MsXLabs
Sayfa 1 / 5

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Sosyoloji (https://www.msxlabs.org/forum/sosyoloji/)
-   -   Ebeveynler ve Çocuklar (https://www.msxlabs.org/forum/sosyoloji/4010-ebeveynler-ve-cocuklar.html)

kompetankedi 1 Mart 2006 01:43

Ebeveynler ve Çocuklar
 
Kararınızı vermeniz için gerçekten ikna edici nedenlere mi ihtiyacınız var? Bebek sahibi olmanın gerçekten en büyüleyici yanı sevgidir, basit ve saf sevgi. Eşinizi, kendinizi ve bebeğinizi sevmeniz gerekiyor. Dikkate alınması gereken başka nedenler de var kuşkusuz. Esasında, bebek sahibi olmak insanlarda bir sürü özel, hatta sihirli, başka şartlarda ulaşılamayacak duyguları harekete geçiriyor. Aşağıda bebek sahibi olmanın bazı müthiş sonuçları gözden geçirilecektir:

#Sabırlı olmayı öğreneceksiniz.
#Takım ruhuyla çalışma becerileriniz gelişecek.
#Kendinizi değişen şekillerde genç, bitkin ve enerjik hissedeceksiniz.
#Çok şey öğreneceksiniz.
#Ellerinizi bir sanat gibi kullanmayı öğreneceksiniz, çocuğun altını değiştirmek gerçekten sanattır!
#Kendinizi adayarak kişiliğinizin gelişmesine katkıda bulunacaksınız.
#Size ya da eşinize benzeyen minik bir yaratığa bağlanacaksınız.
#Zamanınızı yeni ve yaratıcı şekillerde değerlendireceksiniz.
#Vermeyi ve paylaşmayı öğreneceksiniz.
#Bir öğretmen olacaksınız.
#Sevgi, sevilme ve sevme kavramları asla açıklığa kavuşmayacak.
#Çok yorgun olduğunuzda bile gülümsemeyi öğreneceksiniz.
#Televizyonda çok ama çok geç saatlerde yayımlanan, her zaman merak ettiğiniz şovları izleme şansını yakalayacaksınız.
#Eşinizi başka şekilde sevmeye ve takdir etmeye başlayacaksınız, çünkü bu güzel varlığı ikiniz birlikte yarattınız.


Misafir 2 Mart 2006 01:48

Çocuk da yaparım kariyer de deyince annelik erteleniyor
Annelik her kadının hayatı boyunca tatmak istediği çok özel bir duygu... Ancak yoğun iş yaşamı ve kadının aldığı sorumlulukların hızlı artışı, ileri yaşta anne olmayı da beraberinde getiriyor. Ama ilerleyen yaşlarda gebelik zorlaşırken, sağlıklı bebek doğurmak da güçleşebiliyor.......İleri yaş gebelikleri sıkı bir takip gerektiriyor. Özellikle 40 yaş üstü gebelerin durumunu mutlaka bir iç hastalıkları uzmanı veya kardiyolog da takip etmeli. Anne adayının hiçbir sağlık sorunu olmasa bile tansiyonu ve kan şekeri ölçülmeli, bunlardan çıkan sonuçlara göre bir diyet programı uygulanmalıdır.

Pek çok kadının 50'sinden sonra hamile kalmasını sağlayan Dr. Halil İbrahim Tekin, ileri yaş anneliğinin riskleriyle ilgili merak edilen soruları yanıtladı.

İleri yaşlarda kadınların doğal yoldan hamile kalması mümkün mü?

Bazen çok çocuk doğurmuş kadınlarda menopoza girme yaşı uzayabiliyor. 'Çok çocuk' derken 7-8 doğumu kastediyorum. Onlarda bazen 45-46 yaşında da hamilelik görebiliyoruz. Ancak son derece nadirdir, 50 yaşından sonra ise çok ender görülen bir durumdur. Mutlaka yardımcı üreme tekniklerinin kullanılması gerekir.

İleri yaştaki hamileleri ne gibi riskler bekliyor?

Yoğun iş hayatı ve kadınların sorumluluklarının hızlı artışı, ileri yaşta anne olmayı da beraberinde getiriyor. Annelik her kadının tatmak istediği bir duygudur. Ama ileri yaşlarda gebe kalmak zorlaşırken, aynı zamanda sağlıklı bir gebelik dönemini sürdürmek ve sağlıklı bebek doğurmak da güçleşiyor. Düşük riskindeki artışla birlikte bu gebeliklerin çoğu, yardımcı üreme teknikleriyle gerçekleşmiş olmasının verdiği çoğul gebelik riskleri ile birleşiyor. Sistemik hastalıklar ilerleyen yaşla birlikte baş gösteriyor. Bu sorunlardan en önemlileri de şeker hastalığı ve hipertansiyon oluyor. Bu iki hastalığın yanı sıra gebelikte ortaya çıkan kalp yetmezliği, doğum sonrası kanamalar, erken doğum, ölü doğum ve plasenta bozuklukları da görülebiliyor.

İleri yaş gebelikleri nasıl takip edilmelidir?

Birçok risk faktörünü bir arada tutan, belki de en riskli gebelikler sayılan ileri yaş gebeliklerinde; çok yakın ve dikkatli bir takip gerekiyor. Her gebelik özen gerektirirken, bu tür gebeliklerde çok daha fazla özene ve bilgiye ihtiyaç duyuyorlar. Bu nedenle gebe takibi mutlaka, işin en ehli ve tecrübeli ellerde olması gerekiyor. Multidisipliner yaklaşım ve yakın ilgi gerektiren ileri yaş gebelikleri, mutlaka bu konuda uzmanlaşmış ve tecrübe edinmiş merkezlerde takip edilmeli ve gerekli olan tahlilleri yaptırarak, destekleyici tedavilerini almalıdır. Hastaların hiç bir tansiyon sorunu olmasa bile, evinde tansiyon takibi yaptırmaları ve bunları düzenli kayıt etmelerini istiyoruz. Özellikle 40 üstündeki gebeler mutlaka bir iç hastalıkları uzmanı veya kardiyolog ile birlikte takip edilmeli. Düzenli olarak belirli aralıklarla kan şekeri ölçülmeli ve çıkan sonuçlara göre diyet ayarlanmalı veya insülin kullanılmalı. Birçok menopoza giren veya tüp bebek dahil gebelik şansı elde edememiş kadınlar, yurtdışında yumurta bağışı (donasyon) yöntemi ile gebelik elde ediyorlar. Türkiye'de Sağlık Bakanlığı bu yöntemin kullanılmasına izin vermiyor. Özellikle bu şekilde elde edilmiş gebeliklerin ilk 3-4 aydaki takibi belirli hormon takviyeleri gerekiyor. Bu sebeple gebelik takipleri tecrübeli ve bu konuda uzmanlaşmış doktorlar tarafından yapılmalı.

İleri yaş gebeliğin bebek üzerinde etkisi var mı?

Anne adayı üzerine riskli bir durum oluşturan ileri yaş gebeliği; bebeğin veya bebeklerin üzerinde de olumsuz etkiye sahiptir. Artan tansiyon şikayeti ile birlikte bebeğe giden kan miktarında azalma, plasenta ayrılması, pıhtılaşma bozuklukları ve sıvı azalması ile birlikte bebekte hafif gelişme geriliğinden anne karnında ölüme kadar geniş bir risk yelpazesi taşıyabilir. Şeker yükselmesi ve kontrol altına alınmamış diyabet de bebekte aşırı büyüme ve buna bağlı doğum travması, doğum sonrası şeker düşüklüğü, şeker hastalığına ve obeziteye yatkınlık ve ani ölümler bekleyebilmektedir. 35 yaşından sonra oluşan gebeliklerde de kromozom anomalileri de artmaktadır. Bu anomalilerden en yaygın olanı 'trizomi21' denen 'Down sendromu' ya da bilinen adı ile 'Mongolizm' tanısı, gebeliğin erken haftalarında yapılan CVS veya amniyosentez ile konulmalıdır.

İleri yaş gebeliklerinde doğum ile ilgili sorunlar var mı?

İleri yaş gebeliklerinde erken doğum 4 kat daha fazla görülmektedir. Bunun sebebi olarak 'yaş', tek başına bir faktör olarak gösterilirken, artan gebelik sorunlarını engellemek amacıyla erken gebelik sonlandırılabilir. Özellikle 'preeklampsi' denilen artmış tansiyon ve idrarda protein kaybı ile giden oldukça riskli bir durum olan bu hastalığın tek tedavisi gebeliğin sonlandırılmasıdır. Preeklampsi sonlandırılmaz veya fark edilmezse 'eklampsi' denilen nöbet atakları ve beyin ödemi ile seyreden ölümcül bir durum ortaya çıkabilir, bu gibi durumlarda da gebelik sonlandırılmalıdır. Gebelik haftasına bakılmaksızın yapılan bu sonlandırılmalar sonucunda erken doğuma bağlı prematürite oranı artmaktadır. Kontrol altına alınmamış şeker hastalığına bağlı olarak anne karnında bebek aşırı kilo almaktadır ve buna bağlı olarak doğum travmaları görülebilmektedir. Bütün bu nedenlerden dolayı ileri yaştaki anne gebeliklerinde sezaryenle doğum oranı normal gebeliklere göre iki kattan fazla artış gösteriyor.


Misafir 2 Mart 2006 01:54

Tartışma şekli ilişkinin falı gibi
Aşklar, evlilikler umutla başlar. Geliştirmek ve korumak çaba ister. Gereken özenin gösterilmediği ilişkiler er ya da geç karaya oturur. Bu durumda kişilerin kendini sorgulamak yerine sığındığı gerekçe çoğu kez aynı: "Erkekler Mars’tan, kadınlar Venüs’ten." Aile terapisti İbrahim Eke ise bu teze karşı çıkıyor.

Aralık Gönüllü Eğitim ve Kültürel Araştırma Derneği’nde "İlişkiler, sondan az önce" başlıklı seminerler veren uzman psikolog Eke "Hurafeleri bir kenara bırakıp kendimize bakalım. Kadın ile erkek aynı gezegenden" diyor.

Başarılı bir ilişki için asgari hangi koşullar gerekiyor?

Tercihlerde anlaşma, karşılıklı saygı, dürüstlük, farklı mekanlardayken bile partnerle ilgili pozitif şeyler düşünebilme, uzaklaşmak yerine birbirine yönelme, partneri ilgiyle dinleme, etkileşime açık olma, karşıdakini rahatlatabilme, kendini onun yerine koyabilme koşulları sağlanıyorsa ilişki sağlıklı yoldadır.

Başarılı ilişki için aşk şart mı?

İyi olur, ama şart değil. Aşka yüklenen anlam önemli. Binlerce tanımı var. "Çok mutluyuz, aşığız" diyen çiftleri ayrı odalara alıyoruz. Aşktan ne anladıklarını, ne beklediklerini soruyoruz. Farklı ifade ediyorlar. Bana göre aşk, tutkudur, ergenliktir. Gözün hiçbir şey görmemesidir. Ergen gibi hayatında hiçbir şeyi umursamadan yaşamaktır. Tahtını terk etmektir.

Aşkın kuralları, sınırları olur mu?

Hayır olmaz. Kural, sınır oldu mu aşk değil, ilişkidir artık. Yetişkinler normlara uyarlar, aşk onlara çok uygun değildir. O yüzden 55 yaşında aşık olanlar ergen gibi saçmalıyor. Çünkü bu duygu durumuna giriyor, beklenmedik davranışlar gösteriyorlar. Güzel olan da bu.

İki cins arasında fark var mı gerçekten?

Kadınlar Venüs’ten, erkekler Mars’tan hikayesi gerçek değil. Bu varsayımlara dayanan, insanların ilgisini gıdıklayan bir kitap olsa da iddiaları kanıtlayacak tek bilimsel veri yok. Tam tersi, bilime göre erkek de kadın da aynı gezegenden, benzer özellikleri var. Dolayısıyla bir kez daha söylüyorum: Aşka yüklenen anlam önemli.

Aşk gibi güzel olan bir şey neden tükeniyor? Dünyada sonsuz olan nedir? Kişiler aşık olacaklarını seçiyor mu?

Bu soru beyinle ilgili çalışma yapanların alanına giriyor. Kadın dölünü yaymak için güçlü erkek arar, türündeki hikayeler gerçek dışı. Bilime aykırı. Yalan söylüyorlar. Hurafeleri bir kenara bırakalım. Belki insanlar 400 bin yıl önce böyleydi. Bugün yaşamda birlikte yürüyebilecekleri eşi arıyorlar.

Kişilerin ruh ikizi var mıdır?

Bildiğim kadarıyla, bilimsel tanımı yok. Eğer bir kişi "Ruh ikizim var" diyorsa, buna anlam verip davranışlarını yönlendiriyorsa "evet" var derim ben de.

Kişilik benzerlikleri ilişkiyi güçlendirir mi?

"Bunlar varsa ilişki çok iyi, yoksa kötü" demiyoruz. Sorun çıkabilecek alanları söylüyoruz. Sorun tespit edildiğinde, çözülürse hayat iyi gider. Çözülmezse ilişki biter. Birey kendisine olduğu kadar, çevresindekilere de değer vermeli, dostluk kurabilmeli. Partnerlerini kendiyle eşit görmeli. Kadınlar dahil, artık herkes "Erkek egemen" saçmalıkları bir kenara bırakmalı.

Sürekli sorun çözmeye çalışmak zor değil mi?

Günlük hayatımızda zaten sürekli problem çözüyoruz. Neden ilişkidekileri çözmek zor olsun? Sağlıklı ilişki isteyen, emek vermek zorunda. Emek vermek yerine harita ya da hap istiyorlar. İlişkilerde, bireylerin kişilik yapısı çok önemli. Mutlu ilişki karşılıklı dengeden geçer.

Hangi işaretler iletişimde ve ilişkide ciddi sorunların habercisidir?

Çok önemli kararlar birlikte verilmiyorsa, sık sık ayrılıp tekrar bir araya geliniyorsa, partnerlerin eleştirisinden korunmak için duygusal ilişkiden uzaklaşılıyorsa sorun vardır. Tartışma yöntemi de çok önemli ipucu. Uzayıp bir sonuca bağlanmıyorsa, kıskançlık sık gündemdeyse, tartışmalarda kişiliğe yönelik suçlamalar, aşağılama, küçük görme ifade eden sözler, mimikler, jestler ve bol bol eleştiri varsa, küsülüyorsa, basit şeyler büyütülüyorsa, kırıcı bir tartışmadan sonra ilişkiyi tamir etmek için çaba harcanmıyor veya bu konuda başarılı olunamıyorsa, durmadan "aslında ne yapmak istendiği" anlatılmak zorunda kalınıyor, sert bir dille tartışılıyorsa, partnerler sık sık eleştiriliyorsa, kendini savunurken, partner suçlanıyorsa, tartışmalar sırasında tepkisiz kalınıyorsa ve konuşulmuyorsa sorun büyük.

Sorunsuz ilişki için tek kişinin çabası yeter mi?

Tabii ki yetmez. İlişki tek başına yaşanabilir mi?

Karşımızdakini daha iyi anlamak ve kendimizi anlatmak için ne yapabiliriz?

Çok basit bir yöntemi var. Duygularımızı açık şekilde ifade etmeliyiz. Düşündüğümüzü karşımızdakine söylemeliyiz. Karşımızdakini anlamak için de zihnini okumaya çalışmak yerine yine açıkça ne düşündüğünü sormalıyız.

Her kötü ilişki, evlilik kurtarılabilir mi sizce?

Her ilişki ancak iki taraf da istiyorsa kurtarılabilir. Taraflar istiyorsa, çözümsüz diyalog yoktur.

Aşklar, evlilikler çabuk mu tüketiliyor?

Kişinin hayata bakışı sadece tüketim üzerine kuruluysa, örneğin "bunu diktirmek yerine atarım, yenisi daha ucuza gelir" diyorsa ilişkiye emek vermeye yanaşmaz. Bu olmazsa mutlaka yeni biri vardır, diye düşünür. Bir anlamda ilişkiler de dondurulmuş yemekler gibi, hazırlamak için emek harcamadan, ısıtılıp hayata sokuluyor. Başka bir çok şey için emek veriliyor; neden ilişki, evlilik için verilmesin?

İlişkinin sonunu hızlandıran adımlar

Kırıcı bir tartışmadan sonra ilişkiyi tamir etmek için çaba harcanmıyor veya girişim başarısız kalıyorsa.

Sık sık sizi beğendiğini, sonra da hiç beğenmediğini söylüyorsa.

Sık sık ayrılıp, tekrar bir araya geliniyorsa.

Kızgınlık ve öfke sıkça dışa vuruluyorsa.

Tartışmalar uzayıp, sonuca bağlanmıyorsa.

Basit şeyler büyütülüyor ve sorun ediliyorsa.

Kıskançlık sık gündeme geliyorsa durum kötü.

Sondan az önce

İlişkiyle ilgili sorunlar çok ciddi bulunur.

Sorunlardan söz etmek yararsız görünür.

Sorunları kendi başına çözmeye çalışır.

Paralel yaşamlar kurulur.

Yalnızlık tercih edilir.

Sadece seks ilişkiyi kurtarmaz

Cinsellik ilişkide önemli.

İlişkinin ana motorunun seks olması da geleceğini riske sokar. Öte yandan cinsel ilişkinin sıklığı açısından memnuniyet, cinsel ilişkiden beklentilerin açıkça paylaşılabilmesi, karşı tarafın cinsel isteklerine karşı duyarlılık, her iki taraf için tatmin ediciliği ve cinsel ilişkide korunma yollarında hemfikir olmak da önemli.

Ailede yaşananlar ilişkinin kaderini etkiliyor

Bireylerin geldikleri ailelerin önemli rolü var. Alkol bağımlısı, ruhsal sorun yaşanan, çocuklarına karar alma fırsatı vermeyen, ilişkilerini onaylamayan, geçimsiz, boşanmış ailelerin çocuklarının ilişkileri riskli. Ebeveynlerin çocuklarının ilişkilerine sürekli müdahale etmesi, taraf tutması ilişkiyi zora sokar. Geçmişte şiddet, cinsel taciz, terk, ihmal gibi travmatik olaylar yaşayan bireylerin ilişkisi daha çok emek ister. İlişkinin başlangıcıyla ilgili güzel anılar yoksa, aldatma yaşanmışsa biraz daha çabaya ihtiyaç duyulabilir.

Çocuk da yaparım kariyer de deyince annelik erteleniyor
Annelik her kadının hayatı boyunca tatmak istediği çok özel bir duygu... Ancak yoğun iş yaşamı ve kadının aldığı sorumlulukların hızlı artışı, ileri yaşta anne olmayı da beraberinde getiriyor. Ama ilerleyen yaşlarda gebelik zorlaşırken, sağlıklı bebek doğurmak da güçleşebiliyor.......İleri yaş gebelikleri sıkı bir takip gerektiriyor. Özellikle 40 yaş üstü gebelerin durumunu mutlaka bir iç hastalıkları uzmanı veya kardiyolog da takip etmeli. Anne adayının hiçbir sağlık sorunu olmasa bile tansiyonu ve kan şekeri ölçülmeli, bunlardan çıkan sonuçlara göre bir diyet programı uygulanmalıdır.

Pek çok kadının 50'sinden sonra hamile kalmasını sağlayan Dr. Halil İbrahim Tekin, ileri yaş anneliğinin riskleriyle ilgili merak edilen soruları yanıtladı.

İleri yaşlarda kadınların doğal yoldan hamile kalması mümkün mü?

Bazen çok çocuk doğurmuş kadınlarda menopoza girme yaşı uzayabiliyor. 'Çok çocuk' derken 7-8 doğumu kastediyorum. Onlarda bazen 45-46 yaşında da hamilelik görebiliyoruz. Ancak son derece nadirdir, 50 yaşından sonra ise çok ender görülen bir durumdur. Mutlaka yardımcı üreme tekniklerinin kullanılması gerekir.

İleri yaştaki hamileleri ne gibi riskler bekliyor?

Yoğun iş hayatı ve kadınların sorumluluklarının hızlı artışı, ileri yaşta anne olmayı da beraberinde getiriyor. Annelik her kadının tatmak istediği bir duygudur. Ama ileri yaşlarda gebe kalmak zorlaşırken, aynı zamanda sağlıklı bir gebelik dönemini sürdürmek ve sağlıklı bebek doğurmak da güçleşiyor. Düşük riskindeki artışla birlikte bu gebeliklerin çoğu, yardımcı üreme teknikleriyle gerçekleşmiş olmasının verdiği çoğul gebelik riskleri ile birleşiyor. Sistemik hastalıklar ilerleyen yaşla birlikte baş gösteriyor. Bu sorunlardan en önemlileri de şeker hastalığı ve hipertansiyon oluyor. Bu iki hastalığın yanı sıra gebelikte ortaya çıkan kalp yetmezliği, doğum sonrası kanamalar, erken doğum, ölü doğum ve plasenta bozuklukları da görülebiliyor.

İleri yaş gebelikleri nasıl takip edilmelidir?

Birçok risk faktörünü bir arada tutan, belki de en riskli gebelikler sayılan ileri yaş gebeliklerinde; çok yakın ve dikkatli bir takip gerekiyor. Her gebelik özen gerektirirken, bu tür gebeliklerde çok daha fazla özene ve bilgiye ihtiyaç duyuyorlar. Bu nedenle gebe takibi mutlaka, işin en ehli ve tecrübeli ellerde olması gerekiyor. Multidisipliner yaklaşım ve yakın ilgi gerektiren ileri yaş gebelikleri, mutlaka bu konuda uzmanlaşmış ve tecrübe edinmiş merkezlerde takip edilmeli ve gerekli olan tahlilleri yaptırarak, destekleyici tedavilerini almalıdır. Hastaların hiç bir tansiyon sorunu olmasa bile, evinde tansiyon takibi yaptırmaları ve bunları düzenli kayıt etmelerini istiyoruz. Özellikle 40 üstündeki gebeler mutlaka bir iç hastalıkları uzmanı veya kardiyolog ile birlikte takip edilmeli. Düzenli olarak belirli aralıklarla kan şekeri ölçülmeli ve çıkan sonuçlara göre diyet ayarlanmalı veya insülin kullanılmalı. Birçok menopoza giren veya tüp bebek dahil gebelik şansı elde edememiş kadınlar, yurtdışında yumurta bağışı (donasyon) yöntemi ile gebelik elde ediyorlar. Türkiye'de Sağlık Bakanlığı bu yöntemin kullanılmasına izin vermiyor. Özellikle bu şekilde elde edilmiş gebeliklerin ilk 3-4 aydaki takibi belirli hormon takviyeleri gerekiyor. Bu sebeple gebelik takipleri tecrübeli ve bu konuda uzmanlaşmış doktorlar tarafından yapılmalı.

İleri yaş gebeliğin bebek üzerinde etkisi var mı?

Anne adayı üzerine riskli bir durum oluşturan ileri yaş gebeliği; bebeğin veya bebeklerin üzerinde de olumsuz etkiye sahiptir. Artan tansiyon şikayeti ile birlikte bebeğe giden kan miktarında azalma, plasenta ayrılması, pıhtılaşma bozuklukları ve sıvı azalması ile birlikte bebekte hafif gelişme geriliğinden anne karnında ölüme kadar geniş bir risk yelpazesi taşıyabilir. Şeker yükselmesi ve kontrol altına alınmamış diyabet de bebekte aşırı büyüme ve buna bağlı doğum travması, doğum sonrası şeker düşüklüğü, şeker hastalığına ve obeziteye yatkınlık ve ani ölümler bekleyebilmektedir. 35 yaşından sonra oluşan gebeliklerde de kromozom anomalileri de artmaktadır. Bu anomalilerden en yaygın olanı 'trizomi21' denen 'Down sendromu' ya da bilinen adı ile 'Mongolizm' tanısı, gebeliğin erken haftalarında yapılan CVS veya amniyosentez ile konulmalıdır.

İleri yaş gebeliklerinde doğum ile ilgili sorunlar var mı?

İleri yaş gebeliklerinde erken doğum 4 kat daha fazla görülmektedir. Bunun sebebi olarak 'yaş', tek başına bir faktör olarak gösterilirken, artan gebelik sorunlarını engellemek amacıyla erken gebelik sonlandırılabilir. Özellikle 'preeklampsi' denilen artmış tansiyon ve idrarda protein kaybı ile giden oldukça riskli bir durum olan bu hastalığın tek tedavisi gebeliğin sonlandırılmasıdır. Preeklampsi sonlandırılmaz veya fark edilmezse 'eklampsi' denilen nöbet atakları ve beyin ödemi ile seyreden ölümcül bir durum ortaya çıkabilir, bu gibi durumlarda da gebelik sonlandırılmalıdır. Gebelik haftasına bakılmaksızın yapılan bu sonlandırılmalar sonucunda erken doğuma bağlı prematürite oranı artmaktadır. Kontrol altına alınmamış şeker hastalığına bağlı olarak anne karnında bebek aşırı kilo almaktadır ve buna bağlı olarak doğum travmaları görülebilmektedir. Bütün bu nedenlerden dolayı ileri yaştaki anne gebeliklerinde sezaryenle doğum oranı normal gebeliklere göre iki kattan fazla artış gösteriyor.

Annelik kadınların beyinlerini değiştiriyor
Hamilelik ve annelik, dişinin beyin yapısını değiştiriyor ve anneleri bebeklerine karşı daha duyarlı hale getiriyor. Üreme ve doğum sonucunda, dişi memelinin beyninde, davranışlarını ve yeteneklerini geliştiren bir değişim yaşanıyor. Annelik davranışları aslında evrimde dişinin başarı şansını artırıyor. 40 yaşından sonra anne olanların, uzun yaşama şansı daha çok.

Anne olarak doğulmaz, anne olunur. İnsanlardan farelere ve maymunlara kadar dişi memeliler, hamilelikleri döneminde ve anneliklerinin başlangıcında temel yapısal değişimlerle karşı karşıya kalıyor.

Daha önce yalnızca kendi gereksinimlerine ve yaşamına yönelik olarak gelişen dişinin organizması, hamilelikle birlikte kendi yavrusunun bakımı ve ihtiyaçları doğrultusunda gelişim gösteriyor.

Yeni araştırmalar hamilelik, doğum ve emzirme döneminde son derece yoğun olarak yaşanan hormonal dalgalanmaların dişinin beyin yapısını değiştirdiğini, bazı bölgelerde nöronların büyüklüğünü değiştirdiğini ve diğer bölgelerdeki nöronları da yapısal değişimlere uğrattığını ortaya koyuyor.

Bazı bölgeler yuva yapmak, yavrularını temizlemek, onları daha büyüklerden korumak için düzenlenirken, düşünce, kontrol hafızası, öğrenme, korku ve strese karşı korunma gibi bazı bölgeler de yeniden yapılandırılıyor.

Hamilelik hormonu ve çocuk arzusu

Hormonların beyinde yol açtığı değişim yalnız annenin yavrusunu korumasına ve bakımına yönelik değil, aynı zamanda anneye yavrusuna daha iyi yaşam koşulları sağlayabilmesi için yeni yetenekler de kazandırıyor. Hatta beyindeki bu yeni donanımlar anne fare yaşlanana kadar sürüyor. Bütün araştırmalar yalnızca dişi fareler üzerinde yapılsa da, insanda da aynı özelliklerin söz konusu olduğu üzerinde duruluyor.

Memelilerin büyük çoğunluğunda annelik davranışları beynin aynı bölgeleri tarafından kontrol ediliyor.

50 yıl kadar önce bilim dünyası şunu keşfetti: Hamilelik hormonları, dişinin yavrusu için duyduğu arzuyu körüklüyor. 1940’larda Yale Üniversitesi’nden Frank A. Beach, dişi üreme hormonları olan östrojen ve progesteronun farelerde, hamsterlarda, kedilerde ve köpeklerde kızgınlık ve cinsellik gibi tepkileri düzenlediğini keşfetti.

Bunun ardından, Rutgers Üniversitesi’nde Hayvan Davranışları Enstitüsü’nden Daniel Lehrman ve Jay Rosenblatt, aynı hormonların farelerde annelik davranışları için de gerekli olduğunu ortaya koydu.

1984 yılında Robert Bridges, hamilelik döneminde östrojen ve progesteron salgılanmasının arttığını belirledi. Aslında, hormonlar kadar sinir sistemini etkileyen diğer kimyasalların da annelik davranışları üzerinde etkisi var. Örneğin, beynin hipotalamus bölgesinde üretilen ve acıyı dindirici özelliği olan endorfin salgılanması, hamilelik döneminde özellikle de doğumun hemen öncesinde artıyor.

Geç anne olanlar geç yaşlanıyor

Massachusetts Medical School’dan Craig Ferris, manyetik rezonanslı (MRI) görüntüleme tekniklerinden yararlandı ve anne farelerin beyinsel aktivitelerindeki değişimleri belirledi. Buna göre, süt veren annelerin beyinlerinde ödüllendirme ile ilişkili bölümde hareket daha da hızlanıyor. Bilim dünyasına göre bunun yorumu şu: Annenin bebeğini emzirmesine karşılık anneye verilen bir ödül, bir nimet!..

Güney Carolina Tıp Fakültesi’nden Jeffrey Lorberbaum, yine MRI tekniğini kullanarak, bebeklerinin ağlamasını duyan annelerin beyinlerini inceledi. Kadınların beyinlerindeki aktivite, farelerin beyinlerindeki aktivitenin aynısı oldu. Hipotalamus’un aynı bölgesi ve prefrontal ve orbifrontal bölgeler aydınlandı.

Anneler üzerinde yapılan araştırmalar, başka ilginç bulguları da ortaya çıkardı. Örneğin 40 yaş ve üzerinde hamile kalan ve çocuk doğuran annelerin, daha küçük yaşlarda hamilelik geçiren kadınlara kıyasla, uzun yaşama şansları daha yüksek. Bilim dünyası, bu bulguyu, 40’larında anne olan kadınların daha yavaş bir hızda yaşlanmalarına bağlıyor.

Baba beyinleri ne durumda?

Peki ya çocuk sahibi olmak, babaların beyinlerini nasıl etkiliyor? Kadınlarda olduğu gibi onlarda da bir değişim meydana geliyor mu? Yavrularına bakan babalar, bu durumdan dolayı beyinsel açıdan kazançlı çıkıyor mu? Bilim dünyası, elbette babaların durumunu da araştırıyor. Bunu için, küçük bir Brezilya maymun türü olan marmoset’ler inceleniyor. Marmosetler, monogam bir yaşam sürüyor ve yavrularının bakımını erkek ve dişi birlikte üstleniyor. Bugüne kadar elde edilen bulgular şunu gösterdi: Baba marmoset, yiyecek bulma konusunda, baba olmayan erkek bir marmosetten daha başarılı.

Her yere yetişen mucize kadının sırrı da annelik mi?

Nasıl oluyor da, anneler aynı anda birkaç işi birden yapabiliyor? Kadının annelikle birlikte kazandığı o geleneksel hünerin sırrı ne? Bilim dünyası, bir yandan da bunu çözmeye çalışıyor. Belki de anne beyninde meydana gelen değişimler, kadına, ortaya çıkan bir dizi yeni isteği karşılamada o hassas dengeyi kurduruyor: Çocuk bakımı, çalışma yaşamı, sosyal aktiviteler, ev işleri... Doğrusu, bilim henüz bu sorunun yanıtını bilmiyor. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, beynin yapısı ve aktiviteleri gerektiğinde değişebiliyor. Regensburg Üniversitesi’nden Arne May ve meslektaşları, havaya 3 topu atıp düşmeden tutmasını öğrenen kadın beyinlerinde, algılama ile ilgili bölgenin değişim gösterdiğini belirlediler.


Pollyanna 2 Mart 2006 02:27

Annelik Nedir?
Doğduğu gün daha önce hiç yaşamadığınızı hissetmektir annelik. Aynaya bakıp benden bu kadar güzel bir melek nasıl doğdu diyebilmektir annelik. Ne güzel bir yavrumuz var diye eşinizin üzerine titremektir annelik. Topuğundan kan alınırken kendi topuğuna da iğne batırmaktır annelik. O her ağladığında kendi gözyaşlarını içine akıtmaktır annelik. Yavrusunun tırnaklarını keserken üşür mü diye tırnak makasını ısıtmaktır annelik. Uyuduğunda yanına alıp, yavrum uyanmasın diye yattığın gibi kalkmaktır annelik. Emerken ısırdığında ona kızdığını sanmasın diye ciğerinize çöken acıyı yutmaktır annelik. Onun parmağına kıymık batsa sizin elinizin kanamasıdır annelik. Kesilen tırnakları yüzünü çizmesin diye parmaklarına bebe yağı sürmektir annelik. Yavrusunun kaç damla sütle doyduğunu sayabilmektir annelik. Gece uyurken yavrusunun kirpiğinin kıpırdadığını hissedebilmektir annelik. Yavrusu henüz uyanmadan, şimdi uyanır diye yanına koşmaktır annelik. Yavrusunu doyurmadan yemek yiyememek, su içememektir annelik. Kokusu sinmiş diye bütün gün elin burnunda dolaşmaktır annelik. Hic uyumadığınız bir gece bile ağladığı an "geliyorum meleğim" diye yanına koşabilmektir annelik. Gördüğünüz her bebeği kendi evladınız gibi sevebilmektir annelik. Hayata komplekslerinden arınmış olarak gülümseyebilmektir annelik. Koşulsuz ve karşılıksız tek sevginin evlat sevgisi olduğunu fark etmektir annelik. Her ne şartta olursa olsun, onun için inadına yaşamaya çalışmaktır annelik. Ve her gece tanrıya yavrumdan beş dakika fazla ömrüm olmasın diye yalvarmaktır.


Misafir 2 Mart 2006 04:29

http://img220.imageshack.us/img220/173/siir100589qp.jpg



HİÇ BİR ÇOCUK BANA "BABA" DEMEDİ...



Hiçbir çocuk bana "baba" demedi,
Ben hiç baba” olmadım ki..

"Baba" diyen tatlı sesi
Sokaklarda, komşularda duydum
Sokaklarda, komşularda gördüm onları.
Koşuyorlar, gülüyorlar, oynuyorlardı,
"Ana" diyorlardı, "baba" diyorlardı,
Koşup sarılıyorlardı boyunlarına.
Analar, babalar çocuklarını
Öpüyorlar, okşuyorlar, seviyorlardı;

Hiçbir çocuk içtenlikle,
Sevecen atılmadı, sarılmadı boynuma
Benim hiç çocuğum olmadı ki...

Sevgilerin en kutsalı çocuk sevgisi
Seslerin en güzeli "baba" diyen ses.
Ben, hep bu türkülü sesi dinlerim
Ben, hep "baba" diyen sesi duyarım
Bir çocuk bana doğru koşsa uzaktan
Onu, birden sımsıcak ruhumla kucaklarım..

Geceyarısı bir çocuk ağlasa uzaklarda,
Anasından, babasından önce duyarım..

Günün haber saatlerinde,
Radyoda, televizyonda
Dergilerde, gazetelerde
Yollarda, sokaklarda
Öldürüldü, öldü derler
Ah... Yavrum derim..

Oysa ne öleni bilirim,
Ne öldüreni.
Çaresiz alıp başımı giderim,
Ağlayan analarla, babalarla beraber
Uykuyu gözlerime haram ederim...

Oysa hiç bir çocuk bana "baba" demedi,
Ben hiç baba olmadım ki...


GusinapsE 2 Mart 2006 16:17

ÇOCUK NE YAŞIYORSA ONU ÖĞRENİRhttp://www.memocal.com/Resimler2/Spacer.gifhttp://www.memocal.com/Resimler2/CizgiEgitselKollar.gif
EĞER BİR ÇOCUK
SÜREKLİ ELEŞTİRİLMİŞSE, KINAMA VE AYIPLAMAYI ÖĞRENİR.


EĞER BİR ÇOCUK
KİN ORTAMINDA BÜYÜMÜŞSE, KAVGA ETMEYİ ÖĞRENİR.


EĞER BİR ÇOCUK
ALAY EDİLİP AŞAĞILANMIŞSA, SIKILIP, UTANMAYI ÖĞRENİR.


EĞER BİR ÇOCUK
UTANÇ DUYGUSUYLA EĞİTİLMİŞSE, KENDİNİ SUÇLAMAYI ÖĞRENİR.


EĞER BİR ÇOCUK
HOŞGÖRÜYLE YETİŞTİRİLMİŞSE, SABIRLI OLMAYI ÖĞRENİR.


EĞER BİR ÇOCUK
DESTEKLENİP YÜREKLENDİRİLMİŞSE, KENDİNE GÜVEN DUYMAYI ÖĞRENİR.


EĞER BİR ÇOCUK
ÖVÜLMÜŞ VE BEĞENİLMİŞSE, TAKDİR ETMEYİ ÖĞRENİR.


EĞER BİR ÇOCUK
HAKKINA SAYGI GÖSTERİLEREK BÜYÜTÜLMÜŞSE, ADİL OLMAYI ÖĞRENİR.


EĞER BİR ÇOCUK
GÜVEN ORTAMI İÇİNDE YETİŞMİŞSE, İNANÇLI OLMAYI ÖĞRENİR.


EĞER BİR ÇOCUK
KABUL VE ONAY GÖRMÜŞSE, KENDİNİ SEVMEYİ ÖĞRENİR.


EĞER BİR ÇOCUK
AİLE İÇİNDE DOSTLUK VE ARKADAŞLIK GÖRMÜŞSE,
BU DÜNYADA MUTLU OLMAYI ÖĞRENİR.


GusinapsE 2 Mart 2006 16:20

ÇOCUKLARA ÖZEL SÖZLERhttp://www.memocal.com/Resimler2/Spacer.gifhttp://www.memocal.com/Resimler2/CizgiEgitselKollar.gif
  • Çocuk, bugünün yarını, yarının umududur.
  • Çocukların nasihatten çok, iyi örneklere ihtiyacı vardır.
  • Çocukluğunu yaşayamamış bir insan, tam bir insan olamaz.
  • Çocuklar, yeni dökülmüş beton gibidirler. Üzerlerine ne düşse iz yapar.
  • Çocuk kokusu cennet kokularındandır.
  • Çocuğuna değer veren uluslar ölmez.
  • Bu günün küçüğü, yarının büyüğüdür.
  • Çocuk ulusun en kutsal varlığıdır.
  • Çocuk yuvanın mutluluğudur.
  • Çocuğun en önemli gudası sevgidi


Misafir 2 Mart 2006 16:33

ÇOCUK GELİŞİMİ VE ALLAH İNANCI

ANA RAHMİNİ terk eden yeni doğmuş bir bebek bir süre için ‘anneden ayrılma anksiyetesi’ dediğimiz yeni hayata adapte olamama sıkıntısı yaşar. Sıkıntının süresi annenin bebeğine karşı gösterdiği ‘annelik tutumu’ ile yakından ilgilidir. Bebek için ana rahmindeki o zahmetsiz lüks hayat bitmiş; yeni ve alışık olmadığı zor bir hayat başlamıştır. Acıkmakta, altı kirlenmekte, yüksek sesten, ışıktan, karanlıktan, soğuktan ve sıcaktan rahatsız olmaktadır. Sıkıntısını ağlayarak ifade etmenin dışında elinden bir şey gelmez.

Ancak ne zaman ağlasa ve korku ile titrese kendisini saran şefkatli kollar, yanağına öpücük konduran sevgi dolu dudaklar olduğunu hissetmeye başlar. Acıktığında süt veren, altı kirlendiğinde temizleyen eller vardır. Bu yabancısı olduğu yeni dünyada yalnız ve sahipsiz değildir. Onu koruyan, ihtiyaçlarını yerine getiren, seven, değer veren biri vardır. Onun adı annedir. Annenin varlığını hissettikçe korkunun yerini güven duygusu almaya başlar. Onun şefkatli kollarında kendisini güvende hisseder; gülücükler dağıtarak ve kuş dilişle cıvıldayarak mutluluğunu dile getirir.
Araştırmalar, doğumdan sonra çeşitli sebeplerle anneden ayrı kalan çocuklarda güven duygusunun gelişmediğini; annenin yerini alacak bir kadın bulunamadığı zaman çocukta ruhsal çöküntü başladığını göstermektedir. Çocuk esirgeme kurumunda çok iyi bakılıp beslense dahi duygusal ve sosyal gelişimi yaşıtlarına göre geri kalmaktadır. Bu sebeple ilk üç yıl anne-çocuk beraberliği çok önemlidir. İlk üç yılını anne sevgisinden ve şefkatinden yoksun geçiren bir çocuk kendisine gösterilen sevgiye karşılık veremez. Anne şefkatinden mahrum kalan bir çocuğa “Allah çocuklara karşı annelerinden daha şefkatlidir,” demeniz bir anlam ifade etmez. Çünkü daha önce sevgi ve şefkat görmediği için bu alanda duyguları kapalıdır.
Güven duygusunun gelişmesinde babanın rolü de çok önemlidir. Güçlü biri tarafından korunduğunu bilmesi çocuğun korkularını azaltır. “Benim babam senin babanı döver,” diyen çocuk, bir bakıma “Beni her türlü tehlikeye karşı koruyan güçlü bir babam var,” demektedir. Her çocukta babanın gücünü abartma eğilimi vardır. Bu güce sığınarak kendini güvende hisseder. Okul öncesi dönemde babanın gücüne sığınarak kendini güvende hisseden bir çocuk okul çağına geldiğinde, babanın her şeyi bilmediğini, dünyanın en güçlü adamı olmadığını kavramaya başlar. Soyut zekânın da gelişmeye başlaması ile birlikte, babanın gücüne sığınma ihtiyacını Allah’ın gücüne sığınarak telafi eder.
Baba sevgisinden ve korumasından mahrum büyümüş bir çocuğa, “Allah çocukları sever ve onları her türlü tehlikelerden korur,” demeniz fazla bir anlam taşımaz. Çocukluğunda baba şefkati ve koruması yaşamadığı için, ileri yaşlarda dara düştüğünde, ona Allah’a sığınmayı ve Allah’tan yardım istemeyi öğretmeniz çok zordur.
Çocuk yürümeye ve ihtiyacını anlatabilecek dil becerisini kazanıp konuşmaya başladıktan sonra yavaş yavaş annenin yardımınıza gerek duymadan yeme, içme, elini yüzünü yıkama, tuvalet ihtiyacını giderme, giyinme, oyuncaklarını toplama gibi kendi ihtiyaçlarını yerine getirecek şekilde eğitilmelidir. İki yaşına kadar hazıra alışmış olan çocuk bu becerileri kazanmada acemilikler yaşayabilir, tembellik yapabilir. Yemek yerken, su içerken üzerine dökebilir, elini yıkarken üstünü ıslatabilir, tuvalet ihtiyacını giderirken tuvalet taşını kirletebilir, ayakkabılarını ters giyebilir, bağcıklarını bağlarken zorlanabilir, elbisesinin, düğmelerini iliklerken sırayı şaşırabilir. Bütün bu acemiliklerini anlayışla karşılamalı, ona zaman tanımalı, deneme-yanılma girişimleri desteklenmeli ve cesaret verilmelidir.
Yürüme ve konuşma yaşına gelip kendi ihtiyaçlarını yerine getirebilecek fiziksel ve zihinsel olgunluğa ulaştığı halde anne baba, özellikle anne, yardım etmeye devam ederse. “Dur sen yiyemezsin ben yedireyim, dur sen içemezsin ben içireyim, dur sen giyemezsin ben giydireyim, dur sen tuvaletini yapamazsın ben yaptırayım...” derse. Çocuk aileye bağımlı hâle gelecek, kendi ayakları üzerinde dikilmeyi öğrenemeyecek, karşılaştığı bir problemi anne babanın yardımı olmadan çözemeyecek, “öğretilmiş acizlik” dediğimiz beceriksiz bir kişilik kazanacaktır.
Aileye bağımlı hâle getirilen çocuklarda Allah inancı da buna uygun gelişecektir. Bir güçlükle karşılaştığında, işi ters gittiğinde, güçlüğü kendi aklı ve yeteneği ile aşmaya çalışmak yerine Allah’tan yardım bekleyecek; “Neden bu terslikler hep beni buluyor! Allah neden bana yardım etmiyor!” diye yakınacaktır.

3-6 Yaş Gelişim Özellikleri
Aile, anne, baba, çocuklar ve aile büyüklerinin birlikte yaşadığı sosyal bir kurumdur. Her kurum gibi ailenin de uyulması gereken kuralları ve bu kurallar tarafından belirlenmiş bir hiyerarşi ve iş bölümü vardır. Aile hayatının dirlik ve düzenlik içinde devam etmesi için her aile üyesi kurallara uymalı, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli, diğer aile üyelerine güçlük çıkarmamalıdır.
Altı yaşına kadar çocuğun kişiliği üç aşamadan geçerek büyük çapta tamamlanmış olur: Güvenli veya güvensiz kişilik, bağımlı veya bağımsız kişilik, sorumlu veya sorumsuz kişilik. Çocuğa üç yaşından sonra kendi ihtiyaçlarını yerine getirecek beceriler kazandırılırken; olumsuz davranışlarına, yersiz ve zamansız isteklerine sınır konmalı, her istek ve davranışının kabul görmeyeceği öğretilmelidir. Ancak bunu yaparken anne baba zor ve baskı kullanmamalı, niçin sınır koyduğunu anlayacağı bir dil kullanarak açıklamalı, hoşgörü ve anlayışla yaklaşmalı, çocuğa zaman tanımalıdır. Sevgi eğitimin sihirli anahtarıdır. Sevildiğini bilen bir çocuk, anne ve babanın bu sevgisini kaybetmemek için, olumsuz istek ve davranışlarında ısrar etmez, bilerek kuralları çiğnemez.
Çocuğun kendisini değerli hissetmesi ve özgüven kazanması için aile meclisinde söz verilmeli, fikri alınmalı, adam yerine konmalı, ailenin sevilen bir üyesi olduğu hissettirilmelidir.. Ayrıca bakkaldan ekmek almak, çöp dökmek, sofra kurmada ve kaldırmada yardımcı olmak, yatağını yapmak, oyuncaklarını ve odasını toplamak gibi küçük işler verilerek sorumluluk duygusu kazandırılmalıdır.
Bazı anne babalar: “Ben sıkıntı çektim, çocuğum sıkıntı çekmesin, rahat büyüsün” diyerek, gerekli olup olmadığına bakmaksızın, çocuğun her isteğini yerine getirir, davranışlarına sınır koymazlar. Aslında her isteği yerine getirilen, davranışlarına sınır konmayan, kafasına estiğini yapan, devamlı yardım gören bir çocuk doyumsuz olur. Anne babaya karşı da saygısızdır. Sahip olduğu şeylerin kıymetini bilmez. Kendi başına bir iş beceremediği için özgüveni zayıftır. Karşılaştığı güçlükleri anne ve babanın yardımı olmadan aşamaz. Kendisine bir iş verildiği zaman yapmaz, sorumluluk almak istemez. Büyüdüğü zaman, alışık olduğu üzere, yine başkalarından yardım ve anlayış bekler, kendisi gayret göstermez.

Sorumsuz kişilik sahibi insanların Allah inancı da tutarsızdır. Her istekleri yerine getirildiği ve davranışlarına sınır konmadığı için, bir taraftan Allah’tan her işinin yerine gelmesi için yardım beklerken diğer taraftan Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız davranırlar. “Allah’ın benim ibadetime ne ihtiyacı var?” derler.


Misafir 2 Mart 2006 17:24

ÇOCUK ve ÖĞRETİM

Mustafa İslamoğlu

ÖĞRENMENİN yaşı yoktur, ancak her şey, her yaşta öğretilemez ve öğrenilemez. Çocuğun her yaşının öğretimi birbirinden farklıdır. Dokuz aylık bir bebeğe tuvaletini haber vermeyi öğretmeye kalkmak, kargaya saz çalmayı öğretmeye kalkmakla eşanlamlıdır. Yine dört yaşındaki bir çocuktan misafirlere yetik adam gibi nezaketli ve kibar davranmasını beklemek de aynıdır. Bu ve buna benzer öğretilebilecek her şeyi çocuğun öğrenebileceği yaşta öğretmek demiri tavında dövmek demektir.
?
Çocuğun, mümkün olduğunca çok ve çeşitli öğrenme araçlarından yararlanması sağlanmalıdır. Bunlar okuma, deney, gözlem, duyu, sezgi ve hepsinden önemlisi yaşamadır.
?
Kitap hâlâ bilginin en sadık taşıyıcısıdır. Bir çocuk daha bir-iki yaşlarında kitapla tanıştırılmalıdır. Bu yaşta bir çocuğun kitap okuyamayacağını ve onun kitabı eline alır almaz yırtacağını ya da ağzına götüreceğini herkes bilir. Siz de ona işinize yaramayan kitap ve dergiler verirsiniz. Onun kitabı yırtması, kâğıdı keşfidir. Oyuncakları arasında kitaplar bulunan bir çocuk, kitaba daha küçük yaşlardan âşina olacaktır.
?
Anne-babasını hiç kitap okurken görmeyen çocuklara kitap okuma alışkanlığını kazandırmak, anne-babasını kitap okurken gören çocuklara göre çok daha zordur. O hâlde, çocuğa okuma zevki aşılamanın en kestirme yolu öncelikle anne-babanın kitaplı olmasıdır.
?
Dört yaşından itibaren çocuklar resimli kitap ve dergilere ilgi duyarlar. Ayrıca çocuğa ilgisini çekecek kitaplar okumak da çocukta okuma ve öğrenme arzusunu kamçılayacaktır. Bu yaştaki bir çocuğun elinden tutup kitapçılara, kitap fuarlarına ve kütüphanelere götürmek, onda kitaba karşı bir sevgi ve ilgi uyandıracaktır.
İlkokul çağına geldiğinde çocuğa mutlaka küçük bir kütüphane kurması telkin ve temin edilmelidir. Çocuğun mümkünse bilgisayarla tanışması sağlanmalı ve yaşı geldiğinde internet gibi bilgi ağlarından, cinsellik ve şiddet gibi menfî durumlara karşı önlemler alınarak yararlanması sağlanmalıdır. ABD’de 1995 yılında ilkokul çağındaki çocuklarını örgün eğitime vermeyip evde eğiten ailelerin sayısı beş yüz bindir. Bu rakam 1997’de bir milyon iki yüz bine çıkmıştır. Aileler, katı ideolojik sistemlerin elinde oyuncak hâline getirilen, aklı ve yüreği dağlanan çocuklarına alternatif öğrenim yolları bulmak ve bu konuda birbirleriyle dayanışmak zorundadırlar.
Özel öğrenim kurumları hiç kuşkusuz alternatif yöntemlerden sadece biridir. Ne ki, son yıllarda bu işi yapanların bir çoğunun çocuk eğitim ve öğretimini değil de ekonomiyi önceleyen tutum ve davranışları, çocuklarına iyi bir öğretim vermek isteyen aileleri zora sokmakta ve kimi zaman aileler çocuklarını özel bir öğretim kurumunda okutabilmek için maddî-manevî bir çok ıstıraba katlanmak zorunda kalmaktadırlar. Bizce ailenin malî dengelerini bozma pahasına çocuklarını özel bir eğitim kurumuna veren aileler doğru yapmamaktadırlar. Kaldı ki, bu sözümona fedakârlığın, ilerde çocuk için başkakıncına dönüşmesi ihtimali de vardır. Bu durumda, olayın menfî boyutu müspet boyutunu geçecektir.
?
Çocuklarını özel eğitim kurumlarında okutan ailelerin dikkat etmeleri gereken bir diğer husus da, bu tür okullardaki arkadaş ve çevre ortamının çocuğun insanî çevreyle uyumunu bozacak denli bir ‘kast’ sistemine dönüşmesidir. Çocuğun kendisinin ‘üstün kasta’ ait olduğu vehmine kapılması, onda, ilerde davranışlarına yansıması kaçınılmaz olan ahlâkî sapmalara ve tavır bozukluklarına neden olacaktır.
?
Çocuğunuza mutlaka bilgiyi seçerek öğrenmesini ve öğrendikten sonra ayıklayarak kullanmasını ve içselleştirmesini öğretmelisiniz. O bilmeli ki, kitapta yazıyor olması bir şeyin doğruluğunun mutlak ölçütü değildir ve kitaplar pirince ya da karpuza benzerler. Her kitabın taşını ayıklamak ya da kabuğunu soymak, onu okuyanın feraset ve basiretine kalmış bir şeydir.
?
Çocuğunuzun bazı şeyleri yaşayarak öğrenmesi için ona fırsat veriniz. Çünkü, kimi zaman ‘kırk öğütten bir serence hayırlıdır.’ Telâfi edilebilir hatalar yapmasına izin vermeniz, onu da, sizi de rahatlatacak bir tecrübeye dönüşecektir.
?
Çocuğunuzun elinden tutarak ara ara kabirleri ziyaret edip onunla geçmişi, kaybettiğiniz büyüklerinizi konuşunuz. Bu onun, hayatın öteki yüzü olan ölüme yabancılaşmasının önüne geçecek ve ilerde kronik ölüm korkusuna düşmeyecektir.
?
Çocuğunuzu kötü örneklerden korumanın yolu, ona iyi örnekleri tanıtmaktır. Bunun en kestirme yöntemi, ona iyi örneklerin hayatını anlatan bir kitap koleksiyonu yapmak ve bunları okumasını sağlamaktır. Elbette bu en kestirme yol olmakla birlikte, en etkin yol değildir. En etkin yol, ona iyi örnekler tanıtmak ve onlara yakın tutmaktır, fakat bu her zaman mümkün olmayabilir.
? On üç-on yedi yaş arasındaki ilk gençlik çağında çocuklar çok şey öğrendiklerini sanırlar ve çoğunlukla anne-babalarının hiçbir şey bilmediklerini düşünürler. Tıpkı Mark Twain’ın dediği gibi: “On altı yaşındayken babamın dünyanın en bilgisiz, en aptal adamı olduğunu düşünürdüm. Yirmi bir yaşına geldiğim zaman, bizim ihtiyarın beş yıl içerisinde bu kadar çok şey öğrenebilmiş olmasına şaştım kaldım.” ?


Misafir 3 Mart 2006 10:56

Sigara bebekte zayıf doğum nedeni!

http://www.yenikadin.com/bebek03.jpg Selçuk Üniversitesi’nde (SÜ) yapılan bir araştırmada, hamilelik döneminde sigara içen annelerin bebeklerinin yüzde 23’ünün, normalden daha zayıf olarak dünyaya geldiği ortaya çıktı.

Prof. Dr. Selma Çivi, “araştırmamızda hamilelikte içilen sigaranın, her çocuktan ortalama 130 gram aldığını tespit ettik” dedi.

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Selma Çivi, insan vücuduna birçok zararı olduğu bilinen sigaranın, erkeklerin yanı sıra hamile kadınlar ve anne karnındaki bebekleri için de büyük zararları olabileceğini söyledi. Sigaranın, hamile kadınların çocukları üzerinde ne derece etki yaptığını ortaya çıkarmak için bir araştırma yaptıklarını ifade eden Çivi, söz konusu araştırmanın, SÜ Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Doğum ve Hastalıkları Kliniği’ne gelen 600 hamile kadın ve bebekleri üzerinde gerçekleştirildiğini söyledi. Araştırmada, gönüllü hamile kadınlara sigara alışkanlıkları, sigara içme sıklıkları gibi konularda toplam 64 soru yönelttiklerini vurgulayan Çivi, şunları kaydetti:

“Doğumdan sonra, mülakat sonuçlarıyla, yeni doğan bebeklerin fiziksel özellikleri ve sağlık durumlarına ilişkin veriler karşılaştırıldı. Yaklaşık 6 ay süren çalışma sonrasında, hamile kadınların yüzde 7.3’ünün gebeliğin herhangi bir döneminde, yüzde 2.5’inin de gebelik süresince devamlı sigara içtiğini tespit ettik. Buyüzde 2.5 sigara içen grubun yüzde 81.8’inin de kocalarının, hamilelikdöneminde eşinin bulunduğu kapalı ortamda sigara içtiği ortaya çıktı. Buradan da görüleceği gibi hamile kadınlarda sigara içme oranları küçümsenmeyecek kadar yüksek. Ancak aynı araştırmamızda gebelikte bu sigara içme oranının eğitimle bir ilgisi olmadığını gördük.”

Çivi, anket uyguladıkları hastalardan aldıkları sonuçları yeni doğan çocuklarının tahlil ve test sonuçlarıyla karşılaştırdıklarını belirterek, bu karşılaştırma sonunda, sigaranın genel olarak insan sağlığına ve özellikle anne karnındaki çocuğa zararı açısından çok çarpıcı sonuçlara ulaştıklarını kaydetti.

SİGARA İÇEN ANNENİN ÇOCUĞU ZAYIF
Araştırma sonucunda hamilelik döneminde devamlı sigara içen yüzde 2.5 oranındaki kadınların çocuklarının, sigara içmeyen annelerin çocuklarına göre daha zayıf olarak dünyaya geldiğini belirlediklerini anlatan Çivi, şöyle devam etti:

“Devamlı sigara içen annelerin yüzde 4.5’inin çocuklarının ölü doğduğunu, içmeyenlerin ise 2.7’sinin ölü doğduğunu tespit ettik. Bu sigaranın anne karnındaki çocuğa zararının açık bir kanıtıdır. Yine, hamilelik boyunca sigara içen annelerin yüzde 23’ünün çocuklarının, normal olarak kabul edilen 2.5 kilogramın altında doğduğunu belirledik. Sigara içen kadınların çocukları ortalama 2.899 kilogram, içmeyenlerin çocukları ise ortalama 3.029 kilogram doğdu. Yani araştırmamızda hamilelikte içilen sigaranın her çocuktan ortalama 130 gram aldığını tespit ettik. Bu sonuçlar, sigaranın daha anne karnındaki çocuk üzerindeki zararının en açık ve çarpıcı bir göstergesidir.”


Misafir 3 Mart 2006 11:23

Üvey Annelik

Ali Çankırılı


Bana “Dünyanın en zor mesleği nedir?” diye sorsalardı, hiç düşünmeden “Üvey anneliktir” cevabını verirdim.

Halbuki sadece üvey anneler yoktur, üvey babalar da vardır. Neden üvey babalar değil de üvey anneler böylesine kötü bir şöhrete sahiptir? Çocuk edebiyatı, üvey çocuklarını döven, aç bırakan, işkence eden üvey anne tipleriyle doludur. Masallarda, hikayelerde ve filmlerde çocukların acımasız, kötü kalpli üvey annenin elinden çektiklerini okudukça ve izledikçe yüreğiniz burkulur, gözleriniz yaşarır. Her toplumda, az veya çok, üvey anneye karşı böyle soğuk bir önyargı vardır.
Üvey anneye karşı takınılan bu soğuk tutumun sebebi tamamen psikolojiktir. İnsanlar, kocasını kaybeden çocuklu bir kadın evlendiği zaman çocuklarına sahip çıkacağını, onları üvey babaya ezdirmeyeceğini düşünürler. Bu bir dereceye kadar doğrudur. Çünkü anne gün boyu çocuklarıyla beraberdir, üvey baba işi sebebiyle gününü dışarıda geçirir. Akşam eve geldiğinde eşi tarafından iyi karşılanır, karnı doyarsa fazla problem çıkarmaz.
Üvey anne için durum farklıdır. Çocuklu bir erkekle evlenmeye karar veren kadın, ister kız olsun ister dul olsun çok farketmez, daha baştan işinin zor olduğunu bilir. Babayı sevdiği ve çocuklara kanı ısındığı için bütün zorluklara katlanmaya, çocuklara iyi bir anne, babaya iyi bir eş olmaya niyetlidir. Ancak iyiniyet her zaman yeterli değildir. Çünkü doğurup büyütmediği, huyunu suyunu bilmediği, yabancı çocuklarla karşı karşıyadır.
Üvey çocuklar ya annelerini kaybetmişlerdir ya da boşanma sonucu anneden ayrı düşmüşlerdir. Her iki durumda da tedirgin ve güvensizdirler. Üvey anne, öz annenin bıraktığı yerden görevi sürdürmek zorundadır. İşe iyi dileklerle başlar. Çocuklara annelerinin yokluğunu hissettirmemek için kolları sıvar. Bunda, acıma duygusu kadar, kocasını memnun etme isteğinin de payı vardır.
İlk günlerde üvey anne sabırlı olmaya, kızmamaya çalışır. Çocukları yedirir, içirir, giydirir, onları sevindirecek işler yapar. Ancak çocuklardan beklediği yakınlaşmayı bulamaz. İçi burkulsa da belli etmez. Söz dinlemeyişlerine, yaramazlıklarına, dağınıklıklarına sabırla katlanır. Önceleri nazikçe ikaz eder, sorumluluklarını hatırlatır. Yine aldırmadıklarını görünce içinden ceza vermek gelir, ama vazgeçer. Yanlış birşey yapma korkusuyla öfkesini içine atar. Ancak o da bir insandır ve her insan gibi onun da bir katlanma sınırı vardır. Küçük uyarılarda bile çocukların başkaldırmaları üvey anneyi sertleşmeye zorlar. “Eğer böyle davranmaya devam ederseniz size ceza vermek zorunda kalırım!” der. Çocuklar zaten böyle bir çatışmaya hazırdır, genellikle büyük çocuk beklenen karşılığı verir: “Sen bize karışamazsın, sen bizim annemiz değilsin! Bize yaptıklarını babama söyleyeyim de gör!” Bu sözler karşısında üvey annenin bütün iyiniyetleri söner.
Çocukların üvey anneyi babaya şikayet etmeleri, ağlayıp sızlanarak duygu sömürüsü yapmaları, babayı taraflı olmaya zorlar. Üvey anneye, çocuklarına karşı iyi davranması için baskı yapar. Babanın işe karışması ile üvey annenin işi daha da zorlaşır. İyiniyetinin karşılığını alamadığı için sitem eder: “Ne yapsam senin çocuklarına yaranamıyorum, onlarla baş edemiyorum!” der. İşte üvey annenin kötü şöhreti bu noktadan sonra başlar.
ÜVEYANNEGERÇEKÇİOLMALI

Üvey anne ne kadar iyiniyetli ve ne kadar fedakâr olursa olsun, kendisini üvey çocuklara sevdiremez. Bu onların nankör olduğu anlamına gelmez. Kendinizi o çocukların yerine koyarsanız, onları anlamanız kolaylaşır.
Her çocuk, baştan, annesinin yerini alan yabancı bir kadına karşı kızgınlık duyar. Annesinden ayrı kalmanın verdiği tedirginlik ve güvensizlik duyguları içinde üvey anneye yakınlaşamaz. En iyi davranışlarını bile şüpheyle karşılar. Üvey annenin sevgisini hissetse dahi karşılık veremez. Yabancı bir kadını sevmekle öz annesine karşı nankörlük ettiğini düşünür. Öte yandan bazı ihtiyaçlarını kendi başına karşılayamadığını, üvey anneye muhtaç olduğunu, bu yüzden ona katlanmak zorunda olduğunu, babanın bu ihtiyaçlarını karşılayamadığını bilir. Kendisini ortada bırakılmış gibi hisseder. Üvey anne tarafından eleştirilmeye, azarlanmaya katlanamaz. Odasına kapanır, gizliden gizliye ağlar. Babasını yabancı bir kadınla paylaşmak istemez. Üvey anneyi babaya yakın görünce kıskanır. İçten içe kin duyar. Babayla üvey anneyi birbirine düşürdüğü zaman sevinir.
Şimdi kendimizi bir de babanın yerine koyup, durumu onun açısından ele alalım. Evleneceği kadın veya kız için ne kadar araştırma yapmış olursa olsun, kalbinin bir köşesinde hep yeni eşinin çocukları sevip sevemeyeceğine dair bir kaygı vardır. Çoğu baba, çocuklarını üvey anneye ezdirmeme kararıyla ikinci evliliğe başlar. Bu yüzden üvey anne ile çocuklar arasındaki anlaşmazlıklarda tarafsız davranamaz. Ancak vicdanı yeni eşini incitmekten ve sevgisini kaybetmekten yana da değildir. İkilem içerisindedir. Çocukların tarafını tutsa eşi incinecek, eşinin tarafını tutsa çocukları incinecektir. Öz ve üvey çocukların birarada olduğu durumlarda anlaşmazlıklar daha karmaşık bir hâl alır. “Ayrım yaptın, yapmadın!” tartışmaları başlar. Eğer çocuklar boşanma sonucu anneden ayrı kalmışlar ise, öz anneyi görüp geldikten sonra daha tedirgin, daha şımarık, daha söz dinlemez olurlar.
Zor olmakla beraber, konu yine psikoloji bilgisi ile çözülebilir. Çocuklu bir erkekle evlenmeye karar veren bir kadın, yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı, ne yapsa çocukların öz annesi gibi olamayacağını, onun yerini tutamayacağını bilmek durumundadır. Halk arasında bunu çok güzel anlatan bir deyiş var: “Üveyden öz olmaz, ipekten bez olmaz.” Bu gerçeği bilerek işe başlayan bir üvey annenin başarı şansı yüksektir. Ne yaparsa yapsın ilk başlarda çocuklar tarafından sıcak karşılanmayacağını bildiği için, çocukların tedirginliğini, güvensizliğini, hırçınlıklarını, nankörlük gibi görünen başkaldırılarını normal karşılar. Çünkü, çocukların bu davranışlarıyla üvey annenin iyiniyetini sınadıklarının bilir. Kendisini onların yerine koyar, duygularını anlamaya çalışır.

ÇOCUKLARINDUYGULARINI
ANLAMAYAÇALIŞIN

Kendinizi çocukların yerine koyun, üvey annenin sizi yanına çağırıp şöyle dediğini düşünün: “Sizin yerinizde olsaydım, ben de öz annemi unutamaz, yabancı bir kadına anne diye sarılamazdım. Öz annenizin yerini tutamayacağımı biliyorum. Bana anne demek zorunda değilsiniz, sizden bunu istemeye hakkım yok. Teyze deyin, hala deyin, içinizden nasıl geliyorsa öyle çağırın. Babanızla evli olduğum için size karşı görevlerim var. Elimden geldiğince bunları yerine getirmeye çalışıyorum. Babanızın beni sevmesi size olan sevgisini azaltmaz. Babanızı elinizden aldığımı düşünmenizi istemem. Eş sevgisi ile evlat sevgisi farklı şeylerdir.”
Üvey anneyi dinledikten sonra çocuklar şöyle düşünecekler: “Bu kadın bizim duygularımızı anlıyor. Onu sevmediğimizi bildiği halde bizi suçlamıyor, bize karşı iyi davranıyor. Her türlü olumsuzluğumuza katlanıyor. Kötü bir insana benzemiyor. Galiba ona haksızlık ediyoruz.”
Bir doktor arkadaşımla birlikte yaşlı bir hastasını ziyarete gitmiştik. Genç bir bayan bizi kapıda karşıladı. Hastanın odasına girdiğimiz zaman, beş-altı yaşlarında bir erkek çocuğu sevinçle bağırdı: “Anneanne, doktor geldi!” Genç bayan, yarı uyur halde yatan yaşlı kadına yaklaştı, alnına bir öpücük kondurdu: “Anneciğim, bak, doktorun geldi. Haydi, aç gözlerini de seni muayene etsin.” Yaşlı kadın, gülümseyerek gözlerini açtı. İltifat etmek için, “Hanımefendi,” dedim, “çok vefalı bir kızınız var, onunla ne kadar övünseniz azdır.” Gözlerinde mutluluk ışığı vardı. “Evet beyefendi, çok haklısınız...” dedi. “O benim dünyadaki tek varlığımdır. O olmasaydı ne yapardım, bilemiyorum. Size birşey daha söyleyeyim, bu güzel bayan benim üvey kızımdır...” Çok şaşırmıştım. Genç bayan, yaşlı kadına sarıldı: “Benim güzel anacığım,” dedi, “öz annemde bulamadığım sevgiyi sende buldum. Bana karşı her zaman iyi bir anne oldun. Senin hakkını nasıl öderim?” Bu yaşlı kadın kesinlikle sabrının, şefkatinin ve karşılıksız sevmenin meyvesini topluyordu.
Yaşlı hasta ile yaptığımız sohbette, on sene önce kaybettiği kocası ile çok mutlu bir evlilikleri olduğunu, ancak çocukları olmadığı için gündüzleri kendisini yalnız ve amaçsız hissettiğini, kocasıyla konuşarak bir evlatlık almaya karar verdiklerini anlattı. “Bu güzel kızımı yuvadan aldığımızda pek küçüktü, beş aylık bir bebekti,” diye devam etti sözlerine. “Bize gösterilen onbeş-yirmi bebek arasından onu seçmiştik. Kucağıma aldığımda bana ilk gülümseyişini hiç unutamam. İçim birden ısınıverdi. O dünyanın en güzel bebeğiydi. Evimiz onunla şenlendi. Artık boş ve amaçsız değildim. Ancak, içimde hep ya annesi bir gün çıkıp geliverirse diye bir korku vardı. Çok şükür böyle birşey olmadı. Ama olsaydı da buna kendimi hazırlamıştım. Anlayacak yaşa geldiğinde kızıma herşeyi anlattım. Sevgimizin yalan üzerine kurulmasını istemedim. Bir gün nasıl olsa evlatlık alındığını öğrenecekti. Birbirimize karşı hiç yalan söylemedik; bunun çok faydasını gördüm.”
ÜVEYÇOCUK,
EĞİTİMİENZOR
ÇOCUKTUR

Üvey çocuk ile evlatlık alınan çocuk, eğitilmesi ve disiplin altına alınması en zor çocuktur. Üvey anne, çocuğun eğitimini devraldığında yani annelik görevine başladığında çocukların yaşı ne kadar ileri ise eğitimi o kadar zorlaşmaktadır. Çünkü o zamana kadar çocuk, iyi veya kötü, bir kişilik kazanmış bulunmaktadır.
Genç bir üvey anne bize gönderdiği e-mail’de yaşadığı güçlükleri anlatıyor, kendisine yardımcı olmamızı istiyordu. Onüç ve ondört yaşlarında iki çocuklu dul bir beyle hayatını birleştirmeye karar vermiş. Evleneli üç-dört ay olmuş. Çocukların annesi vefat etmiş. Baba, eşini kaybettikten sonra evlendiği ikinci eşiyle çocuklar yüzünden anlaşamayarak boşanmış.
“İlk günlerde herşey yolunda gidiyordu” diyen üvey anne şöyle devam ediyordu: “Çocuklar kısa zamanda bana alışmış, ‘Seni çok seviyoruz, sen bize öbür üvey annemiz gibi kötü davranmıyorsun’ diyorlardı. Ancak çok geçmeden sevgimi kullanmaya başladıklarını fark ettim. Beni dinlemiyorlar, derslerine çalışmıyorlar, kafalarının dikine gidiyorlar, sıkıştıkça yalan söylüyorlar. Güzel sözden, nasihatten anlamıyorlar. Kızdığımı anlayınca, ‘Sen bizi dövmezsin ki’ diyorlar. Kocamı üzmemek için herşeyi içime atıyorum. Ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilemiyorum. Neden bu çocuklar sevgiden, iyilikten, güzel sözden anlamıyorlar? Beni üzdüklerini bildikleri halde, neden sözümü dinlemiyorlar? Lütfen bana yardımcı olun, bir çıkış yolu gösterin.”
Üvey annenin işi gerçekten zordu. Kendi yetiştirmediği, huyunu suyunu bilmediği çocuklara nasıl davranacağını, onları nasıl eğiteceğini bilmiyordu. Çocuklar, ‘ön ergenlik’ dediğimiz kritik bir dönemden geçiyorlardı. Öz anne-babaların bile sağlıklı bir iletişim kurmakta zorlandığı bu fırtınalı dönemde üvey annenin çaresiz kalması gayet normaldi. Yazdığımız cevapta, üvey anneyi bekleyen güçlüklere dikkat çektikten sonra bunları en az zararla nasıl atlatabileceğini anlattık.
Üvey evlat edinmek isteyen veya çocuklu bir erkekle evlenmeye niyetlenen kadınların, kendilerini bekleyen bu gibi eğitim güçlüklerini peşinen kabul etmeleri gerekir. Bir üvey anne, kendisini bekleyen güçlükler hakkında ne kadar bilgi sahibi olursa, üvey çocuğa karşı davranışları ve beklentileri o kadar gerçekçi olur.


GusinapsE 4 Mart 2006 03:45

Yeni doğan bebeğin özellikleri ve yapabilecekleri

http://yeniasya.de/bizimaile/dag_resimler/8.jpgYeni doğan bebeğin değerlendirilmesi, doğuştan gelen bozuklukları tespit şansı olduğu için özellikle önemlidir. Zamanında doğan bir bebek 2.5-4 kg arası ağırlıkta, pembe renklidir. Vücutta hafif katılık vardır. Yani hamur gibi, pelte gibi değildir. Kol ve bacakları bükük, elleri yumruk hâlindedir. Yüz üstü yatırılınca poposunu kaldırarak secde vaziyeti alır. Gövdesinden tutularak dik olarak kaldırıldığında başı öne düşer. Yüz üstü yatırılınca yüzünü sağa-sola çevirebilir.

Genital organlar da dikkatle incelenmelidir. Testislerin yerinde olup olmadığı, torbalarda sıvı toplanması, ağlama sırasında kasıklarda şişlik oluşup oluşmadığı gözlenebilir. Kız bebeklerde anneden geçen hormonların etkisiyle ilk 1 hafta içinde vajinal akıntı veya kanama gözlenebilir. Tüm bebeklerde ilk 24 saat içinde idrar ve gayta çıkışı olmalıdır.

Görmesi iyi değildir. Parlak renkleri ve ışığı görebilir. Takibi ve ilgisi iyi değildir. Avucuna bir şey yaklaştırıldığı zaman yakalar. Çıkarabileceği tek ses ise ağlamadır. Günün çoğunu uykuda geçirir. Koku alabilir. Özellikle keskin ve kötü kokuları hisseder.

Doğumdan sonraki ilk günlerde aşılarımız, Hepatit B aşısıyla başlar.

Uzman Dr. Tuba Söylemezoğlu


GusinapsE 4 Mart 2006 03:49

http://yeniasya.de/bizimaile/dag_resimler/18.jpgYAŞLARINA GÖRE ÇOCUKLAR

1 YAŞINDAKİ ÇOCUK

Bir elinden tutulursa kolayca yürür. Mobilyaya tutunarak yan yan çok iyi ilerleyebilir. Bazı çocuklar yardımsız da yürüyebilir, ancak yürümemesi onun geri kaldığını göstermez. Çocuk yürüme konusunda zorlanmamalıdır, tam tersi etki yapabilir. Çocuğa güven sağlayacak hareket alıştırmaları, sevgi dolu konuşmalar, resimli kitaplara bakmak, oyun oynamak, şarkı söylemek bu süreci hızlandırabilir. Kendi adı söylendiğinde tepki verir, küçük emirleri yerine getirebilir, 2-4 kelimeyi anlayarak söyleyebilir. Bir yaşından sonra sofraya oturup anne-babanın yediği gıdaları yiyebilir. Tabiî ki fazla yağlı ve baharatlı olmamak şartıyla.


http://yeniasya.de/bizimaile/dagarcik/dag_img/images/minikmelegim.gif

15 AYLIK ÇOCUK

Yardımsız olarak ayağa kalkıp yürüyebilir. Ancak henüz köşe dönememekte ve aniden duramamaktadır. Yürüyüşü paytak, adımları düzensizdir. Merdivenleri emekleyerek çıkar. Basit emirleri yerine getirebilir. Kalem ile çizgi çizebilir. İki küpü üst üste koyabilir. Düğmeyi şişenin içine atabilir. Topu yuvarlayabilir. 10-15 kelime söyler. Çok konuşur, ancak söylediklerinin çoğu anlaşılmaz. İsteklerini işaretle belirtir. Altını ıslattığı zaman bunu annesine gösterebilir. Eşyayı yere atmaktan hoşlanır. Bu dönemde kaza riski özellikle artar. Anne-baba ya da bakıcısının daha dikkatli olması gerekmektedir.


http://yeniasya.de/bizimaile/resimler/312.jpg


18 AYLIK ÇOCUK

Bir buçuk yaşını dolduran çocuğumuz artık koşabilir. Alçak iskemleye oturabilir. Merdivenler bir engel olmaktan çıkmıştır. Bir elinden tutulduğunda ya da parmaklıklara tutunarak merdivenleri inip çıkabilir. Bir yerlere tırmanmak hoşuna gider. Yürürken bir şeyler taşıyabilmekte ve bir oyuncağını ardı sıra çekebilmektedir. Oyun oynarken artık daha uzun süre bir şeyle meşgul olabilir. Üç küpü üst üste koyup kule yapabilir. Düğmeyi şişeden çıkarabilir. Topu kısa mesafe atabilir. Düz çizgi çizebilir. Resimleri tanır ve adlandırır. Çekmece ve dolapları karıştırır. Kendisi yemek yemeye başlar. Tepinme gibi kızgınlık reaksiyonları göstermeye başlar. Bu ayda rutin yapılması gereken aşıları da tamamlanmıştır.


http://yeniasya.de/bizimaile/dagarcik/dag_img/images/cocugum.gif

2 YAŞ

Rahat olarak koşar. Tek ayağını kullanarak yardımsız merdiven inip çıkabilir. Topa tekme vurabilir. Kitap sayfası çevirir, kapı tokmağı açabilir, koltuklara tırmanır. Ayakkabı ve çoraplarını giyip çıkarabilir. Altı küpü üst üste koyabilir. Kalemle enine çizgi ve daire çizebilir. Kağıdı ikiye katlayabilir. Cümle kurabilir. Kulak, ağız, burun gibi yüz kısımlarını anlar, gösterir. Çatal ve kaşığı iyi tutar. Masal dinlemekten hoşlanır. Ani seslerden korkar. Tuvalet eğitimi bu dönemde yavaş yavaş başlayabilir.


Misafir 4 Mart 2006 23:43

Gençlik, Uyuşturucu ve Şiddet

Dünya nüfusunun yaklaşık üçte birini 15 - 25 yaşlarında gençler meydana getiriyor. Toplam iki milyar gencin dörtte üçü ise az gelişmiş ülkelerde yaşıyor. Toplumların en dinç insan gücü ve en verimli kaynağı olan gençlerin çok boyutlu ve karmaşık sorunları vardır. Ancak başta gelen problemleri eğitimsizlik ve işsizliktir. Gelişmiş ülkelerde eğitim meselesi büyük bir oranda çözülmüş, ancak işsizlik problem olmaya devam eder. Gençlerin cemiyet hayatının dışında tutulması gelecek toplumların problemlerini kat kat arttıracaktır. Cemiyet hayatına katılımı sağlanmayan gençlik boşa akan bir kaynak gibi kuruyacak, gelişme duracak, barış gerçekleşemeyecektir.

Gençler, ana babalar için sevinç ve mutluluk kaynağı olabildikleri gibi, üzüntü ve sıkıntı sebebi de olabilirler. Kimi gençler büyüdükçe problemleri de artar. Çocukluğun önemsenmeyen uyumsuzlukları gençlik çağında birden alevlenip ağır bunalımlara dönebilir. “Gençlik Problemleri” çoğunlukla bu çağın bocalamalarından ileri gelir ve genellikle geçicidir. Kimi zaman da ağır ve kalıcı ruhsal hastalıkların habercisidirler. Gençlerle anlaşmak ve geçinmek kolay değildir. Gençler, kendileri bocaladıkları gibi ana babaları da bocalatırlar, ilişkileri gerginleşip kopma noktasına gelebilir. Bu sebeple gençlik çağı ana babalar için de sınav dönemidir.

Ülkemizde 12 yaşından küçüklerin ceza sorumluluğu yoktur. Ceza yasaları küçüklerin doğru ile yanlışı, suçla suç olmayanı ayırt edemediğini kabul eder. On altı yaşına gelmiş bir genç ise işlediği suçlardan dolayı her türlü cezayı çeker, ölüm cezası bile verilebilir. Aslında yasaların erişkinlik sınırı olarak belirlediği 18 yaşından sonra da bir genç tam bağımsız bir erişkin konumuna yükselemez. Çalışacağı iş, yaşayacağı ülke ve seçeceği eş konusunda ana babasının onayını almak zorundadır.

Gençlik deyince kiminin aklına kötü alışkanlıklar gelir ki, yanlış değildir. Sigara, içki ve uyuşturucularla ilk tanışma gençlikte başlar ve sürer gider. Kimine göre de gençlik denince akla haylazlık, serserilik, kavgacılık, şiddet ve terör gelir. Bu da belli ölçüde doğru bir gözlemdir. Gençlik çağı sağlıklı ve ölüm oranı düşük bir çağdır; başlıca ölüm sebeplerinden biri araba kazaları, diğeri de intiharlardır. Gençlik çağının bunalımlı bir çağ olduğunu söyleyen ruh hekimlerine hak vermek gerekir.

Özellikle gelişmiş ülkelerde gençler arasında serbest cinsel ilişkiler hızla yayılmakta ve daha küçük yaşlara inmektedir. Bunun sonucu ortaya istenmeyen gebelikler, evlilik dışı doğumlar, cinsel hastalıklar, artan düşükler, ya da zoraki evlilikler çıkıyor. Sigara ve alkol tüketimi gençler arasında hızla artıyor. İşsiz gençler arasında toplu suçlar, çeteleşme ya da topluma sırt çevirmiş hippi, punk, ağır metalciler gibi sorumsuz topluluklar ortaya çıkıyor.
Ülkemiz gençliği bu bakımdan problemsiz bir gençlik olarak nitelenebilir. Çünkü varlıklı toplumların gençlerine özgü hastalıklara daha tutulmadı. ülkemizde gençler arasındaki uyuşturucu kullanımı büyük boyutlara varmamıştır. Gençlik suçluluğu da nüfusumuza ve genel suçluluk oranına göre düşük sayılır. Bildiğimiz kadarı ile intihar oranı yüksek değildir ve araba kazalarından ölüm de şimdilik büyük boyutlara ulaşmamıştır, ancak ürkütücü bir artış söz konusudur. Gençler arasında yayılma eğilimi gösteren cinsel özgürlük akımı sorumsuz cinsel ilişkileri arttırsa bile evlilik dışı doğumlardaki artış dikkat çekici değildir.
Eğitimsizlik ve işsizlik varoldukça gençliğin topluma katılımı imkansızlaşır. Eğitilmiş, sağlıklı bir gençlik olmadan gelişme başarılamaz. Dışlanan ya da toplumun değer vermediği gençlik olmadan gelişme başarılamaz. Dışlanan, ya da toplumun değer vermediği gençlik ise geleceğin güvencesi olamaz. Gelişme, gençlik kesiminin katılımı olmadan gerçekleşemez. Gençlik; yeniliğe ve ileriye doğru atılımların yapıldığı, kendini kanıtlama ve kendi kimliğini arayıp bulma çabalarının yoğunlaştığı dönemdir. Gençler tutkuludurlar, huysuz ve öfkelidirler. kendilerini iç reaksiyonlarına kaptırır, tutkuların kölesi olurlar. İsteklerinin önüne dikilen en küçük engele bile katlanamazlar. Onura ve başarıya paradan çok değer verirler, çünkü paraya ihtiyaçları olmamıştır. Eli açık ve iyilikseverdirler, çünkü kötülükleri tanımamışlardır. Çabuk güvenir, çabuk bağlanırlar, çünkü aldatılmamışlardır. Yüksek amaçları ve hayalleri vardır; çünkü daha yaşamın sillesini yememişler, şartların sınırlayıcı etkisini öğrenmemişlerdir.

Gençler yanılgılarında bile inatçıdırlar. Sevgide de, nefrette de aşırıya kaçarlar. Her şeyi bildiklerini sanır, onun için yanlışlarında sonuna dek direnirler.
Alkol ve madde kullanımıyla saldırgan davranışlar ve şiddet eylemleri arasında birbirini tırmandıran bir ilişki vardır. Bir başka deyişle alkol ve madde kullanımı saldırgan davranışlara ve şiddet eylemlerine yol açar; saldırgan davranışlar ve şiddet eylemleri alkol ve madde kullanımını arttırır. Alkol ve madde kullananlarda ve bağımlısı olanlarda şiddet eylemlerinin asıl sebebi, bağımlıların ruhsal durum ve içinde bulundukları toplumsal ortamdır. Bu bağımlıların ruhsal durumu ve içinde bulundukları toplumsal ortam alkol ve madde alt kültürünü oluşturur. bu alt kültürün kendine özgü amaçları, beklentileri, değer yargıları, ilkeleri, kuralları, duyguları, düşünceleri ve dünya görüşü vardır. Madde bağımlılığı; kullanılan madde, bu maddeyi kull*****n kişilik yapısı ve içinde bulunduğu alt kültürlerden meydana gelen bir davranış biçimidir.

Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu
İ. Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
İç Hastalıkları Uzmanı (Psikiyatri)
__________________


GusinapsE 5 Mart 2006 00:31

Hiperaktif çocukların beslenmesi


http://yeniasya.de/bizimaile/dag_resimler/43.jpgRaflardaki rengarenk şekerlemeler, çeşit çeşit çikolatalar çocuklarımızı cezbediyor ancak onların beslenme dengelerini de bozuyor. Özellikle hiperaktif çocuklarda bu durum ebeveynleri epey sıkıntıya sokuyor.

Markete girdiniz, çocuğunuz hemen şekerlemelerin olduğu reyona gitti ve "bunu alalım" diye tutturmaya başladı. İstediği ürünü sepete atar atmaz "bunu da" diyerek başka bir ürünü işaret etti. Söz dinleyen bir çocuksa, uyarınızı anlayacak ve aldıklarıyla yetinecektir. Ya yerinde duramayan, kıpır kıpır, içi içine sığmayan bir çocuksa... Yerlere yatacak, o ürünü sepete koydurana kadar inadından vazgeçmeyecektir. Bir an önce kasaya ödemeyi yapıp çıkabilirseniz şanslı sayılırsınız.

Uzmanlar hiperaktif çocukların beslenmesine dikkat edilerek, davranışlarında olumlu gelişmeler kaydedilebileceğini belirtiyorlar.

On Dokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Beslenme Uzmanı Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, beslenme modelinin kişinin davranışı etkileyen etmenlerden biri olduğunu, gıda sanayinde besinlere eklenen kimyasal katkı öğelerinin hiperaktivite olgularında davranış değişikliğine neden olduğunun saptandığını belirtiyor.

Hiperaktivite sendromu ve beslenme arasındaki ilişkiyle ilgili 1985 yılında yapılan bir çalışmada, katkı maddeleri eklenmiş besinlerin tüketilmesinden sonra hiperaktif çocuklarda rahatsızlık, huzursuzluk, dikkat kaybı gibi davranış bozuklukları görüldüğünü anlatan Elmacıoğlu, çalışmaların katkı maddeli gıdaların hiperaktif çocuklarda kısıtlanması gerektiği sonucunu ortaya çıkardığını bildirdi.

Elmacıoğlu, davranış bozukluğuna yol açan çok sayıda katkı öğesi ve bu öğelerin bulunduğu yiyecek grubu olduğunu söyledi.

Etsuyu, tavuksuyu tabletleri, hazır toz çorbalar, salam, sucuk gibi raf ömrü uzun et ürünler, margarinler, hazır kekler, şekerlemeler, hazır toz tatlılar, pudingler, dondurmada veya evde yapılan keklerde kullanılan vanilya, gazoz, hazır meyve suları, bisküviler ve şekerlerde bulunan katkı maddelerinin davranış bozukluğuna neden olduğunu araştırmaların ortaya çıkardığın anlatan Elmacıoğlu, bu konuda ebeveynleri uyardı.


GusinapsE 5 Mart 2006 00:35

Çocuk ve Oruç

http://yeniasya.de/bizimaile/dag_resimler/49.jpg
Dr. Ayşe İzci

Bütün anne-babalar kendilerine şu soruyu soruyorlardır: Acaba çocuklarımızın iyi birer insan olması için üstümüze düşen vazifeleri yeterince yapıyor muyuz? Yoksa onları “nasıl olsa zamanı gelince kendileri doğru yolu bulur, öğrenir” diye düşünerek başıboş mu bırakıyoruz?

Çocuklarımıza güzel dinimizin değerlerini aktarma çabası içinde bulunduğumuz şu mübarek günlerin çocuklarımızı oruç ibadetine alıştırma zamanı olduğunu hatırlatalım. Üstelik onlar gerçekten şanslılar; çünkü onları zorlayacak kavurucu sıcaklar yok. Ne güzel değil mi?

Hemen belirtelim, burada çocuklara farz olmadığı halde oruç tutturmaktan değil, oruç ibadetini kavratabilmek, sevdirmek ve alıştırmaktan söz ediyoruz. Yani içinde bulunduğumuz rahmet iklimini acı bir ilâç gibi değil, bal gibi sunmaktan söz ediyoruz. Hiç şüphe yok, bu konuda farklı yaş gruplarındaki çocuklar için farklı izahlar ve uygulamalar gereklidir.

Normal bir aile ortamında anne-babaların çocuklarını ibadetlere özendirici tutum ve davranışları kolayca bulabileceklerini varsayarak, biz birkaç noktayı hatırlatmakla yetinelim.
Hassasiyet... En fazla çocuklara.

Bu konuya bağlı olarak yapılan diğer bir hata ise, çocukların “küçüksün” diye sevap işlemesinin ve ibadet etmesinin teşvik edilmemesidir. Yaşı ve bünyesi uygun bir çocuk oruç tutmak istediğinde, ibadetinin geçerli olmayacağı, boşu boşuna aç kalmaması söylenirse çocuğun şevki kırılmaz mı? Allah’ın, kendini muhatap bile kabul etmediğini, hiçe saydığını düşünmez mi? Yazık ki, çok sayıda anne-babanın bu hataya düştüğünü görmek mümkün.

Bir çocuk “niçin oruç tutmalıyım?” diye sorduğunda “Allah böyle emrettiği için” şeklinde bir cevap alırsa büyük ihtimalle tatmin olamaz. Onlarla konuşmalı ve oruç ibadetinin kazandırdığı irade, sabır, akılda tutma, nefs hakimiyeti, öz denetim, paylaşma, sahip olunanların değerini anlama, şükretme gibi önemli özellikleri izah etmeye çalışmalıyız.

Hangi yaşta oruç?

Tabiidir ki, okul öncesi yaşlardaki çocuklara oruç tutturmak uygun değildir. Sahura kaldırılabilir, 2-3 saatlik veya yarım günlük denemeler yaptırılarak tam gün tutmuşçasına sevindirilebilir. 7-10 yaşlarındaki çocukların sağlık durumları müsaitse, hiç olmazsa hafta sonları veya bir-kaç gün oruç tutturulabilir. 10-13 yaşlarda ise, oruç ibadeti daha ciddiye alınmalıdır. Çünkü bu yaşlar ergenliğin başlangıcıdır ve artık ibadet sorumluluğu da başlamaktadır.

Çocuğun oruç ile birlikte namaza alıştırılması da, üzerinde durulması gereken önemli bir noktadır. Beş vakit namaz kılmasalar da, çocukların babayla birlikte teravih namazına gitmesi teşvik edilebilir. Teravihte camiye giden çocuklar, yer darlığı veya gürültü gibi sebebiyle asla dışarı çıkmaya zorlanmamalıdır. Çocukların cemaati rahatsız eden davranışları olabilir. Yetişkinler yine sabırlı, hoşgörülü davranmalı, çocukları şefkatle aralarına alarak grup psikolojisi içinde şımarmalarına engel olmaya çalışmalıdır. Bu noktada tüm çocukların bizim olduğunu, hepsinden sorumlu olduğumuzu unutmamalıyız. Çünkü onlar geleceğin toplumunu oluşturacaklar.

Evet; başta değindiğimiz gibi çocuklarımızı terbiye ederken, onlara güzel değerlerimizi aktarırken, dünyadaki en ciddi görevlerden birini yaptığımızı dikkate almamız gerekiyor. Çocuklarımızı önce biz eğitemezsek, bize yabancılaştılar diye şikayet etmeye hakkımız olabilir mi
?


Misafir 5 Mart 2006 11:07

Gençlerde Depresyon

"16 yaşında ve depresyonda olmanın nasıl bir duygu olduğunu hala hatırlıyorum. Hüznümü, ümitsizliğimi, “benim karakterim böyle herhalde” diye düşündüğümü ve o bir şeylerin doğru gitmediği duygusunu acı bir şekilde hatırlıyorum. Ne olduğunu anlamıyordum. 70’li yılların sonlarıydı ve aslında hiç kimse bilmiyordu. O yıllarda tıp çevreleri gençlerin veya çocukların depresyonda olabileceklerine inanmıyordu. Neyse ki artık bu görüş değişti. Fakat hala klinik depresyon konusunda birçok yanlış inanış var ve bu yüzden de gençler bazen depresyonda olduklarını bilmediklerinden, bazen de yardıma ulaşamadıkları için tedavi olamıyorlar."

Depresyondayken neler hissedersiniz?

· Hep mutsuzsunuz
· Ya çok heyecanlı ya da donuksunuzdur
· Her şey ümitsiz gelir
· Suçluluk duyarsınız
· Sebebi bilinmez bir sürü fiziksel şikayetiniz vardır -durduk yerde karnınız veya başınız ağrır ya da göğsünüz sıkışır
· Gerginsinizdir
· Herkes ve her şey sizi sinir eder
· Piliniz bitmiş gibidir, kendinizi hep yorgun hissedersiniz
· Huzursuz ve kıpır kıpır olursunuz
· Dikkatinizi hiç bir yere toplayamazsınız
· Ölüm ya da intihar hakkında uzun uzun düşünürsünüz

Hayatınızı Nasıl Etkiliyebilir?

· Notlarınız düşer
· Ya sürekli uyursunuz ya da bir türlü uyuyamazsınız
· Kilo alabilir veya kilo verebilirsiniz
· Artık canınız arkadaşlarınızla birlikte olmak istemez
· Eskiden sevdiğiniz şeyleri canınız istememeye başlar
· Durduk yerde ağlamaya başlarsınız

Anneme Babama Nasıl Anlatacağım?

Anne babanızın dengeli insanlar olduğunu, sizi sevdiklerini ve sizin için her şeyin en iyisini istediklerini varsayalım önce. Ama yine de bilmeden yardım almanızı zorlaştırabilirler. “Bu kadar bunalacak neyin var ki?” diyebilirler ya da bu duygularınızın gençlik çağında normal, büyümenin bir parçası olduğunu savunabilirler. Burada iki etken devreye girer. Birincisi inkar. Hiç bir anne - baba çocuğunun bir sorunu olduğuna inanmak istemez. Üstelik bir de ruh sağlığ gibi tabuya yakın konularda asla! Küçükken düşüp diziniz kanadığında ayağınıza bir bant yapıştırıp, sorunu halledebilirler.Ancak halledemiyecekleri bir sorunla karşı karşıya geldiklerinde, size bakma konusunda kendilerini yetersiz hissettikleri için, kendilerini suçlu hissedebilir ve hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya çalışabilirler. İkinci etken ise anne - babanın bilgisizliğidir. Bu konuda tek bilgisiz olan sizin anne babanız değil. ABD’de yapılan bir kamuoyu araştırmasında yetişkinlerin yüzdae 70’den fazlası depresyondaki insanların bütün yapması gerekenin, kendine çeki düzen vermek olduğunu ve her şeyin kolayca çözüleceğine inandığını söylemiş. Bilgisiz oldukları için suçlu değiller. Sadece biraz eğitilmeleri gerek. Büyük olasılıkla onlara biraz bilgi verdiğiniz taktirde sizin yardım görmeniz için gerekeni yapacaklardır.

Tabii anne babanız bu kategoride olmayabilir. Kendileriyle fazlasıyla meşgul olabilirler. Alkolizm gibi kendi problemleri olabilir, hatta sizi hırpalıyor bile olabilirler. Bu durumda sizin güçlü olmanız ve kendi başınıza yardım aramanız gerekir. En ihtiyacınız olduğu anda anne - babanızın yanınızda olmayışı, işleri daha da zorlaştırır. Fakat bu durumda büyük olasılıkla zaten kendi işinizi kendiniz görmeye alışkınsınızdır. Depresyondaysanız, olumlu herhangi bir şey yapabilmek çok güçtür. Ancak yardım almak zorundasınız. Bu durumun hayatınızı mahvetmesine izin veremezsiniz.

Eğer size yardım edebilecek hiçbir erişkin yoksa, doğruca bildiğiniz, tanıdığınız bir doktora gidip, onun size bir psikiyatrist önermesini isteyin. Bir sağlık ocağına ulaşın. Burada yardım almanız her şeyden önemlidir. Hiçbir şeyin buna engel olmasına izin vermeyin

Nasıl Yardım Alabilirim?

Anne - babanız birinci kategoridekilerden ise, büyük olasılıkla onlara, kendinizde depresyon belirtileri olduğunu ve bir doktora görünerek bir psikiyatriste gitmek istediğinizi söylemek yeterli olur. Depresyon hakkında edineceğiniz bilgileri onlarla paylaşır ve onları eğitirseniz, inkar etme sürecini ve itirazlarını oldukça kolay atlatabilirsiniz. Onlar gerçekten sizin için her şeyin en iyisini isterler ve büyük olasılıkla sizdeki değişikliklerin de farkındadırlar.

Eğer anne babanız ikinci kategoriden ise, iki seçeneğiniz var. Birinci seçenek, sizi anlayacak ve anne babanızı yardıma ihtiyacınız olduğuna ikna edecek bir büyükten destek istemek. Bu kişi aileden biri, sevdiğiniz bir öğretmeniniz ya da anne babanızın bir arkadaşı olabilir. Gerekirse bu kişiyi depresyon hakkında bilgilendirebilir ve anne babanızla konuşmasını isteyebilirsiniz.

Bu metin, ABD Sağlık Bakanlığı tarafından orta okul ve liselere dağıtılan rehberin çevirisidir.

Arkadaşınız depresyondaysa;

Genç olmak kolay değildir. Okul yılları komplike ve zor olabilir. Bazen aslında kim olduğumuzu, ileride nasıl biri olacağımızı, yapmak zorunda olduğumuz bir sürü seçimin doğru seçimler olup olmadığını kestirmek güç gelebilir.

Çevremizdeki değişimler ve baskılar bizi zaman zaman bunaltabilirler. Bu yüzden de ara sıra kendimizin veya bir arkadaşımızın “bunalmış”, “deprese” ya da morali bozuk olması çok doğaldır. Ama ya bir arkadaşınızın bu “bunalmış” ya da “bezgin” hali haftalarca sürer ve ilişkinizi etkilemeye başlarsa? Eğer bu durumda olan bir arkadaşınız varsa, depresyonda olabilir. Arkadaş olarak ona yardım edebilirsiniz.



Misafir 5 Mart 2006 11:22

ANNE - BABA OLARAK BEBEĞİNİZLE NE KADAR UYUMLUSUNUZ?
 
90-100 (mükemmel uyumlu ilişki)

Hemen her konuda bebek ve anne-baba birlikte vakit geçirmekten çok mutludur ve karşılıklı olarak çok olumlu bir bakış vardır. Karşılıklı ilişkide olağan üstü derecede uyumlu ve karşılıklı anlayış vardır. Arada çok nadir olarak çatışma alanları mevcut olup , anne - baba çocuk ile birlikte çok güzel ve eğlenceli vakit geçirir. Çocukta herhangi bir uyku- yeme - davranış sorunu (psikolojik kaynaklı) yaşansa bile son derece hafiftir. Bakım verene karşı bağlanması tamdır

70-90 (çok iyi uyumlu ilişki)

Çoğunlukla anne-baba bebek ile uyumlu ve olumlu bakış açısındadır. Anne-baba bebek ile genellikle çok iyi vakit geçirir , anlamlı derecede karşılıklı vakit geçirmeden ve meşguliyetten hoşnutluk vardır. Bebeğin uyku -yeme-davranış sorunu (psikolojik kaynaklı ) bir miktar yaşanır ama kısa süreli olarak sorunlar oluşur , genel olarak karşılıklı anlayış içerisinde problemler halledilir. Çocuğun bakım verene bağlanması tamdır.

50-70 ( orta derecede iyi uyumlu ilişki )

Çoğunlukla anne-baba bebek ile iyi anlaşır ve uyumludur. Olumlu bakış genele göre ağırlıktadır fakat bazı zamanlarda anne-baba ile bebek arasında önemli sorunlar yaşanır ( önemli davranış sorunları , uyku , yemek sorunları ) bu sorunlar ara sıra olmasına karşın önemli şiddette ve geçici olarak ilişki bozulmalarına yol açmaktadır. Ama bu problemler uzun sürmez kısa sürede çözülür , karşılıklı olumlu bakış ve uyum devam eder. Çocuğun bağlanmasında sorun yoktur.

30-50 ( orta derecede bozuk uyum gösteren ilişki)

burada çoğunlukla anne-baba ile bebek arasında sorunlar yaşanır , olumlu bakış ve karşılıklı uyumda bozulmalar belli dönemlerde krizlere yol açar. Anne-baba bebek ile bir arada olmaktan genelde hoşlanmamamakla birlikte karşılıklı ilişkinin iyi olduğu dönemlerde vardır ama genele göre azınlıktadır. Zamanın çoğu ilişkinin bozuk olduğu durum veya vakitlerdir. Anne-baba bebek arasında uyum bozulmuştur ve karşılıklı ilişki kurarak birlikte hoşça vakit geçirme zamanları azalmıştır. Davranış-uyku-yeme konusunda çoğu zaman sorun yaşanır. Anne-baba bebekleri ile ilgi konusunda eksiklikler göstermektedir. Çocukta bağlanma sorunu olabilir.

10-30 (ileri derecede uyumsuzluk gösteren ilişki )

Burada anne baba ile bebeğin ilişkisi bozulmuştur. Anne baba bebeği ihmal etmekte , ilgi ve sevgide ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Bebeğe yönelik sözel -fiziksel istismar ara ara yaşanmaktadır. Bebek anne-baba yanında durmakta iken gergin ve kaygılıdır. Anne-baba bebeğin bakımını yapmak istemez , bebek ile bir arada olmaktan hoşlanmaz. Uyku-yeme-davranışlar konusunda çok ileri derecede krizler yaşanır ve düzen bozulmuştur. Çocuğun duygusal ve fiziksel bakımı konusunda ihmal durumu ağırlıklı olmaktadır. Birbirine karşı olumsuz bakış her iki tarafta da yoğundur. Çocukta bağlanma sorunu yaşanma ihtimali çok artmıştır.

0-10 ( kopmuş ilişki )

Anne-baba bebek ile hiç ilgilenmez , sözel ve fiziksel istismar vardır. Bebekte hemen her alanda sorunlar vardır. İleri derecede psikiyatrik sorunlar yaşanır. Anne-baba bebeği istemez , sevmez , ihtiyaçları ile ilgilenmez. Çocuğun uyku-yeme- davranış olarak ileri derecede sorunları ve krizleri vardır. Çocuğun tıbbi bakımı ihmal edilir. Anne -baba çocuğun varlığından rahatsızdır. İleri sorunların yaşanabilirliği artmıştır. Çocukta ciddi derecede bağlanma sorunu vardır..


GusinapsE 6 Mart 2006 00:45

:*( Bebekler de depresyona girer :*(

Çocukların yanı sıra bebeklerin de 6 aydan sonra depresyon riski yaşadığını belirten uzmanlar, "Anne ya da anne gibi bağlandığı kişiden ayrılan bebeklerde, ayrılmadan hemen sonra çok şiddetli ve uzun süreli ağlamalar izlenir.

Bu ağlamaların ardından sessizlik ve küskünlük ortaya çıkar" uyarısında bulundu.

Psikolog Derya Toparlak, sadece çocuklar değil bebeklerin de depresyon riski ile karşı karşıya olduğunu, depresyondan şüphelenen ailelerin çocukları için uzman desteği alması gerektiğini söyledi. Günümüzdeki çalışmalarla çocukların; hatta bebeklerin de depresyon yaşadığının ortaya çıktığını belirten Psikolog Toparlak, "Depresyon, çocuklukta ve yetişkinlikte görülen bir duygu durum bozukluğu. İnsan hayatında en erken depresyon yaşantısı bebeklik çağında, bağlandığı kişiden ayrılma sonucu ortaya çıkar. Bebekler yaklaşık 6 aydan sonra bağlandıkları kişiden ayrılmaya tepki gösterirler. Anne ya da anne gibi bağlandığı kişiden ayrılan bebeklerde, ayrılmadan hemen sonra çok şiddetli ve uzun süreli ağlamalar izlenir. Bu ağlamaların ardından sessizlik ve küskünlük ortaya çıkar" dedi.
Toparlak, bebeğin bağlandığı ebeveynin kısa süre içinde dönmesi durumunda çocuğun düzeldiğini ifade ederek, "Ancak kaybın sürmesi halinde belirtiler ağırlaşır. Çevredeki uyaranlara cevap azalır, olduğu yerde sallanma, vurma hareketleri görülür. Yemek yeme azalır, kusma ve ishaller başlar. Fiziksel gelişme duraksar, kilo kaybı artar, üzüntü ve küskünlük belirgindir. Yalancı zeka geriliği denen zihinsel işlevlerde gerileme olur. Uygun önlemler alınmazsa kalıcı geriliğe neden olabilir" diye konuştu.

Depresyonun belirtileri

Psikolog Derya Toparlak, depresyon belirtilerini şöyle sıralıyor:
"Mutsuzluk, kendini boşlukta hissetme, kolay ağlama, sık ağlama, sevdiği şeyleri yapmama, zevk almama, oyun oynamama, değersizlik duyusu, kimse tarafından sevilmediğini söyleme ya da az sevildiğinden şikayet etme, suçluluk duyguları, olup biteni kendi suçu olarak yorumlama, umutsuzluk, gergin ve sıkıntılı olma, kolay öfkelenme, az ya da çok yemek yeme, uyku bozuklukları, özellikle uykuya dalmada güçlük, huzursuz uyuma, kabuslar, alınganlık, aşırı hareketlilik, dikkat dağınıklığı, okul başarısında düşme, aile ilişkilerine bozulma, söz dinlememe ya da çok sessiz kalma, arkadaş problemlerinde artma, kendini dışlanmış ve yalnız hissetme, ölümden söz etme, korkma, intihar girişimi."
Belirtilerin zaman zaman tüm çocuklarda görülebildiğinin altını çizen Toparlak, "Depresyon tanısının konması için çoğu belirtinin 15 günden daha uzun sürmesi gerekiyor. Çocuklarda belirtiler ev ortamlarında daha belirgin olarak göze çarpıyor. Bir çocukta depresyondan şüphelendiğinde yapılan gereken, durumu önemseyip bir uzman desteği almak. Depresyonu tek bir nedene bağlamak doğru değil. Kişinin temel ve psikolojik özelliklerine ve çevrenin etkilerine göre ortaya çıkıyor. Ailesinde depresyon bulunma, hem kalıtımsal hem de olumsuz çevre koşulu olarak depresyon riskini arttırır" şeklinde konuştu.


Misafir 6 Mart 2006 22:16

Çok sevdiğiniz bir yavrunuz var ve çok mutlusunuz... Peki çocuğunuza 'mutlu olma kapasitesi' kazandırdığınızdan emin misiniz?

Anne ve babanın çocuğuna verebileceği en güzel hediye 'mutlu olma kapasitesi'dir. Çocuğunuza, ruhunu hayatı boyunca besleyecek 'pozitif bakış açısı' kazandırın. Bu çocukları, kendinden emin, optimist ve başarılı yapıyor. İşte şu basit yolları deneyin:

- Derslere, kurslara ara verip çocuğunuzla bire bir vakit geçirin. Onunla beraber yerde oturup yap boz yapın, mutfakta beraber omlet yapın, banyo yapmadan önce beraber yüzünüzü boyayın, parkta beraber kaydıraktan kayın.

- Değer yargılarını geliştirin. Ona sorumlulukları olan değerli bir vatandaş olduğunu aşılayın. Etrafındaki insanların hayatında fark yaratacak kapasitede olduğunu gösterin. Mesela kullanmadığı oyuncakları beraber biriktirip, bir derneye bağışlayın. Eski gazeteleri biriktirmeyi, geri dönüşümü ona onun dilinde anlatın.

- Aktivitelerde ona katılın, beraber bisiklete binin, beraber yüzmeye gidin, hem onu teşvik edersiniz hemde bol bol spor yapmış olursunuz.

Onu tebrik edin
- Çocuğunuzu iyi bir iş yaptığında tebrik edin, ona hangi konularda başarılı olduğunu açıkça anlatın. Mesela ödevini bitirdiğinde 'resminde kullandığın renkleri çok beğendim ...' gibi detay verin. Yaptığı proje hakkında konuşun. Çocuğunuzu hediye ile değil övgülerle ödüllendirin.

- Çocuğunuzun iyi yemek yemesine özen gösterin. Yemek aralarında yoğurt, meyva ve bol su verin. Yemek yemez diye öğün araları çocuğunuzu aç bırakmayın, hem piskolojisini etkiler hem de kilo kaybına neden olur.

- Çocuğunuza hayal gücünü kullanabileceği oyunlar yaratın. Resim yapmak hem hayal gücünü geliştirecektir hemde yaptığı resimden dolayı tatmin hissi doğacaktır.

- Günde 4 kere çocuğunuzu kucaklayın, 8 kere öpün, 16 kere ona gülümseyin. Tüm bunlar size kat kat geri dönecektir.

Lafını kesmeyin
- Çocuğunuzu dinlemesini öğrenin, lafını yarıda kesmeyin, başka bir işle ilgileniyorsanız, bırakın ve ona konsantre olun. Söylediği şeylerin önemli olduğunu onu dinleyerek gösterebilirsiniz. Bırakın aynı şeyleri tekrar etsin, siz hep aynı dikkatle dinleyin.

- Mükemmeliyetçiliği bırakın. Çocuğunuzun yarıda bıraktığı bir işi bitirmeye veya düzeltmeye çalışmanız onun kendine güvenini sarsar. Masayı silerken atladığı köşeyi tekrar silmeniz veya beraber diktiğiniz saksıyı düzeltmeniz ona yaptığı işin iyi olmadığı hissini verecektir. Bir daha çocuğunuzun yaptığı işi düzeltmek için elinizi uzattığınızda düşünün. Eğer yaptığı iş tehlike yaratmıyorsa, sağlığa zararlı değilse elinizi geri çekin.

- Karşılaştığı güçlükleri kendi başına aşmasını öğretin. Ayakkabı bağlarını yavaşta olsa bekleyin kendi bağlasın, çamaşırları asmanızda yardım etmek istiyor, beraber asın. Üstünden gelemeyeceği bir problemle karşılaştığında size problemi anlatmasını söyleyin ve çözümüne beraber karar verin.


Pollyanna 6 Mart 2006 22:58

http://siirperisi.elementserver.com/saglik/sp.image.40.jpgÇocuk eğitiminde yöntemler

Çocuk büyütmek sorumluluk isteyen ciddi bir iş ve bu konuda herkesin farklı görüşleri var. Kimi, kendi ailesinden nasıl gördüyse aynen bunu uygulamaya devam ederken, kimi de ailesinin kendisine uyguladığı ama kendisinin hoşlanmadığı yöntemlerden uzak durmaya bakıyor. Ancak hangi yöntemi kullanırsanız kullanın, önemli olan uyguladığınız eğitim şeklinin 21. yüzyıl çocuğuna uygun olmasıdır.

Çocuk eğitiminde 4 tip anne-baba olduğu söylenebilir. Bu yöntemleri inceleyerek hangi grupta yer aldığınızı ve bunların iyi ve kötü yanlarını görebilirsiniz.

Özgürlükçü anne-babalar
Bu tarz yaklaşım, özellikle de savaşın gaddarlığına bir tepki gibiydi ve 40 yıl önce oldukça popülerdi. Özgürlükçü anne-babalar çocuklarına sevgiyle yaklaşsalar da, genellikle konulması gereken sınırları, kuralları koymazlar.

Çocukların uygun olmayan davranışları çoğu zaman görmezden gelinir. Bu şekilde yetiştirilen çocukların genelde yaratıcı ve orijinal oldukları gözlemlenir. Ancak ortama uymakta zorlanır, dürtülerini denetlemede ve sorumluluk kabul etmede isteksiz davranırlar.

Açık ve net sınırlar olmaksızın çocuğun aklı karışır, kendini güvensiz hissedebilir ve yanlış kararlar alır.

Otoriter anne-babalar
Otoriter ebeveynler itaate değer verirler. Onlara göre hayatın nasıl yaşanacağı kurallarla kontrol edilir, her şey önceden şekillendirilir. Çocuk, kendini nasıl yöneteceğini öğrendiğinden değil, ama cezadan korktuğu için itaat etmeyi öğrenir. Bu tarz, günümüz toplum yapısına aykırıdır. Çünkü artık yeniliklere ve seçme hakkına değer verilmektedir.

Bedensel cezalar, çocukta problemlerin şiddetle çözümlenmesi gerektiğine dair bir kanı uyandırdığından, gene günümüz anlayışıyla bağdaşmaz. Sürekli emir almayı kabullenir şekilde yetiştirilen çocuk, istediği herkese kolayca öykünür ve etkinliklerde asla inisiyatifi eline almaz.

Pasif anne-babalar
Bu tip anne-babaların beklentisi azdır ve buna bağlı olarak verdikleri tepki de minimum olacaktır. Çocukla ters düşmemek için kural koymazlar. Çocuğun kendi başına büyümesine izin verdiklerini düşünürler. Buna karşılık çocuksa, anne-babasının ilgisiz olduğuna inanır. Bu tür ailelerin çocukları genellikle sosyalleşme yeteneklerini geliştiremediklerinden, ya çekingen, ya sinir bozucu veya egoist olurlar ve çoğu zaman da kendi güvenden yoksun kalırlar.

İlgili ve demokratik anne-babalar
Bu gruba giren ebeveynler, çocuklarına kayıtsız şartsız bir sevgi sunarlar. Ancak bunu yaparken uyması gereken birtakım kurallar belirlemeyi de ihmal etmezler. Çocuğun sorumluluk alması eğitimin öncelikleri arasındadır. Bu nedenle de çocuğa seçim yapması sağlanan pek çok fırsat sunulur ve yaptığı seçimlerin sonuçlarını yaşarken de ihtiyacı olan rehberlik verilir. Bu yöntem, günümüzün hızlı yaşantısı için en uygun yöntemdir. Bunun nedeni, artık seçeneklerin sınırsız olması ve bir şeyi yapmak için doğru olan birden fazla yöntemin olmasıdır. Bu şekilde eğitilen çocuk, sorumluluk duygusu geliştirir, daha akıllıca seçimler yapar, değişikliklere ayak uydurur ve kendine güveni oluşur.


GusinapsE 8 Mart 2006 07:26


Hayatın Dönüm Noktaları
Çocukluk Çağı'na İlginç Yorumlar
Doğumdan sonra çocuğun gelişimini izleyen onun anneyle babayla ve ailenin öteki üyeleriyle ve toplumsal çevresiyle ilişkilerini düzenleyen bir dizi kural, adet, tören, işlem ve pratik vardır. Çocuğun korunması, büyütülmesi, giderek bağlı bulunduğu grubun ya da kültürel ortamın benimsediği belli kalıplara, değer yargılarına kısaca modele uyması için bir çok aşamadan geçmesi gerekmektedir. Bu işlem ve pratikler, töre ve törenler önem ve sıralarına göre kimi zaman katı kimi zaman da esnek biçimde uygulanmaktadır.

Ad verme
Bunların ilki çocuğa ad konulmasıdır. Ad: bir kişinin, bir nesnenin, bir durumun ya da bir olayın adını koymadan onu bir belirtiyle, bir sıfatla nitelendirmeden rahat edilemez. Adsız her hangi bir şey, bir olay, bir durum çevrede tedirginlik yaratmaktadır.
Geleneksel kesimde çocuğa ad konması genellikle dinsel nitelikli bir törenle olmaktadır. Giderek etki gücünü yitirmekle beraber dinsel niteliğin yinede çoğu yerde etkinliğini sürdürdüğü görülmektedir.
Çocuğa ad koyma sıradan bir işi olmadığı için bu iş küçük çapta da olsa kutlanarak ve kutsanarak yerine getirilmektedir. Daha önce saptanmış olan “ad” ad koyma amacıyla düzenlenen toplantı sırasında çocuğa verilmektedir. Bu amaçla çağrılan din görevlisi veya dinselliğiyle tanınan saygın bir kişi ezan okumakta ve çocuğun kulağına üç kere adını söylemektedir. Ad hoca yoksa çocuğun babası ve dedesi tarafından da aynı uygulamalar yapılarak konulmaktadır.
Halk arasında çocuğa göbek adı koyma geleneği de yaygın bir uygulamadır. Çocuğun göbeği kesilirken konan ada “göbek adı” denmektedir.
Anadolu’da çocuğa göbek adı konulması;
- Çocuğun kabirde göbek adıyla çağrılacağı,
- Öte dünyada göbek adıyla çağrılacağı,
- Tövbe, talkın verilirken göbek adıyla çağrılacağı gibi dinsel nedenlerle açıklanmaktadır.
Kişinin asıl adının dışında özellikle yakınları ve bağlı bulunduğu grubun üyeleri tarafından çocuğa verilen ve rahatlıkla kullanılan bir ad konulmaktadır. Buna “takma ad” denmektedir. Bu daha çok geleneksel kesimlerde özellikle köylerde görülmektedir.


Süt verme

Modern tıp ve geleneksel kültür çocuğun en sağlıklı beslenme biçiminin anne sütüyle beslenme olduğu konusunda birleşmektedir.
Geleneksel kültürde çocuğa ilk süt üç ezan beklendikten sonra verilmektedir. Bu uygulamayla çocuğun ileriki yaşamında sabırlı olacağına inanılmaktadır. Kadının ilk sütüne “ağız” denmektedir. Ağız sütünü çocuk emmektedir. Ağız emmeyen çocuğun ileriki yaşamında zayıf ve güçsüz olacağına inanılmaktadır.
Geleneksel kültürde erkek çocukları kız çocuklarına göre daha çok emzirilmektedir. Bu davranışın nedeni oğlan çocuğunun daha güçlü ve kuvvetli olması isteğinden kaynaklanmaktadır.

Diş hediği

Çocuğun biyolojik gelişiminin en önemli belirtilerinden birisi olan diş çıkarma halkımız tarafından genellikle bir törenle kutlanmaktadır. Yiyeceklerin öğütülmesinde, ezilmesinde, parçalanmasında birinci derecede rolü olan dişin ortaya çıkışı nedeniyle düzenlenen bu tören ve eğlencede yiyeceği kutsama, çocuğun rızkını artırma, bereketi çoğaltma gibi dilekler yatmaktadır. Bu törende çocuğun dişlerinin sağlam ve düzgün olmasına yönelik de bir dizi geleneksel uygulama ve pratiklere de baş vurulmaktadır.
Değişik bölgelerde değişik adlarla anılan bu tören ve eğlencenin halk arasındaki en yaygın adı “diş hediği”dir. Değişik bölgelerde ise; “diş aşı”, “diş bulguru”, “diş buğdayı” olarak tanımlanmaktadır.

Çocuğun yürümesi

Çocukluk çağının biyolojik aşamalarından çocuğun yürümesi ile ilgili olan dönemdir. Geçmişte normal zamanda yürümeyen, yürümesi geciken ya da yürürken sürekli olarak düşen çocuklar için bir takım uygulama ve pratiklere baş vurulmaktaydı.
Bunlara örnek olarak;
- Çocuğun topuklarına yumurta sürmek,
- Çocuğu ceviz yaprağı ve tuz atılmış suda yıkamak,
- Çocuğu çeşitli ziyaretlere götürmek gibi uygulamalar örnek olarak verilebilir.

Çocuğun konuşması

Anadolu’da konuşamayan ve konuşması geciken çocuklar içinde bir takım çarelere baş vurulmaktadır. Bu çareler ve işlemler başlıca üç grupta toplanmaktadır. Bunlar açma, kesme ve okuma işlemleri olarak sınıflandırılmaktadır.
Bu uygulamalara örnek olarak;
- Konuşmayan çocuk ziyaretlere götürülerek ağzı anahtar ile açılır,
- Dil bağı kesilir,
- Nefesi kuvvetli hocalara okutulur vb. pratikler verilebilir.

Çocuğun tırnağının kesilmesi

Anadolu’da çocuğun tırnaklarının ilk olarak kesilmesiyle ilgili olarak yapılan uygulama ve pratikler de oldukça yaygındır. Buna en yaygın uygulama olarak; çocuğun ilk tırnakları kesildikten sonra eli, içinde paralar bulunan bir keseye sokturulmaktadır. Çocuğun oradan aldığı para erkekse büyüdüğü zaman kuracağı işin sermayesine, kız ise çeyizine kullanılacak ilk para olarak saklanmaktadır.

Çocuğu nazardan koruma

İslam ülkelerinde bu arada Anadolu’da nazar inancı çok yaygındır. Her türlü canlı, cansız varlıkları tehdit ettiğine inanılan nazar daha çok çocuklar üzerinde etkili olacağı inancı yaygındır. Bu nedenle çocukları nazardan korumaya yönelik alınan önlemler geçmişte olduğu gibi günümüzde de oldukça sık rastlanmaktadır.
Bu uygulamalara örnek olarak;
- Çocukların isteyerek pis gezdirilmesi,
- Çocukların nefesi kuvvetli birisine okutulması,
- Ziyaret yerlerine götürülmesi gibi örnekler verilebilir


Misafir 11 Mart 2006 14:12

Çocuğunuza doğru davranış kurallarını nasıl kazandırmalısınız?
HALİT ERTUĞRUL
ÇOCUKLARINIZA bir doğruyu anlatmak, iyi bir davranışı kazandırmak ve güzel bir yaklaşımı göstermek için önce kendinizi, daha sonra da çocuğunuzu çok iyi tanımanız gereklidir. Eğer, öncelikle kendinizde bir eksiklik varsa bunu düzeltmelisiniz. Kendinizi düzeltemezseniz ve yeterli hale getiremezseniz, çocuğunuza kazandırmak istediğiniz doğru ve iyi davranışları da tam anlamıyla gösteremezsiniz ve ortaya koyamazsınız.
Ani ve sert tepki veren, kızan, bağırıp çağıran, emreden, tehdit eden, eksik bilgiye sahip olan, davranış metotlarını bilemeyen, başarısız olduğunda çocuğu suçlayan ve daha bir çok olumsuz davranış içinde bulunan bir anne ve baba, çocuğuna hangi “iyiyi” ve “doğruyu” kavratabilir?
ÇOCUKLARA DOĞRU KURALLAR GÖSTERİLMELİ VE İYİ DAVRANIŞLAR SERGİLENMELİ
Bunları şöyle sıralamak mümkündür:
1) Çocuklarınıza kazandıracağınız davranışın amacı, onun sorumluluk almasını geliştirmek ve kendi kişiliğinin farkına varmasını sağlamak olmalıdır.
2) Çocuğunuza hoşgörü içinde ve yumuşak bir şekilde davranmanız, onun sizin davranışlarınızı taklit etmesini sağlar ve doğru davranışa özendirir.
3) Çocuğunuza değer verdiğiniz ve davranışlarını hoşgörüyle karşıladığınız takdirde, o da sizin sözlerinize değer verip sizi dinleyecektir.
4) Çocuk doğru olanı bildiği halde, yanlış yapmaya devam ediyorsa, buna sabır göstererek, doğru davranışlar göstermeye devam etmelidir. Yoksa yanlış davranışa sert tepki, onun daha da yanlış yapmasını veya yanlışta inat etmesini netice verecektir. Anne baba, şunu bilmelidir ki, çocuğun psikolojik dünyasında, doğru bildiği şeyleri bile zaman zaman yanlış yapma eğilimi vardır.
5) Çocuklara sürekli aynı şeyleri anlatmak, onları sıkar. Yapmasını istediğiniz bir davranışa karşı ön yargı ve hatta tiksinti oluşturur. Bunun yerine, yapmasını istediğiniz bir davranışın nasıl yapılacağını yaşantınızda göstermeye çalışın.
6) Çocuğunuzun olumsuz davranışlarını zorla ve tehditle, kalıcı bir şekilde değiştiremeyeceğinizi bilmeniz lazımdır. Sizin baskınızla değişiyor gözükür, ama başka yerde yapmaya devam eder. Çocukla ilgili bu gibi problemlerin aşılmasında en etkili metot, çocukla birlikte, onu kırmadan ona doğruyu göstermektir. Yoksa sert emirlerle yanlışlar düzeltilemez.
7) Çocuğunuza, gününü ve zamanını nasıl planlayacağını, canlı ve somut örneklerle gösterin. Tabii ki önce, sizin gününüzü nasıl planladığınızı ve nasıl verimli bir şekilde kullandığınızı çocuğunuz görmelidir. Zamanını anlamsız şeylerle dolduran bir anne ve baba: “Kalk oğlum dersine çalış, sen bizim gibi yapma.” Demekle çocuğuna etkili olamayacaktır.
8) Çocuğunuzla sürekli bir yakınlık ve diyalog kurmak için, büyük adam gibi karşınıza oturtun, birlikte çay veya limonata içerek dertleşin ve sohbet edin. Halini-hatırını, derslerini sorun. Yanlış giden bir şey varsa: “Bunu nasıl düzeltelim?” diye birlikte çareler arayın veya “Seni bu günlerde daha iyi görüyorum” diyerek onu cesaretlendirin ve ümidini artırın. O zaman çocuk kendiliğinden hızlanacak ve sizlere mahçup olmamak için çalışmasını hızlandıracaktır.
9) Çocuğunuza eşyalarını, giysilerini, çantasını, kalemini, defterini... vs. nasıl kullanacağını ve onların değerini kavratmaya çalışın. Bunun için en sağlıklı yol: “Onlar senin malındır. Bunları kullanmak ve korumak da senin vazifendir.” gibi sözlerle, ona mülkiyet ve malikiyet duygularını kazandırmaya çalışmaktır.
10) Çocuğunuza paranın ve parayı kullanmanın önemini kavratmalısınız. Öncelikle paranın bir araç olduğunu, iyi kullanılırsa faydalı, kötü kullanılırsa zararlı olduğunu göstermelisiniz. Parayı düzenli ve tasarruflu kullanmanın ne anlama geldiğini örneklerle ortaya koymalısınız. Bu şekilde çocuk, parasını rastgele değil, gerektiğinde kullanabilecek davranışı elde etmelidir.
11) Çocuklarınıza parayı her istediği zaman değil, haftada veya ayda bir kez verin. Verdiğiniz bu parayla, hafta veya ay sonuna kadar çıkması gerektiğini öğütleyin. Bu şekilde çocuk, bir daha para alamayacağını bilir ve parasını planlı ve tasarruflu kullanma anlayışını kavrar.
12) Çocuğunuzun sırlarını alaya almayın ve bunlara değer verin. Eğer yanlış bir şey görürseniz, bunu, kırmadan ve üzmeden düzeltmeye çalışın.
13) Çocukların eğitimi konusunda anne baba arasında birlik ve bütünlük oluşturun. Çocuğa karşı davranışlarınızda farklı yaklaşımlar olmasın. Çocuğu biriniz kollarken, diğeriniz kızmayın. Bu, çok zararlı ve tehlikelidir.
14) Çocuklar arasında zaman zaman sürtüşmeler olacaktır. Anne baba bu durumda çok dikkatli olmalıdır. Tam anlamıyla bir hakem rolü oynamalıdır. Çocuklar bu şekilde hem bölüşüm ve paylaşım duygularını kazanırlar, hem de birbirlerine tercih edilmemelerinden dolayı, küsüp, dışlanmış hissetmezler.
15) Çocuklarınıza karşı yanlış bir şey yaptığınız zaman veya onları üzdüğünüzün farkına varmadığınız zaman, onlardan özür dileyip gönüllerini almayı bilin. Yoksa çocuk sizden soğur ve size karşı bir antipati beslemeye başlar. Siz yanlış bir davranışınızdan dolayı çocuğunuzdan özür dilerseniz, çocuk da olumsuz bir davranışı için özür dilemeyi öğrenir.
16) Çocuğunuzla asla sert bir tartışma ortamına girmeyin. Sert tartışmanın galibi veya mağlubu yoktur. Tansiyonu yüksek bir kaşılaşmanın ortamı daha da çok gerginleştireceğini, birbirinizin gözünde olumsuz izlenimlerin daha da artacağını unutmayın.
17) Çocuğunuzdan bir şey isterken, ne istediğiniz değil, nasıl istediğiniz önemlidir. Ses tonunuz, yaklaşımınız ve davranış şekliniz, bazen en zor isteklerin bile kabul görmesini sağlar. Ama yaklaşımınız ve tavrınız olumsuz olduğunda, en basit isteğe bile “ret” cevabı alabilirsiniz. İsteklerinizde beden dilinize çok dikkat edin.
18) Çocuğunuzun yaptığı bir şeyden hoşlandığınızda bunun sebebini belirtin. Böylece niçin hoşlandığınızın nedenini çocuğunuz öğrenmiş olur. Bundan böyle bu tür davranışları sürdürmek ister.
19) Çocuğunuzla birlikte iş yapma, birlikte gezme ve birlikte olma imkânı bulmaya çalışın. Bu, aranızdaki iletişimi hızlandırır ve birbirinizi daha iyi tanıma fırsatı verir.
20) Çocuğunuzun olumsuz davranışlarını ve yaptığı yanlışlıkları asla başkasının yanında anlatmayın. Yalnızca kendisine söyleyin ve bir daha yapmaması halinde affettiğinizi ifade edin.
21) Çocuğunuzun yaptığı yanlış bir işe: “Bu yanlış olmuş.” Diyerek kestirip atmayın. “Bu konuyu iyi düşündün mü? Şöyle olsa nasıl olurdu?” gibi alternatifler sunun.
22) Çocuğunuzu olgunlaştıracak olan şey sorumluluk almasıdır. Bunun için de hata yapmasını göze almak ve bunu kabullenmek gerekir.
Çocuğunuza ne kadar çok kural koyarsanız o kadar çok problem yaşarsınız ve disiplin sorununun çıkmasına yol açarsınız. Unutmayın ki, güce dayanan otorite, çocukları sizden uzaklaştırır. Bilgi ve hoşgörüye dayanan otorite ise yakınlaştırır, danışma ihtiyacı doğurur. Bu şekilde çocuğunuzu daha kolay etkilersiniz.



Pollyanna 11 Mart 2006 15:29

Bir erkek cocugun kaleminden cikmis bu yaziyi siz de okuyun lutfen...


ANNE,

dunyada karsilik beklemeden borek yapan tek insandir ...
karsiliksiz sevginin ete kemige burunmus halidir !
ne kadar uzsen de 10 dakka sonra seni affeden zarif bir memeli turudur,
yagli bile olsa tiksinmeden sacini oksayan, kucagina yatiran, opup
koklayan tek varliktir, melegin sut verebilenidir.
yarasin diye muhallebinin icine ciger katarak cocuguna yediren manyaklik
derecesinde yaraticidir.
yemek yemeyen cocugun dikkatini cekmek icin elindeki tencere ve
tavalarla maymunluk yapabilen kisidir, kafayi cocuklariyla bozmus, gobek
bagi kopsa da yurek bagi asla kopmayan, sevgi dolu fedakar insan
disisidir bulasik, utu, vb yaparkene bile automatik olarak cene calan,
kendi kendine konusan, anne ne diyon dediginizde 'sen kendi isine bak,
bi de senle ugrasmayayim' seklinde asortik cevaplar verendir, "Ulen eve
bi saat gec gelsek vır vır vır" seklinde kari dırdırı denen mereti
erkeklere daha kucukten belletendir, yemek uzmani, duzen insani,
bilgili, kulturlu - her seyi bilen sahsiyetdir, yavrularini yol
tarafından degil, kaldirim tarafindan yurutendir, dizi dizi incidir
lakin gerektiginde laf sokma dalında da birincidir, sevgiliden ayrilma
haberi verildiginde, "amaaan ben sana daha guzelini bulurum" diyebilen
komik bir karakterdir, ''Oglum aradim yoktun. Bende mesaj atayim dedim
sana. Gelince ara beni emi aslan evladim. Sapkasiz cikma o karilarla.
Kara borulcem benim optum annen''
seklinde mesajlar atabilen, teknolojiyi israrla reddeden,
kabullenemeyen, kafasina gore yorumlayan bilisim dusmanidir,
*** ama ... ama dunyanın en guzel kucagina sahip, en guzel kokan,
harikulade bir varlıktir *** olmadik yerlerde "iyi ki dogurmusum ulen
seni!" diyen ve benim hatirima benimle freddy mercury dinleyen bir sabir
agacidir, evlatlarını asla ayırmayan, aynı zamanda birbirinden koruyan
guc abidesidir evde biryere uzandiginiz an orada temizlik yapacagi
tutan, temizlik konusunda kayisi kopardigindan temizlikci gelecek diye
evi temizleyen
balans ayari kacmis temizlik kaynagidir,
mutfakta yasayan, evde herkesi idare eden ve geceleri baba denen
yasal
sevgilisiyle sevisen bi tur canlidir,
iyiligin, merhametin, acaaip bir sefkatin, sadakatin, sevginin
guclerini
birlestirdigi sonsuz bakiredir !!
oglunun damat - kizinin gelin oldugunu gorunce,
cocugu mezun olunca,
cocugu gol atınca,
cocugu hasta olunca,
cocugu askere gidince,
asmali kabagi seyredince,
dolar yukselince velhasil buna benzer ota-***a bissuru seye
aglayabilen,
bu mesaji okurken duygulanip - gozleri dolabilen, aglamaya meyilli
bir
yapisi olan duygu pinaridir,
son kiiii uc dort;
uzakta dursa da yakin hissedilen,
canı hep istenen, asla vazgecilmeyen,
dizinin dibinde olmak istenen,
evlatlarin varligini varligina armagan edebilecegi,
*** islak - kuru ama heeeep duygulu***
disi modelidir !!!


GusinapsE 17 Mart 2006 05:21

BAZI AŞILAR HAKKINDA BİLGİ

Çocuk Felci Aşısı (TOPV)
Çocuk felci, "poliovirus" adı verilen mikroorganizmanın neden olduğu önemli bir hastalıktır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde ciddi bir toplum sağlığı sorunudur. Basit bir gripal infeksiyon gibi ilk belirtilerini veren hastalık, bir hafta içinde ortaya çıkan, bacaklardan başlayıp yukarı doğru ilerleyen felç tablosuyla dramatik bir hal alır. Kaslardaki güçsüzlük, solunum adalelerini de içine alırsa, destek sağlanmadığı taktirde ölüme neden olabilir. Felç gelişen olgularda ölüm sıklığı % 5 -10, sakat kalma oranıysa %40 kadardır. Hastalığın herhangi bir tedavisi olmadığı için aşıyla korunma çok çok önemlidir.

İlk çocuk felci salgını 1887 yılında Stockholm'de tanımlanmıştır. 1950'li yıllara dek denenen çeşitli aşılama yöntemleri başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 1954 yılında Salk ölü çocuk felci aşısını (IPV), 1957'de Sabin canlı-zayıflatılmış-ağızdan uygulanan çocuk felci aşısını (TOPV) geliştirmiştir. Bu gün hala bu iki araştırıcının aşıları yaygın olarak kullanılmaktadır.

Canlı polio (çocuk felci) aşısının kullanımı kolaydır. Ağızdan iki damla verilerek uygulanır. Uygulama sonrasında emzirmenin bir zararı olmamakla birlikte, aşının çıkarılması olasılığına karşı bebek yakından izlenmelidir. Kusulursa aşı tekrarlanmalıdır. Ölü aşı ise iğneyle adale içine verildiği için uygulanması daha zordur. Ancak yan etki sıklığı çok daha azdır.

Ağızdan verilen çocuk felci aşısının (oral polio) toplumsal bağışıklığın sağlanmasında özel bir rolü vardır. Zayıflatılmış aşı virusu dışkıyla atıldığı için özellikle kampanyalar aracılığıyla tüm ülkeye yayılır, virusla temas eden aşılanmamış çocuklar da dolaylı olarak bağışıklık kazanırlar. Ülkemizde canlı aşı, kullanım kolaylığı yanında bu nedenle de tercih edilmektedir. Gelişmiş ülkelerde ise ölü aşı ön planda yer almaktadır.


Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak Aşısı
Kızamıkçık infeksiyonu bütün dünyada yaygın olarak görülmektedir. Çeşitli ülkelerde yapılan çalışmalarda doğurganlık çağındaki kadınların ortalama %20'sinin kızamıkçık geçirmemiş olduğu gösterilmiştir. Kızamıkçık genellikle solunum yoluyla bulaşır. Annenin gebeliğinin ilk üç ayında kızamıkçık geçirmesi durumunda bebeğin etkilenme olasılığı çok yüksektir.

Kızamıkçık hastalığı yüz yıllardır varolmasına rağmen, gebelikte geçirildiğinde çocukta katarakt, doğumsal kalp anomalileri vb anomalilere yolaçabileceğine ilk kez 1941 yılında Dr. Gregg tarafından dikkat çekilmiştir. 1960'lı yılların başlarında geliştirilen aşıyla hastalığa karşı korunmada ilk başarılı adım atılmıştır.

Hastalık çoğunlukla deri döküntüleriyle başlar. Bazan halsizlik, baş ağrısı ve hafif ateş gözlenebilir. Döküntüler üç gün içinde kaybolur. Ensede, kulak ardında ve boyunda lenf bezelerinin şişmesi oldukça tipik bir bulgudur.

Hamilelikte annenin geçirdiği kızamıkçık infeksiyonunun bebeği belirgin biçimde etkilemesi nedeniyle hastalığın önlenmesi çok önemlidir. Birçok gebe kadında, infeksiyon sonucu düşük meydana gelirken, yaşayan önemli sayıda bebekte doğumsal anormallikler meydana gelir. Göz ve kalp anomalileri, küçük kafa ve zeka geriliği ortaya çıkabilir.

Kızamıkçığa karşı aşılamada asıl amaç, hamile kadınların anormal çocuk doğurmalarına yol açan bu hastalığın önlenmesidir. Doğurganlık çağına gelmeden genç kızların aşılanarak kızamıkçığa karşı bağışıklanmaları gerekmektedir. Tüm çocukların 15 aylık ve 5 yaşında iki kez MMR aşısıyla aşılanmasıyla bu sorun çözümlenmiştir. Eğer bir kadın kızamıkçık geçirmemişse ve gebe kalmayı düşünüyorsa hamile kalmadan en erken üç ay önce aşılanmalıdır.

Kabakulak, ilk kez milattan 5 yüzyıl önce modern tıbbın babası Hipokrat tarafından tanımlanmıştır. İkinci dünya savaşında askerler arasında salgınlar yaparak dikkat çekmiştir. 1960'lı yıllarda yaygın olarak uygulanmaya başlanan MMR aşısıyla sıklığı belirgin olarak azalmıştır. Ancak ülkemizde hala her yıl çok sayıda vaka tespit edilmektedir. Özel kurum ve kuruluşlar tarafından rutine konmuş olan MMR aşısı uygulaması giderek yaygınlaşmaktadır.

Hastalık 16-18 günlük kuluçka devresinden sonra tükrük bezlerinin şişmesiyle kendini belli eder. Çocuklarda selim seyreden bir hastalık olmakla birlikte %10 oranında menejite yol açar. Ancak menejit tablosu nadiren hayatı tehdit eder. Yetişkin erkeklerde %20-30 olasılıkla testislerde şişme ve iltihap meydana gelebilir. Heriki testis etkilendiğinde kısırlığa yol açabilir.

9 aylıkken kızamık aşısı uygulanmış olan bebeklere 15 aylık olduklarında kızamık-kızamıkçık-kabakulak (MMR) aşısı yapılması tavsiye edilir. Eğer çocuğa kızamık aşsı yapılamamışsa 12 aylıktan itibaren MMR uygulanabilir. Kızamık-kızamıkçık kabakulak aşısının 5 yaşında tekrarlanması gerekmektedir.


http://www.mutluyasam.com/images/tbl_bottom_left_crnr.gif



Su Çiçeği Aşısı
Su çiçeği, en sık 5 - 10 yaşları arasında görülen, son derece bulaşıcı bir çocukluk çağı hastalığıdır. Doğrudan temas ve hava yoluyla bulaşır. Kuluçka süresi genellikle 14 - 16 gündür. Döküntüler ortaya çıkmadan 2 gün öncesiyle tamamen kabuklandığı 7 gün sonrası arasında bulaştırıcılık söz konusudur. Ateş, halsizlik, iştahsızlık yakınmalarını takiben ciltte önce kırmızı döküntüler belirir, daha sonra içinde sıvı biriken lezyonlar patlayarak kabuklanır. Kaşıntı her zaman vardır.

Hamileyken su çiçeği geçiren kadınların bebeklerinde düşük doğum ağırlığı, beyinde gelişim kusuru, havale, zeka geriliği, katarakt, küçük kafa, kafa içinde kireç birikimleri ve ciltte nedbeler ortaya çıkabilir.

Su çiçeği geçirmekte olan çocuklarda döküntülerin mikrop kapması sık rastlanan bir sorundur. Antimikrobiyal tedavi gerekir. Nadiren zatürre, ciddi kanamalar, kalp ve zarlarında iltihaplanma, testis iltihabı, hepatit, ülserli gastrit, nefrit ve artrit meydana gelebilir. Beyin iltihabı, yürüme bozukluğu, titremeler şeklinde sinir sistemi bulguları olabilir. Bağışıklık yetersizliği olanlarda hastalık iç organlara yayılabilir. Su çiçeği özellikle kan kanseri olan çocuklarda önemli bir ölüm nedenidir.

Tedavide ateş düşürücü kullanımı, ılık-soğuk banyo ve temizlik önde gelir. Karaciğeri etkileyebileceğinden su çiçeğinde aspirin kullanılmaması tavsiye edilir. Hastalığa karşı korunmada canlı, zayıflatılmış, etkili ve güvenilir bir aşı mevcuttur. Amerikan Pediatri Akademisi tarafından 15 aylık çocuklara kızamık kızamıkçık kabakulak aşısıyla aynı anda rutin olarak uygulanması önerilmektedir. Su çiçeğiyle temas sonrasında korunma için özgün gamma globulin olan "Zoster Immun Globulin" kullanılablir. Özellikle doğumdan 5 gün öncesiyle 2 gün sonrası arasında su çiçeği geçiren annelerin bebeklerine, su çiçeği geçirmemiş annelerin prematüre bebeklerine uygulanması tavsiye edilmektedi


Asellüler Boğmaca Aşısı
Boğmaca yılda ortalama 40 milyon kişiyi etkilemekte ve her yıl bütün dünyada yaklaşık 340 bin ölüme yol açmaktadır. Aşılama, boğmacanın önlenmesinde etkili bir yöntemdir. Yıllardır kullanılan tam hücreli aşının koruyuculuğu oldukça yüksektir (Karma aşı içinde yer alır: DTP). Ancak bazı çocuklarda ortaya çıkan yan etkiler sonucu aşının takvim dışı bırakılması, bu çocukların boğmacaya karşı korunmasız kalmalarına neden olmuştur.

Tam hücreli boğmaca aşısının en kaygı duyulan yan etkisi, yüksek ateş ve havale geçirme şeklinde ortaya çıkan komplikasyonlardır. Yüksek ateş (40.5º C), inatçı durdurulamayan ağlamalar, ve konvülzyonlar boğmacanın takvim dışı bırakılmasını gerektirmektedir. Bu yan etkinin sıklıkla ortaya çıkışı aşı şemalarına uyumu zaman zaman güçleştirmektedir. Hücresiz formda daha az yan etki ortaya çıktığı ifade edilmektedir. DTaP şeklinde karma aşı olarak yapılmakta, bazı gelişmiş ülkelerde rutin olarak uygulanmaktadır. İlerleyici merkezi sinir sistemi hastalığı olanlara tam hücreli aşı yapılmamalıdır.




Hi-LaL 17 Mart 2006 05:58

Çocuk ve Hayvan Sevgisi

Yeryüzünde sadece insanlar yaşamıyor, onlar, birçok canlı türü içinde sadece biri. Bu canlı türleri de varoluş nedeni ve halihazırdaki işlevleri ile, birbirini tamamlayarak, bir döngü biçiminde karşılıklı etkileşerek gerek ekolojik, gerek biyolojik ve gerekse insanlar için geçerli olan ruhsal boyutlarda yaşamlarını anlamlı kılmaktadırlar. Doğanın gereği de budur. Birisindeki eksikliğin bu döngüyü olumsuz yönde etkileyerek diğerlerinin varoluşlarının veya işlevlerinin aksamasına neden olduğu bilinmekte ve "Çevrecilik" akımları tarafından çok açık bir biçimde vurgulanmaktadır.

İnsan gelişiminde de hayvanların, bitkilerin özellikle de evcil hayvanların katkısı sanıldığından daha çoktur.

Çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimi bir bütünlük içinde ve birbirini az yada çok etkileyerek tamamlanır. Çocuk önce kendini ve kendi dışındaki dünyayı beş duyusu ile algılar, algıladıklarını da taklit ederek, onlarla karşılıklı ilişkiye girerek öğrenir. Özellikle de bu karşılıklı ilişkinin kiminle? nasıl? ne sıklıkla? olduğu onun zihinsel, ruhsal, sosyal gelişimini yakından etkiler.

Muhakkak ki bu ilişkideki önemli kişiler önce annesi ve diğer aile bireyleri, daha sonraları da yakın ve uzak çevresindeki insanlardır. Hayvan ve bitkiler de gerek canlı, gerekse cansız (oyuncak) halleri ile çocuğun dünyasına bebeklikten itibaren girerler.

- Özel bir bebek veya oyuncak ayıcık çocuğun annesinden sonra en yakın arkadaşı olabilir. Bu oyuncak ayıcık veya bebek onun sırlarını paylaşır, kızgınlığına katlanır, huzursuzluğunu giderir. Evcil hayvanlarda aynen bu oyuncaklar gibi çocuğun yaşamında etkili olabilirler.

- Çocuk bir evcil hayvan ile insanlarla nasıl sosyalleşileceğinin provalarını yapabilir, mutluluğunu veya mutsuzluğunu paylaşabilir, öfkesini ona bağırarak giderebilir. Ona bakarak birine birşeyler vermenin, yardım etmenin zevkini tadabilir, onu sahiplenerek bağlılık duygusunun farkına varabilir.

- Yine çocuk evcil hayvana bir şeyler öğreterek, kendi bir şeyler öğrenir, korkularını onun üzerinde deneyerek yenebilir ve de insan ilişkisinin temelini oluşturan sevmeyi, vermeyi, korumayı bağımsız bir kişi olmayı öğrenir.


Doğaldır ki; bu sayılan ruhsal ve sosyal süreçler sadece hayvanların yardımıyla yapılabilir anlamına gelmez, ancak bir yerde bir süre için çocuğun hayatına katkıda bulunabilir. Özellikle de çocuğun herhangi bir nedenle yoksunluk yaşadığı durum ve zamanlarda bu katkısı daha da artacaktır. Örneğin: Sevdiği birini kaybettiğinde, ev okul değişikliklerinde ana-babanın ayrılıklarında çocuk için bu evcil hayvan "bir yerine koyma", paylaşma işlevi görebilir.

Kuşkusuz ki bütün bunların yanı sıra çocuk yaşadığı dünyayı doğasıyla, bitkisiyle, hayvanları ile bir bütün olarak algılayacak ve kabullenecek bu da onun hem birey olarak daha mutlu olmasına, hem de sosyal bir varlık olarak daha saygılı, daha verici olmasına yardımcı olacaktır.

Doç. Dr. Şahnur Şener




GusinapsE 18 Mart 2006 18:38

ÇOCUKLARDA DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

Çocuklarda en çok görülen duygusal ve davranışsal sorunların başında kıskançlık, tik, tırnak yeme, parmak emme ve kekemelik geliyor.

KISKANÇLIK :
Öfke, nefret, kendine acıma, üzüntü gibi duygulardan kaynaklanmaktadır. Kardeşin doğması genellikle çocukta ilk kıskançlık duygularını ortaya çıkarıyor.
Çocuk kıskançlık duygularını nasıl ifade eder?
  • Saldırganlık
  • Kıskanılan kişiye aşırı sevgi gösterme
  • Hayal oyunları
  • Gerileme
Ailenin yaklaşımı nasıl olmalıdır?
  • Anne - babanın yeterli ilgi ve sevgi göstermesi gerekir
  • Çocuğun kıskançlık duyguları görmezlikten gelinmeli, bu konuda sözlü bir uyarıda bulunulmamalıdır.
  • Kıskançlık yeni bir kardeşin gelmesi ile ilgili ise kardeşin bakımında rol alması istenir.
TİK :
İstem dışı amaçsız tekrarlayan kas hareketidir. Yüz ve boyunda daha sık görülür. Bunlar göz kırpma, dudak emme, burnunu çekme, yüzünü veya burnunu kırıştırma, omuz oynatma, boğaz temizleme, öksürmedir. Birden fazla tik bir arada görülebilir. Zaman zaman tiklerin sıklığı ve şiddeti değişebilir. Uykuda kaybolurla, stresle de artarlar.
Tik ne zaman ortaya çıkar?

Sıklıkla 4 - 10 yaşlar arasında görülür. Geçici yada uzun süreli olabilir. Bazen geçtiğinde bile sıkıntılı durumlarda tekrar ortaya çıkabilir. Çocukta iç çatışma ve sıkıntının göstergesidir. Tikler pasif, içe kapanık, kendine güveni olmayan, korkulu öfkeli, yorgun çocuklarda daha sık görülür. Ayrıca aile ortamının iyi olmadığı durumlarda da görülebilir.

Ailenin yaklaşımı nasıl olmalıdır?
  • Tikin hangi durumlarda ne sıklıkla ortaya çıktığı, ne tür bir tik olduğu belirlenmeli.
  • Çocuğun güven duygusu geliştirilmeli.
  • Aile çocuğun tikini eleştirmemeli, düzeltmeye çalışmamalı.
  • Aile içi iletişime dikkat edilmeli.
  • Çocuğa sorunlarla başa çıkma ve fiziksel rahatlamayı sağlayıcı aktiviteler öğretilmeli.
TIRNAK YEME :
Tırnak yeme nedir?
Gerilim azaltıcı bir davranıştır. 3 - 4 yaştan sonra başlar, 15 - 16 yaşında bazen de yetişkin döneme kadar sürer.

Çocuklar ne zaman tırnak yer?
Heyecanlandıklarında, korkulu bir film izlerken, sınava girerken vb. durumlarda. Bazen de gerilim olmasa da alıştıkları için tırnak yerler.

Tırnak yeme hangi ailelerde görülür?
Otoriteler, çocuğa güven vermeyen, baskıcı, devamlı eleştiren, azarlayan, ilgisiz, sevgisiz ailelerde daha sık görülür. Ayrıca ailelerde ve yakın çevrede tırnak yiyen birinin bulunması bu alışkanlığın gelişmesine neden olabilir.

Tırnak yeme nasıl önlenebilir?
  • En etkili yaklaşım 3 - 4 yaşına kadar bu alışkanlığın görmezlikten gelmesidir.
  • Öncelikle çocuğun hangi durumlarda tırnak yediği belirlenmeli.
  • Çocuğa yenmemiş tırnağın güzel olduğu fazla üzerinde durmadan anlatılmalı.
  • Okul çağındaki kız çocuklarına, manikür takımı oje vs. alınmalı.
  • Çocuğa zaman verilmeli fazla zorlanmamalı .
  • Güven duygusunun gelişmesini sağlamalı.
PARMAK EMME :

Parmak emme nasıl bir davranıştır?
Parmak emme zararsız bir davranıştır ve gelişmenin doğal bir parçasıdır Gerilimi azaltır. Ancak 5 - 6 yaşlarından sonra parmak emme davranışı rahatsız edici şekilde ve sürekli devam ediyorsa sorun oluşturabilir.

Çocuk parmağını ne zaman emer?
Genellikle 3 - 4 aylardan sonra, beslenmeyi izleyen saatlerde başlar. Çocuklar uykuya dalarken, acıkınca, korkunca, beslenmeden sonra, sıkıntıda olduklarında, anneden ayrıldıkları zamanlarda parmak emerler. Parmak emme dişleri etkilemez. Beslenme ile ilişkili değildir. Aşırı koruyuculuk, çocuktan beklenti, ilgisizlik ve sevgisizlik buna neden olabilir. Burada önemli olan gerileme belirtisi olan bu alışkanlığın etkenleri anne baba tarafından keşfedilerek ortadan kaldırılabilir.

Parmak emen bir çocuğa nasıl yaklaşılır?
  • Bu durum sorun haline getirilmemeli.
  • Aile bu davranış karşısında sakin olmalı.
  • Çocuğun meme veya biberonu istediği kadar emmesine izin verilmeli.
  • Çocuk 2_3 yaşında ve parmağını bir sorunla karşılaştığında emiyorsa, üzerinde durulmamalı.
  • Çocuk büyüdükten sonra hala parmak emmede ısrar ediyorsa, tehdit etmek, yanlış olduğunu söylemek, parmağına acı sürerek yasaklamak, ödüllendirmek veya utandırmak bu davranışın kalıcı olmasına neden olabilir.
Yapılması gerekenler nelerdir?
  • Güven duygusu geliştirilmeye çalışmak.
  • Dikkatini başka yöne çekmek.
  • Bireysel ve grup oyunlarına katılmasını sağlamak.
  • Başka yollardan doyum sağlanmasına çalışmak
  • İlk yaş içinde zararlı bir davranış olmadığını unutmamak.
KEKEMELİK :
Ses, hece ve sözcüklerin tekrarı, uzatılması ve konuşmanın akışını kesen duraklamalar şeklinde görülen konuşma bozukluğudur. Bozukluğun şiddeti kişinin içinde bulunduğu duruma göre değişir. Sınav, korku, endişe yaratan ortamlar, çekinilen kişilerle konuşma zorunluluğu durumlarında ortaya çıkar.
Çocukların 2 - 3,5 yaşlar arasında kekelemesi normaldir. Bu durum kendini ifade etmede kelime darağacındaki yetersizlikten kaynaklanır.
Kekemelik hangi durumlarda görülür?
  • Sıkıntı yaratan durumlarda.
  • Ailenin diğer bireylerinde kekemelik varsa.
  • Korku yaratan durumlarda ( köpek havlaması, doktora gitme, hastaneye yatma, bir yere kapatma, dövme gibi).
  • Baskılı tuvalet eğitimi.
  • Çocuğun kendi gereksinimlerini bağımsızca karşılamasına izin vermeme durumunda.
  • Arkadaş seçimine karşılığında.
  • Güzel konuşma konusunda uyarıldığında.
  • Yaşının üzerinde düzenlilik ve olgunluk beklendiğinde.
  • Aşırı eleştirildiğinde.
Ailenin yaklaşımı nasıl olmalıdır?
  • Çocuğun konuşmasının sık sık düzeltilmemesi.
  • Çocuğa kekeleyecek konusunun hissettirilmemesi.
  • İlgi ve sevgi gösterilmesi ve bunun aşırı olmaması.
  • Düzgün, kibar, "efendim" li, "lütfen" li konuşmasının istenilmemesi.
  • Aşırı kuralcı ve denetimci tutumun gevşetilmesi.
  • Çocukta yetersizlik duygusu gelişmesinin önlenmesi (alay etme, utandırma).
  • Çocuğun konuşması üzerinde odaklanılmaması.
  • Çocuğun zaman zaman sevdiği akrabalarının yanına gitmesine izin verilmesi.
  • Çocuğun beslenme ve uykusuna dikkat edilmesi.
  • Çocuk okula gidiyor ise öğretmeni ile bu konumda işbirliği yapılması.


ahmetseydi 19 Mart 2006 16:21

BEBEK ve ÇOCUK PSİKOLOJİSİ

Anne, baba ve eş olmak zor. Ailede zaman zaman karşılaştığınız sıkıntıların çocuklarınızı nasıl etkilediğini merak ediyor, bireysel danışmanlığa ve desteğe ihtiyaç duyuyorsanız...


Ailenize kardeş geliyor, bu gelişme çocuğunuzun psikolojisini nasıl etkileyecek, bireysel danışmanlığa ihtiyacı olduğunu hissediyorsanız...



Bebeğinizin uyku düzensizliği, yemek yememe sorunu var.Anne bebeğe uyum problemi yaşıyor, paniğe kapılıyorsanız...


Çocuğunuzun altını ıslatma, kaka kaçırma, tırnak yeme gibi kötü alışkanlıkları var ve bu durum sizi endişelendiriyorsa...


Çocuğunuzun yalan söyleme, kekemelik, hırçınlık, söz dinlememe, tik bozuklukları gibi davranış problemleri var, engelleyemiyorsanız...


Çocuğunuzun duygusal, sosyal ve zihinsel kişiliğinin nasıl geliştiği konusunda bilinçlenmek ve ona karşı nasıl davranmanız gerektiğini bilmek istiyorsanız...


Çocuğunuz dikkatini toplamakta zorlanıyor, davranışlarını düşünmeden gerçekleştiriyor ve genellikle fazla hareketli, çaresizsiniz.Nasıl davranmanız gerektiğine karar veremiyorsanız...


Çocuğunuz okul ödevlerinde, işlerinde ya da diğer etkinliklerde dikkatsizce hatalar yapıyor, sorumluluklarını yerine getirmiyor, okul ödevlerini tamamlamıyor, doğrudan kendisine konuşulduğunda dinliyormuş gibi gözüküyor oysa ki ilgilenmiyor...


Çocuğunuzun zeka problemi var, özel eğitime ve rehabilitasyona ihtiyaç duyuyorsanız...


Çocuğunuz okul çağına geldiği halde size aşırı derecede bağımlı, sizsiz duramıyor.Uyguladığınız yöntemlerle sonuç alamıyorsanız...
GENÇLİK PSİKOLOJİSİ

Çocuğunuz hızla büyüyor, artık gençlik çağına geliyor, aile ile sürekli çatışma yaşıyor.Davranış ve uyum bozuklukları sergilediğini gözlemliyor ve endişeleniyorsanız...

Çocuğunuz okuldan ve evden kaçıyor, intihar girişiminde bulunuyor, bu durum sizi paniğe sevkediyor, profesyonel yardıma ihtiyaç duyuyorsanız...

Çocuğunuzun okul başarısızlığı, sınav heyecanı ve sınav stresi vb. Okul
problemleri var, kendi kendine başa çıkamıyor, bireysel danışmanlığa ihtiyaç duyuyorsanız...

Çocuğunuzun yaşı ilerliyor, cinsel sorunları artıyor, bireysel danışmanlığa ihtiyaç duyuyorsanız..

Çocuğunuzun alkol ve uyuşturucuya eğilimi giderek artıyor, bu durum sizi endişelendiriyor, acilen harekete geçmelisiniz...


GusinapsE 20 Mart 2006 00:01

ANNE VE BABALARA BAZI TÜYOLAR

Başarılı, kendine güvenen, saygılı, iyi eğitimli ve mutlu çocuklar yetiştirmek ... İşte tüm anne ve babaların en büyük hayali. Size sunacağımız altın öğütlerle bu hayatınızı gerçeğe dönüştürebilirsiniz.
Çocuk yetiştirmenin tarifini mi istiyorsunuz? Verelim öyleyse ... Bu büyük bir porsiyon pedagoji, ve psikolojinin içine biraz otorite katın. Bu karışımı sevgi ve övgüyle yoğurun ... Sonra bunu çocuğunuza verin. Miktarı her çocuğa göre değişebileceğinden size belli bir ölçü veremeyeceğiz. Sadece her çocuğun farklı bir birey olduğunu unutmayın yeter. Çocuğunuz daha bebekken kendi kişiliğini geliştiriyor.
İsterseniz yukarıdaki tarifi biraz daha açalım ve size mükemmel anne babalığa giden o yorucu yolu kolaylaştıralım ...

1- Ona sınırsız sevgi verin :
Bunu yazmamıza gerek yok mu? Siz zaten yeterince çocuğunuzu seviyorsunuz! Hem de şartsız, kuralsız, hiçbir şey beklemeden ... Çok normal, çocuğunu sevmeyen anne baba olamaz zaten. Ama bu sevgi sürekli kontrol altında tutulmalı ve paylaşılmalı. Sevgiyle oyun oynanmaz! Bilinçli bir şekilde ihmalkarlık yada ceza olsun gibi nedenlerle çocuğunuza olan sevginizi zaman zaman azaltma lüksünüz yok!
Bazen çocuğunuza aşırı sinirlenip onu bırakıp kaçmak isteyebilirsiniz ama sevginizde hiçbir zaman azalma olmaz. Çocuğunuz, onu her zaman aynı derecede sevdiğinizi bilmelidir. Ancak bu şekilde size güvenebilir ve kendini yanınızda güvende hisseder. Bu iki duygunun, çocuğunuzun gelişimi ve eğitimi için çok önemli olduğunu asla aklınızdan çıkarmayın. Sevgi, sıcaklık, güven de tıpkı yemek ve içmek gibi çocuğunuzun temel ihtiyaçları arasında yer alıyor. Bunları onlara yeterince verdiğinizde, eğitimde hiçbir şey ters gitmez.

2- Ona inanın ve güvenin :
Reşit olana kadar çocuğunuzun kendine bakamayacağı ve o yaşa gelene kadar aklının bilgilerle tıkabasa doldurulması gerektiği fikrinden artık vazgeçin. Çocuğunuzun bazı özel yetenekleri olduğuna güvenin ve onu bu yeteneğini geliştirmesi için destekleyin.
Genellikle çocukların becerileri hafife alınır. 4 yaşındaki çocuğun tek başına kibrit yakamayacağından eminizdir. Yada 6 yaşındaki bir çocuğu, hava durumundan veya yemeklerden söz ederken ciddiye almamak konusunda kararlı davranırız. Kendi düşüncelerimiz her zaman kusursuzdur! Çoğu zaman anne babalar çocuklarına o kadar güvensiz davranırlar ki, çocuk ergenlik dönemine gelse bile tencereden tabağına yemek alamayabilir. Çünkü bunu onun için her zaman annesi yapmıştır.
Bir gün her şeyi çocuğunuz için yapmaktan sıkıldığınızda onu birdenbire düzensizliğin ve yalnızlığın içinde, tek başına bırakıverirsiniz. Peki sonuç? ... Çocuklarınız şaşkın, sudan çıkmış balık misali!... Belki bu tabir size kötü gelecektir ama, çocuğunuza güven duyabilmek için biraz daha sert olmalısınız. Çocuklarınıza kendi kararlarını vermeleri, sorunlarını çözmeleri ve düşüncelerini dile getirmeleri için cesaret aşılamalısınız. Çok fazla tehlike yaratmayan olayların sonuçlarını yaşamaları için onlara güvenin, inanın.

3- Dayanıklılığını arttırın :
Bazen sınırlar koymakta zorlanabilir yada korumasız çocuğunuzu kendi yetişkin -bencil- iradenize uyması için teşvik ederken suçluluk duyabilirisiniz Ancak, onun tüm isteklerini yerine getirmekle çocuğunuzun gelişimine katkıda bulunmuyorsunuz. Çocuklar kurallara gereken değeri veriyorlar. Çünkü kurallar onları olgunlaştırıyor. Sınır ve kurallarla karşı karşıya kalmayan çocuk, kendini hiçbir zaman gerçek anlamda özgür hissedemez. Öyleyse anne ve babalar, çocuklarına neleri doğru neleri yanlış bulduklarını söylemeli ve söylediklerinde tutarlı davranmalı. Çocuklar kendi kararlarını verebilmeli. Tabii üç yaşındaki bir çocuktan da görgü kurallarını tek başına öğrenip bunları uygulamasını beklemek doğru olmaz. Bu nedenle insanların arasında burun karıştırmanın doğru olup olmadığı sonucunu kendisinin çıkarmasını ondan istememelisiniz. O her zaman sizden bir uyarı ister.

4- Ekip olarak çalışın :
Anneler, çocuklarının en küçük bir sorununda ortalığı ayağa kaldırıyor ve kendilerini çocuklarına adıyorlar. Amaçları ise belli; onları her türlü tehlikeden koruma isteği. Babalar ise çocuklarına ara sıra tehlikeye atılmaları gerektiğini söylüyor. Onlara yüksek yüksek bir yerden atlamaları için cesaret veriyor, kendi sorunlarını çözümlemeleri için çocuklarına özgürlük tanıyorlar. Çoğu ailede bu böyle Tabii roller bazen değişebiliyor, ancak bu o kadar önemli değil. Burada asıl önemli olan nokta, çocukların anne ve babalarının değişik istek ve düşüncelerinden yararlanmaları.
Aynı eğitim amaçları ve bu amaçlara ulaşmak için kullanılan farklı eğitim tarzları ekip çalışmasının ana kuralını oluşturuyor. Eşiniz ve siz çocuğunuzun korkmadan futbol maçını mı yoksa filmi mi izleyeceğini yada cumartesi akşamı geç mi erken mi yatacağını tartışabilirsiniz. Ancak televizyonu saçma buluyor ve çocuğunuza televizyon izlemesini yasaklamak istiyorsanız, sorunlar ortaya çıkabiliyor. Eşiniz ve siz tamamen zıt fikirleri savunuyorsanız, öncelikle aranızda bu sorunları çözümlemelisiniz. Çünkü fikir ayrılıkları çocukların aklını karıştırıyor, çocuk anne babasının istekleri arasında seçim yapmakta zorlanıyor.

5- Ona uğraşılar bulun :
İyi bir aile hayatına sahip olmak, her şeyi birlikte yapmak anlamına gelmiyor. Herkesin kendine özel uğraşları bulunmalı. Çocuğunuza hobi edinmesi için yardımcı olun. Çocuğunuz böylece bir şeyle ilgilenmenin ve uğraşmanın ne kadar eğlenceli olacağını keşfedecek. Hobi edinmesi için çocuğunuza birçok alternatif sunun., biri mutlaka ona hitap edecektir. Çocuklar sevdikleri bir şeyle ilgilendiklerinde başarı ve başarısızlığı, kaybetmeyi ve kazanmayı yaşayarak öğrenirler. Bu yolla sürekli televizyon izlememesini de sağlayabilirsiniz.

6- Düzeni koruyun :
Çocuklar - kendileri henüz düzenli olmayı öğrenemedikleri halde- hayatlarının düzenli olmasını istiyor. Onlar için her şeyleri yerli yerinde olmalı, her gün aynı şekilde geçmelidir. Günleri düzenli olarak planlamak ve her zaman mümkün olmadığından, aile düzeninde bazı rutinler bulunmalı. Örneğin akşam yemeği, iyi geceler masalı veya akşamları birlikte televizyon izlemek gibi. Bu şekilde hem iletişiminiz güçlenecek hem de çocuğunuzun size olan güveni artacak.

7- Kendinize karşı anlayışlı olun :
Çocukların hayatımızda ayrıcalıklı bir yeri bulunuyor. Onlar yaşamımızın en değerli varlıkları. Ancak bunu kanıtlamak için süper anne yada baba olmak gerekmiyor. Hiç kimse aynı zamanda mükemmel bir anne / baba, mükemmel bir iş adamı / kadını ve mükemmel bir eş olamaz. Bebeğiniz dünyaya geldikten sonra hayatınızın odak noktasını oluşturuyor. Ancak zamanı geldiğinde, yeniden hayatın içine atılmayı ve yeniden kendiniz için yaşamayı bir kenara bırakmayın. Çoğu anne ve baba kendini feda ettiğini, fiziksel ve ruhsal olarak ne kadar yorulduğunu çok geç anlıyor.
Kendini ikinci plana atan anne babalar, ne evliliklerine nede çocuklarına iyilik etmiş oluyorlar. Aksine; hem kendilerine hem de çocuklarına onarılmaz zararlar veriyorlar. Öyleyse haftada iki kez spor yapın, eşinizle sinemaya, tiyatroya gidin, tatile çıkmayı ihmal etmeyin. Ve artık dayanamadığınızı hissettiğinizde annenizden, akrabalarınızdan ve arkadaşlarınızdan yardım isteyin.
Evet; sırlarımızı nasıl buldunuz? Biz bunları zaten biliyorduk yazmanıza gerek yoktu demeyin. Çünkü sadece bilmek bunları uygulamak anlamına gelmiyor. Özetle iyi bir anne baba olmak için bir büyük porsiyon çocuk psikolojisi ve yetişkin psikolojisinin içine biraz otorite karıştırın. Bu karışımı sevgi ve övgüyle tatlandırın. Sonra bunu çocuğunuza verin, hepsi bu!



Pollyanna 20 Mart 2006 00:08

Çocukta Davranış Sorunlarında Anne Baba Eğitimi
http://www.ailem.com/images/news/mansetresimleri/kidsb.jpg "Çocuklarda Davranış Sorunları"ndan 'Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun Okul Yaşamına Etkisi' hakkında ailem.com'a bilgi veren Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Mazlum Çöpür, anne- babanın dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun belirtileri ve sonuçları, tedavi yöntemleri konusunda aydınlatılması gerektiğini kaydetti. Çöpü, "Hareketlilik ve dikkat dağınıklığını çocuğun bilerek yapmadığını, bunun bir hastalık olduğunu, çocuğu suçlayarak, kızıp döverek bu sorunun çözülemeyeceğini, çocuğu suçlayıp, kızıp, dövmenin davranışlarını dahada bozacağını anne babaya anlatmak gerekir.Ayrıca çocuğun öğretmenininde bu bozukluk konusunda bilgilendirilmesi, anne- baba ile işbirliğini ve okul sorunlarını önemli ölçüde arttırmaktadır " dedi.
Anne baba tedavisi
Anne- babanın bazı ruhsal sorunları olabileceğini vurgulayan Dr. Çöpür, çocuğun yarattığı sorunların da anne babayı çok fazla bunaltarak bazı sıkıntılara yol açabildiğini kaydetti. Çöpür, "Böyle bir durumda anne- babayı tedavi etmek çocuğun tedavisini kolaylaştıracaktır. Ayrıca dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklara bireysel terapi veya grup terapisi uygulanabilir" diye konuştu.
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunda bunlara dikkat
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Mazlum Çöpür, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun önemli noktalarını sonuç olarak şöyle belirtti.
- Dikkat eksikliği- hiperaktivite bozukluğu okul çağındaki çocukların % 3-5 nde görülmektedir.
- Belirtiler yedi yaşından önce ortaya çıkmaktadır.
- Bazı çocuklarda hareketlilik ve dikkat dağınıklığı birlikte görülürken, bazılarında hareketlilik ön planda yer almakta dikkat eksikliği daha az görülmektedir.Bir kısım çocukta ise hareketlilik fazla değilken dikkat dağınıklığı daha fazla görülmektedir.
- Erkeklerde kızlara göre 4-8 kat daha fazla görülmektedir.
- Araştırmalar dikkat eksikliği- hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda beynin ön bölgesinin yeterince çalışmadığını göstermektedir.
- Bu bozukluk her zeka düzeyinde görülebilmektedir. Fazla zeka ile ilgisi yoktur.
- Bu bozukluk çocuğun okul başarısını, aile ve arkadaş ilişkilerini bozmaktadır.
- Bu bozukluk ergenlik dönemine kadar kendiliğinden düzelmemektedir.Ergenlik döneminde % 80 çocukta belirtiler devam etmektedir. Yarıya yakın bir kısmında erişkinlik yaşamında da belirtiler devam etmektedir.
- Yukarıda belirtildiği gibi ilaç ve diğer yöntemlerle etkili biçimde tedavi edilebilmektedir.
- Tedavide kullanılan ilaçların çocuk üzerinde önemli bir yan etkisi yoktur.
- Doktor kontrolünde kullanıldığı taktirde verilen ilaçların bağımlılık yapması veya


GusinapsE 20 Mart 2006 00:28

ÇOCUK KIZMI OLSUN ERKEKMİ

Çocuk ve anne sağlıklı olsun da ister kız, ister erkek hiç fark etmez!" düşüncesi her zaman vardır. Buna rağmen çocuğun cinsiyeti konusunda gönüllerdeki yatan beklentiler bitmiş değil. Peki bu konuda siz ne dersiniz?

Çocuğun daha doğmadan önce cinsiyetinin belirlenmesi isteği insanlık tarihi kadar eski bir konudur. Ne de olsa; eski çağlardan bu yana belirli dönemlerde bazı cinsiyetlerin ön planda olduğu medeniyetler ortaya çıkmış. Arabistan' da kız doğan bebeklerin diri diri toprağa gömüldüğü, Amazonların kadın egemenliği, tarih kitaplarının sayfalarından ilk aklımıza gelenler. Bir medeniyet anaerkil, bir başkası erkek hükümranlığı. İş böyle olunca da çocukların daha doğmadan anne karnında cinsiyetlerin belirlenmesi isteği de o günlerden bu yana süregelmiştir.

Geçen zaman içinde düşüncelerde erozyona uğruyor! Tarih sayfalarında yok olan ve gelişen, büyüyen medeniyetlerle dolu. daha düne kadar bırakın cinsiyet belirlemeyi, anne karnında büyüyen bebeğin kız mı? yoksa erkek mi? olduğunu tam olarak kestirmek mümkün değildi. Tabii bu yolda çabalar, çalışmalar hiç bitmedi. Amaç baştan belli; Kesin sonuca ulaşmak.

İnsanda toplam 46 tane kromozom bulunuyor. Bunlardan iki tanesi cinsiyeti belirliyor. Erkeğin spermleri 23 ve bir tane X yada Y (bunlar yüzde olarak yarı yarıya dağılmıştır) kromozomu, kadın yumurtasında ise 23 ve bir tane X kromozomu (yumurta her zaman X kromozomu taşır) bulunuyor. Böylelikle sperm ve yumurta birleştiğinde, 46 tane kromozom meydana geliyor. Çocuğun cinsiyetinin dişi olabilmesi için X, erkek olabilmesi içinse Y kromozomunun yumurtayı döllemesi gerekiyor. Başka bir deyişle, çocuğun cinsiyetini spermlerdeki kromozom belirliyor.
Cinsiyet belirlemesinde kadın yumurtasının hiçbir rolü yok. Ancak rahmin bazı spermleri seçmesinin mümkün olduğu söyleniyor. Ayrıca cinsiyet oluşumu döllenmeden hemen sonra gelişiyor ve bu aşamadan itibaren cinsiyet üzerinde hiçbir değişiklik yapılamıyor. Cinsiyetin oluşum mekanizmasında, kadın organlarının gelişmesine paralel olarak bir meyil yaşanıyor. Y kromozomu cinsiyeti etkileyen bazı faktörleri içinde barındırıyor. Bu faktörlerin açığa çıkardığı maddeler de kadın organlarının gelişimini baskılıyor ve böylece embriyonun cinsiyeti erkeğe dönüşüyor.
Püf noktası "yumurtlama dönemi" nde yatıyor. X ve Y kromozomu taşıyan spermler yapı bakımından birbirinden farklı nitelik taşıyor. Örneğin, X kromozomlu sperm diğerine göre çok az iri; hareketleri daha ağırdır. Fakat Y kromozomlu sperm daha hızlı olduğu için enerji depoları daha çabuk tükeniyor. Bu noktada genellikle erkek kromozomlu spermlerin daha çabuk öldükleri söyleniyor. Ancak bu bilimsel olarak kanıtlanmış değil. Çünkü bunun saptanabilmesi için öncelikle vajina da hareket eden spermlerin hangi cinsiyet kromozomlarına sahip olduklarının mikroskop altında incelenmesi gerekiyor ki, bu işlem hiç de zannedildiği kadar kolay değil.
Bilim dünyasından gelen bazı yorumlara bakacak olursak, spermlerin morfolojik özellikleri göz ününde bulundurularak ve yumurtlama dönemi hesaplanarak bebeğin cinsiyeti belirlenebiliyor. Buna göre; yumurtlama, adetten ortalama 14 gün sonra (bu süre değişebiliyor) meydana geliyor. Eğer kadın hemen yumurtlama döneminde ilişkiye giriyor ve diğer günler eşiyle birlikte oluyorsa erkek; yumurtlamadan birkaç gün önce ve sonra ilişki yaşıyorsa, kız çocuğu sahibi olma olasılığı artıyor. Çünkü yukarıda da belirttiğimiz gibi yumurtlamadan önce spermler rahim yoluna girdiğinde erkek kromozomlu spermlerin enerji depoları bir süre sonra tükeniyor ve ağır ama daha dayanıklı dişi kromozomlu spermler yumurtayı döllüyor. Bunun tam tersi, yani yumurtlama döneminde birleşme yaşandığında, Y kromozomlu spermler hızlı hareketleriyle X kromozomlu spermleri geçiyor ve bir erkek çocuğunun doğmasını sağlıyor. Bu teori çoğu kişi tarafından savunulsa da, günümüze kadar tam olarak bilimsel bir dayanak bulmuş değil. Yine de bu tekniğin, istenilen sonuca ulaşmayı %65-70 oranında arttırdığı iddia ediliyor.
Ne mutludur ki, günümüzde %100 sonuç veren cinsiyet belirleme yöntemleri de bulunuyor. Ancak, bu yöntemlerin uygulanması etik (ahlaki) nedenlerle bütün dünyada yasak. Bazı doktorlar, cinsiyet belirlemede en kesin sonucu tüp bebek yönteminin verdiğini söylüyor ve ekliyor; "Bizler böyle bir yöntemi, sadece bazı kalıtsal olan ve çocuğu büyük bir risk altına sokan hastalıklarda uyguluyoruz demektedir. Örneğin; hemofili hastalığı sadece erkekte oluşuyor ve ciddi sorunlara yol açıyor. Hemofili taşıdığını bilen bir kadın doktora başvurduğu takdirde doğacak çocuğun erkek olmamasını sağlayabiliyor."
Bebeğin cinsiyetini belirlemek isteyen aileler, hem tüp bebek maliyetini karşılamak zorunda kalıyor hem de bebeğin oluşumu için yüzde yüz garanti alamıyorlar. Bir anlamda tüp bebek yaptırmış sayılıyorlar da denilebilir. Bu yöntem sadece labaratuvar koşullarında uygulanabiliyor. Doktorlar; "Bu yöntem, tüp bebek uygulamasında kromozomları bozuk bebeklerin annesinde sorunlara yol açmaması için yapılıyor" diyor. Uygulama için yumurta kanalından birkaç tane olgunlaşmış yumurta hücresi alınıyor ve erkek spermiyle döllendiriliyor. Döllenen bu yumurtalar sekiz hücreye bölünüyor. bölünen bu embriyolardan birer tane hücre örneği alınarak embriyo biyopsi) özel mikroskop altında kromozomları inceleniyor. Bu hücre sayesinde embriyonun sadece cinsiyeti değil, bütün genetik yapısı da anlaşılabiliyor. Hücrelerin kromozomları araştırıldıktan sonra istenen cinsiyetteki embriyo anne rahmine yerleştiriliyor. Embriyodan bir hücrenin alınması, ona hiçbir zarar vermiyor. Ve bu yönteme "preimplantasyon genetik (PGD) tanı" deniyor.
PGD metodunun dışında, uygulanabilen başka yöntemlerde var. Ancak bunlar garantili neticeler vermiyor. Bunlardan biri; spermlerin belirli bir işlemden geçirilerek, X ve Y kromozomuna göre ayrıştırılması işlemi olan Ericsson yöntemi. Daha sonra bu spermler, aşılama denilen "inseminasyon" yöntemiyle birbirinden bir kez daha ayrılıyor. Bu yöntem 1980' li yıllarda Ericsson adında bir kişi tarafından ortaya çıkarıldı. Burada spermler jöle şeklinde özel bir sıvının içine konuluyor. Bu maddenin 90, 70 ve 50 gibi çeşitli fraksiyonları var. Spermler büyüklük ve ağırlıklarına göre bu maddenin içinde aşağıya doğru inmeye başlıyor. Değişik yoğunluktaki katmanlarda X ve Y kromozomu içeren spermler tutuluyor. İddiaya göre burada her katmanda ayrı cinsiyet kromozomu taşıyan spermler bulunuyor. Uzmanlar bu bilinçle istediği kromozomu taşıyan spermi alarak, bununla yumurtayı dölleyebiliyor. Ericsson yönteminin %70 oranında doğru sonuç verdiği söyleniyor. Ancak çoğu zaman, bu yöntemin aslında savunulduğu kadar etkili olamadığını da vurguluyor. Özellikle Amerika' da veteriner çevrelerinde 90' lı yıllardan beri uygulanan bir başka yöntem daha var. Buna göre spermler özel bir cihaza yerleştiriliyor. Hassas bir yapıya sahip olan bu alet, spermler arasındaki X ve Y boyut farkını renklerle seçip ayırıyor. Ayırma işlemi ortalama %90-95 oranında kesin sonuç verebiliyor. Bunun insan spermi üzerinde uygulanmasını güçleştiren nokta, hayvan spermlerinin üzerindeki X ve Y kromozomlarının insanınkine oranla daha belirgin olmaları. Döllenme işlemi ise bir enjektörle yapılıyor. Ancak burada yine tüp bebek uygulamasıyla dölleme yapılıyor ve yüzde yüz hamilelik sağlanamaya biliyor. Tüp bebek uygulamasında bebeğin oluşma oranı %40-45 arasında değişiyor. Ancak hamileliğin sonlanıp, bebeğin eve götürülme oranı en fazla %30' larda kalıyor.

http://img115.imageshack.us/img115/3116/hikaye1001729st.gif



Pollyanna 20 Mart 2006 00:41

Aile içinde olumlu iletişim nasıl olmalı?

Anne-baba ve çocuk arasındaki olumlu iletişim ailenin mutluluğunu artırır. Ayrıca çocuğun bu iletişim tarzını model alarak hayatı boyunca sağlıklı sosyal ilişkiler kurmasına yardımcı olur ve kendini ifade yeteneği ile özgüvenini güçlendirir.

İletişim, iki yaşındaki çocuk için de, ergenlik çağındaki çocuk için de hem özsaygının hem de karşılıklı saygının anahtarıdır. Anne/baba ve çocuk arasındaki olumlu iletişimin temel ilkeleri şunlardır:
  • Çocuğunuzun kendisiyle ilgilendiğinizi, ihtiyacı olduğunda yardım edeceğinizi bilmesini sağlayın.
  • Çocuğunuz sizinle konuşmak istediğinde televizyonu kapatın veya gazeteyi elinizden bırakın.
  • Çocuğunuz size önemli birşey söylemeye çalışırken telefon görüşmesi yapmaktan kaçının.
  • Başka insanların özellikle dahil olması gerekmediği sürece, konuşmalarınızı özel tutun. Çocuğunuzla aranızdaki en iyi iletişim etrafta başka insanlar yokken gerçekleşir.
  • Çocuğunuzu başka insanların önünde utandırmak veya güç duruma düşürmek sadece içerleme ve düşmanlık duyguları hissetmesine neden olur, iyi bir iletişime değil.
  • Çocuğunuzun tepesinden konuşmayın. Konuşurken fiziksel olarak çocuğunuzun düzeyine inin.
  • Çocuğunuzun bir davranışı ya da bir olay nedeniyle çok sinirliyseniz, objektif davranamayacağınız için, yeniden sakinleşene kadar iletişim kurmaya çalışmayın. Beklemek, yatışmak ve çocukla daha sonra konuşmak en iyisidir.
  • Çok yorgunsanız aktif bir dinleyici olabilmek için daha fazla çaba harcamanız gerekecektir. Gerçek bir aktif dinleme kolay iş değildir ve bedeniniz ve zihniniz yorgunken daha da zorlaşacaktır.
  • Dikkatle ve nazik bir şekilde dinleyin. Çocuğunuz birşey anlatmaya çalışırken sözünü kesmeyin. Çocuğunuza arkadaşlarınıza gösterdiğiniz nezaketi gösterin.
  • Olayların nedenini sormayın, ne olduğunu sorun.
  • Çocuğun anlatmaya çalıştığı durum hakkında önceden bilgi sahibiyseniz, bunları çocuğunuzla paylaşın.
  • “Senin için neyin iyi olduğunu ben biliyorum”, “sadece dediğimi yap, sorun çözümlenecektir” ya da “ben sözümü bitireyim sen de konuşacaksın” gibi cümleleri, telkinlerde bulunmayı ve ahlaki açılardan kınamayı en az düzeyde tutun. Bunlar açık iletişim kurma ve bu açıklığı devam ettirmeye yardımcı olmayacaktır.
  • Aptal, budala, tembel gibi aşağılayıcı sözler kullanmayın.
  • Çözüme yönelik somut adımlar geliştirmesi için çocuğa yardımcı olun.
  • Çocuğu yaptığı veya yapmadığı şeylerden dolayı değil, kendisi olduğu için kabul ettiğinizi gösterin.
  • Çocuğun açık iletişimi sürdürmesini destekleyin. Bunu, çocuğu olduğu gibi kabul ederek ve gösterdiği iletişim çabalarını takdir ederek sağlayabilirsiniz.


GusinapsE 21 Mart 2006 02:43

İlk Yıl Boyunca Bebeğinizin Gelişmesi
Hiçbir çocuğun gelişmesi bir diğerininkine benzemez. Buradaki listede bir bebeğin ilk 12 aylık dönemde göstereceği gelişmeler genel olarak ele alınmıştır. Her bebeğin bir kişiliği olduğunu unutmayın. Bu nedenle, buradaki bilgiler bebeğinizin gelişmesine harfiyen uymuyorsa hiç endişelenmeyin.
Bazı bebekler bazı hareketleri yaşıtlarından daha önce yapmayı başarırlar. Ancak bebeğinizin gösterdiği gelişme, verilen örneklere hiçbir biçimde uymuyorsa bu durumu doktorunuza bildirin.

İLK GÜNLER : Yeni doğmuş bir bebek günün büyük bölümünü uyuyarak geçirir ve ancak acıktığında uyanır.

İLK AY : Gölgeleri görmeye başlar. Sesleri, örneğin zil sesine tepki gösterir. Dikkatini çeken bir cisme bir kaç dakika gözlerini dikebilir.
İKİNCİ AY : Genellikle ikinci ayın sonuna doğru bebeğiniz aşina yüzleri tanımaya başlar ve ilk kez gülümser. Gün boyunca daha uzun süreler uyanık kalır ve tüm geceyi uyuyarak geçirmeye başlayabilir.

ÜÇÜNCÜ AY : Yüzüstü yatarken kısa bir süre başını kaldırıp dik tutabilir. Bir yandan diğer yana dönmeyi başarabilir. Sık sık gülümser ve agucuklar yapar.

DÖRDÜNCÜ AY : Oyuncaklardan hoşlanacağı dönem başlamıştır. Kendisine uzatılan her şeyi yakalamak ister. Bir süre elinde tutar veya ağzına götürür. Parlak renkleri çok sever. Hareketleri gözleri ile izler. Konuşmaları basit sesler çıkararak taklit eder. Bundan bıktığında ise sese karşı tepki gösterir. Onu yavaş yavaş katı besinlere alıştırmaya başlayabilirsiniz.

BEŞİNCİ AY : Artık bebeğiniz her istediği yöne rahatça döner ve başını kolayca dik tutar. Arkasına destek konulursa uzun süre oturabilir. Gözleri ile tüm hareketleri, özellikle el hareketlerini izlemeyi sever. Diş çıkarmaya başlayabilir.

ALTINCI AY : Bebeğinizin kilosu doğduğu günün iki katına ulaşmıştır. Kimsenin yardımı olmaksızın oturmaya çalışır ve ilk kez emeklemeye başlayabilir. Kendisine verilen şeyleri bir elinden diğer eline geçirmeye, her bulduğunu ağzına almaya bayılır. Bardağını elinde tutarak içindekini içmeyi becerir.

YEDİNCİ AY : Bebeğiniz artık ortalıkta emeklemeye alışmıştır. Bu nedenle çevresinde tehlikeli olabilecek hiçbir şey bulundurmayın. Bu arada büyük bir marifetle "mama" "baba" "anne" gibi kolay sözcükleri sıralamaya başlayacaktır. Bu dönemde en sevdiği yiyecekler, bisküviler, gevrekler ve meyvelerdir.

SEKİZİNCİ AY : Doğrulup ayağa kalkmaya çalışır. Yorulmadan ve desteğe gerek duymadan daha uzun süreler oturabilir.

DOKUZUNCU AY : Bir eliyle destek alarak veya hiç almadan ayakta durabilir. Eliyle destek alarak çevreyi hiç yorulmadan süratle emekleyerek dolaşır.

ONUNCU AY : İki elinden tutulduğunda bir kaç adım atmaya başlayabilir. Basit sözcükleri anlar ve taklit etmeye çalışır. Yabancılara karşı çekingendir. Baş parmağı ve işaret parmağıyla cisimleri kaldırabilir.

ONBİRİNCİ AY : Bebeğin çok hareketli olduğu bir dönemdir. Bir süre tek başın oynamaktan zevk alır, eskisi kadar uzun süreli uyumaz. Çorap ve patiklerini tek başına giymeye ve çıkarmaya çalışır. Oturduğu yerden kalkar, bir süre ayakta durur ve yine yerine oturur. Kaşıkla yemek yemeye çalışır. Bazı sözlerini anlamak mümkündür. "Yapma" sözünün anlamını öğrenir.

ONİKİNCİ AY : Tek başına ilk adımlarını atmaya başlar. İstendiğinde, oyuncaklarını verir ve geri alır. Çevresindekilerin kendisini dinlemesine bayılır. Sözcük dağarcığı zenginleşir. Sözleri anlaşılır olmaya başlar.


pasaklikedi 21 Mart 2006 13:42

EBEVEYNLER NE YAPABİLİR?

Anne ve baba çocuğun yaşamında baş etki olarak görmek ebeveynlerin arkasına sahip olmak deneyimin ve engin literatürün toplanan delillerinin tartışmalı ağırlığını oluşturur. Herkesin bildiği gibi terbiyeli ve nazik olan dikkatli ve özenli görevine düşkün çocuklarını seven ebeveynler daima çocuklarını terbiyeli nazik sevecen ve görevine düşkün olarak çevirirler. Aksine eziyet verilen ve bizim söyleyebileceğimiz şekilde “işlevsel olmayan” ebeveynler kendi kendisine eziyet veren çocuk sahibi olma eğilimindedir. İnsanlık kuralları dışındaki bazı istisnalar daimidir fakat bazı istisnalarda kuralların kesinliği herhangi birisinin givenini sarsar. Bunun yanında kütüphanelerin tamamı her iki şekilde de populer olan kitaplarla stoklanmıştır bu kitaplar çocuğun ilk yıllarının önemliliği üzerinde dururlar ve tasdik etmeye çalışırlar. Araştırma dağlarının temeli ebeveynsel pratikler ve çocukların performansı arasındaki ilişki psikolojik, sosyal ve daha birçok yönden tartışmalıdır. Tüm bu bize verilenlerden Judith Rich Harris’in “Yetiştirme Üstlenme (Nurture Assumption’da): Niçin Çocuklar kendi yollarından çıkarak dönerler? “adlı makalesi basıldığı son Ağustos ayından beri” fırtınalı tartışmaların merkezi olmuştur. Bu kitapda yer alan “geleneksel aklın meydan okumaları” kökleri ve sapı yer alır. Bazıları tarafından bahsedilen ve basıldığında birçok belirsiz nedeni içeren bölümleri tam olarak kınanmış ve birçokları tarafından suçlanmıştır. Ben alternatif bir yargı ile tartışacağım. “Yetiştirmeyi üstlenme” sersemletmesi, can alıcı bir şekilde başarı yönünden limitli olması gibi birçok nedenle tanınmamıştır. Fakat kitabın şimdiye kadar kabul olan notlarını alarak başlamama izin verin. İlk soru Judith Rich Harris’in referansıdır. Yazar yalnız akademik olmayan bir kişi değildir. Fakat akademik açıdan Harward’ın yetiştirme programından 30 yıl önce orjinal araştırmalar yaptığı için okuldan atıldı. O kendi kendine akıl ve zihin yoksa öğrencilikte yok dedi ve ağır ağır kaybolan bir hastalığa tutuldu ve profesyonel dünyayla ilişkisi gelişim psikolojisi hakkında textbooklar yazarak devam ettirdi. Rewrite man olarak adlandırılan bir gazeteci U.S. & World Report’ta onun kitabını “tanınmayan ve belgelerle kanıtlanmayan” şeklinde yüksek kritik eleştiriler yaptı. Psikologlara yol gösterici ve sorumlu psikologlar tamamen gaddar ve acımasızdı. Newsweek’e göre kitap hikâyelerle kaplanmıştı. Harward’ın jerame Kogan’ı psikolojik yönden utandırıldı ve T. Berry Brazelton bu tezi aptalca buldu. Urie Bronfenbrenner “Benim ilk reaksiyonum” dedi. Cornell’in Proseför Ünvanı “İlgi çekici olan bu kitap ciddi olarak alınmalıdır.” Harris bazı psikologlar tarafından yalnızca bir referansı olmadığı için değil çizmenin türetilmişi olduğu için lanetlendi. New York’ta kitap tanıtımında Çoklu Zeka’nın teoristi Howard Gordner onun kitabını “durumun üstünde kötü bir rehberlik ve potansiyel ve potansiyel olarak zararlı” olarak adlandırır. Profesyonellerin tümünün Harris’in karşısına yığılmadıkları doğrudur. Steven Pinker’in değerlendirme içeren kitabının önsözünde güçlü bir sesle desteklendi ve davranışçı genetikçiler de onun etrafında bir araya geldiler. O hala onu geniş bir alanın üzerinde geri yürütmeye çalışan diğerlerini en sonunda hüküm süren dinsel inançların düzeltilmesini teklif etti. Harris’i destekleyen kendinde mevcut olan heveslerin ve tutkularının onun düşüncesinin nedeni olasıdır ki bu da ebeveynlerin bizim düşündüğümüzden biraz daha az önemli olabileceğidir. “Suçluluğa Hayır, Çalışan annelerden iyi haberler”’in yazarı Beny Holcolm’un ve Carol Trovis’in “Bakımevi, boşanma ve çalışan annelerin çocuklar için kötü olduğunu savunan seçilmiş bir politikacı olduğunu” gerekli bir hesaplama yaptığını New York Times’in kitap tanıtımı bölümünde adlandırması olumlu rol oynamıştır. “Yetiştirmeyi üstlenme”’nin bir bölümünde yer alarak boşanmayla; problem olan uyuşturucu ve içki kullanımının arasında bir bağlantı olabileceği sorunsalına “Yetiştirmeyi üstlenme ile hoşgeldin denilmiştir şeklinde not aldı.” “Yetiştirmeyi üstlenme”nin gürültüsü dışındaki, görevlerinin çeşitliliği gerçekten ne söylediyse çok güç bir şekilde yapılması Harris’in sahip olduğu niteliğinin ve durumunun çok üstündedir. Onun kitabını hemen, Robert Wright’ın Time dergisinde onu “Onun çok rüzgarlı formülü ve “anahtar yeterlilikler” şeklinde adlandırmasını farketmek için okuduğunuzda o tartışmasına girerek çeşitli engeller açıklanmıştır (hipotez, profesyonel kavgalar, atlanmış hatalar ve yazarın görevlendirmeleri, bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak biçimlendiren yüzyılın bulgularının değerinin temellendirilerek yeniden incelenmesi, bu gayretin değerlendirilmesi, Harris’in türemiş veya orjinal bir referansı olması olmaması, meselesi arasındaki farklılık veya bir amatörün rütbece diğerlerinden üstün olması). Harris’in yazdığı “Yetiştirmeyi Üstlenme” iki amaçla hazırlamıştır. İlki çocuk kişiliği ile ilgili görüşlerden sizi vazgeçirmek amacıyla; karakterin ebeveynler tarafından nasıl şekillendirilip biçimlendirilerek adlandırıldığını ve ikinci olarak çocuğun kişiliğinin nasıl şekillendirileceği görüşüdür. İki bölümün özelliği bir bölümün zararlı ve yıkıcı olurken diğerinin yapıcı ve yeniden kurucu olmasıdır. Her iki görüşü tartışmama izin verin. Ebeveynlerin çocuklarının kişiliklerini şekillendirecek güce sahip oldukları fikri insanlara ve zamana karşı rehberlik edecek bir fikir olarak görünmemelidir. Harris bunu kültürel özellikler olarak yazar diğerlerine göre bizim sahip olduğumuz toplumlarda çocuğun yaşamı kaderin ellerinde uzanmış görülür yakın bir şekide toplumlarda farklı yaşam bölümleri başlıca Allah’a teslim edilir. Bu farklı görüşlerin doğru babası Sigmund Freud bunu özenle hazırladığı senaryolarda inşa etmişti. Yetişkinlerin psikolojik hastalıklarının; onlar tamamen küçükken ve ebeveynleri onların yaşantısında ağır bir şekilde etkiliyken sözü edilen kişilerin gerilerinde birşeyler izlenildiğini fakat Freud’un sezgisi Freudcu okulun Freud’un düşüncelerinin gerisinde kalmasına neden oldu. Davranşıçılar çocuğun erken yıllarında meydana gelenlere doğru koşullarla şekillendiğiyle ilgili olarak birçok hipotez kurdular. John B Wotson’un ünlü bir şekilde bildirdiği gibi “Milyonlarca sağlıklı bebeği özel olarak belirleyeceğim bazı özel tiplere çevirebilirim. Doktor, avukat, artist dedektif ve hatta dilenci veya hırsız. Freud’a benzer bir şekilde davranışçılar; “insanın hamurunu”şekillendiren ve düzenli bir şekilde yerleşen ilk güçlerin basitçe ayrılabileceğini basitçe üzerlerine alırlar. Harris’in gözlemlemelerine rağmen burada ağır bir tartışma başlar. Wotson’un deneyimleri birkaçımızın inanabileceği gibi Watson’un deneyimi kesinlikle başarılıdır. Bir neden güçlü bir delildir. Farklı genetik kodların onun yaşamındaki etkilerine sahiptir. Kalıtımın önemliliği ile ilişkili tartışmalar olmasına rağmen hiç kimse inkâr edemez ki onların bazıları o kimse için önemli bir rol oynar. İnsan davranışı genetik projesine göre davranışsal genetikçiler maneviyata karşılık biyolojik çocuklar ayrılan ikizlerde elde edilen bulgulara göre çok azı doğuştan bazı muhtemel şeyler içerir. Bazı belirtiler hiçbir insan eli değmeden önce insan doğasına ulaşmadan önce ayrılabilir. Bizim kişiliğimizin genetik olmayan bölümü çevre tarafından şekillendirilebilir mi? Çoğunluğumuz ev hayatının ve bunun da üstünde ebeveynlerimizin çok önemli olduğunu söyleyeceklerdir. Bu yetiştirmeyi üstlenmenin özeti olacaktır ve burdan daima Harris’in radikal kalbininin tartışmasını karşılaştırabiliriz. Bunun için onu memnun eden büyük araştırması emanet bir şekilde desteklenmiş ve göründüğü gibi olmaması yüzünden görünür bir şekilde ispat edilmeye çalışılmıştır. “Yetiştirmeyi üstlenme”ye Harris’in yalanlaması olarak düşünüldüğünde “kanıtlama” sözcüğünün akılda tutulması zorunludur. Harris yaşamlarında iyi bir işe sahip olan ve başarılı olan herkesle iyi geçinen ebeveynlerin daima hayatlarında başarılı olan ve herkesle iyi geçinen çocuklara sahip olma eğiliminde olduklarını tartışmaz. Ya da saygı sevgi oldu ve muameleyle yetiştirilen çocukların, sert ve kaba bir şekilde yetiştirilenlere göre kişisel ilişkilerinin başarılı olduğundan ve hayatlarında çok iyi olduklarını tartışmaz. Bu genelllemeden Harris bizim sosyal bilimsel çalışmalarının üstünde birçok kez verileştirilmiş sıradan deneyimlerimizi hazır bir şekilde kabul ederek düzenlemiştir. Harris’in denemeleri içindeki eleştirileri birçok yönden yanıtlanabilmesi imkânsız olmasına rağmen onun yeniden hazırladığı örnek çiftlerinin kuşatması ve belirli bir tadının olması alınabilir. Harris özel nedenlerin oranının genişliğini düşündürür. Biz ebeveyn çocuk ilişkisinin özel bir formu olan bedensel ceza ve dayakla başlayabiliriz. Dayak çocukları çok agresif yapabilir mi? Neredeyse tüm çocuk uzmanları evet diyecektir. Bu yüzden birçok ebeveyn bu yüzden güvenlidir. Aslında dayak şimdi geniş bir şekilde utanç verici değildir. Fakat bazı yerlerde suç unsuru olarak kabul edilebilir. Bu radikal değişim pratikte bugünlere kadar tamamen ortaktı ya da bugünlere ortak bir şekilde bu görüşe sahip olunarak gelindi. Çünkü dayağın çocuk kullanmadaki farklılığı inanılmazdır. Hemen hemen herkes çocuğu hırpalamak için dövmekle trafiğin içine koştuğu için tokatlamak arasındaki farkı söyleyecektir. Dayağın artması bu görüşü kabul edilemez yapar bu ebeveynin agresif davranışı çocuğuda normalden daha agresif olarak dönüştürür. Harris’in yazdığı geniş bir inancın arkasındaki mantık ve onun ilk yüzkızartıcı inandırması ve henüz muayene de olan çoğu araştırmasını suçluluk olarak dönüştürebiliriz. Elbetteki bu görüş noktasından da sosyal bilimlerin değersiz olduğunu söyleyebiliriz. O ilk olarak metodolojik problemlere işaret eder bu araştırmanın önemli bir bölümü dayak çocuk yetiştirme stillerinden ayrılamaz. Bazı ebeveynler özellikle düşük gelirli mahallelerdeki bazı etnik gruplar, orta sınıfta ve beyaz insanların yaşadığı gruptakilere göre çok fazla dayak atma eğilimindedirler. İlk grupta çocuklar çok fazla dayak yedikleri için ikinci gruba göre daha fazla dayak yedikleri için ikinci gruba göre daha fazla agresif olacaklar ve işkence göreceklerdir. Fakat burada biz ne söyleyebiliriz? Özellikle diğer grupla ilgili olan fazla bir bilgi olmadığında ki bu grup Asyalı Amerikalılar fiziksel cezayı kullanıyorlar fakat... agresif çocuklara sahip değillerdir (vurgu eklenir). Bu bilgilerden basitçe birçok değişken rol oynayabilir bunun için de birçok anlamlı sonuç çıkabilir. Tamamı bu değildir. Birçok çalışmada dayak bazı ebeveynlerin çocuklarını çıkışsız bir yola sokmasıdır. Harris’in bu yargılamada farketmediği şey ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkinin statik değil dinamik olmasıdır: “Bazı etnik gruplarda veya sosyal sınıflarda ki çocuklar diğerlerine göre daha sinirlidirler bazıları diğerlerinden fazlaca dövülmektedir. Eğer agresif çocuk daha fazla dayak yediğinde agresif çocuk olacaktır ki bu ebeveynin çok dayak atmasından kaynaklanacaktır. Çünkü ebeveynler çocuklarının davranış tarzından hoşlanmadıkları için daha fazla dayak atacaklardır.” Birçok sebeple cevap söylenemeyecek kadar imkânsızdır. Bu problem bir yolla minimize edilecektir. Harris bunu çocukların yıllarca takip edilmesi şeklinde destekler. Hemen güncel bir çalışma yapılmıştır ki bu da “Ebeveynler fiziksel cezayla antisosyal davranışları azaltırlar bu davranışın uzun süreli etkisidir... şeklindeki bu tartışma da onun tartışmasının karşıtı olma eğilimindedir. Bu sonuç manşet haber yapılabilir ki dayağın uzun süreli etkilerinin tabiki negatif sonuçlarının değişken olarak görünmesidir. Gerçekten de son bir çalışma her yaştaki bazı siyah çocuklar ve genç çocuklarının türlerine ve cinslerine bakılmadan dahil edilen bu çalışmada dayak gerçekten de sinirli davranışları azaltır şeklinde zıt bir eğilim gösterme eğilimindedir. Biz buna göre ne yapabiliriz? Harris iki anahtar farklı çalışmayı sıfırlar. Birinci yazar şiddeti evde ölçerken diğer bir yazar şiddeti ev dışında ölçtü. Her iki çalışmayı yan yana ortaya koyduğumuzda evde dayağın büyük sıkıntıları üreten ahlâkı bozan bir dönüşüm olabilir. “Dayak kullanmak çocuklar evde olmadıkları zaman çocukları çok sinirli yapmayabilir.” Amaç olarak titreyen dayağı kişisel bir eğilim olarak ikna eden bu öneri tek başına dayağı azaltacaktır. İki çalışmanın ileri sürdüğü gibi. Amerikan toplumunda şiddetin düzeyini azaltacaktır. Sade örnekler çeşitli konulara işaret etmesi Harris’in literatüre eleştirileri boyunca devam eder. Onun oluşmalarının çoğunun içinde çocukların esas kalitelerinde bir düşüş görüldüğü hesaplanmıştır. Çocukların anne ve babaları üzerindeki etkilerinden Ebeveynlerin çocukları üzerindeki etkilerine çözülerek başarısızlığa uğradığı ve alışılmış bir şekilde evdeki davranışla, dış dünya arasındaki davranışlar arasındaki farklılıklar gözden kaçar. Harris’in uyduğu dünya “Çocukların yaşamlarının geri kalanını harcayacakları yerdir”. Bir diğer kaçınılmaz çekişmesi tartışmaarda ayrılmış ailede büyüyenlerin devamlı yara izlerinin çocuğun kişiliğine etkisi var mıdır? Eğer iki anne ve babada varsa çocukların genellikle mutlu olduklarını ve buna karşı çıkılamayacağını Harris yazar ve Eğer anne ve babanın onlara iyi bakıyorlarsa ailenin ekonomik durumu iyiyse ve iyi baktıklarına dair deliller varsa fakat çocukların mutluluğu tartışması Amerika’da babasızlık ve boşanmadan daha önemli bir mesele değildir. Bu tartışma herhangi bir şekilde merkezlenebilir. Babalı çocukların, babasız çocuklara göre daha en iyiye doğru meydana gelerek dönüşüyorlarmı ve onlar en iyiye doğru meydana gelmişlerse bu bir babaya sahip oldukları için midir? Yeterli ve bir konuda uzmanlaşmamış bir meslek sahibi olmayan birçok araştırmacının evet diye cevaplayacağı bu düşünce kesin ve net bir şekilde kanıtlanmıştır. Birçok araştırmacıya göre cevap “evet” olarak saptanmıştır. Harris buna aykırı öneriler getirir. O Judith Wolterstein’in 1980’deki (Surviving the Breakup) onun çok güncel olan ve Amerikan düşüncesinde bir kökten değişikliğe neden olan ve boşanmanın çocuk ve genç üzerindeki zararlı etkilerinden gösteren makalesinden bir altyazı olarak başlar. Münakasasız Wallerstein’in delillerine veya çevirilerine dikkat çeken Harris onun bilimsel çalışmasının tamamen ölümcül bir yarık olduğunu onun bulgularını ölçecek boşanmamış ailelerle karşılaştıracak anne ve babasıyla birlikte olan bir kontrol grubuna sahip değildir. Fakat Harris daima Willerstein’in karşısındaki sorumluluktan kaçan araştırmacılarda hata bulur. Bölümsel olarak sosyolojist olan Sera Mel Anahan ve Gary Sondefur (1994’de ki kitabı Tek bir ebeveynle büyümek) Barbora Dafoe Whitehead’ın patlayıcı makalesi “Atlantik” içinde yer alanları çıkıntılı bir şekilde desenlemiştir. Dan Onayle Was Right Mclalohon and Sondefur’un sonuçları son on yılın en etkili sosyal çalışmalarındandır. Evde bakım olarak yalnızca tek bir biyolojik ebeveynle büyüyen çocuklar; Evde bakım olarak iki biyolojik ebeveynle büyüyen çocuklara göre büyümelerinin ve gelişmelerinin ortalamaları alındığında bu çocukların durumları kötüdür. Ebeveynlerin eğitimsel önbilgileri ve geçmişleri, çocuğun doğduğu anda anne ve babanın evli olması, ebeveynlerin yeniden evlenerek birlikte oturmalarına bakılmaksızın evde bakım olarak tek bir biyolojik ebeveynle büyüyen çocukların durumları kötüdür. Yazarın anlamca “kötü” olarak belirlediği bu çocuklar muhtemelen okulda fazlaca dökülecekler okuldan fırlatılıp atılacaklar ve onlar muhtemelen çok az iş bulabilecekler kızlarda evlenmeden anne olacaklar ve çok fazla bir şekilde açığa çıkacaklardır. Mc Lanahan ve Sondefur ebeveynlerin ayrılığının çocukların problemlerinin nedeni olduğuna inanırlar şeklinde Harris yazmıştır. Fakat bu öyle midir? Bu problemler çocuğun evdeki deneyimleri ile ilişkisiz olarak açıklanabilir mi? Fakat dış faktörlerle birlikte tek ebeveynli ailelerle ilişkilendirilebilir mi? Bu faktörlerin başında gelir ve kazanç durumu gelir. Boşanma tipik olarak ailenin yaşam standartlarında şiddetli bir azalmaya yol açar. Ve bu da çocuğun bazı şeyleri çok güç gayret ve emekle yapması çocuğun kendi akranları arasındaki durumunu etkileyebilir. Kazanç ve gelir daima onların güçlükle onlardan ayrılarak koleje gitmesi çok güçtür. Çok az bir motivasyonla yüksek okuldan mezun olurlar ve hamilelikten kaçınırlar. En önemlisi gelirin etkilerinin zararları onların geliştikleri ve devam ettikleri okuldur. Orta sınıf mahalleler ve iyi orta sınıf okulların çeşitlerinde “çocukların tamamı mezun olur ve çok güç şekilde bazıları bebeğe sahip olur.” düşüncesine göre basitçe çoğu tek annelerde böyle bir şeye rastlanmaz. Harrisin desteklediği sonucun hesaplanmasına yardım edebilir. Bu da el sürülmemiş dokunulmamış bir aileyle birlikte veya ailesiz olarak “taşınmadır” ve çocuk üzerinde pürüzlü engebeli inişli ve yokuşludur. Çoğaltılmış bir şekilde taşınması muhtemelen çocuğun akranları tarafından reddedilmesine neden olmaktadır. Sürekli aynı yerde sabit olan çocuklara akademik problemlere neden olmaktadır. Gelirin zararları kombine edildiği zaman o sonuca ulaşır. İkametteki değişikliklerle; “Bir babaya sahip olan çocuklarla onlara sahip olmayan çocuklar arasında çok büyük farklılıklar hesaplanabilirler.” Boşanmış bir ailenin çocuğu olan bir kimsenin yetişkin olduğu zaman büyük olasılıkla boşanacağı hakkındaki iyi organize edilmiş bulgulara göre ne söylenebilir? Biz burada Nurture Assumption’a neden olan içinde ebeveynsel davranışların görüldüğü, psikolojik etkilerin yetişkinin yaşamında iyi olarak kullanıldığı bir (parça, kesik) teste sahibiz. Harris çalışmasını 1500 özdeş olan ve benzer olmayan yetişkin ikizlerde bu tezi teyit ederek gösterir. Onu raporunda bu ikizlerin Anne ve babalarda arkada kalan (iki ebeveynden birinin arkada kalması) boşanma oranı % 19’du. Ebeveynleri boşanmış olan ikizlerde % 29 olarak düşündürücü şekilde yüksekti. Harris bu sonuçları henüz analiz etmeden yazar ve gösterir. Değişikliklerin yarısı içinde boşanmanın riski genetik etkililiğe katkıda bulunmaktadır ve bu ikizlerle ebeveynlere paylaştırılabilir. Diğer yarıda ise çevresel nedenler etkili olmuştur. Fakat bu değişimlerin hiçbiri ikizlerin evde büyüyüp geliştiklerinin bir nedeni değildi. Kalıtımın merkezi içinde onun fikrinde çevre tarafından kumsallaştırılan ve şekillendirilen kompleks genler tarafından pürüzlü bir şekilde kişisel karakterlerin ayrımı olan kalıtıma Harris “boşanma geni” gibi birşey demek istemez. Bu (boşanma geni) iticiliğe benzer bir muamelenin örneğidir. Mantıksız seçimler veya insanlarla geçinme güçlüklerindeki değişiklikleri artırır. Düşüncesizliğe benzer bir eğitimin örneğidir veya sinirlilik veya meyillerinin başını ağrıtır. Genler insanların boşanmalarının nedeni değildir. Fakat biz bazı genlerin olasılıkların dışında kural koyamayız ve çocuk boşanma olarak devam eden istatistiklerini. Biz problemli ebeveynlere ve problemli çocuklara sahip ebeveynlere uzmanların çocuğu kötüye kullanmanın kalıtımı olarak adlanırılan bazı durumlara diğer nedenlerle kural koyabiliriz. Harris’in ebeveynlere boşanmanın etkileri hakkında endişelenmeye gerek olmadığını söylemesine rağmen ben zaten onu onaylamıştım. O birçok yönden bunun çocuklar için kötü olduğunu dikkatle kararlaştırmıştı. Fakat o boşanma gerçeğinnin kendisinin, çeşitli dışarıya düşünülen türlerinden ayırd edilmesi gerektiğinde ısrarlıydı. Örneğin gelirin zararları, sosyal parçalanma vs. Bunlar sıktı fakat kaçınılmaz bir şekilde refakat edilen şeyler değildi. Çok fazla ayırdedildiği zaman boşanmanın içindedir ve onun kendisidir. Onların evleri yoksa ve uzun süreli etkileri onun kişiliğini etkilemiyorsa o zaman uzun süreli etkileri çocuğun davranış yolunun üzerinde değildir (vurgulama eklenmelidir). Buraya kadar olanları özetlememize izin verin. Sosyalleşme araştırmnasında Harris’in yazdığı, bir şeyi açıkça göstermektir. Ebeveynlerin çocuklara karşı davranışların etkilerini ve ebeveynlerin çocuklara nasıl huzurlu davranması veya tüm içeriği ebeveynlerle ilişkilendirebiliriz. Fakat diğer taraftan, rol olarak şımartılan evdeki genç çocuk strereotypelere göre davranabilir ve en az ebeveyni yaşamı kadar uzundur ve onlarla birlikte olduğu zaman böyle davranır. Fakat onun yükleri götürdükleri ve bu dışardaki rolleri faydaları ile ilgilih içbir delil yoktur. Benzer bir şekilde bir çocuk hasta olarak bakılan bir çocuk evde daima elinde tuttuğu bu gerçekle ebeveyninin karşısındadır. Onların etrafındayken asık suratlı veya geri çekilmiş olarak davranır. Fakat bu zehirli akrabalık onun dış dünyadaki insanlarla olan ilişkilere çevirmeyi gerektirmez. İçerik çocukların evde değişiklikleri nasıl öğrendiğidir fakat içeriğin ne olduğu “Annesinin ona kazak giydirtmesi ve çocuğun dışarıya çıkınca kazağı atması annesinin kazağı giydirtmesi kadar basittir.” Nurture Assumption (Büyütmeyi üzerine alma) dediği kastettiği meydan okuma neydi kısaca ebeveyn çocuk akrabalığı esas önemliliktir diğer insanlıktan gelen akrabalıklara göre ingiliz psikolojist John Bowlhy’a göre “template” bir terimdir. Bu düşünce kayalık yatağı “bedrock principle birçok muhtemelen çoğunlukla klinik psikologları çok popüler insan psikoloji ve gelişimiyle ilgili popüler eğitimlerin kuruluşunda Penelope Leach’in çocuk bakımıyla ilgili klasik teksti Susan Forward’ın Toxic Parent’sına benzemektedir. *ayet o yanlışsa, şayet Nurture Assuption aslında bizim düşündüğümüz “kalıp” değilse ve çocukların yapacakları yoldan neden geri döndüklerini açıklayamamaktadır. *ayet hiçbirşey yapılamıyorsa nedir? Harris (burada kitabının yeniden kurmacı yönü) bu soruya grup-sosyalleşmesi teorisiyle cevaplamayı düşünür. Bu teoriye göre sosyalleşme ebeveynin çocuğa birşey yaptırması değildir. Çocukların kendi kendilerine birşey yapmalarıdır. Yaratılan insan kendi sosyal kategorisideki insanlara nasıl davranacağını öğrenir ve çalıştırır işletir. Onlar ebeveynlerini gözlemleyerek ve taklit ederek yapmazlar fakat onlar kendi akranlarını gözleyerek ve taklit ederek öğrenirler. Bunun dışında çocuklar gruplarındaki diğer insanlara benzer şekilde davranmakta kararlı oldukları gruplardaki çıkan tartışmalar onların ev yaşamları ile akran yaşamları arasındadır. Ve akran grubu evde yaklaşık olarak her zaman rol oynar. Harris’in teorisi ilk olarak linguistikle ilgili kışkırtıcı bulgulardan ilham almıştır. Kışkırtıcı bulgular akranlardır fakat ebeveynler değildir. Göçmen çocukların yeni bir dili öğrenmeleri kararlı ve kesin etkili olarak görünür ki çocuklar yeni bir dili akranlarından öğrenirler. Hemen Nurture Assumption bu gerçeği tahmin edemeyebilir bu yüzden gelişimin diğer bölümleri buna benzer şekilde grup teorisiyle açıklanabilir. Harris’in bu tez için delili sistematikten çok birparça öğün ve durumsaldır ve bu şartlarda onun sosyal araştırma hareketinde daha az dramatiktir. Yine de birçok ebeveynin tanımasının ve kabulünün nedenidir. Düşündürücü küçük fakat destekleyici bir örnek yemek seçimindeki bir problemdir. Öğleden sonra çocuklar ve ebeveynler ve çocuklar yemekte ıspanak, salata ve balık çocuk onların tamamını ısrarla istemektedir. Ebeveynleri tatlı sözlerle kandırmaktadır ve onun katı reddetmelerinde azalma görülmektedir. Günden güne birçok evde genç çocuklar öğün zamanında savaş zamanıdır bu sonuca göre dünyadaki ebeveynsel mdellerin tamamı ebeveynine birlikte aynı yemeği 4 yaşındaki çocuğu ikna edemez. Sonuçta o tüm bu şeyleri yer ve daha fazla yer. Bu değişikliklerin nedeni nedir onun arkadaşı okulda öğle yemeği için salata getirmişse veya onun okul arkadaşı kafeteryada balık yerken sıklıkla bu böyle midir? Kaç tane ebeveyn; Çocuklarının mutlu bir şekilde salatayı veya dana etini veya mantarı yıllardan sonra savaşcı ve kavgacı bir şekilde yemek için evde kışkırtıldığını hayretler içinde öğrenmek istemez ki? Davranışın düşündürücü bir formu çoğu insanın çocuklarıın sigaraya alışmamasını ister. Bu geniş şekilde genç çocuğun üzerinde ağırca bir etki olan anne ve babasının sigara içmesi çocuğun sigara içmemesi olarak geniş bir şekilde varsayılır. Niçin birçok ebeveyn sigara içerken kendini suçlu gibi hisseder sigara içtiği için veya birçok sigara bırakma bu nedenden dolayıdır. Fakat aslında yetişkin çok etkili bir model değildir. En iyi kahinlik genç çocuğun arkadaşlarının sigara içtikleri halde çocuğunda sigara içeceğini bilmek; yetişkinin çocuk üzerinde çok etkili bir model olmadığını Harris yazar. Sonra sigara için ebeveynle çocuk arasındaki korelasyon nasıl açıklanabilir? Burada tekrar biz kalıtımın rolünü işten çıkaramayız. Kalıtım potansiyel olarak nikotine düşkünlük çok az bir şekilde kısmen genetiktir. Diğer bir cümleyle genç çocuğun sigara içen akranlarının sigara içme davranışını mı belirler veya genç çocuğun sigarayla ilgili hiçbir deneyimi olmadığı halde sigara içip içmediğini akran gruplarının baskısı belirler. Harris tartışır. Onun genleri, kancaya takılıp takılmayacağını belirler, saptar. Son olarak suçluluk genelde Harris’in son çalışmasında yazdığı, davranışsal çalışmalar evin çevresini paylaşan ikizlerde veya kardeşlerde birinden diğer birine benzemede ev çevresinin çok az bir etkiye sahip olduğunu yazmıştır. Fakat cinayet işlemiş bir kardeşi olan bir çocuğa bu şekilde bir değişken verdiğimizde çocuğun cinayet işleme olasılığı yükselecektir. Birçok gözlemlerden çıkan bu sonuç Nurture Assumption için de-facto delilidir. “Cinayetin karşılaştırılması”. Kardeşler ve ikizler herhangi bir şeyi evin etkilerine göre yapmak zorundadırlar. Harris bazı farklı korelasyonları onaylar. İki kardeş aynı yaştaysa ve aynı cinsiyetteyse suç işleme cinayet bakımından karşılaştırıldığında bu kardeşlerin suç işleme oranlarının yüksek; Tek yumurta olmayan ikizlerin kardeşlere göre daha fazla; Birçok zamanını ev dışında birlikte geçiren ikizlerin; Ayrı yaşamlar şeklinde ayrılmış olan ikizlere göre suç işleme oranlarının yüksek olduğunu bilgiler incelendiğinde çok yakın bir şekilde bu bilgilerin meydana geldiğini söylemiştir. Fakat kardeşler suç işleme bakımından çok az olasılıkla karşılaştırılabilirler eğer biri çeşitli yıllar bakımından diğerinin üstündeyse (yaşça) buna rağmen ev çevresi aynı kalmaktadır ve Harris’in önerisinde kaybedilen çizgi aynı evi ve daima aynı mahalleyi ve bazı nedenlerde de akran grubu olarak görülebilir. Bunların ötesinde hiçkimse çocukların evin dışındaki bir dünyadan etkilenmediğini ciddi bir şekilde inkâr edemez. Bu şudur; Niçin ebeveynler internet’in üzerinde bir gerçek olan, evlatlarının en iyi arkadaşının okulda mini etek giymesinden daha fazla endişeleniyorlar. Buna rağmen Harris bu durumdan hoşnut olması basit değildir. Akranların rekabetleri çocuğun gelişiminde bir güçtür. Fakat bazen veya muhtemelen, birçok nedenle etkililiğe benzer “Ana” nedenlerdir. Tabii ki çoğu çocuk yapar. Bölümlerin içinde genetik nedenlerle ebeveynlerine birçok yönden benzeme eğilimindedirler. Tabiki evde çeşitli şeylerin tamamı öğrenilir. Dil, tarz, biçim, pişirme, doktor olabilmektir. Tır şöförü olmak nasıl bir duygudur. Ve bu yüzden bunun üzerinde baskı vardır. Dış dünyadan aldığı bilgilerin bir bölümünü dönüştürür. Bazı durumlarda çocuğun evde öğrendikleri davranışlar ve tavırlar çocuğun akran grubuyla çatışmaz. Harris bu etkilerin ömrü boyunca alabileceğini kabul eder. Fakat burada bir ovalama vardır. Bir gerçek nokta “çocuklarının yaşamlarının yönünü ebeveynler belirlemek zorundadırlar.” Harris’in görüşüne göre hangi mahallenin içinde yaşayacağına ve dolaylı olarakta hangi çeşit akranlarla ilişki kuracağını yakın yıllarda bu şekilde not eder. Ebeveynler neredeyse tamamen kontrola sahiptirler bu meselenin üzerinde çok durmuşlardır. Fakat çocuklar on yaşına ulaşıncaya kadar veya buraya kadar “tüm iddialar çalışmaz” onların çoğu önceki ilişkilerin kötü akran gruplarının iyi akran gruplarına çevrilmesini ümit edebilirler. Okul ve mahallelerdeki bazı çatışmalar evde öğrenilenlerle minimize edilerek sonlandırılabilir. Çocuk yetiştirme konusunda neredeyse tamamına göre bir zerre olan çağdaş literatürün karşısında durmak stres için olduğunu belirten Harris gayretli birşeyler yapmaya çalışan hiçbir anne çocuğuyla ilgili tavsiye bilgiler veren öğüt kitaplarını çocuğunun saygınlığını ve itibarını desteklemek için okuduğu kitaplardan gayretinin bu kitaba benzer bir şekilde çok azına sahip olduğunu eğer bazı uzun etkiler onun kişiliğinde ise işitmek isteyecektir. Faydalı ve yarar sağlayan saygınlığından emin olunan bazı statülerden veya arkadaşlarıyla birlikte bir tenis kulübüne üye olmaktan çok muhtemel olan bazı ateşli etkileri öğrenmek isteyecektir. Kültürümüzde uzun süre önce bize verilen “çocuğu biçimlendirme” olarak verilen bu görüşe göre ebeveynler evlatlarının üzerindeki etkileri pozitif yönde mantıksal olmaktan uzak ve limitlidir. Yine de bununla beraber Harris’in söylemek istediği mesaj bir yönden daha fazladır. Bir ideal olarak biz çocuklarımızı hayallerimizde tasarladığımız şekilde yetiştirmek isteyebiliriz. Bu çok az aldatıcı olan düşünce bizim ebeveynler olarak sahip olduğumuz problemler için başlıca dileğimizdir. Sizin için yanlış olan nedir? O cümle bölümünü okuyucu olarak sonlandırır. “Çocuklarınızı kabahatli ve kusurlu görmeyin” Judith Rich Harriss doğru olarak söylediklerinden başarılı bir şekilde bizi ikna edebilmişmidir? Bu cevap geniş bir bölümdür. Bilinen sosyal çalışmaları ve psikolojiyi nedensel olarak ele alarak standart bir şekilde ikna etmeye çalışır. Harris’in Nurture Assumption’a saldırısı bizim gördüğümüz onun tartışmasının yıkıcı tarafı, neden şeklinde ebeveynsel ve çocuk davranışı arasındaki ilişkiyi adım adım eleştirerek göstermesidir. Bazı nedenlerden dolayı onun gösterebileceği sonuçlar çeşitli metodolojiler bakımından limitlidir. Örneğin kontrol grubunun yokluğu veya diğer hesaplanan faktörler yönünden gözleme dayalı ebeveyn-çocuk etkisini gösterecek bir kontrol grubuna karşın katılımı gözönünde bulunduran bir kontrol grubunun yokluğu gibi faktörler yüzünden araştırmaları metololojik bakımından arızalıdır. Harris’in yazdıkları bu damarda, aydınlatılamaz fakat ikna edici bir yoldan geçebilir. Diğer bir duruma göre iyi çalışmaların birisi ebeveyn ve çocuk arasındaki korelasyonu güvenilir bir şekilde gösterir. Harris’in başvurduğu farklı teyetlediği korelasyonlar yaratılıştan şüphelidir ve bazı olaylarda nedenselliği ispatlanamaz. Bu güçlü polemiksel silahlar 18. yy’ın İskoçyalı filozof David Hume kendi ait olduğu yy’da metafiziğin karşısında yasanın himayesine sığındı. Hume’nin tanınmış ve basit gerçeği güneşin hergün yükselmesi ve doğmasıydı. Çoğu insanın, bu gerçekten yanlış yargıya vardığını, yani güneşin yarın doğacağını çünkü güneşin bir önceki gün de yükseldiğini o tartışır. Fakat Hume’ye göre bu model çöküntüye uğrayan bir kalıp değildi. Ve bu kalıp sadece olayların devamlılığını ve sürekliliğini başlatıp göstermiştir. Hume’nin görüşü filozoflara kendi eksersizlerine bakmaları gerektiğinden çok kıvılcımlanan son batı düşüncesinin devrimini hatırlattı. Hume yüzünden, İngiliz empristik gelenekleriyle karasal zıtlıkların tüm formlarında gelenekler olan yollarla modern felsefe gelişti. Çok ünlü bir şekilde Immanuel Kant onun cevabını Kant’ın Humean Skepticisiminde Crituque of Pure Reason adlı kitabında formüle etmeye devam etti. Hume’nin çok varoluşcu görüşünü borç alarak tanınmış bir fikri kitabına koydu Hume’nin o görüşü onu doğmatik uykusundan uyandırmıştı. Dürüstçe söylemek gerekirse Harris sahip olduğu tartışmaya ve buna benzer diğerleri psikoloji üzerinde gelecekte uzun süreli etkili bir yoldu. Freud’un sarılmasından ve davranışçıların limitlerinden her ikisinden de bizi özgür bırakmışlardı ve aynı zamanda bize yeni gerçekçiliğin açılması, insan gelişimiyle ilgili diğer gerçekler, özellikle katılımın rolü ve akran gruplarının önemliliği, onların desteklemeleriyle gereklidir. Bu hırslı ümidin başarısı kritik olarak bir nedensel sorunun cevabına bağlıdır. Psikolojinin nedeni; Harris’in kararla ve ısrarla epistemolojik standartlarının kanıtını talep etmiştir (Harris epistemolojik standartların kanıtını ısrarla talep etmiştir). Sosyal araştırmacılar tarafından tüm bu çalışmalar dağı gerçekten korelasyonlar, nedensel kanıtlara sahip olunamayan yararsız sonuçlar mı toplamışlardır. Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Bazı basit temelli korelasyonlar diğerlerinden daha anlamlıdır. Benim beynimde fikrimde anlamsal olarak istatistiksel olarak yeterli veya teknik kavramlara sahip değilim fakat buna rağmen bazı nedenleri bayanlar veya baylar anlamlı bulabilir. Onun işaret ettiği “eve” döndüğümüzde onun korelasyonlarının yararları limitlidir. Harris analoji yöntemiyle örnekler üretir. Bunu desteklemek için broccoli yemek veya zenginlik birlikte tutarlı gittikleri gösterilebilir. Biz bu gerçekten şu sonucu çıkarabiliriz. Broccoli yemenin nedeni zenginliktir. Biz broccoli yemeyi durdurduğumuzda fakir mi olacağız? Onun görüşüne göre Nurture Assumption da desteklenerek kullanılan korelasyonlar bundan daha güvenilir değildir. Fakat bu analoji en kötü olanıdır. Bizim hiçbir şekilde broccoli yemenin nedeni zenginliktir diye bir sonuç çıkaramayız ki bu bunların bağımsız değişken olduğunu biliyoruz. Önemli sosyal olayların çok büyük olduğunu biliyorken bazı korelasyonların çok büyük olduğunu biliyorken David Blankenhern’un kitabı “Babasız Amerika” iyi nedenlerle işaret eder. Ne yazık ki Harris onunla ilgili tartışmamıştır. Dikkatli yazar sosyal çalışmaların nedenlerinin ispatlanmasının güçlülüğünü kabul ederek yola çıkar. O yinede olayların beyazlığını tartışarak devam eder ve babasızlığın köklerinin sayıca fazla arzu edilmeyen davranışın üzerinde uzandığını destekler. Blankenhorn’un sözcüklerinin içinde babalarından ayrı yaşayan çocuklar; çok benzer bir şekilde duygusal veya davranışsal problemleri yönünden okuldan kovulan, akran gruplarıyla anlaşmakta güçlük çeken ve polise karşı suç işleyen çocuklardan çok uzaktırlar. Douglas J. Beshanov’un dikkatle şu gerçeği söyler. Yayılan risk çocukların seks yönünden kullanılmasının yayılan riski direkt olarak babalıkla evlenmenin düşmesine bağlıdır şeklinde dikkati çeker. Buradaki korelasyonlar kendi kendine konuşabilir. Eğer bana gelir için uygun kontrollerin sağlandığı bir nesil ve geri kalanında babasız bir grup ele alındığını gösterirseniz eğer evdeki yüksek suç davranışlarının yüksekliğini, çocuk kullanmayı okulda suç’un ve geri kalanının tamamının ortalamalarını size gösterebilirim. Bu şüphesiz doğrudur. Çocuğun davranışlarının bölümlerinde genetiksel etkilerin önemli olduğundan Harris iddialıydı. Biz çok güç bir şekilde nedenselliğe bakmadan şüphe eden metafiziğin ötesine yerleştirmeye çok güç bir şekilde ihtiyacımız vardır. Eğer babasızlık davranışlarının muhtemel çeşitlerinin tatminini güçlü işaretiyse biz bundan sonra eğer bu davranışları azaltmak istiyorsak babasızlık çeşitlerinin bazılarına baksak iyi olur. Metafiziğin amaçları için David Hume’nin gözlemleri gerçekten derin ve esaslıydı. Güneş yarın yükselebilir mi gibi düz bir bahisten onu durdurabilirler mi? Aslında biz uygun bir şekilde tüketilen sosyal çalışmaların bulguları hakkında buna benzer bahisler yapabiliriz. Biz broccoli yemenin nedeni zenginliktir yargısı bizim koyduğumuz kuralın dışındadır. Fakat bizim sahip olduğumuz kural bu düşüncenin dışındadır. Bu da babasızlığın sayıca fazla davranışın köklerinin nedenidir. Gerçekten de böylece nedensel bir yargıya varılabilir. İkinci problem Harris tutarlığa başvurur. Onun yüksek incelemesinde sosyalleşme araştırmacıları bağımlı olarak sıklıkla etkili olurken davranış genetikçileri etkili olmamıştır. Buna rağmen Harris sıklıkla bahsedene kadar ben ünlü ikizlerin çalışmasını veya tartışmalarını sıraya koyduğu diğer çalışmaları buna rağmen okumamıştım. Tartışmalarını sıraya koyduğu diğer çalışmaları çok bereketli bir şekilde açıktır ve o görüşlerini eğitmeye çalışmaz. Örn. Şiddete benzeyen görüşünü eğitmez, yetiştirmez. O örneğin şiddete benzeyen şeylerin sosyal araştırmalar içindeki karşılıklarını salık verir. Davranışsal genetikler kesin bir şekilde kişilik eğitimini tanımlamışlar mıdır? Onlar kişisel, özel bireysellikler için yetiştirme, eğitim olarak nasıl karar verebilirler. Biz gerçekten de bu çalışmanın bulgularını güvenle alabilecek miyiz? Eğer onları özgür bir şekilde yerleştirdiği varsayımları açıklamaları diğer başarısızlığa uğradıkları Harris’in başka yerlerde becerikli bir şekilde kişiselleştirdiği bu çalışmaların bulguları gerçekten de güvenli ve diğer başarısızlığa uğradıkları Harris’in başka yerlerde becerikli bir şekilde kişiselleştirdiği bu çalışmaların bulguları gerçekten de güvenli olarak alınabilir mi? Benzer bir şekilde Harris gelişim psikolojisinin tüm değerlendirmelerini yutar olarak ortaya çıkar. Bu düşünce tüm insan karakterlerinin ve yeteneklerinin genetiğin üretimi olan miras Darwin’in adaptasyonu tarafından fazlaca değil sadece eleştiren kritik yudumlar tarafından şekillendirilir. Buna rağmen o kesin bir şekilde değiştirebilmek için çok dikkatlidir ve bazı alanlarda odaklanmıştır. O çeşitli çeyreklere bağımlı olduğundan onun derin eleştirileri çok az can sıkıcı görülmez. O derin ve alaycı bir şekilde psikolojik araştırmaların kesilen ve geniş bir şekilde yargılanan ve tam olarak da verileştirilmeyen kısmıyla ilgili görüşlerinde ısrarlıdır. The Nurtere Assumption’un açılış cümlesi açılışı özellikle önemli bir saldırıyla açılır önemli görüş noktası ise onun kitabının açılış cümlesi kendi kendisini tarif eder “Çocuk kişiliğinin görüşü-“ karakteri adlandırmak için ne kullanılabilir” şekillendirmek veya değiştirmek çocukların ebeveynleri tarafından ne kullanılabilir. Hiçbir açıklama ne burada veya başka bir yerde önerilmemiştir. Harris’in karakter veya kişilik dönemlerinde ve karakter onun index’inde hiç görülmemiştir. Düz bir şekilde karakterin kendi kendine devam eden ahlakın duyarlılığına inanmasına rağmen; bölümden bölüme insan davranışının bazı tartışmalarına tahammül eder. Buna rağmen neye inandıysa onu bir pasajın can alıcı yerine koyması, sosyal davranışın ahlaka benzer diğer formlarıyla bütünlük içinde elde edilenleri bir şekilde bağlamıştır. Bu meseleyle ilgili olarak benim söyleyebileceğim bir dereceye kadar çocukların evdeki ahlak standartlarını kendi dış dünyadaki çevrelerine taşımaları gerektiğini ve iki grup arasındaki çatışma; evde ahlak değerlerinin mi yoksa akran gruplarının mı rol oynayacağı çatışmasını biz diğer bütünlük içinde görüyoruz. Harris açık bir şekilde bu çatışmanın olmayacağını düşünüyor. Ne yazık ki bu noktada tek delil merkezlenmiş kitabın içinde çeşitli zamanlarda 1928 çalışmasının H. Hartshorne ve M.A. May tarafından ve Studies in Deceit diye adlandırılan bu çalışmadaki iki araştırmacı Harris tarafından kendi zamanlarının gelişimcilerinin önünde oldukları şeklinde tanımlanır. Çocuklara dolandırmaları veya çalmaları ile ilgili aynı türden çeşitli ortamlar kurulduğunda; evde, sınıfta, atletik müsabakalarda, yalnızca veya akran grupları huzurunda Harris’in paragraflarının bir bütününde dürüst ve namuslu olduğunu bir bölüm paragrafta diğer paragraflarda ise dürüst ve namuslu olmasının gerekmediğini söyler. Mücadeleye ve kaba takılmalara sahip olmasına rağmen son on yılda Hartshorne May’ın çalışmasının üzerinde olan ve karakterin varolmadığına inanan ve iconografik statüden gelen ve diğerlerinin aynı görüşte olduğu The Nurture Assumption’un yazarının bize söyleyemeyeceği nedir? Harris’in gerçekten de sosyal bilimsel tartışmasında Harris zamana yalvarır ve diğer bir durumda şüphelerini Nurture Assumption’a atar fırlatır. Henüz dalavericiliğin içindeki çalışmanın nedeni içinde o dilini yutar. Niçin, Neden, bir kuşkudadır. Hartshorne May’ın üzerindeki görüşleri hesaplamada ayrılırlar. Neden Hartshorme’den ayrılır ve bu görüş Hartshorne’nin üzerindedir. Hartshorne May onun arasındaki içerikten ve daima akran ve akran gruplarının kazanacağında işareti olmasına zarar verir. Çocuklar onların ahlak standartlarını evde öğrenebilir mi ve kendi akran gruplarında çatışmayla karşılaştıklarında onlara düz bir şekilde başvurabilirler mi? Veya bunu yapmazlar mı? Bu soru dolaylı anlatarak basitçe çözümlenemez. Çocuklar aksanları ve elbise stillerini kendi ailelerinden çok kendi akran gruplarından öğrenir bu yüzden onlar davranışının diğer formlarını onlardan kazanırlar. (Onun sahip olduğu tartışma nedensel bir yanlış düşünce içerir) Özellikle moral standartların oluşturularak akran gruplarının inançlarının karşısında koşması büyüleyicidir fakat böyle olduğunda ne meydana gelmiştir ne olmuştur. Harris bu soruyu daldırır. Burada niçin dinden kuşkulanılmaz. Biz ahlak’tan konuştuğumuz zaman, bizim konuştuğumuz birşeylerin çok azı-yanlızca dört özet hafifçe araştırılmış kitap görünüyor. Harris’in bize inandırıcılığı din (onun analojisine göre) yemek pişirmeye benzer. “Ebeveynlerin hala çocuklarına verecekleri bazı güçler vardır” Çünkü bu evi sınırlandırmanın en önemli bölümüdür. Bu sözcük gurubu “Akran gruplarının yüklenme ile karşı koymaları” ile yerli lehçe çünkü kontna Harris, çocuklar ve ergenlik yaşına yakın gençlerin özellikle evlerine moral standartları taşımalarını bekler. Standartlar sıklıkla dinsel prensiplerle temellenir. Bu meselenin uzunluğu çok ağırdır ve onun ilişkisi çok geniştir. Tek bir çalışmanın kamışının geri kalanı 60 yıl öncesini aşarak yapılır ve hala doğruluğundan şüphe edilir ve Harris ‘in baştan savunması ufak bir hatadır. Hala Nurture Assumption gerçeği psikolojiyi ve onun bizim kuruluş temellerini sarsmıştır ve bu sarsılma hünerini ve becerikliliğini gözden kaçırmamıza neden olmaz ve dikkatimizi dağıtmaz. Onun cevaplamada ısrarlı olduğu çalışmasının çeşitli etkileri profesyonel ve popüler olan çalışmasının içine kendi borçlarının içine koyar. Bazı ayakta duramayan okullar onun tedavi edici kritiklerinin ihtiyacı içindedir fakat buna diğerlerinin ihtiyacı yoktur. The Nurture Assumption’da Harris’in kritiklerinin acı çekmesi itimat edilmemesinden dolayı inanılmamasının nedeni kalitesiz bir araştırma olmasıdır fakat bizim toplumsal problemlerimiz için acil bir iş yapılmamıştır. Aile yaşantısına entegre edilemez. Bunların ilki ve en önemlisi aile yaşantısının bütünleştirilmeden parçalanması ve dağıtılmasıdır. Bu kritikler bir noktaya sahiptir. Fakat Harris’in kitabının birçok nedenle Haris’in kitabının ilgi çekici bölümleri vardır ve araştırmacılar bize ne söyledilerse bu kitapta dikkatle değerlendirilir muhtemelen özellikle bizim görüşlerimizi destekler görünür iyi bir bölümün içindeki kötü bilimsellik servisinin tamamını yok edecektir. Nurture Assumption daima korkuludur ve ebeveynlerin toplumdaki hoşgörülerini anlayışlarını etkisiz hale getirmeye izin verir ve etkisiz hale getirir (Zaten yağma olan toplumdaki bu mesele tamamen yok edilmiştir). John Leo bunu şu şekilde koyar” delillerin içindeki acı ve ebeveyn kaybı ebeveyn altı ve ebeveynsiz çocukları kalçanın içindeki derin acılara benzetir. Buradaki görüş noktasında birçok kritik vardır. Kasabanın en yırtıcı komşuları Leo’nun anladığı anlamda ebeveyn altı ve ebeveynsiz çocukların çıplak denetlenen bir bantla nereye olursa olsun saçıldığını görmek isteyeceklerdir. Bu bakım programından sonra okulun içindeki, kasabanın karşısındaki alışveriş dükkanına ve fast food’lara takılan eski çocuklar zaman içinde geçip gidecekler çünkü onların böyle olmasına izin verilmiştir. Çünkü onları evde bekleyen hiç kimse yoktur. Daha sonra onun okuyucularının geri kalanları onun fikirlerini benimseyerek kesin bir şekilde emin olarak çok ciddi olarak düşünmeye başlayacaklar ve az veya çok onun düşündüğü gibi düşünmeye onun düşünceleri onları da etkileyecektir. Bunların hepsi iyilik içindir. Daha sonra iyi bir çevreye sahip olmayan çocuklar ne isterlerse yapabilirler. Buradaki herşey fakat burada ebeveynler karanlıklar içinde görünecekler. Dünyada buna benzer şekilde tekrar Leo’nun sözcüklerine dönelim kutlamak için zaman olmayan saçma kitap kendi kendini haklı çıkarmıştır ve içine çekmiştir ve ebeveynsizliği saygı duyulur ana akarsu aktivitesi yapmıştır. Henüz doğruda Harris’in kağıtlarının içinde çok az kendi kendini görev karşısında haklı çıkarır ve hatta her kim olursa olsun çok az rahatlatan ve ebeveynliği çok az kabul eder. Zıt olarak çeşitli sayıda mücadele meselesidir. Harris tartışmalarını dolaylı bir pozisyonda ebeveyn yokluğunu pozitif olarak ve yıkıcı olarak gösterir. Bakımevlerine dikkat çeker, yanlızca iki paragrafı özne olarak adar açıkça arzu ettiklerinin dışında ve onun halkalarından kaçınır fakat iki paragraf eğiticidir. Geçmişte “yalnız aileler problemleriyle birlikte günlük bakım merkezlerine eğitimsel bakım için düşünüldüğünde bu çocuklar için kötüdür şeklinde yazarken bugün günlük bakım merkezleri geniş bir ölçüde “normal” aileler tarafından bebekler veya okulöncesi çocuklar evde veya günlük rutinlerini evde veya bu bakım merkezlerinde geçirdikleri yer alarak belirlenmiştir. Harris’in anlamlandırdığı günlük bakım merkezlerinin kişiliğin uzun süreli etkileri ile ilgili henüz bir delil yoktur. Bebeklerin ve küçük çocukların ailelerinden ayrılarak dış dünyaya alınması ve ailenin dışında zamanlarını geçirmeleri ile ilgili bu durumu destekleyici şeyler yoktur. Aslında “Nurture Assumption”un delilleri tamamen sonucun karşısındadır. Yeniden anımsandığında Harris erken yıllarla ilgili olarak ne söyledikleri yalnızca ebeveynlerin egzersiz yapabileceğini “bir güç” olarak belirler. “Onlar çocukların akran gruplarının kimler olacağını belirlerler”. Bu ebeveynsel bir etkinliktir çocukların üzerinde sahip oldukları görüşlerle ve kesin bir şekilde etkilidirler. Bu görüşler Harris’in tartışmalarının doruk noktasıdır. Ebeveynler günlük bakımevlerinde kendi güçlerini akran seçmeleri için kullanıyorlar mı? Ebeveynler ve diğer çocuklar aynı grup içinde kendi normlarını ve istek ve arzularını paylaştıkları zaman hatta onların evlerinde ne olduğunu bilseler çocuklarının sosyalleşmesine yardım edebilirler mi? Bu yönden günlük bakımevlerinin dövülmeye ihtiyacı yoktur. Bu da çocukların yaşadığım yerde birçok ebeveyn dadı veya ev yardımcısı kiralar. Çocukların çoğunun akran grubu Ebeveynler tarafından değil bebek bakıcıları tarafından seçiliyor. Birçok ebeveyn baygınlık geçirici bir ideale sahip değildir. Çocukları tüm gün dışarda oynarlar ve buna rağmen onlar çok az şey bilirler oyun arkadaşının evinde ne olup bittiği ile ilgili bilgileri yokken Eğer Harris buna rağmen akran gruplarının önemliliği ile ilgili bölümle önemli alarak doğrulasaydı ev dışındaki ebeveynler okulöncesi yıllarda ne yapacaklarını iki kere düşünme ihtiyacında olacaklardı. Yetiştirme varsayımına duraklama verilmesinin nedeni herhangi bir kişinin aklını çelerek onu yanlış sonuçlarla kucakla-ması Harris’in iki dilli eğitime başarısızca bakmasındandır. “Kasvetli bir başarısızlıktır”. O grup sosyalleşme teorisini tahmin ederek yazar. Onun çocukların ortak amaçlarda birleştirildiği, çocukların eğitimle ilgili ödevlerinin ve çocukların farkına varıldığı farklı etnik veya kültür altı çoğaltılmış kültüre dayalı hiçbir araştırması yoktur. Yada bakım sistemiyle ilgili radikal reformları öneren bir politikası yoktur. Sonuçta Harris’in kitabı okumayı hak etmek için tartışmalarının entrikalı olması yüzünden üzerinde durduğundan pratik değildir. Ya da muhtemel olarak yetiştirme varsayımı yeniden hazırlanarak psikolojiye dönüştürülecektir. Steven Pinker’in tahmin ettiği gibi psikologlar onun için kavga edecekler. Geri kalanlarımız onunla ilgili düşüneceğiz. En iyisi yetiştirmeyi üstlenme ebeveynlerin ahlak yönünden kafa yormalarını hazırladı. Harris’in önerdiği can alacı nokta karı koca ilişkisine benzer olarak bu ilişkilere saygı duyulması gerekir. Eşinize nasıl davranacağınız bir mesele olabilir. Tabi ki bu şekilde davranırsınız. Veya bu bir mesele olabilir. Tamamen ayrılmış ailelerin uzmanları evliliğin ahlaki değerlere sahip olmayan amaçlar yüzünden bazı evlilikler dağılıyor. Ben bu yolu beklemiyordum. Ben kocama şimdiden yirmi veya on yıl nasıl olacağına göre davrandım. Buna rağmen onun benimle birlikte olacak şekilde mutlu olarak etkilemesini ve on veya yirmi yıl sonra da arkadaş olarak kalmayı isterdim. Bizim kontrol edebileceğimiz muhtemel şeylerden sonra ne gelebilir. Biz çocuğumuzun hayatını evde kesin bir şekilde değiştirecek mükemmel kesin bir güce sahip miyiz? Eğer böyleyse biz onları okuyacağız. Eğer okumamız için bir neden yoksa onu Harward’a gitmesine yardım edelim. Çünkü onların hoşlandığı sevgi çevresini sağlamalı. Eğer Harward’a gitmekten hoşlanmayacaksa ona sevgi çevresiyle onun sosyal veya bilişsel gelişimini sağlayacak şekilde uyarmalıyız. Böylece iyi bir şey yapmış oluruz. Biz onlarla birlikte olmayı denemeliyiz, onları gelişirken bizden ayrılarak hata yaparak düzenli yara izlerine sahip olmalarını önleyeceğiz. Bu onların mutluluğunun ve iyi olmalarının nedeni olacaktır. Bunların tamamı ve bu yüzden biz çocuklarımızdan zevk almalıyız. Çünkü onların varoluşu bizim için ödüldür. Bu korkutucu bir düşünce midir yoksa anne ve babaların oltadan kurtulmak mıdır (sorumluluktan kaçmak mı olur?) Birçok anne baba gibi “şimdiye kadar anne babalık üzerine birçok edebiyat parçaladım. Beyaz Sarayda yaptığım konferanslarda çocukların algılama kabiliyeti üzerine konferanslar vardır. Kısa bir süre önce yine de bu okuma işini pek de dikkate almadığımı farkettim. Tabii ki bu sıkıldığımdan dolayı değil (yine de doğruluk payı var). Fakat bu işte garip bir zevk alma ve tebrik etme isteğiyle karışık bir duygu. Fakat yapılan bu iş son derece itici hale gelmiştir. Anne babaların kendilerini çocuklarına adaması konusundaki uykusuz geceler birkez çocuksuz geçen bir hayat hakkındaki tüm bu çocukca konuşmaları herkes biliyordu. Biz ne yapıyoruz konusundaki üstelemeler tuvalet eğitiminden tutunda gece yatarken neler yapmaları gerektiği konusuna kadar en ince ayrıntıları bile mükemmele ulaştırma çabası bütün bunları alışılır hale getirecektir.


pasaklikedi 21 Mart 2006 13:45

EBEVEYNLER NE YAPABİLİR?

Anne ve baba çocuğun yaşamında baş etki olarak görmek ebeveynlerin arkasına sahip olmak deneyimin ve engin literatürün toplanan delillerinin tartışmalı ağırlığını oluşturur. Herkesin bildiği gibi terbiyeli ve nazik olan dikkatli ve özenli görevine düşkün çocuklarını seven ebeveynler daima çocuklarını terbiyeli nazik sevecen ve görevine düşkün olarak çevirirler. Aksine eziyet verilen ve bizim söyleyebileceğimiz şekilde “işlevsel olmayan” ebeveynler kendi kendisine eziyet veren çocuk sahibi olma eğilimindedir. İnsanlık kuralları dışındaki bazı istisnalar daimidir fakat bazı istisnalarda kuralların kesinliği herhangi birisinin givenini sarsar. Bunun yanında kütüphanelerin tamamı her iki şekilde de populer olan kitaplarla stoklanmıştır bu kitaplar çocuğun ilk yıllarının önemliliği üzerinde dururlar ve tasdik etmeye çalışırlar. Araştırma dağlarının temeli ebeveynsel pratikler ve çocukların performansı arasındaki ilişki psikolojik, sosyal ve daha birçok yönden tartışmalıdır. Tüm bu bize verilenlerden Judith Rich Harris’in “Yetiştirme Üstlenme (Nurture Assumption’da): Niçin Çocuklar kendi yollarından çıkarak dönerler? “adlı makalesi basıldığı son Ağustos ayından beri” fırtınalı tartışmaların merkezi olmuştur. Bu kitapda yer alan “geleneksel aklın meydan okumaları” kökleri ve sapı yer alır. Bazıları tarafından bahsedilen ve basıldığında birçok belirsiz nedeni içeren bölümleri tam olarak kınanmış ve birçokları tarafından suçlanmıştır. Ben alternatif bir yargı ile tartışacağım. “Yetiştirmeyi üstlenme” sersemletmesi, can alıcı bir şekilde başarı yönünden limitli olması gibi birçok nedenle tanınmamıştır. Fakat kitabın şimdiye kadar kabul olan notlarını alarak başlamama izin verin. İlk soru Judith Rich Harris’in referansıdır. Yazar yalnız akademik olmayan bir kişi değildir. Fakat akademik açıdan Harward’ın yetiştirme programından 30 yıl önce orjinal araştırmalar yaptığı için okuldan atıldı. O kendi kendine akıl ve zihin yoksa öğrencilikte yok dedi ve ağır ağır kaybolan bir hastalığa tutuldu ve profesyonel dünyayla ilişkisi gelişim psikolojisi hakkında textbooklar yazarak devam ettirdi. Rewrite man olarak adlandırılan bir gazeteci U.S. & World Report’ta onun kitabını “tanınmayan ve belgelerle kanıtlanmayan” şeklinde yüksek kritik eleştiriler yaptı. Psikologlara yol gösterici ve sorumlu psikologlar tamamen gaddar ve acımasızdı. Newsweek’e göre kitap hikâyelerle kaplanmıştı. Harward’ın jerame Kogan’ı psikolojik yönden utandırıldı ve T. Berry Brazelton bu tezi aptalca buldu. Urie Bronfenbrenner “Benim ilk reaksiyonum” dedi. Cornell’in Proseför Ünvanı “İlgi çekici olan bu kitap ciddi olarak alınmalıdır.” Harris bazı psikologlar tarafından yalnızca bir referansı olmadığı için değil çizmenin türetilmişi olduğu için lanetlendi. New York’ta kitap tanıtımında Çoklu Zeka’nın teoristi Howard Gordner onun kitabını “durumun üstünde kötü bir rehberlik ve potansiyel ve potansiyel olarak zararlı” olarak adlandırır. Profesyonellerin tümünün Harris’in karşısına yığılmadıkları doğrudur. Steven Pinker’in değerlendirme içeren kitabının önsözünde güçlü bir sesle desteklendi ve davranışçı genetikçiler de onun etrafında bir araya geldiler. O hala onu geniş bir alanın üzerinde geri yürütmeye çalışan diğerlerini en sonunda hüküm süren dinsel inançların düzeltilmesini teklif etti. Harris’i destekleyen kendinde mevcut olan heveslerin ve tutkularının onun düşüncesinin nedeni olasıdır ki bu da ebeveynlerin bizim düşündüğümüzden biraz daha az önemli olabileceğidir. “Suçluluğa Hayır, Çalışan annelerden iyi haberler”’in yazarı Beny Holcolm’un ve Carol Trovis’in “Bakımevi, boşanma ve çalışan annelerin çocuklar için kötü olduğunu savunan seçilmiş bir politikacı olduğunu” gerekli bir hesaplama yaptığını New York Times’in kitap tanıtımı bölümünde adlandırması olumlu rol oynamıştır. “Yetiştirmeyi üstlenme”’nin bir bölümünde yer alarak boşanmayla; problem olan uyuşturucu ve içki kullanımının arasında bir bağlantı olabileceği sorunsalına “Yetiştirmeyi üstlenme ile hoşgeldin denilmiştir şeklinde not aldı.” “Yetiştirmeyi üstlenme”nin gürültüsü dışındaki, görevlerinin çeşitliliği gerçekten ne söylediyse çok güç bir şekilde yapılması Harris’in sahip olduğu niteliğinin ve durumunun çok üstündedir. Onun kitabını hemen, Robert Wright’ın Time dergisinde onu “Onun çok rüzgarlı formülü ve “anahtar yeterlilikler” şeklinde adlandırmasını farketmek için okuduğunuzda o tartışmasına girerek çeşitli engeller açıklanmıştır (hipotez, profesyonel kavgalar, atlanmış hatalar ve yazarın görevlendirmeleri, bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak biçimlendiren yüzyılın bulgularının değerinin temellendirilerek yeniden incelenmesi, bu gayretin değerlendirilmesi, Harris’in türemiş veya orjinal bir referansı olması olmaması, meselesi arasındaki farklılık veya bir amatörün rütbece diğerlerinden üstün olması). Harris’in yazdığı “Yetiştirmeyi Üstlenme” iki amaçla hazırlamıştır. İlki çocuk kişiliği ile ilgili görüşlerden sizi vazgeçirmek amacıyla; karakterin ebeveynler tarafından nasıl şekillendirilip biçimlendirilerek adlandırıldığını ve ikinci olarak çocuğun kişiliğinin nasıl şekillendirileceği görüşüdür. İki bölümün özelliği bir bölümün zararlı ve yıkıcı olurken diğerinin yapıcı ve yeniden kurucu olmasıdır. Her iki görüşü tartışmama izin verin. Ebeveynlerin çocuklarının kişiliklerini şekillendirecek güce sahip oldukları fikri insanlara ve zamana karşı rehberlik edecek bir fikir olarak görünmemelidir. Harris bunu kültürel özellikler olarak yazar diğerlerine göre bizim sahip olduğumuz toplumlarda çocuğun yaşamı kaderin ellerinde uzanmış görülür yakın bir şekide toplumlarda farklı yaşam bölümleri başlıca Allah’a teslim edilir. Bu farklı görüşlerin doğru babası Sigmund Freud bunu özenle hazırladığı senaryolarda inşa etmişti. Yetişkinlerin psikolojik hastalıklarının; onlar tamamen küçükken ve ebeveynleri onların yaşantısında ağır bir şekilde etkiliyken sözü edilen kişilerin gerilerinde birşeyler izlenildiğini fakat Freud’un sezgisi Freudcu okulun Freud’un düşüncelerinin gerisinde kalmasına neden oldu. Davranşıçılar çocuğun erken yıllarında meydana gelenlere doğru koşullarla şekillendiğiyle ilgili olarak birçok hipotez kurdular. John B Wotson’un ünlü bir şekilde bildirdiği gibi “Milyonlarca sağlıklı bebeği özel olarak belirleyeceğim bazı özel tiplere çevirebilirim. Doktor, avukat, artist dedektif ve hatta dilenci veya hırsız. Freud’a benzer bir şekilde davranışçılar; “insanın hamurunu”şekillendiren ve düzenli bir şekilde yerleşen ilk güçlerin basitçe ayrılabileceğini basitçe üzerlerine alırlar. Harris’in gözlemlemelerine rağmen burada ağır bir tartışma başlar. Wotson’un deneyimleri birkaçımızın inanabileceği gibi Watson’un deneyimi kesinlikle başarılıdır. Bir neden güçlü bir delildir. Farklı genetik kodların onun yaşamındaki etkilerine sahiptir. Kalıtımın önemliliği ile ilişkili tartışmalar olmasına rağmen hiç kimse inkâr edemez ki onların bazıları o kimse için önemli bir rol oynar. İnsan davranışı genetik projesine göre davranışsal genetikçiler maneviyata karşılık biyolojik çocuklar ayrılan ikizlerde elde edilen bulgulara göre çok azı doğuştan bazı muhtemel şeyler içerir. Bazı belirtiler hiçbir insan eli değmeden önce insan doğasına ulaşmadan önce ayrılabilir. Bizim kişiliğimizin genetik olmayan bölümü çevre tarafından şekillendirilebilir mi? Çoğunluğumuz ev hayatının ve bunun da üstünde ebeveynlerimizin çok önemli olduğunu söyleyeceklerdir. Bu yetiştirmeyi üstlenmenin özeti olacaktır ve burdan daima Harris’in radikal kalbininin tartışmasını karşılaştırabiliriz. Bunun için onu memnun eden büyük araştırması emanet bir şekilde desteklenmiş ve göründüğü gibi olmaması yüzünden görünür bir şekilde ispat edilmeye çalışılmıştır. “Yetiştirmeyi üstlenme”ye Harris’in yalanlaması olarak düşünüldüğünde “kanıtlama” sözcüğünün akılda tutulması zorunludur. Harris yaşamlarında iyi bir işe sahip olan ve başarılı olan herkesle iyi geçinen ebeveynlerin daima hayatlarında başarılı olan ve herkesle iyi geçinen çocuklara sahip olma eğiliminde olduklarını tartışmaz. Ya da saygı sevgi oldu ve muameleyle yetiştirilen çocukların, sert ve kaba bir şekilde yetiştirilenlere göre kişisel ilişkilerinin başarılı olduğundan ve hayatlarında çok iyi olduklarını tartışmaz. Bu genelllemeden Harris bizim sosyal bilimsel çalışmalarının üstünde birçok kez verileştirilmiş sıradan deneyimlerimizi hazır bir şekilde kabul ederek düzenlemiştir. Harris’in denemeleri içindeki eleştirileri birçok yönden yanıtlanabilmesi imkânsız olmasına rağmen onun yeniden hazırladığı örnek çiftlerinin kuşatması ve belirli bir tadının olması alınabilir. Harris özel nedenlerin oranının genişliğini düşündürür. Biz ebeveyn çocuk ilişkisinin özel bir formu olan bedensel ceza ve dayakla başlayabiliriz. Dayak çocukları çok agresif yapabilir mi? Neredeyse tüm çocuk uzmanları evet diyecektir. Bu yüzden birçok ebeveyn bu yüzden güvenlidir. Aslında dayak şimdi geniş bir şekilde utanç verici değildir. Fakat bazı yerlerde suç unsuru olarak kabul edilebilir. Bu radikal değişim pratikte bugünlere kadar tamamen ortaktı ya da bugünlere ortak bir şekilde bu görüşe sahip olunarak gelindi. Çünkü dayağın çocuk kullanmadaki farklılığı inanılmazdır. Hemen hemen herkes çocuğu hırpalamak için dövmekle trafiğin içine koştuğu için tokatlamak arasındaki farkı söyleyecektir. Dayağın artması bu görüşü kabul edilemez yapar bu ebeveynin agresif davranışı çocuğuda normalden daha agresif olarak dönüştürür. Harris’in yazdığı geniş bir inancın arkasındaki mantık ve onun ilk yüzkızartıcı inandırması ve henüz muayene de olan çoğu araştırmasını suçluluk olarak dönüştürebiliriz. Elbetteki bu görüş noktasından da sosyal bilimlerin değersiz olduğunu söyleyebiliriz. O ilk olarak metodolojik problemlere işaret eder bu araştırmanın önemli bir bölümü dayak çocuk yetiştirme stillerinden ayrılamaz. Bazı ebeveynler özellikle düşük gelirli mahallelerdeki bazı etnik gruplar, orta sınıfta ve beyaz insanların yaşadığı gruptakilere göre çok fazla dayak atma eğilimindedirler. İlk grupta çocuklar çok fazla dayak yedikleri için ikinci gruba göre daha fazla dayak yedikleri için ikinci gruba göre daha fazla agresif olacaklar ve işkence göreceklerdir. Fakat burada biz ne söyleyebiliriz? Özellikle diğer grupla ilgili olan fazla bir bilgi olmadığında ki bu grup Asyalı Amerikalılar fiziksel cezayı kullanıyorlar fakat... agresif çocuklara sahip değillerdir (vurgu eklenir). Bu bilgilerden basitçe birçok değişken rol oynayabilir bunun için de birçok anlamlı sonuç çıkabilir. Tamamı bu değildir. Birçok çalışmada dayak bazı ebeveynlerin çocuklarını çıkışsız bir yola sokmasıdır. Harris’in bu yargılamada farketmediği şey ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkinin statik değil dinamik olmasıdır: “Bazı etnik gruplarda veya sosyal sınıflarda ki çocuklar diğerlerine göre daha sinirlidirler bazıları diğerlerinden fazlaca dövülmektedir. Eğer agresif çocuk daha fazla dayak yediğinde agresif çocuk olacaktır ki bu ebeveynin çok dayak atmasından kaynaklanacaktır. Çünkü ebeveynler çocuklarının davranış tarzından hoşlanmadıkları için daha fazla dayak atacaklardır.” Birçok sebeple cevap söylenemeyecek kadar imkânsızdır. Bu problem bir yolla minimize edilecektir. Harris bunu çocukların yıllarca takip edilmesi şeklinde destekler. Hemen güncel bir çalışma yapılmıştır ki bu da “Ebeveynler fiziksel cezayla antisosyal davranışları azaltırlar bu davranışın uzun süreli etkisidir... şeklindeki bu tartışma da onun tartışmasının karşıtı olma eğilimindedir. Bu sonuç manşet haber yapılabilir ki dayağın uzun süreli etkilerinin tabiki negatif sonuçlarının değişken olarak görünmesidir. Gerçekten de son bir çalışma her yaştaki bazı siyah çocuklar ve genç çocuklarının türlerine ve cinslerine bakılmadan dahil edilen bu çalışmada dayak gerçekten de sinirli davranışları azaltır şeklinde zıt bir eğilim gösterme eğilimindedir. Biz buna göre ne yapabiliriz? Harris iki anahtar farklı çalışmayı sıfırlar. Birinci yazar şiddeti evde ölçerken diğer bir yazar şiddeti ev dışında ölçtü. Her iki çalışmayı yan yana ortaya koyduğumuzda evde dayağın büyük sıkıntıları üreten ahlâkı bozan bir dönüşüm olabilir. “Dayak kullanmak çocuklar evde olmadıkları zaman çocukları çok sinirli yapmayabilir.” Amaç olarak titreyen dayağı kişisel bir eğilim olarak ikna eden bu öneri tek başına dayağı azaltacaktır. İki çalışmanın ileri sürdüğü gibi. Amerikan toplumunda şiddetin düzeyini azaltacaktır. Sade örnekler çeşitli konulara işaret etmesi Harris’in literatüre eleştirileri boyunca devam eder. Onun oluşmalarının çoğunun içinde çocukların esas kalitelerinde bir düşüş görüldüğü hesaplanmıştır. Çocukların anne ve babaları üzerindeki etkilerinden Ebeveynlerin çocukları üzerindeki etkilerine çözülerek başarısızlığa uğradığı ve alışılmış bir şekilde evdeki davranışla, dış dünya arasındaki davranışlar arasındaki farklılıklar gözden kaçar. Harris’in uyduğu dünya “Çocukların yaşamlarının geri kalanını harcayacakları yerdir”. Bir diğer kaçınılmaz çekişmesi tartışmaarda ayrılmış ailede büyüyenlerin devamlı yara izlerinin çocuğun kişiliğine etkisi var mıdır? Eğer iki anne ve babada varsa çocukların genellikle mutlu olduklarını ve buna karşı çıkılamayacağını Harris yazar ve Eğer anne ve babanın onlara iyi bakıyorlarsa ailenin ekonomik durumu iyiyse ve iyi baktıklarına dair deliller varsa fakat çocukların mutluluğu tartışması Amerika’da babasızlık ve boşanmadan daha önemli bir mesele değildir. Bu tartışma herhangi bir şekilde merkezlenebilir. Babalı çocukların, babasız çocuklara göre daha en iyiye doğru meydana gelerek dönüşüyorlarmı ve onlar en iyiye doğru meydana gelmişlerse bu bir babaya sahip oldukları için midir? Yeterli ve bir konuda uzmanlaşmamış bir meslek sahibi olmayan birçok araştırmacının evet diye cevaplayacağı bu düşünce kesin ve net bir şekilde kanıtlanmıştır. Birçok araştırmacıya göre cevap “evet” olarak saptanmıştır. Harris buna aykırı öneriler getirir. O Judith Wolterstein’in 1980’deki (Surviving the Breakup) onun çok güncel olan ve Amerikan düşüncesinde bir kökten değişikliğe neden olan ve boşanmanın çocuk ve genç üzerindeki zararlı etkilerinden gösteren makalesinden bir altyazı olarak başlar. Münakasasız Wallerstein’in delillerine veya çevirilerine dikkat çeken Harris onun bilimsel çalışmasının tamamen ölümcül bir yarık olduğunu onun bulgularını ölçecek boşanmamış ailelerle karşılaştıracak anne ve babasıyla birlikte olan bir kontrol grubuna sahip değildir. Fakat Harris daima Willerstein’in karşısındaki sorumluluktan kaçan araştırmacılarda hata bulur. Bölümsel olarak sosyolojist olan Sera Mel Anahan ve Gary Sondefur (1994’de ki kitabı Tek bir ebeveynle büyümek) Barbora Dafoe Whitehead’ın patlayıcı makalesi “Atlantik” içinde yer alanları çıkıntılı bir şekilde desenlemiştir. Dan Onayle Was Right Mclalohon and Sondefur’un sonuçları son on yılın en etkili sosyal çalışmalarındandır. Evde bakım olarak yalnızca tek bir biyolojik ebeveynle büyüyen çocuklar; Evde bakım olarak iki biyolojik ebeveynle büyüyen çocuklara göre büyümelerinin ve gelişmelerinin ortalamaları alındığında bu çocukların durumları kötüdür. Ebeveynlerin eğitimsel önbilgileri ve geçmişleri, çocuğun doğduğu anda anne ve babanın evli olması, ebeveynlerin yeniden evlenerek birlikte oturmalarına bakılmaksızın evde bakım olarak tek bir biyolojik ebeveynle büyüyen çocukların durumları kötüdür. Yazarın anlamca “kötü” olarak belirlediği bu çocuklar muhtemelen okulda fazlaca dökülecekler okuldan fırlatılıp atılacaklar ve onlar muhtemelen çok az iş bulabilecekler kızlarda evlenmeden anne olacaklar ve çok fazla bir şekilde açığa çıkacaklardır. Mc Lanahan ve Sondefur ebeveynlerin ayrılığının çocukların problemlerinin nedeni olduğuna inanırlar şeklinde Harris yazmıştır. Fakat bu öyle midir? Bu problemler çocuğun evdeki deneyimleri ile ilişkisiz olarak açıklanabilir mi? Fakat dış faktörlerle birlikte tek ebeveynli ailelerle ilişkilendirilebilir mi? Bu faktörlerin başında gelir ve kazanç durumu gelir. Boşanma tipik olarak ailenin yaşam standartlarında şiddetli bir azalmaya yol açar. Ve bu da çocuğun bazı şeyleri çok güç gayret ve emekle yapması çocuğun kendi akranları arasındaki durumunu etkileyebilir. Kazanç ve gelir daima onların güçlükle onlardan ayrılarak koleje gitmesi çok güçtür. Çok az bir motivasyonla yüksek okuldan mezun olurlar ve hamilelikten kaçınırlar. En önemlisi gelirin etkilerinin zararları onların geliştikleri ve devam ettikleri okuldur. Orta sınıf mahalleler ve iyi orta sınıf okulların çeşitlerinde “çocukların tamamı mezun olur ve çok güç şekilde bazıları bebeğe sahip olur.” düşüncesine göre basitçe çoğu tek annelerde böyle bir şeye rastlanmaz. Harrisin desteklediği sonucun hesaplanmasına yardım edebilir. Bu da el sürülmemiş dokunulmamış bir aileyle birlikte veya ailesiz olarak “taşınmadır” ve çocuk üzerinde pürüzlü engebeli inişli ve yokuşludur. Çoğaltılmış bir şekilde taşınması muhtemelen çocuğun akranları tarafından reddedilmesine neden olmaktadır. Sürekli aynı yerde sabit olan çocuklara akademik problemlere neden olmaktadır. Gelirin zararları kombine edildiği zaman o sonuca ulaşır. İkametteki değişikliklerle; “Bir babaya sahip olan çocuklarla onlara sahip olmayan çocuklar arasında çok büyük farklılıklar hesaplanabilirler.” Boşanmış bir ailenin çocuğu olan bir kimsenin yetişkin olduğu zaman büyük olasılıkla boşanacağı hakkındaki iyi organize edilmiş bulgulara göre ne söylenebilir? Biz burada Nurture Assumption’a neden olan içinde ebeveynsel davranışların görüldüğü, psikolojik etkilerin yetişkinin yaşamında iyi olarak kullanıldığı bir (parça, kesik) teste sahibiz. Harris çalışmasını 1500 özdeş olan ve benzer olmayan yetişkin ikizlerde bu tezi teyit ederek gösterir. Onu raporunda bu ikizlerin Anne ve babalarda arkada kalan (iki ebeveynden birinin arkada kalması) boşanma oranı % 19’du. Ebeveynleri boşanmış olan ikizlerde % 29 olarak düşündürücü şekilde yüksekti. Harris bu sonuçları henüz analiz etmeden yazar ve gösterir. Değişikliklerin yarısı içinde boşanmanın riski genetik etkililiğe katkıda bulunmaktadır ve bu ikizlerle ebeveynlere paylaştırılabilir. Diğer yarıda ise çevresel nedenler etkili olmuştur. Fakat bu değişimlerin hiçbiri ikizlerin evde büyüyüp geliştiklerinin bir nedeni değildi. Kalıtımın merkezi içinde onun fikrinde çevre tarafından kumsallaştırılan ve şekillendirilen kompleks genler tarafından pürüzlü bir şekilde kişisel karakterlerin ayrımı olan kalıtıma Harris “boşanma geni” gibi birşey demek istemez. Bu (boşanma geni) iticiliğe benzer bir muamelenin örneğidir. Mantıksız seçimler veya insanlarla geçinme güçlüklerindeki değişiklikleri artırır. Düşüncesizliğe benzer bir eğitimin örneğidir veya sinirlilik veya meyillerinin başını ağrıtır. Genler insanların boşanmalarının nedeni değildir. Fakat biz bazı genlerin olasılıkların dışında kural koyamayız ve çocuk boşanma olarak devam eden istatistiklerini. Biz problemli ebeveynlere ve problemli çocuklara sahip ebeveynlere uzmanların çocuğu kötüye kullanmanın kalıtımı olarak adlanırılan bazı durumlara diğer nedenlerle kural koyabiliriz. Harris’in ebeveynlere boşanmanın etkileri hakkında endişelenmeye gerek olmadığını söylemesine rağmen ben zaten onu onaylamıştım. O birçok yönden bunun çocuklar için kötü olduğunu dikkatle kararlaştırmıştı. Fakat o boşanma gerçeğinnin kendisinin, çeşitli dışarıya düşünülen türlerinden ayırd edilmesi gerektiğinde ısrarlıydı. Örneğin gelirin zararları, sosyal parçalanma vs. Bunlar sıktı fakat kaçınılmaz bir şekilde refakat edilen şeyler değildi. Çok fazla ayırdedildiği zaman boşanmanın içindedir ve onun kendisidir. Onların evleri yoksa ve uzun süreli etkileri onun kişiliğini etkilemiyorsa o zaman uzun süreli etkileri çocuğun davranış yolunun üzerinde değildir (vurgulama eklenmelidir). Buraya kadar olanları özetlememize izin verin. Sosyalleşme araştırmnasında Harris’in yazdığı, bir şeyi açıkça göstermektir. Ebeveynlerin çocuklara karşı davranışların etkilerini ve ebeveynlerin çocuklara nasıl huzurlu davranması veya tüm içeriği ebeveynlerle ilişkilendirebiliriz. Fakat diğer taraftan, rol olarak şımartılan evdeki genç çocuk strereotypelere göre davranabilir ve en az ebeveyni yaşamı kadar uzundur ve onlarla birlikte olduğu zaman böyle davranır. Fakat onun yükleri götürdükleri ve bu dışardaki rolleri faydaları ile ilgilih içbir delil yoktur. Benzer bir şekilde bir çocuk hasta olarak bakılan bir çocuk evde daima elinde tuttuğu bu gerçekle ebeveyninin karşısındadır. Onların etrafındayken asık suratlı veya geri çekilmiş olarak davranır. Fakat bu zehirli akrabalık onun dış dünyadaki insanlarla olan ilişkilere çevirmeyi gerektirmez. İçerik çocukların evde değişiklikleri nasıl öğrendiğidir fakat içeriğin ne olduğu “Annesinin ona kazak giydirtmesi ve çocuğun dışarıya çıkınca kazağı atması annesinin kazağı giydirtmesi kadar basittir.” Nurture Assumption (Büyütmeyi üzerine alma) dediği kastettiği meydan okuma neydi kısaca ebeveyn çocuk akrabalığı esas önemliliktir diğer insanlıktan gelen akrabalıklara göre ingiliz psikolojist John Bowlhy’a göre “template” bir terimdir. Bu düşünce kayalık yatağı “bedrock principle birçok muhtemelen çoğunlukla klinik psikologları çok popüler insan psikoloji ve gelişimiyle ilgili popüler eğitimlerin kuruluşunda Penelope Leach’in çocuk bakımıyla ilgili klasik teksti Susan Forward’ın Toxic Parent’sına benzemektedir. *ayet o yanlışsa, şayet Nurture Assuption aslında bizim düşündüğümüz “kalıp” değilse ve çocukların yapacakları yoldan neden geri döndüklerini açıklayamamaktadır. *ayet hiçbirşey yapılamıyorsa nedir? Harris (burada kitabının yeniden kurmacı yönü) bu soruya grup-sosyalleşmesi teorisiyle cevaplamayı düşünür. Bu teoriye göre sosyalleşme ebeveynin çocuğa birşey yaptırması değildir. Çocukların kendi kendilerine birşey yapmalarıdır. Yaratılan insan kendi sosyal kategorisideki insanlara nasıl davranacağını öğrenir ve çalıştırır işletir. Onlar ebeveynlerini gözlemleyerek ve taklit ederek yapmazlar fakat onlar kendi akranlarını gözleyerek ve taklit ederek öğrenirler. Bunun dışında çocuklar gruplarındaki diğer insanlara benzer şekilde davranmakta kararlı oldukları gruplardaki çıkan tartışmalar onların ev yaşamları ile akran yaşamları arasındadır. Ve akran grubu evde yaklaşık olarak her zaman rol oynar. Harris’in teorisi ilk olarak linguistikle ilgili kışkırtıcı bulgulardan ilham almıştır. Kışkırtıcı bulgular akranlardır fakat ebeveynler değildir. Göçmen çocukların yeni bir dili öğrenmeleri kararlı ve kesin etkili olarak görünür ki çocuklar yeni bir dili akranlarından öğrenirler. Hemen Nurture Assumption bu gerçeği tahmin edemeyebilir bu yüzden gelişimin diğer bölümleri buna benzer şekilde grup teorisiyle açıklanabilir. Harris’in bu tez için delili sistematikten çok birparça öğün ve durumsaldır ve bu şartlarda onun sosyal araştırma hareketinde daha az dramatiktir. Yine de birçok ebeveynin tanımasının ve kabulünün nedenidir. Düşündürücü küçük fakat destekleyici bir örnek yemek seçimindeki bir problemdir. Öğleden sonra çocuklar ve ebeveynler ve çocuklar yemekte ıspanak, salata ve balık çocuk onların tamamını ısrarla istemektedir. Ebeveynleri tatlı sözlerle kandırmaktadır ve onun katı reddetmelerinde azalma görülmektedir. Günden güne birçok evde genç çocuklar öğün zamanında savaş zamanıdır bu sonuca göre dünyadaki ebeveynsel mdellerin tamamı ebeveynine birlikte aynı yemeği 4 yaşındaki çocuğu ikna edemez. Sonuçta o tüm bu şeyleri yer ve daha fazla yer. Bu değişikliklerin nedeni nedir onun arkadaşı okulda öğle yemeği için salata getirmişse veya onun okul arkadaşı kafeteryada balık yerken sıklıkla bu böyle midir? Kaç tane ebeveyn; Çocuklarının mutlu bir şekilde salatayı veya dana etini veya mantarı yıllardan sonra savaşcı ve kavgacı bir şekilde yemek için evde kışkırtıldığını hayretler içinde öğrenmek istemez ki? Davranışın düşündürücü bir formu çoğu insanın çocuklarıın sigaraya alışmamasını ister. Bu geniş şekilde genç çocuğun üzerinde ağırca bir etki olan anne ve babasının sigara içmesi çocuğun sigara içmemesi olarak geniş bir şekilde varsayılır. Niçin birçok ebeveyn sigara içerken kendini suçlu gibi hisseder sigara içtiği için veya birçok sigara bırakma bu nedenden dolayıdır. Fakat aslında yetişkin çok etkili bir model değildir. En iyi kahinlik genç çocuğun arkadaşlarının sigara içtikleri halde çocuğunda sigara içeceğini bilmek; yetişkinin çocuk üzerinde çok etkili bir model olmadığını Harris yazar. Sonra sigara için ebeveynle çocuk arasındaki korelasyon nasıl açıklanabilir? Burada tekrar biz kalıtımın rolünü işten çıkaramayız. Kalıtım potansiyel olarak nikotine düşkünlük çok az bir şekilde kısmen genetiktir. Diğer bir cümleyle genç çocuğun sigara içen akranlarının sigara içme davranışını mı belirler veya genç çocuğun sigarayla ilgili hiçbir deneyimi olmadığı halde sigara içip içmediğini akran gruplarının baskısı belirler. Harris tartışır. Onun genleri, kancaya takılıp takılmayacağını belirler, saptar. Son olarak suçluluk genelde Harris’in son çalışmasında yazdığı, davranışsal çalışmalar evin çevresini paylaşan ikizlerde veya kardeşlerde birinden diğer birine benzemede ev çevresinin çok az bir etkiye sahip olduğunu yazmıştır. Fakat cinayet işlemiş bir kardeşi olan bir çocuğa bu şekilde bir değişken verdiğimizde çocuğun cinayet işleme olasılığı yükselecektir. Birçok gözlemlerden çıkan bu sonuç Nurture Assumption için de-facto delilidir. “Cinayetin karşılaştırılması”. Kardeşler ve ikizler herhangi bir şeyi evin etkilerine göre yapmak zorundadırlar. Harris bazı farklı korelasyonları onaylar. İki kardeş aynı yaştaysa ve aynı cinsiyetteyse suç işleme cinayet bakımından karşılaştırıldığında bu kardeşlerin suç işleme oranlarının yüksek; Tek yumurta olmayan ikizlerin kardeşlere göre daha fazla; Birçok zamanını ev dışında birlikte geçiren ikizlerin; Ayrı yaşamlar şeklinde ayrılmış olan ikizlere göre suç işleme oranlarının yüksek olduğunu bilgiler incelendiğinde çok yakın bir şekilde bu bilgilerin meydana geldiğini söylemiştir. Fakat kardeşler suç işleme bakımından çok az olasılıkla karşılaştırılabilirler eğer biri çeşitli yıllar bakımından diğerinin üstündeyse (yaşça) buna rağmen ev çevresi aynı kalmaktadır ve Harris’in önerisinde kaybedilen çizgi aynı evi ve daima aynı mahalleyi ve bazı nedenlerde de akran grubu olarak görülebilir. Bunların ötesinde hiçkimse çocukların evin dışındaki bir dünyadan etkilenmediğini ciddi bir şekilde inkâr edemez. Bu şudur; Niçin ebeveynler internet’in üzerinde bir gerçek olan, evlatlarının en iyi arkadaşının okulda mini etek giymesinden daha fazla endişeleniyorlar. Buna rağmen Harris bu durumdan hoşnut olması basit değildir. Akranların rekabetleri çocuğun gelişiminde bir güçtür. Fakat bazen veya muhtemelen, birçok nedenle etkililiğe benzer “Ana” nedenlerdir. Tabii ki çoğu çocuk yapar. Bölümlerin içinde genetik nedenlerle ebeveynlerine birçok yönden benzeme eğilimindedirler. Tabiki evde çeşitli şeylerin tamamı öğrenilir. Dil, tarz, biçim, pişirme, doktor olabilmektir. Tır şöförü olmak nasıl bir duygudur. Ve bu yüzden bunun üzerinde baskı vardır. Dış dünyadan aldığı bilgilerin bir bölümünü dönüştürür. Bazı durumlarda çocuğun evde öğrendikleri davranışlar ve tavırlar çocuğun akran grubuyla çatışmaz. Harris bu etkilerin ömrü boyunca alabileceğini kabul eder. Fakat burada bir ovalama vardır. Bir gerçek nokta “çocuklarının yaşamlarının yönünü ebeveynler belirlemek zorundadırlar.” Harris’in görüşüne göre hangi mahallenin içinde yaşayacağına ve dolaylı olarakta hangi çeşit akranlarla ilişki kuracağını yakın yıllarda bu şekilde not eder. Ebeveynler neredeyse tamamen kontrola sahiptirler bu meselenin üzerinde çok durmuşlardır. Fakat çocuklar on yaşına ulaşıncaya kadar veya buraya kadar “tüm iddialar çalışmaz” onların çoğu önceki ilişkilerin kötü akran gruplarının iyi akran gruplarına çevrilmesini ümit edebilirler. Okul ve mahallelerdeki bazı çatışmalar evde öğrenilenlerle minimize edilerek sonlandırılabilir. Çocuk yetiştirme konusunda neredeyse tamamına göre bir zerre olan çağdaş literatürün karşısında durmak stres için olduğunu belirten Harris gayretli birşeyler yapmaya çalışan hiçbir anne çocuğuyla ilgili tavsiye bilgiler veren öğüt kitaplarını çocuğunun saygınlığını ve itibarını desteklemek için okuduğu kitaplardan gayretinin bu kitaba benzer bir şekilde çok azına sahip olduğunu eğer bazı uzun etkiler onun kişiliğinde ise işitmek isteyecektir. Faydalı ve yarar sağlayan saygınlığından emin olunan bazı statülerden veya arkadaşlarıyla birlikte bir tenis kulübüne üye olmaktan çok muhtemel olan bazı ateşli etkileri öğrenmek isteyecektir. Kültürümüzde uzun süre önce bize verilen “çocuğu biçimlendirme” olarak verilen bu görüşe göre ebeveynler evlatlarının üzerindeki etkileri pozitif yönde mantıksal olmaktan uzak ve limitlidir. Yine de bununla beraber Harris’in söylemek istediği mesaj bir yönden daha fazladır. Bir ideal olarak biz çocuklarımızı hayallerimizde tasarladığımız şekilde yetiştirmek isteyebiliriz. Bu çok az aldatıcı olan düşünce bizim ebeveynler olarak sahip olduğumuz problemler için başlıca dileğimizdir. Sizin için yanlış olan nedir? O cümle bölümünü okuyucu olarak sonlandırır. “Çocuklarınızı kabahatli ve kusurlu görmeyin” Judith Rich Harriss doğru olarak söylediklerinden başarılı bir şekilde bizi ikna edebilmişmidir? Bu cevap geniş bir bölümdür. Bilinen sosyal çalışmaları ve psikolojiyi nedensel olarak ele alarak standart bir şekilde ikna etmeye çalışır. Harris’in Nurture Assumption’a saldırısı bizim gördüğümüz onun tartışmasının yıkıcı tarafı, neden şeklinde ebeveynsel ve çocuk davranışı arasındaki ilişkiyi adım adım eleştirerek göstermesidir. Bazı nedenlerden dolayı onun gösterebileceği sonuçlar çeşitli metodolojiler bakımından limitlidir. Örneğin kontrol grubunun yokluğu veya diğer hesaplanan faktörler yönünden gözleme dayalı ebeveyn-çocuk etkisini gösterecek bir kontrol grubuna karşın katılımı gözönünde bulunduran bir kontrol grubunun yokluğu gibi faktörler yüzünden araştırmaları metololojik bakımından arızalıdır. Harris’in yazdıkları bu damarda, aydınlatılamaz fakat ikna edici bir yoldan geçebilir. Diğer bir duruma göre iyi çalışmaların birisi ebeveyn ve çocuk arasındaki korelasyonu güvenilir bir şekilde gösterir. Harris’in başvurduğu farklı teyetlediği korelasyonlar yaratılıştan şüphelidir ve bazı olaylarda nedenselliği ispatlanamaz. Bu güçlü polemiksel silahlar 18. yy’ın İskoçyalı filozof David Hume kendi ait olduğu yy’da metafiziğin karşısında yasanın himayesine sığındı. Hume’nin tanınmış ve basit gerçeği güneşin hergün yükselmesi ve doğmasıydı. Çoğu insanın, bu gerçekten yanlış yargıya vardığını, yani güneşin yarın doğacağını çünkü güneşin bir önceki gün de yükseldiğini o tartışır. Fakat Hume’ye göre bu model çöküntüye uğrayan bir kalıp değildi. Ve bu kalıp sadece olayların devamlılığını ve sürekliliğini başlatıp göstermiştir. Hume’nin görüşü filozoflara kendi eksersizlerine bakmaları gerektiğinden çok kıvılcımlanan son batı düşüncesinin devrimini hatırlattı. Hume yüzünden, İngiliz empristik gelenekleriyle karasal zıtlıkların tüm formlarında gelenekler olan yollarla modern felsefe gelişti. Çok ünlü bir şekilde Immanuel Kant onun cevabını Kant’ın Humean Skepticisiminde Crituque of Pure Reason adlı kitabında formüle etmeye devam etti. Hume’nin çok varoluşcu görüşünü borç alarak tanınmış bir fikri kitabına koydu Hume’nin o görüşü onu doğmatik uykusundan uyandırmıştı. Dürüstçe söylemek gerekirse Harris sahip olduğu tartışmaya ve buna benzer diğerleri psikoloji üzerinde gelecekte uzun süreli etkili bir yoldu. Freud’un sarılmasından ve davranışçıların limitlerinden her ikisinden de bizi özgür bırakmışlardı ve aynı zamanda bize yeni gerçekçiliğin açılması, insan gelişimiyle ilgili diğer gerçekler, özellikle katılımın rolü ve akran gruplarının önemliliği, onların desteklemeleriyle gereklidir. Bu hırslı ümidin başarısı kritik olarak bir nedensel sorunun cevabına bağlıdır. Psikolojinin nedeni; Harris’in kararla ve ısrarla epistemolojik standartlarının kanıtını talep etmiştir (Harris epistemolojik standartların kanıtını ısrarla talep etmiştir). Sosyal araştırmacılar tarafından tüm bu çalışmalar dağı gerçekten korelasyonlar, nedensel kanıtlara sahip olunamayan yararsız sonuçlar mı toplamışlardır. Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Bazı basit temelli korelasyonlar diğerlerinden daha anlamlıdır. Benim beynimde fikrimde anlamsal olarak istatistiksel olarak yeterli veya teknik kavramlara sahip değilim fakat buna rağmen bazı nedenleri bayanlar veya baylar anlamlı bulabilir. Onun işaret ettiği “eve” döndüğümüzde onun korelasyonlarının yararları limitlidir. Harris analoji yöntemiyle örnekler üretir. Bunu desteklemek için broccoli yemek veya zenginlik birlikte tutarlı gittikleri gösterilebilir. Biz bu gerçekten şu sonucu çıkarabiliriz. Broccoli yemenin nedeni zenginliktir. Biz broccoli yemeyi durdurduğumuzda fakir mi olacağız? Onun görüşüne göre Nurture Assumption da desteklenerek kullanılan korelasyonlar bundan daha güvenilir değildir. Fakat bu analoji en kötü olanıdır. Bizim hiçbir şekilde broccoli yemenin nedeni zenginliktir diye bir sonuç çıkaramayız ki bu bunların bağımsız değişken olduğunu biliyoruz. Önemli sosyal olayların çok büyük olduğunu biliyorken bazı korelasyonların çok büyük olduğunu biliyorken David Blankenhern’un kitabı “Babasız Amerika” iyi nedenlerle işaret eder. Ne yazık ki Harris onunla ilgili tartışmamıştır. Dikkatli yazar sosyal çalışmaların nedenlerinin ispatlanmasının güçlülüğünü kabul ederek yola çıkar. O yinede olayların beyazlığını tartışarak devam eder ve babasızlığın köklerinin sayıca fazla arzu edilmeyen davranışın üzerinde uzandığını destekler. Blankenhorn’un sözcüklerinin içinde babalarından ayrı yaşayan çocuklar; çok benzer bir şekilde duygusal veya davranışsal problemleri yönünden okuldan kovulan, akran gruplarıyla anlaşmakta güçlük çeken ve polise karşı suç işleyen çocuklardan çok uzaktırlar. Douglas J. Beshanov’un dikkatle şu gerçeği söyler. Yayılan risk çocukların seks yönünden kullanılmasının yayılan riski direkt olarak babalıkla evlenmenin düşmesine bağlıdır şeklinde dikkati çeker. Buradaki korelasyonlar kendi kendine konuşabilir. Eğer bana gelir için uygun kontrollerin sağlandığı bir nesil ve geri kalanında babasız bir grup ele alındığını gösterirseniz eğer evdeki yüksek suç davranışlarının yüksekliğini, çocuk kullanmayı okulda suç’un ve geri kalanının tamamının ortalamalarını size gösterebilirim. Bu şüphesiz doğrudur. Çocuğun davranışlarının bölümlerinde genetiksel etkilerin önemli olduğundan Harris iddialıydı. Biz çok güç bir şekilde nedenselliğe bakmadan şüphe eden metafiziğin ötesine yerleştirmeye çok güç bir şekilde ihtiyacımız vardır. Eğer babasızlık davranışlarının muhtemel çeşitlerinin tatminini güçlü işaretiyse biz bundan sonra eğer bu davranışları azaltmak istiyorsak babasızlık çeşitlerinin bazılarına baksak iyi olur. Metafiziğin amaçları için David Hume’nin gözlemleri gerçekten derin ve esaslıydı. Güneş yarın yükselebilir mi gibi düz bir bahisten onu durdurabilirler mi? Aslında biz uygun bir şekilde tüketilen sosyal çalışmaların bulguları hakkında buna benzer bahisler yapabiliriz. Biz broccoli yemenin nedeni zenginliktir yargısı bizim koyduğumuz kuralın dışındadır. Fakat bizim sahip olduğumuz kural bu düşüncenin dışındadır. Bu da babasızlığın sayıca fazla davranışın köklerinin nedenidir. Gerçekten de böylece nedensel bir yargıya varılabilir. İkinci problem Harris tutarlığa başvurur. Onun yüksek incelemesinde sosyalleşme araştırmacıları bağımlı olarak sıklıkla etkili olurken davranış genetikçileri etkili olmamıştır. Buna rağmen Harris sıklıkla bahsedene kadar ben ünlü ikizlerin çalışmasını veya tartışmalarını sıraya koyduğu diğer çalışmaları buna rağmen okumamıştım. Tartışmalarını sıraya koyduğu diğer çalışmaları çok bereketli bir şekilde açıktır ve o görüşlerini eğitmeye çalışmaz. Örn. Şiddete benzeyen görüşünü eğitmez, yetiştirmez. O örneğin şiddete benzeyen şeylerin sosyal araştırmalar içindeki karşılıklarını salık verir. Davranışsal genetikler kesin bir şekilde kişilik eğitimini tanımlamışlar mıdır? Onlar kişisel, özel bireysellikler için yetiştirme, eğitim olarak nasıl karar verebilirler. Biz gerçekten de bu çalışmanın bulgularını güvenle alabilecek miyiz? Eğer onları özgür bir şekilde yerleştirdiği varsayımları açıklamaları diğer başarısızlığa uğradıkları Harris’in başka yerlerde becerikli bir şekilde kişiselleştirdiği bu çalışmaların bulguları gerçekten de güvenli ve diğer başarısızlığa uğradıkları Harris’in başka yerlerde becerikli bir şekilde kişiselleştirdiği bu çalışmaların bulguları gerçekten de güvenli olarak alınabilir mi? Benzer bir şekilde Harris gelişim psikolojisinin tüm değerlendirmelerini yutar olarak ortaya çıkar. Bu düşünce tüm insan karakterlerinin ve yeteneklerinin genetiğin üretimi olan miras Darwin’in adaptasyonu tarafından fazlaca değil sadece eleştiren kritik yudumlar tarafından şekillendirilir. Buna rağmen o kesin bir şekilde değiştirebilmek için çok dikkatlidir ve bazı alanlarda odaklanmıştır. O çeşitli çeyreklere bağımlı olduğundan onun derin eleştirileri çok az can sıkıcı görülmez. O derin ve alaycı bir şekilde psikolojik araştırmaların kesilen ve geniş bir şekilde yargılanan ve tam olarak da verileştirilmeyen kısmıyla ilgili görüşlerinde ısrarlıdır. The Nurtere Assumption’un açılış cümlesi açılışı özellikle önemli bir saldırıyla açılır önemli görüş noktası ise onun kitabının açılış cümlesi kendi kendisini tarif eder “Çocuk kişiliğinin görüşü-“ karakteri adlandırmak için ne kullanılabilir” şekillendirmek veya değiştirmek çocukların ebeveynleri tarafından ne kullanılabilir. Hiçbir açıklama ne burada veya başka bir yerde önerilmemiştir. Harris’in karakter veya kişilik dönemlerinde ve karakter onun index’inde hiç görülmemiştir. Düz bir şekilde karakterin kendi kendine devam eden ahlakın duyarlılığına inanmasına rağmen; bölümden bölüme insan davranışının bazı tartışmalarına tahammül eder. Buna rağmen neye inandıysa onu bir pasajın can alıcı yerine koyması, sosyal davranışın ahlaka benzer diğer formlarıyla bütünlük içinde elde edilenleri bir şekilde bağlamıştır. Bu meseleyle ilgili olarak benim söyleyebileceğim bir dereceye kadar çocukların evdeki ahlak standartlarını kendi dış dünyadaki çevrelerine taşımaları gerektiğini ve iki grup arasındaki çatışma; evde ahlak değerlerinin mi yoksa akran gruplarının mı rol oynayacağı çatışmasını biz diğer bütünlük içinde görüyoruz. Harris açık bir şekilde bu çatışmanın olmayacağını düşünüyor. Ne yazık ki bu noktada tek delil merkezlenmiş kitabın içinde çeşitli zamanlarda 1928 çalışmasının H. Hartshorne ve M.A. May tarafından ve Studies in Deceit diye adlandırılan bu çalışmadaki iki araştırmacı Harris tarafından kendi zamanlarının gelişimcilerinin önünde oldukları şeklinde tanımlanır. Çocuklara dolandırmaları veya çalmaları ile ilgili aynı türden çeşitli ortamlar kurulduğunda; evde, sınıfta, atletik müsabakalarda, yalnızca veya akran grupları huzurunda Harris’in paragraflarının bir bütününde dürüst ve namuslu olduğunu bir bölüm paragrafta diğer paragraflarda ise dürüst ve namuslu olmasının gerekmediğini söyler. Mücadeleye ve kaba takılmalara sahip olmasına rağmen son on yılda Hartshorne May’ın çalışmasının üzerinde olan ve karakterin varolmadığına inanan ve iconografik statüden gelen ve diğerlerinin aynı görüşte olduğu The Nurture Assumption’un yazarının bize söyleyemeyeceği nedir? Harris’in gerçekten de sosyal bilimsel tartışmasında Harris zamana yalvarır ve diğer bir durumda şüphelerini Nurture Assumption’a atar fırlatır. Henüz dalavericiliğin içindeki çalışmanın nedeni içinde o dilini yutar. Niçin, Neden, bir kuşkudadır. Hartshorne May’ın üzerindeki görüşleri hesaplamada ayrılırlar. Neden Hartshorme’den ayrılır ve bu görüş Hartshorne’nin üzerindedir. Hartshorne May onun arasındaki içerikten ve daima akran ve akran gruplarının kazanacağında işareti olmasına zarar verir. Çocuklar onların ahlak standartlarını evde öğrenebilir mi ve kendi akran gruplarında çatışmayla karşılaştıklarında onlara düz bir şekilde başvurabilirler mi? Veya bunu yapmazlar mı? Bu soru dolaylı anlatarak basitçe çözümlenemez. Çocuklar aksanları ve elbise stillerini kendi ailelerinden çok kendi akran gruplarından öğrenir bu yüzden onlar davranışının diğer formlarını onlardan kazanırlar. (Onun sahip olduğu tartışma nedensel bir yanlış düşünce içerir) Özellikle moral standartların oluşturularak akran gruplarının inançlarının karşısında koşması büyüleyicidir fakat böyle olduğunda ne meydana gelmiştir ne olmuştur. Harris bu soruyu daldırır. Burada niçin dinden kuşkulanılmaz. Biz ahlak’tan konuştuğumuz zaman, bizim konuştuğumuz birşeylerin çok azı-yanlızca dört özet hafifçe araştırılmış kitap görünüyor. Harris’in bize inandırıcılığı din (onun analojisine göre) yemek pişirmeye benzer. “Ebeveynlerin hala çocuklarına verecekleri bazı güçler vardır” Çünkü bu evi sınırlandırmanın en önemli bölümüdür. Bu sözcük gurubu “Akran gruplarının yüklenme ile karşı koymaları” ile yerli lehçe çünkü kontna Harris, çocuklar ve ergenlik yaşına yakın gençlerin özellikle evlerine moral standartları taşımalarını bekler. Standartlar sıklıkla dinsel prensiplerle temellenir. Bu meselenin uzunluğu çok ağırdır ve onun ilişkisi çok geniştir. Tek bir çalışmanın kamışının geri kalanı 60 yıl öncesini aşarak yapılır ve hala doğruluğundan şüphe edilir ve Harris ‘in baştan savunması ufak bir hatadır. Hala Nurture Assumption gerçeği psikolojiyi ve onun bizim kuruluş temellerini sarsmıştır ve bu sarsılma hünerini ve becerikliliğini gözden kaçırmamıza neden olmaz ve dikkatimizi dağıtmaz. Onun cevaplamada ısrarlı olduğu çalışmasının çeşitli etkileri profesyonel ve popüler olan çalışmasının içine kendi borçlarının içine koyar. Bazı ayakta duramayan okullar onun tedavi edici kritiklerinin ihtiyacı içindedir fakat buna diğerlerinin ihtiyacı yoktur. The Nurture Assumption’da Harris’in kritiklerinin acı çekmesi itimat edilmemesinden dolayı inanılmamasının nedeni kalitesiz bir araştırma olmasıdır fakat bizim toplumsal problemlerimiz için acil bir iş yapılmamıştır. Aile yaşantısına entegre edilemez. Bunların ilki ve en önemlisi aile yaşantısının bütünleştirilmeden parçalanması ve dağıtılmasıdır. Bu kritikler bir noktaya sahiptir. Fakat Harris’in kitabının birçok nedenle Haris’in kitabının ilgi çekici bölümleri vardır ve araştırmacılar bize ne söyledilerse bu kitapta dikkatle değerlendirilir muhtemelen özellikle bizim görüşlerimizi destekler görünür iyi bir bölümün içindeki kötü bilimsellik servisinin tamamını yok edecektir. Nurture Assumption daima korkuludur ve ebeveynlerin toplumdaki hoşgörülerini anlayışlarını etkisiz hale getirmeye izin verir ve etkisiz hale getirir (Zaten yağma olan toplumdaki bu mesele tamamen yok edilmiştir). John Leo bunu şu şekilde koyar” delillerin içindeki acı ve ebeveyn kaybı ebeveyn altı ve ebeveynsiz çocukları kalçanın içindeki derin acılara benzetir. Buradaki görüş noktasında birçok kritik vardır. Kasabanın en yırtıcı komşuları Leo’nun anladığı anlamda ebeveyn altı ve ebeveynsiz çocukların çıplak denetlenen bir bantla nereye olursa olsun saçıldığını görmek isteyeceklerdir. Bu bakım programından sonra okulun içindeki, kasabanın karşısındaki alışveriş dükkanına ve fast food’lara takılan eski çocuklar zaman içinde geçip gidecekler çünkü onların böyle olmasına izin verilmiştir. Çünkü onları evde bekleyen hiç kimse yoktur. Daha sonra onun okuyucularının geri kalanları onun fikirlerini benimseyerek kesin bir şekilde emin olarak çok ciddi olarak düşünmeye başlayacaklar ve az veya çok onun düşündüğü gibi düşünmeye onun düşünceleri onları da etkileyecektir. Bunların hepsi iyilik içindir. Daha sonra iyi bir çevreye sahip olmayan çocuklar ne isterlerse yapabilirler. Buradaki herşey fakat burada ebeveynler karanlıklar içinde görünecekler. Dünyada buna benzer şekilde tekrar Leo’nun sözcüklerine dönelim kutlamak için zaman olmayan saçma kitap kendi kendini haklı çıkarmıştır ve içine çekmiştir ve ebeveynsizliği saygı duyulur ana akarsu aktivitesi yapmıştır. Henüz doğruda Harris’in kağıtlarının içinde çok az kendi kendini görev karşısında haklı çıkarır ve hatta her kim olursa olsun çok az rahatlatan ve ebeveynliği çok az kabul eder. Zıt olarak çeşitli sayıda mücadele meselesidir. Harris tartışmalarını dolaylı bir pozisyonda ebeveyn yokluğunu pozitif olarak ve yıkıcı olarak gösterir. Bakımevlerine dikkat çeker, yanlızca iki paragrafı özne olarak adar açıkça arzu ettiklerinin dışında ve onun halkalarından kaçınır fakat iki paragraf eğiticidir. Geçmişte “yalnız aileler problemleriyle birlikte günlük bakım merkezlerine eğitimsel bakım için düşünüldüğünde bu çocuklar için kötüdür şeklinde yazarken bugün günlük bakım merkezleri geniş bir ölçüde “normal” aileler tarafından bebekler veya okulöncesi çocuklar evde veya günlük rutinlerini evde veya bu bakım merkezlerinde geçirdikleri yer alarak belirlenmiştir. Harris’in anlamlandırdığı günlük bakım merkezlerinin kişiliğin uzun süreli etkileri ile ilgili henüz bir delil yoktur. Bebeklerin ve küçük çocukların ailelerinden ayrılarak dış dünyaya alınması ve ailenin dışında zamanlarını geçirmeleri ile ilgili bu durumu destekleyici şeyler yoktur. Aslında “Nurture Assumption”un delilleri tamamen sonucun karşısındadır. Yeniden anımsandığında Harris erken yıllarla ilgili olarak ne söyledikleri yalnızca ebeveynlerin egzersiz yapabileceğini “bir güç” olarak belirler. “Onlar çocukların akran gruplarının kimler olacağını belirlerler”. Bu ebeveynsel bir etkinliktir çocukların üzerinde sahip oldukları görüşlerle ve kesin bir şekilde etkilidirler. Bu görüşler Harris’in tartışmalarının doruk noktasıdır. Ebeveynler günlük bakımevlerinde kendi güçlerini akran seçmeleri için kullanıyorlar mı? Ebeveynler ve diğer çocuklar aynı grup içinde kendi normlarını ve istek ve arzularını paylaştıkları zaman hatta onların evlerinde ne olduğunu bilseler çocuklarının sosyalleşmesine yardım edebilirler mi? Bu yönden günlük bakımevlerinin dövülmeye ihtiyacı yoktur. Bu da çocukların yaşadığım yerde birçok ebeveyn dadı veya ev yardımcısı kiralar. Çocukların çoğunun akran grubu Ebeveynler tarafından değil bebek bakıcıları tarafından seçiliyor. Birçok ebeveyn baygınlık geçirici bir ideale sahip değildir. Çocukları tüm gün dışarda oynarlar ve buna rağmen onlar çok az şey bilirler oyun arkadaşının evinde ne olup bittiği ile ilgili bilgileri yokken Eğer Harris buna rağmen akran gruplarının önemliliği ile ilgili bölümle önemli alarak doğrulasaydı ev dışındaki ebeveynler okulöncesi yıllarda ne yapacaklarını iki kere düşünme ihtiyacında olacaklardı. Yetiştirme varsayımına duraklama verilmesinin nedeni herhangi bir kişinin aklını çelerek onu yanlış sonuçlarla kucakla-ması Harris’in iki dilli eğitime başarısızca bakmasındandır. “Kasvetli bir başarısızlıktır”. O grup sosyalleşme teorisini tahmin ederek yazar. Onun çocukların ortak amaçlarda birleştirildiği, çocukların eğitimle ilgili ödevlerinin ve çocukların farkına varıldığı farklı etnik veya kültür altı çoğaltılmış kültüre dayalı hiçbir araştırması yoktur. Yada bakım sistemiyle ilgili radikal reformları öneren bir politikası yoktur. Sonuçta Harris’in kitabı okumayı hak etmek için tartışmalarının entrikalı olması yüzünden üzerinde durduğundan pratik değildir. Ya da muhtemel olarak yetiştirme varsayımı yeniden hazırlanarak psikolojiye dönüştürülecektir. Steven Pinker’in tahmin ettiği gibi psikologlar onun için kavga edecekler. Geri kalanlarımız onunla ilgili düşüneceğiz. En iyisi yetiştirmeyi üstlenme ebeveynlerin ahlak yönünden kafa yormalarını hazırladı. Harris’in önerdiği can alacı nokta karı koca ilişkisine benzer olarak bu ilişkilere saygı duyulması gerekir. Eşinize nasıl davranacağınız bir mesele olabilir. Tabi ki bu şekilde davranırsınız. Veya bu bir mesele olabilir. Tamamen ayrılmış ailelerin uzmanları evliliğin ahlaki değerlere sahip olmayan amaçlar yüzünden bazı evlilikler dağılıyor. Ben bu yolu beklemiyordum. Ben kocama şimdiden yirmi veya on yıl nasıl olacağına göre davrandım. Buna rağmen onun benimle birlikte olacak şekilde mutlu olarak etkilemesini ve on veya yirmi yıl sonra da arkadaş olarak kalmayı isterdim. Bizim kontrol edebileceğimiz muhtemel şeylerden sonra ne gelebilir. Biz çocuğumuzun hayatını evde kesin bir şekilde değiştirecek mükemmel kesin bir güce sahip miyiz? Eğer böyleyse biz onları okuyacağız. Eğer okumamız için bir neden yoksa onu Harward’a gitmesine yardım edelim. Çünkü onların hoşlandığı sevgi çevresini sağlamalı. Eğer Harward’a gitmekten hoşlanmayacaksa ona sevgi çevresiyle onun sosyal veya bilişsel gelişimini sağlayacak şekilde uyarmalıyız. Böylece iyi bir şey yapmış oluruz. Biz onlarla birlikte olmayı denemeliyiz, onları gelişirken bizden ayrılarak hata yaparak düzenli yara izlerine sahip olmalarını önleyeceğiz. Bu onların mutluluğunun ve iyi olmalarının nedeni olacaktır. Bunların tamamı ve bu yüzden biz çocuklarımızdan zevk almalıyız. Çünkü onların varoluşu bizim için ödüldür. Bu korkutucu bir düşünce midir yoksa anne ve babaların oltadan kurtulmak mıdır (sorumluluktan kaçmak mı olur?) Birçok anne baba gibi “şimdiye kadar anne babalık üzerine birçok edebiyat parçaladım. Beyaz Sarayda yaptığım konferanslarda çocukların algılama kabiliyeti üzerine konferanslar vardır. Kısa bir süre önce yine de bu okuma işini pek de dikkate almadığımı farkettim. Tabii ki bu sıkıldığımdan dolayı değil (yine de doğruluk payı var). Fakat bu işte garip bir zevk alma ve tebrik etme isteğiyle karışık bir duygu. Fakat yapılan bu iş son derece itici hale gelmiştir. Anne babaların kendilerini çocuklarına adaması konusundaki uykusuz geceler birkez çocuksuz geçen bir hayat hakkındaki tüm bu çocukca konuşmaları herkes biliyordu. Biz ne yapıyoruz konusundaki üstelemeler tuvalet eğitiminden tutunda gece yatarken neler yapmaları gerektiği konusuna kadar en ince ayrıntıları bile mükemmele ulaştırma çabası bütün bunları alışılır hale getirecektir.


Misafir 21 Mart 2006 15:51

GENÇLİK DÖNEMİ SORUNLARI
 
İnsanlığın bir anlamda geleceğini teşkil eden gençlerle ilgili olarak yetişkinler her zaman kaygılanmışlardır. Bu kaygıların en belirgin nedenlerinden birisi, yeni neslin yani gençlerin (bizlerin) köklerinden kopuk, duygusal sorunları olan, benmerkezcil ve maddeci olduğuna duyulan inançtır. Yetişkinler, sanki kendileri bir gençlik döneminden geçmemişler gibi, tarih boyunca gençler hakkında böylesi önyargılara sahip olmuşlardır. Özellikle Batılı toplumlarda gençler arasında yüksek oranda suça ve şiddete yönelik davranışlar, ilaç ve alkol kullanımı, erken ve evlilikdışı gebelikler, intihar olayları görülmesi, zaten neredeyse yetişkinliğin doğası gereği olan bu kaygıları daha da arttırmaktadır. Buna rağmen bir grup bilimci ise, bugünün gençliğinin eskiye göre daha bilgili, açık, dürüst ve hoşgörülü olduğunu savunmaktan geri kalmamaktadır. Bilim çevrelerine bile sirayet etmiş gençler hakkındaki bu önyargıların aksine yapılan çalışmalar, bu dönemin gençlerin çoğu için hiç de böyle sorunlu olmadığını göstermiştir. Çalışmalarda gençlerin genellikle uyumlu olduğu, anababaları, öğretmenleri ve arkadaşları ile iyi geçindiği bulunmuştur. Ama çoğu genç nadiren ve geçici dönemler halinde isyankarlık, kafa karışıklığı ve duygusal karmaşa yaşayabilmektedir.
Özellikle Batılı toplumlarda gençler arasında görülen en önemli sorunlardan bir diğeri, ilaç, madde ve alkol kullanımıdır. Batı toplumu, yıllardır belli bir ilaç kültürünün oluştuğu bir toplumdur. Sorunun kökenleri, nedenleri ve boyutları, ekonomik durumu, eğitimi ve yaşam koşulları iyi olan gençlerde, yoksul, kötü eğitimli gençlerden farklıdır. Gençlerde ilaç kullanım miktarı son yıllarda Batılı ülkelerde azalmaktadır. Ancak yine de A.B.D'de lise öğrencilerinin %20'si son otuz gün içinde esrar kullandığını bildirmekte, %5'i yaşamlarının bir döneminde "crack" (bir tür kokain)i denediklerini belirtmekte, ve üçte biri de son iki hafta içinde beş veya daha fazla kez alkol kullandığını belirtmektedir. Sorunun boyutları, özellikle ekonomik durumun kötü olduğu, metropolitan bölgelerdedir. Yurdumuzda en sık izlenen alışkanlıklar ise çeşitli psikotrop ilaçların ve uçucu maddelerin kötüye kullanımıdır. İlaç ve madde bağımlılığıyla ilgili çok fazla kaygı duyulmasına karşın asıl kaygılanılması gereken sıklıkta görülen alışkanlık alkol kullanımıdır. Yine son yıllarda alkol kullanma sıklığında azalma görülmesine rağmen hala Batılı toplumlarda 14 yaş nüfusunun yaklaşık %10'unda sorun yaratacak şekilde alkol kullanımı vardır.
Sigara kullanma Batılı toplumlarda gençler arasında 1976-1977 yıllarında en üst noktaya uaşmıştır. O yıllardan 1989 yılına dek sürekli bir düşüş izlenmiştir. Kullanma sıklığına bakıldığında A.B.D'de kızlarda %31, erkeklerde ise %27'lik bir oranla karşılaşılmaktadır ki bu geleneksel oranların tersine döndüğüne işaret etmektedir. Esrar kullanımı da 1978-1979' da en üst noktaya ulaştıktan sonra (%36), 1989'da %16.7' ye düşmüştür.
Gençlerin ilaç ve madde kullanımları, çok farklı nedenlere bağlıdır ve boyut itibarıyla çok değişkenlik gösterir. Gencin ilacı deneme nedenlerinden birisi, kolay ulaşılabilir olmasıdır. Gençlerin yeni şeylere olan merakı, kolay tehlikye atılabilmeleri ve risk alabilmeleri diğer olası nedenlerdir. Diğer önemli nedenler, anne babanın etkisi, arkadaş baskısı ve etkisi, yaşamın zorluklarından kaçma, duygusal bozukluklar ve toplumsal reddedilmedir.
GENÇLERE BİRAZ DAHA ANLAYIŞLI,SABIRLI YAKLAŞILMASI TARAFTARIYIM. BENİM GİBİ DÜŞÜNEN, DÜŞÜNCEME SAYGI DUYAN ARKADAŞLARIM YORUMLARINIZI VE TEŞEKKÜRLERİNİZİ BEKLİYORUM.


pasaklikedi 21 Mart 2006 16:12

Gençlik dönemi fiziksel, ruhsal ve duygusal olarak bir değişim dönemidir. Bu dönem fırtınalar dönemi olarak adalandırılır. Genç; kendi kendini tanımaya çalışırken bir tarafta sosyal olarak topluma kendini kabul ettirme çabaları içindedir. Bu dönemde genç kendini dünyanın merkezinde görür. Son derece fedakardır. Hiçbirşeyi düşünmeden kendini feda edebilir. Yalnızlığı seçer


Hem de büyük bir fedakarlıkla kendini, toplumsal uğraşlara verip uyum sağlamaya çalışır. Bir lidere körü körüne inanabilir ya da otoriteye başkaldırabilir.İlişkilerinde çok maddecidir, bazen de kendini yüksek idealizmler içinde sunar. İlişkilerinde bazen acımasız ve kabadır; bazen de merhametli ve duygusaldır. Genç bu dönemde tüm ilişki ve tutumlarında aşırı şekilde gidip gelen bir yapı içinde tanımlanır.Bu yapı gençlik döneminin temel özelliğidir.


Gençlik dönemi, olumlu durum ve davranışlarla olumsuzlukların birlikte yaşandığı bir dönemdir. İlk hayalkırıklıkları bu dönemde yaşanır. Kendi içide bulamadığı düzen ve barışı bazen dış dünyada arar ve arayışı hep ideal bir dünyadır.



Gençlik dönemi toplumdan topluma, devirden devire, kişiden kişiye farklı özellikler gösterir. Her genç aynı dönemde biyolojik, sosyolojik ve ruhsal açıdan gelişim gösteremez.
Gençlik döneminin bunalımlarını tek bir nedene bağlamak doğru değildir. Bu dönemde bunalım nedenleri çok yönlü olur.

Gençlik döneminde yaşanan sorunlar :
  • Aile içi uyum sorunları (aşırı koruyucu ve kollayıcı aile ortamına tepki)
  • Cinsel olgunlaşma (masturbasyon)
  • Cinsel tatmin
  • Toplumsal ve sosyal roller konusunda uyum problemleri
  • Gencin kendini var etme çabaları, öğrenim beklentileri
  • Gencin arkadaş ilişkileri ve beklentileri
  • Arkadaş ilişkilerinde cinsel tercihler ve yaşanan sorunlar
  • Gencin alkol, esrar, eroin gibi bağımlılık yapıcı maddelerine eğilimi ve bağımlılık nedenleri
  • Gençlik ve intihar nedenleri
  • Gençlik ve grup probremleri



GusinapsE 22 Mart 2006 04:54

ÇOCUĞUNUZUN SOSYAL GELİŞİMİ

Anaokulu - 3. Sınıf

· Belli miktarda sosyal bağımsızlığa ihtiyaç duyar.
· Neden-sonuç ilişkilerini görür.
· Rekabet eder.
· Doğru ve yanlışı ayırt etmede belli bir olgunluğa ulaşmıştır.

3.- 6. Sınıflar
· Sosyal bağımsızlık ve arkadaş ortamı ister.
· Davranışlarının karşısındaki kişide ne tür duygular uyandırabileceğini tahmin edebilir.
· Aileden bağımsızlaşma süreci başlar.
· Bir işle günlerce uğraşabilir.
· Rekabete daha uygun yanıtlar verebilir, yenilgiyi kabullenebilir.
· Daha gelişmiş bir adalet duygusu vardır.
· Başkalarını suçlamadan kurallara uygun oynar.

7.-12. Sınıflar
· Bireysel değerlerini araştırır.
· Uzun vadeli yaşam planlarının farkına varır.
· Cinsiyetlerin toplumsal tanımlarının farkına varır.

Ne Zaman İlgilenmelisiniz?
Bir çocuğun evde ve okulda sorumlu olmasını öğretmek kolay bir süreç değildir. Yaşından beklenen sorumluluk düzeyinde bir azalma gördüğünüz anda çocuğunuzla ilgilenmelisiniz. Ne tür beklentileriniz olması gerektiği hakkında fikir edinmek için aşağıdaki listeye göz atın.

Anaokulu- 3. Sınıf çocuğunuz;
· Grup oyunlarında kurallara uyuyor mu?
· Arkadaşlarını itip kakmadan öfkesini dile getirebiliyor mu?
· Kişisel eşyalarına az bir uyarıyla sahip çıkabiliyor mu?
· Masayı temizleme, eşyalarını yerine koyma gibi gündelik işlerini kendi başına yapabiliyor mu?
· Temizlik ve giyimine özen gösteriyor mu?

4.– 6. Sınıfa çocuğunuz;
· Okul ödevlerini kendi başına bitiriyor mu?
· Zamanını ev ödevi, oyun gibi şeylere göre uygun şekilde kullanabiliyor mu?
· Günlük ev işlerine yardım edebiliyor mu?

7.-12. Sınıf çocuğunuz
· Evde daha çok yardım gereken işler olduğunda kendi isteğiyle yardım önerisinde bulunuyor mu?

· Eve dönüş saatlerine uyuyor, planındaki değişiklikleri haber veriyor mu?

· Uzun vadeli mesleki ilgilerine göre kendi başına okul projelerini yürütüyor mu?

· Başkalarının haklarına saygı gösteriyor mu?

Bu sayılanlardan herhangi birinde çocuğunuzun sürekli sorumsuz davrandığını düşünüyorsanız ilgilenmeniz gerekir. Bunu ölçmek için şu kriterleri kullanın:

· Çocuğunuzun sorumsuzluğu ne sıklıkta problem oluyor? Yerleşmiş bir davranış biçimi problemlidir. Fakat çok ödevi olduğu günlerde günlük işlerini aksatmışsa bu büyük bir problem değildir, ama yine de hatırlatabilirsiniz.

· Sorumluluğunu aksattığında nasıl davranıyor? Eğer davranışını hemen düzeltiyorsa üstüne gitmenize gerek yok demektir.

· Sorumluluk eksikliği sınıf düzenini bozuyor mu? Haftada bir kaç kere sınıf kurallarına uymadığı hakkında şikayet alırsanız ilgilenmeniz gerekir.

Nasıl Yardım Edebilirsiniz?
Çocuklarımıza öğretmek istediğimiz bir çok davranışta olduğu gibi, onların örnek alacağı modeller bizleriz. Eğer çocuğunuz, randevularınıza sadık kaldığınızı, gerekli işleri bitirmeden dinlenmediğinizi, onun okul çalışma ve projelerine ilgi gösterdiğinizi görürse sorumluluk hakkında çok şey öğrenmiş olur.

Ayrıca çocuğunuza ondan ne beklediğinizi ve sorumlukla ilgili kurallarınızın neler olduğunu tam olarak anlatarak ona yardım edebilirsiniz. Bu kuralların neden konduğunu ve sorumluluğun önemini de anlatmalısınız. Çocuk neden yardım etmesi gerektiğini bilirse, böyle davranmayı olumlu şekilde yaşar.
.
·
Ne Tür Sorumluluklar Verilebilir?
· Okul eşyalarını koruması ve gerekli olanları eve getirmesi
· Sabahları yatağını toplaması
· Saatini kurması ve çalınca kalkması
· Harçlığını hazırlaması
· Ev hayvanı varsa bakımını üstlenmesi
· Bir müzik aleti çalma, spor veya dans dersine zaman ayırması
· Ev ödevini düzgün, temiz ve hatırlatma olmadan yapması
· Alışverişe gitme ve alınanları yerleştirme gibi ev işlerine yardım etmesi
· Çöpleri dışarı taşıması.

Çocuğunuzu, kendine hedef koyma, seçim yapma ve problem çözme konusunda serbest bırakarak sorumluluk alması için fırsat yaratın. Bu, evde ev işlerinin düzenini sağlama hedefi koymak ve bunların nasıl, ne zaman yapılacağında anlaşmaya varmak olabilir.
Unutulmaması gereken önemli bir nokta, çocuklara güçlerinin üstünde yük vermemek gerekliliğidir. Ana babanın onayı ve sevgisi çocuklar için büyük önem taşır, bu nedenle çocuklar, çocukluklarını yaşayamama pahasına da olsa bu istekleri yerine getirmeye çalışırlar. En iyiyi yapmaya çalışırken zorlanıp, özgüvenlerini yitirebilirler. Zaman zaman yanlış davranabileceklerini kabul etmeli, ancak bu davranışların düzeltilmesi gerektiği anlatılmalıdır



GusinapsE 22 Mart 2006 21:00

İdeal Baba
 
İdeal Baba

http://www.ailem.com/images2/babam.jpg Erkekler için ebeveyn olmaya giden yol temelde toplum tarafından “İşte anne. Ve sen de gururlu baba olmalısın!” şeklinde kabul görüyor.

Toplumun bu gibi beklentileri, en iyi niyetli babanın bile gelişmekte olan çocuğuyla kişisel ve sürekli bir bağ kurma çabası içinde takdir edilmediğini, ihmal edildiğini ve boşa uğraştığını hissetmesine neden olabilir.

Annelerine fazlasıyla bağlı, babasız büyüyen genç erkekler, umutsuzca hem cinsleri tarafından kabul görmeye ve onaylanmaya ihtiyaç duyarken, zorlayıcı, abartılı ve fazlasıyla kıyasçı erkek davranışları göstermeye itilirler. En ciddi toplumsal sorunlarımıza katkıda bulunan ilk şey pekala, bağlı, sorumlu ve ilgili babaların yokluğu olabilir.

Sağlam dayanakları olmayan erkekler, ebeveynliğin kendine değerli bir şey sunduğunu muhtemelen göremeyecekler, bunu erkeklerin aile hayatından kaçmasının, ayrı kalmasının veya kopmasının nedeni sayacaklardır.

Yüzyıllarca erkeklerden yaşamlarında kaslarına güvenmeleri istendi. Günümüzün aydınlık çağında, oğullarımızı yaratıcı; bir baba, bir dost ve bir sevgili hisleriyle yetiştirmektense, zenginlik, başarı ve iş dünyasında bir iz bırakma arzusuna saplanıp kalmaları yönünde yetiştiriyoruz.

Küçük kızlar evcilik oynayıp, bebeklerini sallarken ve anne olma provası yaparken, çoğu erkek çocuk, vurup öldüren elektronik oyuncaklarla, rekabete dayalı oyunlarla, her biçim ve boyda silahlarla ve sonsuz sayıda spor aletleriyle geleneksel erkek rollerini oynamakta ısrar ediyor.

Oğullarımızın babalarıyla hala fazla şefkat, güven ve bakım deneyimi yok. Sabır, duyarlılık ve kendini karşısındaki insanın yerine koyma gibi özellikle gösteren erkek çocuklar, bunları genellikle annelerinden, büyükannelerinden veya öğretmenlerinden öğreniyorlar, babalarından değil.

Bugün erkeklerin çocuk bakımı ve ev işleri konularında sorumluluk alması, çocuk bakımıyla ilgilenmesi, duyarlı ve kendinin farkında olması, duygularını ifade etmesi, ailelerinin sağlığı ve refahı için maddi olanaklar yaratması bekleniyor. Doksanlı yılların babaları iki ayrı işi yürüttükleri aile yaşamının, mali zorluk veya enflasyonun, ailelerinden ve köklerinden coğrafi olarak ayrı olmanın pratik ve psikolojik yönleriyle de başa çıkmak zorundalar. Bugünün babası, kendisi ve çocukları için eşi olmayan bir babalık imajı yaratmak zorunda; aile içinde çocuğu büyütecek potansiyel kişi olan erkek imajıyla, ailenin dışında dünyayla etkili bağlar kuran kişi olan erkek imajını birleştirmeli.

Babalığı yeniden kavramak için arzudan çok daha fazlası gerekiyor. Babalığı yeniden yaratmak için niteliğe ihtiyaç var: çocuklarımız ve dünyamız için neyin önemli olduğunu görecek kadar geniş görüşlülük, uzun süre önce geçerliliğini kaybetmiş bir sürü yanlış bakış açısını değiştirecek kadar sızıcı düşünce ve bizi inançlarımıza sımsıkı bağlayacak kadar güçlü bir cesaret. Sadece babalar için değil anneler, aile büyükleri, eğitimciler, sağlık hizmetlileri ve politikacılar için de, eski ön yargıları yıkıp, birlikte çocuklarımız için daha iyi bir dünya yaratmanın zamanı geldi.

Ebeveynliğin cinsiyetle bir ilgisi yoktur. Çok sayıda araştırma göstermiştir ki, istekli babalar da bebeğin davranışına karşı anneler kadar duyarlı, bakımı ve yeni doğan çocuğun hareketlerinden neye ihtiyacı olduğunu anlama konusunda da anneler kadar kabiliyetliler. Bundan da öte, ebeveynlik etme arzusu kadınlarda olduğu gibi erkeklerde de içseldir. Sonuç olarak ebeveynlik, bir başka insanla olmanın, sevgi ve anlayış göstermenin, inançları ve değerleri nakletmenin ve kabullenme, bağlılık, sevgi yoluyla kendimizin ötesinde ilişki kurmanın temel yoludur.

Etkili ebeveynlik duygu etkileşimidir ve bebekler bunun meyvesini toplar. Bir babanın yeni doğan bebeğiyle ilgill olması, anne rolünün önemini hiç bir zaman azaltmaz. Doğru olan şudur ki, babalar destekleyici ebeveynler ve ilgili bakıcılar olurlarsa, bebekleri muhtemelen anne ve babaları araaında güvenli bir bağ kuracaklardır. Eşleri tarafından desteklendiklerini ve yüreklendirildiklerini hisseden babaların, böyle olmayanlarla karşılaştırıldığında, bebeklerine ebeveynlik etmek konusunda daha rahat ve kendine güvenli oldukları görülür. Benzer şekilde eşleri tarafından desteklendiğini ve yüreklendirildiğini hisseden anneler de çocuklarına karşı daha becerikli, duyarlı olur ve genellikle doğum sancılarını ve doğumu daha kolay atlatırlar. Anlamlı bir şekilde iletişim kuran ve birlikte etkili bir biçimde ebeveynlik eden ailelerin çocukları, iki sevgi kaynağından birden etkilenir.

Bebeklerin gelişiminde babaların, çok derin ve sürekli bir etkisi vardır. İlgili bir babayla büyüyen çocuklar diğerlerine göre yaratıcı, zihinsel ve sosyal beceriler geliştirmeye; kırılganlıklarını psikolojik sorun noktasında tutmaya; olumlu bir beden yapısı geliştirmeye daha yatkındırlar. Ve bu çocuklar, cinsel kimliklerine rahat bir bakış, kendine güven ve ahlaki bir güç oluştururlar



pasaklikedi 22 Mart 2006 22:04

Aile içi şiddettin çocuğum üzerindeki etkilerini azaltmak için ne yapabilirim?

Çocuğunuzun her şeyin farkında olduğunu bilin: Çocuklar kendilerine şiddet uygulanmasa veya şiddet onların yanında gerçekleşmese bile evdeki şiddeti hissederler ve bundan etkilenirler.

http://dosyalar.hurriyet.com.tr/aileici/images/orta_resim.jpg Çocuğunuzla şiddeti konuşun: Çocuğunuzla şiddet konusunda konuşmaya karar verdiğinizde onun sizinle bu konuyu konuşmak istemeyebileceğini veya cevaplamakta oldukça zorlanacağınız sorular sorabileceğini baştan kabul edin.

Kısaca durumu ve ailenin bu durumdan nasıl etkilendiğini anlatın. Sorularına açık ve doğru cevap verin. Detaylara girmeyin.

Bazı çocuklar sizi üzmemek için şiddet hakkında konuşmak istemezler ve üzüntülerini, korkularını, kızgınlıklarını içlerine atarlar. Sizinle duygularını paylaşması onu cesaretlendirin, ama konuşmak istemiyorsa zorlamayın.

Onu dinleyin ve duygularını kabul edin: Çocuğunuz sizinle duygularını paylaşırsa onu ilgi ve anlayışla dinleyin. Yargılamayın, eleştirmeyin ve duygularını geçiştirmeye çalışmayın.

Çocuklar genellikle evdeki şiddetten kendilerini sorumlu tutarlar. Suçluluk duygusu çocuğu derinden yaralayabilir. Çocuğunuza bunun onun suçu olmadığını açık bir şekilde belirtin.

Çocuğunuz şiddet nedeni ile size de kızgın olabilir ve sizi suçlayabilir. Bu normal bir tepkidir. Savunmaya geçmeden dinlemeye çalışın. Söylediklerini dikkate alacağınızı ama şiddetin, nedeni ne olursa olsun kesinlikle yanlış bir davranış olduğunu belirtin.

Çocuğunuza şiddet kullanmamayı öğretin: Bazı çocuklar şiddet uygulayan ebeveyni tarafından şiddete kullanmaya teşvik edilir. Onlara şiddet kullanmamayı öğretmek önemlidir. Çocuğunuza şiddetin kabul edilemez ve yanlış bir davranış olduğunu anlatır, kız ve erkek çocularınız arasında ayırım yapmayarak ona kadın ve erkek rolleriyle ilgili sağlıklı bir bakış açısı kazandırır, kızgınlığınızı ondan çıkartmaya kalkışmazsanız onun da şiddeti doğal bir olaymış gibi görmesinin önüne geçebilirsiniz. Örneğin çocuğunuza, onlar büyürken anne-babaların bazı sınırlamalar getirebileceğini, ancak kızların da aynı erkekler gibi kendi davranışlarından sorumlu olduğunu anlatabilirsiniz.

Çocuğu aracı olarak kullanmayın: Çocuğunuzun sizinle eşiniz arasında arabuluculuk yapmasını ya da taraf tutmasını istemeyin. Arabuluculuk küçük bir çocuk için oldukça ağır bir görevdir. Eşler kendi aralarında anlaşamasa bile çocuk her iki ebeveynini de sever. Eğer kendisi tercih ederse ve güvenli bulursa bu konuda yaşadığı üzüntü, gerginlik ve diğer duyguları şiddet gösteren ebeveynine anlatabilir. Bu konuda çocuğunuzu siz zorlamayın. Şiddete maruz kalırsanız çocuğunuzun sizi korumasını istemeyin. Kendinizi korumak sizin görevinizdir. Şiddet sırasında çocuğunuz da yaralanabilir. Ayrıca sizi koruyamadığı düşünürse suçluluk duyabilir.

Güven verin: Çocuğunuza evde yaşanan şiddet hakkında yardım alabileceğiniz kişiler olduğunu ve gerekirse yasal yollara başvurabileceğinizi anlatarak, güven verin.

Gerektiğinde çocuğunuzun öğretmeni ile konuşun: Öğretmen şiddetin etkileri ile baş etmesinde çocuğunuza destek ve anlayış gösterebilir, çocuğunuzu eğer varsa okuldaki Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisine yönlendirebilir. Ayrıca en yakındaki Rehberlik Araştırma Merkezi ve destek verebilecek kuruluşlar hakkında size bilgi verebilir. Evdeki şiddet nedeniyle çocuğunuzun okuldaki davranışları da değişmiş olabilir. Öğretmen, durumdan haberdar olursa çocuğunuzun davranışlarıyla ilgili daha doğru bir anlayış geliştirebilir. Çocuğunuza konuyu öğretmeni ile konuştuğunuzu söylemeniz ise, ondaki şiddeti gizli tutmanın yol açabileceği gerginliği azaltabilir.

Korunmayı öğretin: Çocuğunuza evdeki şiddet tehlikeli boyutlara varacak olursa neler yapması gerektiğini öğretin ( saklanmak, polise haber vermek, komşunun ya da akrabalardan birinin evine kaçmak gibi).


Misafir 22 Mart 2006 22:31

Ebeveynler için çevrimiçi güvenlik kılavuzu: Yaşlar ve dönemler
 
Yayımlanma tarihi: Ara 14, 2004
http://img.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/l_corner.gifhttp://img.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/r_corner.gifİlgili Bağlantılar
•Çocuklara Internet güvenliği konusunda öğretebileceğiniz 10 konu
•Çocuklar ve Internet: Sık sorulan sorular
•Aile anlaşmaları: Çocuklar için Web kuralları
http://img.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/l_b.corner.gifhttp://img.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/r_b.corner.gifhttp://img.microsoft.com/turkiye/athome/security/images/children/54727_150x140_Parents_F.jpg
Çocuklarınız ister Internet konusunda deneyimsiz isterse birer bilgisayar kurdu olsun, onların büyürken geçtikleri farklı yaşlardaki ve yaşamlarının çeşitli dönemlerindeki Internet kullanımını yönlendirebilirsiniz.
Farklı yaş gruplarındaki çocukların Internet'i nasıl kullanabileceğini öğrenmek için aşağıdaki bölümlere gözatın. Her bölüm, yaşa göre çevrimiçi güvenlik ipuçlarına bağlantılar sunar; bu bağlantılardan, çocuğunuzun çevrimiçi güvenliğini artırmaya yardımcı olacak uygulamalar hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz.

Bu Sayfada
http://www.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/arrow_px_down.gif2 - 4 yaş grubu: Başlangıç dönem
ihttp://www.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/arrow_px_down.gif5 - 6 yaş grubu: Kendi başlarına yapma dönemi
http://www.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/arrow_px_down.gif7 - 8 yaş grubu: İlginin arttığı dönem
http://www.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/arrow_px_down.gif9 - 12 yaş dönemi: Çevrimiçi ortamı bilme dönemi
http://www.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/arrow_px_down.gif13 - 17 yaş dönemi: Teknik bilginin arttığı dönem

2 - 4 yaş grubu: Başlangıç dönemi
Bu dönemde, çevrimiçi etkinlik genelde ebeveynlerle birlikte gerçekleştirilir. Ebeveynler, çocuklarını kucaklarına alıp aile fotoğraflarına bakabilir, bir Web kamerası kullanarak akrabalarıyla görüşebilir veya PBS Kids gibi çocuklara yönelik siteleri ziyaret edebilir.
2-4 yaş grubundaki çocuklar için çevrimiçi güvenlik ipuçları alın.
http://www.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/arrow_px_up.gifSayfanın başına git

5 - 6 yaş grubu: Kendi başlarına yapma dönemi
Çocuklar 5 yaşına geldiklerinde, Web'i kendi başlarına keşfetmek isteyeceklerdir. Bu dönemle birlikte, çocuklar Internet’i kendi başlarına kullanmaya başlayacaklarından, ebeveynlerin çocuklarına Internet'te güvenli şekilde gezinme yollarını göstermesi önemlidir. MSN Kids sayfası, özellikle sekiz yaşın altındaki çocuklar için tasarlanmıştır ve çocuklara yönelik arama araçları sağlar.
5-6 yaş grubundaki çocuklar için çevrimiçi güvenlik ipuçları alın.
http://www.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/arrow_px_up.gifSayfanın başına git

7 - 8 yaş grubu: İlginin arttığı dönem
Bu yaş grubundaki çocukların normal davranış biçiminin bir parçası yasaklanan davranışları sergileme eğilimidir. Bu yaş grubundaki bir çocuk, çevrimiçi ortamda ebeveynlerinin izin vermediği sitelere girebilir veya sohbet odalarında konuşabilir. MSN Premium veya diğer hizmetlerin çevrimiçi etkinlik raporları, özellikle bu dönemde kullanışlı olabilir. Çocuklar ebeveynlerinin onları izlediğini fark etmeyecektir, ancak gönderilen rapor nerelere gittiklerini gösterir. Bu yaş grubundaki çocuklar MSN Kids sitesini kullanmaya devam edebilir.
7-8 yaş grubundaki çocuklar için çevrimiçi güvenlik ipuçları alın.
http://www.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/arrow_px_up.gifSayfanın başına git

9 - 12 yaş dönemi: Çevrimiçi ortamı bilme dönemi
Ergenlik dönemi öncesindeki çocuklar her şeyi bilmek ister ve Web'in bu konuda kendilerine ne kadar yardımcı olacağının farkındadır. Internet'in sunduklarını görmeye çalışmaları normaldir. Kabul edilemez olduğu düşünülen konularda (örneğin, cinsellikle ilgili uygunsuz içerik veya bomba yapımını anlatan metinler), ebeveynler, MSN Ebeveyn Denetimleri'ni kullanarak bu tür içeriği engelleyebilir. Ergenlik dönemi öncesindeki gençler, 8-13 yaş grubundaki çocuklar için tasarlanmış olan ve çocuklara yönelik arama araçları sağlayan MSN Kidz sitesini de kullanabilir.
9-12 yaş grubundaki çocuklar için çevrimiçi güvenlik ipuçları alın.
http://www.microsoft.com/library/gallery/templates/MNP2.Common/images/arrow_px_up.gifSayfanın başına git

13 - 17 yaş dönemi: Teknik bilginin arttığı dönem
Çevrimiçi güvenlik konusunda gençlere yardımcı olmak oldukça zordur, çünkü genelde Internet yazılımları hakkında ebeveynlerinden daha fazla bilgiye sahiptirler. Ebeveynlerin, daha ileri yaşlardaki çocuklarının bile Internet kullanımında etkin bir rol üstlenmeleri önem taşır. Ebeveynler ve çocuk tarafından kabul edilen çevrimiçi güvenlik kurallarına tam olarak uyulması ve çocukların çevrimiçi etkinlik raporlarının sık sık incelenmesi gerekir. Ebeveynler, çocukların onların adıyla oturum açamaması için parolalarının güvenliğini sağlamalıdır.
13-17 yaş grubundaki çocuklar için çevrimiçi güvenlik ipuçları alın.


GusinapsE 23 Mart 2006 02:26

Çocuklarda Kasık Fıtığı...
Bebeğimizin ya da çocuğumuzun kasıklarında ya da torbalarında daha önce bulunmayan bir şişlik ile karşılaştığınızda bunun bir fıtıktan kaynaklanabileceğini aklımıza getirmeli, şişlik ağrısız ve yumuşak ise acele etmeden, ancak ilk fırsatta hekime başvurmalıyız. Eğer şişlik ağrılı ve sert, ise acil bir durum söz konusu olabilir. Hemen ilgili doktora başvurulmalıdır.

Kasık fıtığı nedir?
Karın ön duvarının, kasık bölgesindeki zayıf bir bölgesinden karın boşluğunda bulunan bazı yapıların deri altına kadar çıkmasına kasık fıtığı diyoruz. Bu yapılar en sık barsaklardır; fakat bir çeşit zar olan ‘omentum’, mesane ve kızlarda yumurtalıklar ve tüpler de zaman zaman fıtıklaşabilir.
Kasık fıtığı nasıl oluşur?
Testisin inişi: Kasık fıtığının oluşumu erkeklerde testislerin(yumurtaların) torbaya iniş süreci ile yakından ilgilidir. Testisler, bebeğin anne karnındaki yaşamının 7. ayında kasık bölgesinden torbalara doğru inişe başlar. Bu iniş çoğunlukla bebek doğmadan önce tamamlanmış olur. Bu iniş süreci tamamlanamadığı zaman testis iniş yolu boyunca herhangi bir noktada kalabilir. Buna inmemiş testis adı verilmektedir. İniş süreci normal seyrinde iken eğer bebek erken doğar ise yine inmemiş testis görülecektir(prematürelerde sık görülmesinin nedeni).
Fıtık kesesinin oluşumu: Bu iniş sırasında testise eşlik eden periton(karın zarı) parçacığı bir eldiven parmağı şeklinde torbalara kadar testisle birlikte sürüklenir. Doğumdan sonra bu zar keseciğin duvarları birbirlerine yapışır ve ince bir bant halinde kalır. İşte bu zar keseciğin duvarlarının birbirlerine yapışmaması ya da yapıştıktan sonra çeşitli nedenlerle yeniden açılması sonucu oluşan aralıktan karın içi organların deri altına kadar ilerlerler. Böylelikle karın içi basıncını arttıran her türlü durumda(öksürük, ıkınma, ağlama, vb) karın içindeki organlar bu kanaldan çıkmaya yönelirler ve kasıkta ya da ilerlemiş olgularda torbalarda şişlik meydana gelir.

Belirtileri nelerdir?
Beliren kaybolan şişlik ilk ve en önemli bulgudur. Sağda ya da solda kasıktan başlayarak torbalara (kızlarda büyük dudaklara)kadar olan hat üzerinde, herhangi bir noktada olabilir. Ağlama öksürme gibi karın içi basıncının arttığı durumlarda bu yapılar, zayıf olan bu noktadan karnı terk ederek deriden kabarık bir şişlik oluştururlar. Başlangıçta ağlama veya öksürük durduğunda yapılar yeniden karın içine dönerek şişlik kaybolur. Daha ileriki dönemlerde ise fıtıklaşan yapılar giderek kendilerine daha geniş bir yer açacağından elle itilmeleri gerekecektir. Çok ilerlemiş durumlarda fıtıklaşma çocuğun torbalarını dolduracak kadar aşağı, testislerin yanına kadar inebilir.
Çocukluk çağında görülen fıtık tipi büyük çoğunlukla indirek olanıdır. Direk kasık fıtığı nadiren çocuklarda da görülürse de, daha çok bir erişkin hastalığıdır. İndirek kasık fıtığında karın içinden çıkan organlar kasık kanalı adı verilen bir kanaldan geçerek deri altına ulaşırlar. Direk fıtıkta ise karın duvarındaki zayıf nokta şişliğin hemen altındadır. Barsaklar doğrudan deri altına ulaşırlar.

Hangi yaşın hastalığıdır?
Kasık fıtığı her yaşta görülebilir. Yeni doğmuş bir bebekten ileri yaşlara kadar herhangi bir çağda başlayabilir.Görülme sıklığı normal süre ve kiloda doğanlarda % 1-3’tür. Prematüre doğmuş olanlarda ise daha sık rastlanır(% 16-25).

Tedavisi için hangi yaş uygundur?
Çocukluk çağında kasık fıtığının tek tedavisi ameliyattır. Hasta tanı konulduğu zaman ameliyat edilmelidir. Beklenmesi gereken bir yaş ya da süre söz konusu değildir. Ancak enfeksiyon geçirmekte olan veya kansızlık saptanan hastaların, acil bir durum söz konusu değilse, bu sorunları tedavi edildikten sonra ameliyat edilmeleri daha uygundur.

Ameliyat:
Çocuklarda kasık fıtığı ameliyatı günübirlik cerrahi tarzında yapılmaktadır. Gerekli hazırlıkların ardından hasta ameliyata alınır.
Kasıkta yaklaşık 2-3 cm’lik bir kesiden gerçekleştirilen ameliyatta, özetle fıtık kesesi karın boşluğu ile bağlantı noktasından bağlanarak çıkartılır(yüksek ligasyon). Ameliyat bitiminde çoğunlukla tercih edilen kapatma yöntemi eriyebilen materyalle yapılan gizli derialtı(subcuticuler) dikişidir. Bu yöntemin avantajı dikiş alma işlemine gerek bırakmamasıdır.
Ameliyattan yaklaşık 3-4 saat sonra hasta evine gönderilebilmektedir.

Sık Sorulan Sorular:

Fıtık ameliyatsız iyileşmez mi ?
İlaç tedavisi söz konusu değildir. Ameliyat dışı tedavi konusunda geçmişte fıtık bağı gibi denemeler olmuş ancak uzun yıllar önce, hem iyileşmeyi sağlamadığı hem de ameliyatı zorlaştırdığı için terkedilmiştir. Toplam hastanede kalış süresi 4-5 saat olan bir girişim yerine aylar, hatta yıllarca bağ kullanıp sonunda yine ameliyat olmanın savunulacak bir yanı yoktur.

Beklemenin tehlikesi var mıdır?
Kasık fıtığının en önemli tehlikesi boğulma ya da sıkışmadır. Boğulmuş fıtık 3 türlü tehlike içerir.
Sıkışmış bir barsak tıkalı bir barsaktır ve kaka geçişi durur. Süre uzadıkça barsak bir barsak düğümlenmesinin bütün belirtileri görülmeye başlayacaktır.
Tıkalı olması dışında sıkışan barsak zarar görebilir. Bu uzun süre sıkışık kalmış fıtıklarda söz konusu olabilir. Bu durumda sıkışma bölgesinde kızarıklık ve ödem de başlar.
Kanal içinde sıkışmış olan barsak kanaldan geçen diğer yapılara(testisin damar, sinir ve kanalları) zarar vermeye de başlayabilir. Kızlarda da benzer şekilde yumurtalık ve tüpler zarara uğrayabilmektedir.

Boğulmuş Fıtık Nedir?
Fıtıklaşan organların çıktıkları yere sıkışarak, kalmalarına boğulmuş fıtık denir. Bu kalış ne kadar uzun sürerse sıkışan barsağın zarar görme olasılığı o kadar fazladır. Bu konuda ilk bilinmesi gereken boğulmuş fıtık belirtileridir. Kasıkta ağrılı bir şişlik ortaya çıkar. Şişlik genellikle sert ve sabittir. Kusma, karın şişliği, kaka yapamama ya da kanlı kaka görülebilir. Hastanın yaşı küçüldükçe boğulma riski artar. İlk 6 aydaki bebeklerin % 60’ının kasık fıtığının en az 1 kez boğulduğu bildirilmektedir.

Bebeğim-çocuğum ameliyata dayanabilir mi?
Fıtık ameliyatı çok küçük doğum ağırlığı olan prematüreler de dahil olmak üzere her yaşta bebeğe ve çocuğa başarıyla uygulanmaktadır. Operasyonda teknik açıdan hayatı tehdit edici risk söz konusu değildir. Modern anestezi teknikleri ve modern teknoloji sayesinde önlenebilir riskler ortadan kaldırılmış, beklenmedik durumlar için de gereken tedbirler alınmıştır. Kuşkusuz her ameliyatta belirli bir risk hala mevcuttur ancak günümüzde bu en aza indirilmiştir



arwen 23 Mart 2006 02:38

Bebeğinizin uyku düzenini anlamak
Bebekler çok uyur ancak genellikle sizin istediğiniz zaman değil. Pek çok yeni doğan günde 16-18 saat uyur ve bebek büyüdükçe uykusu düzene girer. Onun uyku paternini anlayarak belli bir düzen oluşturabilirsiniz. Bebeklerin uykusu özellikle ilk aylarda yetişkinlerden farklı olarak çok kısadır ve sık sık uyanırlar. Yetişkinler genelde 6 saat derin uyku, 2 saat hafif uyku ve gece boyunca bir kez uykunun kesilmesi şeklinde bir düzene sahiptir. Hafif uykuda iken anlık olarak uyanabiliriz ancak bebeklerden farklı olarak bizler yeniden nasıl uykuya dalınabileceğini biliriz. Bebekler yetişkinlerden iki kat daha fazla hafif uyku siklusuna sahiptir, yani derin uykudan daha çok hafif uyku uyurlar ve tüm uyku süreleri de daha kısadır. Bebekler derin uykudan hafif uykuya geçtiklerinde uyanırlar.Bebekler ilk aylarda 9-10 saati gece olmak üzere günde 14-16 saat uykuya ihtiyaç duyarlar. 6 aylık olduklarında ise uyku sürelerini kesintisiz 6-8 saate uzatabilirler. 4-6 ay civarında yapılan uyku EEG’sinde erişkin paterni gösterdikleri görülür. Uyku siklusları erişkinlerde 90 dakika iken bebeklerde kısa ve 50-60 dakika civarındadır. İlk aylarda bebekler yeniden uykuya dalabilmek için yardıma ihtiyaç duyarlar. Ebeveynler bebeği alır hafifçe sallar, rahatlatır, yeniden uykuya dalmasını sağlar ve yatağına yatırır ve bebek uyanır. Neden? Çünkü siz onu yatağına yatırdığınızda bebek hala hafif uyku siklusundadır. Bu durumda bebek uyuduktan sonra bir süre bekleyip onun derin uykuya geçtiğinden emin olduktan sonra yatağa yatırılmalıdır. Bunu nasıl anlarız? Bebeğin kol ve bacakları iyice gevşemiş ve kendini bırakmışsa-bebeğin kol veya bacağını hafifçe kaldırıp bıraktığımızda kontrolsüz bir şekilde düşüyorsa- derin uykuya geçmiştir.


Misafir 23 Mart 2006 19:02

sokak cocugu
 
http://img235.imageshack.us/img235/7140/sokokocugu7cc.jpg



Sayfa no: yok
cilt no : yok
hane no : yok
ana adı : ben sokak çocuğuyum abi
hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan,
bilyelerini rüyalarında unutan,
ve oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran,
çocuk varya o benim işte, o benim abi...
sahi bir annem olmalıydı değil mi
ben dudaklarımda sokakları besteliyorum oysa
sahi abi tadı nasıldı anne sütünün
anneler nasıl okşardı çocuklarını
anne kokusu nasıldır kim bilir
ana ha, bir anne çizebilirmisin benim için
karanlığın kar soğuğu parmak uçlarına bir anne
ve yanına beni eklermisin abi
tıpkı suluboya resimlerdeki gibi sımsıcak
sahi abi senin gözlerini kesmiyor değil mi
bir köprünün soğuk, gergin ve karanlık bedeni
sahi sen hiç seyrettin mi aydedeyi bir köprünün altından,
üşüdün mü abi kayan bir yıldıza bakarken,
boşver...
gel boyat istersen ayakkabılarını
ben şu ayakkabıların bağcıklarından asılıyorum hayata
gel boyat ayakkabılarını
boyatta resmi çıksın dostun, düşmanın tüm kaldırımların

Sayfa no yok
cilt no yok
hane no yok
yokların varlığında tam göbek bağından hiç yakalandın mı hayata
bir de bir de babam olmalıydı değil mi?
beni dövecek bir babam bile yok biliyor musun?
nasırlı ellerinde şevkat arayacağım bir insan
kimbilir, bayramlarda neler alır babalar çocuklarına
unutmuşum, bayramlarınız da vardı sizin öyle değil mi, arifeleriniz
bayramlarda temize çekilen dostluklar vardı sonra
oysa ben kırık dökük ıslıklar ısmarlıyorum güneşe ve mehtaba
yankısız, bestelenmemiş ve bestelenmeyecek serseri ıslıklar
bir babam olsaydı belki yeterdi
çocuk olurdum eskisi gibi, şımarırdım öylesine
boşver abi...
kimin neyine bayram, kimin neyine hediye
baba kimin neyine abi
sahi senin düşlerin vardır
göremediğin rüyanın düşünü kurar mısın hiç
ahmet bir düş görmüş geçenlerde
köprü altında tanıştık, soğuk ve geç gelen bir gecede
utanırken anlattı, anlatırken utandı.
bir ip bağlamış gökkuşağına,
bak ana diyormuş uçurtmamı gördün mü,
ya uçurtmamın gölgesinde bilye oynayan çocukları.
ahmet'in düşü işte...
bana düşlerini kiralar mısın abi,
bedava boyarım ayakkabılarını,
bana düşlerini, düşlerini abi
boşver, boşver...
bak iyi parlayacak bu ayakkabılar,
en parlak ayakkabılarınla yürüyeceksin yaşama
sen düşünme, sokaklar düşünsün beni,
gazete manşetleri,
üçüncü sayfa haberleri düşünsün,
isimsiz bir damla gözyaşı düşünsün,
sen beni düşünme, düşünme be abi...
nasıl olsa ben,
olmayan ayakkabılarımın sıcaklığıyla basıyorum tüm kaldırımlara,
olmasa da anne babası sokakların
sokak çocuğuyum ben, sokak çocuğuyum...
kazanılmadan kaybedilmiş bir geleceğin herhangi bir yerinde,
ben sokak çocuğuyum abi,
hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan,
bilyelerini rüyalarında unutan,
oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk varya,
işte o benim, o benim abi, o benim abi
ALINTI..


pasaklikedi 24 Mart 2006 01:21

Çocuklarda öz saygıyı geliştirecek 20 yoL..
 
http://www.egitim.com/images/foto/03.0651.1.cocukozsaygi.jpg http://www.egitim.com/images/resimaltikose.gifÇocuğa öz saygı kazandırma, çocuğun öğrenme, sevme ve yaratma yeteneğini güçlendirmektedir. Öz saygı, mutlulukla ve hayattaki başarıyla ilgilidir. Bazı düşünürlere göre öz saygı, tamamen aile sevgisiyle birlikte iyi bir eğitimin ürünüdür. New York'lu psikolog ve gençlik terapisti Prof. Dr. Barbara Berger'e göre öz saygı, çocuğun kendi kendisiyle gurur duymasıdır. Yüksek öz saygıya sahip olmak, çocuğun hem sevgi dolu hem de yetenekli olmasını sağlamaktadır. Çocuk, değerli olduğuna inanmalı, bir şeyler önermeli ve kendi kendisiyle ve çevresiyle barışık olmalıdır. Çocuğun sevgiyi ve yeteneğini hissetme derecesi, gelecekteki yaşamında onu her alanda etkileyecektir. Aynı zamanda da, çocuğun yaratıcılık yeteneğini, diğerleriyle ilişkisini ve başarılı olmasını belirlemede önemli bir faktör olmaktadır. Ebeveynler, çocuğun öz saygısının ilk temellerini oluştururlar. Çocuğun kendini sevgi dolu ve yetenekli hissetmesi için aileler neler yapabilir? İşte burada öz saygıyı geliştirecek 20 yol bulunmaktadır..dropCase{ color : #FFFFFF; font-family : Arial, Helvetica, sans-serif; font-size : 14px; font-weight : bold; text-decoration : none;}
1Şartsız Sevgi Göstermek
Çocuğunuz her ne yaparsa yapsın ona değer verdiğinizi ve kabul ettiğinizi bilmesini sağlayın. Ev ona göre için, risk ve tehlikelerle dolu dünyadan döndüğü zaman, sevgi için, emniyetli bir yakıt alma istasyonu gibidir. Mesajlarınız "Seni seviyorum - odanın kirli olmasına rağmen, kız kardeşin kadar atletik olmamana rağmen, notlarının çok iyi olmamasına rağmen, yaptıklarından hoşlanmama rağmen - hala seni seviyorum" olmalıdır. Onu hala sevdiğinizi göstermek ve çocuğunuzun yanlış davranışını düzeltmek için, onun doğru yaptığı bir şeyi görerek işe başlayabilirsiniz. Örneğin, odası karma karışıksa ve sadece yatağını toplamış ise ona "Gerçekten yatağını topladığına çok sevindim. Şimdi senden istediğim şey masanı temizlemen" diye ifade edin.

2Sinirli Olmanızdan Sorumlu Olduğunu Belirtmek
4 yaşındaki çocuğunuz oyuncağını yatmakta olan kardeşinin beşiğine fırlattığı için sinirlisiniz. Onun böyle bir hareketinde sinirinizi ona nasıl aktarırsınız? Prof. Dr. Thomas Gordon'un önerdiği en basit mesaj "Ben" mesajıdır. "Sen kötü bir çocuksun!" ya da "Sen aptalsın!" yerine, "Sen böyle yaptığında, ben ............../............ hissediyorum","Sen oyuncaklarını attığında kendimi sinirli hissediyorum. Ona gerçekten zarar verebilirdin" diyebilirsiniz. Buradaki mesaj, duygularınızın onun çocuk dünyasına değil onun belirli davranışlarına yönelik olduğudur.

3Açık İsteklerde Bulunmak
Çocuğunuzun ondan ne istediğinizi bilmesini sağlayın. Bu ona alternatif davranışları öğrenmesi için bir şans verecektir. Örneğin; "Oyuncaklarını kardeşinin beşiğine atmamalısın. Bunun yerine o uyandığında ona trenini gösterebilirsin" şeklinde bir açıklama yapılmalıdır. İstekleri ona açıkca belirtmek, ondan ne istediğinizi anlamasını kolaylaştıracaktır.

4Dinlemeyi Öğrenmek
Çocukların duyguları, gözlemleri ve algıladıkları dinlenmeye değerdir ve böyle yapmak çocukların öz saygılarını artırmaktadır. Size bir şeyler söylemek istediğinde, gerçekten ona zaman ayıramayacaksanız uygun olmadığınızı ve ne zaman uygun olacağınızı söyleyin. Gordon'un bir başka tekniği olan "Aktif dinleme"de, çocuğunuzu yanınıza çağırıp onu duyduğunuzu ve onun ne söylemeye çalıştığını anladığınızı ifade edin. Mesela 7 yaşındaki bir kız çocuğu şöyle diyebilir:

Kız: "Baba sana çok kızgınım ve bir daha odama girmeni istemiyorum".
Baba: "Sen gerçekten çok kızgınsın öylemi hımm".
Kız: "Evet çünkü sen beni kaymaya götüreceğini söylemiştim ama artık çok geç".
Baba: "Oh, anladım. Çünkü seni dışarıda kaymaya götüreceğim konusunda söz verdim ve bu sözü tutmadım. Gerçekten üzgünüm. Çok geç vakte kadar çalıştım ve seni aramayı da unuttum. Bunu yarına alabilir miyiz?"

Aktif dinlemeyle aileler, olayları daha çok çocuğun gözünden görmeye başlamakta ve böylece çocuk da duygularına önem verildiğini anlamaktadır.

5Çocuğun Duygularını Ciddiye Almak
Çocuğunuzun korkularını ve negatif duygularını onları reddetmektense ciddiye alın ve onları yenmesine ve kendi çözümünü bulmasına izin verin. Oğlunun canavarlardan korktuğunu öğrenen bir babanın yaklaşımı aşağıda verilmiştir.

Oğlan: "Baba yatağa gidemiyorum. Çünkü odamda canavarlar gizleniyor".
Baba: "Gel bakalım belki canavarlarla arkadaş oluruz. Canavarlar ne yemekten hoşlanıyor biliyor musun?".
Oğlan: "Belki tatlı, bisküvi seviyordur".
Baba: "Bu hoşlarına gidebilir. Gel canavarlara yemek koyalım. Canavarlara ne istediğini sor? Neden sormuyorsun?".
Oğlan: "İnsanları korkutmak istiyor".
Baba: "Neden?"
Oğlan: "Güçlü hissetmek için"
Baba: "Eğer onunla arkadaş olursan sana ne yapabilir?".
Oğlan: "Beni koruyabilir."
Baba: "Bana iyi bir arkadaş olabilir gibi geliyor ya sana?".
Oğlan: "Evet."

Bu diyalog sayesinde aileler, çocuğun duygularını ya da neye gereksinimi olduğunu öğrenmekte, çocuk artık canavarın kendisine fazla tesiri olmayacağını görerek daha pozitif düşünmektedir. En önemlisi de çocuğun canavara yansıttığı gücü kendine çevirmesidir.

6Çocuğun Varlığını Kabul Etmek
Annelerin zaman zaman söylenmelerinin hatta jestlerle bile "keşke çocuk doğurmasaydım, o bir yük ve artık dayanamayacağım" diye ifade etmelerinin yanlış olduğu, özellikle bu gibi mesajlar sık sık tekrar edildiğinde çocuğun istenmediği ve kendisine değer verilmediği duygusuna kapılacakları uzmanlarca hatırlatılır. Bu durum özellikle evdeki yeni bebekle ilgili olmasına rağmen, annelerin bu yakınmaları uyumlu bir çocuğun bile istenmediğini düşünmesine neden olmaktadır. Böyle zamanlarda çocukların özel bir ilgiye ihtiyaçları vardır. Aileler yakınları tarafından desteklenmeli ve yaşantıdaki çocuğun varlığına değer verilmelidir.

7Değerlendirecek Günlük Bir Şeyler Bulmak
Çocuklar kötü bir şey yaptıklarında ilgi çekmek, iyi bir davranışta bulunduklarında da onaylanmak istemektedirler. Yaptıkları, hergün yapılan sıradan bir şey bile olsa, değerini artıran yaptıklarının onaylanmasıdır. Çocukların sevgi ve yeteneklerini onlara hatırlatan bazı etkinlikler aşağıda sıralanmıştır.

http://www.egitim.com/images/foto/03.0651.1.cocukozsaygi2.jpghttp://www.egitim.com/images/resimaltikose.gif
  • Disiplin içermeyen tüm ailecek yenen bir akşam yemeği. Herkes o gün birbiriyle başardıkları, öğrendikleri veya hissettikleri güzel şeyleri paylaşabilir. Örneğin; "Okula zamanında gittim" veya "Bir kurbağa buldum". Ebeveynler de bu etkinliğe katılarak çocuklarının başarılarını onayladıklarını gösterebilirler. Sorunları olan çocuklara bu arada "Bugün seni müthiş bir şey yaparken gördüm. Ayakkabını giydin ve bağcıklarını kendin bağladın." diyerek teşvik edilebilir.
  • Yine yemekte, sırayla herkesle ilgilenilir ve diğerleri onun nesini sevdiğini, hoşlandığını ve takdir ettiğini söyleyebilir. Örneğin; "Senin öğrendiğin yeni şarkıyı çok seviyorum." veya "Bu sabah söylediklerin gerçekten beni etkiledi".
  • Çocuğunuzun odasına, banyodaki aynaya veya beslenme çantasına ufak kağıtlara çizilmiş küçük resimler ya da yazılmış sevgi mesajları konulabilir.
  • Çocuğunuzun yatağının baş ucuna onun yapmayı sevdiği bir etkinliği içeren (örneğin oyun oynadığı veya ata bindiği) ve ailenin topluca yer aldığı iki fotoğraf konulabilir. Böylece çocuk her gece becerikliliğini ve sevdiklerini hatırlayacaktır.
8Çocukla Yalnız Vakit Geçirmek
Bir çok ebeveyn için zaman çok sınırlıdır. Bununla beraber uzmanlar her bir çocukla yalnız zaman geçirmenin çok önemli olduğunu belirtmektedirler. Bir pazar sabahı dışarıda kahvaltı edilebilir veya yemekten sonra parkta küçük bir yürüyüş yapılabilir. Zaman zaman onun seviyesine inip onun kuralları ve oyuncaklarıyla oynamak da yararlı olacaktır. Kardeşini kıskanan ve yeni doğan bebekten dolayı geri planda kalan çocuğunuzla yalnız zaman harcamak için çaba sarfetmelisiniz.

9Çocuğun Bazı Şeyleri Kendisinin Yapmasına İzin Vermek
Ebeveynler genellikle çocuklarının yapmakta zorlandığı işleri üzerlerine alarak onlara yardımcı olduklarını düşünürler. Bu yardım, "Sen bunu yapamazsın. Sen yeterince iyi değilsin" mesajlarını verebilir, ki bu da çocuğun kendine olan saygısını azaltır. Çocukların bir işi başarmak için mücadeleye davet edilmeleri gerekmektedir. Ayrıca çocuklara, problemlerini çözmek ve kendi yeteneklerini keşfetmek için fırsatlar da verilmelidir. Yardım istediklerinde, ilk olarak, o işin üstesinden gelebileceklerine onları inandırarak cesaretlendirmek gerekir. "Hadi bakalım, şu elbiseni kendin düğmeleyebilecek misin görelim?" denilebilir. Ya da direkt olmayan tavsiyelerde bulunulabilir. Örneğin "Baş parmağını ilikten geçirirsen, daha kolay düğmeleyebilirsin".

10Çocuğun Özel Eşyalarına Saygı Göstermek
Anne-babalar, sıklıkla çocuklarına verdikleri oyuncakların ve kitapların kontrolünü elde tutarlar. Örneğin; bir eşyasının atılmasına, çocuktan çok ebeveynler karar verir. Çocuğunuzun o oyuncakla oynama çağının geçtiğini düşündüğünüz halde, çocuğun ona hala ve belki de yıllarca ihtiyacı olabilir. Bu nedenle eşyalarını atmadan önce ona sormalısınız.

11Çocuğun Düşüncelerine Saygı Göstermek
Çocuğunuzun herhangi bir konuda düşüncesini sormanız, onun duygularının, gözlemlerinin ve algılayışının değerli olduğunu düşünmesini sağlayacaktır. Partiye giderken ne giyeceğinizi ya da öğle yemeğinde ne yapabileceğinizi ona sorabilirsiniz. Tabii her zaman çocuğunuzla aynı görüşte olmayabilirsiniz. Ama ona neden, onun görüşünden farklı bir karara vardığınızın sebeplerini açıklarsanız, düşüncelerinin tamamen faydasız olmadığını anlayabilecektir.

12Çocuğun Yeteneklerini Kabul Etmek
Her yeni beceri ve başarı, onun yetenekli olduğu düşüncesini kuvvetlendirmektedir. Ne kadar küçük olursa olsun her başarısı kabul edilmeli ve ona başarılı olacağı şeyler bulunmalıdır. Ayrıca ebeveynler, onlardan bazı şeyleri kendilerine öğretmelerini isteyebilirler. Yeni bir bilgisayar oyunu oynamayı veya bir sihirbazlık numarasını öğretmesi istenebilir, buradaki mesaj açıktır: "Sen yeteneklisin." Bazı şeyleri yaparken onun yardımı istenebilir. Örneğin; akrabalara hediyeler hazırlarken fikri alınabilir ya da bir çalar saat yardımıyla sabah kendi kendine uyanabilmekte yeterli olduğu gösterilebilir. Çocuğunuzun notları çok kötü olmadıkça, onun başka başarılarının ve çabalarının olduğunu kabullenmesi sağlanabilir. Örneğin; matematikte zayıfsa, fakat ödevlerine özen gösteriyorsa ya da sizden özel yardım istiyorsa, onun çabaları dikkate alınmalıdır. Ayrıca, akademik başarısı iyi olmayan bir çocuğun, atletik ya da artistik başarısı iyi olabilir. Onu bu yeteneklerinden dolayı övmek ve cesaretlendirmek gerekmektedir.

13Çocuğun Tercihlerine Saygı Göstermek
Çocuğun kendine olan saygısını artırmanın bir yolu da, onun tercihlerini ve duygularını kabul etmektir. Ebeveynler, çocukları için eğlenceli veya yararlı olan etkinlikleri önerebilirler. Fakat onu ön yargılı davranmaya zorlarlarsa, çocuk kendisinin yeterince iyi olmadığı mesajını alacaktır.

14Çocuklara Önemli Olanın Vücutları Olmadığını Öğretmek
Çocuklar büyürken, yüzlerindeki sivilcelerden veya çillerden rahatsız olmaktadırlar. Ebeveynler, onlara vücudun sadece bir paket olduğunu, gerçek hediyenin içeride olduğunu yani kişiliğin varlığını anlatmalıdırlar. Onların başlarına gelen bu tür problemlerin anlaşıldığı ve o yaşlarda başımıza geldiği, fakat bu tür şeylerin geçici ve kontrolümüz altında olduğu belirtilmelidir. Eğer çocukta kilo veya deri problemi varsa bile, onu nasıl görünürse görünsün sevdiğinizden emin olmasını sağlamalısınız. Eğer çocuk görünüşü ile ilgili bir şeyler yapmak istiyorsa ona yaşantısını değiştirmesini destekleyecek bir şekilde yardım önerilebilir. "Kilondan şikayet ediyor gibi bir halin var. Eğer ilgilenirsen, bu konuda yapabileceğin yeni bir şeyler duydum". Ama "Hayır, teşekkür ederim" cevabına da hazır olunmalıdır. Eğer kabul ederse, onu bir diyet ya da eksersiz programı takip etmesini sağlayarak destekleyebilirsiniz.

15Çocuk İçine Kapanıksa Yardım Etmek
Çocukların bazı bozuk ya da sözel olarak rahatsız edici davranışları onların kendilerine saygıları hakkında ciddi mesajlar verebilir. Böyle zamanlarda ebeveynler, sevgiyi ve gerçekleri sunarak yardımcı olabilirler. Onları ciddi bir şekilde dinlemeli, ne demek istediklerini anlamalı ve sonra ne söylemek istediğinizi anlatmalısınız. Örneğin; çocuğunuz, "Ben çok aptalım, hiçbir şeyi doğru yapamıyorum" dediğinde, "Aptal olduğunu düşündüğünü biliyorum, ama seninle aynı görüşte değilim. Belki, bazı şeyleri öğrenmek için daha çok zamana ihtiyacın var, ama biliyorum ki, sen de yeteneklisin. Hatırlasana, oyuncak kamyonunu nasıl da tamir etmiştin? Bu, yaratıcılığı gerektirir." diyerek cevap verebilirsiniz. Bazı ebeveynler, çocuğun güvenini tekrar kazanmasını sağlamak için kişilik özelliklerini kullanmada oldukça duyarlıyken bazıları da çok iyi bir dinleyicidirler. Tepki her ne olursa olsun, çocuk sevildiği ve yetenekli olduğu üzerinde durularak ikna edilmelidir.

16Sevgiyi Fiziksel Olarak İfade Etmek
Ebeveynleri tarafından kucaklanma ve okşanma çocuklarda, kendine saygının gelişmesine yardım etmektedir. Çocuklar sözel olmayan davranışlara karşı çok duyarlıdırlar. Çocuklara "seni seviyorum" demekten çok sevgi, davranışlarla onları okşayarak belli edilmelidir.

17Çocukla Göz Seviyesinde Konuşmak
Çocuklarla konuşurken, daima onlardan yüksekte olmamaya dikkat edilmelidir. Bu onun sadece kendini küçük hissetmesini sağlamakla kalmayacak aynı zamanda ebeveyn ve çocuk arasında büyük bir mesafe olduğuna inanmasına da yol açacaktır. Her zaman onunla konuşurken, yanına çömelerek ya da oturarak ya da onu sizin seviyenize çıkararak göz kontağı kurularak konuşulmalıdır. Bu daha yakın bir iletişimi sağlayacaktır.

18Çelişkili Mesajlar Vermekten Sakınmak
Çelişkili mesajlar, ebeveynlerin sözleriyle başka, davranışlarıyla başka bir şeyi ifade ettiğinde ortaya çıkar. Örneğin; çocuğa, çok sinirli olarak yüzüne bakmadan "seni seviyorum" demeniz ya da korktuğunda, gece yanınıza gelebileceğini söyleyip geldiğinde kızmanız onu çelişkiye düşürebilir. Öncelikle çocuğa karşı dürüst olunmalıdır. Kızarken, kızgın olmadığınızı söylememelisiniz. Çocuğa model olunmalı, ona söylediğinizi siz de yapmalısınız. Fikir birlikteliklerinizi ifade etmeli ve verdiğiniz sözleri tutmalısınız. İstekleriniz ve kurallarınız açık olmalı, ne hissettiğinizi ya da ne düşündüğünüzü söylemelisiniz. Sözlerinizle vücut dilinizin birbirine uymasına dikkat etmelisiniz.

19Duygularınızı Çocukla Paylaşmak
Ebeveynler, çocuklarıyla incinebilecekleri duygularını bile paylaştıklarında, onları kendi deneyimlerini ve duygularını kabul etmeye cesaretlendirmiş olacaklardır. Çocuklar, anne ve babalarının anılarını, eğlendikleri ve korktukları anları, nasıl karşılaştıklarını, çocukları olmasının nasıl bir şey olduğunu hikaye şekline getirdiklerinde anne ve babalarını daha yakından tanıyacaklardır. Aile hikayelerini çocuklarla paylaşma, kendi kökleriyle gurur duymalarını sağlayacaktır.

20Her Çocuğun Tek Olduğu Üzerine Odaklanmak
Çocuklar hakkında özel şeyleri ebeveynler keşfetmeli ve onlara söylemelidir. Böyle yaparak duyarlı, şiirsel olan çocuğa yaratıcı olma ve kendini dile getirme fırsatı; oldukça uzun boylu bir kız çocuğuna yeni spor dallarının kapısını açma, kariyer ve moda fırsatı verilebilir.
Çocuklarda kendine saygıyı geliştirme, üstesinden gelinemeyecek bir iş değildir. İki önemli parçası olduğu- sevgiyi ve yeteneğini hissettirme - akıldan çıkarılmamalıdır. Ve tabii ki, her iki duyguyu besleyecek şekilde davranılmalı ve konuşulmaya çalışılmalıdır. Ebeveynlerin mükemmel olamadıkları ve en iyisini yapamadıkları zamanlar vardır. Fakat en önemlisinin, bir çocuğun sevgiyi düzenli aralıklarla alması olduğu unutulmamalıdır.

Kaynak

KAHN, Ellie (1990) 20 Ways To Make Your Kid Feel Great. Parents.Vol: 65, No:6, 94-98, 194-195.


GusinapsE 24 Mart 2006 01:38

Bebeğiniz Ve Siz
 
Bebeğinizin Mutlu ve Sağlıklı Gelişebilmesi İçin 8 Yol

Bebeğinizi sağlıklı bir şekilde yetiştirmek için bir uzman olmanıza gerek yok. Yapılan araştırmalar şu ana kadar tüm bildiklerimizin doğru olduğunu ortaya çıkardı. Sevgi, şevkat, dikkat ve bakım bebeğiniz ihtiyacı olan herşeyi kapsıyor.

Sevginizi gösterin:
Çocukların yaşayabilmesi için sevgi gereklidir. Araştırmacılar bebeğinizin ilk yıl içinde göreceği sevgi, şevkat ve ilginin onun ilerki hayatındaki fiziksel, duygusal ve zihinsel açıdan gelişmesine katkıda bulunduğunu söylüyorlar. University of California, Berkeley’den Marian Diamond Ph.D’ye göre, sevgi ve dokunma bebeğin beyninin gelişmesini sağlıyor.

Sevginizi onu kucaklayarak, gülümseyerek, dinleyerek, ve onunla oynayarak gösterebilirsiniz. Özellikle onun ilk yılında ağlamalarına karşı çok duyarlı olun ve hemen yanına giderek ihtiyacını gidermeye çalışın. Bebeğinizin mutsuz olduğu anlarda yanında olmanız, onunla aranızda güven duygusunun gelişmesine ve güçlü bir bağ kurulmasına yardımcı olacaktır. Aynı şekilde mutlu olduğu zamanlarda da yanında olmaya özen göstermelisiniz.

Çocuğunuzun ihtiyaçlarını karşılamak:
Bebeğinizin gelişebilmesi için çok iyi beslenmesi gerekmektedir. Sağlıklı olması, iyice dinlenmesi ve altının hep kuru olmasına dikkat etmeniz gerekmektedir. Sağlık kontrollerinin ve aşılarının düzenli olarak yapılması, çok fazla uyuması da gereklidir. Eğer bebeğinizin uyku ve yemek düzeninde bozukluk varsa doktorunuzla konuşabilir, yardım alabilirsiniz.

Çocuğunuzla konuşun:
Bebeklik çağında annelerin ve babaların sürekli onlarla konuşmaları onların kelime hazinesi genişlettiği gibi daha yüksek IQ seviyelerine ulaşmalarını sağlayacaktır. Daha bebeğiniz karnınızdayken bile onunla konuşmanız aranızdaki duygusal bağın hem güçlenmesini, hem de ses tonunuza kolayca alışmasını sağlayacaktır.

Altını değiştirirken, banyo yaptırırken onunla sürekli konuşun, ve yüzüne bakmaya çalışın çünkü bebekler ancak o zaman onlarla konuşulduğunun farkına varır. Mümkün olduğunca güzel kelimelerle konuşun çünkü bebek diliyle konuşmanız onun da kelimeleri yarım yamalak öğrenmesine neden olacaktır.

Çocuğunuza bol bol kitap okuyun:
Yüksek sesle okuyacağınız kitaplar sayesinde bebeğinizin kelime hazinesi genişleyecektir. Hayal gücü gelişir ve dil kabiliyeti artar. American Academy of Pediatrics bebeğiniz 6 aylıkken ona yüksek sesle kitap okumanızı tavsiye ediyor. Bu yaşta çocuk sizinle birlikte kitaba dokunacak ve resimlere bakabilecektir. Daha erken aylarda da bunu yapabilirsiniz.

Onun duyularını harekete geçirin:
Çocuğunuzun insanlar, yerler ve bazı şeyleri öğrenebilmesi, tanıyabilmesi için onlarla tanıştırılması gerekmektedir. Her yeni şey ona dünya ve yeri hakkında bilgi verir. Araştırmalar, zengin bir dünyada yetişen çocukların tecrübeler, yeni yerler ve değişik insanlar sayesinde daha büyük ve gelişmiş bir beyine sahip olabildiğini ortaya koyuyor. Çocuğunuzu 24 saat boyunca bunlara maruz bırakmanız gerekir demiyoruz tabii ki. Çocuğunuzun değişik obje ve oyuncaklarla oynamasına izin verin çünkü çabucak sıkılabilirler. Oyuncaklarını değişik şekiller, renkler, sesler, ve ağırlıklar şeklinde seçin. Her yeni değişik oyuncağın onun eğitilmesi ve gelişmesi için yarar sağlamasına dikkat edin. Onunla yürüyün, alışverişe çıkın, her yeni yapacağınız şey ona bir tecrübe kazandıracaktır.

Müziğin çocuğunuzun gelişmesine olan katkısını yadsımayın. Her yaşta ona hitab edecek müzikleri bulup onun dinlemesini sağlayın. Onun odasında rahatça dolaşabileceği, oynayabileceği alan olmasına dikkat edin. Sürekli ona dokunma, aman dikkat gibi sözler sarfedeceğinize onun güvenli bir ortamda rahatça oynayabilmesini temin edin.

Yeni şeyleri özendirin:
Çocuğunuzun her zaman yaşına göre oyuncak ve aktiviteler içinde bulunmasını sağlayın. Ona 3 yaşında binebileceği bisikleti 1 yaşında alırsanız o bu durumdan oldukça olumsuz yönde etkilecektir. Hediye aldığınızda ya da zor bir kutuyu açmak istediğinde bırakın uğraşsın, onunla baş edebilmek için yeni teknikler geliştirsin. Bebeğinizin iyi bir şekilde gelişmesini istiyorsanız böyle durumlarda asla müdahale etmeyin. Önce ona nasıl açıldığını gösterin sonra tekrar kutuyu kapatarak açmasını isteyin ki problem çözme yeteneği gelişsin.

Kendinize bakın:
Kendileri huzursuz ya da mutsuz anneler, çocuklarının ihtiyaçlarına da yetişmekte yetersiz kalırlar. Child Development and PsychopathologyJournal’da yer alan bir araştırmaya göre anneleri depresyonda olan çocukların kendilerinde de depresyon görülebiliyor.

Bazı şeylerde zorlanıyorsanız eşinizden ya da başka birinden yardım isteyebilirsiniz. Sadece anne ve baba olmak yeterince zor bir iştir, kaldı ki siz birçok işi bir arada yürütmeye çalışıyorsunuz. Böyle zamanlarda mutlaka kendinize ve eşinize zaman ayırıp aynı zamanda hayattan zevk almaya da özen gösterin.

İyi bir bebek bakıcısı bulun:
Eğer çalışıyorsanız ona mutlaka yukardaki tavsiyelerimizi uygulayabilecek birini bulmalısınız. Anneniz, yuva ya da bir dadı da olsa, siz onların bebeğinize gereken ilgi ve şevkati göstereceklerinden emin olmalısınız. Aksi taktirde bebeğiniz olumsuz yönde etkilenecek ve gelişimi yarım kalacaktır.




Pollyanna 25 Mart 2006 21:00

Aman çocuklar duymasın

Hakikaten onlara zevkli, keyifli, öğretici, eğitici, şefkat ve sevgi dolu bir çocukluk, gençlik verebiliyor muyuz? Yoksa daha küçücük çocukken mutsuz mu oluyorlar? Onları ev içi şiddetle tanıştırıp, en azından çok sevdiği iki kişi arasında mı bırakıyoruz? Onun ruh sağlığının bozulduğunu bazen göremeyiz ve kendi üzüntülerimizle dahi baş edemezken, tabii ki onlara yardımcı da olamayız! Zavallı yavrucaklar kah azgınlık yaparak, kah içine kapanarak, kah ağlak mızmız olarak reaksiyon gösterirler. Veya daha küçükse birdenbire altına etmeye, tik yapmaya, tırnak yemeye, kardeşini dövmeye, belki de kekelemeye başlayarak, bazı şeylerin iyi gitmediğini bize anlatır. Eğer ergenliğe girmişse bu sefer tembelleşmeye, asileşmeye, ev içinde terör estirmeye, dışarıda bir takım sıra dışı guruplara girmeye, aradığı anlayış, sevgi ve şefkati, başka yerlerde aramaya başlar.

Her çocuk mutlu bir aile ister

Saçlarını çeşitli renklere boyar, ukala veya narsist bir insan tipi çizerken, içindeki saf çocuk, mutlu bir anne baba arar. Her evdeki kavgada, biraz daha kahrolur, biraz daha ipin ucunu kaçırır. Bir evlilik terapisti olarak, bize gelen sorunlu evliliklerde çocukların ne derece bundan etkilendiklerini görmek isteriz. Zira münakaşalar, ağlamalar, evden gitmeler, küfür veya itiş kakışlar, imkanı yok çocuklar tarafından, bir teyp gibi kaydedilir. Genelde ebeveynler çocuklarının bilmediğini, duymadığını, onlara göstermediklerini iddia ederlerse de, biz gerek psikodrama gerek çizilen resimlerde, gerek karşılıklı konuşmalarda, taze ruhların ne denli çizildiğini görür, anne ve babayı bilgilendirip, yönlendiririz. Bazen de çocukta doğuştan olan bir rahatsızlık anne ve baba arasındaki zaten sağlam olmayan ilişkileri, daha da gerer. O zamana kadar, çok bariz olmayan problemler, su yüzüne çıkar. Veya önceleri birbirlerine kilitlenen ebeveynler, zamanla kendileri de ruh sağlıklarını kaybetmeye başlarlar, dolayısı ile kavgalar, anlaşmazlıklar, bezginlikler, gerginlikler, derken yardım almaya karar verirler. Evlilikleri, kendilerindeki değişmeler dolayısıyla hastalanmıştır.

Sessiz protestolar

Bazen de yetişkin çocukların, anne ve babayı (anlaşamadıkları veya kavga ettikleri, hele dırdır, ihanet işin içine girmişse) suçladıklarını görürüz. Alenen taraf tutar veya ikisini de "nefret ettikleri" kişi olarak görürler. Kavgalar, dik başlılık, kapı çarpmalar, en kötüsü evi terk etmeler, arkadaşlarda gecelemeler, daha da vahimi madde bağımlılıkları, içki ile sessiz protestolar çoğunlukla da intiharı düşünmeler ve belki de teşebbüs etmeler. Eğer evlilik devam ediyorsa, baba bir otorite figürü olarak, gencin karşısında pasif kalıyorsa, durum cidden vahim olur. Zira psikolojik yardım almadığı gibi; anne ve babasının evliliğini de müthiş sallar. Genelde eşler birbirlerini suçlar ve karşılıklı olarak zaaf gösterip bu günlere, diğerinin sebep olduğunu iddia ederler. Dolayısı ile iletişimsizlik, gerginlik, yanlış anlama, suçlama ve kavgalar, terapi bitince çocuk veya genç, ya kendiliğinden; ya da yardımla, düzelme yoluna girer.

Üvey çocuk çıkmazı

Üvey çocuk bazen bir evliliği hırpalar. Eşlerden birinin çocuğunun olması, diğerini nedense çok rahatsız eder. Eşin bir anne, ya da baba olarak gösterdiği ilgi ve sevgiyi, diğer taraf hazmedemez. Ya çocuğun yaptığı her şey suçtur; ya da söz dinlemiyordur! Ya da diğer eş yüz veriyordur, taraf tutuyordur, çocuğuna arka çıkıp kendisini korumuyordur! Ne kadar hazindir ki bu da, hem o ailede, hem de bilhassa o çocukta büyük tahribata sebep olur. Taraflar, onun bir çocuk, bir genç olduğunu unutur ve birbirlerini, evliliklerini yıpratırlar. Lüzumsuz, gereksiz tatsızlıklar, suçlamalar, şiddet, evden ayrılmalar velhasıl her türlü gereksiz, anlamsız aile içi dramlar...



GusinapsE 25 Mart 2006 23:48

Prematüre Bebek
 
Prematüre Bebek Bakımı

Günümüzde ileri derecede prematüre doğmuş bebekler, gelişmiş ülkelerdeki ilkokulların sınıflarında sık sık görülmeye başlandı. Bundan 20 yıl önce tesadüfen yaşayabilen bu bebeklere, 21. yüzyılda tam bir yaşam desteği sağlanabiliyor. Hatta son yıllarda yaşatılan mucize bebeklerin doğum haftası gittikçe küçülmüş, 20. hamilelik haftasında doğup yaşatılan bebekler, doğum kilosu 400 - 500 gram olan ileri derecede prematüre olup yaşayan bebekler literatürde bildirilmiştir. Türkiye’de de 5 - 6 yıldan beri yenidoğan dalında hızlı gelişmeler kaydediliyor. Özellikle akciğer fonksiyonları için gerekli ilaçların sağlanması, iyi donanımlı, özveriyle çalışan, eğitimli personeli olan bebek yoğun bakım ünitelerinin açılması, Türk prematüre bebeklerin de yaşam şanslarını, Avrupa - Amerika’daki merkezler düzeyine hızla çıkarıyor.
Ülkemizde ve bütün dünyada suni üreme tekniklerinin yaygın olarak uygulanmaya başlamasıyla çoğul gebelik oranları hızla arttı. Bu gebelikler sonucunda doğan çoğul bebekler üniteleri doldurmaya başladı. Bu da yaklaşık 5 - 10 yıl içinde Türkiye’de de okul çağına gelmiş olan ileri derecede prematüre doğmuş öğrenci sayısının artmasına neden olacak.

İleriye yönelik risk faktörleri neler?

İleri derecede prematüre bebeklerin yaşatılmaları kadar, taburcu olduktan sonraki sağlık takiplerinin de dikkatle yapılması ve görülebilecek sorunların çok yönlü tıbbi yaklaşımlarla çözülmesi gerekir. Bu bebeklerde motor ve zihinsel gelişimde görülen olumsuzluklar, doğum kilosu küçüldükçe ve gestasyon haftası azaldıkça artar. Erken yenidoğan döneminde aylarca oksijen gereksiniminin olması (kronik akciğer hastalığı) ve beyin kanamasının ileri dereceleri (3. - 4. derece), hasarlı gelişim için başlıca risk faktörleri olarak ortaya çıkar.

Başlıca görülen sorunlar; motor - zihin gelişimde gerilik, körlüğe kadar gidebilen görme problemleri, işitme kusurları ve astım tarzında solunum problemleridir. Uzun süreyle takip edilmiş yoğun bakım bebeklerine bakıldığında (Pediatrics dergisi Aralık 2000 sayısı), toplam 150 prematüre bebekten 30 - 31 haftanın üzerinde doğmuş, doğum tartıları 1500 gramın üzerinde olan bebekler, sekiz yaşına geldiklerinde, zamanında doğmuş bebekler kadar normal bulunmuş. Bu tablonun olumlu yüzü. Ancak, daha yoğun bakımdayken beyin hasarı geçirerek nörolojik açıdan doktorların riskli bulduğu bebeklerin neredeyse tamamı okul çağında da akademik açıdan başarısız, algılama kabiliyetleri sınırlı bulunmuş. Tabii ki bu guruptaki bebeklerin doğum tartıları daha az (700 - 1500 gram) ve doğum haftaları daha erken (24 - 30 haftalar).

Genel olarak, 2500 gramın üzerindeki bebekleri normale yakın doğmuş olarak değerlendirirsek, bu gruba oranla 1500-2500 gram arasında doğan bebeklerin dil, sosyal beceri ve motor gelişimde gecikme riski iki kattır. Doğum tartısının gelişimin bütün parametreleri açısından olumsuz etkilerinin görüldüğü grup 1000 gramın altında doğmuş bebeklerdir. Normal doğum tartılı bebeklere göre bu gurup özellikle görme, majör motor veya zihinsel problemler açısından 10 - 15 kat daha riskli bulunur.

Prematüre bebeklerin yaşama şansları yüksek
Amerikan Hastanesi Yenidoğan uzmanları, hastalarının yüzde 70’ini prematüre bebeklerin oluşturduğunu belirtiyorlar. Bu bebeklerin yaşama şansları; 1500 - 2000 gram için yüzde 98, 1000-1500 gram için yüzde 95, 1000 gramdan az bebekler için yüzde 72 olarak bulunuyor. Amerikan Hastanesi uzmanları, nörogelişimsel açıdan en riskli olduğunu belirttikleri 1000 gramın altında olan bebeklerin, tüm bebeklerinin yüzde 7’sini oluşturduğunu ifade ediyorlar. Ciddi beyin hasarı oluşturan ileri evre beyin kanamaları, 1000 gramın altında olan bebeklerin yüzde 25’inde görüldüğü ve ağır kanamalı bebeklerin hemen tamamı kaybedildiği vurgulanıyor.

Amerikan Hastanesi Yenidoğan uzmanları, Prematüreliğe has bir problem olan ve ciddi görme kayıplarına kadar gidebilen retina rahatsızlığının ünitelerinde bakılan bebeklerin 1500 gramın altında doğum tartısı olanlarda rastlanmadığını belirtiyorlar. Amerikan Hastanesi Yenidoğan Ünitesinde bu hastalık 29. haftadan daha erken doğan bebeklerin hastalığı olarak ortaya çıkıyor. Bu bebeklerin yüzde 20’sinde (toplam 13 bebek) görülüyor. Ancak bunların tamamına yakını tedaviyle normale yakın göz sağlığına kavuşmuş. Sadece 25. haftada doğmuş bir bebekte tedaviye rağmen retina rahatsızlığı körlüğe neden olmuş.

İşitme kayıpları açısından normal doğum tartılı bebeklere göre 4 – 6 kat risk taşıyan prematürelerde, yapılan 150 işitme taramasında son bir yıl içinde sağırlığa rastlanmamış.
Uzmanlar, kronik akciğer hastalığına, baktıkları bebek popülasyonunda şaşırılacak derecede az rastlandıklarını dile getiriyorlar. Ağır akciğer problemleri olup, ciddi solunum desteği almalarına rağmen, bu hastalık sadece 2 bebekte görülmüş. Bu bebekler de oksijenle taburcu olmuşlar. Bu hastalık dünyada 30. haftadan daha erken doğan bebeklerin yaklaşık yüzde 10’unda görülmesine rağmen, bizde nadiren rastlanması genetik faktörlerin olumlu etkilerine bağlanabilir.

Riskli prematüre bebekler nasıl takip edilmeli?
Yukarıda saydığımız çeşitli problemlere maruz kalmış bebeklerin taburculuk planlarının dikkatle yapılması gerekir. Ağır problemler yaşamasa da, 1500 gramın altında doğmuş her bebeğin hızla kilo almasını sağlayacak şekilde beslenmesi ayarlanmalı ve yenidoğan dönemindeki kalori açığı 1 - 2 ay içinde kapatılmalı. Bu nedenle de eve giderken, bebeğin kendini büyütecek kadar besleniyor olmasına dikkat etmek önem taşır. Solunum açısında problemlerin çözülmüş olması gerekir. Nadiren uzamış ve kronik olarak oksijen alması gereken bebekler eve oksijen alarak da gönderilir. Bebeğin kuvözden çıktıktan sonra ısısını iyi koruduğundan emin olmak gerekir. Üşüyerek kalori kaybetmesi önlenmelidir.

İlk 6 ay içinde nedensiz ani bebek ölümleri nadir de olsa bu bebeklerde daha sık görülür. Anne - babaya ilk yardım eğitimi ve bebeğin doğru yatırılma pozisyonları öğretilmelidir. Normal gelişim için özellikle görme ve işitme fonksiyonlarının dikkatle araştırılması önem taşır. Bugün yenidoğan bebeklerin işitmeleri ince ses dalgalarının beyinde yarattığı elektrik aktivitenin ölçülmesiyle taranabilir. 32 haftanın altında doğmuş her bebeğe, daha ileri haftada doğmuş, ancak uzun süreyle oksijen kullanmış tüm bebeklere, göz muayenesi, 35. haftada yapılmış olmalı. Diğer organ sistemleriyle ilgili problemler yaşandıysa da, ilgili konsültan doktorların onayları alınarak bebekler taburcu edilmelidir.


Pollyanna 26 Mart 2006 00:59

Çocuklarınıza bağırmayın

Sık sık tekrarlanan bağırmalar, azarlamalar çocuğun belki de annesinden nefret etmesine neden olur. Eğer çocuğunuza bağırdıktan sonra hata yaptığınızı farkederseniz, hiç çekinmeden ondan özür dileyin.

Çocuklarına söz geçirememekten yakınmayan bir anne var mıdır? Küçük afacanlar, ayaklanıp dillenince, kendilerini dünyanın hakimi sanıp başta aile büyükleri olmak üzere çevrelerindeki herkese meydan okumak isterler. Yarının gençlerine iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı öğretmek için öncelikle sabır ve soğukkanlılık gerekli. Çocuklara disiplin uygularken hatalardan kaçınmalısınız. Hatalar neler mi? Onları Amerikalı Pedagog Tamara Elberlein sıralıyor.

Yetişkinleri çileden çıkarmayı bilirler

Çocuklar, yetişkinleri çileden çıkarmakta ustadırlar. Bazen öyle şeyler yaparlar ki, büyüklerin sabrı biranda tükenir ve avaz avaz bağırmaya başlarlar. Evet, hepimiz çocuklarımızın karşısında çaresiz kalınca, kurtuluşu bağırmakta buluyoruz. Ama hemen belirteyim, annenin bağırması, çocuğu istenmeyen hareketleri yapmaya yönlendirir. Siz ona bağırdıkça o da inatla, sizi kızdırmaya devam eder. Ve bu zıtlaşmadan o küçücük haliyle büyük zevk alır. Annesine meydan okumak, çocuğun kendine güvenini artırır.

Bazı anneler, çocuklarına bağırmak için fırsat kollarlar. Çocuklarının birer robot gibi büyüklerin istekleri doğrultusunda hareket etmelerini beklemek çok yanlıştır. Ama bu yanlışı annelerin büyük bir çoğunluğunun sık sık tekrarladıkları da bir gerçek.

Çocuğun oyuncaklarını toplamasını istemek için bile ona ‘Şu oyuncaklarını toplasana’ diye avaz avaz bağırmanın hiç bir anlamı yoktur. Çocuk bu bağırışlardan hem gizli gizli zevk alır, hem de içindeki isyan duygusu birden tetiklenir.

Çaresizlik yetişkinlere hata yaptırabilir

Peki ama anneler çocuklarına neden bağırıp dururlar? Uzmanlara göre, yetişkinler çocukların karşısında kendilerini çaresiz hissettikleri için bağırma yolunu seçiyorlar. Bu da yetişkinlerin kendilerini savunmak için seçtikleri bir yol. Ve tabii yanlış bir seçim. Çaresizlik öfkeyi yaratır, öfkenin dışa vurumu ise bağırmaktır. Bağırmakla bir sonuç elde edilemeyeceğini ise öfkelenen büyükler bir türlü kabul etmezler. Bağırışların dozu arttıkça, durum daha da kötüye gider.

Bu arada bir noktaya değinmek istiyorum. Çocuklar istenmeyen, hoş olmayan bir hareket yaptıkları zaman genellikle yetişkinler bunların kendilerine karşı yapılmış bir hareket olduğunu düşünürler. Öfkelenip avaz avaz bağırmalarının en önemli nedeni de budur. Bir anda çocukla annesi birbiriyle savaşan iki düşman ordu kimliğine bürünür. Anne bağırarak savaşı kazanmak ister, çocuk bağırışlardan etkilenmediğini, zaferi kendisinin kazanacağını düşünerek, annesini kızdıran hareketi tekrarlamaya başlar.

Kötü alışkanlıklardan kurtulmak için

Bağırıp çağırmanın hiç bir şeyi değiştirmediğini anlayan annenin, bu alışkanlığından vazgeçmesi mümkün mü? Elbette mümkün. Ama bir insan ‘bağırmayacağım’ deyip de, bu alışkanlığından hemen vazgeçemez ki. Karşı tarafta, kurnazca, istediğini yapmayı başaran bir afacan vardır. Onun karşısında yenik duruma düşmek de anneyi endişelendirir.

Çocuklara her fırsatta bağırmanın yanlış olduğunu anlayan bir anne, sabır, kararlılık ve denemeler sayesinde kendini değiştirebilir. Ama bunu bir gün içinde başarması elbette imkansızdır.

Her şeyden önce, annenin kendini iyi tanıması gerekir. Eğer düzenli olarak çocuğunuza sesinizi yükseltiyorsa, kendi hayatınızı gözden geçirin. Çocuğunuza gerçekten kızdığınız için mi bağırıyorsunuz, yoksa, başka sorunlarınızın acısını farkına varmadan çocuğunuzdan mı çıkarıyorsunuz?

Annelerin çocuklarına bağırmalarının arkasında, annenin hayatındaki olumsuzluklar, sıkıntılar yatabilir. Şimdi sizin yapmanız gereken şey, çocuğunuza bağırdığınız zamanlar, içinde bulunduğunuz ruh halini saptamak.

Gerçekçi yaklaşım yeterli olur

Biliyorsunuz, çocuklar insanı bazen delirtirler. Ama durun hemen delirmeyin. Biraz da çocuğunuzun o hareketi neden yaptığını anlamaya çalışın. Olaya bir de çocuğunuzun gözleriyle bakmayı deneyin. Ve tabii, küçük afacanı iyi tanımaya da çalışmak zorundasınız. Çocuğun bazı hareketleri neden yaptığını anlamak o kadar da zor değil. Her çocuğun farklı bir kişiliğe sahip olacağını unutmayın. Çocuğunuzun davranışlarını gerçekçi bir gözle değerlendirin. Çocuğun neleri yapabileceğini neleri yapamayacağını bilirseniz, ona boş yere bağırmazsınız.

Neden öfkelisiniz

Çocuğu yüksek sesle azarlamak, ya da bağırarak bir şeyi yapmamasını söylemek çocuk üzerinde olumsuz etki yaratabilir. Hele küçük yaştaki çocukları bu tür uygulamalar korkutabilir. Çocuğun kendine güveninin sarsılması, birden kendini çaresiz ve yalnız hissetmesi, onun sosyal bakımdan gelişmesine zarar verir. Sık sık tekrarlanan bağırmalar, azarlamalar, çocuğun annesine karşı kendini savunmaya çalışmasına ve de ondan belki de nefret etmesine neden olur.

Bir çocuğun annesinden nefret etmesi, onun yaşam boyu çevresindeki kişilere karşı düşmanca duygular beslemesine yol açabilir. Çocuk kendini korumak için bazı önlemler alacaktır. Örneğin annesi bağırmasın diye ona yalan söylemeyi akıl eder. Gerçekleri gizlemeye çalışır. Küçücük dünyasının kapılarını kapatıp, büyüklerini dünyalarına almamayı denerler. Çocuklarınıza bağırmaya başlarken, bunları iyice düşünün. Yaptığınız hatanın sonuçlarına katlanmayı göze alın. Ve tabii, hiçbir suçu olmayan çocuğun da sizin hatanız yüzünden sorunlar yaşamasına izin vermeyin.

Eğer çocuğunuza bağırdıktan sonra hata yaptığınızı farkederseniz, hiç çekinmeden küçük afacandan özür dileyin. ‘Şu anda kendimi çok kötü hissediyorum. Önce kendimi toplayayım, sonra seninle güzel güzel konuşuruz’ şeklinde bir açıklama çok yararlı olur. Hem siz öfkenizi bastırırsınız, hem de çocuk önemsendiğini farkeder. Çocuk, kendisine değer verildiğini anladığı zaman, küçücük aklıyla kendine çeki düzen vermesi gerektiğini anlar.

Çocuğunuza bağırdığınız zaman, derin bir soluk alıp, ‘Ben neden öfkeliyim?’ sorusunu kendinize sorun. Vereceğiniz cevabın çocuğunuzla ilgisi olmadığını göreceksiniz.



GusinapsE 30 Mart 2006 02:15

Aile İçi Eğitim
Aile içinde çocuğa karşı tutum çocuğun karekterinin gelişmesinde çok önemli bir etkendir. Bundan dolayı anne babanın çocuğa tutarlı bir şekilde, anlayış ve sabırla yaklaşması gerekir. Aile ortamı çocuğun sosyalleştiği ilk ortam olduğundan çocuğa karşı bilinçli yaklaşım gelecekte kendine güvenli, sağlıklı düşünebilen, uyumlu, sevmeyi ve sevilmeyi bilen, sorumluluk ve kişilik sahibi bireyler yetişmesi için ilk adım olacaktır.
Çocuğumu "doğru" yetiştireceğim demekten çok çocuğuma nasıl yaklaşırsam onun için daha iyi bir ebeveyn olurum demelisiniz. Çocuğunuza sevgi ile yaklaşmanız bir ön kaşuldur bunun dışında şu noktalara dikkat etmek gerekir:

•Çocuğunuzu yetiştirirken onun sizin istediğiniz kişiliğe bürüneceğini düşünmeyin. Onunla kurduğunuz iyi ilişki sayesinde ona tavsiyelerde bulunabilirsiniz.

•Onun size saygılı olmasını istediğiniz kadar siz de ona saygı göstermelisiniz.

•Ona yeterince zaman ayırın ve hoşgörülü davranmaya çalışın (kendi fikirlerini söyleme şansı tanıyın).

•Örnek bir aile olmaya çalışın ve hatalarınız olduğunda bunu kabullenin, ona asla yalan söylemeyin.

•Bazı şeyleri sizinle yaşayarak öğrenmesini sağlayın.

•Onun yanlışlarıyla fazlaca ilgilenmekten çok doğrularını yakalamaya çalışın.

•Para kullanmasını öğretmeye çalışın, boşuna para harcamak yerine gerektiğinde harcamasını öğretin.

•Onu devamlı başkalarıyla kıyaslamaktan kaçının ve kendisini aşmasını sağlayın.

•Ona ilgi göstermekten kaçınmayın ama bunu aşırıya kaçırmayın bundan sıkılabilir.

•Size yardım etmek istediğinde ona fırsat verin ve onu gayretinden ötürü kutlayın. Bu ona kendine güvenme duygusunu verecektir.

•Hatalarını gördüğünde onu suçlamayın yapması gerekenin ne olduğunu söyleyin.

•Eğitimine önem verin devamlı öğretmeniyle iletişim halinde olun.

•Ödevlerinde yardımcı olun ama asla onun yapması gerekeni siz yapmayın.

•Araştırmacı olmasına önem verin. Kendinize bir konu belirleyin ve bunu beraberce araştırın.

•Onu övmekten kaçınmayın bunu yaparken de aşırıya kaçmayın.

•Üstünden gelemeyeceği yükler vermekten kaçının.

•Onunla hiçbir konuda pazarlık etmeyin, rüşvet vermekten kaçının.

•Davranışlarına dikkat edin sürekli aynı hatayı yapıyorsa neden böyle davrandığını araştırın ve ona bunu düzeltmesinde yardımcı olun.

•Toplum içinde onu asla suçlamayın, bunu yalnız olduğunuz zamanda güzel bir biçimde söyleyin.

•Onu sevdiğinizi ona söyleyin, bunu göstermekten asla kaçınmayın.

•Yatmadan önce çocuğunuza kitap okuyun, okuma alışkanlığı bu yaşlarda edinilir. Eğer mali durumunuz elveriyorsa ona resimli kitaplar alın okuma bilmese de kitaplarla aşina olması ilerde okulda daha başarılı olmasına yardımcı olacaktır..

•Bütün çocukların da büyükler gibi ayrı bir birey olduğunu unutmayın. Onlara bir birey gibi yaklaşın, kişisel isteklerine saygı duyun.

•Hata yapması için ona fırsat verin, kimse düşmeden bisiklete binmeyi öğrenemez.

•Çok fazla kural koymayın ama olan kurallara da uyun.




Saat: 00:04
Sayfa 1 / 5

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık