilgilenecek ve o durumla bağlantılı olarak ortaya çıkan endişesi giderek yükselecektir. Bu da, çocuğun o durumdan kaçınmasına ve bir daha karşılaşmak istememesine neden olacaktır. Bu kaçınma davranışına biz “korku” diyoruz. Korku bir kaçınma davranışı olarak ortaya çıkabileceği gibi bir şartlanma olarak da ortaya çıkabilir. Bebeklik döneminde yüksek sesten korkmanın normal olduğundan bahsetmiştik. Bu dönemde, bebek tam banyosunu yaparken, dışarıda çok büyük bir gürültü meydana geldiğini varsayalım. Bu talihsiz durum, bebeğin bir su veya banyo fobisi geliştirmesine neden olabilir. Kaçınma ve şartlanmanın yanı sıra korkuya neden olan bir diğer faktör de endişelerdir. Endişenin yarattığı korkuya en çok karanlıkta ve uykuya dalarken yalnız kalındığında rastlanır. Çocuk, yaklaşık 3 yaşından itibaren toplumun kurallarıyla annesi ve babası aracılığıyla daha çok tanışmaya başlar. Artık istediğini yapmada eskisi kadar özgür değildir. Bunun sonucunda, çocuk kendini bu sıkıntılı duruma sokan anne ve babasına karşı bir öfke duymaya başlar, ancak bu duygusunu onlara yansıtmaya çekinir. Yine de böyle bir duyguya sahip olduğu için suçluluk hisseder. Ona rahatsızlık veren bu durumla baş edebilmek için, anne ve babasını ya da genel olarak toplumu ve kuralları temsil eden bir takım korkutucu figürler bularak, korku ve suçluluk duygularını onlara yansıtır; bunlar bir cadı, hayalet ya da ejderha olabilir. Uykuya dalmadan önce çocuk bilinçle bilinçdışı arasındadır. İçinde biriktirdiği öfkelerin farkına varır, bunları bastıracak gücü kendinde bulmakta zorlanır. O zaman da, aslında bu duyguların yaşanmasına neden olan, ama aynı zamanda ona destek olan ve güven veren annesini ya da babasını yanında ister. Onlar yanında olduğu zaman onların varlığından ve sevgisinden emin olur ve uykuya dalabilir. Karanlık da çocuğun kendini, yine kontrolünü kaybetmiş olarak hissettiği bir andır ve endişe vericidir. Bu endişeyle baş etmek için yine bir dış desteğe ihtiyaç duyabilir. Çocukluk psikolojisi açısından korkunun gelişimine gelince şunları söyleyebiliriz: Doğduğu andan itibaren, çevresiyle çeşitli ilişkiler içerisine giren çocuk için aslında herhangi bir korku objesi söz konusu değildir. Genellikle çocuklarda korkular 2-3 yaşlarında ortaya çıkmaktadır. Bu yaşlar ise, zihni gelişimin başladığı çağa rastlamaktadır. Çocuğun, daha birkaç aylık iken yüksek sese karşı ağlayarak tepkide bulunması ise, korku coşkusunun sadece bir belirtisidir. Korkular genellikle yaşa paralel olarak artmaktadır. Ancak bir çocuğun ne zaman neden korkacağını tespit etmek oldukça zordur. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi, korkunun -meydana gelişinde, çevre şartları, geçmiş yaşantılar ve o andaki psiko-fizyolojik durum rol oynamaktadır. Mesela, köy çocukları incelenmiş ve korkuya sebep olan faktörlerin u'ini hayvanların oluşturduğu tespit edilmiştir. Batı'da yapılan bir araştırmada ise, “dokuz yaşındaki çocukların @'ından fazlasının korkularının bedensel zarar, soygunlar, çocuk hırsızları ya da ölüm ve hayvanlar çevresinde yoğunlaştığı belirtilmektedir. Görülüyor ki bir bölgede hayvan korkusu birinci sırada yer alırken bir başka bölgede son faktör olabilmektedir. Batı'da soygun ve çocuk hırsızlığının ilk sırada yer alması ayrıca dikkatle incelenmesi gereken bir başka konudur. Çocuklarda rastlanılan korkuların 'ının hatalı ve yanlış eğitimden kaynaklandığı gerçeği, bizi korkunun en önemli nedenine götürmektedir. Çünkü hakkında hiç bir fikre sahip olmadığı herhangi bir şeyi çocuk, -telkin vasıtasıyla- sevebilir veya ondan korkabilir. Ergenlikte korku tepkisi bir anlamda çocukluktakiyle eşdeğerdir. Korkular çocuklukta başlar ve ergenlikte devam etme eğilimi gösterir. Üniversite seviyesinde yapılan bir incelemeye göre, ergenlik çağı yıllarının sonlarında yani yetişkinlik yıllarının başlangıcında bulunan kimseler hâlâ çocukluk çağlarından kalma korkularıyla birlikte yaşamaktadırlar. Gençlikte korku heyecanı ile ilgili değişiklikler “nitel” olmaktan daha ziyade “nicel”dir. Artık gencin ilgi sahaları değişmektedir. Ergenin ilgilendiği faaliyetlerin sonucunu kestirememesi ve toplumdaki yerini yitirme endişesi çocukluğa göre daha farklı korkulara neden olabilir. Sonuç olarak şunu belirtmeliyiz ki, korku ve endişe yaştan yaşa ve kültürden kültüre farklılık arz edebilir. Bunda inanışların ve çocukluk döneminde alınan telkinlerin büyük rolü vardır. Yaş ilerledikçe, çevreyle olan ilişkilerin artması sonucu korkuların giderek azaldığı veya mevcut korkuların daha anlamlı bir zemine oturduğu görülür. Bu durum aynı zamanda kişinin eğitimi ve yaşantıları ile de bağıntılıdır. Korkunun bir diğer kaynağı da, çocuğun başkalarını korktukları durumlar içinde izlemesidir, yani korkuyu görerek öğrenmesidir. Örneğin, çocuk annesini uçağın içinde bembeyaz olmuş bir yüzle görür ve annenin panik içinde olduğunu anlarsa, o da uçaktan korkmaya başlayabilir. Ayrılma korkusunda, korkunun nedeni genellikle çocuk değil annedir. Anne, çocuğun kendisinden ayrılıp, örneğin okula başlamasını istemez ve bunu çok dolaylı ve ince mesajlarla çocuğa aktarır. Anne, çocuğa, o okula başladığında kendisinin bütün gün onu bekleyeceğini, bunu yaparken onu çok özleyeceğini, birlikte ne kadar güzel zaman geçirdiklerini anlatmaya başladığında ve bunu uzunca bir zaman sürdürdüğünde, çocuk okula başlamayı adeta annesine ihanet etmekle eşanlamlı tutmaya başlar ve okula gitmek istemeyebilir. Bu da okul fobisi veya ayrılma endişesi olarak tanımlanabilir. Sonuç olarak çocukluk döneminde çok çeşitli nedenlerden kaynaklanabilen, çok çeşitli tiplerde korkular olabileceğini gördük. Çocukta korkuyla baş ederken, korkunun bir yaş döneminin özelliği mi olduğu, korkuya neden olan belli bir olayın olup olmadığı iyice araştırılmalıdır. Anne ve babalar, çocukla kurdukları ilişkiyi gözden geçirmeliler, çocukla birlikte bu konuyu ele almalılardır. Bütün bunlara rağmen çocuğun korkusunda bir azalma olmuyorsa, bu konuyla ilgili profesyonel bir yardım aramakta yarar vardır. 6. Korkunun Motive Edici EtkisiUyandırılan korku derecesi ile bunun tutum ve davranışlar üzerindeki etkisi çeşitli araştırmalarla incelenmiştir. Bu konu daha çok sosyal psikoloji ve iletişim uzmanlarının dikkatini çekmektedir. Korkunun yüksek düzeyde olmasının çocuklarda olumsuz yönde tesir yaptığı bilinmektedir. Çünkü çocuk, korku ile oluşturulmak istenen davranış değişikliğinin sebebini bilmemekte ve korkuyu içselleştirememektedir. Kağıtçıbaşı, bir faraziye ile bu konuyu şöyle açıklamaktadır: Örneğin, ders çalışmayı sevmeyen Fatma'nın bu davranışına büyük bir ceza ile mi yoksa küçük bir ceza ile mi korkutarak engel olmak daha etkilidir? Fatma ders çalışmak istememektedir. Bu tutumuna ters düşen bir davranışı yani ders çalışması sağlanmıştır. Büyük bir ceza söz konusu ise, Fatma, davranışını bu cezaya çarpılmamak için yaptığını düşünecek, ders çalışmayı sevmeme tutumunda herhangi bir değişiklik olmayacaktır. Yanında kendisini cezalandırabilecek bir büyük var iken Fatma ders çalışacak, fakat kendi kendine kalınca -tutumu değişmemiş olduğundan- yine çalışmayacaktır. Oysa küçük bir ceza ile Fatma'nın ders çalışması sağlanmışsa durum farklıdır. Fatma ders çalışma davranışını, bu hafif ceza ile kendi kendine açıklayamayacağı için, yani bu kadar az bir cezadan kurtulmak için bu kadar tatsız bir işin yapılması pek akla yatkın olmayacağından, onu bir iç nedenle açıklayacaktır. Yani, Fatma tutumunu davranışı doğrultusunda değiştirerek aslında ders çalışmaktan o kadar nefret etmediğine, hatta belki çalışmaktan hoşlandığına kendisini inandıracaktır. Gençlerde ve yetişkinlerde yüksek korkunun toplumsallık üzerinde yoğun motive edici etkisi olduğu bilimsel araştırmalarla ortaya konmuştur: Schachter'in 1959 yılında bu konuda yaptığı deney özetle şöyledir: Kendilerine, yapılan araştırmanın elektrik şokunun etkileri ile ilgili olduğu söylenen deneklerden bir gruba elektrik şoku hakkında yüksek düzeyde korkutucu bilgiler, diğer gruba da düşük korku düzeyinde rahatlatıcı bilgiler verilmiş ve ilk grubun ikincisinden daha fazla korktuğu gözlenmiştir. Elektrik şokuna bağlanmadan, isteyenlerin odalarda birlikte veya yalnız olarak beklemeleri gerektiği söylenmiştir. Korku düzeyi yüksek olan deneklerin b.5 oranında birlikte bekledikleri, bu oranın düşük korku düzeyinde 3 olduğu tespit edilmiştir. Buradan yüksek korku düzeyinin toplumsallık eğilimini artırdığı anlaşılmaktadır. Yüksek korkunun bu noktadaki motive edici etkisi evrenseldir. Ancak farklı konulardaki korkuların eğitim ve zekâ düzeyine göre farklı kişilikteki insanlarda değişik etkiler yaptığı ortaya konan başka araştırmalarla belirlenmiştir: 1953 yılında Janis ve Feshbach tarafından yapılan bir deneyde üç grup dinleyiciye diş sıhhati ve bakımı konusunda fotoğraflar da kullanılarak konuşma yapılmıştır. Bu konuşmalardan biri çok korkutucu olarak hazırlanmış, dişlere bakılmadığı takdirde çeşitli hastalıkların meydana gelebileceği öne sürülmüş ve çok çirkin görünüşlü diş ve ağız hastalıklarının fotoğrafları gösterilmiştir. Diğer iki konuşma, orta derecede ve az derecede korku meydana getirecek şekilde hazırlanmıştır. Bu işlemler sonunda, yukarıdaki toplumsallaşma deneyinin aksine, az korku yaratıcı iletişimin en etkili olduğu görülmektedir. Bu gruptaki dinleyicilerin 6'sının diş bakımına daha fazla önem verdiği görülmüştür. Kuvvetli korku yaratıcı iletişim sonucunda ise deneklerin sadece %8'inin davranışlarında bu tür bir değişme görülmüştür. Denekler, aşırı korku yaratıcı iletişime inanmamışlar, bir art niyet olabileceğini düşünmüşler, onu şüphe ile karşılamışlardır. Yani kendilerini savunmuşlardır. Aşırı korku verici iletişim çok rahatsız edici olduğundan, kişi bu sıkıntıdan kurtulmak için iletişimi reddetmektedir. Buna, aşırı korkuya karşı benliği savunma da diyebiliriz. Yüksek korku, dinleyicide korunmak için engelleyici tepkiler öğrettiğinden beklenen tutum değişimi meydana gelmemektedir. Daha sonra yapılan bazı araştırmalar, tam tersine korkutulan kişinin, etkili davranışa geçtiğini göstermektedir. Bu konuda bir seri araştırma yapan Leventhal, bir deneyde, dinleyicileri, sigara içmeyi bırakıp göğüs röntgeni çektirmelerini öngören iletişime tabi tutmuştur. Üç ayrı şekilde üç denek grubuna verilen iletişim, çok, orta ve az korku uyandıracak biçimde hazırlanmıştır. Çok korku sağlamak için bir de kanser ameliyatı içeren renkli bir film gösterilir. Sonuç, çok korku içeren iletişime hedef olmuş deneklerin bu iletişimden en çok etkilendiklerini, bunların sigarayı bırakıp göğüs filmi çektirdiklerini göstermiştir. Anlatılan ayrı iki deneyde kişiler arası farklılıkların ön plana çıktığını görüyoruz. Leventhal'in bulgusu özellikle kendine güveni yüksek olan kimseler için, Janis ve Fesbach'in bulgusu ise, kendine güveni az olan kimseler için geçerli görünmektedir. Yani, kendine güvenen kimse, çok korkutucu bir iletişime hedef olunca hemen tedbir alıcı bir davranış gösterebilmekte, kendine güvenmeyen kimse ise bu tür bir iletişimi kabul etmeyerek kendini -devekuşunun başını kuma sokması misali- korkuya karşı korumaktadır. Ancak, Leventhal'in elde ettiği ilginç bir sonuç da şöyledir: kendine güveni az olan kimseler, korkutucu iletişimden bir müddet sonra, kendine güvenen kimseler gibi davranabilmektedirler. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Kendine güveni az olan kimseler, sorunlarla başa çıkmakta zorluk çekerler. Hâlbuki daha hafif bir korkunun altında ezilmeden harekete geçebilirler. Fazla korku durumunda ise bir müddet sonra, korkunun ilk uyuşturucu etkisi geçince -kendine güvenen denekler gibi- sorunu çözümleyici davranışa geçerler. Yukarıda bahsedilen deneylere benzer deneyler yapılmış, benzer ve tutarlı bilgiler elde edilerek korkunun tutum değişikliğini kolaylaştırıcı etkisi olduğu ispatlanmıştır. Ancak korkunun motive edici etkisinin kişinin benlik yapısı ve ruh sağlığı açısından değeri ayrı bir tartışma konusudur. Öz Sevgi ve korku insan için doğal duygulardır. Ancak ilâhî kelâmdan hareketle insanın mayasının aşkla yoğrulduğunu söylersek, aşk ve sevginin insanı daha çok etkilediğini, bir başka ifadeyle insanı daha çok dönüştürdüğünü düşünebiliriz. Korku ise insan olarak sınırlarımızı hatırlatan bir kavramdır. Sevginin insanı motive edici etkisi, korkunun motive edici etkisinden daha yoğun ve daha kalıcıdır. Yetişkinlerde korku, nesne ve algılama açısından uygun bir zemin varsa insanı tutum değişikliğine götürmekle birlikte çocukluk ve ergenlikte bu tutum değişikliği kalıcı veya yeterince anlamlı olmamaktadır. 7. Korku ve FobiKorku normal ve oldukça sıradan bir duygudur. Hoş bir duygu değildir bazı durumlarda yararlı olduğunu kabul etmek gerekir. Tehlikelerden korur hatta uygun dozlarda motive edici bile olabilir. Aşırı ve panik şeklinde olursa tam tersine bizi engeller. Korkunun objesi gerçek ya da hayal ürünü olabilir. Korku mantıklı ya da mantıksız (usdışı) olabilir. İşte bu irrasyonel olanlara fobi adı verilir. Fobi Yunanca bir kelimedir (phobos) anlamı kaçmaktır. Adından da belli olduğu gibi fobi korku ile kaçınma arası bir duygudur. Fobi, psikiyatrideki tarifine göre bireyin bir şeyden korkusu ona saçma ve mantıksız gelmesine ve bundan korkmamalıyım demesine rağmen bu korku ve kaçınmadan kendini alıkoyamamasıdır. Bunu saçma bulduğu için başkalarına anlatamaması, hayatını, ya da bir işlevini aksatması nedeniyle duyulan sıkıntı, ızdırap ve engelleme durumu da fobinin bir parçasıdır. Fobi ile korku ya da korkaklık farklı olgulardır. Fobik kişi sadece fobik olduğu şeyden kaçınır. Başka konularda ise oldukça girişken ve cesur olabilir. Sonuçta; bir veya birkaç fobimiz olması her şeyden korktuğumuz anlamına gelmez. Hele cesur bir olmadığımız anlamına hiç gelmez. Uçak fobisi olan bireylerin çoğu entelektüel; iş ya da sosyal yaşamında başarılı olmuş kimselerdir. Elde ettikleri konumu birçok insanın denemeye cesaret edemeyeceği riskleri üstlenerek kazanmışlardır. Fobik psikiyatri de korku bozuklukları başlığı altında değil, Anksiyete bozuklukları başlığı altında toplanırlar. Anksiyete, gerginlik stres, endişe kelimelerine karşılık gelir. Büyülü kelime de budur. Uçuş korkusu olanlar gergin, endişeli olabilen insanlardır. Öğrenilmiş ya da koşullanılmış olan bu duygu birçok fizyolojik değişimlere, bu değişimlerde korku ve panik duygusunun oluşmasına neden olur. Gerginlikle baş etmede tedavinin temel noktası, fizyolojik değişimleri kontrol etme ve paniğe dönüşümünü engellemeye dayanır güzel bir şey korku. 8. Fobik BozuklukFobik bozukluk, daima spesifik bir durum veya obje ile bağlantılı olan bir korku halidir. Objeye bağlı fobi, örneğin örümcek, yılan veya ateş gibi belli bir nesneye bağlı olarak ortaya çıkan bir korku halidir. 9. Genel Korku BozukluğuKorku belirtilerinin çoğu günlerde, en az birkaç hafta boyunca devamla ortaya çıktığı hallerde, genel korku bozukluğundan söz edilir. Bu bozukluğu teşhis eden doktorun, teşhisine temel aldığı en önemli belirtiler arasında şu haller de bulunmaktadır:
Öncelikle belirtmek gerekir ki, korku normal gelişimin bir parçasıdır ve kişinin kendini tehlikelerden sakınmasını sağlar. Korku, bebeklikten ergenlik dönemine kadar, sıkça rastlanan bir durumdur. Öyle ki araştırmalar, çocukların 'ında gelişimlerinin bir döneminde herhangi bir şeyden korktuklarını göstermektedir. Bu nedenle çocuklardan kayıtsız, şartsız korkusuz olmalarını beklemek çok gerçekçi olmaz. |
Fobik BozukluklarKişinin bir nesne ya da durumun tehlikesiyle ilgili, orantısız, günlük işlevselliğini bozacak şekilde rahatsızlık duyduğu bir bozukluktur. Özgül (spesifik) fobi ve sosyal fobi olmak üzere iki çeşit fobik bozukluk vardır. Özgül fobiKişide belirli bir nesne ya da durumla ilgili ortaya çıkan abartılı ve asılsız korkulardır. Özgül fobi, kaza geçirme korkusu, uçağa binememe ya da ısırılma tehlikesi ile köpeklerden korkma gibi durumlarla karşımıza çıkabileceği gibi, korkulan nesne ile karşılaşınca kontrolünü kaybetme, bayılma gibi sonuçlardan kaygı duyma şeklinde de kendisini gösterebilir. Örneğin; kişi yüksek yerlere çıkınca başının döneceğinden, kapalı yerlerde kalırsa kontrolünü kaybedeceğinden yoğun bir şekilde endişe duyar. Kişi, fobik nesne ya da durumla karşılaşmasa da, zihninde görüntüsünün, hayalinin belirmesi bile, genellikle korkunun ortaya çıkması için yeterli olabilmektedir. Fobik bozuklukta kişi, uyarana karşı mevcut korkusunun yoğun ve anlamsız olduğunun farkındadır. Rahatsızlık veren durumlardan, öncelikle kaçma eğilimi gösterir; zorunlu kaldığında ise ancak şiddetli bir gerginlik ve kaygı hali ile bu duruma katlanır. Fobik uyarandan kaçınma davranışı yüzünden ya da fobik uyaranla zorunlu durumlarda yüzleşme sırasında çekilen sıkıntı nedeni ile kişinin olağan günlük işlerini sürdürmesi güçleşir, sosyal ve mesleki işlevselliği bozulur. En sık rastlanan özgül fobiler; hayvan fobisi, kan ve enjeksiyonla ilgili fobiler, durumsal (uçak, asansör, kapalı yerler) fobilerdir. Özgül Fobinin BelirtileriBirey yaşadığı korkunun yoğun ve anlamsız olduğunun farkında olmasına karşın, fobik bir durumla karşılaştığında veya durumu hayal ettiğinde kaygı belirtileri ortaya çıkar. Bu belirtiler farklılık göstermesine rağmen en sık karşılaşılanlar, kalbin hızlı çarpması, titreme, terleme, sık idrara çıkma ihtiyacı, bayılacak gibi olma hissi, nefes darlığı, baş dönmesi, vücüdun herhangi bir bölgesinde uyuşma ve karıncalanmadır. Özgül Fobinin NedenleriÖzgül fobilerin nasıl oluştuğu konusunda tek bir açıklama yoktur. Yapılan araştırmalara göre, genetik yatkınlık kadar biyolojik olayların ve çevreninde etkisi önemlidir. Genetik aktarım ile ilgili yapılan araştırmaların sonucuna göre, özgül fobi bozukluğu olan kişilerin birinci derece akrabalarında, özgül fobinin diğer bireylere oranla yaklaşık üç kat daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Özellikle, kan aldırma veya enjeksiyon fobisi olan kisilerin ailesinde benzer bir durumun olduğunu ortaya koyan birçok araştırma mevcuttur. Özgül fobinin nedenleri biyolojik açıdan incelendiğinde ise, adrenalin ve noradrenalin salınımının fazla olmasının özgül fobiye yol açtığı sonucu ortaya çıkmıştır. Özellikle çocukluk çağlarında aşırı korku yaşamamıza sebep olan olayların, ilerleyen süreçlerde fobilere neden olduğu düşünülmektedir. Fakat, geçmiş yaşantısında olumsuz bir olaya maruz kalmayan bireyin de, özgül fobi geliştirmesi olasıdır. Ayrıca, kişi için korku uyandırmayan bir uyaranın travmatik bir olayla eşleştirilmesi ve zihinde o şekilde kodlanması fobilere yol açabilir. Aynı şekilde, korku uyandırmayan bir nesne ya da duruma karşı, bir başkasının verdiği tepkilerle korkma davranışının öğrenilip korku geliştirmesi mümkündür. Hangi sıklıkta ve kimlerde görülür?Özgül fobi toplumda en sık görülen ruhsal bozukluklardandır. Toplumda yaygınlığı %10 civarında tespit edilse de, bu oranın % 25 dolaylarında olduğu düşünülmektedir. Bunun nedeni, toplumda fobilerin bir huy ya da kişilik özelliği olduğunun düşünülmesi ve tedavi için başvuranların sayısının az olmasıdır. Özgül fobi kadınlarda erkeklerden iki kat daha fazla görülür. Bunun nedeni olarak ise erkeklerin korkularını gizleme eğiliminin olması gösterilmektedir. TedaviUzmanlara sadece özgül fobiden dolayı başvuran hasta sayısı oldukça azdır. Genellikle başka problemlerle gelen hastalarda herhangi bir özgül fobiye de rastlanır. Özgül fobilerin tedavisinde psikoterapi daha çok tercih edilen bir yöntemdir. İlaçların özgül fobi tedavisinde kullanımları oldukça sınırlıdır. Psikoterapide en çok bilişsel davranışçı yöntem kullanılır. Bilişsel modelde durum ile ilgili yanlış düşünceler düzeltilir ya da farklı alternatifler geliştirilir. Davranışçı modelde ise, kişinin kaygı yaratan nesne ya da durumun üzerine giderek kaygıyı nasıl yaşadığı ve onunla nasıl başa çıkacağını adım adım öğrenmesi hedeflenir. Sosyal FobiKişinin toplulukta etkileşimden kaçınma ve yoğun bir şekilde rahatsızlık duyma hissidir. Sosyal fobiye sahip kişilerin en çok rahatsız oldukları durumlar, genellikle konuşmaya katılma, sunum yapma, toplum içinde yemek yemedir. Sosyal fobinin şiddetine göre, kişinin yaşam kalitesi önemli oranda bozulabilir. Örneğin işyerindeki bir toplantıda söz sırasının kendine gelmesinden dolayı çok endişe duyar ve bu nedenle gözlerden uzak yerlere oturmayı tercih eder. Alışveriş için bir mağazaya girmesi, çalışanların ve orada bulunanların önünde beğendiği bir şeye bakması, değişim yapması, fiyat sorması çok zor bir durumdur. Bu sebeple kişinin, işi ve sosyal hayatı olumsuz şekilde etkilenir. Bu durumdaki kişilerin birçoğu yaşadığı kaygı ile zor da olsa başa çıkar, bazıları ise işten, okuldan ayrılma noktasına gelirler. Sosyal Fobinin BelirtileriSosyal fobiye sahip kişiler, rahatsızlık duydukları durumlara maruz kaldıklarında, ortamı terk etme, göz teması kurmama, ilgisiz şeyler düşünme gibi kaçınma belirtileri gösterirlerken, bazı bedensel belirtiler de ortaya çıkar. Bu belirtiler fobik bozukluğun şiddetine göre değişmektedir. En sık karşılaşılanlar, yüz kızarması, yoğun terleme, titreme, ateş basması, kas gerginliği, çarpıntı, nefes darlığı, tuvalete çıkma ihtiyacıdır. Sosyal Fobinin NedenleriSosyal fobinin nedeni tam olarak kesinlik kazanmamasına karşın, genetik nedenler, çevresel etkenler, beyin işlevlerindeki bozulma ve psikolojik nedenler üzerinde durulmaktadır. Araştırmalar sonucu anne, baba veya birinci derece akrabalarda da sık olarak sosyal fobiye rastlandığından, sosyal fobinin genetik geçişli olduğu düşünülmektedir. Ayrıca beyinde sinirler arası iletimi sağlayan maddelerden biri olan serotonin dengesizliğinin de sosyal fobiye neden olduğu yönünde araştırmalar mevcuttur. Sosyal fobinin diğer nedenlerinden birisi ise, bireyin sosyal durumlarda yeteneklerini küçümseyerek ya da çıkabilecek problem olasılığını abartarak, bu durumları tehdit olarak görmesi ve kaçınma davranışı göstermesidir. Diğer taraftan birey, başkalarının davranışları sonucunda yaşadıkları olumsuz durumları gözlemleyerek de sosyal fobi geliştirebilir. Son olarak, çocukluk döneminde ebeveyenleri tarafından korumacı şekilde büyütülmüş bireylerin, sosyal becerileri yeterince gelişmediğinden sosyal fobi geliştirme olasılıkları diğer kişilere oranla daha yüksektir. Hangi sıklıkta ve kimlerde görülür?Sosyal fobi en sık görülen ruhsal hastalıklardan biridir. Yapılan çalışmalara göre, yaşam boyu yaygınlığı %2 ile %13’tür. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. Hastalık daha çok çocukluk döneminde veya gençlik döneminin ilk zamanlarında ortaya çıkar. TedaviSosyal fobi tanısı alan kişilerin büyük bir çoğunluğu tedaviden olumlu sonuç almaktadır. Tedavide, hem ilaç hem de psikoterapi yaklaşımı önemli bir yer tutmaktadır. Bazı durumlarda, terapi ve ilaç yaklaşımının bir arada kullanılması tedaviyi daha etkili kılmaktadır. En yaygın kullanılan psikoterapi yöntemlerinden bir tanesi bilişsel davranışçı terapidir. Terapideki temal amaç, kişideki olumsuz düşüncelerin belirlenip, terapistle beraber tekrar yapılandırılıp, yüzleştirme alıştırmalarının yapılmasıdır. |
1 ek VenüstrafobiFobi denince akla ilk kapalı yer, yükseklik ya da ölüm gelse de son zamanlarda öyle bir fobi ortaya çıktı ki adeta erkeklerin hayatını cehenneme çeviriyor. Bu korkunun adı Venüstrafobi. Yani güzel kadından korkmak. Uzmanlar, erkeklerin çoğunda görülen Venüstrafobi'nin, güzel bir kadın görüldüğünde; terlemeye, kalp artış hızının artmasına ve nefesin kesilecekmiş gibi hissedilmesine yol açtığını söylüyor. Üsküdar Üniversitesi Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin’e göre erkekler, güzel kadınlarla birlikte olmayı hedefleyerek bir yandan rekabette kendisini yüceltmeye çalışırken bir yandan da o rekabete kendini kurban ederek güzel bir kadınla olmaktan kaçabiliyor. Bu kaçınmanın nedenlerinden biri de yetersizlik duygusudur. Bireyin güzel bir kadın gördüğünde bazı fizyolojik tepkileri yaşadığını aktaran Çetin, “Venüstrafobi'de terleme, kalp artış hızının artması ve nefesi kesilecekmiş gibi hissetme semptomlarıyla karşılaşabiliyoruz” diye konuştu. İddiasız kişilerle ilişki tercih ediliyor Karşı tarafı güvenilmez olarak düşünme, kişinin özgüveni ile ilgili sorunu tetikleyebiliyor. Özellikle kaygılı ve çekingen kişiler ya da ilişkilerde güvensizliğe maruz kalmış bir deneyim yaşayanlar, kendilerine kıyasla görünüş olarak daha iddiasız kişilerle ilişki tercih edebiliyorlar. “Kadın, toplumda sorumluluk ve tehdit unsuru olarak görüldüğü sürece erkekte güzel kadın fobisinin oluşması son derece doğal” diyen Çetin, erkeğin; yetersizlik, güvensizlik, tehdit ve baskı gibi unsurları kolaylıkla hissedebildiğini ve güzelliği tamamen farklı bir noktada arayabildiğini belirtiyor. Fobilerin genellikle çocukluk yıllarında yaşanmış olan olayların ya da travmatik durumların etkisi ile ortaya çıktığını da belirten Çetin, bu konuda da şunları söyledi: “İnsan hayatında geçmiş yaşantılar, tetikleyici durumlar, kişilik özellikleri, yetiştirilme tarzlar gibi birçok paydayı bir arada düşünmek daha gerçekçi olacaktır. Bunun dışında düşünce yapısının da önemi oldukça büyüktür.” karar.com |
Korku Gençlerin Dürtü Kontrolünü Etkiliyor!Bir araştırmanın bulgularına göre; tehdit edilmiş bir gencin geri çekilmemesinin sebebi, beyninde bu tehditi korkuya çeviren bir mekanizma olması olabilir. Araştırmanın yazarları, bulgularının gençlik döneminde suç faaliyetinin artmasının sebeplerini açıklayabileceğini söylüyor. Yazarlar, gözlemlerini San Diego’daki Society for Neuroscience toplantısında aktardılar. New York’taki Weill Cornell Tıp Okulu’ndan Kristina Caudle ve meslektaşları, 6- 29 yaşları arasındaki 83 kişinin dürtü kontrollerini test etti. Caudle’ın ekibi her bir katılımcıya; karşılarındaki bilgisayar ekranında mutlu bir yüz ifadesi gördüklerinde butona basmalarını, ancak tehditkar bir yüz ifadesi gördüklerinde butona basmamalarını söyledi. Tehditkar bir yüz ifadesi gösterildiğinde butona en çok basanlar 13- 17 yaşları arasındaydı. Bu tepki, gençlerdeki düşük dürtü kontrolüne kanıt olarak gösterildi. Araştırmacılar, katılımcıların beyin aktivitelerini de gözlemlemek için fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme tekniğini kullandı. Beyin taraması sonuçları, katılımcılar yüz ifadelerine bakarken bazı durumlarda orbitofrontal kortekslerinde yükselmiş aktivite olduğunu gösterdi. Hatta bu aktivite, en sık, katılımcılar butona basmaktan kaçındıkları zaman yükseldi. Caudle, bu bulguların orbitofrontal korteksin dürtü kontrolünde rol oynadığını gösterdiğini bildirdi. Caudle’ın ekibi, daha küçük çocukların tehditkar bir yüz ifadesi görünce neden 13- 17 yaş aralığındaki çocuklarda görülen dürtü kontrolüne benzer tepkiler vermediklerini bilmiyorlar. İleriki çalışmalar, beynin davranışı kontrol eden kısımlarının gençlik döneminde nasıl geliştiği ve değiştiğini belirleyebilir. Kaynak: ScienceNewsforStudents |
Fobi Türleri / Zenofobi!Zenofobi, bireyin kendisinden farklı olan insanlardan veya yabancılardan korkması ve nefret etmesi psikolojik literatürde zenofobi olarak adlandırılır. Birey değişik ve farklı olanı tehlikeli olarak algılar ve bu özellik zenofobik olarak nitelendirilir. Dünya dışı yaşam formlarından korkma, ırkçılık bağlamında zenofobinin uç noktası olarak değerlendirilir. İlgili fobinin daha ileri boyutu ise toplumları soykırım yapmaya varacak şekilde dışlamak olarak görülür. Araştırmacılar zenofobinin bir nedeninin de kültürel farklılıkların yanlış yorumlanması olduğunu bu bağlamda zenofobik bir birey olmamak için de toplumları ve bağlantılı olayları hoşgörülü bir şekilde anlamaya çalışmak gerektiğini belirtiyor. Zenofobinin Nedenleri!
Kaynak: Science |
Yılan ve Örümcek Fobisi!Fobiler üzerine araştırma yapan bilim insanları, 6 aylık bebeklerin bile yılan veya örümcek gibi hayvanlarla karşı karşıya geldiklerinde paniğe kapıldığını tespit etti. Yapılan araştırmaya göre söz konusu korku, milyonlarca yıldır ölümcül olabilecek bu canlılarla bir arada yaşamanın bir sonucu ortaya çıkmış olabilir. The Times gazetesinin sonuçlarını aktardığı araştırma bağlamında yılan ve örümcek karşısında stres yaşayan bebeklerin aynı tepkiyi, gergedan ve ayı gibi hayvanların resimlerini gördüklerinde vermediği belirlendi. Konuyla ilgili daha önce yapılan araştırmalar, söz konusu korkuyu öğrenmiş olması muhtemel, daha büyük yaştaki çocuklar ve yetişkinler üzerinde gerçekleştirilmişti. Araştırmayı yöneten Leipzig Enstitüsü'nden Stefanie Hoehl, bebeklere, çiçek ve balık resmi yerine, yılan ve örümcek resmi gösterildiğinde bebeklerin gözbebeklerinin dikkat çekici şekilde büyüdüğünü ifade etti. Araştırmacılar, aktarılma yoluyla geçebilen yılan ve örümcek korkusunun, gerçek anlamda bir fobiye, ebeveynlerin gösterdiği bir panik tepkisinin gözlemlenmesi ile geçebildiğini de belirtiyor. Kaynak: BBC Bilim / Frontiers in Psychology (24 Ekim 2017) |
| Saat: 21:18 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık