![]() |
3 ek ebru![]() belirli maddeler katılarak yoğunluğu artırılan suya serpilen boyalarla bir desen elde edilmesi ve bu desenin, suyun üstüne kapatılan kâğıda geçirilmesi sanatı. Sözcüğün aslının “bulut gibi”, “bulutumsu” anlamlarına gelen Farsça ebrî'den geldiği kabul edilir. Ebrulu kâğıttaki desenler gerçekten de yer yer bulutu andırır. Fransızlar bu desenlerin mermere benzeyen damarlarından ötürü ebruya papier marbre, İngilizler de marbledpaper adım verirler. Araplar ise ebru yerine, damarlı kâğıt anlamına gelen varakü'l-mücezzâ sözcüğünü kullanırlar. Ebru sanatının önce nerede ortaya çıktığı kesin olarak belli değildir. İlk kez Türkistan’da ya da Hindistan’da yapıldığını ileri sürenler vardır. İran kaynakları ilk ebruyu Hindistan’daki İranlIların yaptığını ileri sürerler ve 16. yüzyılda Mîr Muhammed Tahir adlı bir Iranlı sanatçının yaptığı ebrulu kâğıtları Hindistan’dan İran’a göndermesiyle ülkede ebru sanatının yaygınlaştığını belirtirler. Gene İran kaynaklarına göre ebru sanatı, İran’dan OsmanlIlara, oradan da 17. yüzyıl başlannda Avrupa’ya geçmiştir. 17. yüzyıldan kalma Tertîb-i Risâle-i Ebrî adlı bir kitapçıkta ebrunun nasıl yapıldığı, hangi malzemelerin kullanıldığı anlatılmaktadır. Yapım tekniğiEbru yapılırken kullanılan araçların başında “tekne” gelir. Tekne çinko ya da tahtadan yapılır, yaklaşık 35 cm x 50 cm boyutlarında ve 5-6 cm derinliğinde olur. Teknedeki suya boyalar, yaklaşık 2 cm uzunluktaki at kılından yapılmış, fazla sık olmayan fırçalarla serpilir. Tekne boyundaki bir çıtanın üstüne bir sıra dikine teltakılarak yapılan çeşitli sıklıktaki taraklardan, “taraklı” adı verilen ebru türünü hazırlamakta yararlanılır. “Hatip” ve “çiçekli” denen ebruları hazırlamak içinse, tahta bir sapın ucuna tek bir tel geçirilir. Ebruda her çeşit kâğıt kullanılabilirse de, genellikle perle ya da birinci hamur kâğıt yeğlenir. Renkli desenler, suda erimeyen ve yağ içermeyen toprak boyalarla elde edilir. Billur ya da mermerden, “desteseng” adı verilen bir araçla ezilerek inceltilen boyalar ayrı kaplarda saklanır. Plaka ya da şerit halinde bir çeşit zamk olan “kitre”, su ile karıştırılarak eritilir. Kitre yerine salep, ketentohumu, ayva çekirdeği, denizkadayıfı, hilbe (boytohumu), hatta gaz bile kullanılabilir. Kitreli suya, üstünde boyanın dibe çökmeden dağılması, yayılması için “öd suyu” katılır. Bu iş için sığır ödü yeğlenir; koyun ve kalkan balığı ödünden de yararlanılabilir. Eskiden öd suyu yerine “tütün yaprağı suyu” ya da “haraza suyu” da kullanılmıştır. Ebrulu kâğıdı düzeltmeye ve parlatmaya yarayan ve “mühre” adı verilen el presi de kullanılan araçlar arasındadır. ![]() Malzemenin hazırlanmasından sonra, ilk önce kitre su içinde erimeye bırakılır, ardından 15-20 kez süzülerek tekneye boşaltılır. Üstüne fırçayla boya serpilerek tel aracılığıyla istenen desenler oluşturulur. Kâğıt, teknenin üstüne yatırılıp sudaki deseni üstüne alması için 10-15 saniye beklendikten sonra kaldırılır. Kâğıt tekneye yatırıldıktan sonra suyla arasında hava boşluğu kaldığı görülürse, bu, topluiğneyle delinerek alınır. ![]() TürleriEbruda çok çeşitli desenler oluşturma olanağı vardır. “Battal ebru”, en basit ve eski ebru çeşididir; tekneye atılan boyaların olduğu gibi kâğıda geçirilmesiyle elde edilir. “Gelgit ebru”, telin kitrenin üstündeki boyalara batırılıp sağdan sola ve yukarıdan aşağıya doğru hareket ettirilmesiyle yapılır. Gelgit ebrunun tarakla soldan sağa doğru çekilmesiyle “taraklı ebru”, sağa sola açılmasıyla “şal ebru”, sarmal biçimler verilmesiyle “bülbül yuvası ebru” elde edilir. Mermer görünümü verilmiş ebruya “somaki ebru”, şal ebru ve taraklı ebrunun açık renklerle yapılanma, “hafif ebru” denir. “Hatip ebrusu”, kitreli suda hafif bir renk elde ettikten sonra damlatılan boyaların üstüne bir iki renk daha damlatılıp, bunların telle sağa sola, yukarıya aşağıya doğru çekilip biçimlendirilmesiyle elde edilir. Bu biçimlere “çarkı felek”, “yürek”, “taraklı yürek” gibi adlar verilir. Hatip ebrusunu Ayasofya Camisi hatibi Mehmed Efendi (ö. 1773) bulmuştur. Teknedeki kitreli su bitmesine yakın kirlenir, boya kumlu bir görünüm alır; bununla yapılan ebruya “kumlu ebru” denir. Hafif bir zemin üstünde telle lale, menekşe, karanfil, sümbül, gelincik, gül gibi çiçek desenleri oluşturularak “çiçekli ebru” yapılır. İlk kez ünlü hattat ve ebru ustası Necmeddin Okyay yaptığı için çiçekli ebruya “Necmeddin Ebrusu” da denir. Yapılışı çiçekli ebruya benzeyen ve genellikle küçük lale desenleri içeren “koltuk ebrusu”, yazı kenarlarını süslemekte kullanılır. Herhangi bir ebrunun zeminine altın serpilmesiyle “zerefşanlı ebru” elde edilir. Ebru ciltçilikte ve hattatlıkta çok kullanılır. Bazen tek başına, bir tablo olarak da değerlendirilir. Bu sanatın başlıca büyük ustaları Şebek (ö. 1608’den önce), Hatip Mehmed Efendi (ö. 1773), Şeyh Sadık Efendi (ö. 1846), Hezarfen Edhem Efendi (1829-1904), Bekir Efendi (20. yy başları) ve Necmeddin Okyay’dır (1883-1976). Necmeddin Okyay’ın oğulları Sami Okyay (1910-33) ve Sacid Okyay’la (d. 1915), Mustafa Düzgünman (d. 1922) ve Neyzen Niyazi Sayın (d. 1927) bu sanatı sürdürmüşlerdir. kaynak: Ana Britannica |
Türk Süsleme Sanatları - Ebru 5 ek Ebru Aynı zamanda nükteli bir şiir, yumuşak bir ezgidir de... ![]() Ebru bir resim sanatı olmakla beraber, resim sanatı olmaktan ibaret değildir. Ebru, gücü zaman üzerinde oynamaya yeten, dans eden bir figürdür-tıpkı adını telaffuz ederken olduğu gibi-: EBRU! Belki de yeryüzünde hiçbir sanat, adıyla bu kadar bağdaşmamış, bu kadar iç içe geçmemiştir. Suyun yalınlığı, renklerin düğünü, insanın duyguları, doğanın kusursuzluğu ve Yaratan'ın tekliği ebru sanatında buluşur. Ebru sanatında nihai sonuç, bizi o sonuca ulaştıran süreçle beraber incelendiğinde anlam bulur ve zenginleşir. Ebru, fikre düştüğü ilk andan, gözle buluştuğu son ana kadar kendine has mistisizmini asla yitirmeyen bir ifade şeklidir. Ebru sanatı, en eski Türk kağıt süsleme sanatlarındandır. Orta Asya dillerinden Çağatayca'da "hare gibi, damarlı" anlamına gelen 'Ebre' kelimesi Ebru sanatının bilinen ilk adıdır. İpek Yolu ile İran'a gelen sanat, burada 'Abru' (Su Yüzü) veya 'Ebri' (Bulutumsu, bulut gibi) olarak isimlendirilmiştir. Daha sonra Türklerle birlikte Anadolu'ya gelen bu sanatın adı 'Ebru' olarak dilimize yerleşmiştir. Şu an Avrupa'da 'Marbling' diye bilinen Ebru 17. yüzyılda Avrupa'ya 'Türk kağıdı' adıyla gitmiştir. Ebru Türkiye'de cilt sanatının yanı sıra, hat sanatında zemin ve pervaz olarak kullanılmıştır. Hat sanatının, sanat atölyelerinde çoğalmasıyla birlikte, fonda kullanılan bu desenli kağıdın da değeri artmış, çerçevelenecek kadar önemsenmiştir. Günümüzde, diğer soyut ve plastik sanatlar gibi değerlendirilmektedir. Ebru, görsel zerafetinin yanı sıra, bizlere mikro ve makro alemlerden, çıplak gözün göremeyeceği ilginç güzellikler sunar. Ayrıca Ebru'nun terapi özelliğine sahip olduğu, bu tarihi sanatın meraklıları için tartışılmayan bir gerçektir. EBRU NEDİR? ![]() Zorlu ve emek isteyen bir sanat olan ebru, geri dönüşü olmayan, tekrarı olmayan, çok değişkenli bir sanattır. Birçok eski eserde süsleme amacıyla kullanılan ebru, geleneksel el sanatlarımızdan olmasına rağmen yakın zamana kadar unutulma tehlikesi ile karşı karşıyaydı. Dünya çapında çeşitli milletler tarafından sahiplenmeye başlanmış, bazı ülkelerde ebru yapımı sırasında kullanılan malzemeleri üreten firmalar boy göstermişti. Ebru sanatında son devrin piri merhum Mustafa Düzgünman gerek yetiştirdiği öğrencilerle gerek bu sanata kazandırdığı anlayışla manevi hazinelerimizden birinin payidar kalmasında büyük rol oynamıştır. EBRU TARİHİ Ebru sanatının ilk kez ne zaman ve nerede yapıldığı tam olarak bilinememektedir. Tarihi ve kimin tarafından yapıldığı belli olmayan bazı eserler vardır. Bugün kayıtlardaki en eski ebru 1595 yılına aittir. Şebek Mehmed Efendi imzasını taşır. Ancak, bir sanatın gelişmesi ve kabul görmesi için yüzlerce yıl geçmesi gerektiğini ve kayıtlarda da detaylı bir arama yapılmadığını düşünürsek bu sanatın çok daha eskilere dayanan bir geçmişi olduğunu kabul etmemiz gerekir. Ayrıca, ebru kelimesinin Farsça'daki EBRİ kökünden geldiğini iddia edenler olsa da, bu kelimenin kullanılmasından yıllar öncesinde, Türkistan'da EBRE kelimesinin çok yakın anlamda kullanıldığı bilinmektedir. Yani kelimenin Farsça'ya zamanın Türkçe'sinden geçmiş olma olasılığı yüksektir. Osmanlı'nın son devirlerinde yaşamış olan Üsküdarlı Şeyh Sadık Efendi, Ebru Sanatı'nın inceliklerini öğrenmek için Buhara'ya gitmiştir. Bu da, Ebru Sanatı'nın Orta Asya kökenli olduğuna dair güçlü bir kanıttır. Ebru Sanatı'nın günümüze ulaşmasında, Üsküdarlı Şeyh Sadık'ın büyük payı vardır. Onun devamında, Hezarfen Edhem Efendi, Necmeddin Okyay ve Mustafa Düzgünman, bir yandan sanattaki geleneği korumuş, aynı zamanda da ebru çeşitlerini tanzim ederek Ebru'yu güçlü bir sanat haline getirmişlerdir. Ebru Sanatı ile ilgili yazılmış ilk eser, Tertib-i Risale-i Ebri adını taşır ve 1608 tarihlidir. Basitçe ebru yapımından ve ebru sanatçılığından bahseder. ![]() MALZEMELER KAĞIT : Emici özelliği fazla ve mat olanları tercih edilir. Genellikle birinci hamur kâğıt kullanılır. KİTRE: Kitre, Anadolu'da yetişen, geven türü dikenli bitkilerden elde edilen, yapışma özelliği az olan bir zamk çeşididir. Suyla birlikte karıştırılarak uygun kıvam elde edilir. İpek kitresi ise, toz halinde hazır olarak satılmaktadır. Piyasada aktarlarda bulunabilen kitrenin plaka halinde, beyaz ve topraksız olanları tercih edilmelidir. TEKNE: Ebru yapımında tekne dediğimiz, içine kitre konan kaplar kullanılır. FIRÇA: Fırçanın sapı için, esnek olduğundan dolayı gül dalı kullanılır. Kıllar ise, at kuyruğundan elde edilir. BOYALAR: Ebru yapımında genellikle oksit kırmızı, oksit sarı, oksit siyah, lahur çiviti kullanılır. Diğer renkler de bunların karışımından elde edilir. Güzel bir ebru için renkleri uyumlu kullanmak önemlidir. Bu nedenle koyu renklerden başlanarak renkler kullanılır. Tabandaki siyah boya, üzerindeki boyaları canlı ve aktif gösterir. Aralardaki beyazlar da renklere hareket getirir. ÖD: Renklerin kitre üzerinde kalmasını sağlar. Boyanın içine atılarak kullanılır. İpek boyalar için kullanılmaz. BİZ: Büyük, kalınca iğne olup, ebruya şekil vermekte kullanılır. NASIL YAPILIR? Ebru yapımına başlamadan önce seçilecek kağıdın ölçüsüne uygun büyüklükte bir tekne alınır, tekne kitreli su ile doldurulur. Ebru teknesi basitçe alüminyum bir baklava tepsisi gibidir. Kitre, bir bitkinin özü olup baharatçılarda (aktarlarda) satılır. Sinme bir avuç veya tepeleme iki çoba kaşığı kitre iki litre kadar su içinde 2, 3 veya 4 gün bekletilerek kitrenin su içinde iyice şişmesi sağlanır. Şişen kitre su içinde el ile yoğurularak suya karışması sağlanır. Kitreli su boza kıvamında veya az seyreği olmalıdır. Hazırlanan sıvı ince bir tülbent ile süzülerek temizlenir. Son haliyle tekneye yavaşça (köpürtmeden) boşaltılır. Değişik renklerde toprak boyalar ayrı ayrı iki cam yüzey (veya seramik, krom) arasında iyice ezilir. Ezilme esnasında hafif su katılır. Ezilme sonrasında meydana gelen çamur benzeri boyaya sığır ödü katılarak 15 gün veya bir ay kadar bekletilir. Boyanın öd asidiyle pişmesi sağlanır. Beklemeden sonra mamül sulandırılarak kullanılır. Boya açılmıyorsa öd katılır. Rengi açmak için su kullanılır. Bir ebru bir defa yapılabilir. ![]() Kağıt tekneye serilir, iş tamamlanır. Kağıt düzgünce tekne üzerine bırakılır, görüntünün kağıda işlemesi sağlanır. Kağıt temiz bir ortamda kurumaya bırakılır. Su yüzeyinde meydana gelen şekiller, teknik gereksinme sonucu daha çok soyut olarak gelişir. Bu düzenlemeden sonra seçilen kağıt su yüzeyine yatırılır. Birkaç saniye sonra kaldırılır ve kitreli suyu süzülünceye kadar iki ucundan asılır. Bu ebrû tekniğinde sanatçı, boyaların kitreli su üzerindeki dağılışına yeterince hakim olamaz. Bu yüzden bir takım kalıplaşmış ebrû tipleri oluşmuştur. EBRU ÇEŞİTLERİ BATTAL EBRU: Boyaların koyu renkten başlanarak, açık renge doğru fırça yardımıyla Kitreli su üzerine serpilmesiyle elde edilir. Boyalar daha sonra kağıda geçirilir. Basit bir ebru çeşidi gibi görünmekle birlikte, boyaların yüzeyde eşit miktarda ve büyüklükte dağılmasını sağlamak, özellikle ebru yapmaya yeni başlayanlar için pek de kolay olmamaktadır. Diğer ebru çeşitlerine geçebilmek için önce Battal Ebruyu doğru yapmak gerekir. GEL - GİT EBRUSU : Battal Ebru yapıldıktan sonra ince bir çubuk yardımıyla üzerine paralel çizgiler çekilerek oluşturulur. ŞAL EBRUSU: Gel-Git Ebrusu yapıldıktan sonra yine ince bir çubuk yardımıyla enine üç adet, boyuna da iki adet ( S ) harfi, bunların aralarına da istenildiği gibi kavisler çizilerek hazırlanır. ![]() TARAKLI EBRU: Ebru teknesinin eninden 5 mm. küçük tahtalarla, belli aralıklarla dizilmiş toplu iğne, tel veya ince çivi ile hazırlanan taraklar kullanılarak yapılır. Önce Gel-Git Ebrusu oluşturulur, daha sonra Gel-Git enine hazırlandıysa boyuna, boyuna hazırlandıysa enine tarak yardımıyla tarama yapılır. Eğer istenirse üzerine enine veya boyuna " S " harfleri çizilerek taraklı şal ebrusu oluşturulur. HAFİF EBRU: Üzerine daha sonra yazı yazmak için oluşturulan, renkleri soluk ve cansız ebrulardır. Burada yazı ön plana çıkar. Hazırlanan kitreye su ilave etmek ve boyalara da damlalık yardımıyla öd ve su, ilave edilerek oluşturulan malzemeyle yapılır. AKKASE EBRU: Arap zamkı kullanılarak hafif Ebrunun bazı kısımları kapatılır. Sonra daha koyu bir ebru yapılır. Arap zamkı sürülen yerler ikinci boyaları almazlar, boş kalan bu yerlere daha sonra yazı veya Tezhip yapılabilir. KUMLU-KILÇIKLI EBRU: Tekne iyice kullanıldıktan sonra dibinde kalan kitreden bu çeşit ebru yapılır. Kitrenin kirlenmesiyle oluşan mukavemet ve boyadaki su oranının az olmasıyla, teknede boyaların çatlaklar oluşturmasıyla elde edilir. YAZILI EBRU: Arap zamkıyla yazılan yazıların olduğu kısım boya almaz ve o bölüm boş kalır. Yazılı Ebruyu hem Hat hem de Ebru sanatı ile uğraşan sanatçılar yapmışlardır. HATİP EBRUSU : Zemine Battal Ebru yapılır, sonra Hatip Ebrusunda kullanılacak renkler seçilir. Tekneye boyuna ve enine dört-beş adet eşit aralıklarla boya damlatılır, içlerine diğer renkler de aynı şekilde damlatılır. Burada boyaların çaplarının eşit olmasına dikkat etmek gerekir. Daha sonra üzerlerine çubuk yardımıyla şekil verilir. ÇİÇEKLİ EBRULAR: Zemine Battal Ebrusu yapılıp üzerine çubuklar yardımıyla lale, gelincik, karanfil, papatya gibi çiçekler yapılarak hazırlanır. |
EBRU Ebru, kâğıt üzerine, özel yöntemlerle yapılan geleneksel bir süsleme sanatıdır. Ebru sözcüğüne köken olarak, bulut anlamına gelen Farsça “ebr” sözcüğü gösterilmektedir. Bu sözcükten türetilen ve “bulut gibi” ya da “bulutumsu” anlamına gelen “ebri” sözcüğü Türkçe'de değişerek “ebru” biçimini almıştır. Gerçekten de ebru bulut izlenimi uyandıran bir görünümdedir. Ebru sözcüğü bir başka görüşe göre “yüz suyu” anlamına gelen Farsça “âb-rûy” tamlamasından gelmektedir. Ebru sanatının ne zaman ve hangi ülkede ortaya çıktığı bilinmemekle birlikte bu sanatın doğu ülkelerine özgü bir süsleme sanatı olduğu kesindir. Bazı İran kaynaklarında ilk kez Hindistan'da ortaya çıktığı yazılıdır. Hindistan'dan İran'a, oradan da Osmanlılar'a geçmiştir. Gene bazı kaynaklara göre de ebru Türkistan'daki Buhara kentinde doğmuş ve İran yoluyla Osmanlılar'a geçmiştir. Batıda ebru “Türk Kâğıdı” diye adlandırılır. Ebrunun Yapılması Ebrunun yapılışı oldukça zevkli ve sabır isteyen bir iştir. Önce uygun bir kâğıt seçmek gerekir. Çünkü her kâğıda ebru yapılmaz. Kâğıt, boyayı iyice emecek nitelikte ve dayanıklı olmalıdır. Eskiden hattatlar (güzel yazı ustaları) yazı yazmak için yüzeyine “ahar” denen özel karışımlı (nişasta ve yumurta akı) bir sıvı sürülen ve bu yüzden “aharlı” denilen kâğıt türünü yeğlerlerdi. Ebrucular ise bu tür kâğıtlar boyayı iyi emmediği için “aharsız” da denen ham kâğıt kullanırlardı. Ebru yapmak için genellikle dikdörtgen biçiminde, büyükçe ve yayvan bir tekne gerekir. Geven denilen otun gövdesinden elde edilen ve beyaz renkli bir tür zamk olan kitre, belli bir oranda, suyla bir kabın içinde karıştırılır. Kitre yerine salep, keten tohumu, ayva çekirdeği, gazyağı gibi birçok değişik madde de kullanılmaktadır. Kitre ile yapılan bu karışım 12 saat kadar bekletilir ve zaman zaman karıştırılır. Kitre bu süre sonunda erir ve karışım boza kıvamını alır. Daha sonra küçük fincanlarda ebru için boya hazırlanır. Bu amaçla kullanılacak boya çok ince toz haline getirilmeli ve suda eriyip dağılmayan bitkisel ve kimyasal boyalardan olmamalıdır. Fincanda su ile iyice karıştırılarak sıvılaştırılan boyalara ayrıca iki kahve kaşığı taze sığır ödü katılır. Bu işlemin amacı iyice ezilmiş boyanın dibe çökmeden yüzeyde kalmasını sağlamaktır. Bu biçimde hazırlanan değişik renkteki boyalar özel tekneye boşaltılmış olan boza kıvamındaki sıvının yüzüne serpilir. Yüzeyde birikintiler halinde kalan bu boyalar daha sonra tahta bir çubukla karıştırıldığında ya da yayıldığında şaşırtıcı ve ilginç desenler ortaya çıkar. Ayrıca hazırlayanın isteğine göre belli desenler de elde edilebilir. Bu desenlerin üzerine yatırılan özel kâğıt, 5-10 saniye sonra, iki ucundan tutularak kaydırmadan ve oynatmadan, kitap sayfası açar gibi bir yana doğru kaldırılır. Kâğıt, boyalı tarafı üste gelmek üzere uygun bir yere serilerek kurutulur. Böylece ortaya binlerce ayrıntı ve renk taşıyan desenler çıkar. Eğer, bu desenlerin arasına bir yazı ya da herhangi bir çiçek motifi yerleştirilmek istenirse, başka bir yöntem uygulanır. Yazı ya da motif, bir kâğıda yazılır ya da çizilir. Keskin bir araçla kenarları kesilip kalıp çıkartılır ve ebru kâğıdına zayıf bir yapıştırıcı ile yapıştırılır. Kâğıdın, yapıştırılan desenin bulunduğu yüzeyi yukarıda anlatıldığı gibi teknenin içine yatırılır. Elde edilen ebru kuruduktan sonra, hafifçe yapıştırılmış olan bölüm sökülünce yazı ya da motiflerin yerleri boş kalır. Bu yöntem hattat ve ebru ustası Necmeddin Okyay (1883-1976) tarafından bulunduğu için bu yöntemle yapılan ebrulara “Necmettin Ebrusu” denir. Ebrunun “battal ebru”, “taraklı ebru”, “çiçekli ebru” gibi daha birçok türü vardır. Ebru ciltçilikte ve hattatlıkta çok kullanılırdı. Bazen elde edilen ilginç ve güzel desenler bir tablo görünümünde olduğu için bu amaçla da kullanıldığı oldu. Türkler'den Hatip Mehmed Efendi (18.yüzyıl), Şeyh Sadık Efendi (19.yüzyıl), Bekir Efendi (20.yüzyıl başları) gibi çok usta ebru sanatçıları yetişmiştir. Bu sanatın Necmeddin Okyay'dan sonra yetişen son ustaları arasında Mustafa Düzgünman (doğumu 1920) ve Niyazi Sayın (doğumu 1927) özellikle anılabilir. Ebru Çeşitleri Yazılı Akkase Genellikle arap zamkı ile yazılan yazılar daha sonra ebrulandığında yazı olan kısım kağıt renginde kalmasından veya bunun tersi; yani harflerin içi boş, geri kalan kısım arap zamkı ile kapatılarak elde edilen ebru türüdür. Arap zamkı (şeffaf mürekkep) ile yazı yazmak oldukça maharet isteyen bir iştir. Ustalık isteyen bu tür ebrular, kolleksiyoncular tarafından tercih edilir. Yazılar genellikle daha önce ebrulanmış kağıda arap zamkı ile yazılır ve kağıt tekrar ebrulandığında yazı olan kısım ilk ebrunun renginde kalır. Zemin Ebrular Ebrunun, 15. yüzyıldan beri bilinen tarihi içinde hep yapılarak günümüze gelmiş desen türlerine verilen genel isimdir. Yapım teknikleri ve görüntüleri birbirlerine benzerlik gösterir. Battal, gelgit, taraklı, bülbül yuvası, neftli, hafif gibi adlarla anılırlar. Ebru'nun bir sanat olarak kabul görülmesinin özü, bu zeminlerin kendilerinden kaynaklanır.- Battal Ebru - Somaki Ebru Çiçekli Ebrular- Taraklı Ebru - Çift Baskı Ebru - Neftli Ebru - Bülbül Yuvası Ebru - Gelgit Ebru - Hafif Ebru Merhum üstâd Necmeddin Okyay'ın geliştirdiği ve kendi adı ile anılan ebru türüdür. Bu tür ebrular ebru sanatının plastik sanatlar içinde yer almasında önemli bir yer tutar. Ebrunun bilinen tarihi içinde yetişmiş ustalar tarafından sıkça kullanılan çiçek çeşitlerinden başlıcaları Lâle, Karanfil, Sümbül ve Papatya çiçekleridir. Çiçekli Ebru Türk Ebru sanatının en geleneksel türlerinden biridir. Sanatçının seçtiği bir zemin üzerine hazırlanan değişik çiçek desenleri huzur ve zerafeti bir çerçevede birleştirir. Barut Ebrular Hikmet Barutcugil'in dünya çapında tanınan ebru tarzına verilen isimdir. Görüntüler tamamen tabii olup, boyarmaddeler içindeki yüzey gerilimlerinden elde edilir. Bu oluşum tabiatta var olan yeryüzü katmanlarını, bazı mikroskobik görüntüleri hatta diğer gezegenlerin görüntülerini andırır. Değişik boya türleri ve malzemeler kullanan Barutcugil, alışılmış boyutların dışında da çalışarak geleneklerin sınırlarını aşıp Ebru'ya yeni bir boyut kazandırmıştır. Simetri Ebrular Barut ebru kesitlerinin digital ortamda simetrilendirilmesi ile meydana gelen görüntülerdir. Bu görüntüler tabiatta var olan yeryüzü katmanları, bazı mikroskobik görüntüleri, hatta uzaydan gelen diğer gezegen fotoğraflarını andırır. Siyah Beyaz Ebrular Ebru, genellikle çok renklidir. Türkçemizde, Ebrulî sözcüğü rengârenk anlamında kullanılan bir kelimedir. Ama bu sayfadaki eserler renkli ebruların siyah - beyaz baskıları değildir. Sadece bir tek renk, siyah boya (is) kullanılarak yapılan ebrular, beyaz kağıtlara alınarak oluşturulmuştur. Işınların görünür hali olan beyaz, kendini oluşturan tüm renklerin birleştiği bir renk; siyah ise yansıtılmış ışınların görünmeyen rengidir. Bu ebrular, sadece siyah boya kullanılarak, çokluktan kurtulup tekliğe ulaşmak; ilahi güzelliğe giden yolculuğu ebru sanatı ile hatırlatmak amacıyla hazırlanmıştır. Minyatür ve Kaatı Bu eserlerde kıyafetler, orijinal ebru kağıtları üzerine itina ile kesilerek kolaj tekniği ile yapıştırılır. Daha sonra başka bir minyatür ustası hassas bir işçilikle yüz, el ve zemindeki görüntüleri yapar. Tekrarı mümkün olmayan, her yönü ile 'tek' olan eserler ortaya çıkar. 17.yüzyılda Hindistan'da yapıldığı bilinen ve Christopher Waimann'ın güncelleştirdiği bir yöntemin uygulamasıdır. |
1 ek ![]() Ebru sanatı, kağıt süsleme sanatlarının en eskilerinden kabul edilen bir geleneksel sanat dalıdır. Farsça’da bulut anlamına gelen “ebr” kelimesinden kök almaktadır. Kısaca özetlenecek olursa, sudan daha hafif ancak daha kıvamlı olan bazı zamk benzeri maddeler kullanılarak (kitre gibi) su üzerinde çeşitli boyalarla oluşturulan desenlerin üzerine kağıt kapatılıp, desenin kağıda aktarılması yoluyla yapılır. Ebrunun ilk örneklerinin ne zaman üretildiği, sanatın başlangıç tarihi hakkında somut bilgi yoktur. Ancak, bazı arşıvlerde bulunan en eski ebru örneklerinin tarihlerine dayanarak bir şeyler söylenebilir. Örneğin, İstanbul Topkapı Sarayı arşivinde bulunan Arifî’nin “Guy-i Çevgan” adlı eserindeki ebrular, üzerinde yazılı bulunan 1539 tarihi ile, tarihlendirilebilin en eski ebrulardır. Sayın Uğur Derman koleksiyonundan Maliki Deylemi’ye ait bir kıtanın yazılı bulunduğu ebrunun tarihi olan 1554 de, söz konusu ebruyu en eskiler arasına almaktadır. Fuzulî’nin “Hadîkat-üs Süedâ” (Mutluluklar Bahçesi) isimli eserinin bir kopyasının baş sayfasında, kırmızı mürekkep kullanılarak “Ma Şebek Mehmet Ebrîsi” ibaresine rastlanmaktadır. Kitap içinde üç ayrı sayfada hafif ebru kullanılmıştır. Son sayfada ise “...kâtib-ül Harf Ahmed bin Hasan Yeniçeri-i Korucuyan-ı Dergâh-ı Âli fî Beldet (ül) Trablusşam fî Zeman Defterdâr Mehmed Efendi. Sene 1004” ibaresi okunmaktadır. Bu anlatımdan anlaşıldığı üzere, eserde yer alan ebrular (Şebek) Mehmet Efendi tarafından Hicri 1004 – miladi 1595 yılında yapılmışlardır. Türk ebru sanatında kayda geçmemiş olan uzun bir dönemin ardından, 1700’lü yıllarda Şebek Mehmed Efendi’nin talebesi olduğu rivayet edilen Hatip Mehmet Efendi ile yeni bir dönem başlamıştır. Figüratif ebru yapma tekniğini geliştirip, ilk uygulayan odur. Yaşamı hakkında ayrıntılı bilgiye sahip değiliz. Hatip Mehmet Efendi, Ayasofya Camii’nin hatibidir. Ünü, din görevlisi oluşundan değil, ebrucu oluşundandır. Gelenekçi değil, yenilikçidir. Yaratıcı ve araştırıcılığı onu, ebru araçlarını ustasından farklı kullanmaya götürür. Boyaları fırçayla atmak yerine, iğne ucuyla su yüzüne indirir. İç içe halkalar şeklinde açılan bu boyalara aynı iğne ucuyla müdahale eder. Bu şekilde elde ettiği soyut biçimlerle dönemin ötesine geçerek yeni bir tarz oluşturmuştur. 1773 yılında evinde çıkan yangında ebrularını kurtarmak amacıyla yanan eve girerek, ebrularıyla birlikte yanarak ölmüştür. Günümüze bir kaç eseri kalabilmiştir. Ancak tekniği ve adı “Hatip Ebrusu” olarak eksiksiz yaşamaktadır. Gelmiş geçmiş en büyük ebru sanatçısı olduğu konusunda yaygın kabul vardır. 19 yüzyıla gelindiğinde ebru sanatının en bilindik isimleri Şeyh Sadık Efendi ve oğullarıdır. Ebru sanatını Buhara’da öğrenen ve oğulları İbrahim Edhem ve Nâfiz Efendi’ye aktarmıştır. Hattat Sami Efendi ve Hattat Aziz Efendi ise 20. Yüzyıla erbu sanatının köprüsü olarak kabul edilebilirler. 20. Yüzyılda ise büyük usta Hafız Necmeddin Okyay bayrağı devralır. Okyay, Hatip ebrularındaki soyut figüratif arayışı geliştirmiş, bugünkü çiçekli ebruyu ilk uygulayan sanatçı olarak tarihe geçmiştir. Bu sebeple çiçekli ebrulara “Necmeddin Ebrusu” da denilmektedir. Necmeddin Okyay’dan sonra sayacağımız en önemli isim, Okyay’ın yeğeni Mustafa Esad Düzgünman’dır. Vefat tarihi olan 1990’a kadar sürekli çalışmış, sanat camiasına pek çok öğrenci yetiştirmiş ve Türk ebrusunu teknik ve nitelik anlamında en üst düzeye taşımıştır. Ebru sanatının ne zaman ve hangi ülkede ortaya çıktığı bilinmemekle beraber bu sanatın doğu ülkelerine özgü bir süsleme sanatı olduğu düşünülmektedir. Bazı İran kaynaklarında Hindistan'da ortaya çıktığı yazılıdır. Bazı kaynaklara göre de Türkistan'daki Buhara kentinde doğmuş ve İran yoluyla Osmanlılar'a geçmiştir. Batıda ebru "Türk Kağıdı" olarak adlandırılmaktadır. Koyulaştırıcı bir madde ile kıvamı arttırılmış suyun üzerine, içine öd katılmış, suda erimeyen boyaların serpilmesi ve su yüzeyinde meydana gelen şekillerin bir kağıda geçirilmesi ile yapılır. EBRU SANATI NEDİR? Birbiri içine geçmiş, ancak karışmamış, bakışla ayırt edilebilecek şekilde duran renk ve şekillere "EBRU" denir. Sanat olarak EBRU, su üzerine serpiştirilen sıvı boyanın rasgele bezendiği şekillerin ve bu şekillere müdahale edilmesiyle meydana gelen figürlerin kağıda aktarılarak sergilenmesidir. Ebru sanatının diğer bir özelliği de geleneksel Türk el sanatlarından olmasıdır. Ebru yapımına başlamadan önce tekne kitreli su ile doldurulur. Ebru teknesi basitçe alüminyum bir baklava tepsisi gibidir. Kitre bir bitkinin özü olup baharatçılarda (aktarlarda) satılır. Sinme bir avuç veya tepeleme iki çorba kaşığı kitre iki litre kadar su içinde 2, 3 veya 4 gün bekletilerek kitrenin su içinde iyice şişmesi sağlanır. Şişen kitre su içinde el ile yoğrularak suya karışması sağlanır. Kitreli su boza kıvamında veya az seyreği olmalıdır. Hazırlanan sıvı ince bir tülbent ile süzülerek temizlenir. Son haliyle tekneye yavaşça (köpürtmeden) boşaltılır. Ebru yapımında toprak boya kullanılır. Değişik renklerde toprak boyalar ayrı ayrı iki cam yüzey (veya seramik, krom) arasında iyice ezilir. Ezilme esnasında hafif su katılır. Ezilme sonrasında meydana gelen çamur benzeri boyaya sığır ödü katılarak 15 gün veya bir ay kadar bekletilir.Boyanın öd asidiyle pişmesi sağlanır. Beklemeden sonra mamul sulandırılarak kullanılır. Boya açılmıyorsa öd katılır. Rengi açmak için su kullanılır. Bir ebru bir defa yapılabilir. Hazırlanan boyalar fırça veya metal çubuk yardımıyla daha önce hazırlanmış olan kitreli suyun üst yüzeyine damlatılır.Boyaların açılmasını ve şekillerin yuvarlaklığını kesin olarak bilemeyiz. Ancak fikir sahibi oluruz. Yaptığımız ebrunun tam olarak nasıl olacağını değil neye benzeyeceğini bilebiliriz. Bu yüzden iki defa aynı ebruyu yapmak imkansızdır. Kağıt tekneye serilir, iş tamamlanır. Kağıt düzgünce tekne üzerine bırakılır, görüntünün kağıda işlemesi sağlanır. Kağıt temiz bir ortamda kurumaya bırakılır. Ebru sanatını öğrenmek... Piyasada ebru sanatı hakkında birkaç kitap var. Herhangi birini tercih edebilirsiniz. Zira biri diğerine üstün değil. Pek nadir de olsa gazete ve dergilerde ebru ile ilgili yazılar çıkabiliyor. Bunları takip edin. Bu sayfada ebru sanatını anlatmaya kalksak 30 sayfa yazı yazsam yine de anlatmak olanaksızdır.. Ebru sanatını öğrenmek usta-çırak ilişkisi ile mümkündür. En iyisi bir ustadan öğrenmektir. İşin püf noktaları kavrandıktan sonra kişi kendi yetenekleriyle eser meydana getirecektir. Öğretenden daha önemlisi kişinin yeteneği ve çalışmasıdır. |
3 ek Ebru Sanatı ![]() Geleneksel Türk Sanatlarından ,Ebru, yoğunlaştırılmış su üzerine toprak ve toz boyalarla resim yapma sanatıdır. Koyulaştırıcı bir madde ile kıvamı arttırılmış suyun üzerine, içine öd katılmış, suda erimeyen boyaların serpilmesi ve su yüzeyinde meydana gelen şekillerin bir kağıda geçirilmesiyle yapılır. Ebru türleri
Kitre ![]() Ebru yapımında kullanılan suyun belli bir yoğunluğa sahip olması ve özel olarak hazırlanan boyayı üzerinde tutabilmesi gerekmektedir, her hangi bir suyla ebru yapılamaz. Ebrunun suyuna bu özelliği veren maddenin ismi kitredir. Kitre, Türkiye'nin güney ve güneydoğu bölgelerinde kırlarda yetişen yabani bir dikenin özsuyudur. Köylüler kırlarda geven dikeninin gövdesine bıçakla çizik atar, birkaç gün beklerler. Bitkinin özsuyu çizik bölgeden akar ve kurur. Bir ağaç kabuğuna benzer görünüm alır. Bu kabuklar tek tek toplanır. Kabuk şeklinde olan kitre aktarlarda satılmaktadır. Ebrunun suyu hazırlanırken musluk suyunun içine belli ölçülerde kitre konulur. Su ağzı kapalı bir kapta bu şekilde bir süre bekletilir. Belli zaman aralıklarıyla çalkalanarak eriyen kitre özünün dağıtılması gerekir. Suyun yeterli yoğunluğa ulaşmasından sonra, içinde kalan erimemiş kitre kalıntılarını ayırmak için, ebru suyu iyice süzülmelidir. Kitre ebru yapımında kullanılan, suyun belli bir yoğunlukta olması için suya karıştırılan maddelerden biridir. Ünlü Ebrucu Sacid Okyay ebru yapımında en iyi sonucu salepin verdiğini ancak kitrenin daha ucuz olması sebebi ile kitre kullandığından bahseder. Ebruda boyalar Ebruda boya hazırlamak için özel bir hazırlık gerekmektedir. Ebruda çok çeşitli özellikte boyalar kullanılmıştır. Günümüzde bitkisel esaslı lahor, demir oksitler, oksit yeşil ve çeşitli sentetik-organik boyalar kullanılmaktadır. Toz pigment mermer veya cam tezgah üzerinde suyla ezilmelidir. Hazırlanan boyanın içine kasaptan alınan öd suyu eklenerek karıştırılarak bir süre bekletildikten sonra kullanılır. Boyanın içine katılan öd, boyanın yüzey gerilimini arttırarak yayılmasını ve şekil verilecek hale gelmesini sağlar; ne kadar çok katılırsa boya o kadar çok yayılacağından eklenen öd miktarına dikkat edilmelidir. Fırça, tarak, bız Kullanılan fırçalar geleneksel ebrucuların kullandığı şekilde atkılı ve kuru ağaç dallarından imal edilebilir ya da ebru için satılan fırçalardan alınabilir. Ebru yapımında kullanılan diğer malzemelerden tarak ve bız ise evde imal edilebilir ya da tığ şiş gibi bir çok araçla ikame olunabilir. Ebru için hazırlanmış tekneye aktarılan özel sudaki hava kabarcıkları "bız" denilen ve figür yapımında da kullanılan araçla alınmalıdır. Aksi takdirde kabarcık olan bölümde boya dağılamaz ve ebrunun alınacağı baskı yüzeyinin fonrengi yüzeyde leke şeklinde kalabilir. Tarihçe Ortaya çıkış yeri ve tarihine ilişkin kesin bir delil bulunmamaktadır. Ancak, köklerinin 9. ve 10. yüzyıla kadar uzandığı varsayılmaktadır. Bilinen o ki, bu sanat, kağıdın tarih sahnesine girmesiyle gelişmiştir. Çin'de liu-şa-cien, XII. asırdan itibaren Japonya'da suminagaşi ve beninagaşi isimleriyle sulu vasatta yapılan bir takım çalışmaların mevcudiyeti, daha sonraki asırlarda Çağatay Türkçesi'yle ebre (ابره) adını alarak Türkistan'da ortaya çıkan bu sanatın tarihi gelişimi hakkında, müphem de olsa bir fikir vermektedir. Türkistan'dan en geç XVI. asır başlarında İpekyolu'nu takiben İran'a geçişinde ebri (ابری) olarak isimlendirilen bu sanat, görünüşüyle gerçekten bulut kümelerine benzer şekiller taşıdığından, buluta nisbet ifade eden bu Farsça ismi doğrulamaktadır. Osmanlı ülkesinde de revaç bulan aynı isim, telaffuz zorluğundan son yüzyılda Türkçe'de ebru'ya dönüşmüştür. Galat olmakla beraber, kaş gibi şekiller de ihtiva ettiğinden, bu sanata ebru denilmesi bir çelişki sayılmamalıdır; çünkü ebru kelimesi Farsça'da kaş manasına gelmektedir. XVI. asır ortalarında Mir Muhammed Tahir (میر محمد طاهر) tarafından Hindistan'da yapılmaya başlandığı rivayet olunan ebruculuk, buradan İran'a ve sonra da İstanbul'a kadar yayılmıştır. Aynı yüzyılın sonlarında, İstanbul'dan Avrupalı seyyahlar tarafından kendi memleketlerine götürülen ebru kağıtları önce Almanya'da, sonra da Fransa ve İtalya'da mermer kağıdı veya Türk mermer kağıdı, hatta sadece Türk kağıdı adıyla tanınıp benimsenmiş ve oralarda da yapılmaya başlanmıştır. Zaman içinde İngiltere ve Amerika'ya da yayılan ebru kağıdı, her ülkenin sanat anlayışına göre bir başkalık gösterir. Bunda, kullanılan değişik malzemenin de rolü olmalıdır. Belgelenen en eski ebru örneği 16. yüzyıla aittir. Kağıdın süslenmesinde, kıt'a ve levhaların iç ve dış pervazlarında, yazma ciltlerinde yan kağıdı olarak sıkça kullanılmıştır. (Derman، M.Uğur Osmanlı Ansiklopedisi. C.11,s.189) ![]() Ebru hakkında Türkçe kaleme alınmış bilinen en eski eser, 1615’ten sonra yazılan "Tertib-i Risâle-i Ebrî" (ترطيبِ رسالهِ ابری) adlı yazma kitapçıktır. Günümüzde bilinen ebru tarzındaki eserler ilk kez Orta Asya - Osmanlı coğrafyasında ortaya çıkmıştır. Ebrunun tarihi ile ilgili olarak sayın Uğur Derman (Türk Santında Ebrû), tarihi kestirilebilen en eski ebru olarak, üzerinde Mâlikî Deylemî’ye ait bir kıt’anın bulunduğu ve Gürcistan’da yazılmış olan 1554 tarihli bir ebruyu gösterir. Bu ebrunun, hafif ebru olarak yapılmış olması ve hafif ebrunun ancak belli bir ustalaşmadan sonra yapılabildiği gözönüne alınacak olursa, ebrunun orijinin çok daha eskilere dayandığı düşünülmektedir. Osmanlı döneminde başlıbaşına bir sanat ve iş kolu olan ebruculuk, 20.yüzyıl başlarına gelindiğinde unutulma noktasına gelmiştir. Bu sanatın tekrar hayat kazanması, ebru sanatına 'çiçekli ebru'yu hediye eden büyük sanatçı Necmeddin Okyay sayesinde olmuştur. Okyay'dan sonraki büyük merhale Mustafa Düzgünman'dır. Mustafa Düzgünman'ın talebelerinden Niyazi Sayın, Sabri Mandıracı,Timuçin Tanarslan, Alparslan Babaoğlu, Fuat Başar. |
2 ek ![]() Ebru, su uzerinde sekil cizerek resim yapma sanatidir. Kagit susleme sanatlarinin en onemlilerinden biridir. Kaynaginin 15. yuzyilda Orta Asya'daki turklere ait oldugu sanilmaktadir. Daha sonralari Iran'a gecmis;fakat orada ragbet gormeyip ipek yolu ile Anadolu'ya kadar gelmis ve en guzel orneklerini burada vermistir. Ebru ayni zamanda Japonya'da ilgi gormus;imparator ve aristokrat kesim tarafindan kagit malzemesi olarak kullanilmistir. Ebru farsca 'ebr', cagatayca 'ebre';yani bulutumsu,hare gibi dalgali anlaminda kullanilir.Zamanla ebru kelimesine donusup yayginlasmistir. Osmanli'da yuzyillar boyunca hat sanatinin yardimci bir ogesi olarak ve ciltcilikte kullanilmistir.Batida daha cok resim amacli,modern tarzda surdurulmustur.Kagida mermer goruntusu verdigi icin 'mermer kagidi(marbled paper)' olarak isimlendirilmistir.Italya,Ispanya,Almanya ve Amerika gibi ulkelerde ilgi gormustur. Ebru yapan sanatcinin kullandigi ozel malzemeler vardir.Ebruzen bu malzemeleri kendisi hazirlar.Ilkonce ahsap ya da aluminyum bir tekne hazirlanarak icine boza kivamina getirilmis kitre doldurulur.Kitre Anadolu ve Iran'da yetisen 'geven' adli bir diken cesidinin govdesinden sizan bir zamktir.Tekstil sanayiinde kullanilan sifali bir bitkidir. Dogadan toplanan renkli oksit toprak boyalar ezilerek icine camur,arap zamki,ustubec vb. malzemeler karistirilir.Belli bir kivama geldikten sonra kavanozlara konularak bekletilir.Gul dallari ve at kilindan yapilan fircalar bu kavanozlara daldirilarak ebru teknesindeki suyun uzerine serpilir.Boyalara katilmis olan sigir odunun yardimiyla kitre uzerinde farkli buyukluk ve degisik renklerde boya halkalari olusur.Sanatci bu halkalari 'biz' denilen cubuklarla sekillendirir.Uygun ebatta bir kagit su yuzeyine yavasca birakilarak sekiller kagida aktarilir.Bir kez yapilan ebrunun tekrar aynen yapilmasi mumkun degildir. Geleneksel ebru yapilis sekillerine gore battal,tarakli,sal,hatip,bulbul yuvasi,somaki,gelgit,necmettin ebrusu gibi adlarla isimlendirilir.Sanatcilar ebruyu bir yandan yasatmaya calisirken bir yandan da cagimizin soyut resmine yaklasan bir gorus acisindan yaptiklarini degerlendirmektedir.En sade gorunusleri devamli ilke edinen klasik ebru cesidi yuzyillarca nakil yoluyla gunumuze kadar gelerek ebru sanatinin ana kolunu olusturmaya devam etmektedir. Ebru teknesi sanatcinin aynasi gibidir.Kisi ic dunyasini adeta suyun uzerinde gorerek resimler.Ebru sanati zaman zaman terkedilmeye yuz tutmussa da gunumuzde genc nesillerce tekrar ilgi gorup devam ettirilmektedir. Ebru Sanatcılar Hatip Mehmet Efendi (.....-1773) Ayasofya Camii din görevlisi. Hatip adı buradan geliyor. Önemli ilk ebrucularımızdan. Doğum tarihi bilinmiyor. Zühdi İsmail Ağa'dan sülüs-nesih yazı dersleri almış. Figüratif ebruyu o bulmuş. Hocapaşa'daki evinde çıkan yangında eserleriyle yanarak ölmüş. ![]() Edhem Efendi (1829-1904) 1829'da Üsküdar'daki Özbekler Tekkesi'nde doğdu. Arapça ve Farsça bilirdi. Önemli ilk ebrucumuz. Kami mahlası kullandı. Dülgerlik, demircilik, oymacılık, dokumacılık, matbaacılık ve makinecilik ustasıydı. İlk kurşun boruyu dökmüş, üç beygirlik motor yapmıştır. Hezarfen olarak anılırdı. Necmettin Okyay (1883-1976) Mürekkepçilik, aharcılık, okçuluk, gülcülük, mücellitlik, hattatlık ustası. Bu nedenle Hezarfen adıyla anılır. Ebruculuğu Edhem Efendi'den öğrendi. Medresetül Hattatin'de ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğretmenlik yaptı. Figüratif ebrunun ilk örnekleri olan çiçekli ebru türünü geliştirmiştir. Mustafa Düzgünman (1920-1990) Ebruculuğu kuzeni Necmettin Okyay'dan öğrendi. İyi bir cilt, ud ve fotoğraf ustasıydı. Hatip Mehmet Efendi ile başlayıp Necmettin Okyay'la ilerleyen figüratif ebru sanatını geliştirmiş, bu mirasa papatya ebrusunu eklemiştir. Aktar olan Düzgünman'ı 1990 yılında yitirdik. Mezarı, Karacaahmet'tedir. Niyazi Sayın (1927-İstanbul) Üsküdar'daki attar dükkanında Necmeddin Okyay, Mustafa Düzgünman ve dönemin önemli müzik insanlarıyla buluştu. Burada ney'e ilgi duydu. Ney sanatçısı olarak radyoya geçti. Futbol ve tenis oynadı. Fotograf çekti. Necmettin Okyay ve Mustafa Düzgünman’dan klasik ebru öğrendi. Nusret Hepgül (1920-İstanbul) Emekli Dz. Albayı. Ebru tarihi arastırmacısı. Yapı Kredi’nin açtığı ebru kursunda Taşkın Savaş’tan ders aldı. Eski ebruları 30 albümde topladı. Süleymaniye Kütüphanesi'nde Günümüz Ebrucuları 1990 adlı albümü bulunuyor. Kültür Bakanlığı Kütüphanesi'nde çok sayıda albümü var. Hikmet Barutçugil (1952 Malatya) DGSA tekstil eğitimli. Emin Barın öğrencisi. ‘Barut Ebrusu‘ türünü geliştirdi. Açtığı sergilerin 46'sı yurt dışında 32'si yurt içinde. Uluslararası ödüller aldı. MSÜ Geleneksel El Sanatları Bölümü öğretim görevlisi. British Museum gibi dünyanın birçok müzesinde ve özel koleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır. Alpaslan Babaoğlu İngiltere’de Elektronik Mühendisliği okudu. 1989'da Mustafa Düzgünman'dan ebru icazeti aldı. İlk kişisel sergisini 1990'da Topkapı Sarayı’nda açtı. Toprak boya kullanarak ebru yapıyor. 1999 yılında pigment boya da kullandı. MÜ Güzel Sanatlar Fakültesi’nde ebru dersleri vermektedir. Fuat Başar (1953-Erzurum) Fakülte yıllarında (1976) Hüsn-ü hat ile meşgul oldu. 1977'de Düzgünman'la mektuplaştı. 1980'de İstanbul'a yerleşerek Hattat Hamid Aytaç'tan yazı icazeti, 1989'da Mustafa Düzgünman'dan ebru icazeti aldı. Bu tarihten itibaren hayatını profesyonel hattat ve ebrucu olarak sürdürmektedir. Timuçin Tanarslan (1943-Adana) 1969-70 döneminde AİTİA'nden mezun. Ankara'da sahaflık yaptı. 1981'de ebruya başladı. M. Düzgünman'dan icazetli. 1984'te Topkapı, 1989'da Yıldız Sarayı'nda ebru sergisi açtı. Mısır'da ebru gösterisi yaptı. K. B. yarışmalarından birincilikleri var. 1989-90'da Sidney de segi açtı. Köksal Çiftçi (1952-Ardahan) TGSYO Resim Bölümü mezunu. Ebruyu H. Barutçugil'den öğrendi. Çağdaş ebru yapıyor. Sarı basın kartı taşıyarak gazete ve dergilerde 25 yıl karikatür çizdi. Mesleki makaleler yazdı. İstanbul Valiliği için Nutuk özetledi. Yurt içi ve dışında sergiler açtı. Maltepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisi.
|
1 ek Türk Süsleme Sanatı: EbruKâğıt üzerine, özel yöntemlerle yapılan geleneksel bir süsleme sanatıdır. Ebru sözcüğüne köken olarak, bulut anlamına gelen Farsça "ebr" sözcüğü gösterilmektedir. Bu sözcükten türetilen ve "bulut gibi" ya da "bulutumsu" anlamına gelen "ebri" sözcüğü Türkçe'de değişerek "ebru" biçimini almıştır. Gerçekten de ebru bulut izlenimi uyandıran bir görünümdedir. Ebru sözcüğü bir başka görüşe göre "yüz suyu" anlamına gelen Farsça "âb-rûy" tamlamasından gelmektedir. Ebru sanatının ne zaman ve hangi ülkede ortaya çıktığı bilinmemekle birlikte bu sanatın doğu ülkelerine özgü bir süsleme sanatı olduğu kesindir. Bazı İran kaynaklarında ilk kez Hindistan'da ortaya çıktığı yazılıdır. Hindistan'dan İran'a, oradan da Osmanlılar'a geçmiştir. Gene bazı kaynaklara göre de ebru Türkistan'daki Buhara kentinde doğmuş ve İran yoluyla Osmanlılar'a geçmiştir. Batıda ebru "Türk Kâğıdı" diye adlandırılır. ![]() Ebrunun YapılmasıEbrunun yapılışı oldukça zevkli ve sabır isteyen bir iştir. Önce uygun bir kâğıt seçmek gerekir. Çünkü her kâğıda ebru yapılmaz. Kâğıt, boyayı iyice emecek nitelikte ve dayanıklı olmalıdır. Eskiden hattatlar (güzel yazı ustaları) yazı yazmak için yüzeyine "ahar" denen özel karışımlı (nişasta ve yumurta akı) bir sıvı sürülen ve bu yüzden "aharlı" denilen kâğıt türünü yeğlerlerdi. Ebrucular ise bu tür kâğıtlar boyayı iyi emmediği için "aharsız" da denen ham kâğıt kullanırlardı. Ebru yapmak için genellikle dikdörtgen biçiminde, büyükçe ve yayvan bir tekne gerekir. Geven denilen otun gövdesinden elde edilen ve beyaz renkli bir tür zamk olan kitre, belli bir oranda, suyla bir kabın içinde karıştırılır. Kitre yerine salep, keten tohumu, ayva çekirdeği, gazyağı gibi birçok değişik madde de kullanılmaktadır. Kitre ile yapılan bu karışım 12 saat kadar bekletilir ve zaman zaman karıştırılır. Kitre bu süre sonunda erir ve karışım boza kıvamını alır. Daha sonra küçük fincanlarda ebru için boya hazırlanır. Bu amaçla kullanılacak boya çok ince toz haline getirilmeli ve suda eriyip dağılmayan bitkisel ve kimyasal boyalardan olmamalıdır. Fincanda su ile iyice karıştırılarak sıvılaştırılan boyalara ayrıca iki kahve kaşığı taze sığır ödü katılır. Bu işlemin amacı iyice ezilmiş boyanın dibe çökmeden yüzeyde kalmasını sağlamaktır. Bu biçimde hazırlanan değişik renkteki boyalar özel tekneye boşaltılmış olan boza kıvamındaki sıvının yüzüne serpilir. Yüzeyde birikintiler halinde kalan bu boyalar daha sonra tahta bir çubukla karıştırıldığında ya da yayıldığında şaşırtıcı ve ilginç desenler ortaya çıkar. Ayrıca hazırlayanın isteğine göre belli desenler de elde edilebilir. Bu desenlerin üzerine yatırılan özel kâğıt, 5-10 saniye sonra, iki ucundan tutularak kaydırmadan ve oynatmadan, kitap sayfası açar gibi bir yana doğru kaldırılır. Kâğıt, boyalı tarafı üste gelmek üzere uygun bir yere serilerek kurutulur. Böylece ortaya binlerce ayrıntı ve renk taşıyan desenler çıkar. Eğer. bu desenlerin arasına bir yazı ya da herhangi bir çiçek motifi yerleştirilmek istenirse, başka bir yöntem uygulanır. Yazı ya da motif, bir kâğıda yazılır ya da çizilir. Keskin bir araçla kenarları kesilip kalıp çıkartılır ve ebru kâğıdına zayıf bir yapıştırıcı ile yapıştırılır. Kâğıdın, yapıştırılan desenin bulunduğu yüzeyi yukarıda anlatıldığı gibi teknenin içine yatırılır. Elde edilen ebru kuruduktan sonra, hafifçe yapıştırılmış olan bölüm sökülünce yazı ya da motiflerin yerleri boş kalır. Bu yöntem hattat ve ebru ustası Necmeddin Okyay (1883-1976) tarafından bulunduğu için bu yöntemle yapılan ebrulara "Necmeddin Ebrusu" denir. Ebrunun "battal ebru", "taraklı ebru", "çiçekli ebru" gibi daha birçok türü vardır. Ebru ciltçilikte ve hattatlıkta çok kullanılırdı. Bazen elde edilen ilginç ve güzel desenler bir tablo görünümünde olduğu için bu amaçla da kullanıldığı oldu. Türkler'den Hatip Meh-med Elendi (18. yüzyıl). Şeyh Sadık Efendi (19. yüzyıl). Bekir Efendi (20. yüzyıl başları) gibi çok usta ebru sanatçıları yetişmiştir. Bu sanatın Necmeddin Okyay'dan sonra yetişen son ustaları arasında Mustafa Düzgünman (doğumu 1920) ve Niyazi Sayın (doğumu 1927) özellikle anılabilir. MsXLabs.org & Temel Britannica |
6 ek Geleneksel Türk Ebrû Sanatı Ebru sanatı diğer tüm geleneksel el sanatları gibi sabır, sevgi ve devamlılık isteyen bir sanattır. Bu sanatla uğraşmaya karar verdiğinizde öncelikle sevginizi, ilginizi ve sabrınızı ölçmeniz gerekmektedir. Ebru sanatı senelerce dergâhlarda tasavvuf ehlince itibar görmüş manevi bir eğitim aracı olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla yalnızca el becerisine değil tefekkür ve murakabeye de dayanan bir sanattır.![]() Ebru, yoğunluğu kullanılan muhtelif maddelerle arttırılmış bir sıvı üzerine topraktan elde edilmiş boyaların fırçalarla serpilmesi ile elde edilen desenin kâğıda aktarılması şeklinde gerçekleştirilen bir kitap ve kâğıt bezeme sanatıdır. Ebru tarih boyunca cilt ve hat sanatını destekleyici bir sanat olarak kullanılmıştır. Klasik cilt sanatında kitabın cildini kapağa bağlayan yan kağıt olarak, hat sanatında ise levhalarının kenar pervazlarında ve üzerinde hattın görünebileceği açık renklerde hazırlanmış hafif ebrulu kağıtlar aharlanarak kullanılmaktadır. Necmeddin Okyay’ın bu sanata kazandırdığı çiçek desenli ebrularla birlikte ebrulu kâğıtlar yalnız başına çerçevelenerek duvarlarımızı süslemiş hat ve cilt sanatlarından bağımsız olarak da kabul görmeye başlamıştır. Ebru yüzyıllar içinde gelişmiş belirli kuralları olan bir sanattır. Sanatçı ebru yaparken usulüne uygun çalışmalı, hava koşullarını doğru saptamaktan, boyaların ve kullanılacak suyun kıvamına kadar tekniğini sabırla geliştirmelidir ancak sonuçta ebrunun kendi kaderini belirlediği anı da saygıyla karşılamalıdır. İşte bu noktada ebru sanatının tasavvufi kimliği ortaya çıkıyor. Renklerin ve suyun kıvamının müdahale edilemez biçimde ortaya çıkardığı görsel manzaraya teslimiyet boyutu. Bunu tam anlamıyla cüz’i iradenin küllî iradeye teslimiyeti şeklinde açıklayabiliriz. Ayrıca ebru, yalnızca bir kâğıt üzerine geçirilebildiğinden, her ebru tekrar edilemez, tek ve eşsiz bir sanat eseri olma özelliğindedir. Ebrunun Buhara’da doğup ipek yolu ile İran üzerinden Anadolu topraklarına geldiği bilinmektedir. İran kaynaklarında ise bu sanatın Hindistan’da doğup İran üzerinden Osmanlıya geçtiği ileri sürülmektedir. İslam sanatlarını genellikle İran’a mal etmeye çalışan batıda bile ebrunun isminin “Türk Kağıdı” ya da “Türk mermer kağıdı” şeklinde anılması ve ebru çeşitlerinin tüm dünyada Türkçe isimlerle telaffuz edilmesi bu sanatın Türk asıllı olduğunun önemli bir göstergesidir. Tıpkı bu sanatın ilk olarak başladığı yer gibi Ebru isminin nereden geldiğiyle ilgili de çeşitli görüşler vardır. Ebru kağıdı üzerinde buluta benzeyen renk kümeleri meydana geldiği için Farsça bulut, bulutumsu manalarına gelen ebrî kelimesinden türediği bu görüşlerden sadece bir tanesidir. Yine Farsça su yüzü manasına gelen âb-rû dan geldiğini kabul edenler de vardır. Çağatayca hare gibi dalgalı ve damarlı, cüz ve defter kabı yapmak için kullanılan renkli kağıt manalarına gelen ebre kelimesinden geldiği görüşü de mevcuttur. Fakat el yazması olsun matbu olsun eski kaynak eserlerde genellikle ebrî kelimesinin kullanılması bulutumsu manasına ağırlık kazandırmaktadır. ![]() Ebrunun ilk olarak hangi tarihten itibaren yapıldığını tam olarak söylemek mümkün değildir. Çeşitli cilt ve hat eserlerinde ebrûlar kullanılmış olmasına rağmen ebrû üzerinde herhangi bir tarih bulunmadığı için bu kitap ve hat levhaları ebrudan daha sonraki bir tarihte yapılmış olabileceğinden veya sonradan tamir görmüş ve değiştirilmiş olabileceğinden kullanılan ebrunun yapım tarihi konusunda kaynak kabul edilemezler. Bir ebrunun yapım tarihini kesin olarak söyleyebilmek için günümüzde yapıldığı gibi üzerine tarih atılarak yazı yazılmış olması gerekmektedir. Bilinen en eski ebru şu an Topkapı sarayında bulunan Ârifi’nin 1539 tarihli “Guy-ı Çevgan” adlı eserinin sayfa kenarlarında görülmektedir. Bu eserin her yaprağının kenarları ebrulu olup tarihlendirme adına güvenilebilecek bir kaynak sayılabilir. Bu şekilde tarihlenebilen ebrular arasında Heratlı Mir Ali’nin İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulunan 1539 tarihli iki kıtasının bulunduğu ebrular, Uğur Derman koleksiyonunda bulunan 1554 yılına ait Hattat Malik-i Deylemi’nin talik yazısının altındaki hafif ebrulu kağıt ve Fuzulî’nin Mutluluklar Bahçesi manasına gelen “Hadîkat-üs Süedâ” isimli eserinin bir kopyasında kullanılmış olan ebrular bulunmaktadır. Bu eski eserlerin yazıldığı tarih bilinse bile beraberinde kullanılan ebrulu kağıdın tarihi daha önce yapılmış olabilmesi sebebiyle tam olarak bilinemez. Ebru ve ebruculukla ilgili en eski belge olan Tertib-i Risale-i Ebrî isimli 1608 tarihli elyazması eserde kendisinden Şebek lakabıyla bahsedilen Mehmet Efendi, adı bilinen en eski ebru sanatçısıdır. Bir ebrunun nasıl yapıldığı hususundaki bilgileri ihtiva eden bu eserdeki hemen hemen bütün teknikler bugün aynı şekilde hala kullanılmaktadır. Bu tarihte böylesine bir tekamül göstermiş olan bir sanatın birkaç yüzyıl öncesine kadar uzanması kuvvetle muhtemeldir. Ebru sanatının tarihi boyunca hat sanatında olduğu gibi eser üzerine imza atma geleneği yakın zamana kadar olmadığından tarihi seyri boyunca ebru sanatçılarımızı isim isim belirlemek şansımız bulunmamaktadır. Bu nedenle sadece elimize ebruları ulaşan ve ebruya aşama kaydettirenler hakkında bilgiye sahibiz. Şebek Mehmet Efendi’den sonra bilinen en eski ebru sanatçısı Ayasofya Camii İmam-Hatibi olması sebebiyle “hatip” ismiyle anılan Mehmet Efendi’dir. İç içe damlatılan renklerle oluşturulan halkalara iğne ile şekil vermek suretiyle yapılan ebruların mucidi olması sebebiyle bu şekilde yapılan ebrulara “hatip ebrusu” adı verilmiştir. Öncesinde yapılan ebrulardan farklı bir teknikle yapılan bu ebru çeşidi bazı araştırmacılar tarafından çiçekli ebrunun başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Hatip Mehmet Efendi evinde çıkan yangında eserlerini kurtarmak isterken yanarak vefat etmiştir. ![]() Ebru, 19. yyda bu sanatı Buhara’da öğrenen Üsküdar Özbekler Tekkesi şeyhi Sadık Efendi ve babalarından bu sanatı öğrenen Ethem ve Nazif Efendi’lerle hayat bulmuş, Hattat Sami ve Aziz Efendi’lerle 20. yy’a taşınmıştır. 20. yy’da ise ebruyu günümüze taşıyan ve türk ebru sanatında en önemli gelişmenin kaydedilmesini sağlayan isim Necmeddin Okyay’dır. Ebruyu üstadı Ethem efendiden öğrenen Necmeddin Okyay kendisinden önce ilkel biçimde yapılan ve bugün tüm dünyanın gıpta ile seyrettikleri çiçekli ebruları icad ederek ebruculuk tarihimizde yeni bir tarz başlatmıştır. Bu sebeple çiçekli ebrulara “Necmeddin ebrusu” da denilmiştir. Kalıpla ve arap zamkıyla hazırladığı yazılı ebrularda ebru tarihinde bir ilktir. Ebru sanatı dışında mürekkebcilik, aharcılık, okçuluk, gülcülük, mücellitlik, hattatlık gibi pek çok sanata hakim olduğundan dolayı bin ilim sahibi anlamına gelen “hezarfen” lakabıyla anılmıştır. Necmeddin Okyay oğulları Sami ve Sacid Okyay ve yeğeni Mustafa Düzgünman’a ebru sanatını öğretmiş, Mustafa Düzgünman da dayısından öğrendiği ebru sanatını 1941 yılından 1990 yılındaki vefatına kadar gerçek manasıyla devam ettirip öğrenciler yetiştirerek bu sanata önemli hizmetler vermiştir. Hocası Necmeddin Okyay’ın ebru sanatına kazandırdığı çiçekli ebru çeşitlerine papatyayı eklemiş ve ayrıca diğer çiçek şekillerini de ıslah etmiştir. Yüzyıllar boyunca ebrunun birçok çeşidi yapılmıştır. En önemli ebru çeşidi olan ve kumlu ebru dışında tüm ebruların yapımında ilk işlem olarak uygulanan ebru battal ebrusudur. Boyaların fırça yardımıyla kitre üzerine serpilmesiyle oluşturulan ve üzerinde herhangi bir müdahalenin yapılmadığı ebru çeşididir. Yapılan işlem bakımından en basit ebru gibi görünmesine karşın aslında yapımı en zor olan ebru battal ebrusudur. Üst üste atılan boyaların ince ayarlarının yapılarak birbirleri üzerinde açılıp akmadan kağıda aktarılmasını sağlamak ustalık gerektiren bir iştir ve uzun soluklu bir çalışma gerektirir. Battal ebrusunun en son atılan rengi neftli bir boyadan seçilerek yapılırsa neftli battal ismini alır. Yine battal ebrusunun üzerine fırçadaki boyanın fazlası sıkılarak mercimek büyüklüğünde boyalar serpilmesiyle elde edilen ebruya da serpmeli battal ebrusu diyoruz. Battal ebrusu üzerinde biz adını verdiğimiz iğnenin çeşitli yönlerde keskin hareketlerle yürütülmesiyle yapılan ebruya gelgit ebrusu adı verilir. Gelgit ebrusu üzerine yine bir biz yardımıyla düzensiz hareketler yapılarak ortaya çıkan desen şal ebrusu adını alıyor. Gelgit ebrusu üzerine çeşitli kalınlıktaki taraklardan birinin gelgitin ters yönünde çekilmesiyle taraklı ebruyu elde ediyoruz. Taraklı ebru üzerine de gelgitte olduğu gibi şal hareketi yaparak taraklı şal ebrusu yapılıyor. Daha önce de bahsettiğimiz gibi genellikle tüm ebruların başlangıcında battal ebrusu yapılıyor. Küçük damlalar halinde serpilmiş boyalarla yapılan battal ebrusu üzerine kenardan merkeze doğru helezon tarzında şekiller çizilerek yapılan ebrunun adı bülbülyuvasıdır. Teknedeki kitreli suyun ebru yapıldıkça kirlenmesi ve sonunda kum gibi noktalar oluşturacak kıvama gelmesiyle kumlu ebru elde ediliyor. Kumlu ebru yapmak için boya hep aynı noktaya damlatılır ve orada kendi kendine yayılmaya başlar. Üst üste damlatılan boyalar sıkışıp yoğunlaştıkça çatlamaya ve üzerinde kumlu kılçığa benzer şekiller ortaya çıkmaya başlar. Kumlu ebru çok kıymet verilen ve aranan bir ebru çeşididir. ![]() Tek bir boyanın farklı tonlarında hazırladığımız üç boya ile yapılan battal ebrusu, üzerine yapılacak hatip veya çiçekli ebrulara zemin teşkil edeceğinden zemin ebrusu diye anılır. Zemin ebruları, üzerinde yapılacak hatip veya çiçekli ebruların daha fazla ortaya çıkabilmesi için genellikle açık renkli boyalar kullanılarak yapılmaktadır. Daha öncede bahsettiğimiz Ayasofya Camii hatibi Mehmet Efendi’nin ismiyle anılan hatip ebrusunu yapmak için zemin ebrusunun üzerine eşit aralıklarla ayarları yapılmış boyaları damlatarak iç içe halkalar elde ederiz. Bu halkaların üzerine istediğimiz sayıda renk ekleyerek bir iğne yardımıyla şekil vererek yürek, taraklı yürek, çark-ı felek, yonca gibi çeşitli hatip desenleri yapılmaktadır. Genellikle hat levhalarının koltuk diye tabir edilen boşluklarında kullanılmak üzere küçük çiçeklerin yan yana sıralanması şeklinde yapılan ebrulara da koltuk ebrusu adı verilmektedir. Yine altta tek rengin tonlarıyla hazırlanmış zemin ebrusu üzerine yapılan lale, karanfil, menekşe, sümbül, gül, gelincik ve papatya gibi çiçeklerin tümüne çiçekli ebru adı verilmektedir. Ebrû Sanatında Kullanılan Malzemeler KİTREÜzerine boya serpilecek suya yoğunluk vermek üzere kullanılır. Beyaz ve topraksız olanı bilhassa aktarlarda "fiyor kitre" diye satılanı tercih edilir. Türkiye'nin her bölgesinde yabani olarak yetişebilen geven otunun havayla temas ettiğinde kemikleşen salgısıdır. Her bölgenin kitresi suya farklı bir kıvam verdiği için ne kadar suya ne kadar kitre konulacağı hakkında kesin rakamlar verilemez. Bu ölçü yani kitrenin kıvamı suya damlatılan boyanın bir bizle yürütülerek kitre üzerinde bıraktığı izle bulunur. Doğru ayarda, kitre içinde çekilen çubuk dışarı alınınca boyanın kitre üzerinde bıraktığı iz olduğu yerde kalmalı, ne çekiş istikametinde ileri ne de lastik gibi geri gitmemelidir. İlk denemede ortalama 7 litre suya 45 - 50 gr kitre konularak birkaç gece şişmesi beklenir. Zaman zaman karıştırılarak kitrenin erimesi hızlandırılır. 3-4 gün sonra sık dokulu tülbent benzeri bir bezden süzülerek içindeki erimemiş kitre parçacıkları, çöp ve diğer yabancı maddelerden arındırılır ve tekneye boşaltılır. Kıvamı yukarıda açıklandığı gibi kontrol edilir ve doğru kıvama gelene kadar su bardağı ile su ilave edilip iyice karıştırılır. İlâve edilen su miktarı ölçüsünce bir sonraki tekne için ıslatılan kitre miktarı azaltılır ya da su miktarı artırılır. Tarih boyunca kitre yerine yine aktarlardan sağlanabilen salep, ithal salep, metil-selüloz, ayva çekirdeği, boytohumu, deniz kadayıfı gibi kıvam artırıcı malzemeler kullanılmıştır. Bunların hepsinin kıvam ayarları aynı şekilde yapılır ancak aynı kıvam ayarı için oluşturdukları yüzey gerilimleri farklı farklı olduğundan her biri için boyalara ilâve edilecek öd miktarları farklıdır. ![]() Günümüzde hazırlanması, kullanılması ve muhafazası açısından en güzel netice veren malzeme deniz kadayıfıdır. Ebru yapımında kullanılan deniz kadayıfı İrlanda denizlerinden elde edilen kalitesi yüksek bir tür deniz yosunudur. 40 gr deniz kadayıfını 7 litre suya bir çırpıcı yardımıyla yavaş yavaş ilave edilir. Kadayıfın erimesini için yaklaşık 8 saat dinlendirilip eğer erimeyen parçalar varsa tülbentten süzülerek tekneye boşaltılır. Tıpkı kitredeki gibi suyun yoğunluk ayarı kontrol edilir. İlk hazırlandığında erime devam ettiğinden suyun katılaşma süreci yaşanır ve sık sık su ilave etmek gerekir, bir müddet kullanıldıktan sonra erime biter ve su aynı yoğunlukta kalır. Son dönemde ise sulanma devresine girer. BOYALAR Ebru yapımında suda erimeyen, asit ve kazein içermeyen ve ışıktan etkilenmeyen tamamen tabii boyar maddeler ve kimyasal ailesi metal oksitler olan toprak boyalar kullanılır. Türk ebrusunda yalnız tabii boyaların kullanılıyor olmasının en büyük sebebi, öncelikle ebrunun tarihi serüveni içerisinde ebrucuların boyalarını tabiattan elde etmekten başka yollarının olmaması ve son ebrucuların da ustalarını taklîd etmek ve ebru kâğıdını kalıcı kılmak endişesiyle aynı boyalarla ebru yapmaya devam etmeleridir. Çünkü hazır boyaların içerisine üretim sırasında çeşitli asitler ve kazein katılmakta, bu yabancı maddeler de, tecrübe edilerek görülmüştür ki, zamanla ebrulu kâğıda ve onun kullanıldığı kitap ya da levhaya zarar vermektedir. Boyalar yaklaşık 50x50 cm boyutlarında düz bir mermer veya cam üzerinde dest-i seng (el taşı) adı verilen mermerden yapılmış bir malzemeyle ezilmek suretiyle kullanılır. Yaklaşık bir avuç dolusu boya, mermer veya camın ortasına yerleştirilir ve onun da ortası çukurlaştırılarak buraya bir miktar su konur ve yavaş yavaş karıştırmak suretiyle boya çamur hale getirilir. Destiseng, çamur haldeki boyanın üzerinde 8 çizer gibi dolaştırılarak boya ezilir. Dağılan boyalar zaman zaman bir spatula yardımıyla tekrar ortaya toplanır. Ezme işlemi süresi boyanın cinsine göre değişmektedir. Dolayısıyla şu kadar dakika veya şu kadar saat ezilmeli demek mümkün değildir. Ezme işlemini gerçekleştiren kişi boyanın her zerresini ezdiğine emin olmalıdır. Ayrıca partiküllerin çıkardığı sesin azalması da ezildiğine bir işarettir. Ezilme esnasında su ilave ettiğinizde bazı boya parçalarının plaka halinde suyun üzerinde yüzdüğünü görürsünüz, bu da ezildiğine işarettir. Boyamızın ezilme işlemi bittiğinde spatula yardımı ile bir kavanoza toplarız. Daha sonra içine biraz su ilave edip sulu bir ayran kıvamına getirip bir miktarda öd ilave ederiz. Bir iki hafta sık sık karıştırarak beklemesi daha iyi netice verebilir. Boyanın iyi ezilip ezilmediği ancak teknede anlaşılır. Bir müddet tecrübeden sonra ebrucu, hangi boyayı ne kadar ezeceğini öğrenir. Yeteri kadar sulandırıldığında ve doğru öd ayarı yapıldığında kumlanmadan açılan ve kâğıda akmadan geçirilebilen boya yeterince ezilmiş demektir. Geleneksel Türk Ebrusu'nda kullanılan ana renkler şunlardır:
Beyaz: Titan ve üstübeç karışımların elde edilir. Üstübecin çok temiz beyaz bir rengi ve örtme gücü vardır. Yağsız olanı beyaz boya yapmak için kullanılır. Zemin renklerinde, tonlamalarda çiçekli ebrularda kullanabilirsiniz. Siyah: İsten yapılır. Ebruculukta ayarlanması zor olan en çok sorun çıkaran boyalardan biridir. Çok hafif olduğu için rengini değiştirmeyecek miktarda boya ilave edilebilir. Sarı: Oksit sarı. İnorganik bir pigmenttir. Aşı Boyası: Oksit kırmızı. İnorganik bir pigmenttir. Kahverengi: Oksit kahverengi. Çeşitli tonları vardır. İnorganik bir pigmenttir. Kırmızı: Suyla karışabilen pigment kırmızı. Organik bir pigmenttir. İnorganik olanı içerdiği kadmiyumdan ötürü zehirlidir. Lahor Çividi: Pakistan'ın Lahor şehrinden elde edilen lahor çividi ya da bebe çividi adıyla bilinen ve bebeklerin ağzında oluşan aft hastalığının tedavisi için kullanılan ilacın hammaddesidir. Gevrek, taş gibidir. Bitkisel ve çok güçlü bir boyadır. Ebru boyaları içindeki tek bitkisel içerikli boyadır. Diğer boyalara nazaran hızlı ve iyi netice elde edilmesi, kendine özgü kadifemsi lacivert rengi, su miktarı arttırıldığında boncuk mavi rengi ve hoş kokusu ile vazgeçilemeyen boyalar arasındadır. Lahor çividi ile birçok renk skalası oluşturmak mümkündür. Kumlu, kılçıklı ebruda ve sap yeşili oluşturmada vazgeçilemez renkler arasındadır. Dövülerek toz haline getirilir ve diğer toz boyalar gibi ezilerek kullanılır. ![]() Çamaşır Çividi: Beyaz çamaşırlar için ağartıcı olarak kullanılan mavi bir tozdur. Çamaşır çividinin yapılmış ebru üzerinde ele çıkma özelliğinden dolayı en yakın renk tonu olarak ezilmesi çamaşır çividine nazaran çok kolay olan suda çözülen, fakat suda erimeyen ve toprak özelliği gösteren mavi ultramarin pigment boyayı kullanmaktayız. Boyalara eklenecek su ve ödün ayarı da şu şekilde yapılır; öncelikle kullanılacak kitrenin kıvam ayarı kontrol edildikten sonra boya ayarına ödü en az boyanın ayarıyla başlanır. Süt kıvamında sulandırılan boyanın içerisine, fırça kavanozun kenarına sıyrılıp tekneye serpildiğinde ebrucunun ustasından gördüğü miktar ölçüsünde açılana kadar öd ilave edilir. Ödü fazla olan boyaların ayarları da ödü az olan boyaların üzerine serpmek suretiyle yapılır. Çiçek ve hatip ebrusu yapımında kullanılacak olan boyaların ayarları ise zemin ebrusunun üzerine damlatmak suretiyle yapılır. Doğru öd ayarı ancak tecrübeyle elde edilebilir satırlarla izah edilebilecek bir konu değildir. SIĞIR ÖDÜ Kitre üzerine serpilen boyaların batmadan yüzebilmeleri için boyalara bir damlalık yardımıyla yüzey aktif asitler içeren sığır ödü katılır. Sığır ödünün içerisinde bulunan yüzey aktif asitler, kitrenin üzerindeki yüzey gerilimini kırarak boyanın kitre üzerinde batmadan açılmasını sağlarlar. Mezbahadan sağlanan sığır ödü, bir metal kaba boşaltılarak içinde su kaynayan başka bir kabın içine oturtulur. Aşağı yukarı 20 dakika sonra ödün üzerinde oluşan köpüklerle varsa yağ ve kan temizlenerek öd bir kavanoza alınır. Oda sıcaklığına geldikten sonra kullanılır. Boyalara bir damlalık yardımıyla ilâve edilir. Boyalara ilave edilecek sığır ödü miktarı, üzerinde ebru yapılan sıvının cinsine ve kıvamına göre değişir. Yüzey gerilimi en yüksek olan malzeme kitre, en düşük olan malzeme ise deniz kadayıfıdır. Aynı miktarda boyaya, aynı kıvamda kitre için deniz kadayıfına göre yaklaşık on misli sığır ödü ilâve etmek gerekir. KAĞIT Birinci hamur kâğıt tercih edilir. Islanınca yırtılmaması ve tekneye yatırırken de zorluk çıkarmaması için 80-90 gr. olanı uygundur. Kullanılacak teknenin boyutuna göre 35x50, 50x70, 70x100 cm gibi istenen boyutta temin edilen beyaz, sarı v.s. renkteki kağıtlar kullanılabilir. TEKNE Alüminyum, çelik, galvaniz, cam vs. malzemeden yapılmış arzu edilen boyutta tekneler ebru yapımında kullanılabilir. Uzun kenarlarından ebrucuya yakın olanına, ebruyu tekneden sıyırırken kağıdı çizmemesi için 2-3 mm kalınlığında bir mil kullanılabilir. Teknenin boyutlarını ebrulanacak kâğıdın boyutları belirler. Yüksekliği 5-6 cm olan teknenin eni kâğıt genişliğinde, boyu da kağıdın ıslanınca uzayacağı payı karşılamak üzere ebrulanacak kâğıdın boyundan yaklaşık yarım cm uzun olmalıdır. FIRÇA Ebru fırçası atın kuyruk kıllarının gül dalına sarılması ile yapılır. Kılların bağlanmasında oltaya iğne bağlarken kullanılan düğümsüz bağlama kullanılır. Fırça kavanozda dura dura kıvrılır ve bu kıvrık şekil, fırçanın sarım şeklinden dolayı ortasında oluşan boşlukla beraber Türk Battal deseninin ortaya çıkmasına sebep olur. Bu nedenle hazır yağlıboya ya da suluboya fırçaları Türk ebrusu yapımında kullanılmaz. BİZLER Tekneye boya damlatmak, yüzeyindeki boyaya şekil vermek için muhtelif kalınlıklarda "biz" adı verilen çubuklar kullanılır. Bizler, farklı kalınlıklarda tellerden ya da çivilerden imal edilirler ancak mutlaka paslanmaz malzemeden yapılmalarına dikkat edilmelidir. NEFT Çam terebentin esansı kendi kendine veya ağacın çizilmesiyle ile elde edilen bir sıvıdır. Terebentin esansı güzel kokulu, renksiz, yakıcı bir sıvıdır. İçine ilave edilen boyanın içerisinde suya atıldığında minik patlamaların oluşmasını sağlar. Eskiden Eğriboz adasından gelen çam nefti kullanılmasına rağmen artık bulunmamaktadır. Neftli ebru yapımında ancak tabii olanı kullanılır. Neft, ayrı bir kaba ayrılan boyaya damla damla istenen sonuç alınana kadar denenerek ilave edilir. Neftli boyaya batırılan fırça, daha sonra içine sokulacak boyanın da neftten etkilenmesine sebep olacağından iyice temizlenmeden normal boya kavanozuna sokulmaz. TARAK Her ebrucunun taraklı ebru yapmak üzere muhtelif diş aralıklarında yapılmış tarakları olmalıdır. Bu taraklar "boncuk iğnesi" denilen ince iğnelerin ya da tellerin düz bir tahta üzerine bir şekilde çakılarak, yapıştırılarak veya sıkıştırılarak monte edilmesiyle yapılır. Tarakların boyu teknenin eni ve boyundan bir miktar kısa, dişleri arasındaki mesafe ise bazı taraklarda sık (3-4 mm), bazı taraklarda ise seyrek (10-12 mm) olarak yapılır. Diş aralığı için bir kural bulunmamakta olup ebrucunun tercihi, arzulanan sonuç önemlidir. Sümbül ebrusunun yapımında kullanılan sümbül tarağı da bunların arasında sayılabilir. |
2 ek ![]() Yoğunlaştırılmış sıvı üzerinde renklerin sınırsız değişimlerle birbiriyle kucaklaşması, kaynaşması, dansetmesidir. Ebru sanatını yüzyıllar boyu gizemli kılan, sanatçıyı ebru teknesinin başında dünyanın bütün gizlerini, kaoslarını aşmaya iten; akıcı tekniği, daima dinamik, değişken, kendini aşan sonsuz teknikleri deneme fırsatı veren ifade gücüdür. Bir kağıt boyama sanatı olan ebru, tezhib ve hat ile birlikte kitap sayfalarında, murakka kenarlarında, ciltlerde, yazı boşluklarında ve koltuklarında kullanılmakla birlikte günümüzde başlı başına bir sanat eseri olarak düşünülmekte ve sergilenmektedir. Bir Orta Asya sanatı olan ebrunun kökü, ana kaynağı Uzakdoğu'ya gider. Uzakdoğu'dan İslam dünyasına; Timuriler, Hind-Moğol, Safevi ve Osmanlılar'a geçtiği kaynaklardan anlaşılmaktadır. Ebru Çin'den, Japonya'dan başlayan serüvenine günümüz dünyasının canlılığını, düşlerini de eklemiş bu konu ile ilgilenen, yayın veren sanatçıların emekleri ile yepyeni boyutlar kazanmıştır. Ebru bir düştür. Ebru bir özlemdir, ona bakan her gözde yeni anlamlar kazanan bir akıştır. Bu sergide yer alan yaklaşık 35x50 cm. boyutlarındaki ebruların yapılışında kullanılan teknik; geleneksel ebru tekniği ile daha homojen deniz yosunu özü kullanılarak hazırlanan sıvı üzerindeki çalışmalardan oluşmaktadır. Kağıtlar alumlanarak renklerin kağıt elyafına girmesi, sabitleşmesi sağlanmıştır. Böylece kapama ve saklama yöntemi ile aynı kağıdın birden fazla ebrulanması mümkün olmuştur. Ebru yapımına elverişli olan her tür boya malzemesi kullanılmış, kağıtlar üzerlerindeki yabancı elemanlardan yıkanarak temizlenmiştir. Kağıt süsleme sanatlarının en önemlilerinden olan ebrunun hangi tarihten beri yapıldığını söylemek bugün için mümkün değildir. Her ne kadar çok eski tarihli kitapların cilt kapaklarının içlerinde yan kağıdı olarak ebru kullanılmışsa da bunlar cildin, kitabın yazım tarihinden daha sonraki bir tarihte onarılması sırasında yapıştırılmış olabileceğinden, o kitapta kullanılan ebrunun yapım tarihi konusunda bir fikir vermezler. Bir ebrunun yapım tarihinin kesin olarak söylenebilmesi için ancak ebru üzerine tarih atılarak yazı yazılmış olması delil olarak kabul edilebilir.Bu şekilde tarihlene bilen en eski ebrular arasında,Topkapı sarayında bulunan Arifinin 1539 tarihli '' Guy-i Çevgan'' adlı eserindeki Ebrular,Heratlı mir Ali n,n İstanbul üniversitesi kütüphanesinde bulunan 1539 tarihli iki kıtasının bulunduğu Ebrular,Sn Uğur Derman koleksiyonunda bulunan Maliki Deylemiye ait bir kıt anın yazıldığı 1554 tarihli Ebru ve Fuzuli nin '' Hadikat-i süeda'' ( Mutluklular bahçesi) isimli eserinin bir kopyasında kullanılmış olan Ebrular bulunmaktadır.İlk üç Ebrunun yapanı bilinmemesine karşılık ''Hadikat-üs Süeda nın'' baş sayfasında ''Hadikat-üs süeda'' yazıldıktan sonra kırmızı mürekkeple MA Şebek Mehmet Ebrisi ibaresi eklenmiştir.Kitabın sayfaları arasında üç adet hafif Ebru kullanılmış ve son sayfası da ''.............. katib ül harf Ahmet bin Hasan yeniçeri -i koruyucan - ı dergah - ı ali fi beldet (ül)Trablus Şam fi zeman defterdar Mehmet efendi.Sene 1004'' ibaresini taşımaktadır.Baş sayfadaki ''Şebek Mehmet Ebrusu ile '' anlamındaki bu ibareden kitapta kullanılan Ebruların '' tertib -i risale-i ebri'' de kendisinden şebek diye bahsedilen ebrucu tarafından yapıldığı ve bu ebrucunun adının Mehmet efendi olduğu son sayfasındaki ibareden de kitabın Hicri 1004 (1595) yılında yazıldığı anlaşılmaktadır. Mustafa Düzgünman a kadarki ebruculuk tarihimiz boyunca hüsn i hat ta olduğu gibi ebrulu kağıt üzerine imza atmak şeklinde bir alışkanlığımız olmadığı için tarihi seyri boyunca ebrucularımızı isim isim belirleme şansımız bulunmamaktadır.Bu nedenle yakın tarihimiz dışında isim belirlenebilen iki ebrucumuz ve yakın tarihimiz dende sadece elimize ebruları ulaşan ve ebruya aşama kaydettirenler hakkında bilgi sunulmaktadır. ![]() Şebek Mehmet Efendi Hakkında yukarda verilen dışında fazla bir bilgi bulunmamaktadır.''Tertib-i risale-i ebri'' de kendisinden ''rahimettullah'' diye bahsedildiğine göre ölümünün bu risalenin yazım tarihi olabn 1608 tarihinden önce olduğu ,yined aynı risalede geçen '' nüsha-i şebek'' sözündende ebru hakkında bilmediğimiz bir risale sahibi olduğu anlaşılmaktadır. Hatip Mehmet Efendi İstanbulludur.Ayasofya camii hatibi olması nedeniyle ''hatip'' diye anılan Mehmet efendinin doğum tarihi bilinmemektedir.''Tuhfe-i Hattatin de kendisinden pir-i mübarek'' diye bahsedildiğine göre Nisan 1773 de vefat ettiği yaşının bir hayli ilerde bulunması icap eder.''Eski Zühdi'' diyede bilinen Zühdi İsmail ağadan sülüs-nesih yazılarını öğrenmiştir.İçiçe damlatılan renklerle oluşturulan konsantrik halkalara iğne ile şekil vermek suretiyle yapılan ebruların mucidi olması nedeniyle böyle yapılan ebrulara hatip ebrusu adı verilir.O zaman kadar kıvamı nispeten sulu kitre kullanılmasından ötürü soluk olan ebruların renklerini kitresinin kıvamını artırarak canlılaştırmış olması nedeniyle ebruculuk tarihimiz açısından önemli bir şahsiyettir.Ebruları zamanında yapılan işlerde daima kullanılmış olup renklerinden ve üslubundan hemen tanınır.Hoca paşa daki evinde çıkan yangında eserlerini kurtarmak isterken kendiside ebruları ile birlikte yanarak vefat etmiştir. Şeyh Sadık Efendi Buharanın Vabakne şehrinde doğan ve üsküdar sultantepesindeki özbekler dergahı şeyhliğinde bulunan Sadık efendinin hayatı hakkında fazla bilgimiz bulunmamaktadır.Ebruculuğu buharadayken öğrendiği ve iki oğlu Ethem ve Salih efendilere öğrettiği bilinmektedir., Necmettin Okyay 28 Ocak 1885 tarihinde İstanbul üsküdarda doğdu mürekkepcilik , aharcılık ,okculuk, gülcülük,eski tarz mücellitlik,hattatlık gibi pek çok hünerlerinin yanısıra ebruculuğuda meslek edinen Hafız,üstadı Mehmet Efendi gibi hazarfen lakabı ile anılır.Medreset'ül hattatin de ve güzel sanatlar akademesinde tarz-ı kadim cilt ve ebru hocalığı yapmıştır.Kendisinden önce çok ilkel biçimde yapılan ve bugün tüm dünya ebrucularının gıpta ile seyrettikleri çiçekli ebruları icat ederek ebruculuk tarihimizde yeni bir tarz başlatmıştır. Yazılı ebruları ise ebruculuk tarihimiz açısından bir ilktir. Bekir Efendi Geçen yüzyılın başlarında bayezit deki kağıtcılar çarşısında yapıp sattığı battal ebruları ile tanınan Bekir efendi aynı zamanda eski tarz is mürekkebi imalcilerindendir.O dönemde resmi dairelerde kullanılan defterlerin üzerine geçirilen ve ''ali kurna''tabir edilen sağlam avrupa kağıdı ile yapılmış olan ebrular Bekir Efendi tarafından yapılmıştır. Sami Okyay Necmetin Okyay ın ortanca oğludur.1910 yılında Üsküdarda doğmuştur.Ebruculuğu babasından öğrenmiş ve kısacık ömrü süresince çığır açaçak eserler vermiştir. Sacit Okyay Necmettin Okyay ın küçük oğludur.1915 yılında Üsküdarda doğmuştur.1973 yılına kadar devlet güzel sanatlar akademisinde eski tarz silt ve ebru hocalığı yapmıştır. |
Ebru Su yüzeyinde elde edilen boya katının kâğıda, beze, özellikle ipeğe geçirilmesiyle yapılan süsleme. Ebru, eski Türk sanatlarından biridir. Bir kaba, kitre denen zamk konur. Ayrı bir kapta istenilen renklerdeki boyalar ince toz hâline getirilerek bal yoğunluğundaki zamk suda eritilir. Elde edilecek boyaya, taze sığır ödü katılıp karıştırılır. En koyu boyadan başlayarak, suluboya fırçasıyla gerekli miktar alınıp kitreli suyun yüzüne serpilir. İstenilen damarlar, su yüzeyindeki boyanın bir çöple karıştırılmasıyla elde edilir ve kâğıt bu boyalı yüzeye bırakılır. 5-10 saniye sonra kaldırılıp ipe asılarak kitresi akıtılır. Sonra düz bir yerde kurutulur. Kitap ciltlerinde kapağın iç kâğıdını hareli boyama yöntemine de ebru denir. Önce Türkistan'da, daha sonra İran ve Türkiye'de yapılan ebruların en eski örnekleri Topkapı Sarayı'ndaki 15. yüzyıl süsleme kâğıtlarıdır.Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi & MsXLabs |
... 4 ek Türk Süsleme Sanatları - Ebru ![]() Şemseddin Sami Bey, Kâmûs-ı Türkî adlı lügatında “ebru” için şöyle demektedir: “Ebru; aslı Farsça Ebrî = bulut renginde, Çağatayca Ebre = roba (elbise yüzü kürk kabı), hare gibi dalgalı ve damarlı (kumaş, kâğıt) = (isim) cüz ve defter kabı yapmak için kullanılan renkli kâğıt.” Kâmûs-ı Türkî yazarı Şemseddin Sami Bey’in verdiği bilgilere göre, kelime zaman süreci içinde bazı değişikliklere uğramıştır. Çağatayca “ebre”, Farsça “ebrî” bulutumsu, bulut gibi anlamlara gelir. Arap âleminde ise “Varak’ıl-i Mucazza” yani damarlı kâğıt olarak adlandırılmıştır. Ebru kelimesinin aslının, Farsça “ab” ile “rûy”un birleşmesi ile oluşan, “ab-rûy” kelimesinden gelmiş olabileceği de kuvvetli ihtimaller arasındadır. Bu kelimenin anlamı kimi kaynaklarca “yüzsuyu” olarak çevrilmişse de, aslında “su yüzü” anlamına gelmektedir ki, terkibine çevrilirse “rûy-ı ab” olur. Tarihçe Ebru sanatının nerede, ne zaman başladığı henüz kesin olarak bilinmemektedir. Başlangıcından günümüze kadar, kȃğıt ve kitap süsleme sanatı olmasının yanı sıra cam, seramik, ahşap ve kumaşlarda da ebru kullanılmıştır. Ebrulu desenlere, Mısır’da bulunan M.Ö. 1365 tarihli cam şişelerde, taraklı ve gel-git ebrularını andıran desenlere rastlanması, bu desenlerin, antik çağlardan beri beğeni gördüğünü göstermektedir. Çin’de Sung Hanedanlığı zamanından kalma (960-1279) bazı çömleklerde, battal ebrularının benzeri desenlere rastlanmaktadır. Aynı yıllarda Japonya’da Sumi ressamlarının fırçalarını temizlemek için batırdıkları suyun yüzünde biriken boyaların, başka bir kâğıda alınarak bulunduğu tahmin edilen “Simunagashi” tekniği vardı. Ebrunun, Uzakdoğu’daki bu ilk örnekleri ile daha sonra Türkler, İranlılar ve batı ülkelerinde de geliştirilen biçimlerinin arasında bir ilişki olup olmadığı tam anlamıyla bilinememektedir. Ancak, bugün bilinen modern ebrunun, XIII. asırda Türkistan’da, Semerkant’ta ve XIV. asırda İran’ın doğusunda bulunan Herat yöresinde yapıldığı ve daha sonra İstanbul’a kadar yayıldığı kabul edilmektedir. Aynı asrın sonlarında, İstanbul’dan Avrupalı seyyahlar tarafından kendi memleketlerine götürülen ebrulu kȃğıtlar önce Almanya’da, sonra Fransa ve İtalya’da “mermer kȃğıdı” veya “Türk mermer kȃğıdı” adıyla tanınıp benimsenmiş ve oralarda da yapılmaya başlanmıştır. Zamanla İngiltere ve Amerika’ya da yayılan ebru sanatı, her ülkenin sanat anlayışına göre bir farklılık kazanmıştır. Ebru sanatı bugün bütün dünyada kullanıldığını bildiğimiz daha sofistike ortamlara doğru bir evrim geçirmiş; günümüz soyut sanat akımlarında da yer almıştır. Orta Asya, İran ve Türkiye’de yapılan ebruların kökeni hakkında çok fazla bilgi bulunmamasının yanında, Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu’nda bu tür dekoratif kȃğıtların yaygın olarak kullandığını, siyasi ve idari hayatta önemli bir yere sahip olduğunu bilmekteyiz. Nitekim bu dönemlerde birçok ebru ustası yetişmiş, yetkin ustaların yapıtları, zengin evlerinin duvarlarını süslemiş, yahut bir sultandan veya bir paşadan diğerine hediye olarak gönderilmiştir. ![]() Doğu’da yazı sanatlarının gelişmiş olması beraberinde süsleme sanatlarının da gelişimini getirmiş ve ebru sanatı çoğu kez hatları süslemek için; zemin, pervaz veya cetvel şeklinde yaygın olarak kullanılmıştır. Ayrıca şablonlama tekniği veya Arap zamkı kullanılarak aynı kȃğıt üzerine birden fazla ebru almak suretiyle Akkase (zemini akseden) hat şaheserleri vücuda getirilmiştir. Zaman içerisinde ebru desenli kȃğıtlar, devlet belgelerinde ve resmî yazışmalarda zemin olarak kullanılmaya başlanmıştır. Üzerinde ebru sanatı bulunan bu kȃğıtlar, bir yandan belge üzerinde daha sonra yapılması mümkün olabilecek bir değişikliğe engel olurken, diğer yandan belgenin bir aynısının daha yapılabilir olmasını engelleyerek, belgenin güvenliğini sağlıyordu. Günümüzde çek, senet ve kȃğıt paralar üzerindeki karmaşık desenlerin oluşturulmasındaki mantıkla aynı paralelde olan bu yöntem, daha güvenli olması sebebiyle aharsız kȃğıtlar üzerinde uygulanmaktaydı. Bu ebru desenlerinin, tasarımlarının ve boy reçetelerinin nasıl yapıldığına dair bilgiler, yalnızca belirli ve az sayıda ustalar tarafından bilinmekteydi. Osmanlı merasimlerinde, şenlik alaylarında, esnaf geçidi törenlerinde ebru ustaları özel bir sınıf teşkil etmeseler de muhtemelen kȃğıt boyayıcılarla aynı loncaya bağlıydılar. Matbaanın Osmanlı’da yaygınlaşmasıyla birlikte ebru sanatı da bir duraklama devresine girdi. Özellikle Yahudilerin özel makinalarla seri halinde ürettikleri ebrular, Türk klasik ebru sanatının yavaşlamasına sebebiyet vermiştir. Makine ebruları ve baskı ebrular piyasaları doldurunca, Klasik Türk ebru sanatçıları piyasalardan yavaş yavaş geri çekilmeye başlamış; bir duraklama evresinden sonra birkaç ustanın üstün gayretleriyle yok olmaktan kurtulmuş ve yüzlerce ebru ustası yetiştirmiştir. Tarihi 1447 olarak tespit edilen en eski ebru örneği, İstanbul’da, Topkapı Sarayı’nda bulunmuştur. Yine Süleymaniye Kütüphanesi’nde XV-XVI. asırdan kalma el yazmalarında çok güzel ve gelişmiş örnekler bulunmaktadır. ![]() İlk Örnekler Elimizdeki en eski tarihli ebru, Arifi’nin 1539/40 tarihli “Çuy-ı Çevgȃn” adlı eseridir. Bu eserin her yaprağının kenarları ebruludur. Bilinen ikinci eser Uğur Derman’ın şahsi koleksiyonunda bulunan 1544 tarihli ta’lik kıta, Malik Deylemi tarafından hafif ebru denilen stillerde yapılmıştır. Tarihimizde bilinen en eski ebru ustası 1608 yılında “Tertib-i Risale-i Ebri” adlı eserin yazarı Şebek’tir. Ebru ve ebruculukla ilgili en eski belge de “Tertib-i Risale-i Ebri” adında, 1608 tarihli yazma eserde karşımıza çıkar. Şebek lakaplı bir ebru ustasının, ebrunun nasıl yapıldığı hususundaki bilgileri ihtiva eden yazma eserdeki tekniklerin hemen hemen hepsi günümüzde halen kullanılmaktadır. Bu tarihte böylesine tekȃmül etmiş bir sanatın çok daha önceki asırlara kadar uzanması kuvvetle muhtemeldir. 1778 yılında çıkan bir yangında ebrularını kurtarmaya çalışırken hayatını kaybeden Ayasofya Hatibi Mehmed Efendi, adı bilinen ikinci ebru ustasıdır. Özellikle hatip ebrularının mucidi olduğu söylenir. Üsküdar’da bulunan Özbekler Tekkesi’nin, diğer sanat kollarında olduğu gibi, ebru sanatı için de önemli bir yeri bulunmaktadır. Kendi şeyhlerinden Şeyh Sadık Efendi (öl.1846) ebru sanatını Buhara’da öğrenmiş ve iki oğluna da öğretmiştir. Gene aynı tekkenin şeyhlerinden Hazerfen Edhem Efendi (1829-1904), Sami Efendi (1828-1912), Aziz Efendi (1871-1934), Abdulkadir Kadri Efendi (1875-1942) gibi ebru ustaları yetiştirmesinin yanında, günümüzde ebru sanatının varoluş sebebi diyebileceğimiz Necmeddin Okyay (1883-1976)’ın da yetişmesine vesile olmuştur. Asrın başında bilinen, birkaç ustası kalan ebru sanatının başta Necmeddin Okyay tarafından ebruya çiçek motiflerinin de eklenmesi ve oğullarından başka Mustafa Düzgünman (1920-1990)’ı yetiştirmesiyle Türk ebru sanatında bir yükselişin zemini hazırlanmıştır. Ebru ustası Mustafa Düzgünman, hocasından aldığı eğitimi daha da geliştirmiş ve Alparslan Babaoğlu ve Fuat Başar gibi isimlerin yetişmesini sağlamıştır. Fuat Başar, düzenlediği kurslarla halen ebru eğitimi vermektedir ve bu gelenek bir silsile halinde devam etmektedir. Bununla birlikte günümüzde İstanbul Belediyesi tarafından açılmış olan Halk Eğitim Merkezleri, İSMEK kursları ve çeşitli özel kuruluşlarda ebru dersleri verilmekte, çeşitli sergiler düzenlenmektedir. Eskiden bir kȃğıt süsleme sanatı olan ebru, zamanla kumaş, ahşap, porselen, cam ve benzeri malzemeler üzerine tatbik edilmektedir. Ebru Sanatının Tasavvufi Yönü Türk ebru ustalarının büyük bir kısmı, XIX. asır ve sonrasında yaşamış ustalardır. Diğer birçok İslam sanatı gibi ebru sanatının da büyük bir kısmı dergȃh ve tekkelerde geliştirilmiştir. Tasavvufi terbiyenin en mühim noktalarından birinin tevazu olması dolayısıyla, benlik iddiasından vazgeçmiş olan birçok ebru ustasının, bu sebeple eserine imza atmadığı düşünülmektedir. Ebru sanatı, tasavvuf ehlinin nezdinde ayrı bir itibar görmüş; ebru yapımı, insanın: 1- Bu âlemdeki yaradılış sırlarını ve edebini idrak etmesi, 2- Nefsinin oyunlarını teşhis ve tespit edebilmesi, 3- Ezel hükmünün edebine riayet edebilmesi, 4- Bu âleme daha Rahmanî bakabilmesi için daima bir manevi eğitim aracı olarak telakki edilmiştir. Tasavvufi terbiye ile yetişen ebru ustalarının, bir boy abdesti alarak ebru teknesinin önünde tekne başındaki mesaisini Allah’a olan kulluğunun bir nişanesi olarak kabul etmesi için birtakım dualarda bulunarak ve yaptığı sanatla kendini Halik zannetme vehminden Allah’a sığındıktan sonra işe başladığı rivayet edilmektedir. Ayrıca, ebru türlerinden biri olan battal ebrusunda, ebru ustasının boyaları serpmek dışında tekneye müdahalesinin mümkün olmayışı ve bir noktadan sonra meydana gelen şekillere uymak zorunda oluşu; külli ve cüz’i iradenin izahı için arif kişilerce müşahhas bir vakıa olarak kabul edilmiştir. Boyaları serpmek cüz’i iradeye; tekne sathında ortaya çıkacak olan önceden meçhul görüntü de külli iradeye benzetilmiştir. ![]() Tasavvufi anlayışta, renksizliğin vahdeti (varlıktaki birliği bütünlüğü), renklerinse kesreti (çokluğu, birliğin bütünlüğün açılımlarını) temsil ettiği düşüncesi ve her makamın özel bir renge sahip olduğu düşünülmektedir. Beyaz renginin tüm renkleri içinde ihtiva etmesi ve siyah renginin yansıtılmış ışınların görünmeyen rengi olması sebebiyle siyah-beyaz ebrunun cemde vahdetin sırrını temsil ettiği düşünülmüştür. Bu sebeple olsa gerektir ki ebru sanatının manevi incelikleri kimi zaman, sanatın verimlerinden daha ilgi çekici olmuştur. Ayrıca “ilahi güzellik arayışı” temeline dayanan tasavvuf düşüncesi ile Osmanlı döneminde birçok tekke, usta- çırak yöntemiyle öğrenci yetiştiren “sanat atölyeleri” haline gelmiştir. Bunun en yakın ve en güzel örneği, Üsküdar’da XIX. asrın sonuna doğru kurulan Özbek Tekkesi’dir. Ebru Sanatının Malzemeleri ve Ebru Yapımı Ebru sanatının icrası için öncelikle malzemelerinin dikkatlice hazırlanması gerekmektedir. Ebru sanatının yapıldığı ebru teknesi, kullanılacak kâğıdın boyuna uygun ebatta ve genellikle çinko ve galvanizden yapılmış dikdörtgen şeklinde olmaktadır. Bu teknenin içerisine ilk olarak özel bir yöntemle hazırlanan kitreli su koyulur. Keven otunun usaresinin (kitre) suda (yerine deniz kadayıfı da kullanılmaktadır) eritilmesinden sonra bir torbadan süzülen bir tekne kitreli sudan, yaklaşık altı yüz ebru kâğıdı çıkartılabilmektedir. Kitreli suyun üstüne serpilen renklerin birbirine karışmadan yayılmasını sağlamak için, satıhta yayılmayı sağlayan safra asitleri ihtiva eden sığır ödü önceden her boyanın içine ilave edilir. Ebru sanatında kullanılan boyalar tabiattaki renkli kaya ve topraklardan elde edildiği için “toprak boya” adıyla anılır ve suda erimediği gibi yağ da ihtiva etmezler. Bunlardan başka bazı tabii boyalarla da renk zenginliği arttırılır. Boyalar dövülerek ve taş üstünde biraz su ilavesiyle “destesenk” denilen dış bükey bir el taşı ile iyice ezilerek hazırlanır. Ebru sanatında modern fırçalarla usulüne uygun şekilde boya serpilemediğinden, ince düz değneğe üstüvani şekilde gevşek olarak sarılmış at kuyruğu kılından fırçalar kullanılır. Tahta çıta üstüne muayyen sıklıkta ince teller saplanarak elde edilen tarak, taraklı ebru yapımında kullanılan bir alettir. Serpilmiş boyalara şekil vermek için ince, boya damlatmak için kalın tel çubuk kullanılmaktadır. Ebru sanatının yapılışı kısaca şöyledir: Ebru, keven otunun usaresinin (kitre) suda eritilerek elde edilen sıvıya fırçalar yardımı ile serpilen boyaların üzerine örtülen kâğıdın, on saniye kadar bekletildikten sonra, yavaşça kaldırılmasıyla meydana gelir. Ancak bu işlem anlatıldığı kadar kolay ve basit bir eylem olmayıp sürekli tecrübe ve sebat isteyen bir iştir. |
2 ek EBRU ![]() a. (fars. ebr ve ebrı, bulut gib den ebru). 1. Ciltçilikte kullanılan yc yol renkli parlak kâğıt. 2. Dalga dalg; Hrenkli kumaş. 3. Kâğıt üzerinde renkl hareler oluşturma sanatı ve bu harelere verilen ad. 4. Ebru eb ru, yanak için dalga dalga kırmızı anlamında kullanılır. —Esk. bot. Ebruyı sanem, kankurutan otu, adamotu. —Tekst. Ebrulanmış bir kumaşın görünümü. —ANSİKL. Kâğıt süsleme sanatlarının en önemlilerinden biri olan ebruculuğun başlangıç tarihi kesinlikle bilinmemektedir. Üzeri tarihli en eski ebrulu kâğıt 1554 yılından bir Malik Deylemi yazısıdır. Ancak bunun hafif ebru denen ve oldukça gelişmiş bir teknik gösteren tür olması nedeniyle, ebruculuğun en az XV. yy.'da başladığı söylenebilir. 1608 tarihli Tertibi risale-i ebrî, ebru sanatına ilişkin ayrıntılı bilgi verir. Ebru kâğıdı Batı kaynaklarında türk kâğıdı ya da türk mermer kâğıdı olarak adlandırılmıştır. Araplar’da ise varak ül-mücezza (damarlı kâğıt) olarak tanınır. Ebruculuğun Türkistan’da, Buhara’da doğduğu, oradan İran'a ve Anadolu’ya geçtiği sanılmaktadır. ![]() Ebru teknesi budaksız çamdan, çinko ya da galvanizden hazırlanır. Kullanılacak toprak ve bitkisel boyalar düzgün bir mermer üzerinde destesenk'le ezilir. Biraz su eklenerek merhem kıvamına getirilen boyaların her rengi değişik bir kaba konur. Büyük bir kap içinde, yapışkan bir koyuluk vermek üzere kitre zamkı eklenmiş su, en az bir gece bekletildikten sonra süzülerek ebru teknesine dökülür. Küçük bir kapla, ezilmiş boyalardan bir parça alınarak suya serpilmeye başlanır. Boyanın suyun üzerinde çok yayılması isteniyorsa fazlaca, az yayılması isteniyorsa az sığır ya da koyun ödü eklenir. At kuyruğundan yapılmış bir fırçayla boyanın su üzerinde biçimlenmesi sağlanır. Ödün bir işlevi de yayılan boyaların birbirine karışmasını önlemektir. Daha sonra, ebrulanacak kâğıt, teknenin sağından ya da solundan yavaşça suyun yüzeyine bırakılır (ebruda mat kâğıt kullanılır); 10-15 saniye sonra ebru yu yapanın yönünden, köşelerden tutularak kaldırılır. Uzun çıtalar üzerinde gölgede kurutulur, mühreyle parlatılır. Ebrular elde edilen motiflere göre battal ebru, bülbül yuvası ebru, Necmettin ebrusu ya da çiçekli ebru, çifte aharlı ebru, gelgit ebru, hafif ebru, kılçıklı ebru, kumlu ebru, somaki ebrusu, sümbül ebrusu, taraklı ebru, tarama ebru, vb. çeşitli adlarla anılırlar. Önemli ebru sanatçıları arasında Şebek (XV-XVI. yy.'lar), Hatip Mehmet Efendi (XVIII. yy), Şeyh Sadık Efendi (XIX. yy), Hezarfen Ethem Efendi (XIX. yy.), önemli bir hat ustası olan Sami Efendi (XIX. yy), Şeyh Aziz Efendi (1871-1942) sayılabilir. Çağdaş ebrucuların en ünlüsü Necmettin Okyay'dır. Bu sanatçının yanı sıra Abdülkadir Kadri Efendi (1875-1942), Bekir Efendi (XX. yy. başları), Sami Okyay. Sacit Okyay, Mustafa Düzgûnman, Niyazi Sayın günümüz ebrucuları arasında belirtilebilir. Kaynak: Büyük Larousse |
| Saat: 23:49 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık