![]() |
GİTMEK Mİ ZOR?YOKSA KALMAK MI?GÜLE GÜLE DİYEBİLMEK Mİ?YOKSA HOŞÇAKAL DİYEBİLMEK Mİ?ARDINDA BIRAKTIĞIN SAHİLE,SEN VURACAKSAN BAHARLAR SENİN RENGİNDE ÇİÇEKLER AÇACAKSA,OLMADIĞIN HALDE KUMLARA İLÂN-I AŞK YAZILACAKSA,BIRAKMAK MI KOLAY,BIRAKILMAK MI? SEN GİTTİN YA;YARIM KALDIM… SÖZLERİM YARIM,OKUDUKLARIM YARIM,GÖRDÜKLERİM,BAKIŞLARIMIZIN YARISI… ADIMLARIM YARIM,YÜREĞİMİN ATIŞI YARIM,CÜMLELERİMİN “ÖZNE”Sİ YOK;YARIM…. ORTADAN İKİYE BÖLÜNMÜŞ SEVGİ SÖZCÜKLERİ GİBİ,SULARIN KESİK AKMASI GİBİ,YARIM GİBİ YARIM… SÖYLEYEBİLDİKLERİMİN,YAZABİLDİKLERİMİN YARISI OLDUĞU GİBİ… SEN GİTTİN YA;YAŞADIKLARIMIN YARISINI DA GÖTÜRDÜN…MERHABA DİYEBİLMEK Mİ ZOR?HADİ EYVALLAH DİYEBİLMEK Mİ YOKSA?KOLAY OLAN… BERABERKEN YAPTIKLARIMIZIN,YARISINI YAPABİLİYORSAM VE ŞEKERİN KALMAMIŞSA ŞEKERİ VE TUZUN DA TUZU…HAYAT TADINI BURUKLAŞTIRMIŞSA,HÜZÜNLÜ BAKIYORSA AYDINLIK,GECE GİBİ…EKSİK DEĞİL Mİ BİR YANIMIZ?.. KOLAY OLAN… ARKANA DÖNÜP EL SALLAYABİLMEK Mİ?YOKSA,YÜREĞİMİN YARISINI GÖTÜRDÜĞÜNÜ BİLDİĞİN HALDE,ZORAKİ GÜLÜMSEYEBİLMEK Mİ? SEN GİTTİN YA;YARIM KALDIM… GİTMEK Mİ HÜZÜNLÜ?YOKSA KALMAK MI BURUK?İÇİMDE DÖRT NALA KOŞAN AYRILIK,SENDE KALAN PARÇAMI MI ARIYOR?..ELLERİNİ Mİ?..GÖZLERİNİ Mİ?..HER YERİM SENDE KALDI,HER YERİN BENDE… DAHA NE ARIYOR Kİ BAHANE,YARIM SENDE,YARIN BENDE KALMIŞKEN?...ARDINDAN EL SALLAYABİLMEK Mİ KOLAY?.. YÜREĞİMİ GÖTÜRDÜĞÜNÜ BİLDİĞİN HALDE GİDEBİLMEK Mİ? |
bence kişiye göre degışıyor. eğer uzagımdakıne kalmak gitmek .ama yakınımdakıne dersek gitmek kolay bence.. valla bende anlamadım ne dedığimi. |
zor bir soru GITMEKMI? KALMAKMI? gitmekmi zor kalmakmıı bilmiyorum hayatta herşeyii yendimm kötülüklerii,zor günlerii,ölümlerii,bir kendimii yenemedim. kendi kararsızlığımıı, ne yapmalıyımmm bılmıyorumm bu kadar zormuu yaşamakk, karar vermekk hayata dairr özgür olmak istiyorumm artıkk bir kuş gibii kanat çırpıpp uçmakk başka diyarlaraa korkuyorumm bu kezz yenilmektenn korkuyorumm kendii kabugumaa çekiliyorumm salyangoz misalii kafamı çıkarıpp hayat bakmaktann ezilmektenn korkuyorumm eyy hayatt itiraff ediyorumm işteee SENDEN KORKUYORUMMM... yorgunumm... takvimlerden haberim yok artıkk bugunn gunlerdenn neydii hangii aydayız? bıraktımm artıkk bır rüzgara bedenimii hadii savurr nereye savuracaksann bitsinn artıkk buu çilee. nerdee o deliii doluu günlerr.. nerdee oo hesapsızcaa yasanan güzel günlerr, ama yaaa şimdiii aynalarr düşmann olduu bana baktığımdaa kendimii göremiyorumm artık. gördüğümsee kimm bilmiyorumm.. bu yüz kime aitt. bu bakışlarrr.bu sahtee gülüşlerr.. bu hayattann bıkmışşş bedenn nedenn bu korkularr.. neden bu yanlızlıkk.. neden bu karasızlıkkk.. çekipp gitmek istiyorumm artıkkk BİLMEDİĞİMM HAYATLARAA ama bilmiyorumm.. GİTMEK Mİ ZOR, KALMAKMI?? Kendime cok sorup ama bir turlu cevap veremedigim bir soru *-) |
NE KALANA GİT DERİM, NE DE GİDENE DUR !! GİDEN GİDER ZATEN !1 |
Gelmedin Ölesiye bağırdım Seni haykırdım sessizliğine Sen gene duymadın... Öylesine yokoldum ki yokluğunda Heryerim sensin Ama sen benim değilsin... O kadar bekledim ki rüzgar esmesini, Esince seni getirmesini, Ama o rüzgar hiç esmedi... O kadar gözledim ki yolunu, Geçen bütün arabaları saydım, Ama hiç birinden sen inmedin... O kadar çok şarkı dinledim ki, Gelince "işte bu bizim şarkımız" diyebilmek için Ben şarkımızı buldum Ama sen hala gelmedin |
Gidebilmek Rüyası Çekip gideceğim bir gün buralardan.. geride herkesi.. her şeyi bırakarak.. gözyaşlarımı saklayacağım.. içime akacak.. acın gibi.. bir küçük sahil kasabasında.. bahçesindde salkım söğütlerin olduğu tek göz odalı evimde .. küçük bir insan gibi yaşayacağım kocaman yüreğime rağmen.. sevmelerim olmayacak.. sevişmelerim de seni düşünmekten geri kalmayacağım. sabahları erkenden balığa çıkarım.. eskimiş tahta teknemin gidebildiği yerlerde oltalarımı saldığımda denize.. akşam neler yaşayacağımı hayal ederim.. (...belki de sen gelip oturursun yine baş köşeme) bir iki dostum gelir hem balık yemeye .. iki kadeh rakıdaki sohbette buluşmaya.. anoson kokusundaki dudaklarımdan.. hazin bir ayrılık türküsü dinlemeye.. ..yada.. denizde kaçırdığım o koca balığın hikayesine.. hele sıkıştırırlarsa.. .o kocaman gözlü.. dalgalı saçlı mini etekli. kızın bana bakışlarındaki yakaladıklarımı.. ona bakarken nasıl tökezleyip düştüğüme kahkahalarla gülmeye... sonra.. sonrası ne olcak.. herkes kendi dünyasına.. beni bıraksalar benim de yerim var ama...!! yok yok.. ben en güzeli.. YÜREĞİN saydığım tek göz odama gireyim.. orda seninle başbaşa kalmanın hazzında.. sensiz, sesinsiz, yalnız... |
Gidemedim sana değer vermeli miyim yoksa bir kalemde silmeli mi seni içten sevmeli miyim yoksa yalan diyip gitmeli mi beni sevdiğini anlamalı mıyım yoksa yalan diyip ezmeli mi beni istediğini duymalı mıyım yoksa sex diyip geçmeli mi seviyordum seninle yağan karı istiyorum geçen tüm anıları hani ya bir sözün vardı biliyorsun diye ama geride kaldı bebeğimdin sen benim kıyamadım sevdiğimdin sen benim sezemedim hayatımdın sen benim gidemedim incitanem ben seni terk edemedim |
Gie Gide Bir Sİneğe DÜş Oldum Gide Gide Bir Sineğe Düş Oldum Gide gide bir sineğe düş oldum Yeğin bildim şu sineğin işini Tuttum kılınç ile kestim kellesin Yedi dağ üstüne serdim leşini Sinek vızıladı uçtu havaya Yağın süzdüm üç yüz altmış tavaya Yük eyledim doksan dokuz deveye Peşkeş ettik Kayseri'ye döşünü Sineği tutup meydana attılar Beş yüz kese akça yağın sattılar Kemiklerinden bir köprü çattılar Hesap ettik iki bindir yaşını Ben bilirim karanlıkta geleni Gelip benim tatlı canım alanı Dertli Kerem söyler böyle yalanı Ya kim gördü o sineğin eşini Aşık Kerem |
Giden değil, kalandır terkeden.. |
Gidemem Nezaman Aşka yelken açsa Avare gönlüm Rüzgarı kesilir hayallerimin, Gidemem. Nezaman Umuda el sallasa Tutsak düşüncelerim Korkuları büyür cesaretimin, Gidemem. Nezaman Yılların hesabını yapsa Siyah beyaz resimlerim, Bağı çözülür dizlerimin , Gidemem. |
GITME Gidiyorsun Karaları Bağlayıp Gitmek istiyorsun gönlünce, heyecanınla Uzak durmak istiyorsun mavi semaların körerdiği bu şehirden Hayalin acı verdiği yangın dolu bu âlemden kaçıyorsun Geride bırakmak istediğin gözyaşlarını da beraberinde götürüyorsun Hadi git Gitmek istiyorsan; Pişmanlığın fayda etmediği yeni dünyana haydi koş. Geride bıraktığın yangın dolu dakikaları düşünmeden hadi git Bir asırlık çınarın yapraklarını kurutmaya acımadan, Hadi kıy özenle büyüttüğüm sevgi çiçeklerini, kurutarak git… Git Hadi… Güneşin acı çektiği kızıl sonsuzlukta gözyaşlarıma şemsiye tutarak git Dokunma bulutlarıma Ellerinle getirdiğin kudretli buzul dağlarınla Soğutmaya çalıştığın dünyamdan çek elini Durma koş git… İnan bana gözlerimden tek damla düşmez Hatıralara çizdiğim yeşil tablomdan eser kalmaz Sana yazdığım şarkıların notalarını, ne kuşlar okur penceremin kordonundan Nede penceremin buğusuna nefesim yazar şiirlerimi Hadi durma git… Dur! Gitme Nolursun Güneşe bakışımı beraberinde götürüyorsun Gitme, Denizi koklayışım, yakamozla dans edişim sende kaldı Dur gitme! Ellerimle yaptığım yıldızlarım senin ufuklarına kaçıyor Gitme seni son öptüğüm yağmurlu geceler yok oluyor dünyamdan Gitme dur! Hayal dünyamda araladığım “Mavi Gizem” gözlerinde kaldı Dur! Sayfalarımla seviştiğim mürekkebim tükendi, Gitme Yalvarırım dur |
gidenlere dair Hayatımıza geldiği gibi giden insanlar vardır... Geldiği gün bizi sevince;gittiği gün ise hüzne boğar... İçimiz kararır,hayata küseriz Fırtına öncesi sessizlik gibidir aslında yaşadığımız... Bir gölün yüzeyi gibi sakinizdir.Hatta dingin ve umarsız... Sonra yavaş yavaş dağılır bulutlar,gün ışığı tekrar içimizi ısıtmaya ve buz tutmuş yüreklerimize işlemeye başlar... Bu bir şanstır seven ve sevilen için, Bir kısmet belkide bir daha bulunamayacak; El ele tutuşmanın coşkusunu tekrar yaşama şansı Belki;belki de bir hayal...Kurmanın bile insanı mutlu ettiği,eskiyi yaşayıp acı çekmeyi göze alabildiği,acı çekmenin bile güzel geldiği.... HEPİMİZ HAYALLERİMİZ KADAR VAROLURUZ; VE HEPİMİZ SÖYLEDİĞİMİZ KADAR DEĞİL HİSSETTİĞİMİZ KADAR SEVERİZ... Ve bir gün anlarsınız ki sevgilerde gurur olmaz,gururun olduğu yerde zaten sevgi barınamaz..." |
Gitmek kolay, kalip herseye gögüs germektir zor olan |
GİDENE DUR DİYEMEM GİDEN DİDER ZATEN SEVENE SEVME DEMEM SEVEN SEVER ZATEN |
Gitmek lazım ama nerelere? Gitmek lazım, Alabildiğine uzak, Alabildiğine sıcak yerlere... Gitmek lazım, İçinde sevginin Hesapsız kitapsız, Yalansızca yaşandığı Çiçek açan topraklara... Gülleri dikensiz Seni sensiz sevebileceğim yerlere... Sensiz kalıp Seni özleyeceğim yerlere... Gitmek lazım, İçinde gümüş balıklarıyla Kıvırcık saçlı bir denizkızı Birde pırıl pırıl Bir deniz feneri olan sahile... Gitmek lazım, Gitmek lazım, Ama hangi adrese Ama nerelere? |
bir kez değil bin kez!...( g i t ) Git! Git ve bir daha dönme Kalbimi kanatmaya… Ellerini… İçimi yaktığın gün bıraktım Git! Git ki!.. Bana dokunama… Git! Git ve düşünme beni Ve benli günlerini.. Yalnız bırak eski dünyalını Git!… Seni bekleyen yeni dünyalıya Git! Git ve bana acıma Sevgimi kahrolası bir pazar günü… …özgür bıraktım Git! Git ki yalnızlığımı anla! Git! Git ama sakın ağlama Sevgi dolu gözlerimi arama! Gün gelir serçe parmağım bile olmaz… Sana uzanan. Hemen git… Git ki!…Son sözümü hiç duyma…. Git! Git ama soru sorma Son kez, son bir kez deme bana Sarılma! Git! Git ama iplik iplik yaş dolu gözlerime bakma! Git! Git ama Benden çaldığın ümitlere ihtiyacım olursa Bir gün çıkarım karşına… Git! Git ki! Pişmanlığını yaşa! Git! Bir bekleyenin varsa Geç kalma… GİT! Saat çok geç olmadan Sıcak ellerimiz birbirine dokunmadan (bilirsin sıcak elleri bırakmak zor gelir insana) Git! Beni yeterince ağlattın Git de onu ağlatma Git ona! Git ama beni hiç birzaman unutama! |
GİDEN GİTMİŞTİR ZATENN KALANIN VAYY HALİNE... |
GİTMEK Umurumuzda olmasaydı, İşimiz gücümüz Çoluğumuz, çocuğumuz Anamız, babamız Avradımız, ağamız Neler olurdu dersin Aşardık benliğimizi Tutardım kolundan Sürüklenirdik ruhumuzun göçtüğü yerlere Doyardık bana, sana ve kalan ne varsa Çekerdik ruhumuza her bir hücreyi doldurasıya Doyarmıydık dersin Var mısın Soyunmaya |
Gitmekmi kalmakmi zor olan.. Gitmek zorunda olmak asil zor olan:( |
Cocuklugunda kosustugun Ilk bisikletinle dolastigin Yaz kis demeden Hep oynadigin sokaklari Zordur dostlar Birakip gitmek. Ilk okula basladigin Okuma yazma ögrendigin, Belki de ilk defa, Cocukça sevdigin Okulunu ögretmen Ve arkadaslarini, Zordur dostlar Birakip gitmek. Köyünü kasabani, Hergün arsinladigin sokaklari, Dolastigin pazarlari, Gölgesinde çay içtigin O yasli çinarlari, Hele de ilk askini Zordur dostlar Birakip gitmek. Seneler uçup gittikce Her yas gününde, Saçindaki aklar Yüzünde yillarin açtigi Derin izler Arttikca ve, Hele yolun sonuna Yaklastigini anladikca... Cok sevdigin Esini, çocuklarini, hayati, Ve bütün güzellikleri, Bu dünyayi, Hiç dönmemek üzere Cok zor Birakip gitmek. |
Cevapsız Sorularla Bıraktın Beni !!!!!ey sevdiğim. Yasadıklarım nedir? Kendi gönül sarayında saklı tuttuğun hislerin nedir? Nedir benden böylesine sakladığın, kaçırdığın? Yasayıp da yaşatmak istemediğin? Acıların, tecrübelerin, geçmişin mi seni mahzun bırakan? Aşk mı yoksa sevda mı, sevgi (?) mı? Seni benden alıp götüren benim dışıma bırakan nedir? Nedendir sana ulaşamayışım? Seni yasarken seni yaşatamayışım nedendir? Niçin askımı paylaşamıyorum seninle? Beni, bizi böylesine paylaşmazlıklara götüren, nedir? Birbirini tamamlayacak ama birbirinden kopuk duran ikimizin suskunluğuna sebep nedir? Susmalarında mı bulmamı istiyorsun seni? Kendini bunca kaçırışın neden? Korkuyor musun benden? Yasadıkların mi beni sana yakın etmeyen? Ya ben o yasadıklarından farklıysam? Ya ben zaten seninsem? Sevemez miyim gönlümce seni? Senin kendini bana bunca hapsedişin neden? Yasamamı istemezken, yasadıklarımı onaylamazken neden olumu istemezsin benden, bilmem? Neden sevmeme izin vermiyorsun? Sevilmekten, almaktan bunca kaçısın neden? Niçin ben senken bensiz kalmak istersin? Niçin "sevdim", "seviyorum", "seveceğim" derken susturuşun beni? Askımı, sevdamı neden anlamazsın? Yoksa sen inanmaz misin aşka? Yoksa seven olmadı mı seni hiç? Yoksa sen sevmek nedir bilmiyor musun? Sen yıllarca koşup da yetişemediğim bir meltem misin? Islanmak, yıkanıp arınmak icin yetişmeye çalışıp da kaçırdığım bir sonbahar yağmuru musun? Sen O musun? Ben Sen miyim? Ben sensem neden sen ben değilsin? Neden ben olmaktan kaçıveriyorsun? Bir şeyleri almak, vermek değil midir? Almalarımızla kurtarıyorsak karsımızdakini bu vermek değil midir özde? Yoksa sen kor musun? Aşkın gözünü kor ettiği asığı bile görmeyen misin? Çölde rastladığım bir serap mısın sen, ardından koşup da ulaşamadığım? Sen aşk mısın? Aşksan, neden yoksun? Elimden tutup da beni yürümeye çağıran sen...Simdi hiç kimselerin olmadığı kurak ve ıpıssız bir yerde beni oksuz bir çocuk gibi bırakmıyor musun? Ağlıyorsan gözyaşlarını silmeme neden engel oluyorsun?Nedendir böyle sonsuz susuşun? Her şeyi içine gömmene sebep nedir? Niçin yasamayı bırakıp da anlamaya çalışırsın beni? Niçin bir kez olsun "GEL" demezsin? Niçin tek bir kez bile olsun "NİÇİN" demezsin? NİÇİN?" UNUTMA BENİ BIRAKIP GİDEN SEN UNUTMA; ''ÖLÜMÜ ÖZLEMEYEN AŞKI ANLAYAMAZ'' ''BEN ÖLÜMÜ ÖZLÜYORUM SENSE BEN ÖLMEM DİYORSUN'' Hala gitmek zorunda olmak zor diyorum:( |
"Gidenler hep bekle beni derler ve kalanlar hep bekleyeceğine yemin ederler" Her giden ardında bir bekleyen bırakır. Bazen ister bekle beni der, bazen de bekleme hayatına devam et der. Bu bekleme demenin ardında bir beklenme isteği vardır hep... __________________Ve her kalan yüreğindeki acısıyla bekleyeceğim der. Dönmeyeceğini bile bile, gelmeyeceğini bile bile, sevmeyeceğini bile bile. Ve bekler... Yanı başımızdayken fark etmediğimiz bir çok ayrıntı takılır hafızalara. Oysa ne güzelmiş yaşanılanlar dersiniz. Meğer ne çok sevmişim dersiniz. Ve belki de hiç sevilmediğinizi fark edersiniz. En acısı da budur ya zaten. Sevilmeden sevdiğinizi fark ettiğinizde beyninizi yer binlerce soru. Başlarsınız cevabı besbelli olan sorulara kendinizce cevap aramaya. Ve sorgulama zamanı gelir kendinizce.. Oysa unutursunuz bir şeyi. "Aşk Sorgulanmadan Yaşanmalıdır." Baktığınız her yer "onda" biter. Gördüğünüz her şey de "onu" ararsınız. Aynadaki görüntünüzde bir yansıma, sokaktaki köşe başında bir kucaklaşmadır "o". Yağan yağmurdur, denizdeki yakamozdur "o", gecelerin ayı, gündüzlerin güneşidir "o"... Ve son cümleler dökülür artık dilinizden. "O" Mutlu Olsun Yeter. Diyebileceğiniz bir şey kalmamıştır çünkü. Tıpkı yüreğinizi sizden aldığı gibi giderken cümlelerinizi de götürmüştür yanında. Sessizlik kalır geriye biten bir sevgiden. Ve Ayrılık Urganı kalır boynunuzda "yağlı bir ilmek gibi". Sanki biri ha çekti ha çekecek. Durdu sanırsınız dünyayı ha battı ha batacak. Ama ne dünya durur nede o ilmek çekilir. Hayat devam ediyordur ve bu çarkın içinde sizi de bilmediğiniz başka diyarlara sürüklüyordur. Bitecek sanırsınız acınızı bitmez. Sadece bir yerlere saklanır yüreğinizde.Bir şarkıda, bir şiirin içli mısralarında ve belki de bir sözde kanamaya hazır bir yaradır o artık. "Sessizliğin İçinde Bir Çığlık, Karanlığın İçinde Bir Işık, Yürekte Kapanmaz Bir Yaradır Artık O" |
"KALMA" nın bir anlamı kalmadığında "GİTMEK" kolay...:-# |
|
Bence her ıkısıde zor aslında gıden gıder aslında kalan sahalar bızım |
http://img128.imageshack.us/img128/9047/pic178080im8ir5st.gifhttp://img128.imageshack.us/img128/9047/pic178080im8ir5st.gifhttp://img128.imageshack.us/img128/9047/pic178080im8ir5st.gifhttp://img128.imageshack.us/img128/9047/pic178080im8ir5st.gifhttp://img128.imageshack.us/img128/9047/pic178080im8ir5st.gifhttp://img128.imageshack.us/img128/9047/pic178080im8ir5st.gifhttp://img128.imageshack.us/img128/9047/pic178080im8ir5st.gifhttp://img128.imageshack.us/img128/9047/pic178080im8ir5st.gif Gidiyorsun. Küçük ve kırık adımlarla uzaklaşıyorsun yanımdan. Ürkek bir keçi yavrusu kadar sessiz, gidiyorsun. “kaçar gibisin” diyesim geliyor. Gözlerinde yabancısı olduğum, tanımlayamadığım karartılar dolaşıyor. Buğulu bakıyorsun. Daha önce hiç duymadığım kelimelerle, senin olmayan cümlelerle konuşuyorsun. Anlayamıyorum. Sana benzemiyorsun uzun zamandır. Yeni ve tedirginsin. Hani ağacın, hangi dalında, daha güvende olacağını bilmeyen bir saka kuşu kadar cılız kanat darbelerin…. Uçamıyorsun... Böylesin. Ne söyleyebilirim ki. Kendi seçimin. Kendi doğrun. Öyle olsun. Git. Git dünyanın bütün ağaçlarının gölgesinde, tek başına otur. Kimselerin bilmediği şarkıları söyle, sesine başka sesler katılmasın.. yanı başına düşen yaprağa aldırma, gagasıyla avucunu tıkırdatan kavuniçi kanatlı kuşa kırıntını uzatma, göle taş atma. Yapa bilirsen yap bunları. Değiş. Ne istiyorsan öyle olsun…. Rüyalarını kimselere anlatma, kimselere endişelenme…. Dağ yamaçlarının, adını bilmediğin sessiz çiçekleri, hep”adını bilmediğin çiçekler” olarak kalsın. Kitap sayfalarının arasına papatya koyma, kurutma, gün gelip kimselere kuru çiçeklerle tazelenen sevgiler uzatma. Bunun hayalini bile kurma. Küçük sürprizler düşünme sözgelimi. Bir balık kadar sessiz ol. Tanrı kadar yalnız. Senin yaşamın, ne söyleyebilirim..... “geçecek” demekten, beklemekten başka ne gelir elimden. Sabrederim. Umutlanırım. Kendimi oyalarım. Yalnız kalmak istiyorsan, buna bir şey diyemem. Ama ben ne olacağım ? Kimsesiz kalacağım. İşte söylüyorum sana. Sözümü içinde bir yerlere koy. Sakla Ve inan. Çünkü doğru söylüyorum. Çekip gideceksin, bunu anladım. Hatta belki “gittin” bile. Ben yeni yeni anlıyorum. En son ne zaman bakmıştın gözlerime ve en son ne zaman göz bebeklerimiz karışmıştı birbirine. Ah dilimin ucuna neler geliyor ? Söylemekten ürküyorum. Sana olacakları düşünüyorum, ürküyorum. Bana olacakları düşünüyorum... İşin içinden çıkamıyorum. Buna değer mi diyorum? Değmez diyorum.... Çünkü biliyorum. Çekip gitmek insanı nasıl yaralıyor biliyorum. Nasıl yalnız ve kimsesiz kalıyor insan. Nasıl gecelerin karası yüreğin sıvıyor, nasıl gözlerine mil çekiliyor. Biliyorum. Şimdi yüreğime çöreklenmiş acının her zerresini yeniden tadarak gidişini seyrediyorum. Üstüne “ seviyorum” yazdığım bir kağıttan, sandal yapıyor, dereye bırakıyorum. İster yüzsün, ister batsın, ister çalıya takılsın o kağıt sandal, hep derenin bir yerinde olacak biliyorum. Ancak böyle rahatlıyorum....... Ne diyordu Sunay akın : “Deniz kıyısında bir martıyla konuşurken görüyormuş dostlarım beni sürekli bir kaptanım çünkü kağıt gemilerden emekli…..” |
AKREP VE YELKOVAN Yelkovanın hızına yetişemiyor çokça zaman zaman zavallı akrep. Yelkovan hızla koşup döne dursun çemberi, akrep bir arpa boyu yol alamıyor bu zaman yarışında. Ona hiçbir zaman yetişemeyeceğini anlayınca, iyice bir savsaklıyor akrep, kızdırıyor yelkovanı… Yelkovan bu, durmak nedir yorulmak nedir bilmez! İttirmeye başlıyor arkasından akrebi. Bir müddet sonra sırtlıyor onu. Taşıyor bir an için… O an, yelkovanla akrebin kucaklaşma anıdır işte… Birbirlerine muhtaçlıklarını, ayrı düştüklerinde yoksunluklarını ve aslında birbirlerini tamamladıklarını anladıkları an… Biri olmazsa diğerinin hiçbir anlam taşımayacağı gerçeğiyle yüzleştikleri an… Zaten doğru değil midir ki hep çalışan, mağrur yelkovandansa, yorgun, tembel, yavaş akrebin isminin daha bir sıklıkla zikredildiği? Birbirlerine bağlı olmasalar, kıskançlıktan birbirlerinin gözünü oyarlardı herhalde. Ama ne mutlu ki farkındalar; Akrep ölürse yelkovan da ölecek, yelkovan ölürse akrep de can verecek… Akreple yelkovanın aşksa aşkı; sadakatse sadakati; mecburiyetse mecburiyeti böyle bir şey işte… Doğru bir ifadeyle; “VARLIĞI YAKAN, YOKLUĞU YOK EDEN” bir bağlılık… *** Tam karşımdaki masada oturuyordun. Yanındakiler durmaksızın bir şeyler anlatıyorlardı sana. İlgini toplayıp onları dinleyemiyor gibiydin… Gözlerin sağa sola kayıyor, ara sıra şöyle derin bir nefes alıp içini çekiyordun. O gün bambaşkaydın. Bambaşka bir hava esiyordu etrafında. Bambaşka, tarifsiz bir sihirle çepeçevre kuşatılmış gibiydin. İşte o an, gözlerin benden yana çevrildiler. Bakışlarımız buluşup kenetlenmişti. Bu çekim alanından kendimi kurtarmak istiyor ama tutsak gözlerime sözümü geçiremiyordum. Bir hipnoz, bir büyü ya da daha öte bir gizli güç…sonrası sonsuzluk olan… Kiliseden yükselen çan sesi, bir yıldırım düşmesi ya da bir lisenin teneffüs zili, fark eder mi, bir tanesi sonlandırmıştı bu yoğunluğu. Kalkıp ayrı kapılara yönelmiştik. Bizim seçimimizdi farklı yolları seçmek… Bizim seçimimizdi konuşmadan anlaşmak… Böyle olması gerektiğine inanıyorduk. Böyle olmalıydı… Yalana ne gerek!… Buna mecburduk! Belki farklı zamanlarda göz açışımızdan hayata, belki yanlış bir yerde bakışlarımızın kesişmesinden, belki diğerlerinin bizden güçlü olduğunu bilmektendi vuslatsızlık… Düpedüz korkuyorduk. Ondandı benim kekeleyişlerim, ondandı senin her daim mahcup edan… Bağlanmıştık ama günahtı birleşmemiz. Bağlanmıştık ama gölgesi olamıyorduk birbirimizin. Teğet geçiyordu siluetlerimiz. Yasaktı. İmkansızdı. Nasıl ki akreple yelkovan el ele verip uzaklaşamazlarsa bu diyarlardan, mecburiyet varsa, canlarının bir köşesi mızrakla delinmiş ve bağlanmışken birbirlerine, yine de kavuşamıyorlarsa; öyle bir şeydi yaşadığımız… Karanlık gecelerde yalnızca seslerimiz buluşabiliyordu kuytularda, biz refakat edemiyorduk onlara. Ben umudun şarkısını mırıldanıyordum, sen imkansızlığın… Cesur olan bendim galiba. Sen söndürdükçe, ben küllerinden doğuruyordum ümit kıvılcımlarını… Sen yine söndürüyordun sonra onları. Ateşten korkuyordun. Ateşimden korkuyordun! Ortaçağdaki hapishanelerin yahut mahzenlerdeki zindanların duvarlarını süsleyen, görkemli lakin ürkütücü meşalelere benzetiyordun ateşimi. Ateşi içinde hissetmenin, prangalara vurulmak, dahası linç edilmek anlamına geldiğini biliyordun. Oysa prangalara da vurulsak, umudu var edebilirdik doğan yeni günlerde… Sevmenin suç olmadığı, esaret gerektirmediği ülkeleri de yazıyordu kitaplar. Kitaplar ki sayfalarca okuduğum, adındaki harflerin mükemmelliğini ve tılsımını çözmeye çalıştığım yegane kaynakçam… Razıydım ben prangalara da, tutsaklığa da, giyotine de… Ya da bir ömür boyu kaçak hayatı sürmeye razıydım; her daim o diğerlerinin baskısını ve soluğunu hissetmek pahasına omzumda… Kaçsak, belki bulabilirdik cenneti. Belki takip etsek o beyaz kuşları, erebilirdik huzura… Uykusuzluğu, şarkıları, şairin bahsettiği mecburluğu, acı kahveleri, mimozaları, “yeşili” ya da rüyaları paylaşabilirdik, buna benim kadar inansan… Ama yenememiştin bir türlü gelecek kaygısını, gölgelerimizin uymadığını söyleyenlerin sözlerine kulak tıkayamamıştın ve vazgeçememiştin parmaklarını kütürdetmekten… Ben seni hiç özleyememiştim yahut çıldırmıştım özlemekten… Sen, bir elinde uzak diyarlara seyahat belgen –ya da kaçışın, dikildiğin vakit karşıma, fark ettiysen “elveda” dememiştim sana. Çünkü yelkovanla akrep ayrılamazdı birbirinden… Yelkovan uzaklaştığını sana dursun, volta atmaktan ötesini yapamazdı akrebin etrafında. Ve sevgi, geçmişe ışık tutmaktansa, gelecekle ilgilenirdi. Yelkovan bir bunu bilemedi… Oysa akrebin tek istediği, yelkovanın “belki yine gelirim” demeyeceği bir gelecekti… Çünkü yelkovan, er geç gelecekti… |
GİTMEKMİ ZOR KALMAKMI? Uzun bir yol var önünde, diyordu. Ayağa kalkacaksan yolun başındasın, koşamayacaksan orda yığıl ve kal... Hayat bir tercihler mekanizmasıdır. Birini seçersin öteki kalır, biri gider öteki kalır ve bazen hayat ötekinde kalır. -Haklı olmaktan nefret ediyorum! -Haklı olmak da bazen öteki olmaktır çünkü insan öteki olmayı göze alabildiği kadar haklıdır. Bir saat sürmüştü bu konuşma, donup kalmıştı genç kız. Ayağa kalktı, pencerenin kenarındaki koltuğa kıvrıldı, çıplak ayaklarını kendine doğru çekti. Sonra dışarı baktı, içini ürperten o bembeyaz sokağa, kaldırımlara, durmadan koşturan insanlara baktı. Bakmak ve görmek arasında sıkışıp kalmış, sadece bakmayı tercih etmişti. Hiçbirşey görmek istemiyordu. Kanı aksa acısı dinecek bir yara vardı içinde bir yerde. Dünyanın en kalabalık yalnızlığı başlıyordu. Şarkılar tutuyor, şarkılar unutuyor, durmadan kağıtlar karalıyor, özlüyor, savaşıyor, ama en çok susuyordu. Evet, hayatında yaptığı en büyük haykırıştı, susuyordu. Susmak yürek işidir. Sevda insanın diliyle yüreği arasında yaşamayı iyi bilir ve Yılmaz Erdoğan'ın da dediği gibi her ayrılık sevdaya dahildir. O küçük odadaki hayata döndü tekrar. Yanında oturan insanlara baktı. Yanındaki herkesin sessizliğinde onun susuşu vardı sanki. Konuşmalarını bekler gibi baktı, konuşmalarına, ona tek bir yalan söylemelerine öyle ihtiyacı vardı ki. Olmadı. Kimse ama hiçkimse bir daha asla ona yalan söyleyemedi. Tek bir yalana o kadar ihtiyacı vardı ki... Büyümenin yolu birazda ayrılıklardan geçiyor işte. Hayat durmuyor ama yavaşlıyor sanki, insan susmuyor ama yutkunuyor sanki. İnsan dağıldıkça öğreniyor toplanmayı, sevdikçe öğreniyor bağlanmayı ve bir gideni varsa öğreniyor kalan olmayı... Karalanmış bir kağıt anlatıyor galiba en güzel şekile ayrılığı...''Gitmek mi zor kalmak mı? Giden mi daha çok kanıyor, kalan mı? Gidene kalandan sevgiler, umarım gittiğin yerde seni benim kadar severler...'' |
::Seviyorum, unutma beni:: Gitmeliyim bunu anlıyorsun değil mi? Başka çarem yok gitmeliyim. Sensizliğin beni süründüreceğini bile bile gitmeliyim. Seni sevmekten hiç vazgeçmeyeceğim ama olmayacak bir duaya amin demek bizimkisi. Yıllar önce o sahilde seni ilk gören ben olmalıydım. Ve yüreğin o gün benim yüreğime dokunmalıydı. Şimdi gitmek zorunda kalmazdım. Şimdi bir sevdanın en güzel yerinde olurduk. Birbirimizi bu kadar çok hak ederken, bu kadar çok severken gitmek öyle dokunuyor ki yüreğime... Hayatımda ilk kez kabul ediyorum yenilgiyi. Kimbilir, korkağım belki. Senden değil, bu aşkın büyüklüğünden kaçıyorum. Ah be sevgilim, ben kendimden kaçıyorum. Hiçbir şey tesadüf değildir, buna inanırım ben. Her şeyin bir kurgusu vardır ve insan mutlaka kendisi için kurulmuş o şeyi yaşar. Şimdi gitmem de bunun bir parçası işte. İmkansızı seçip, imkansızı yaşayıp sonra da "Bir gün yeniden ve bu kez sonsuza dek..." deyip de gitmek başka nasıl açıklanabilir? Seninle o gece, hiç hesapta yen karşı karşıya gelmemizi ne tarif edebilir başka? Bu kadar zaman hep aynı soruyu sordum kendime, sen hiç benim oldun mu? "Tamamen sana aitim" dedin mi? Cevabı olmayan sorular işte... Önceleri delirirdim bulamadıkça cevabını. Sonra bir kabullenmişlik çöktü kalbime. Seviyordum ya seni ne önemi vardı gerisinin? Yüreğinde bir yerim olduğunu biliyordum ya, fazlasını istemenin ne gereği vardı ki? Ama sonra bu kadar basit olmadığını gördüm. Dayanılmaz bir yanı vardı bunun. Seni özlediğimi söylemek için bile beklemek zorundaydım. Sana sarılabilmek içinse günler., haftalar geçmeliydi. Sen en güzel, en mutlu anlarını bir başkasıyla paylaşırken ben sadece hayalinle yetinmeliydim. Olmadı aşkım, yürütemedim. Bu aşkın tutsağı olduğumu fark ettim. Sonu belirsiz, yarını olmayan ve hiçbir zaman tamamlanamayacak olan bir aşkın tutsağı... Gidiyorsam, sevdam tükendiği için değil, bunu bil. Aksine sevdamı çok daha yukarılara, taaa yukarılara taşımak için gidiyorum. Kendimi yenilemek, tutsaklıktan kurtulmak ve kimbilir bir gün senin karşına daha özgür, daha cesur çıkmak için gidiyorum. Ben terk etmiyorum seni. Ne seni ne de sevdamızı bırakıyorum. Kalbimdesin ve hep orada kalacaksın. Ben yaşadıkça... Seni seviyorum, unutma beni..._ |
Gidiyorum!!! Tam bir yıl oldu.. Hala içimdesin.. Hala gözlerin ve gülüşün aklımda.. Aklımdan bir an olsunda çıkmadılar.. Geceleri sıcaklığını hissettim.. Karanlığımda sana sarılıp uyudum.. Seni içimde büyüttüm ve seni kimse bilmedi.. Senin için güçlü oldum.. Bendeki sen için, sevgimiz için.. Sen, bugün bana uzun zamandır olmadığın kadar yakınken sana söylemek istediğim birkaç şey var.... Bazen sinirleniyorum, kızıyorum sana... Ağlıyorum... Ne bu halimiz bizim diye? Ne bu yaşadığımız? Buna bir insan yüreği daha ne kadar katlanabilir ki ben katlanayım? Nereye kadar?.. Çok acı çektim ve hala çekiyorum.. Neyin bedelini ödüyorum diye düşünüyorum bazen.. Belkide seninle yaşadığım mutluluğun bedeli diyorum.. İşte o zaman kabulleniyorum acımı.. İşte o zaman her şeye değer diyorum kendi kendime.. Seninle olduğum her dakikanın bedelini ödemeye razıyım diyorum.. Yine yağmur yağıyor sevgilim.. 1 yıl önce bugün yağdığı gibi.. Ve yine bizim şarkımız çalıyor.. Tek fark sen yoksun.. Senin sıcaklığın, yanındayken duyduğum mutluluk yok.. Hep diyordum ya “seni sensizde yaşarım diye”.. Artık yaşayamıyorum sevgilim... Ve artık biliyorum ki yaşanacak birşey de kalmadı.. Benim için tek çare seni unutmak.. Umutlarımı bir kenara atmak.. Seninle başladığım bu yola artık sensiz devam etmek.... Bu gece son kez resimlerine bakıp ağlıyorum.. Bu gece son defa adını anıyorum, son defa seni sevdiğimi haykırıyorum.. Bir daha seni görmemeye, sevgini kalbime gömmeye yeminler ediyorum.. Tükenen umutlarıma son noktayı koyuyorum.. Gidiyorum Sevgilim... |
Vedalar Şiiri Öylesine gideceğim Taş yürekli yolları kamçılayacak çizmem Başımda hercai aşklarımdan bir çelenk Bir istasyon kaçağı zifiri tren Karda fayton çığlıkları, sarıkamış’tan Öylesine gideceğim Gölgem kalacak Oralarda da akşam olacak Akşamlar ki aşkın uzak öyküleridir Metruk varoşlarında buzdan bir şehrin Bir mevsimin yalazından bir gönül çıkmazından Çerkez’in kahvede ‘merhaba’ korosundan Sivas dolu bir sevdadan öylesine gideceğim Yüreğim kalacak. Öylesine gideceğim -bugün mü desem- üç vakte kadar çökecek mihrabım telli ve tellerinden eylül sarkan bir duvak açılmayı bekleyecek ayışığı boyunca çiçeğini kıyamete saklayan bir diyardan büyümüş bir inkardan, gecikmiş bir intihardan öylesine gideceğim neyim kalacak Niğde’de meyhane sokağında Hoyratça dolaştım üç gün üç gece Baharda, zemheride, yazda üç gece İmkansız bir sevdadan, esmer bir yalnızlıktan Yankısı içerimde saklı bir sonbahardan Yorgun, yılgın, mağrur Öylesine gideceğim Sen kalacaksın Öylesine gideceğim Üsküdar’da udiler hüzzam bir meltem çalacak Gemiler demir alacak, gözlerinden Tedirgin menekşeler solacak Aşk sisli hatıradır, eylüldür efendim! Bir sürgün gibi eski zamandan Öylesine gideceğim Ahım kalacak Seni sevmek gibi bir günahım kalacak. Öylesine gideceğim Sen yoksun, bu bir gizli hazandır Bilemezsin, fena halde yalnızım Sen, ey kalbimin gizli tarihi! -bir sairin nesi vardır acaba- bir şairin nesi varsa onları alıp da gideceğim sen kalacaksın! Öylesine gideceğim Silinecek hafızam, aşkım, korkum, kederim İçimdeki canilerin cinayet saatidir N’olur çıkagelme! Yağmurum gizli kalsın Gizli kalsın avazem, çığlığım, şiirim gizli kalsın Mağlubum gideceğim Adım kalacak Seni sevmek gibi bir inadım kalacak Öylesine gideceğim bilmem ki n’em kalacak İçime bıraktığın cehennem kalacak… Cehennem kalacak… Ali İhsan KOLCU |
sevmek bazen vazgecmektir Bak gidiyorum Gecelerin karanlığında değil Bir bilinmeze doğan güneşin ilk sabahında... Yüzüne bakarak kaçmadan saklanmadan Son sözümü söyleyip Sana son söz hakı tanıyarak Kendini ve beni kandırmalarından seni kurtararak Eski sevdaların gölgesi hala gözlerinde Küçük bir masumun kokusu sinmiş üstüne Emanet bir sevda yaşamışım işte Kader mi? hadi kader diyelim öyleyse Varlığınla var olmuştum Yokluğundan yeninden doğacağım İlklerim ve sonlarım Belki de bundan sonra hiç ağlamayacağım Hayata karşı daha güçlü duracağım Dudaklarım doymamıştı dudaklarına Kollarında olmadan dalmak zor olacak uykularıma Acı tatlı hatıralarım kalsın bu avluda Deli rüzgarlar gelir savurur meraklanma Ben güçlü bir kadınım sen demiştin hatırlasana Dalarsa gözlerin uzaklara Gerçekler saklanmaz asla yalanlarla Bunu iyi bil böyle yaşa Evet vazgeçiyorum Suçlu yok aramıyorum Bundan sonra olmazlara bel bağlamıyorum Bavuluma yeni umutlar koydum devam ediyorum Yorgun yüreğim çağlamaktan yoruldu Sakin gözlerde durulmak istiyor Ruhumda yanan kor Serin meltemlerle savrulmak istiyor Masalarda yaşamaz gerçekler daha ağır basıyor Yarınlar beni bekliyor Bilmediğim daha ne sürprizler hazırlıyor Benim olmamışlar için savaşmak nafile Bu savaşlar yaralara tuz basıyor Ben beni kendimi bulmak daha da zorlaşıyor Sevda bazen vaz geçmeler gerektiriyor Tek başına sevda daha dürüst yaşanıyor Yazık böyle oldu... ( Yüzüm gelse yerli yersiz gözlerinin önüne Hatıralarım dolsa düşüncelerine İsmim çalınsa kulaklarına Sıcaklığım dokunsa avuçlarına Bir sızı düşe yüreğine Ruhun alev alev yansa İçinden dediğin kal demeler Haykırmalar olsa dünya duysa Koşup tutsan kolumdan Bırakma beni desen defalarca Sımsıkı sarılsam boynuma Söyle ben ne zaman karşı koydum direndim sana Sonramı AĞLASAN! AĞLASAM! AGLASAK!!!! SON KEZ DOYA DOYA )Böyle olmamalıydı... Uykusuz geceleri katık ettiğim bu sevdamla sabretmeyi öğrendim öfkemi gülüşümle biledim her kabusumu düşlerimle süsledim içimde ikimize ait ikimizden bir umut büyüttüm bir büyük sevda için kendimden vazgeçtim her bilinmezliği ardında sen varsın diye seçtim ama şimdi örgendim ki uyumadan rüya görülmezmiş gönlün hevesi yoksa nefes alıp vermek nafileymiş bir olmaza direnmek ömür tüketmekmiş bırak gideyim sevgilim sevmek bazen VAZGEÇMEKMİŞ... |
Bir kaldırım kenarında oturup Dikme boşuna gözlerini pencereme Perdeyi aralarım bakarım, dayanamaz içeri alırım zannetme Sen ki seni nasıl sevdiğimi bildiğin halde Terk edip gitmiştin beni Madem gidiyorsun öldür beni dediğimde Benim için sen zaten öldün demiştin Bu gelişini mezar ziyaretim olarak sayıyorum Kusura bakma zeytin siyahı gözlerine Beline uzanan ipek saçlarına Hiçbirine bakmıyorum İlgimi çeken, Bir yanıp bir sönen sokak lambası Ürkütücü bir korku filmini hatırlatıyor Sen severdin korku filmlerini Ve her defasında olduğu gibi kâbuslarla uyanırdın gecesinde Sonra beni arardın konuşurduk Rahatlardın Şimdi sen bir film olmuşsun Yanaklarına vuran sağanak yağmuru ne güzelde yansıtıyor yıldırımlar Yıldırımlar yıldırmıyor fakat, İçinde kıyametler kopuyor, hissedebiliyorum Ama korkma hiçbir filmde başrol oyuncusu ölmez Hiç kimsede başrolden başka, kimsenin ne yaşadığını bilmez… Biliyor musun artık iyice yaşlanmış hissediyorum kendimi Sokakta el ele gezen bir çift gördüğümde Tarifi imkânsız bir his gıdıklıyor yüreğimi Yağmurda ıslanan serçeler bile şaşıyor halime Adeta gençlik yıllarını hatırlayan bir ihtiyarım Oysa ne kahramanlıklar yatardı derinlerimde Sırlarım vardı kimsenin sahip olamayacağı Şimdiyse acizim, şimdi kimsesiz Kimsenin haberi olmasa da Kimsenin umurunda olmasa da yaşıyorum sessiz sessiz Kötü bir şiiri anımsatıyorum görenlere Buruşturulup çöpe atılıyorum her gün defalarca Kimse tekrar değerlendirme kutusuna atmıyor beni Ya kimsenin umudu kalmamış Ya kimse umudu tatmamış Bense, dediğim gibi bir ihtiyar Bugün yarın tamamlarım ömrümü Lakin sen Kara kışta Susuz çölde Gölgede açan çiçektin Bir gün seni hak eden birini sevecektin Bugün türlü yeminler ediyorsun bana İnan diyorsun Nasıl hala inanmamı bekliyorsun? Nasıl Sen beni hiç kandırmadın ki Hep kendini kandırdın asıl… |
Gel Gel sen yoksun bütün sokaklarına kar yağıyor ömrümün nefesim üşüyen bir gelincik ayazı bütün geceler aysız durmadan bir ezgi savruluyor dudaklarında gecelerin hüznün uzayan saçlarında kimsesizliğim kanıyor yağmalanmış bir ömrün ortasından sızarak yaralı gönlümün ırmaklarına doluyor gel her gece bir deprem oluyor ey çağlayan bir suda yitirdiğim menekşe gözlü kız seslen bana nerdesin, hangi uzak şehirdesin bir rüzgarın kanatlarına vursam duyulur mu sesim gel erişilmez uçurum diplerinde kaldı özleyişler yaralı ceylanlar sekiyor bakışlarımda tomurcuklar öksüz, serçeler dilsiz her durakta boynu bükük bir çocuk üşüyor ve ben bu yağmurlar dolusu yalnızlığımla bütün bulutlardan sana koşuyorum gel yürekler boş, bakışlar anlamıyor beni her akşam vakti, el ayak sesleri çekilirken caddelerden vurup yüreğimi narlı sevdalara yıldızlara ağladığımı kimse bilmiyor kimse bilmiyor, her gece dudağımda bir şiir’in kanadığını ey yavru bir kuş gibi düşlerimin arasından uçup giden uçarı kız yaşım on beş idi, yüz oldu, binyüz oldu yaşlandım yaşamadan aşkı ve baharı farkında değilim şimdi, geçen günlerin değişen mevsimlerin yağan karlar altında kaldı kalbim gel geçmiş bahar sokaklarına çıkar beni bahçesi tarumar bir çiçeğin kirpiğindeyim bir kar çölünün ortasında bir insan mahşerinin içinde yapayalnız her bakışta bir hüzün, her hüzünde bir bakış kanamada bir sonsuz rüzgar başladı gittiğin yerde gel gel bahar sokaklarına çıkar beni yıldızları sönmüş bir gecenin sayfalarında ışıksızım özlemler damıtıyorum durmadan karanlığın yapraklarına kalbimin üstüne üstüne yağıyor kar, göçüp gitti kuşlar çoktan ve ben bölüp iklimlere o sevda tılsımı türküleri işleyip alnımın çizgilerine tel tel kalbimi sana rehin tutuyorum gel hasret ki yolları kanamalı ağır bir hüzündür geçip giden günlerin terkisinde rüzgar koyaklarını yitirdi, sözcükler büyüsünü her mısrada çığlık çığlık yüreğim gel ömrümün bütün sokaklarına kar yağıyor şimdi |
Zordu gönLe gitmekte kalmakta.. adım adım geçer zaman biter günüm ben nerdeyim, yavaş yavaş batar güneş,hava soğuk sen nerdesin? zordur gönlüme kalmakda,sessizce nedensizce gitmekte. |
Kendine İyi Bak Kendine iyi bak' bir 'veda' değil 'elveda' cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde... 'Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım, olamayacağım. İstesem de istemesem de... Sevdim seni bir zamanlar, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olurda bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.' ... 'Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.' ... 'Kendine iyi bak. Aramızda geçen her şeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle baş başa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum.' ... Kendine iyi bak, derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalayıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine 'Kendine İyi Bak' gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar... Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar. Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez 'Kendine İyi Bak' derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kereden fazla kaldıramayacaklarını bilirler. Kendine iyi bak, derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiçbir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek. Kendine iyi bak, derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler. Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet... Suçlatmazlar kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın.. Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, kendine iyi bak, derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler. Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Her şey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler. 'Bitti' diyemedikleri için, kendine iyi bak derler. 'Kırıldım ve affedemiyorum' diyemedikleri için kendine iyi bak derler. 'Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım' diyemedikleri için kendine iyi bak derler. 'Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum' diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler. Kendine iyi bak bir noktadır çoğu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin... Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçsisin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma. Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsem seni, keşke sen de affedebilsen beni.. Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak her şeyi baştan. Nafile... Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? ... Sahiden, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? boşver her şey olması gerektiği gibi olsun. Öyleyse...Sen de 'Kendine İyi Bak.' |
Canın Sağolsun Bilir misin ben ömrümde sadece seni bekledim. Bilmesen de canın sağ olsun; Bilmesen de canın sağ olsun! Hem gelmenden korktum; hem de, yollarını gözledim. Gelmesen de canın sağ olsun; Gelmesen de canın sağ olsun! Hançer gibi gözlerini unutma yanında getir! Getir de şu sineme batır; Batır da kalbimi sök götür. İstedim ki bir an olsun şöyle karşıma otur. Kalmasan da canın sağ olsun; Kalmasan da canın sağ olsun! Cüret ettim çağırmaya, şarkılardı desteğim. Bundandır sazıma küstüğüm; Küsüp de kelamı kestiğim. Bir kez olsun yüzüme de gülmendi tek isteğim. Gülmesen de canın sağolsun; Gülmesen de canın sağ olsun! Geçenlerden, ben seni her andıranı saymışım. Sen olmadın ya acı duymuşum; Duyup da boynumu eğmişim. Sen al diye masaya da yüreğimi koymuşum. Almasan da canın sağ olsun; Almasan da canın sağ olsun. |
"Görüşmeyelim..." Hastalıklı bir aşktı benimkisi. Ne hastalığımın adını biliyordum ne de hastalığımın yerini... Bütün ölümler bende gömülüydü ve isimsiz mezar taşları ile dolu idi bu mezarlık, bozgundum... Toplayamamıştım dağınıklıklarımı henüz. Umudumun bir parçası el olmuştu, uzaktı benden. Aşkımda verecek tek şey bölen ve bölünenin ben olduğu bölmelerdi... Ne kendimi çarpabiliyordum kendimle ne de toplayabiliyordum bir başkasıyla... Çıkılmamış yolculuklarımın bavulları küf tutmuştu. Ellerimde dokunma hissinin yetisizliği. Kendimi mi yaşıyordum, yoksa hastalığımda bir ben daha mı vardı?.. Telaffuz edilecek sözcüklerim küf tutmuş bavullarımda tutsaktı. Hastalıklı bir aşktı benimkisi, hücrelerim artık kendi kendini yaratmıyordu. Sen geldin sonra... Ardında bir kentin tamamlanmamış inşaatı, büyümemiş bir aşkın, gökyüzünde uçuşan zümrüdüankaların... Belki bir umut, bir aşktı ve yetecekti bütün dağınıklığımı toplamaya. Belki de bölmelerimin sağlamasıydın... Geldin... Kanamalı bir hastaydım, dikenlerim geçit vermiyordu kalbime... Ölümlerimin yası bitmemişti henüz. Ben yalnızlığımı yaslarımda büyütüyordum, Seninse tutulacak yasların yoktu. Bir aşka yetecek biz yoktuk belki de. Ben dikenlerimden geçit vermedim, Sende dikenlerime basacak cesaret yoktu. Bende bütün ölümlere yer vardı, Senin içine gömülecek ölümlerin yoktu. Geldin... Gözlerimde Seni görecek mecalim yoktu. Bende belki bir aşka yer yoktu, Sende taşıması bile ağır gelen bir aşkı yaşayacak güç. Gittin... Gidişin bende başladı, bittiği yer olmadı henüz. İçimde taşıması bana bile ağır gelen aşkın ürkekliği.. Belki bir aşka yetecek cesaretim yoktu ama, zümrüdüankalarının kanatlarında aşkı yaşadığım düşlerim var sana dair... Gidişin bende başladı, bittiği yer olmadı henüz... 02.04.2006 |
Giden mi Sürgün kaLan mı?!*-) |
Gidenler hep bekle beni derler ve kalanlar hep bekleyeceğine yemin ederler" Her giden ardında bir bekleyen bırakır. Bazen ister bekle beni der, bazen de bekleme hayatına devam et der. Bu bekleme demenin ardında bir beklenme isteği vardır hep... Ve her kalan yüreğindeki acısıyla bekleyeceğim der. Dönmeyeceğini bile bile, gelmeyeceğini bile bile, sevmeyeceğini bile bile. Ve bekler... Yanı başımızdayken fark etmediğimiz bir çok ayrıntı takılır hafızalara. Oysa ne güzelmiş yaşanılanlar dersiniz. Meğer ne çok sevmişim dersiniz. Ve belki de hiç sevilmediğinizi fark edersiniz. En acısı da budur ya zaten. Sevilmeden sevdiğinizi fark ettiğinizde beyninizi yer binlerce soru. Başlarsınız cevabı besbelli olan sorulara kendinizce cevap aramaya. Ve sorgulama zamanı gelir kendinizce.. Oysa unutursunuz bir şeyi. "Aşk Sorgulanmadan Yaşanmalıdır." Baktığınız her yer "onda" biter. Gördüğünüz her şey de "onu" ararsınız. Aynadaki görüntünüzde bir yansıma, sokaktaki köşe başında bir kucaklaşmadır "o". Yağan yağmurdur, denizdeki yakamozdur "o", gecelerin ayı, gündüzlerin güneşidir "o"... Ve son cümleler dökülür artık dilinizden. "O" Mutlu Olsun Yeter. Diyebileceğiniz bir şey kalmamıştır çünkü. Tıpkı yüreğinizi sizden aldığı gibi giderken cümlelerinizi de götürmüştür yanında. Sessizlik kalır geriye biten bir sevgiden. Ve Ayrılık Urganı kalır boynunuzda "yağlı bir ilmek gibi". Sanki biri ha çekti ha çekecek. Durdu sanırsınız dünyayı ha battı ha batacak. Ama ne dünya durur nede o ilmek çekilir. Hayat devam ediyordur ve bu çarkın içinde sizi de bilmediğiniz başka diyarlara sürüklüyordur. Bitecek sanırsınız acınızı bitmez. Sadece bir yerlere saklanır yüreğinizde.Bir şarkıda, bir şiirin içli mısralarında ve belki de bir sözde kanamaya hazır bir yaradır o artık. "Sessizliğin İçinde Bir Çığlık, Karanlığın İçinde Bir Işık, Yürekte Kapanmaz Bir Yaradır Artık O" |
gitmek değil kalmak zorrrrr herkes bir yerlere gider ama sevdiğini bırakıp gitmek öylemi bırakmazsın onu kalmak zorr |
Gitmekmi daha zor yoksa kalmakmı? Ne dersiniz hangisi daha zor acaba arkanızda birilerini bırakıp yeni ufuklara açılmak mı hiç ardına bile bakmadan, yoksa el sallamak mı gidenlerin ardından? Hadi diyebilmek hadi, kolay mı acaba sevdiğe, cana hadi diyebilmek git bu yol senin yolun bu yol ışığın bu yol aydınlığın yolu hadi git ardına bakmadan git diyebilmek, kolay mı acaba seven bir kalp için? Ve gitmek... Kolaymı acaba bir parçanı bırakıp gitmek... usul usul ve sessizce süzülen göz yaşına emanet etmek tüm sevdiklerini ve ardına bile dönemeden gitmek... Burda bir orda binler var demek ve gitmek... Yada ana olmak yavrusundan koparılmak, ciğer paresinden , herşeyinden koparılmak... dünyası elinden alınmak kolay mı ya yavru olmak sahipsiz kalmak, kimsesiz bu aç dünyanın içine atılmak, sevgisiz, anasız, herşeysiz kalmak kolaymı... Baba olmak ailesinden koparılan yada... Yada her sese koşmak baba baba diye ama garip kalmak, horlanmak, boynu bükülmek, yıllar yılı beklemek kolay mı acaba... Adem olmak Havva'sız kalmak... Züleyha gibi Yusuf'a yanmak... Gidilen yerde Yunus tarafından yutulmak... İbrahim olup İsmail'ini kurban etmek... Amine gibi canını c*****nı Muhammed'ini verebilmek... Mus'ab olup O'nun uğruna canını verebilmek... Kolaymı geçmek kendinden, sevdiğinden, yarinden yareninden kolay mı herşeyden geçebilmek... |
|
gitmek kolay olanı zor olanı giderken arkanda bıraktıkların için için için ağlamak |
Yavas Yavas ölmekmiki iki taraf içinde :*( |
haketmişse karşıdaki en iyisi bırakıp gitmek arkaya hiç bakmadan o zaman gitmek kolay olur vicdanın sızlamaz |
Gitmek daha kolay.Gercekten sevdiysen, unuttum derken karsina cikarsa, herseyi bastan hissetmek aci verir insana.Kalirsan, yasadigin o anilari hatirlamak aci verir insana.Yuzunu tekrar gormek, kokusunu tekrar duymak acilarin en buyugu.Gitmek her zaman kolay ama kalmak yurek ister.O yurek nereye kadar dayanir, kimbilir... Revo. |
gitmek...kacmaktir.. kalmak....savasmaktir....kacmak her zaman daha kolaydir |
hiç birisi kolay değildir... her zaman acı çekmek vardır...eğer gerçek bir sevgi varsa ortada ...bunun dönüşü olmaz...dönüş olursa sevgi olmamıştır zaten...en güzeli acı çekmemektir.....her daim mutlu kalabilmek alttan alabilmek sevdiğin için...sevdiğin için kalbini bölebilmek ikiye.... |
Birtanem Derin düşüncelere dalmış yine o güzel ela gözlerin...Düşündüğün nedir bu kadar?Neden benden saklıyorsun ki...Biz iyi günde ve kötü günde birlikte olmayacak mıydık..Her engeli birlikte aşmayacak mıydık..Sorun ne birtanem anlat bana...Bana bak uzaklara değil...Güzel yüzlüm günden güne soluyorsun ellerimin arasında...Dayanamıyorum inan.Bu kadar mıydı sevgimiz,aşkımız...Bu kadar mıydı sözlerin...Sevdiğim bana bak beni dinle...Sen konuşmuyorsan ben konuşurum..."Seni ilk gördüğüm an sevdim,saydım ve benim geleceğim dedim...Her sözün,her hareketin beni sana daha çok bağladı birtanem... Gözlerin eskiden daha güzel parlıyorlardı...Şimdi ise sadece boş bakan iki göz görüyorum...Bir tanem SENİ SEVİYORUM...Ölesiye birtanem..Eğer senin sorunun ben isem çeker giderim seni rahatsız etmem...Sonsuza dek sana bir daha görünmem..Asla karşına çıkmam..Eğer ben isem söyle birtanem...Bu boş gözler ben gidince tekrar gülecek ise söyle birtanem hemen giderim..." |
| Saat: 00:04 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık