![]() |
Dostluk Adına Hersey Bu Konu Altında Geçecek Arkadaşlar.. Ben Bi Şiir İle Başlıyorum.. ;) Yürü Gönül Yürü Dostundan Kalma Yürü gönül yürü dostundan kalma Daim hatırını soruver gitsin Eski düşman sakın dost olur sanma Arkasından bıyık buruver gitsin Eğer arif isen dünyadan el çek Yalan meydan aldı tükendi gerçek Baktın bir düşmanın seni serecek Sakalına piyaz veriver gitsin Ey Dertli bu alem dost düşman olur Kişi sevdiğine son pişman olur Öfke baldan tatlı çok ziyan olur Hayr et yüzün hake sürüver gitsin Aşık Dertli |
RÜZGAR VE GÜNEŞ Güneş ve Rüzgar, hangisinin daha güçlü olduğu konusunda tartışırlar. Ve rüzgar. - "Sana benim daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım "der. - "Şuradaki yaşlı adamı görüyor musun hani şu üstünde palto olan. Bahse girerim o paltoyu üstünden senden çok daha çabuk sokup alabilirim." Bu denemeye razı olan güneş bir bulutun arkasına gizlenir ve rüzgar bir fırtına gücüyle esmeye başlar. Ancak rüzgar şiddetini ne kadar artırırsa yaşlı adam da paltosuna o kadar sarınır. Sonunda rüzgar pes edip durulur ve güneş bulutun arkasından çıkarak yaşlı adama sıcacık gülümser. Bunu gören yaşlı adamın yüzünde bir hoşnutluk ifadesi belirir. Ve paltosunu çıkarır. İddiayı kazanan güneş rüzgara; "Dostluk ve Naziklik her zaman haşinlik ve zorbalıktan daha güçlüdür..." der. |
1 ek Dost var.. Dost var.. Ve dost var.. |
|
ben şunu anladım ki dostluğun vakti hiç bir zaman geçmiyor, lise dostlukları, üniversite dostlukları, (daha tatmadım ama) askerlik dostlukları hep paylaşılan zor durumlarla güçleniyor. güzel günlede kurulan dostluklar o güzel günlerin bitmesiyle bitebiliyor. gözlemlediğim kadarıyla dost diyebileceğim insanlar hata yapmaya başladıkları zamanki sohbetlerimizin bir yerinde, benden hep şunu istediler : Beni bi dövsene sen yaaa :)) demek dost dosta dayak atınca darılmıyomuş :) şu an okulum bitti ve çalışıyorum. sağdan soldan dostlarım iş haberleri yolluyorlar, ben onlara yolluyorum. yanımda 3 dostum var şimdi üniversiteden. değişik şehirlere dağıldık, farklı coğrafyalardan geldik ama kurduğumuz bu dostluk ebedi. türkiye haritasını önüme aldığım zaman bir ağ kurabiliyorum :) bundan da büyük bir keyif alıyorum. bu aralar her şey o kadar güzel denk geliyor ki sizlede bunu paylaşmak istedim. insanları sevin dostunuz olsunlar. (eski kız arkadaşlarım olmasın :) ) |
|
GERÇEK DOSTLARA GERCEK DOSTLARA/Can DUNDAR Hani,diyorum da,insanin gercekten mükemmel bir dostu olsa... “Ona”,söyle,içine sindire-sindire,kocaman bir sarilsa... Yüreklilikle soylediginiz...”Canim benim!..dediginiz...Telefonda bile saatlerce konuştuğunuz,sıcacık biri... Cesur,sempatik,azimli,kararlı... Arayan,soran,”Seni özlüyorum”diyen biri. Böyle bir canli ile her şeyi konuşabilir,paylaşabilirsiniz. Yanıltmaz! Anlayişla karşilar her şeyi... Hatalari,günahlari-sevaplari,her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla... bir arayiş içinde olmanıza gerek yoktur. O kendiliğinden çıka gelir zaten.Bir gun bakarsınız,kapınızda... Bir da bakmışsınız sımsıcak sohbetler,derin konular,sırlar,paylaşımlar... Kimseye söyleyemediğinizi,en yakınınıza anlatamadığınızı,geçmişteki İzleri,geleceğe dairlerinizi,sadece ona anlatır olursunuz. Kadin,erkek farketmez. Bir dost bulun!Ama gerçek olsun. Aradığınızda işinizi degil,sizi soran... Kötü gününüzde ev sahibi,iyi gününüzde kiracınız olsun. Anlatsın,konuşsun,açık-seçik,korkmadan yaşasin.Güvensin! Cinsiyeti olmasın!Bir kartal kadar haşin,bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun. Doğrulari söylesin.Gözleriyle ve kalpten konuşsun. Yaşasin!Doya doya yaşasin,doya doya yaşatsın. Beyninden değil,yüreğinden versin.”Olsun varsın!paylasırım.”desin. Bir dostunuz olsun. Sizi ve benliğinizdekileri paylassin...Dost olsun!Ama...Gercek bir dost.. D O S T C A K A L I N........... |
|
DOST Kocaman bir karışıklığın içine düştüğümde, doğrulardan da, yanlışlardan da vazgeçtiğimde... Durduğumda, bir yere gitmediğimde ya da arkama dönüp bakmadığımda, son sürat uzaklaştığımda... Dört yanıma yüksek duvarlar örüp, ayaklarıma kalın zincirler bağladığımda ya da duvarlarımı yıkıp boşluğa ağladığımda... Soracak sorum, aradığım cevap varken, kımıldayacak gücüm olmadığında... Öylece kalakaldığımda yani... Öylece... Kalakaldığımda... Körfezden esen rüzgara yüzümü vermek, Marmara'yı uçurmak, billur yapıp savurmak ve mutlaka serinlemek gibidir bir dostla konuşmak... Bu ne büyük bir nimettir... Hani bir gelinize bakar yanınızda olmak için... Belki konuşmak, belki saatlerce susmak için. Vardır... Bilirsiniz... İki eli kızıl kanda olsa çıkıp gelecektir, eminsinizdir... Bunu bildiğinizden hayat üstünüze, üstünüze geldiğinde, kirpi gibi dikenlerini çıkarmak, kaplumbağa gibi kabuğuna çekilmek ya da derin su balıkları gibi en derinlerde bir kaya dibine gizlenmek yerine... Dosta sığınır insan. O yüzden " İyi ki varsın.." dendiğinde, dudaklar değil, yürektir konuşan. CAN DÜNDAR |
|
Dost Ağladığında gözyaşını sileceksin.bazen kırıcı olacak belki.lakin sen incinsen bile hiç bir zaman kırılmayacaksın.o bağıracak sen susacaksın.o gönül koyacak sen ise gönlüne koyacak ve kesinlikle yıkılmayacaksın.ilk mektup gönderen ilk telefon açani,ilk tebessüm atfeden,ilk selam veren ve ilk kucaklaşan sen olacaksın. Vefalı ruhlara vefalı dost gerekir Dostluk dallara goncadır Dostluk sırattan incedir Dostluk her seyden oncedir. Sonmesin muhabbetin kozu. Merhabadır dostun sozu Sevilecek biri olmadigin zamanlarda bile Seni Sevmeli... Sarilinacak biri olmadigin zamanlarda bile Sana sarilmali... Dayanilmaz oldugun zamanlarda bile Sana Dayanmali... Dost dedigin; fanatik olmali; Bütün dünyaseni üzdügünde Sana moral vermeli, Güzel haberler aldiginda seninle dans etmeli, Ve agladiginda, seninle aglamali... Ama hepsinden daha çok; Dost matematiksel olmali; Sevinci çarpmali... Üzüntüyü bölmeli... Geçmisi çikarmali... Yarini toplamali... Kalbinin derinliklerinde ihtiyaci hesaplamali... Ve her zaman Bütün parçalardan daha büyük olmali... Isi bitince seni bir tarafa atmamali............. Mevlana |
Kaderin Yazgısımı Bu Yalnızlık Oyunu Gene Çöktü Dünya Üstüme Zoru Seçmek Kolay Olsa Yalnızlık Sonum Olsa Dönmek Yok İsyanım Var Kendime Kendime Bir Soru Sordum Dostluk Çok Keder Oldu Buldum Anılar İse Sere Serpe Sigaramdan Çıkan Duman Yalnızlık Bana Rol Yapan Kimseler Yok Yanımda Nedenn? |
Dost'luk Üzerine Bir dost yüzü aradım Dün bütün gece Şehrin yalnızlık kokan Her köşesinde. Bir dokunuş bekledim Dokunduğu anda İçimi ısıtan bir merhaba Duymak istedim Öyle uzun zaman oldu ki Bir dost yüze Sevgi dolu bakan bir çift göze Hasretimden ağladım Dün bütün gece Geçmişle randevum var sanmıştım Vaktinde geldim gülümsedim Bekledim Sen yoktun Soğuk iliklerime işledi Dondum bekledim Gelemedin! Bekledim sabah olana kadar Gelmedin, gelemedin Dostum seni ne çok özledim... |
http://ozel.balca.net/resima/jpg/dostluk10020.jpg .: Dostum :. Derdini dinleyecek bir dosta bir an bile ihtiyacin olursa, olacaksa eğer... Yüzünde parıldayan gözyaşını silecek, kurutacak birini, yakınında istiyorsan eğer... Herkesten sakladığın sırların varsa ve onları paylaşacak birini istiyorsan eğer... Sıkıntılarından kurtulmak için, bir dost elini, desteğini arıyorsan eğer... Zor gününü sana geçirtecek cıvıl cıvıl bir ses istiyorsan eğer... Sana çok önem veren ve seni çok düşünen birini istiyorsan eğer... Umutlarını paylaşan, tasalarini yumuşatmaya çalisan birini özlüyorsan eğer... Sana saygı duyan biriyle beraber olup, kendini bulacaksan; ben, benim diyeceksen eğer... Ve etrafında olup bitenlerden nasıl etkilendiğini anlayacak birine ihtiyacın varsa... Buradayim...Burada olacağim... (F) (F) (F) (F) (F) (F) (F) (F) (F) .: BİR DOST :. Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... 'Nereden çıktın bu vakitte' dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; gözünün dilini bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı... Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları, dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı... En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz... Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli. Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin. Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi... Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş.. Gözbebekleri bulutlandığında, yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş... Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri... 'Parkurun bütün zorluklarına rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız' diyebilmeli... Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa ama ümit var bir yazıyı yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz bir dost |
GÖNÜLLER BİRDİR VÜCUTLAR AYRI OLSADA.DOSTLUK BİTMEZ DOSTLUK ABİDESİ YIKILSADA UNUTMAYIZ DOST UZAKTA OLSADA HATTA DOST BİZİ UNUTSADA!!!(F) |
Can Dostum Dostluk... yasanmamis asklarin bilinc altindaki dürtüsünü yenebilmek ve yasanabilmesini saglamak icin takilan bir maske degil... karsidan maddi veya cinsel faydalanmanin bir araci hic degildir. Dostum... icimi kapkara bulutlar kapladiginda, basimi omuzuna yaslayabilecegim... onun icindeki kara bulutlar yüregini kararttiginda, basini omuzuma yaslayabilecek insandir. Dostum... sikintidan ellerim buz gibi oldugunda, ellerimi tutarak, sevgisi ile taaa yüregime kadar isitabilecek... sikintidan onun elleri buz gibi oldugunda, ellerini tutarak, sevgim ile taaa yüregine kadar isitabilecegim insandir. Dostum... is yerinde; bir bardak cayin veya bir fincan kahvenin icimi süresince, "gönül ne kahve ister, ne kahvehane" "gönül bir dost ister, kahve bahane..." diyen satirlari hatirlayip... hayatin minicik bir parcasini paylasabildigim insandir. Dostum... bazen ayni "walkman" de bir sarkiyi, bir türküyü, bazen internetin sanal aleminde... bir kac satir fikrayi, siiri... kokusunu alamasak bile, sanal bir gülü.. paylastigimiz bir insandir. Dostum... onun sosyal veya bürokratik tabakasindan... cüzdaninin kalinligindan, cinsiyetinden, inancindan, mezhebinden, siyasi düsüncesinden önce... INSAN OLDUGU ICIN SEVDIGIM ve BENI, INSAN OLDUGUM ICIN SEVEN INSANDIR, CAN DOSTUMDUR |
Savasin en kanli gunlerinden biriydi. Asker en iyi arkadasinın ileride, kanlar icinde yere dustugunu gördü. İnsanin basini bir saniye siperden cikaramayacagi gibi bir ateş altindaydilar.Asker tegmenine kostu hemen: -Komutanim, bir kosu arkadasimi alip geleyim mi? -"Delirdin mi?" der gibi bakti tegmen...Gitmege degmez oglum, arkadasin delik desik olmus. Buyuk olasilikla ölmustur bile. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakin! Ama asker o kadar israr etti ki, tegmen izinvermek zorunda kaldi. - Peki, denebakalim! Asker yogun ates altinda firladi siperden ve mucize eseri, arkadasinin yanina kadar gitti, yarali arkadasini sirtlandigi gibi tasidi.Birlikte siperin icine yuvarlandilar. Tegmen kosupyaraliya bir goz atti ve nefes nefese bir kenara yikilmis askere döndu: - Sana hayatini tehlikeye atmaya degmez,dememis miydim! Bu zaten ölmus... - Degdi Komutanim, degdi! dedi asker. - Nasil degdi, arkadasin zaten ölmus, görmuyor musun? - Gene de degdi komutanim, cunku yanina vardigimda henuz yasiyordu...Ve onun son sözlerini duymak, dunyalara bedeldi benim icin... Ve,hickirarak, arkadasinin son sözlerini tekrarladi: "Gelecegini biliyordum!" GELECEGINI BILIYORDUM! Kalbimizde "arkadaslik" denilen bir mucize var.Nasil oldugunu, nasil basladigini bilemezsiniz. Ama bunun ozel bir armagan oldugunu,Allah'in bir lutfu oldugunu bilirsiniz. Gercekten de arkadaslar nadide mucevherlerdir. Yuzunuzu guldurup, basarmaniz icin cesaret verirler. Sizi dinlerler ve kalplerini acmaya hazirdirlar. |
Gerçekten dost diye düşündüğünüzde kaç kişinin yüzü canlanıyor gözünüzün önünde ve yüzünüzde bir gülümseme beliriyor, kaç kişi hiç sebebsiz yere beklemediğiniz bir anda sizi arıyor ve "nasılsın dostum ne yapıyosun" diye soruyor....ve içiniz anlamadığınız bir rahatlama ile geniş bir ana kayıveriyor.... Bunlara vereceğiniz cevaplar sizin gerçek dostlarınızın kim olduğunu söyler...inanın sevgilerimle M.S.SALMAN |
DOSTLUKLAR 1- Yüzyüze dostluklar vardır. Güneşle ayçiçeğinin dostluğu böyle bir dostluktur mesela. Ayçiçeği sabahtan akşama kadar hiç ayıramaz yüzünü güneşten... 2- Uzak dostluklar vardır. Denizlerin ortasındaki bir adayla, dağların arasındaki bir göl, birbirlerinin uzak dostlarıdır. Dostluklarını gündüz kuşlarla, gece yıldızlarla iletirler birbirlerine... 3- Sessiz dostluklar vardır. Dilsiz bir adamla, duymayan bir başka adamın elleri arasında sessiz bir dostluk oluşur. Her şeyden konuşur sessizce bu eller... 4- Zorunlu dostluklar vardır. Pazarla pazartesinin dostluğu gibi. Pazar ağır bir gündür, Pazartesi hızlı bir gün... Ayak uyduramazlar birbirlerine. Ama dost olmak, yanyana durmak zorundadırlar... 5- Uzun dostluklar vardır. İkindi güneşinin altında uzayan gölgeler birbirlerine kavuşurlar ve uzun boylu bir dostluk oluşur aralarında... 6- Günün birinde ölen dostluklar vardır. Bir bahçe içindeki ahşap ev ile yanıbaşında duran ceviz ağacının dostluğu gibi... Birgün kocaman elli adamlar ve kocaman gövdeli makinalar o bahçeye girip de, bir süre sonra evin ve ceviz ağacının yerinde asık suratlı binalar yükseldiği zaman ölen dostluklar... 7- Vakitsiz dostluklar vardır. Bir peçete, bir kağıt mendil vakitsizce dostu oluverir gözlerimizin.... Ya da ayrılırken verilen bir dal karanfil ellerimize o anda gelen dostluktur... 8- Bakımsız dostluklar vardır bir de... Zaten var, zaten dostuz deyip yıllarca bir telefonun, bir kaç cümlelik Mektubun, bir mailin bile çok görüldüğü dostluklar... HİÇ BİR DOSTLUĞUN BAKIMSIZ KALMAMASI DİLEĞİYLE.. |
Gerçek Dost Ülkenin birinde iki gerçek dost yaşarmış. Birinin malı, ötekinin malı gibiymiş. Anlaşılan o ülkede dostluk, bambaşkaymış... Bir gece ülkede herkes dalmış derin uykulara. Orada güneş battı mı, fırsat bu fırsat der, uykunun tadını çıkarırmış millet. Gece yarısı bizim dostlardan biri, fırlamış yatağından, koşmuş doğru dostunun evine. Uyandırmış hizmetçileri tatlı uykularından... Dostu, yukarıdan duymuş sesini. Hemen kaptığı gibi kılıcını, kesesini, koşmuş dostunun yanına... "Hayrola!" demiş, merak içinde, soluk soluğa... "Sen, kolay kolay uyandırmazsın kimseyi, uykuyu da seversin üstelik. Kumarda kaybettiysen; al şu keseyi. Evini bastılarsa; işte buradayız ben ve kılıcım. Haydi gidip haklarından gelelim. Yalnız yatamaz mı oldun yoksa??? Benim güzel cariyeyi al git öyleyse..." "Yok a canım." demiş dostu... "Ne o, ne de bu. Rüyamda biraz düsünceli gördüm seni... Sakın başı dertte olmasın deyip koştum. Kusura bakma dostum!" Gerçek bir dostu olmak ne güzel bir şey! Derdini açmanı beklemez bile... Kendi bulup söylemek ister, belki sen çekinirsin diye. Sevdiği insanın üstüne titrer, bir düşten, bir hiçten nem kapar |
Gerçek Dostluk Karşılıksız seven dostların hikayesi... Savaşın en kanlı günlerinden biri... Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmene koştu: - Teğmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?.. "Delirdin mi?" der gibi baktı teğmen... - Gitmeye değer mi? Arkadaşın delik deşik olmuş... Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın. Asker ısrar etti ve teğmen "Peki" dedi. "Git o zaman." İnanılması güç bir mucize. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü: - Sana değmez, hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bu zaten ölmüş. - Değdi teğmenim. dedi asker.. - Nasıl değdi? dedi teğmen. Bu adam ölmüş görmüyor musun? - Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için... Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı: - Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı... Geleceğini biliyordum!.. |
Dostluk ''ihtiyacım var'' dediğinde,hatta demese bile orada, yanında olabilmek,ince bir çizgi üzerinda gel-gitlerdeyken,iki elimiz kanda da olsa uzatılan elimizdedir.Dostluk,bir yoldur.... |
Dünyada En feci şey:"YALNIZLIK"En acı şey"ÖLÜM"En üzüntülü şey:"UNUTULMAK"En soğuk cevap:"HAYIR"Fakat en sıcak kelime"DOSTLUK"En güzel dost da sizlersiniz arkadaşlar |
Dostsuz dünya olmaz imiş, Dost duasız kalmaz imiş, Dostun duasını alanın, Sırtı yere gelmez imiş. |
GERÇEK DOSTLUĞU YAŞAMAK Onu sevmek,özlemek ve onu onsuz yaşamaktır. Hiç beklenmedik bir anda aklına gelmesidir insanın, Aklına geldiğinde gün boyu;ona ihtiyacı olduğunu kafasına takmasıdır belki, Okuduğu kitapta,yazdığı yazıda onun resmini çizmektir galiba, Dinlediği şarkıda onun sesini duymaktır, Ona anlatamayacağı zaman bağırıp duvarlara anlatmak,onun duyduğuna inanmaktır, Ona kızdığı zaman içinizde bir burukluk hissetmektir, On dört yılda iki buçuk yıl boşluk onun olmayışının sessizliğinin göstergesidir diyebilmek, Onu gördüğünüzde içinizdeki sızının "DOSTLUK" olduğunu bilmek, İşte bütün bunlar; GERÇEK DOSTLUĞU YAŞAMAKTIR... |
Dostum Yerlere vursa da kaderin seni Ufkunda güneşin batmasın dostum Razıyım hasretin yaksa da beni Derunin de dertler yatmasın dostum Anka kuşum can dost kabaran derya Gitmesin gözünden en tatlı rüya Üç günden ibaret kısacık dünya Lebine zehirler katmasın dostum Kararan bulutlar ufkun da yitsin Us’unda kederler tükenip bitsin Rağbet etme hüzne kovuver gitsin Nurun karanlığı tatmasın dostum Alnımızda gerçek her şey bahane Zaman ayrılığı yazsa hanene Iğıl ığıl aksa hasret sinene Marazın kaşını çatmasın dostum Bolat ÜNSAL |
hala boyle dost varmıdır...... Dost Genç adamın biri, Dermiş babasına her gün; 'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi' Baba, itiraz eder, Olmaz öyle çok dost, hakikisi Belki bir, belki iki, Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki... Devam eder durur konuşma... Aralarında başlar bir tartışma, Karar verirler bir sınava, Dostun hakikisini anlamaya... Bir akşam bir koyun keserler, Ve koyarlar çuvala. Baba der ki oğluna, 'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'. Çuvaldan kanlar damlamakta, Sanki öldürmüşler de bir adamı, Koymuşlar çuvala, Dıştan böyle sanılmakta. Delikanlı sırtlar çuvalı, Gider en iyi bildiği dostuna, O dost, bakar ki bir çuvala hem de kanlı, Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına, Almaz içeri arkadaşını, Böylece tek tek dolaşır delikanlı, Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını. Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır. evlat geriye döner. Ama içten yıkılır... Babasına dönerek; haklıymışsın baba ' der. Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana. Baba 'hayır Evlat 'der, benim bir dostum var bildiğim. Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona. Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar. Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar... Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir. O dost, delikanlıyı alır hemen içeri. Geçerler arka bahçeye. Bir çukur kazarlar birlikte, Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye, Üzerine de serpiştirirler toprak. Belli olmasın diye dikerler sarımsak... Genç adam gelir babasına; 'Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca, Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha. Sen yarın git O'na, çıkart bir kavga, Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona, işte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi. Sonra gel olanları anlat bana...' Genç adam, aynen yapar babasının dediğini, Maksadı anlamaktır dostun hakikisini, babasının dostuna istemeden basar iki tokadı! Der ki tokadı yiyen DOST; 'Git de söyle babana, biz satmayız Sarımsak tarlasını böyle iki tokada'! Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni Sevmeli... Sarılacak biri olmadığın zamanlarda bile Sana sarılmalı... Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile Sana Dayanmalı... Dost dediğin; fanatik olmalı; Bütün dünya seni üzdüğünde Sana moral vermeli. Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli, Ve ağladığında, seninle ağlamalı... Ama hepsinden daha çok; Dost matematiksel olmali; Sevinci çarpmalı... Üzüntüyü bölmeli... Geçmişi çıkarmalı... Yarını toplamalıi... Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı... Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı... İşi bitince seni bir tarafa atmamalı... |
Dost Dediğin Dost dediğin Dostun yüreğinden geçeni bilmeli Dost dediğin Dostunu karşılıksız sevmeli Dost dediğin Verecekse almadan vermeli Dost dediğin Yüreği kan ağlarken, dost için gülmeli Dost dediğin Kara toprak gibi sadık kalabilmeli Dost dediğin Sığınacak yerin yoksa kucağını açabilmeli Dost dediğin Güne sıcak bir güneş olup doğabilmeli Dost dediğin Geceye parlayan yıldız olabilmeli Dost dediğin Sırtını yasladığın asırlık bir çınar Dost dediğin Gerektiğinde bir kalkan olabilmeli Dost dediğin Kurşuna göğsünü siper yapabilmeli Dost dediğin Velhasıl dost olduğunu bilmeli Dost dediğin İki yüreği bir beden sayabilmeli Ben herkese dost demem Benim dostum Yüreğimin sesini uzaklardan duyabilmeli Dost o zaman dosttur Dost dediğin Bir batında doğan kardeş olabilmeli Salih Özalaşan |
Çok samimi iki dost ve arkadaşlardı. Fakat bir tanesi çok kurnaz atılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdi. Bir gün kurnaz olan arkadaş , diğer arkadaşın yanına giderek işlerinin bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir. Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltir. Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadaşının yanına gider ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok beğendiğini ve kendisine vermesini ister. Arkadaşı çok şaşırır, ne diyeceğini bilemez.Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardır ki arkadaşına hayır diyemez, nişanlısını arkadaşına verir. Zaman içinde Saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelir ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım diyerek arkadaşının iş yerine gider ve kendisine çalışması için iş vermesini ister. Arkadaşı ona iş vermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadaşına kızamaz. Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta ve yaşlı bir adam yaklaşır. Fakir olduğu için ilaç alamadığını söyler. Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve adamcağıza verir. Kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar. Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır. Saf adam artık zengindir. Biraz da sevdiği dostuna olan kırgınlığıyla dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir. Bir gün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar. Yaşlı kadın çok aç olduğunu, kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf hiç düşünmeden kadını içeri alır karnını doyurur, Kimsesi olmadığını öğrendiği kadına; Kendisinin de yanlız olduğunu söyler ve bu evde birlikte yaşıyalım sen evin işlerini ve yemekleri yaparsın der, yaşlı kadın hiç düşünmeden kabul eder. Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine, kendine uygun bir kız bulup evlenmesini söyler. Bizimki böyle bir kızı nasıl bulacağını, kendisinin tanıdığı olmadığını söyler.Yaşlı kadın ona uygun bir kız tanıdığını ve kendisiyle görüştürebileceğini söyler. Görüşmeler sonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır. Bizimkisi kırgın olduğu halde çok samimi dostunu yinede unutamamıştır. Biraz da geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiye gönderir . Düğün günü gelir çatar. Saf adam düğün salonunda bir şeyler söylemek isteğiyle mikrafonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya; Eskiden çok sevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi elimdeki bütün parayı verdim. Evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu da kendisine verdim . Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim. işlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve çalışmak için kendisinden iş istedim. Bana iş vermedi. çok üzüldüm, ama yinede arkadaşıma kızmıyorum .çünkü biz gerçek dosttuk. Bu konuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha fazla dayanamaz mikrofonu eline alır ve başlar konuşmaya; Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı. İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim, bütün parasını bana verdi. Sonra ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını da verdi. Nişanlısını istememin nedeni o kadının arkadaşıma layık olmamasıydı (Hayat kadınıydı) Kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı o kadından bu şekilde kurtardım.İşleri bozulduğunda gelip benden iş istedi, Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım, o yüzden iş vermedim. Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı. Babam ölmek üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım. Evine gelen dilenci kadın benim annemdi.Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için gönderdim. Şu anda evlenmekte olduğu kız de benim kız kardeşim. Onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim. Değerli misafirler, işte biz böyle dostuz. |
Dost Sormadım hiç dost gönüle Neden? Niçin? Nasıl? Nerede? Koparır bilirim, kopmaz sanılan bağı Kalbe düşen en küçük şüphe Yaşanmamış sayarım dostsuz geçen zamanı İstemem dostsuz sunulan saltanatı Bahar olur benim için tüm mevsimler Çağlarken yanı başımda, dost pınarı Bilemem ağlamayı dünya haline Dost tebessümü bayramdır gözlerime Düşman olurum geçmez de öfkem Dost eline batan bir küçük dikene Neyleyim dünyayı, neyleyim namı Gönülde dost olmayınca... Neyleyim neşeyi, neyleyim aşkı Yanımda dost olmayınca... Muhsin Bükücü |
Dostluğun Öyküsü Ahmet ve Nihat adında iki arkadaş varmış. Aynı okulda okuyorlarmış. Ahmet istanbulda yaşayan, evi, arabası yeterince parası olan biriymiş. Nihat memleketten İstanbul'a gelmiş zor şartlar altında yaşayarak okuyormuş. Bunlar zamanla daha da iyi arkadaş olmuşlar. Ahmet Nihat'ın durumuna üzülüyor yardım yolları arıyormuş. Nihat'ı evine almış. Yedirmiş içirmiş. Cebine para koymuş. Üstünü giydirmiş. Kendine aldığı yeni kıyafetlerini bile ona vermiş. Artık beraber gül gibi yaşayıp gidiyorlarmış. Bir gün Ahmet camdan dışarı bakıyormuş. Karşıdan gelen uzun süredir hayran olduğu ve yakında açılmak istediği kızı görmüş. Ve sonra arkadan Nihat'ın onu takip ettiğini. Nihat eve gelmiş ve Ahmet'e o kızdan cok hoşlandığını aralarını yapıp yapamayacağını sormuş. Ahmet kendisinin de ondan hoşlandığını söyleyememiş. Arkadaşınin üzülmesini istememiş çünkü. Aralarını yapmış. Derken zamanla okul bitmiş. Nihat bir süre sonra Kayseri'ye vali olmuş. Evi arabası, yatı, katı, bir sürü parası olmuş. O kızla da evlenmiş. Ama Ahmet tam tersi. Evini arabasını kaybetmiş. Bütün parası bitmiş. Yatmaya yeri yemeye yemeği kalmamış. Aç sefil gezerken komşuları, - Senin bir arkadaşın vardi Nihat diye. O Kayseri'ye vali olmuş, neden ondan yardım istemiyorsun, belki sana bir iş verir demişler. Ahmet reddetmiş hemen. Bunu kabullenemem demiş. Komşular ne kadar ısrar ettiyse de bir türlü kabul ettirememişler. Ahmet için daha zor günler başlamış. Bakmış olacak gibi değil komşularını dinleyip tutmuş Kayseri nin yolunu. Valiliğe gelmiş. Ordaki odacolardan birine Nihat Beyi görmek istiyorum demiş. Odaco Nihat Beyin yanına girmiş çıkmış ve - Sizi görmek istemiyor. demiş. Nasıl olur demiş Ahmet. Ona İstanbul'dan çok yakın arkadaşın Ahmet geldi deyin. Odacı tekrar gitmiş ve, - Nihat bey sizi tanımadığını eğer daha fazla ısrar ederseniz kovduracağını söyledi demiş. Ahmet duyduklarına inanamamış. Nasıl olur da, yemeyip yedirdiği, giymeyip giydirdiği, sevdiği kızı bile verdiği can ciğer arkadaşı Nihat onu tanımaz. Yıkılmış bir şekilde valilikten çıkıp doğru Nihat'ın evine eskiden hoşlandığı kızın yanına gitmiş. Belki yardım eder diye. Kapıyı çalmış. Birinin gelip dürbünden kendine baktığını hissetmiş. Ama kapıyı açmamış kadın. Bir kez daha yıkılmış. Dışarı çıkıp kendini toplamaya çalışırken yanına yaşlı bir amca yaklaşmış. Ahmet'in durumundan cok etkinlenmiş adam. Olayı anlatmasını istemiş. Ahmet'te olduğu gibi anlatmış. Adam cok üzülmüş. Demiş ki.. -Bak evladım. Seni cok sevdim. Dürüst bir insana benziyorsun. Bak benim şurada bir sarraf dükkanım var. Gel istersen benimle çalış. Hem para kazanırsın hem de yatmaya yerin olur. Ahmet hemen kabul etmiş ve çalışmaya başlamış. Gel zaman git zaman dükkana başka bir yaşlı amca gelip gitmeye başlamış. Çok iyi arkadaş olmuş Ahmet'le. Bir gün bu yaşlı amca elinde bir kutuyla gelmiş dükkana. Bak ben bir yere gidiyorum. Eğer 3 ay içerisinde dönmezsem bu kutu senindir, istediğin gibi kullan, demiş. Ahmet kutuyu almış, odasında bir yere koymuş. 3 ay geçmiş, 4 ay geçmiş, 6 ay geçmiş amca hala gelmemiş. Sonunda Ahmet kutuyu açmaya karar vermiş. Bakmış içinde, elmaslar, mücevherler, altınlar, bir sürü de para varmış. Ne yapacağını şaşırmış. Hemen patronuna gidip durumu anlatmış. Patronu da artık o kutunun kendisinin olduğunu istediği gibi kullanabileceğini söylemiş. Bir de öneride bulunmuş. - Bak sen bu işi iyice öğrendin. Gel sana bir kuyumcu dükkanı açalım. Gül gibi geçinip gidersin. Hemen dükkanı açmışlar. Ahmet almış başını yürümüş. Ev,araba, yat, kat. Zengin olmuş kısacası. Bir gün dükkana bir anne-kız gelmiş. Kızdan hoşlanmış Ahmet. Zamanla görüşmeye başlamışlar, derken nişanlanmışlar. Düğün vakti gelmiş. Davetiyeler hazırlanırken kız valiyi de çağıralım demiş. Ahmet kabul etmemiş. Nasıl olur demiş kız. Biz bu şehrin ileri gelenlerindeniz, valiyi çağırmasak olur mu? Ahmet yine kabul etmemiş. Kız ısrarla neden böyle davrandığını sorduğunda anlatmış Ahmet. Sorunun bu şekilde çözülmeyeceğini söylemiş kız. Biz çağıralım, o yaptığından utansın demiş. Ve ona da bir davetiye yazmışlar. Düğün günü gelmiş çatmış. Davetliler tek tek gelirken heyecan içindeymiş Ahmet. Nihat'ın gelip elmeyeceğini düşünüyormuş. Derken eşiyle kapıda görünmüş Nihat. Ahmet, ilk başlarda gözgöze gelmemeye çalışmış. Nihat ne yana gitse öbür tarafa kaçıyormuş Ahmet. Hiç gözgöze gelmemeye çalışıyormuş. Dayanamamış birden. Piste çıkmış, almış mikrofonu eline. Başlamış anlatmaya. Zamanında ben durumum iyiyken sevgili valimiz Nihat beyle aynı okulda okuyorduk. O zamanlar Nihat beyin durumu bu kadar iyi değildi. Nihat'ı evime aldım. Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim. Sevdiğim kızı bile ona verdim. Bir gun benim durumum kötüleşti. Elimde avucumda ne varsa kaybettim. O kadar zor durumdaydım ki Nihat'a yardım istemeye gittim. Ama o beni tanımadığını söyledi, kovdurdu. Ordan çıkıp eşinin yanına gittim. Ama o kapıda benim olduğumu bildiği halde kapıyı açmadı. Şok olmuştum. Dışarıya çıkıp kendime gelmeye çalıştığım anda bir amcayla karşılaştım. Sağolsun bana bir iş, yatacak bir yer verdi. Orada çalışırken çevrem genişledi. Başka bir amcayla tanıştım. Gel zaman git zaman o amca elinde bir kutuyla geldi yanıma. Bir yere gideceğini 3 ay içerisinde dönmezse kutunun benim olacağını söyledi. Gelmedi. Kutuyu açtım. İçinde beni bugünlere getiren yüklü eşyalarla ve paralarla karşılaştım. Sonra kendime bir kuyumcu dükkanı açtım. Orada sevgili nişanlımla tanıştım. Ve evleniyorum. Anlattıklarım yalansa yalan desin Nihat Bey, demis ve bırakmış mikrofonu. Herkes şaşkınlık içinde Nihat Beye dönmüş. Acıyarak bakmışlar bir Ahmet'e, bir Nihat'a. Nihat bir cevap vermek zorunda kalmış. Almış mikrofonu. Başlamış anlatmaya. Evet Ahmet'in söylediklerinin hepsi doğrudur. Yalan diyemem. Zamanında bana çok yardım etti, hakkını ödeyemem. Sağolsun benim mutlu bir evlilik yapmama öncülük etti. Ama eşimi zamanında sevdiğini bilmiyordum. Durumunun kötüye gittiğini, bir gün bana geleceğini biliyordum. Hep o günü bekledim. Ve sonunda geldi. Onu kapıdan kovdurdum doğrudur. Ama niye kovdurdum. Eğer ben o zaman ona yardım etseydim gururuna yediremeyecekti. Belki de bir süre sonra intihar edecekti. Iyi bir arkadaşımı kaybetmek istemem. Burdan çıktıktan sonra direk eşime gideceğini biliyordum. Hemen eşime telefon açtım. Ona Ahmet'in geleceğini, kapıyı açmamasını söyledim. Açmadı. Derken bizim evin karşısında bir sarraf dükkanı işleten arkadaşım var. Ona hemen telefon açtım. Bizim evden çıkan bir adam görürse onu işe almasını yardımcı olmasını istedim. İşe aldı, yatacak yer verdi. Bir gün babamı gönderdim ona. Can yoldaşlığı etsin diye...İyi arkadaş oldular... Sonra babama bir kutu verdim Ahmet'e versin diye. O kutu babamın değildi. Benim de değildi. O zaten Ahmet'indi. Ona borcumu hiçbir zaman ödeyemem. Ahmet kutuyu aldı. İyi kullandı ve bugünlere geldi. Bir gün annemle kızkardeşimi gönderdim. Durumu nedir bir kontrol edin diye. Orada birbirlerini görüp aşık olmuşlar, evleniyorlar. Bırakmış mikrofonu. Ahmet'le beraber herkes şaşkınlık içinde kalmış. Bir an gözgöze gelmişler. Derken birbirlerine sarılıp özür dilemişler. Güzel bir düğün olmuş, beraberce mutlu yaşamışlar. KiMiN NEREDE VE NE SEKiLDE KARSILASACAGI BiLiNMEZ...ÖYLE DEGiL Mi?... |
.: Dost Biriktirmek :. Dostluk nedir? Herhalde bir gösteriş, birine, aynı cinse, kadınsan erkeğe, erkeksen kadına karşı kendini beğendirme çabası, bir moda, bir gelgeç ruh hali değil... Sempati.. İlgi.. Bağlılık.. Yüceltme.. Taçlandırma... Sorumluluk duyma.. Yürekten algılama. Bakışlarla anlaşma. Ses tonuyla destek verme. Kesintisiz ilişki.. Kayıp olmaz, yitmez. Yoktan var olmaz bir duygu. Bunların hepsi biraraya gelip, zaman içinde gıdım gıdım birikerek dostluğun çimentosunu oluşturuyor. Gazetelerde okuyoruz. TV'lerde seyrediyoruz. Sağda, solda konuşmalarda adı geçiyor: Güzel yemek yeme dostu.. Edebiyat dostu. Türk Sanat Müziği dostu. Çocukların dostu.. Halkın dostu.. Dostluklar nasıl oluşuyor Unuttuk.. Bu hızlı kent hayatı dostluk duygusunu, aklımızdan aldı.. Yüreğimizden çaldı. Nasrettin Hoca bir Cuma günü camide cemaate namaz kıldırmak üzere ezan okunsun diye bekliyormuş. Bir adam gelmiş. "Hocam" demiş! "Eşeğimi yitirdim..." Hoca da adama; "Şu namazı kıldıralım, senin eşeğin çaresine bakarız" demiş. Hoca namazı kıldırmış, vaazını vermiş ve cemaate dönmüş: "İçinizde hiçbir dostuyla bir bardak çay içip saatlerce konuşmamış, dostuyla sekiz saatlik yürüyüşe çıkıp hiç konuşmadığı halde sıkılmadan yürüyüşünü tamamlamamış ve komşunun kızına kem gözle baktı diye dost bildiği arkadaşını arkadaşlıktan silmiş biri var mı?" diye sormuş. Arka sıralarda saf tutmus, sümsük tipli biri parmağını kaldırıp,"Ben varım Hocam." demiş. Hoca eşeğini yitiren adama dönmüş, "Al bu adamı git, bundan büyük eşek olur mu? Yitirdiğin eşeğin yerine kullanırsın" demiş. Dostun yoksa... Eşekten farkın ne? Olumsuz düşünür Sokrates'e öğrencileri sormuş: Dostluk nedir? Sokrates de onlara şu yanıtı vermiş; "Çocukluğumdan beri arzuladığım bir şey vardır. Kimi insan atları olsun ister... Kimi insan köpekleri. Kimisi altını, kimisi de şanı, şerefi; bense bir dostum olsun isterim..." İnsan biriktiren yaratık... Şan, şöhret biriktiriyor... Süper zenginse boğazda villa biriktiriyor. Tablo biriktiriyor. Repoda para kasalarda naftalin kokulu döviz, antika biriktiriyor. Gençse plak, kaset, cd biriktiriyor. Yorgun bir ihtiyarsa namaz niyaz biriktiriyor. Bazıları da Kuledibi'nde Çukurcuma'ya, Üsküdar'da Eskiciler Çarşısı'na, Unkapanı'nda Horhor'a gidip; antika lambalar, cam şişeler, eski koltuklar, tesbihler, tombaklar biriktiriyor. Alimse kitap biriktiriyor. Cahilse kin biriktiriyor. Dost biriktirmeyi içimizde kaç kişi deniyor? Evet, kabul ediyorum , insan birçok kişiyle beraber mükemmel dost olamaz, tıpkı aynı zamanda birçok kişiye aşık olamayacağı gibi... Fakat cinnete düştük. Dost biriktirmeyi unuttuk. İyi halt ettik. SEVGİLİ DOSTLARIM: NAZİK OLMAK İÇİN, BİR GÜLÜMSEME BEKLEMEYİN. SEVMEK İÇİN SEVİLMEYİ BEKLEMEYİN. BİR ARKADAŞIN DEĞERİNİ ANLAMAK İÇİN, YALNIZ KALMAYI BEKLEMEYİN. ÇALIŞMAYA BAŞLAMAK İÇİN, EN İYİ İŞİ BEKLEMEYİN. ÖĞÜTLERİ HATIRLAMAK İÇİN, DÜŞMEYİ BEKLEMEYİN. DUA'YA İNANMAK İÇİN, ACILARI BEKLEMEYİN. YARDIM EDEBİLMEK İÇİN, ZAMANINIZ OLMASINI BEKLEMEYİN. ÖZÜR DİLEMEK İÇİN, DİĞERİNİN ACI ÇEKMESİNİ BEKLEMEYİN. NE DE BARIŞMAK İÇİN, AYRILIĞI BEKLEMEYİN, ÇÜNKÜ NE KADAR ZAMANINIZ VAR BİLMİYORSUNUZ... |
Mazeret İşlerim çok. Başka hiçbir şeye bakamıyorum." Bu lafı bir kişiden daha duyarsam, büyük ihtimalle katil olacağım. Mailime iki satır bile cevap yazmayanlar "çok yoğun"; bir şey anlatmak için söz verip haftalarca sesi çıkmayanlar "çok yoğun"; benden başka herkes ama herkes çok yoğun. "Aaa tabii; onun için konuşmak kolay. Evde oturup yazıyor sadece. Çalışmaktan haberi yok." İstesem ben de "çok yoğun" olabilirim. "Bugün şunu yetiştirmem lazım; yarın şuraya gidip yazı konusu bulmam lazım, birkaç ay içinde romanımı bitirme planım var, sarkmaması lazım, o lazım, bu lazım..." Hayatı boşvermek istedikten sonra "yoğun" olmaktan kolay mazeret yok ki. Hatta sadece yemek pişirip, alışverişe çıkıp, dizi izleyip yaşayarak da "yoğun" olabilirsiniz. "Sinemaya gidemem ki, bugün temizlik yapacağım." Eee yapma. "Ay seni arayacaktım, hep aklımdasın ama işlerden başımı kaldıramıyorum ki..." Kâinatın en saçma ve zekâ özürlü mazereti. Yani "kafama uçan daire düştü,hastanedeydim" deseniz daha inandırıcı olur. Normalde hiç kimse hayatının 24 saatini çalışarak geçirmez. En azından yemek yemek, uyumak ve tuvalete gitmek için ara vermeniz gerekir. Ve bu aralarda sevdiğiniz insanlarla en azından telefonda konuşabilirsiniz, değil mi? Ben bir insana vakit ayırmamanın mazereti olarak "çok çalışıyorum"u kesinlikle kabul etmiyorum. Eğer biriyle aylarca görüşmüyor ve "işlerim var, ondan" diyorsanız, bunun iki anlamı vardır: a) Ben aynı anda iki işi yapamam. Doğal olarak çalışırken araya kimseyi katamam. Merdiven çıkarken çiklet de çiğneyemem. Hayatım allak bullaktır.Zaman nasıl değerlendirilir bilmiyorum. b) Seninle görüşmek istemiyorum. c) Ciddi anlamda işlerim yüzünden görüşemediğimizi sanıyorum. Bu mazerete gerçekten inanmışım. Kimi kandırıyorum ki? (Son şıkkı kabul edecek babayiğit pek bulunmaz.) Ve hiç kimse beni birinci şıkka inandıramaz. Çünkü biriyle görüşmek isterseniz, mutlaka vakit ayırırsınız. Bu aralar üst üste birkaç kişiyle bu "çok çalışıyorum da; başka bir şeye bakamıyorum" muhabbetini yaşadım; konuya o yüzden taktım. Bir insandan örnek vereceğim. Şu an için kendimi örnek veremem çünkü "evde çalışan yazar"olduğum için kimsenin beni iş konusunda ciddiye aldığı yok.Neyse canım, bana ne? Ben yazıyor muyum? Yazıyorum. Paramı alıyor muyum? Alıyorum.Gerisi beni hiç ilgilendirmiyor. Ama şunu da belirtmem gerek. Öğrencilik hayatım boyunca hiçbir zaman derslerin, sınavların, çalışmaların, zevklerimin önüne geçmesine izin vermedim. Benim için okul her zaman ikinci plandaydı. Eğer çok sevdiğim bir film oynuyorsa, yarınki sınava çalışmayı birkaç saat sonrasına erteledim ve filmi izledim; canım ertesi günü ödev yetiştirmeye oturmadan önce gezmek istediyse çıkıp gezdim; ders çalışmayı planladığım gece bir arkadaşım "haydi sinemaya gidelim"dediyse herşeyi olduğu gibi bırakıp sinemaya gittim. Çünkü benim için "sevdiğim insanlar" ve "kendime vakit ayırdığım hayatım" herşeyden önemliydi. Hayatımda hiç kimseyi "çalışmam gerek" diye geri çevirmedim.Bir arkadaşa "hayır, eve gideceğim" dediysem, bu o anda eve gitmek istememden başka bir sebebe asla dayanmadı. En önemli işin başında da olsam, bir dostum "seninle konuşmaya ihtiyacım var" dediğinde ben tüm işleri bırakırım. Çünkü ; hiçbir şey, çevrenizdeki sevgi ve sahip olduğunuz yüreklerden daha önemli olamaz. Hayat kısacık, acayip bir şey. Hırslarla, kıskançlıklarla ve eşek gibi çalışmakla bitirilemeyecek kadar da değerli.Elbette boş boş oturun demiyorum. Çünkü hayat aynı şekilde, boş boş oturulmayacak kadar da değerli. Ama iş dediğiniz şey, sevdiklerinizle,kendinizle hobilerinizle geçireceğiniz zamanın tamamını çalıyorsa, inanın bunda büyük bir terslik vardır. Kendini çalışmaya ciddi bir biçimde adayan ve sevdiklerine zaman ayıramayacak kadar işlerine gömülmeyi kendi özgür iradesiyle seçen kişiler de var tabii.Ben böylelerinin asla evlenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Ve bu, kesinlikle tahammül edebileceğim bir kişilik tarzı değil. Neyse, geçeyim örnek kişime: Ben ortaokul hayatım boyunca Soma'da yaşadım. (Oradaki hayatım da alemdi aslında. Bir ara onu da yazayım...) Anlatacağım kişi, bir arkadaşımın babası. (Ailecek de görüşüyorduk; aynı apartmandaydık.) Adam her sabah en geç altıda işe gitmek zorundaydı.(Mühendisti galiba. Maden ocaklarına çıkıp oradaki işleri yürütüyordu.)Yani haftanın beş günü, ciddi anlamda "sabahın körü" diyebileceğiniz bir saatte işinin başında olmalıydı. Bu durumda erkenden yattığını ve hafta içi başka hiçbir şeye vakit ayıramadığını düşünürsünüz, değil mi? En azından benim hayatımdaki "yoğun insanlar" için bu çalışma tarzı "işe git, eve gel,yemek ye, uyu, işe git, eve gel, yemek ye, uyu" düzenini gerektiriyor. Ve hafta sonları da "hafta içinin yorgunluğunu bir türlü atamıyorum" diye evde yatarak geçirilirdi. Aşırı yoğun çalışma temposu yüzünden bunlara laf da söylenmezdi. Çünkü "çok çalışıyorum, görmüyor musun?" demeleriyle, her türlü tartışma anında biterdi. Peki arkadaşımın babası böyle mi yaşıyordu? Büyük harflerle cevap veriyorum: HAYIR, ASLA... Akşam eve döndüğünde sosyal hayatı başlardı. Yemek bazen evde, bazen bizim de dahil olduğumuz dost topluluğuyla beraber dışarıda yenirdi. Sonra mutlaka birinin evinde toplanılır; eğlence gırla giderdi.Bu adam işinin dışındaki tüm vaktini sevdikleriyle geçirir ve karısına asla yalnızlık hissettirmezdi. Hemen hemen her hafta sonu mutlaka ya Dikili'ye ya da Aliağa'ya yemeğe giderdik.Asıl çarpıcı örneğimi daha vermedim. Haftanın her günü sabah altıda işte olan ve akşam hava kararınca eve gelen bu adam, (bazen cumartesileri de çalışıyordu galiba) evlilik yıldönümünde karısını Soma'ya iki saat uzaklıkta olan İzmir'e götürdü. Hayır, hafta sonu değil. BÜTÜN GÜN çalıştığı bir günün akşamında eğlenmek için gittiler ve gece yarısını geçe döndüler. Ertesi gün de bu adam tekrar sabahın köründe işine gitti!!! Hiç kimse bana hiçbir şey için "çok meşgulüm, çok yoğunum, vaktim yok da ondan" gibi bir mazeret sunmasın. Ben inanmıyorum. Eğer biri beni aramıyorsa, aramak istemediği içindir. Eğer benimle görüşmüyorsa, görüşmek istemediği içindir. Ben başka HİÇBİR mazereti kabul etmiyorum. Son örneğimin ardından bu yazıyı bitirebilirdim. Çünkü gerçekten başka hiçbir lafa gerek yok. Vakit ayırmak istersen, istediğin herşeye ve herkese vakit ayırabilirsin. Ama müsaadenizle ben bu konuyla ilgili söylenmiş ve gerçekten çok hoşuma giden sözlerden de bir demet sunmak istiyorum. Bunları herkesin çerçeveleterek duvarına asması gerek. "İşim var, vaktim yok" diye saçmalamaya ve daha da korkuncu bu saçmalığa kendimiz de inanmaya başlarsak acilen okuyup kendimize geliriz: -İşinizin çok önemli olduğunu düşünüyorsanız, bu sinirlerinizin ciddi biçimde bozulduğunun en açık göstergesidir (Bertrand Russell) -İşini her şeyden önemli sayarak günde sekiz saat çalışan, sonunda çalıştığı yerin başına geçer ve günde aynı hızla yirmi dört saat çalışmaya mahkum olur (Robert Frost) -Mutluluğun formülü, gerektiğinde önemsiz şeylerle meşgul olabilmektedir.(Edward Newton) -Bitap bırakan günlük yaşam, ancak bir aptalın karşılaşabileceği bir hayat krizidir.(Anton Çehov) -Eğer boş zamanınız yoksa, ruhunuzu kaybediyorsunuz demektir. ( L.P.Smith) -Kalitenizin ölçüsü, boş zamanlarınızda ne yaptığınızdır. Medeniyetlerin kalitesi de insanlara sağladığı boş zaman ve bunun kalitesi ile ölçülür. (Irwin Edman) -Babam bana çalışmayı, fakat işin esiri olmamayı öğretti. Şimdi okumanın,hikaye anlatmanın, şakalaşmanın, konuşmanın ve gülmenin iş kadar; hatta ondan da önemli olduğunu biliyorum. (Abraham Lincoln) -Boş zamanı iyi değerlendirmek, çok ciddi bir sorumluluktur. (William Russell) VE BENİM FAVORİM: "Yeterli zamanım yok deme. Büyük insanların da günleri 24 saattir..." CAN DÜNDAR |
Dost, yaradani icin sevmekdir... Dost, karsilik beklemeden sevmekdir... Dost, canindan bir parcadir... Dost, onun cani yanarken icinin sizlamasidir... Dost, kusur aramayandir... Dost, onunla olup huzur bulandir... Dost, bu alemde ebedi alemde var olandir... Dost, aglarken agliyandir... Dost, gulerken gulendir... Dost, gozundeki piriltiya canini vere bilendir... Dost, bir kuru ekmeyi bile acken paylasandir... Dost, Sevgiye ihtiyac oldugunda var olandir... Dost, iki degil bir yurekde bulusmakdir... Dost, kimseyle paylasamadigini paylasandir... Dost, ugrunda cocuk misali onun icin agliyandir... Dost, var oldugunu bilip onsuz olmakdir... Dost, onu yureginde tasiyabilendir... Dost, H.z Muhammed (s.a.v)'i ornek alandir... ALLAH herkese böyle bir dost nasip eylesin... |
http://www.gencgurbet.net/images/enn.gif DOSTLUK MESAJLARI
|
http://www.kedimveben.com/001200501/ask.gifDOSTLAR ARASINA HASRET UCURUMU GIRDIGINDE, YILDIZLARLA VUSLAT KOPRUSU KURDUK YUREKTEN YUREGE. GONLUMUZUN HASRET GUNLUGUGNE UNUTMAYI VE UNUTULMAYI HIC YAZMADIK. GUNESE BAGLANDI KORKUYLA ONCE INSAN. SONRA ATESE, SUYA ... AY BATTI SU KURUDU GUN BITTI.. SEVGI KARDESLIK DOSTLUKTU SONSUZ OLAN..CAN DOSTUMA DOSTLUKLARA MESKEN ßU YUREK ASKLARA DEGIL SEVGILININ GOZLERINE DEGIL DOSTUN SOZLERINE, SELAMIN'A MERHABASINA MUHTAC BU YUREK MERHABA EY DOST BU GECE DE YUREKTESIN... DOSTLUK GUNAH OLMAYACAK KADAR MASUM, KOLE OLMAYACAK KADAR OZGUR, UMULMAYACAK KADAR YAKIN, UNUTULMAYACAK KADAR DERIN, TEK BASINA YASANMAYACAK KADAR ZORDUR. ARKADASLIKLAR ASKA DONUSEBILIR,AMA ASKLAR ARKADASLIGA ASLA DONUSEMEZ. ARKADAS KIS ORTASINDA YAZ GETIREN,DOST COL ORTASINDA SUYUNU PAYLASANDIR. SEVGILER GECICI OLABILIR ASKLARDA OLUMLU OLUMSUZ OLAN TEK SEY DOSTLUKLARDIR... DOST VARDIR GIDA GIBIDIR,ONU HEP ARARSIN.DOST VARDIR ILAC GIBIDIR GEREKIRSE ARARSIN. DOST VARDIR HASTALIK GIBIDIR, ONU ARAMAZSIN O SENI BULUR.. BUTUN DUNYAYI SEVGININ RENKLERINE BOYAYIP INSANLARA DAGIT.KENDINI SEVGININ BIR RENGI DIYE TANIT CUNKU SENIN VARLIGIN SEVGIYE EN BUYUK KANIT! BEN NE ADAMLAR GORDUM ELBISESI OLMAYAN ! BEN NE ELBISELER GORDUM ICINDE ADAM OLMAYAN... RUHUMDAN BASKA DOSTUM OLMADI VE DERDIMI DINLEYEN SADECE GONLUM VARDI. UNUTMAYI BILIP SEVGIYI BILMEYENLER UNUTUR AMA SEVMEYI BILIP DE UNUTMAYI BILMEYENLER ASLA UNUTMAZ CUNKU ONLAR SEVGIYE ASIKTIRLAR...SEVGIYE HASRETLERDIR... (KORAY BU SOZ SANA VE SANA BENZEYENLERE... URKEK BASLADIGIMIZ SEYLER GUN OLUP VAZGECILMEZ OLUNCA BIR BAKISTA SEVGIYI YAKALIYORSAK,KENDIMIZI COSKULU,GUCLU TUTKULU HISSEDIYORSAK DESENE ARKADAS BIZ DOSTUZ... DUNYADA DOST DENILEN KELIME YALAN.BENIM EN IYI DOSTUM ICKIM SIGARAM.ONLARDA TERKEDERDI OLMASA PARAM... GULMEK SENIN ICIN BIR TUTKU OLSUN...OLURDA BIRGUN AGLARSAN EGER O DA MUTLULUKTAN OLSUN... EVET ARKADASIM!GULMEK VARKEN SURAT ASMAK NIYE,GULDURMEK VARKEN AGLATMAK NIYE,GUZEL SOZLER SOYLEMEK VARKEN,KALPLERI KIRMAK NIYE?HAYAT COK KISA ARKADASIM VE BU DUNYADAKI HIC BIR SEY KIRILAN KALPLERE DEGMEZ. SIMDILIK HOSCAKAL ARKADASIM...YINE GEL.YANINA SENIN GIBI GULEN GOZLU,YUREGI SEVGI DOLU INSANLARI ALIP YINE GEL OLUR MU? DAL RUZGARI AFFEDER AMA KIRILMISTIR BIR KERE... BIZIM OMRUMUZDE HAYALLERIMIZ VARDI IRMAKLARINDA SANDALLARIMIZI YUZDURDUGUMUZ,BIZIM OMRUMUZDE DOSTLARIMIZ VARDI BIR GUN GORMEDIGIMIZ DE UZULDUGUMUZ... BENI DUSMANLARIMIN HANCERLERI DEGIL,DOSTLARIMIN SIRT USTU BIRAKMASI DERINDEN YARALAR... UYKUDAN UYANINCA INSANI UYANDIGINA PISMAN EDEN,GERI DONMEK ISTEYIPTE DONEMIYINCE CARESIZLIKTEN DELIRTEN,INSANIN HAYATTA SADECE BIR DEFA GOREBILECEGI HARIKA BIR RUYASIN... SEN ONUN ASKISIN,BEN ONUN DOSTU, ASKLAR GECICIDIR,DOSTLUK KALICI... PAYLASMAKSA CIKARSIZ SEVGIYI,HISSETMEKSE ICTENLIGI,ARAMAKSA DERTLERE COZUM,GUVENEBILMEKSE NEDENSIZ SONSUZA KADAR DOSTUMSUN(DEFNE'YE) AFFET BENI HEP GUZELI ANALIM.ANILARDA TEBESSUM YASATALIM.BEN KIRDIM, BEN UZDUM YARALADIM.MUTLULUK GOLGEN OLSUN ARKADAS'IM. DOST DIYE YUREK SALDIM GURBET ELE ELLERI BOS GOZU YASLI DONDU GERIYE DEDIDOSTLUK OLMUS YARENLIK UNUTULMUS DEDIMYA SU KARSIKI DAGLAR ONLAR DOST DEGILMI DEDIHEYHAT SUSAMISSIN SERAPTIR ONLAR O AN SILINIVERDI DOST DIYE SIRT VERDIGIM O DAGLAR TUM GUZELLIKLER ARDINDA O DOST KALMIS TEK BASINA UZAKLARDA COK UZAKLARDA HATIRALAR GIBI ESKI ZAMANLARDA O DOST KIMBILIR SIMDI NEREDE BELKI DUNYADA BELKI ECELDE BELKI DE TUM GUZELLIKLERDE HATIRALAR GIBI ESKILERDE ARKADASLIK SEVGISI VARDIR SIMDI ESKILERDE KALDI NEDEN ESKILERDE KALDI NEDEN HATIRLANMADI ARKADASLIK SEVGISI VARDIR BILEN AZDIR DUNYADA ARTIK BILEN YOKTUR BU YENI ZAMANLARDA ARKADAS KIRMAYAN KIRILMAYAN KIRILSADA YIKILMAYANDIR...! SENI OZLUYORUM HER OKULA GIDISIMDE CEKTIGIN KOPYA KAGITLARI HALA SIRANIN ALTINDA SENI BEKLIYOR SEN NERDESIN DOSTUM NERDESIN... MERHABA ARKADASIM BIR GUN BAHAR OLMAK ISTERSEN CICEKLERIN DAIMA ACIK OLSUN BIR GUN CICEK OLMAK ISTERSEN YUZUN HEP GUNESE DONUK OLSUN VE BIR GUN BIRINI SEVERKEN KALBIN HEP ONUNLA OLSUN DOSTUM OL AGLARKEN YABANCI OMUZ ARAMAYAYIM DOSTUM OL KALBEN TUT SEVGI SUN GOZLERINLE VE NE OLURSAN OL DOSTUM OL ISTER YANIM DA ISTER UZAKTA ISTER GULUSUM DE ISTER GOZ YASIM DA BIR SES CIGLIGIM OL ODAMA DOL AMA BENIM DOSTUM OL SEN ESKIDEN BOYLE DEGILDIN ,GOZLERIN ISIL ISIL GULER OYNARDINHAYATA BAKMAZ, HAYATI YASARDIN KOSARDIN, COSARDIN, SAVASIRDIN, SIMDI NE OLDU SANA ? HAYATA KUSMUS YORULMUSSUN SISMANLAMIS YASLANMISSIN BAKISLARIN SOLGUN BIR BAGRI YANIK KARDASIM VAR AGLARMI BILMEM UZANIPTA GOZLERINE AKAN YASLARI SILEMEM YARIN ASKERE GIDECEK GITME KAL DIYEMEM AGLAMA KARDAS AGLAMA AGLAYIPTA YUREGIMI DAGLAMA ARKADAS ICIMI SEN, DISIMI SEN BILIRSIN. ANCAK SEN OLURSUN BANA YOLDAS. HAYDI TUT ELLERIMDEN, BERABER YURUYELIM YARINLARA, GEL ARKADAS! GERCEK ARKADAS SAGLIK GIBIDIR DEGERI ANCAK O YOK OLUNCA ANLASILIR ... DUNYADA 100 TANE ARKADASIN VARDIR,99 TANESI KOTUDUR.1 TANE ARKADAS SEC KENDINE HEM ARKADAS HEM KARDAS OLSUN SANA !!! http://www.kedimveben.com/001200501/komik23.gif http://www.gulum.net/arkadaskart/images/6.jpg http://www.gulum.net/arkadaskart/images/4.jpg |
Dostluk adına Dostun Tanımı Bir dost nasıl anlatılır, hani başlangıç tarihi olmayan hatıralar vardır ya işte öyle bir anı gibidir akılda yer eden dostlar. Düşündüm yaşamımda yer eden bir dostumu anlatmanın en kolay yolu nasıldır diye iki paragrafla bitirilecek bir açıklama gibi geldi ilk başta. Amaaa anlatmak için yazmaya başlayınca bir dostu anlatmanın öyle kolay olmadığını gördüm dost dediğin yüreğine okkalı bir şekilde yerleşmişse onu anlatmak gerçekten zor oluyor. Gece yıldızları anlatabildiği kaç tane dostu vardır insanın, yada sevdiklerini anlatabildiği, acılarını paylaşabildiği ve acılarını dinleyebildiği, yazarken bile benmerkezci br hava çizdiğimi farkettim dosttan beklentileri ön plana çıkartıyorum hemen dostluk paylaşmaksa cümlelerin ekleride değişmeli yapılarıda. En uygun dost tanımını yapmak gerekirse diyorum aklıma gelen bir türkünün dizeleri oluyor "Dost dost diye nice nicesine sarıldım, benim sadık yarim kara topraktır" evet dost dediğin ve dost olabildiğinle toprak olabilmeki insan. Toprak bereketi ifade eder ve dostlar birbirine yaşamı doğurarak/doğurtarak hediye ederler. Dost, dostum, dostlarım hangisine takılı kalır aklım bilemem ne kadar çoğulluk ifade ediyor dostlarım. kimin bu kadar çoğullaşabilmiş ve toprak olmayı başarabilmiş dostu vardır dünyada merak ediyorum. Dost dediğin uçsuz bucaksız anlamlar ifade ediyor, düşünce dostu tanımlamaya aklına binlerce şey gelmeye başlıyor atasözleri, türküler, deyimler uzar gider liste hepsi bir dost arar karanlığında sessizliğinin. Galiba insanlar yalnızlığından korktukları için dosta sarılma hissi duyuyorlar " Düşenin dostu olmaz " düşmeden dost olmamışsa düştükten sonrada dost olmaz. Türk Dil Kurumu'nun Dost'u anlatması ise daha enterasan "Sevilen, güvenilen, yakın arkadaş, gönüldaş, iyi görüşülen kimse, düşman karşıtı" buyrun düşman karşıtı olan herkes dost mudur? Birde şöyle bir tanımı var dostun "Erkek veya kadının evlilik dışı ilişki kurduğu kimse" yani aldatmanın diğer adı dost oluyor. Dost dediğin karanlıkta bir mum ışığı ise dosta giden tüm yollar aydınlık mı olur ? Yada dost karanlıkta omuz omuzu ışığı bulmak mıdır ? Ne kadar zormuş dostun tanımını yapmak ve onu anlatmak oysa en kolay anlatılabilir şeydir dostluk sorarsan "dost işte, sırdaşım, gardaşım benim" bu kadar rahat ve kolay anlatılıyor. Birde dosttan ayrı kalmak var (yanlış anlamayın sevgili olan dosttan değil dost olan dosttan) işte o zamanda "Dost hasreti zor imiş, her dem ahuzar imiş" böyle bir havaya giresi geliyor insanın. bugüne kadar dostunu özlediği için böyle bir türküyü kim yakmıştır notalara bağlayarak. Özlemenin bir diğer adıymış dost. Andığında hissetmek olabilir mi? Çok sevdiğin bir dostun seni düşündüğünde onu hissedip aramak, aklıma geldin diye ve aaa bende seni düşünmüştüm tam şimdi diyebilmek telefonun diğer ucunda, yakınsan koşarak gidebildin mi kapısına kadar bana ihityacın olduğunu hissettim diye. Dost seni anlatmak ne kadar zormuş böyle uzun uzadıya. Derler ki " dostun attığı taş baş yarmaz" öylemidir bunu kaldıracak ve içselleştirecek biri olabildik mi? dostun attığı taşla yaralanmayacak kadar ağır olmak kolay değil çünkü. Bize zor geliyor artık atılan taşlar, dost dediğin niye taş atmalı ki diye düşünür dururuz. o kadar kırılgan olmuşuz ki taş atılsa bir dost tarafından paramparça olabiliyoruz. Ve dost olabilmenin en güzel yanı birilerine Dostum diyebilmekte diyorum. Buraya bir şiirimi eklemek istiyorum Dost yüreği saran duvardır Aşk yürekte tüy iken dost yürekte demir ökçedir. Sevgi yürekte kor iken, Dost yüreği taşıyan kafestir Yalnızlık yürekte su iken Dost yüreği saran duvardır Evet dost yüreği saran duvardır ve dostun duvarını sağlamlaştıracak harc olmak gerekiyor dosta. ALINTI... |
1 ek ![]() |
Nasrettin Hoca bir Cuma günü camide cemaate namaz kıldırmak üzere ezan okunsun diye bekliyormuş. Bir adam gelmiş. "Hocam" demiş! "Eşeğimi yitirdim..." Hoca da adama;" Şu namazı kıldıralım, senin eşeğin çaresine bakarız" demiş. Hoca namazı kıldırmış, vaazini vermiş ve cemaate dönmüş: "Içinizde hiçbir dostuyla bir bardak çay içip saatlerce konuşmamış, dostuyla sekiz saatlik yürüyüşe çıkıp hiç konuşmadığı halde sıkılmadan yürüyüşünü tamamlamamış ve komşunun kızına kem gözle baktı diye dost bildiği arkadaşını arkadaşlıktan silmiş biri var mı?" diye sormuş. Arka sıralarda saf tutmuş biri parmağını kaldırıp, "Ben varım Hocam..." demiş. Hoca eşeğini yitiren adama dönmüş, "Al bu adamı git, bundan büyük eşek olur mu? Yitirdiğin eşeğin yerine kullanırsın" demiş. Dostun yoksa... Eşekten farkın ne? |
CENNET ÖYKÜSÜ Adam ve hayattaki dek dostu olan köpeği bir kazada ölür. Gökyüzüne çıktıktan sonra, bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başlarlar. Adam çok susadığını hisseder. Bir yudum su bulmak umuduyla yürümeye devam ederlerken, birden kendilerini rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçenin önünde bulurlar. Bahçe kapısının önünde beyazlar içinde bir kadın durmaktadır. Adam, köpeğiyle birlikte kadına yaklaşır ve sorar; -Burası neresi? -Burası “Cennet” efendim. Adam sevinçle “harika” der. “Peki bana biraz su verebilir misiniz? Çok susadım da.” Kadın cevap verir... -Tabii efendim. İçeri girin. İçeride dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz. Adam köpeğine döner, “Hadi oğlum içeri giriyoruz” diyerek kapıya doğru yürür. Beyazlı kadın adamı kapıda durdurur. -Üzgünüm efendim. Köpeğiniz sizinle içeri giremez. Hayvanları içeri almıyoruz. Bu sözler üzerine adam düşünür ve geri döner. Köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye başlarlar. Yolun sonunda çiftlik girişini andıran bir kapının önünde duran yırtık pırtık elbiseli bir dede durmaktadır. Adam sorar, -Affedersiniz, bana biraz su verebilir misiniz? Dede, “İçeri gel” der. “Kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var.” Adam sorar, “Peki arkadaşım da benimle gelip oradan içebilir mi? Dede “Tabii” der, “çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kase bulacaksın.” Suyu içtikten sonra adam kapıya dönüp dedeye sorar, “Su için çok teşekkürlür. Peki burası neresi?” Dede, “Burası cennet oğlum” der. “Ama nasıl olur?” diye şaşırır adam. “Biraz önce, burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem yerlere gittik. Orasının da cennet olduğunu söylediler.” “Şu rengarenk süslü altın kapılı yer mi?” diye sorar dede. “Orası cehennemdir.” Adam iyice şaşırır. “Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz?” Dede gülümser. “Hayır kızmıyorum. Çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennetten uzak tutuyorlar.” Bencillik cehennem. Dostluk ve paylaşma cennet. Cennet ve cehennem kavramları insanın bilinç boyutlarının sembolik anlatımı. Yani cennet ve cehennem bir yer değil bir bilinç seviyesi. Eğer mutlu, başkalarına yararlı olan, en önemlisi dostluğun derin paylaşımını bilen biriysen, “iyi ki varsın” diyenlerin çoksa zaten cennettesin bu dünyada. Paraya pula, gösterişe tapan, çıkar ilişkileri kuran biriysen zaten tek başına kaldığında derin yalnızlık duyarsın, hatta kalabalık içinde bile yalnızlık hissedersin. İşte bu cehennem. Ne çok insanın bir tek dostu bile yok ne yazık ki. Arkadaşlık, tanışlık başka dostluk başkadır. Çok dostum var diyenin hiç dostu yoktur. Gerçek dost, tek elin parmaklarının sayısından fazla değildir. Bu dünyada bir dostun bile varsa, zengin insansın. Sahip olduğun her şeyini kaybettiğinde bile yanında olacağına inandığın ve aynı durumda senin de onun yanında olacağın kişidir dostun. Aynı zamanda dost senin içindeki en iyiyi ortaya çıkarmana katalizör olan kişidir. Sürekli gelişen ve derinleşen bir olgudur dostluk. İşte bu kıstasla bak. Gerçekten kaç dostun var? Sözü, İçimizdeki Şaman- Duyguların Simyası adlı kitabımdan bir alıntı yaparak bitirmek istiyorum. Bu dünyada yaşarken kendi cennetini yaratamayan ve dünyayı cennete çevirmeye katkıda bulunmayan insanların bedenlerini terk ettikten sonra da eğer gidilecek bir cennet varsa o cennete gitmeye hakkı yoktur. |
Dosta Doğru İçimde uzayan her yol Çıkar gider dosta doğru Menekşe, nergis. Itır, gül Kokar gider dosta doğru Zamanım yoğrulur gamla Birleşir sabah akşamla Ilık kanım damla damla Akar gider dosta doğru Gel bende gör, sen gel beni Durduramaz engel beni Görmediğim bir el beni Çeker gider dosta doğru Beynim fırın, bağrım tandır Yanarım hayli zamandır Sevgim bir yavru ceylandır Şeker gider dosta doğru Ne saklarım ne gizlerim Yalnızca onu özlerim Tabutta bile gözlerim Bakar gider dosta doğru Şair : Abdurrahim Karakoç |
dostluk Eski Japon kültürüne göre parıldayan her şey değersiz ve bayağı kabul edilirdi. Yeni bir fincan veya vazo, ürküntü verirdi. Çünkü parlayan bir nesne yenidir ve yeni olduğundan henüz kullanımının ona kazandırdığı soylulukla değer kazanmamıştır.eskimiş, pek çok kez çay içmekten ötürü kararmış bir fincan, bizimle yaşamış, sabrımızı ve özenimizi aktardığımız bir eşyadır ve zamanla hem bizim huyumuzu, hem duygularımızı yüklenmiş ve bize hizmet ederek bunun karşılığını vermiştir.uzun süreli bir dostluk zamanın kararttığı bir fincanınkiyle eş değerde izler taşır.gündelik eşyalarda da, arkadaşlıklarda olduğu gibi çatlaklar ve gölgeler bulunur.bir fincanı fırlatıp atmamak ve bir arkadaşı yaşantından uzaklaştırmamak için sabır ve sadakat gibi son derece önemli, ama artık pek sık rastlanmayan iki duyguya gereksinme vardır.sabır, yüklendiği rol gereği bir tuğlaya, sadakat ise bir köke benzer. Sabır acelenin, sadakat ise tüketimin panzehiridir.bu iki duyguyu fiziksel bir imge olarak düşünürsek, "Dostluk tuğlalarla örülür, kökler sayesinde gelişir" |
Yalnızlıklar rıhtımından alıp götürür,süt beyaz yelkeniyle Uçurum kenarından çeker,adı şefkat elleriyle iyi ki varsın dedirttiren, avucunda tuttuğu yüreğiyle... 'Sen cansın benim dostumsun' ağız dolu kelimeleriyle Dosttur sözde değil özdedir adı... |
DOST BİRİKTİRMEK ! Dostluk nedir? Herhalde bir gösteriş, birine, aynı cinse, kadınsan erkeğe, erkeksen kadına karşı kendini beğendirme çabası, bir moda, bir gelgeç ruh hali değil... Sempati.. İlgi.. Bağlılık.. Yüceltme.. Taçlandırma... Sorumluluk duyma.. Yürekten algılama. Bakışlarla anlaşma. Ses tonuyla destek verme. Kesintisiz ilişki.. Kayıp olmaz, yitmez. Yoktan var olmaz bir duygu. Bunların hepsi biraraya gelip, zaman içinde gıdım gıdım birikerek dostluğun çimentosunu oluşturuyor. Gazetelerde okuyoruz. TV'lerde seyrediyoruz. Sağda, solda konuşmalarda adı geçiyor: Güzel yemek yeme dostu.. Edebiyat dostu. Türk Sanat Müziği dostu. Çocukların dostu.. Halkın dostu.. Dostluklar nasıl oluşuyor? Unuttuk.. Bu hızlı kent hayatı, dostluk duygusunu, aklımızdan aldı.. Yüreğimizden çaldı. Nasrettin Hoca bir Cuma günü camide cemaate namaz kıldırmak üzere ezan okunsun diye bekliyormuş. Bir adam gelmiş. "Hocam" demiş! "Eşeğimi yitirdim..." Hoca da adama; "Şu namazı kıldıralım, senin eşeğin çaresine bakarız" demiş. Hoca namazı kıldırmış, vaazını vermiş ve cemaate dönmüş: "İçinizde hiçbir dostuyla bir bardak çay içip saatlerce konuşmamış, dostuyla sekiz saatlik yürüyüşe çıkıp hiç konuşmadığı halde sıkılmadan yürüyüşünü tamamlamamış ve komşunun kızına kem gözle baktı diye dost bildiği arkadaşını arkadaşlıktan silmiş biri var mı?" diye sormus. Arka sıralarda saf tutmus, sümsük tipli biri parmağını kaldırıp,"Ben varım Hocam." demiş. Hoca eşeğini yitiren adama dönmüş, "Al bu adamı git, bundan büyük eşek olur mu? Yitirdiğin eşeğin yerine kullanırsın" demiş. Dostun yoksa... Eşekten farkın ne? Olumsuz düşünür Sokrates'e öğrencileri sormuş: Dostluk nedir? Sokrates de onlara şu yanıtı vermiş; "Çocukluğumdan beri arzuladığım bir şey vardır. Kimi insan atları olsun ister... Kimi insan köpekleri. Kimisi altını, kimisi de şanı, şerefi; bense bir dostum olsun isterim..." İnsan biriktiren yaratık... Şan, söhret biriktiriyor... Süper zenginse boğazda villa biriktiriyor. Tablo biriktiriyor. Repoda para kasalarda naftalin kokulu döviz, antika biriktiriyor. Gençse plak, kaset, cd biriktiriyor. Yorgun bir ihtiyarsa namaz niyaz biriktiriyor. Bazıları da Kuledibi'nde Çukurcuma'ya, Üsküdar'da Eskiciler Çarşısı'na, Unkapanı'nda Horhor'a gidip; antika lambalar, cam şişeler, eski koltuklar, tesbihler, tombaklar biriktiriyor. Alimse kitap biriktiriyor. Cahilse kin biriktiriyor. Dost biriktirmeyi içimizde kaç kişi deniyor? Evet, kabul ediyorum , insan birçok kişiyle beraber mükemmel dost olamaz, tıpkı aynı zamanda birçok kişiye aşık olamayacağı gibi... Fakat cinnete düştük. Dost biriktirmeyi unuttuk. İyi halt ettik. |
|
Zaman boynumda kement ötelere kur beni. Her halimde gariblik hangi dost okur beni.? Bir uslanmaz gönlüm var taştan taşa vur beni. Rüzgar alıp götürsün göklere savur beni. Ey düşleri gül kokan korkular bürür beni.! Utanmaz şehirlerden mor dağlara sür beni... Sonsuz sefere saldı içimdeki kor beni. Söz yavan, sükut ehli dervişlere sor beni.. Yoluna baş koyduğum aşk ile yoğur beni.. Öyle acizim, lutfet cemale doyur beni.... |
http://www.yazgulu.com/Bg/dost.jpg http://www.yazgulu.com/Bg/magnifiquedivide.gif http://www.yazgulu.com/Bg/magnifiquesmpic.gif Seni sen olduğun için sevendir Yüreğinin sesini uzaklarda bile dinleyendir İki eli kanda olsa derdine yetişendir Varolduğunu hissetiren,kıymet bilendir Dostdur sözde değil özdedir adı... Sabun köpüğü değil, darlık anında kaybolmaz Sözünün eri güvenirliği tartışılmaz Bilirsin, çıkılan yolda yarenlikden caymaz Hayatına girdi mi kolay kolay çıkamaz Dostdur sözde değil özdedir adı... Yüreğini menfaatsiz sunar İyiliğin için sözleri acıya bular, Vakti zamanı gelir söyledikleri bir bir çıkar Yoktur senle dolan kalbinde ne fitne fucur ne de çıkar Dostdur sözde değil özdedir adı... Yangınlardaki yüreğine, varlığı ile ferahlık Mutluluklarında, üstüne dikilen saf ipekden bayramlık Bilmez ne rol ne sahtekarlık En büyük özelliği yaradılışı doğallık Dostdur sözde değil özdedir adı... Yalnızlıklar rıhtımından alıp götürür, süt beyaz yelkeniyle Uçurum kenarından çeker,adı şefkat elleriyle İyiki varsın dedirttiren, avucunda tuttuğu yüreğiyle 'Sen cansın benim dostumsun ' ağız dolusu kelimeleriyle Dostdur sözde değil özdedir adı.... Tüm Dostlarıma.... |
BİR DOST Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... "nereden çıktın bu saatte" dememeli.. bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında, gözünün diline bilmeli.. dinlemeli sormadan.. söylemeden anlamalı... Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında.. Sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin... ihtiyaç duyduğunda gidip, müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.. kucaklamalı seni güvenli kolları dalları betken başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı... En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açık gösterebilmelisin.. gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz... Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlamayacağını bilmeli.. alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli... övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli.. ve sen öyle güvenmelisin ki ona; övdüğünde de, sövdüğünde de, bunun iyilikten olduğunu bilmelisin... Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi.. Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş.. gözbebekleri bulutlandığında, yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.. ve ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş... Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış, iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri... "parkurun bütün zorluklarına rağmen, dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız" diyebilmeli... Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız, kısa ama ümit varı bir yazıya, yüreğe benzer bir taşa bağlayıp, birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz: "bunu da aşacağız! İmza: bir dost!..." Yazar : Can DÜNDAR |
|
PAYLAŞACAK DOSTLARINIZ YOKSA İYİ ŞEYLERE SAHİP OLMANIN BİR ZEVKİDE YOKTUR.. |
| Saat: 11:05 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık