MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Müslümanlık/İslamiyet (https://www.msxlabs.org/forum/muslumanlik-islamiyet/)
-   -   İslam Dininde Ana-Baba ve Evlad Hakkı (https://www.msxlabs.org/forum/muslumanlik-islamiyet/8232-islam-dininde-ana-baba-ve-evlad-hakki.html)

asla_asla_deme 21 Ağustos 2006 15:50

(F) (F) (F) ANA-BABA HAKKI(F) (F) (F)

Ana-babaya iyilik ve ihsan evlât üzerine farzdır, onlara isyan etmek haramdır. Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Cennet kokusu beşyüz yıllık mesafeden duyulur Ana-babasını Üzenler ve sılâ-l rahmi terk edenler.bunu duyamaz.) [Taberânî]
(Ömrünün uzun, rızkının bereketli olmasını istiyen, ana-babasına iyilik etsin, sıla-ı rahmde bulunsun!) [İ. Ahmed]
[Sılâ-i rahm, ana-baba ve yakın akrabayı ziyaret etmek demektir.}
(Hanımını anasından Üstün tutana ALLAH la'net etsin!) [M. Cinan]
(ALLAH indinde en faziletli amel, vaktinde kılınan namazdır, sonra ana-babaya iyiliktir.) [Müslim]
(Ana-babasından biri hayatta olup da, onun rızâsını almıyan, onu küstüren, Cehenneme girmeye müstehak olur.)

Eshâb-ı kiramdan biri Ya Resûlallah, ana-baba, evlâtlarına zulmetseler de rızâlarını alamıyan yine Cehenneme gider mi?) diye sorunca, Peygamber aleyhisselâm, üç defa (Evet zulmetseler de...) buyurdu (Beyhekî)
Şu hâlde ana-baba zâlim olup, evlâda zulmetseler de, günah işlemeyi emretseler de, yine onları üzmemeye, küstürmemeye çalışmalıdır! Günah olan emirleri yapılmaz ama, yine de onları üzücü söz söylemek caiz olmaz. Ana-baba kötü bile olsa, yine onlarla iyi geçinmelidir! Ziyaretlerini terk etmek büyük günahtır. Hiç olmazsa, selâm göndererek, tatlı mektup yazarak, telefon ederek, bu günahtan kurtulmalıdır!


Çocuğun da ana-baba üzerinde hakları
1- Evlâdın annesini iyi yerden almalıdır! Ya'nî çocuğun annesi olacak kız,sâliha ve iyi bir aileden olmalıdır! ileride, çocuk, annesiyle kötülenmemelidir!
2- Çocuğa iyi isim koymalıdır! Hadîs-i şerifte buyuruldu kiÜç oğlu olup da, birine benim adımı vermlyen, cahillik etmiş olur.) [Taberânî]
Ahmed, Mehmed, Mahmûd gibi Peygamber efendimizin isimlerini koymalıdır! Çünkü ALLAHü teâlâ, (Hatibimin-isminde olan müslümana azâb etmeye haya ederim.) buyurdu.
3- Çocuğuna Kur'ân-ı kerîmi öğretmelidir!
4- Çocukları helâl lokma ile beslemelidir! Böyle yapmazsa, haram gıdaların,yemeklerin te'sîri, çocuğun özüne işler çocukta uygunsuz işlerin meydana
gelmesine sebep olur. Hadîs-i şerifte,(Yiyip içtikleriniz helâl, temiz olsun!Çocuklarınız, bunlardan hâsıl olmaktadır.) buyuruldu.
5- Çocuğu yedi yaşından itibâren namaz kılmaya alıştırmalıdır!
6- Çocuğuna ilim öğretmelidir!Dünya ve âhırette kurtuluş ilimledir
7- Çocuklara iyilik etmelidir! Hadîs-i Şeriflerde buyuruldu kiEvlâdınıza ikram edin, ana-babanın sizde hakkı olduğu gibi, evlâdınızın da sizde hakkı vardır.) [Taberânî](Hediye verirken çocuklarınızın arasında eşitliğe riâyet edin!) [Taberânî]
8- Çocuğu güzel terbiye etmelidir!Hadîs-i şeriflerde buyuruldu kiÇocuğu güzel terbiye etmek, evlâdın baba üzerindeki haklanndandır.) [Beyhekî]
(Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara müslümanlığı öğretmelisiniz! öğretmezseniz, mes'ûl olursunuz.) [Müslim]

EVLAD HAKKI


(Bir mü'min vefât edince bütün amelleri kesilir. Yalnız üç amelinin sevâbı amel defterine yazılmaya devam eder. Bu üç amel, sadaka-i câriye, faydalı kitapları ve kendisine hayırlı duâ eden sâlih çocuklarıdır.)

Evlâdın, ana-baba üzerinde hakları vardır. Bazıları şöyledir:

1- İleride, çocuk annesiyle kötülenmemesi için, evlâdına anne olacak kızı, iyi yerden seçmelidir. Sâliha olmasına dikkat etmelidir! Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

(Kadın, malı, güzelliği, asâleti ve dindarlığı için nikâh edilir. Sen dindar olanı seç ki, maddî ve ma'nevî ni'mete kavuşasın!) [Buhârî]

(Kadını güzelliği için alma, güzelliği onu helâke sürükleyebilir. Sırf malı için de alma, malı onu zarara sokabilir. Dindar olanla evlen!) [İbni Mâce]

2- Çocuğa iyi isim koymalıdır! Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

(Siz kıyâmette, kendinizin ve babanızın ismiyle çağrılırsınız. Bu bakımdan çocuklara güzel isim koyunuz!) [Ebû Dâvud]

(Çocuğu güzel terbiye etmek ve ona güzel bir isim koymak, evlâdın babası üzerindeki haklarındandır.) [Beyhekî]

(ALLAHü teâlânın indinde isimlerin en sevgili olanı Abdullah ve Abdurrahman'dır.) [Müslim]

(Üç oğlu olup da, birine benim ismimi vermiyen, câhillik etmiş olur.) [Taberânî]

(MUHAMMED ismi verdiğiniz çocuğa karşı hürmetli olun, toplantılarda ona yer verin ve hiç bir şekilde onu azarlamayın!) [Hatîb]

(MUHAMMED isimli kimseyi hakir görmeyin, onu mahrûm etmeyin! MUHAMMED isimli kimsenin bulunduğu bir evde veya bir yerde bereket vardır.) [Deylemî]

(ALLAHü teâlâ buyurur ki: İsmi, Ahmed, MUHAMMED, Mahmûd gibi habîbimin isminden olan mü'mine azâb etmekten hayâ ederim.) [R.Nâsihîn]

[Ecdâdımız, MUHAMMED ismine hürmetsizlik olmasın diye Mehmed ismi koymuşlardır.]

Çocuğa Reşid, Emin gibi övücü isimler koymak câiz ise de koymamak iyi olur. Çünkü böyle isimleri söyliyerek, o isim sâhibine hakaret etmek, isme de hakaret olur. Meselâ Tembel Emin yerine, bu çocuk tembeldir demelidir. (Şir'a)

Kıyamet günü günahları, sevâblarından daha çok olan bir kimse, Cehenneme götürülür. ALLAHü teâlâ, Cebrâil aleyhisselâma buyurur:

-Yâ Cebrâil, bu kimseye sor ki, hayatında hiçbir âlimin sohbetinde bulundu mu?

Cebrâil aleyhisselâm, o kimseye sorar. O da, (Ne yazık ki, hiç bir âlimle bir arada bulunmadım) der. ALLAHü teâlâ, tekrar buyurur.

- Yâ Cebrâil, bu kula sor ki, hiçbir âlimi ilminden dolayı sevdi mi?

Cebrâil aleyhisselâm, ona sorar. O da, (Hayır sevdiğim bir âlim yoktu) der.

ALLAHü teâlâ buyurur ki:

- Yâ Cebrâil, bu kimse, tesâdüfen de olsa bir âlimle yemek yemiş midir?

Cebrâil aleyhisselâm sorar. O kimse de (Hayır hiç bir âlimle bir sofrada bulunmadım) der. ALLAHü teâlâ buyurur ki:

- Yâ Cebrâil, bu kulun ismi, bir âlimin ismine benziyor mu?

Cebrâil aleyhisselâm sorar. O kimse de (Hayır ismim hiçbir âlimin ismine benzemiyor) der. ALLAHü etâlâ buyurur ki:

- Bu kulumu Cennete götürün. Çünkü o, âlimi seven bir kimseyi severdi. (El-Envâr)

Gürüldüğü gibi, ismi bir âlimin ismine benzemek, hattâ âlimi seven kimseyi sevmek bile insanın kurtuluşuna sebep olmaktadır. Tabiî her şeyden önce mü'min olmak şartı vardır. Mü'min olmadıktan sonra güzel ismin ve hiç bir ibâdetin kıymeti olmaz.

Eğer bir kimsenin ismi kötü ise, bunu değiştirmelidir! Hadîs-i şerîfte (Kötü ismi olan bunu güzel isme çevirsin) buyuruldu. (Berîka)

Avrupa'da ba'zı gençler kendilerine kâfir ismi takıyorlarmış İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: (Bir müslümanın, bir kâfir ismini almaktan, korkunç arslanlardan kaçmaktan daha çok kaçması lâzımdır. Bu isimlerin sâhibleri, ALLAHü teâlânın düşmanlarıdır. Hadîs-i şerîfte (Kötü zan altında kalınacak yerlerden kaçınız) buyuruldu. Dinsizlik alâmeti olan ve bu zannı uyandıran isimleri koymaktan, [sözleri söylemekten ve alâmetleri kullanmaktan ve işleri yapmaktan] kaçınmak her müslümanın vazîfesidir.) [Müj. Mektûblar]

Çocuk doğar doğmaz, hemen isim konabilir, bir hafta kadar geciktirmekte de mahzûr yoktur. Mühim olan çocuğa güzel isim koymalıdır! Bir ismin güzel olması için mutlaka Kur'ân-ı kerîmde bulunması lâzım değildir. Yüz binden fazla Eshâb-ı kirâmdan Hz. Zeyd hâriç, hiç birinin ismi Kur'ân-ı kerîmde yoktur. Güzel isimler çoktur. Değişik isim olsun diye, Kur'ân- kerîmde geçen her kelimeyi, sırf Kur'ân-ı kerîmde geçtiği için çocuğa isim olarak koymak, çok yanlış olur. Çünkü Kur'ân-ı kerîmde güzel isimlerin yanında çirkin isimler de vardır. En başta şeytân var, iblis var, Hannâs vardır. Kâfirlerden Kârûn, Hâmân vardır. Peygamber efendimizin düşmanı Ebû Leheb'in ismi vardır. Kurân-ı kerîmde geçiyor diye yıldırım, şimşek, gelmek, gitmek gibi kelimelerin arabîsini isim olarak koyanlar oluyor. Bu kelimelerden en meşhûrlarından biri Esrâ'dır. Esrâ, gece yürümek ma'nâsına gelir. Ünzile, indirildi, indirilmiş demektir. Böyle isimleri koymak câiz ve güzel ise de, enbiyânın, ulemânın, evliyânın ismini tercîh etmek elbette iyi olur.

Peygamber efendimiz de, Hz. Hasan doğduğu zaman kulağına ezân okumuştur. (Tirmizî)

Bir hadîs-i şerîfte de buyuruldu ki:

(Yeni doğan çocucunun sağ kulağına ezân, sol kulağına da ikâmet okunursa, "ümmü sıbyân" denilen hastalıktan korunmuş olur.) [Beyhekî]

[Ezân okuyacak kimse, çocuğu yastık gibi yumuşak bir şey üstüne koyarak kucağına alyr, yavaşça sağ kulağına ezân, sol kulağına da ikâmet okur. Sonra kulağına ismini söyler. Çocuğu birisi kucağına alıp, ezânı bir başkası da okuyabilir.] Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:

(Çocuğa güzel isim vermek, dinini öğretmek ve vakti gelince evlendirmek, evlâdın babası üzerindeki haklarındandır.) [Ebû Nuaym]

Fakir baba çocuğunu evlendirmeye mecbur değildir.

3- Çocuğu güzel terbiye etmelidir! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Çocuğu güzel terbiye, evlâdın babasındaki haklarındandır.) [Beyhekî]

4- Çocuğa karşı şefkatli davranmalıdır! Peygamber aleyhisselâm, torunu Hz.Hasan'ı öperken birisi görüp, (Yâ Resûlallah, benim on çocuğum var, hiç birini öpmem) dedi. Resûlullah efendimiz, (Merhamet etmiyen merhamet bulamaz) buyurdu. (Buhârî)

5- Çocuklara bedduâ etmemelidir. Abdullah bin Mübârek hazretleri, çocuğunu şikâyet eden birisine, (Çocuğuna hiç bedduâ ettin mi?) diye sordu. O kimse, evet diye cevap verince, (Çocuğun ahlâkını sen bozmuşsun) buyurdu.

6- Çocuklara iyilik etmelidir! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Evlâdınıza ikrâm edin, ana-babanın sizde hakkı olduğu gibi, evlâdınızın da sizde hakkı vardır.) [Taberânî]

a) Bir kimse, malının hepsini çocuğunun birine verip diğerlerine vermese, câiz olur. Bu mal, çocuğun mülkü olur. Diğer çocukların, bundan birşey istemeye hakları olmaz. Fakat babası, sâlih çocukları arasında ayırım yaptığı için günâha girer. (Hindiyye)

b) Sâlih ve ilim tahsîlinde olan çocuklarına, diğerlerinden daha çok mal vermek câizdir. Salâhları eşit ise, eşit vermelidir! Çocukları fâsık olanın, mîrâs bırakmayıp, sâlihlere, hayrata vermesi efdâldir. Çünkü, günâha yardım etmemiş olur. (Fetâvâyı Bezzâziyye)

c) Fâsık çocuğa nafakadan fazla yardım yapmamalıdır!

7- Çocukları helâl lokma ile beslemelidir! Böyle yapılmazsa, haram gıdâların, yemeklerin te'sîri, çocuğun özüne işler çocukta uygunsuz işlerin meydana gelmesine sebep olur. Hadîs-i şerîfte, (Yiyip içtikleriniz helâl, temiz olsun! Çocuklarınız, bunlardan hâsıl olmaktadır) buyuruldu. (R.Nâsıhîn)

8- Çocuğa Kur'ân-ı kerîm öğretmeli, yedi yaşından i'tibâren de namaz kılmaya alıştırmalıdır! Çocuğa ilim öğretmelidir. Çünkü dünya ve âhirette kurtuluş ilimledir.

9- Çocuk âkıl bâlig olup evlendikten sonra hadîs-i şerîfte bildirildiği gibi böyle demelidir:

(Evlâdım, seni terbiye ettim. Okuttup evlendirdim. Dünyada bir felâkete, âhirette azâba uğramaktan ALLAHü teâlâya sığınırım. Aklını başına topla, buna göre çalış!) [İ. Hibban]

Babanın, çocuklarına ilim, edeb ve san'at öğretmesi farzdır. Önce, Kur'ân-ı kerîm okumasını öğretmelidir. Sonra îmânın ve islâmın şartlarını öğretmelidir. Yedi yaşından i'tibâren namaz kılmaya alıştırmalıdır! Dünya ve âhirette kurtuluş ilimledir. Çocuğu, din bilgilerini öğrendikten sonra, okula göndermeli, lise ve üniversite tahsîli yaptırmalıdır. Dinini öğrenmeden mektebe gönderilirse, artık bunlary öğrenecek vakit bulamaz. Din düşmanlarının tuzaklarına düşüp, onların yalanlarına aldanır. Dinsiz ve islâm ahlâkından mahrûm olarak yetişir. Dünya ve âhirette felâketlere sürüklenir. Millete zararlı olur. Kendine ve başkasına yapacağı kötülüklerin günâhları, ana-babasına da yazılır. Çocuğunu, din bilgilerini öğretmeden önce, kâfir ve hıristiyanların mekteplerine göndermenin büyük zararları, (İrşâd-ül-hiyâra) kitabında yazılıdır.

10- Ahnef bin Kays hazretleri buyurdu ki:

(Evlâd için zorluklara katlanmalıyız. Onların ayakları altında yumuşak yer, bağları üstünde gölge olmalıyız! Onlara sert davranmıyalım ki bizden uzaklaşmasınlar. Bizden usanıp ölümümüzü beklemesinler. Uygun isteklerini yerine getirmeliyiz! Öfkelenirlerse teskîne çalışmalıyız!)

11- Çocuklar arasında adâlete riâyet etmeli,ayrım yapmamalıdır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Hediyede, ihsânda çocuklarınız arasında eşitliğe riâyet ediniz! Eğer onlardan birini tercih etseydim, kız evlâda öncülük tanırdım.) [Taberânî]

12- Fudayl bin İyâd hazretleri buyurdu ki:

(Şunları yapan mürüvvet ehlidir. Anasına, babasına iyilik eden, akrabâsını ziyâret eden, din kardeşine ikrâmda bulunan, çoluğu, çocuğu ve hizmetçisi ile iyi geçinen, dinini koruyan, malını iyi yerlerde harcıyan, dilini tutan, gözünü haramlardan koruyan, fuzûlî işlerden uzak duran ve Rabbine ibâdet eden kimse.)

13- Baba, yapmıyacağını zannettiği emri çocuğuna söylememelidir. Söyleyip de onu itâ'atsizliğe sürüklememelidir. Sâlih zatın birisi, oğlundan hiç bir şey istemezdi. Sebebi suâl edilince, (Bir şey istediğim zaman, oğlumun bana karşı gelmesinden korkarım. Bana karşı gelince Cehennem ateşine müstehak olur. Ben de çocuğumun ateşte yanmasına râzı olamam) buyurdu. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Şunlar, insanın saâdetinin alâmetidir: Sâliha hanım, itâ'at eden çocuklar, sâlih arkadaş.) [Hâkim]

14- Çocuğun akîkasını kesmelidir. Akîka, çocuk ni'metine karşılık, ALLAHü teâlâya şükür etmek niyyeti ile hayvan kesmektir. Hadîs-i şerîfte, (Akîka, erkek çocuk için iki, kız çocuğu için bir koyun kesmektir) buyuruldu. (Taberânî)

Çocuğa nafaka vermesi vâcib olan kimsenin, yedinci günü isim koyması ve bağını tıraş ettirip, saçının ağırlığı kadar, erkek için altın veya gümüş, kız için gümüş sadaka vermesi ve kendi malından, erkek için iki, kız için bir akîka hayvanı kesmesi müstehabdır.

15- Çocuğu doğuran kadının emzirmesi faydalıdır. Hadîs-i şerîfte, (Çocuğa, annesinin sütünden iyisi yoktur) buyuruldu. (Şir'a)

Annenin sütü yoksa çocuğu sâliha, soylu olan bir kadın emzirmelidir. Çünkü kadınların sütü, çocukta te'sîrini gösterir ve eserleri bir gün ortaya çıkar. Bugün modern tıb da yaptığı araştırmalarda, anne sütü yerini alacak bir gıdanın olmadığını bildirmektedir.

16- Çocuğun ağlamasından sıkılmamalıdır. Çünkü çocuğun ağlaması, zikir, tehlîl ve ALLAHü teâlâ için hamddir. Ana-babası için ise duâ ve istigfârdır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Mü'minin çocuğu 4 ay lâ ilâhe illâllah, 4 ay MUHAMMEDün Resûlullah, 4 ay da, ALLAHümmagfir lî ve livâlideyye [yâ rabbî, beni ve ana-babamı magfiret eyle] der.) [R.Nâsıhîn]

17- Çocuk konuşmaya başlayınca, en önce Lâ ilâhe illâllah kelimesini ona öğretmelidir. Bunu yedi defa ona telkîn etmelidir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Çocuklarınız konuşmaya başlayınca onlara Lâ ilâhe illallah'ı öğretin.) [İ.Sünnî]

Mü'minûn sûresinin 116. âyetini, Âyet-el-kürsî'yi ve Haşr sûresinin sonu olan Hüvallahüllezî'yi okuyup öğretmelidir. Böyle yapana, ALLAHü teâlâ, kıyâmette hesap sormaz. Çocuk sağını solundan ayırdığı zaman, ona iyi işler yaptırmalıdır. Yaptığı iyi işlerin sevâbı, onu yetiştiren, terbiye eden babasına da verilir, kötülükleri ise verilmez.

18- Çoluk çocuğu terbiye etmek için dövmek doğru değildir. Ancak yanlış bir iş yapınca, cezâlanabileceği hissini vermek lâzımdır. Peygamberimiz, ev halkının dövülmemesini emrettiği halde, terbiye edilmeleri için cezâlanacakları, dövülecekleri hissini taşımaları gerektiğini bildirmiştir. Bu husustaki hadîs-i şerîflerden biri şöyle:

(Ev halkınızı terbiye için bastonunuzu onların göreceği yere asın!) [Taberânî]

Çocuk, ana baba elinde bir emânettir. Çocukların temiz kalbleri kıymetli bir cevher olup, mum gibi, her şekli alabilir. Küçük iken, hiçbir şekle girmemiştir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun mahsûlü alınır. Bunun gibi çocuk da neye meylettirilirse, oraya yönelir. Eğer hayrı âdet eder, öğrenirse hayır üzerine büyür. Çocuklara îmân, Kur'ân ve ALLAHü teâlânın emirleri öğretilir ve yapmaya alıştırılırsa, din ve dünya saâdetine ererler. Bu saâdete ana-baba ve hocaları da ortak olur. Eğer bunlar öğretilmez ve alıştırılmaz ise, bedbaht olurlar. Yapacakları her fenâlığın günâhı, ana-baba ve hocalarına da verilir. Her müslüman, emri altInda bulunanlardan mes'ûldür. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

(Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban, sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara müslümanlığı öğretmezseniz, mes'ûl olursunuz.) [Müslim]

(Çocuklarına Kur'ân-ı kerîm öğretenlere veya Kur'ân-ı kerîm hocasına gönderenlere, öğretilen Kur'ân'ın her harfi için, on kere Kâ'be-i mu'azzama ziyâreti sevâbı verilir ve kıyâmette, başına devlet tâcı konur. Bütün insanlar görüp imrenir.) [S.Ebediyye]

(Çok müslüman evlâdı, babaları yüzünden Veyl ismindeki Cehenneme gidecektir. Çünkü bunların babaları, yalnız para kazanmak ve keyf sürmek hırsına düşüp ve yalnız dünya işleri arkasında koşup, evlâdlarına müslümanlığı ve Kur'ân-ı kerîmi öğretmediler. Ben böyle babalardan uzağım. Onlar da benden uzaktır. Çocuklarına dînlerini öğretmiyenler Cehenneme gidecektir.) [S.Ebediyye]

Kendinin yapması harâm olan şeyi çocuğa yaptıran kimse, harâm işlemiş olur. Çocuklarına içki içiren, kumara alıştıran, müstehcen neşriyatı okumasına sebep olan, yalancılık, hırsızlık gibi kötü huylara alıştıran, kıbleye karşı ayak uzatmasına sebep olan kimse, günâh işlemiş olur.

Dînimizin temeli, îmânı, farzları ve harâmları öğrenmek ve öğretmektir. ALLAHü teâlâ, Peygamberleri bunun için göndermiştir. Gençlere bunlar öğretilmediği zaman, İslâmiyet yıkılır, yok olur. ALLAHü teâlâ, müslümanlara (Emr-i ma'rûf) yapmayı emrediyor. Ya'nî, benim emirlerimi, bildiriniz, öğretiniz buyuruyor. (Nehy-i münker) yapmayı da emrederek, yasak ettiğini bildirdiği harâmların yapılmasına râzı olmamamızı istiyor. Kur'ân-ı kerîmde buyuruluyor ki:

(Kendinizi ve âile efrâdınızı Cehennem ateşinden koruyun!) [Tahrim 6]

Kur'ân-ı kerîmde, nefslerimizi ve aile efradımızı, yakıtı insan ve taş olan Cehennem ateşinden korumamız emredilmektedir. Elli-yüz senelik kısa bir hayat için evlâdımızı dünya felâketlerinden korumaya çalıştığımız gibi, ebedî felâkete düçâr olmaması için âhıretini de korumamız lâzımdır. Bir babanın, evlâdını Cehennem ateşinden koruması, dünya ateşinden korumasından daha mühimdir. Cehennem ateşinden korumak da, îmânı ve farzları ve harâmları öğretmekle ve ibâdete alıştırmakla ve kötü arkadaşlardan ve zararlı neşriyattan korumakla olur. Bütün fenâlıkların bağı, kötü arkadaştır. Kötü arkadaşları, onun, küstah, yalancı, hırsız, saygısız ve korkusuz olmasına sebep olabilir. Senelerce de bu kötü huylardan kurtulamaz.

Ne zaman çocukta iyi bir hareket görülürse, onu takdir etmeli, mükâfatlandırmalıdır! İnsanların yanında ba'zan onu övmelidir. (Amcası benim çocuğum böyle yaptı) diyerek iyiye teşvik etmelidir. Bir kabahat işler veya kötü bir söz söylerse birkaç defa görmezlikten gelmeli, (onu yapma) dememeli, azarlamamalıdır. Sık sık azarlanan çocuk, cesâretlenir, gizli yaptıklarını açıktan yapmaya başlar. Yaptığı kötü işlerin zararı, kendisine tatlı dil ile anlatılmalı, ikâz edilmelidir! Yapılan iş, dîne aykırı ise işin zararı, fenâlığı ve neticesi anlatılarak, o kötü işe mâni olmalıdır. Baba, baba olduğunu, büyük olduğunu hissettirmelidir! Anne, çocuğu babası ile korkutmalıdır!

Her gün bir müddet oynamasına izin vermelidir ki, çocuk sıkılmasın. Sıkılmak ve üzülmekten kötü huy hâsıl olur ve kalbi körleşir. Hiç kimseden para istemesine müsaade etmemeli, fazla konuşmamasını, büyüklere saygıyı öğretmelidir. İyi insanların güzel hâllerini anlatıp, onlar gibi olmaya, kötü insanların kötülüklerini anlatıp, onlar gibi olmamaya dikkat etmesi öğretilmelidir.

Çocuğa her istediğini almak ve lüks içinde yaşatmak uygun değildir. Büyüyünce de her istedişini ele geçirmeye çalışır; fakat bunda muvaffak olamayınca sukutu hayâle uşrar, isyânkâr olur. Kendimiz helâl yediğimiz gibi çocuklarımıza da helâl yedirmeliyiz. Harâmla beslenen çocuğun bedeni, necasetle yoğrulmuş çamur gibi olur. Böyle çocuklar da pisliğe, kötülüğe meylederler.

Çocuğa, israf etmemesini, kanaatkâr olmasını öğetmelidir. Ba'zan da yavan ekmek yemeğe alıştırmalıdır. Çocuğun kötü yerlere gitmesine mâni olmalıdır. Çocuk kötülerin yanında ahlâksız, yalancı, hırsız ve hayâsız olur.

Baba, ne devamlı asık suratlı durmalı, ne de çocukla fazla yüz göz olmalı, konuşmasının heybetini korumalıdır. Çocuğa babasının malı ile, rütbesi ile övünmemesi tenbih edilmelidir! Tevâzu sâhibi ve kibar olması öğretilmelidir! Başkalarından birşey almanın zillet olduğu, veren elin alan elden üstünlüğü bildirilmelidir! Cimriliğin çirkinliği öğretilmelidir! Başkalarının yanında edebli oturması, ayak ayak üstüne atmaması, lâubâli hareketlerden uzak durması telkin edilmelidir!

Fazla konuşmaktan çocuğu men etmelidir! Fazla konuşmanın hayâsızlığa yol açtığı, çenesi düşüklüğün kötülüğü belirtilmelidir! Çocuk nasıl olsa konuşmasını öğrenecektir. Maksat, ona icâb edince susmasını ve büyüklerin sözünü dinlemesini öğretmektir.

Doğru da olsa, çokça yemin etmesine izin vermemelidir! Vara yoğa yemin, kötü bir alışkanlıktır. Büyüklere hürmetin, yerini onlara vermenin ve herkesle iyi geçinmenin önemi anlatılmalıdırı.

Çocuğu daha küçükken namaza alıştırmalıdır. Büyüyünce namaz kılması zor gelebilir. Başkasının malını çalmayı, harâm yemeyi, yalan söylemeyi gözünde çirkin gösterecek şekilde anlatmalıdır! Böyle yetiştirip bülûğa erince, bu edeblerin sırlarını, inceliklerini ona söylemelidir. Her işi âdet olarak yapmaması, niyetle, şuurla yapmasının lüzûmu anlatılmalıdır. Meselâ, yemekten maksat, kulun Rabbine ibâdet etmesi, insanlara, vatanına, milletine faydalı hizmetlerde bulunması, insanların saâdeti için çalışması olduğu öğretilmelidir. Dünyadan maksadın, âhıret için azık toplamak olduğu, zîrâ dünyanın kimseye kalmadığı, ölümün çabuk ve ansızın gelebileceği anlatılmalı, (ne mutlu o kimseye ki, dünyada iken âhıret azığı elde eder, Cennete ve ALLAHü teâlâya kavuşur) demelidir. Küçük yaşında böyle terbiye edilirse, taş üzerine yazılan yazı gibi olur ve kolay kolay silinmez. Peygamber Efendimiz buyurdu ki:

(Bütün çocuklar, müslümanlığa elverişli olarak dünyaya gelir. Daha sonra bunları, ana-babaları hıristiyan, yahûdî ve dinsiz yapar.) [Taberânî]

Hadîs-i şerîfte müslümanlığın yerleştirilmesinde ve yok edilmesinde en mühim işin, çocuklukta ve gençlikte olduğu bildirilmektedir. O hâlde, her müslümanın birinci vazîfesi, evlâdına İslâmiyeti ve Kur'ân-ı kerîmi öğretmektir. Evlâd ni'metinin kıymeti bilinmezse, elden gider. Bunun için (Pedagoji), ya'nî çocuk terbiyesi, dînimizde çok kıymetli bir ilimdir.

İslâm dînine karşı olanlar, bu mühim noktayı anladıkları içindir ki, (Gençliğin ele alınması birinci hedefimizdir. Çocukları dinsiz olarak yetiştirmeliyiz) diyorlar. İslâmiyeti yok etmek ve ALLAHü teâlânın emirlerinin öğretilmesini ve yaptırılmasını engellemek için, (Gençlerin kafalarını yormamalıdır. Din bilgilerini büyüyünce kendileri öğrenirler) diyorlar.

Bugün, bütün hıristiyan ülkelerinde, bir çocuk dünyaya gelince, buna bozuk dinlerinin icâblarını yapıyorlar. Her yaştaki insanlara, hıristiyanlığı titizlikle ağılıyorlar. Müslümanların îmânlarını, dinlerini çalmak ve yok etmek ve onları da, hıristiyan yapmak için, İslâm ülkelerine paket paket kitap, broşür ve kaset gönderiyorlar. O hâlde, müslümanlar din câhillerinin hîlelerine, yalanlarına aldanmamalı, çocuklarımıza sahip olmalıyız. Onlara sahip olmak da, dînimizin emirlerine uygun olarak yetiştirmekle olur. Ahlâkı değiştirmek mümkün olduğu için Peygamber efendimiz, (Ahlâkınızı güzelleştirin) buyurmuştur. Zaten din, güzel ahlâk demektir. Şu hâlde dînin emrine uyup yasak ettiğinden kaçan, huyunu değiştirip güzel ahlâklı olur. Güzel ahlâklı olan da iki cihânda rahat olur.

En vahşî hayvan bile terbiye ile ehlileştiriliyor. Hiçbir zaman elma çekirdeğinden portakal olmaz. Fakat elma fidanını büyüterek, lüzûmlu ağı ve kültürel tedbirlerle kaliteli elma veren bir ağaç olarak yetiştirmek mümkündür. Bunun gibi insan tabiatında bulunan ba'zı arzûlar yok edilemez, fakat terbiye edilebilir. Terbiyede dayak atılmaz.

a) Çocuğu dövmek ahlâkının bozulmasına, hırçınlaşmasına sebep olur.

b) Dayakla büyüyen çocuk esnek olmaz, katı olur.

c) Dövülmek, çocukta ana-babaya karşı kızgınlığa yol açar. Çocuk kendi yaptığanın kötü bir şey olduğunu düşünmez, kendini suçlu görmez, kendini döveni suçlar.

d) Dövülen çocuk, kızdığı zaman, o da şiddete başvurur, bir başkasını döver. Böylece dayak vicdanlı olmaya değil, saldırganlığa sebep olur. Çocuğun hareketli olmasına üzülmemelidir! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Çocuğun, hareketli olması, büyüyünce aklının çok olacağını gösterir.) [Hakîm]

e) Sözden anlayacak yaştaki çocuğa dayak atılmaz. Sözden anlamayan çocuğuna hafifçe vurmak yeter. Başa, yüze tokat atmak, sopa ile dövmek çok zararlıdır. Bu ancak işkenceciye yaraşır.

Bir şeyi, zıddı kırar. Kötü huyları, iyi huylar yok eder. Bu bakımdan kendini zorla da olsa, iyi işler yapmaya alıştırmalı, onları âdet hâline getirmelidir! Çocuk, ahlâkı iyi olan insanlarla arkadaşlık ettirilirse, güzel huylar kendiliğinden onun tabiatı olur. Çocuklar böyle yetiştirilirse, dünya ve âhıret saâdeti elde edilir.

19- Çocuk yedi yaşına gelince, ona namaz kılmasını emretmelidir. Peygamber efendimiz, (Çocuklarınız yedi yaşına gelince, onlara namaz kılmalarını emredin, on yaşına gelince, kılmazsa, zorlıyarak kıldırın) buyurdu. (İ.Sünnî)

20- Çocuklar on yaşına gelince, yataklarını ayırmalıdır! Erkek ve kız çocukların odalarını ayırmalıdır. 21- Sünnet ettirmek mühim sünnettir. İslâmiyyetin şi'ârıdır, alâmetidir. Çocuk, âkıl bâlig olmadan önce her yaşta sünnet edilebilir. 7-12 arası daha uygun olabilir. Sünnet ederken, topluca yüksek sesle bayram tekbîri söylenir.

22- Çocuğu cömertliğe alıştırmalı, mal ve mülk sevgisini gözünden düşürmelidir. Çünkü para ve mal sevgisinin zararı, zehirden çoktur. Çünkü bütün kötülüklerin menşei, kaynağı; parayı, dünyayı sevmektir.

23- Çocuğa önce yemek yemenin edeblerini öğretmelidir. Yemek yemekten maksat, bedenin sıhhatini korumaktır, lezzet almak değildir demelidir.

24- Kapalı ve gizli işlerden onu men etmeli ki, kabahate karşı cesâreti kırılsın. Gündüz ve gece çok uyutmamalı, yumuşak elbiselere alıştırmamalı, yaya yürümesini de öğrenmeli, oturma, kalkma ve konuşmanın edeblerini anlatmalı, kadınlar gibi süslenmemesini, babasıyla ve dünya malı ile arkadaşlarına övünmekten menetmeli, yalan söylemekten sıkı men etmeli, doğru veya yalan yere yemîn etmemesini tembih etmelidir.

25- Çocuğun neye kabiliyeti olduğunu sezmeli, kabiliyetinin hangi ilim ve san'ata daha yatkın olduğunu anlayıp, o tahsîl ve san'ata vermelidir! Hadîs-i şerîfte; (Herkese dünyalıktan nasibi neyse, o şeyler ona kolaylaştırılır) buyuruldu. (Hâkim)

Çocuk ilim öğrenmeye yatkın ise, önce ilim tahsîli için gerekli terbiye verilmelidir. San'at sahibi olacaksa, dînî vecîbeleri öğrenip yaptıktan sonra, o san'atla meşgûl etmelidir. Burada en iyisi, çocuğun tabiatine, ya'nî kabiliyetine bakmalı, durumunu incelemeli, neye istidâdı olduğunu sezmeli, kabiliyetinin hangi ilim ve san'ata daha yatkın olduğunu anlayıp, o tahsîl ve san'ata vermelidir.

26- Kötülüğe sebep olacak alışkanlıkları veren oyunlardan sakındırmalıdır!

27- Dinimizde, kadının ve kız çocuklarının fazîleti büyüktür. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

(Kızlarınızı altın ve gümüş ile süsleyin! Elbiseleri güzel olsun! İ'tibâr kazanmaları için en güzel hediyelerle ihsânda bulunun!) [Hâkim]

(Kız çocuğunu güzelce terbiye edip, ALLAHü teâlânın verdiği ni'metlerle bolluk içinde yedirir giydirirse, o kız çocuğu onun için bir bereket olur, Cehennemden kurtulup kolayca Cennete girmesine vesîle olur.) [Taberânî]

(İki kız evlâdına güzel muâmele eden, mutlaka Cennete girer.) [ibni Mâce]

(İki kızı veya iki kız kardeşi olup da, mâişetlerini güzelce sağlayanla Cennette beraber oluruz.) [Tirmizî]

(Çarşıdan aldığı şeyleri, erkek çocuklardan önce kız çocuklarına verene ALLAH, rahmetle nazar eder. ALLAH, rahmetle nazar ettiğine de azâb etmez.) [Harâitî]

(Çarşıdan turfanda meyva alıp evine getiren, sadaka sevâbı alır. Getirdiği meyvayı, erkek çocuklarından önce kız çocuklarına versin! Kadınları, kızları sevindiren, ALLAH korkusundan ağlayanlar gibi sevâb kazanır. ALLAH korkusundan ağlıyanın bedeni de Cehenneme harâm olur.) [İbni Adîn]

(Üç kızına, ihtiyâçtan kurtulana kadar iyi bakan, yedirip giydiren, elbette Cenneti kazanır.) [Ebû Dâvüd]

(Üç kız veya kız kardeşinin geçim veya başka sıkıntılarına katlananı, ALLAHü teâlâ Cennete koyar.) Eshâb-ı kirâmdan biri, (iki tane olursa da aynı mıdır?) diye suâl edince, Peygamber efendimiz (Evet, iki tane olursa da aınıdır) buyurdu. Başka birisi, (Ya bir tane olursa?) diye suâl etti. Cevabında buyurdu ki: (Bir tane de olsa gene aınıdır.) [Hâkim, Harâitî]

Görüldüğü gibi, kız ve kadınlara değer vermiyenler, müslümanlığı bilmiyen kimselerdir. Müslüman, dinini iyi öğrenip kadına lâyık olduğu değeri vermelidir!

28- Çocuk sevgisi. Büyük-küçük çocuklarımıza sevgi ve şefkat göstermek, sevip öpmek sünnettir. Resûlullah efendimiz, evine gelen küçük çocukları sevip başlarını okşar, evin içinde oynamalarına da izin verirdi. Enes bin Mâlik hazretleri anlatır:

Resûlullah, çocuklara karşı da insanların en şefkatlisi idi. Oğlu İbrâhim'in süt annesi, Medîne'nin bir kenarında otururdu. Kadının kocası demirci idi. Resûlullahla bu eve sık sık giderdik. Varınca demircinin dumanla dolmuş evine girer, çocuğu kucaklar, öper ve bir müddet sonra dönerdi. Bir torunu ve kendi oğlu İbrâhim ölünce de ağlamış, (Şefkatimden ağlıyorum. ALLAH ancak merhametli olana rahmet eder) buyurmuştur. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

(Çocuklarınızı çok öpün, her öpüşte Cennetteki dereceniz yükselir.) [Buhârî]

Çocuk kokusu Cennet kokusudur.) [Taberânî]

(Çocuk dünyada nûr, âhırette sürurdur.) [Şir'a]

(Çocukları sevip okşayın, onlar gönül meyvesi, göz nûrudur.) [Ebû Ya'lâ]

(Çocuklarımız ciğerparelerimizdir.) [B.Arifîn]

(Çocuk sevgisi, cehennem ateşine karşı perdedir. Çocuklara iyilik etmek, Sıratı geçmeye sebeptir. Onlarla beraber yiyip içmek, Cehennemden kurtuluştur.) [Şir'a]

(Cennetteki "Sevinç sarayı"na, ancak çocukları sevindirenler girer.) [İ.Adîy]

(Çocuğuna iyilik etmek için yardımcı olan babaya ALLAH rahmet etsin!) [İ Hibbân]

(Lâ ilâhe illâllah diyene kadar çocuğu terbiye eden, hesâba çekilmez.) [Taberânî]

(Çocuksuz bir evin bereketi olmaz.) [Ebûşşeyh]

Bir bedevî, (Yâ Resûlallah, siz çocukları sevip öpüyorsunuz. Biz hiç öpmeyiz) dediği zaman,ona, (Şefkat ve merhamet duygusu olmıyana ne diyeyim?) buyurdu. (Buhârî)

Hz.Ömer, birini bir göreve ta'yin eder. O zat, görev emrini almak üzere Hz. Ömer'in huzûruna gelir. Hz.Ömer'in çocuğunu öptüşünü görür. (Benim birkaç çocuğum var, ama hiç birini öpmem) der. Hz.Ömer'in şekli değişir (Senin küçüklere, şefkatin, merhametin yok. İnsanlara nasıl merhamet edersin? Verilen görevden seni azlediyorum) buyurarak vazife emrini imzalamaz.

Torun sevgisi, evlâd sevgisinden daha ileridir. Resûlullah efendimiz, namaz kıldırırken secdede, torunu Hz. Hasan, mübârek omzuna çıkıp oturdu. Resûlullah efendimiz, secdeyi uzatınca, sahabeden, "acaba vefât mı etti" diye düşünenler oldu. Namazdan sonra secdeyi niçin uzattığını soranlara buyurdu ki: (Secdede iken torunum omzuma çıktı. Gönlü oluncaya kadar indirmediğim için secde uzadı.) [Nesâî]

Bir zât, Resûl-i ekremin, Hz. Hasan'ı öperken görünce, (On oğlum var, hiçbirini öpmem) dedi. Resûlullah efendimiz, (Merhamet etmiyen, merhamete kavuşamaz) buyurdu. (Buhârî)

Resûlullah efendimiz, Hz. Hasan'ı bir dizine Hz. Hüseyn'i de öteki dizine oturtur, bağrına basar, sonra da (Yâ Rabbî, bunlara rahmetini ihsân et, bunlary seviyor, bunlara şefkat duyuyorum) derdi. (Buhârî)

Peygamber efendimiz, Hz. Hasan'ı öptükten sonra Eshâb-ı kirâma buyurdu ki:

(Çocuk çekingendir, hâli bilinmez, belki üzüntülüdür.) [B.Arifîn]

Kur'ân-ı kerîmde, malın, evlâdın, fitne ya'nî imtihân olduğu bildiriliyor. (Tegabün 15)

(Yâ Rabbî, düşmanlarıma çok mal, çok evlâd ver) hadîs-i şerîfi, mal ve evlâd hayırlı olmadığı takdirde belâ olacağın bildirmektedir.) (Berîka)

Mal, çocuk ve hanım, cihâd, namaz gibi ibâdetlerden alıkoyabilir. Dikkatli olmak lâzımdır. Peygamber efendimiz, (Âhır zamanda sizin en iyiniz, çoluk çocuğu olmıyandır) buyuruyor. En iyilerden olanlara müjdeler olsun! Bunun için bir İslâm âlimi, (Bu devirde çocuğu olmıyan şükür secdesi yapmalıdır) buyurmuştur.




Mystic@L 24 Ağustos 2006 10:55

EVLAD HAKKI

(Bir mü'min vefât edince bütün amelleri kesilir. Yalnız üç amelinin sevâbı amel defterine yazılmaya devam eder. Bu üç amel, sadaka-i câriye, faydalı kitapları ve kendisine hayırlı duâ eden sâlih çocuklarıdır.)
Evlâdın, ana-baba üzerinde hakları vardır. Bazıları şöyledir:
1- İleride, çocuk annesiyle kötülenmemesi için, evlâdına anne olacak kızı, iyi yerden seçmelidir. Sâliha olmasına dikkat etmelidir! Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Kadın, malı, güzelliği, asâleti ve dindarlığı için nikâh edilir. Sen dindar olanı seç ki, maddî ve ma'nevî ni'mete kavuşasın!) [Buhârî]
(Kadını güzelliği için alma, güzelliği onu helâke sürükleyebilir. Sırf malı için de alma, malı onu zarara sokabilir. Dindar olanla evlen!) [İbni Mâce]
2- Çocuğa iyi isim koymalıdır! Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Siz kıyâmette, kendinizin ve babanızın ismiyle çağrılırsınız. Bu bakımdan çocuklara güzel isim koyunuz!) [Ebû Dâvud]
(Çocuğu güzel terbiye etmek ve ona güzel bir isim koymak, evlâdın babası üzerindeki haklarındandır.) [Beyhekî]
(Allahü teâlânın indinde isimlerin en sevgili olanı Abdullah ve Abdurrahman'dır.) [Müslim]
(Üç oğlu olup da, birine benim ismimi vermiyen, câhillik etmiş olur.) [Taberânî]
(Muhammed ismi verdiğiniz çocuğa karşı hürmetli olun, toplantılarda ona yer verin ve hiç bir şekilde onu azarlamayın!) [Hatîb]
(Muhammed isimli kimseyi hakir görmeyin, onu mahrûm etmeyin! Muhammed isimli kimsenin bulunduğu bir evde veya bir yerde bereket vardır.) [Deylemî]
(Allahü teâlâ buyurur ki: İsmi, Ahmed, Muhammed, Mahmûd gibi habîbimin isminden olan mü'mine azâb etmekten hayâ ederim.) [R.Nâsihîn]
[Ecdâdımız, Muhammed ismine hürmetsizlik olmasın diye Mehmed ismi koymuşlardır.]
Çocuğa Reşid, Emin gibi övücü isimler koymak câiz ise de koymamak iyi olur. Çünkü böyle isimleri söyliyerek, o isim sâhibine hakaret etmek, isme de hakaret olur. Meselâ Tembel Emin yerine, bu çocuk tembeldir demelidir. (Şir'a)
Kıyamet günü günahları, sevâblarından daha çok olan bir kimse, Cehenneme götürülür. Allahü teâlâ, Cebrâil aleyhisselâma buyurur:
-Yâ Cebrâil, bu kimseye sor ki, hayatında hiçbir âlimin sohbetinde bulundu mu?
Cebrâil aleyhisselâm, o kimseye sorar. O da, (Ne yazık ki, hiç bir âlimle bir arada bulunmadım) der. Allahü teâlâ, tekrar buyurur.
- Yâ Cebrâil, bu kula sor ki, hiçbir âlimi ilminden dolayı sevdi mi?
Cebrâil aleyhisselâm, ona sorar. O da, (Hayır sevdiğim bir âlim yoktu) der.
Allahü teâlâ buyurur ki:
- Yâ Cebrâil, bu kimse, tesâdüfen de olsa bir âlimle yemek yemiş midir?
Cebrâil aleyhisselâm sorar. O kimse de (Hayır hiç bir âlimle bir sofrada bulunmadım) der. Allahü teâlâ buyurur ki:
- Yâ Cebrâil, bu kulun ismi, bir âlimin ismine benziyor mu?
Cebrâil aleyhisselâm sorar. O kimse de (Hayır ismim hiçbir âlimin ismine benzemiyor) der. Allahü etâlâ buyurur ki:
- Bu kulumu Cennete götürün. Çünkü o, âlimi seven bir kimseyi severdi. (El-Envâr)
Gürüldüğü gibi, ismi bir âlimin ismine benzemek, hattâ âlimi seven kimseyi sevmek bile insanın kurtuluşuna sebep olmaktadır. Tabiî her şeyden önce mü'min olmak şartı vardır. Mü'min olmadıktan sonra güzel ismin ve hiç bir ibâdetin kıymeti olmaz.
Eğer bir kimsenin ismi kötü ise, bunu değiştirmelidir! Hadîs-i şerîfte (Kötü ismi olan bunu güzel isme çevirsin) buyuruldu. (Berîka)
Avrupa'da ba'zı gençler kendilerine kâfir ismi takıyorlarmış İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: (Bir müslümanın, bir kâfir ismini almaktan, korkunç arslanlardan kaçmaktan daha çok kaçması lâzımdır. Bu isimlerin sâhibleri, Allahü teâlânın düşmanlarıdır. Hadîs-i şerîfte (Kötü zan altında kalınacak yerlerden kaçınız) buyuruldu. Dinsizlik alâmeti olan ve bu zannı uyandıran isimleri koymaktan, [sözleri söylemekten ve alâmetleri kullanmaktan ve işleri yapmaktan] kaçınmak her müslümanın vazîfesidir.) [Müj. Mektûblar]
Çocuk doğar doğmaz, hemen isim konabilir, bir hafta kadar geciktirmekte de mahzûr yoktur. Mühim olan çocuğa güzel isim koymalıdır! Bir ismin güzel olması için mutlaka Kur'ân-ı kerîmde bulunması lâzım değildir. Yüz binden fazla Eshâb-ı kirâmdan Hz. Zeyd hâriç, hiç birinin ismi Kur'ân-ı kerîmde yoktur. Güzel isimler çoktur. Değişik isim olsun diye, Kur'ân- kerîmde geçen her kelimeyi, sırf Kur'ân-ı kerîmde geçtiği için çocuğa isim olarak koymak, çok yanlış olur. Çünkü Kur'ân-ı kerîmde güzel isimlerin yanında çirkin isimler de vardır. En başta şeytân var, iblis var, Hannâs vardır. Kâfirlerden Kârûn, Hâmân vardır. Peygamber efendimizin düşmanı Ebû Leheb'in ismi vardır. Kurân-ı kerîmde geçiyor diye yıldırım, şimşek, gelmek, gitmek gibi kelimelerin arabîsini isim olarak koyanlar oluyor. Bu kelimelerden en meşhûrlarından biri Esrâ'dır. Esrâ, gece yürümek ma'nâsına gelir. Ünzile, indirildi, indirilmiş demektir. Böyle isimleri koymak câiz ve güzel ise de, enbiyânın, ulemânın, evliyânın ismini tercîh etmek elbette iyi olur.
Peygamber efendimiz de, Hz. Hasan doğduğu zaman kulağına ezân okumuştur. (Tirmizî)
Bir hadîs-i şerîfte de buyuruldu ki:
(Yeni doğan çocucunun sağ kulağına ezân, sol kulağına da ikâmet okunursa, "ümmü sıbyân" denilen hastalıktan korunmuş olur.) [Beyhekî]
[Ezân okuyacak kimse, çocuğu yastık gibi yumuşak bir şey üstüne koyarak kucağına alyr, yavaşça sağ kulağına ezân, sol kulağına da ikâmet okur. Sonra kulağına ismini söyler. Çocuğu birisi kucağına alıp, ezânı bir başkası da okuyabilir.] Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:
(Çocuğa güzel isim vermek, dinini öğretmek ve vakti gelince evlendirmek, evlâdın babası üzerindeki haklarındandır.) [Ebû Nuaym]
Fakir baba çocuğunu evlendirmeye mecbur değildir.


Misafir 10 Eylül 2006 07:46

Ana Baba Ve Yaşlı Hakkı

Ana-baba hakkı üzerinde Kur'ân'da ısrarla durulur. Bu konudaki âyetlerden bir kaçı şöyledir:
Her insanın vebalini, kendi nefsine bağladık, her insan yaptıklarına göre muamele görür. Nitekim kıyamet günü hesap defterini önünde açılmış bulacaktır. Şöyle deriz ona: "Defterini oku. Bugün muhasebeci olarak kendi işini görmeye kendin yetersin!" (İsra, 17/23-24)

Biz insana, annesine babasına iyi davranmasını emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl kadar sürer. İnsana buyurduk ki: "Hem Bana, hem de annene babana şükret, unutma ki sonunda Bana döneceksiniz." "Eğer onlar seni, şerik olduğuna dair hiçbir bilgin olmadığı şeyleri, Bana ortak saymaya zorlarlarsa sakın onlara itaat etme. Ama o durumda da kendileriyle iyi geçin, makul bir tarzda onlara sahip çık. Bana yönelen olgun insanların yolunu tut. Sonunda hepinizin dönüşü Bana olacak ve Ben işlediklerinizi tek tek size bildirip karşılığını vereceğim." (Lokman, 31/14-15)

Âyetlerde Yüce Allah (c.c.), kendisine ibadet ve kulluk yapılmasını emrettikten hemen sonra, ana-babaya iyilik ve ihsanda bulunmayı emretmektedir. Bu, ana-baba hakkının Allah hakkından hemen sonra geldiğinin ve ne kadar önemli olduğunun açık göstergesidir. Yine âyetlerin bize yüklediği görev, ana-babamıza öf bile demememiz, onları incitecek hiçbir söz ve davranışta bulunmamamız; onlara sevgi, saygı ve ilgiyle yaklaşmamız ve en önemlisi onlara dua etmemizdir. Hattâ onlar Allah'a şirk koşan kimseler olsalar ve bizi de müşrik olmaya zorlasalar bile, onlarla dünyada güzel geçinmemiz ve ana-baba olarak haklarına riayet etmemizdir. Nitekim Hz. İbrahim'den bize yadigar olarak Kur'ân'da geçen ve her namaz sonunda okuduğumuz duada şöyle diyoruz: "Ey Rabbimiz! Beni, annemi, babamı ve bütün müminleri kıyamet günü affeyle." (İbrahim, 14/41)

Hikaye olunur ki, bir evlat hasta ******* üç yıl sırtında taşımış ve bir gün annesine, hakkını ödeyebildim mi, diye sormuş, annesi şu cevabı vermiş: "Ne gezer evlâdım. Sen beni sırtında taşıdın ama, yorulunca, istirahat ve ihtiyaçların için yere indirdin. Bense seni dokuz ay, kendimden hiç ayırmadan hep karnımda taşıdım ve besledim. Ben sana büyüyesin diye bakardım. Sense bana çabuk öleyim diye bakıyorsun."

Sığındıkları mağaranın kapısı, yuvarlanan bir taşla kapanan üç adamın yaptıkları güzel şeyleri şefaatçi yaparak mağaradan kurtuldukları anlatılan hadiste (Buharî, "Enbiya," 50; Müslim, "Zikir," 100), adamlardan birinin ana-babasına yaptığı hizmeti vesile yapması ve onun akabinde yaptığı dua ile kurtulmaları ne kadar da dikkat çekicidir.
Ana-baba hakkı başta olmak üzere yaşlılara hürmet, onlara saygı ve ilgi duyma hakkında Peygamberimiz'den bize gelen tavsiyelerden bir kaçı şöyledir:
Ana ve babasının ihtiyarlık zamanlarında, bunlardan birine yahut ikisine yetişip de, bunlara gereken hürmet ve hizmette bulunarak Cennet'i hak edemeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün! (Bu ifadeyi üç kere tekrar etmişlerdir.) (Müslim, "Birr," 8; İbn Hanbel, Müsned, 2/346)

Herhangi bir genç yaşlılığından dolayı bir ihtiyara hürmet ederse, Yüce Allah da yaşlandığında ona hürmet edecek kimseler halkeder. (Tirmizî, "Birr," 15; Ebu Davud, "Edeb," 58)

Küçüklerine şefkat göstermeyen, büyüklerine değer ve saygı göstermeyen bizden değildir." (a.y.)

Saçı sakalı ağarmış yaşlı Müslüman'a saygı gösterip ikram etmek, Allah'a saygıdandır. (Ebu Davud, "Edeb," 23)

Düşkünleri görüp gözetiniz, zira siz ancak düşkünleriniz sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız. (Tirmizî, "Cihad," 24; Ebu Davud, "Cihad," 70)

Bereket, büyüklerinizin yanındadır. (Münavi, Feyzu'l-Kadir, 3/220)

Beli bükülmüş ihtiyarlar, süt emen bebekler, otlayan hayvanlar olmasaydı belâlar sel gibi üstünüze dökülecekti. (Acluni, Keşfü'l-Hafâ, 2/230)

Hadislerde zayıf, bakıma, ilgiye muhtaç kimselere bakmaya, onların sıkıntılarına katlanmaya teşvik, ihtiyarlar için ise, ihtiyarlığı kabullenmeye yönlendirme vardır. Gençleri ihtiyarlığa hazırlayan yönlendirici bir başka hadiste de şöyle buyurulmuştur:
Beş şeyden önce, şu beş şeyin kıymetini bilin: Ölümden önce hayatın, hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş zamanın, ihtiyarlıktan önce gençliğin, fakirlikten önce zenginliğin. (a.g.e., 1/166-167)

Yaşlıları en iyi tedavi yolu ilgi ve şefkat, en iyi barınma yeri sıcak aile ortamıdır. Huzurevi, Darü'l-acüze vb. yerler, bu değerlerin dejenere olduğu toplumlarda alternatif olarak doğmuş yerlerdir. Buralarda yaşlılara fizikî olarak çok iyi bakılsa bile, aile ortamında var olan evlât ve torun sevgi ve sıcak ilgisi asla bulunmaz.

1999 yılı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından Uluslararası Yaşlılar Yılı ilân edildi. İnsanlar, yaşlılarıyla bütün gün ve yıl ilgilenemeyince, hiç olmazsa bir günü yaşlılar günü ilân ettiler; bu ideal olmasa bile elbette tamamen unutulmaktan iyidir.

Yaşlılarla İlgili Söylenmiş Sözler

Yaşlılar ve yaşlılıkla ilgili olarak pek çok şey söylenmiştir. Burada, uzun tecrübeler sonucu söylenen bu güzel sözlerden bir demet sunmak istiyoruz:
Yaşlanma, her insanın hem çok istediği, hem de hiç istemediği bir dönemdir. Her insan, yaşlılığa doğru koşar.
Yaşlılık da sevgi gibidir, saklanmaz. (Thomas Dekker)
Yaşlılık, kimilerinde bilgelik, kimilerinde ise ölümü gözleme dönemidir.
Yaşlılık, geçmişin muhasebesinin yapıldığı, tecrübe ve birikimlerin yeni kuşaklara aktarıldığı, anılarla yaşanılan bereketli bir dönemdir.
Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse..
Gençler ümitleriyle, ihtiyarlar hayal ve hatıralarıyla yaşarlar..
Yüzü ışığa/gerçeğe yönelmiş olan insan her zaman gençtir ve yaşar. İnsanın yaşı, ruhunun gençliğine yahut ihtiyarlığına bağlıdır.
Hayatı dünya ve âhiret olarak görürsek, ihtiyarlık hayatın sonu değildir. Yaşadığımız her an, kendi hakkını ister.
Rüyaların yerini pişmanlık doldurduğu zaman yaşlılık başlar.
Yaşlılar, bize kanlarından kan veren, canlarından can katanlardır.
Yaşlılık manen yükselme çağıdır.


mydarling24 10 Eylül 2006 07:53

ANAYA — BABAYA İYİLİK


Buhâri —Müslim kaydeder ve îbni Mes'ud'dan rivayet ederler :

İbni Mes'ud :

— Ey Allah'ın Resulü, Allahın indinde hangi amel daha sevimlidir?

Resûlüllah :

— Vaktinde kılınan NAMAZ!

İbni Mes'ud :

— Sonra hangisi ?


Resûlüllah :

— Anaya-babaya İYİLİK!

İbni Mes'ud :

— Sonra hangisi ?

Resûlüllah :

— Allah yolunda CİHAD!

Müslim ve diğer hadis kitapları kaydeder :

— Evlât, babanın hakkını hiçbir suretle ödeyemez, ancak babasını köle olarak bulsa da, onu satın alarak âzât etse, o zaman ödeyebilir.

Müslim kaydeder :

Peygamberimize bir adam geldi ve dedi ki:

— Ey Allanın Resulü, hicret ve cihad için senden izin istiyorum. Allah'dan sevap diliyorum.

Bunları dinleyen Allah Resulü sordu :

— Anandan, babandan hayatta olan var mı?

— Evet, ikisi de hayatta.

Resûlüllah :

— Allah'tan ecir mi istiyorsun?

— Evet!

Resûlüllah :

— Git ananın - babanın yanına, onların gönlünü hoş et!

Taberâni kaydeder :

Peygambere bir adam geldi, dedi ki:

— Ben, Allah yolunda cihad yapmak istiyorum, fakat buna gücüm yetmiyor!

Resul sordu :

— Anandan - Babandan hayatta olan var mı?

— Evet, anam sağdır! Resul :

— Git, Allah'dan ananın gönlünü hoş etmeyi talep et. Bunu yaptığın zaman sen Hacc, umre ve cihad yapmışça ecir alırsın!

Gene Taberâni kaydeder :

Birisi dedi ki:

— Ey Allanın Resulü, ben Allah yolunda cihad yapmak istiyorum!

Resul sordu :

— Anan hayatta mı?

— Evet!

— Git onun ayaklarına kapan. Cennet oradadır!

İbni Mâce kaydeder :

Birisi sordu :

— Ey Allahm Resulü, ananın-babanın evlâdı üzerindeki hakkı nedir?

Buyurdular ki:

— Onlar senin cennetin ve cehennemindir!

Taberâni kaydeder :

— Analarınıza-babalarınıza iyilik edin ki, evlâtlarınız da size iyilik etsin. İffetinizi koruyun ki, kadınlarınız da iffetli olsun!

Müslim kaydeder :

Resûlüllah buyurdular ki :

— Burnu yere sürünsün, burnu yere sürünsün, burnu yere sürünsün!

Soruldu :

— Kimin burnu sürünsün, ey Allahın Resulü?

Buyurdular ki:

— Anasının-babasının veya sâdece birisinin ihtiyarlık ânına yetişip te cennete girmiyenin!

Taberânî kaydeder :

Allah Resûlü Minbere çıktı, dedi ki: «Amin, âmin, âmin!» sonra buyurdu ki:

— Bana Cebrail geldi. Dedi ki:

— Ey Muhammed, kim anasından-babasından birine erer de, ona iyilik yapmadan ölürse, cehenneme girer. Allah uzak etsin! Amin de!

Dedim :

— Âmin! Dedi :

— Ey Muhammed, kim Ramazana yetişir de ölür, fakat affedilmezse cehenneme girer. Allah uzak etsin! Âmin de :

Dedim :

— Âmin ! Dedi ;

— Kim ki, yanında senin ismin zikredilir de sana salâvat ve selâm getirmez ve ölürse cehenneme girer. Allah uzak etsin! Âmin de !

Dedim :

— Âmin !

Buhâri — Müslîm kaydeder :

Birisi peygambere sorar ;

— Ey Allanın Resulü, iyilik etmeme en çok lâyık olan kimdir?

Resûlüllah :

— Annen! Sonra kimdir?

— Annen! Sonra kimdir?

— Annen!

Sonra kimdir?

— Baban!

Buhâri — Müslim kaydeder:

Hz. Ebûbekir'in kızı Esma anlatır:

— Annem bana geliyordu. Fakat O, Resûlullulah'ın zamanında, putperest idi. Peygamberden fetva istedim, dedim ki :

— Ey Allah'ın Resulü, annem bana geldi, fakat o İslâmlıktan kaçıyor. Annemle akrabalık bağlarını devam ettireyim mi? Buyurdular ki:

— Evet, annenle, akrabalık bağını kesme!

İbni Habbân ve Hâkim kaydeder:

— Allahın rızâsı, ananın-babanın rızâsındadır. Allanın kırgınlığı, ananın babanın kırgınlığındadır.

Ebû Dâvud ve İbni Mâce kaydeder :

Birisi sordu :

— Ey Allahın Resûlü, anam-babam öldükten sonra onlara iyilik yapacak bir yol var mı?

Resûlüllah buyurdular :

— Evet, onlar için duâ ve istiğfar etmek, vâdedip de yerine getiremedikleri bir şey varsa onu ifâ etmek, akrabalara sıla-i rahim yapmak ve onların dostlarına izzet-i ikramda bulunmak! !

Müslim kaydeder :

— Bir gün Hz. Ömerin oğlu Abdullah, Mekke yolunda bir Arabi ile karşılaşır. Abdullah ona selâm verir ve kendisinin binmekte olduğu merkebe onu bindirir, ayrıca kendi başındaki sarığı da ona verir. Kafilede bulunan Mâlik İbni Dinar der ki:

Biz Abdullah'a dedik ki :

— Allah sana hayırlar versin, onlar Ârâbidir, çok az bir şeye razı olurlar.

Hz. Ömerin oğlu da dedi ki:

— Bunun babası, Ömer İbni Hattabın (babamın) dostudur, ve ben Resûlüllahtan işittim, şöyle diyordu :

— İyiliklerin en iyisi, evlâdın, babasının dostlarına sıla-i Rahim yapmasıdır.

İbni Habbân kaydeder :

Ebû Bürde anlatır :

— Medine'ye gelmiştim. Abdullah îbni Ömer bana geldi «Ben sana niçin geldim biliyor musun?» dedi. Ben «Hayır!» dedim. Dedi ki:

— Ben, Resûlüllahtan işittim. Şöyle diyordu. «Kim babasına sıla-i Rahim yapmak isterse, o öldükten sonra dostlarını ve ahbaplarım ziyaret etsin!» Halbuki, Ebû Ömer ile senin baban arasında kardeşlik ve dostluk vardı. Bunun için ziyarete geldim.

Buhâri-Müslim ve diğer hadis kitapları kaydeder :

— Bizden önceki kavimlerden üç kişi ticâret maksadıyle yola çıkarlar. Giderken bir ara yağmura tutulurlar ve bir mağaraya sığınırlar. Fakat, dağdan düşen bir büyük taş mağaranın ağzını kapar. Bu durum karşısında kendi kendilerine şöyle derler :

— Bu taştan bizi ancak bir şey kurtarır! Daha önce işlemiş olduğumuz iyi ameller yüzü-suyu hürmetine bizi kurtarması için Allah'a duâ etmek! Bu arada içlerinden biri şöyle duâ eder :

— Ey Allahım, benim bir yaşlı anam bir de yaşlı babam vardı. Ben, onlara akşam sütlerini içirme-den hiç kimseye bulamazdım. Bir gün bâzı ihtiyaçların temini için dışarı çıkmış, onların süt içme zamanına yetişememiştim. Onlar uyumuşlardı. Sütlerini sağdım. Onlardan önce başkalarının içmesini saygısızlık saydım. Süt bardağı elimde olduğu halde onların uyanmasını bekledim. Bu bekleyiş şafak atıncaya kadar devam etti. O zaman uyandılar ve sütlerini içtiler. Allahım, eğer ben bunu sırf senin rızân için yaptı isem, bu badireden bizi kurtar!

Bu duâ üzerine taş biraz aralandı. Fakat henüz çıkacak kadar değildi.

İkinci şahıs, halasının kızı ile zina yapmak üzere iken sırf Allah rızâsı için buna yaklaşmadığım söyliyerek Rabbına duâ etti ve taşın aralanmasını istedi. Taş biraz daha aralandı, fakat gene çıkacak kadar değildi. Üçüncü şahıs şöyle duâ etti :

— Allahım, benim, yevmiyeli bir işçim vardı. Ücretinin bir kısmını benden alamadan gitmişti. O ayrıldıktan sonra ben o para ile bir koyun almıştım. Bu koyun çoğalarak bir sürü olmuştu. Yıllar sonra, ücretini almak üzere geldiği zaman onun parasiyle alınıp sürü hâline gelen o koyunları kendisine teslim etmiştim. Eğer bunu senin rızân için yaptı isem, bizi bu taştan kurtar! Bundan sonra taş tamamen aralandı ve onlar da oradan kurtuldular.


TheGrudge 10 Eylül 2006 10:10

ANNE-BABA

Toplum yapısının temeli olan ailenin kurucuları ve en önemli iki unsuru.
Allah'ın insanlardan korunmasını istediği beş kutsal şeyden biri de, neslin devamıdır. Neslin devamını Allah (c.c.), canlıların kabiliyet ve yapılarına göre belli kanunlara bağlamıştır. Neslini devam ettirebilmek için en büyük zorluklarla karşılaşan canlı da insanoğludur. İnsan, canlıların en güçlüsü olmasına rağmen, doğduğu anda en zayıf olanların başında gelir. Bazı hayvan yavruları doğumdan hemen sonra, bir kısmı da kısa bir zaman sonra ayağa kalkabildiği, ihtiyaçlarını gidermeye başlayabildiği hâlde insanoğlu ancak, doğumundan yıllar sonra bu seviyeye gelebilir. Neslin devam edebilmesi için bütün bu zorlukları çeken ana babalardır. Anne, yavrusunu dokuz ay karnında taşır, hamilelik süresince pek çok güçlükle karşılaşır, hayatî tehlikeleri de göze alarak çocuğunu doğurur. Hiç bir şeye gücü yetmeyen bebeğini büyütmek için, uykusundan, istirahatinden, sıhhatinden feragat eder. Nitekim Cenâb-ı Allah şöyle buyurur:
"Biz, insana, ana-babasına iyilikte bulunmayı tavsiye ettik. Özellikle de ******* tasviye ederiz ki, o, kat kat zaafa düşerek ona hamile kalmış, emzirmesi de tam iki sene sürmüştür. Binaenaleyh; bana ve ana-babana şükret. " (Lokman, 31/14). Aile ve çocuğun ihtiyaçlarını temin etmek için baba yılmadan, usanmadan çalışır, yemez yedirir, giymez giydirir. Çocuğun bir yeri ağrısa, onlar daha fazla rahatsız olurlar. Çocuklarının rahatını kendi rahatlarına tercih ederler. Bu zahmetli meşgale, değişik safha ve şekillerde olmak üzere yirmi otuz yıl devam eder. Hatta, ana-babanın çocuğuna gösterdikleri ilgi hayat boyu sürer gider.
Allah'ın, ana-baba ve çocuklar arasında yarattığı sevgi ve saygıdan kaynaklanan işte bu hak-görev ilişkisi, insan neslinin yozlaşmadan, sıhhatli ve sağlam bir şekilde devam edebilmesinin ve vazgeçilmez bir şartıdır.
Ana-babanın çocuklar üzerindeki haklarını şöyle sıralayabiliriz:
1. İtaat (saygı): Çocukların ana-babalarına karşı en önemli görevleri onlara itaat etmek, yapılması haram olmayan isteklerini yerine getirmektir. Cenâb-ı Allah şöyle buyurur: "Biz insana, ana-babasına iyilik yapmasını tavsiye ettik. Bununla beraber, hakkında bilgi sahibi olmadığın (ilah tanımadığın) bir şeyi bana ortak koşman için sana emrederlerse, artık onlara bu hususta itaat etme." (el- Ankebût, 29/8) Bu ayet ashabtan Sa'd b. Ebi Vakkâs hakkında nazil olmuştur. Hz. Sa'd olayı şöyle anlatmaktadır: "Ben anneme hürmet ve itaat eden bir çocuktum, müslüman olunca annem bana:
-Sa'd! bu yaptığın nedir? Ya sen bu yeni dinini bırakırsın, yahut da ben yemem içmem ve sonunda ölürüm. Sen de benim yüzümden; "anasının katili!" diye ayıplanırsın, dedi. Ben; "Anneciğim böyle yapma. İyi bil ki, ben bu dini bırakmam!" dedim. Ve iki gün iki gece bekledim. Kadın ne yedi, ne içti. Bunun üzerine:
"-Vallahi anne, iyi bil ki, senin yüz canın olsa da bunlar birer birer çıksa, ben bu dinimi yine bırakmam. Artık ister ye, ister yeme" dedim. Bu azmimi görünce annem bu direnmesinden vazgeçti. Bunun üzerine yukarıdaki ayet-i kerîme nazil oldu. (Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, XII, 121 ) .
Peygamber Efendimiz de bir hadislerinde: "Allah size, annelerinize itaatsizliği... Haram kıldı." (Buhârî, Edeb, 4).
Yukarıda zikredilen ayet ve hadislerden de anlaşılacağı gibi ana-babaların istek ve arzularını yerine getirmek, onlara karşı çıkmamak Allah'ın emridir. Ancak, ana-baba çocuğundan Allah'a karşı gelmesini, O'nu inkâr etmesini, farz kıldığı bir şeyi yapmamasını, haram kıldığı şeyleri yapmasını emrederse; onların bu istekleri yerine getirilmez. Çünkü Allah'a isyan olan hususta, ana-baba da olsa, insanlara itaat edilmez.
2. Ana-babaya iyi davranmak. Allah'u Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'de, insanın kimlere karşı görevleri olduğunu sıralarken şöyle buyurur:
"Yüce Rabb'ın şöyle emretti; Yalnız Allah'a ibadet edeceksiniz, ana-babalarınıza iyilik yapacaksınız. Şayet bunlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlarsa sakın onlara "öf " dahi deme, yüzlerine bağırma, onlara tatlı söz söyle. Onlara, merhamet belirtisi olarak tevazu kanadını aç da, "Ya Rab, küçüklüğümde bana şefkat gösterdikleri gibi, sen de onlara merhamet et" de "(el-isrâ, 17/23-24)
Peygamber Efendimiz de "kime iyilik yapayım?" diye üç defa soran bir sahabiye, üç defasında da, "annene" cevabını verdikten sonra dördüncü soruda, babasına iyilik yapması gerektiğini söylemiştir. (Buhârî, Edeb, 2; Müslim, Birr, 1).
Ana-baba, çocuklarına yeteri kadar iyilik yapmamış olsalar, hatta bazı zararları dokunmuş olsa da, çocuklar, onlara yine de iyi davranmak mecburiyetindedir. Çünkü insanlar yaşlandıkça çocuklaşır. Çocukluğumuzdaki yanlış ve zararlı davranışlarımızı güler yüzle karşılayanlar bize muhtaç duruma gelince onlara, bize yaptıkları gibi iyi davranmamız aynı zamanda bir şükran borcudur.
3. Maddî ihtiyaçlarını gidermek. Yaşlanıp kendi ihtiyaçlarını temin edemez hâle gelince ana-babaların bütün ihtiyaçlarını temin etmek çocukların görevidir. Bu görev sadece ahlâkı olmayıp, hukuken de vardır. Bu görevini yerine getirmeyen kimse İslâmî yönetim tarafından buna zorlanır. Allah bu görevi evlâtlara yüklemektedir: "Ey Peygamber! Sana ne sarfedeceklerini soruyorlar. De ki, sarfedeceğiniz mal ana-baba, akrabalar, yetimler, düşkünler ve yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği Allah bilir. " (el-Bakara, 2/215).
Ashab-ı Kirâm'dan Ebu'd-Derdâ Hz. Peygamber'in (s.a.s.) kendisine dokuz önemli şey tavsiye ettiğini, bunlardan birinin de; ana-baba da dahil olmak üzere aile fertlerinin ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu belirtir. (Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 9) Yine Peygamberimiz, cihada katılmak isteyen bir sahabiyi, ihtiyaçlarından dolayı, ana-babasının yanına göndermiştir. (Buhârî, el-Edebu'l-Müfred, 9).
4. Saygısızlık etmemek. İslâm ümmetinin prensibi büyüklere saygı, küçüklere sevgidir. Saygıya en lâyık olanlar, saygıda kusur etmeyi dahi aklımızdan geçirmememiz gerekenler de ana-babalarımızdır. Bir gün Peygamberimiz (s.a.s.) ashabına;
-"Size, büyük günahların en büyüğünü bildireyim mi?" diye üç defa sordu. Üç defasında da "evet bildir, Ey Allah'ın Resulü" diyen-ashab-ı kirâma bunların sırasıyla; "Allah'a ortak koşmak, ana-babaya karşı gelmek, haksız yere adam öldürmek ve yalan söylemek" olduğunu belirtir. (Buhârî, Edeb, 6).
"Ana-babamı ağlar hâlde terkederek, hicret etmek üzere senin emrini almaya geldim" diyen bir sahabiye Peygamberimiz (s.a.s.):
-"Onlara dön, nasıl ağlattınsa onları öylece güldür, sevindir" der ve henüz müslüman dahî olmayan ana-babasının yanına gönderir.
5. Rızalarını almak. İnsanın dünyadaki en büyük görevi şüphesiz ki, Allah'ın rızasını kazanmaktır. Bundan hemen sonra rızasını almamız gerekenler ise, ana-babalarımızdır. Çünkü, yukarıda geçen ayetlerde de görüldüğü gibi Allah'u Teâlâ, kendisine ibadetten hemen sonra ebeveyne iyiliği emretmiş , Peygamberimiz de (s.a.s.): "Allah'ın rızası, babanın rızasında, gazabı da gazabındadır" (Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 1; Tirmizî, Birr, 3) buyurmuştur. İyilik yapmada babadan önce gelen annenin durumu da, tabii ki böyledir.
Peygamberimiz (s.a.s.) çok öfkeli bir şekilde üç defa, "Yazıklar olsun o kimseye " dediğinde Ashab-ı Kiram; "Kimdir o? Ey Allah'ın Resulü! " diye sorunca;
"Ana-babası veya bunlardan birisi yanında ihtiyarladığı hâlde, Cennet'e giremeyip Cehennem'i boylayan kimse" der. (Müslim, Birr, 9).
Abdullah b. Amr b. el-Âs'ın anlattığına göre, bir adam peygamberimiz (s.a.s.)'e gelerek cihada gitmek için izin istedi. Peygamberimiz de ona; "Annen baban sağ mıdır?" diye sordu. Adam: "Evet", deyince Resulullah (s.a.s.): "O hâlde sen önce onların rızasını almaya çalış, " buyurarak ona bu görevini hatırlattı. (Tecrid-i Sarih Tercümesi, VIII, 377).
6. Kötü söz söylememek. Onları incitecek her tür kötü söz ve davranıştan kaçınmak gerekir. Bu kötü davranışların ebeveyne doğrudan yapılması haram olduğu gibi, onlara kötü söz söylenmesine sebep olmak da haramdır. Cenâb-ı Allah'ın, "Onlara öf dahî demeyin" yasağı yanında Peygamberimizin şu hadis-i şerîfi de çok dikkat çekicidir:
"Bir kimsenin ana-babasına sövmesi büyük günahlardandır".
-Ashab-ı Kirâm: "Bir kimse ebeveynine nasıl söver?" deyince,
-Efendimiz (s.a.s.): "Biri başkasına kötü bir söz söyler, o da tutar bunun ebeveynine söver" diye cevap verdi. (Buhârî, Edeb, 4).
7. Öldüklerinde hayırla anmak, dua etmek. Ana-baba ölmekle onlara karşı olan sorumluluklar bitmez. Onların temiz hatıralarını devam ettirmek gerekir. İnsanları insan yapan da bir bakıma, nesilden nesile miras olarak intikal eden bu güzel duygu ve hatıralardır. Peygamberimizin; "Sevgi, verâset yoluyla kazanılır" (Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 22) hadîsi de bu gerçeği ifade etmektedir. Böylece, nine ve dedelerle torunlar arasında bir sevgi bağı kurulmuş olur. Onları hayırla anmak, bağışlanmaları için dua etmek, Allah'u Teâlâ'nın Kur'an-ı Kerîm'de bize öğrettiği dualardandır; "Ey Rabbimiz! İnsanların hesaba çekileceği kıyamet gününde beni, annemi, babamı ve bütün müminleri bağışla. " (İbrahim, 14/41 ) .
Bir sahabî; "Ölümlerinden sonra da ebeveynim için yapmam gereken bir iyilik var mı?" diye sorunca Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Evet dört haslet vardır:
Onlara hayır duada bulunmak ve Allah'tan, bağışlanmalarını dilemek. Varsa vasiyetlerini yerine getirmek. Dostlarıyla ilişkiyi devam ettirip ikramda bulunmak. Akrabalarıyla ilişkiyi devam ettirmek ki, senin bütün akrabaların ancak onlar vasıtasıyla varolmuştur. (Buhârî, el-Edebü'lMüfred, 19)
Ölümlerinden sonra yapılacak duanın ebeveyne faydasını Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle dile getirir: "İnsan ölünce amel defteri kapanır. Ancak şu üç şeyle sevabı devam eder: Sadaka-ı câriye, insanların faydalanacağı bir ilim ve arkasından hayır dua eden bir evlât" (Buhârî, et-Edebü'l-Müfred, 19).
Ayrıca onlara karşı iyi, güzel olan her davranışta bulunmak, kötü, çirkin her hareketten de sakınmak, onlara karşı olan görevlerimizdendir.
Hayatta ve öldükten sonra ebeveynine karşı görevlerini yerine getiren, onları memnun edip hayır dualarını alan kimse, dünya ve ahiretin en büyük mutluluklarından birini kazanmış olur. Çünkü Peygamberimiz (s.a.s.) böylelerinin bereketli uzun bir ömre sahip olacaklarını, ebeveynin kendileri için yapacakları duaların Allah tarafından mutlaka kabul edileceğini ve Cennet'i kazanacaklarını müjdelemektedir .
Hz. Peygamber (s.a.s.) çocukların ebeveynlerine karşı sorumluluklarının ne kadar büyük olduğunu şöyle dile getirmektedir:
"Çocuk, hiç bir iyilikle babanın hakkını ödeyemez. Ancak onu köle olmuş bir vaziyette bulur da satın alarak hürriyetine kavuşturursa hakkını öder." (Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 6)
Üzerimizde bu kadar çok emek ve hakları olan anne ve babalarımızı sevmek ve onların sevgisini başka şeylerle değişmemek en önemli ahlakî görevlerimiz arasındadır. Bu görev, hayatta iken onlara karşı hürmet, şefkat ve merhamet göstermekle kendilerini hoşnut etmeye çalışmakla yerine getirilir. Gerçek anne-baba sevgisinin, "annemi, babamı seviyorum", demekten ibaret olmadığını, onlara karşı maddî-manevî her türlü görevin yerine getirilerek bu sevginin ispat edilebileceğini unutmamamız gerekir.
Büreyt'den rivayet edilen bir hadîs-i şerifte; adamın biri Kâ'be'yi tavaf ederken annesini omzunda taşıyarak tavaf ettirmiş Resulullah'ın yanına gelerek:
"-Hakkını ödedim mi?" diye sormuş. Resulallah buyurmuşlar ki:
"-Hayır, sana hamile iken alıp verdiği bir nefesin hakkı bile değil."
Bu şefkat dolu tasvirin, insanları anne babalarına teşekküre yönelttiği oldukça açıktır.
Abdullah b. Mes'ud (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.s.)'e sordu:
"-Ya Resulullah, amellerin hangisi daha üstündür?" Resulullah:
"- Vaktinde kılınan namaz" buyurdular.
Abdullah b. Mes'ud diyor ki tekrar sordum:
"-Sonra hangisidir?"
"-Anne-babaya iyiliktir" diye cevaplandırdılar.
"-Sonra hangisidir?" dedim.
"-Allah yolunda savaşmaktır. " diye buyurdular.
Hülâsa anneye ve babaya her türlü ikram ve ihsanda bulunmak, onların ihtiyacı olduğu takdirde bütün maddî ihtiyaçlarını gidermek, onlara "öf" bile dememek, onlara karşı daima tatlı dilli olmak, en güzel tavır ve davranışlarla karşılık verip en ufak bir şekilde onları üzmemek bıkkınlığı ifade edebilecek bir tavır takınmamak gerekir. Gönüllerini kıracak en küçük bir sözden bile kaçınmak, her hususta rızalarını kazanmağa çalışmak, onları kendisinden memnun etmek, yaşlandıklarında onların her türlü hizmetine koşmak, hastalık anlarında tedavî ve bakımlarını yaptırmak çocukların görevidir. Hasta veya yatalak hâllerinde onların hizmetlerinde bulunmak Cennet'in kapılarını aralayan bir davranıştır .


Mystic@L 10 Eylül 2006 11:36

Evlâdın, ana-baba üzerinde hakları vardır. Bazıları şöyledir:

1- İleride, çocuk annesiyle kötülenmemesi için, evlâdına anne olacak kızı, iyi yerden seçmelidir. Sâliha olmasına dikkat etmelidir! Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

(Kadın, malı, güzelliği, asâleti ve dindarlığı için nikâh edilir. Sen dindar olanı seç ki, maddî ve ma'nevî ni'mete kavuşasın!) [Buhârî]

(Kadını güzelliği için alma, güzelliği onu helâke sürükleyebilir. Sırf malı için de alma, malı onu zarara sokabilir. Dindar olanla evlen!) [İbni Mâce]

2- Çocuğa iyi isim koymalıdır! Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

(Siz kıyâmette, kendinizin ve babanızın ismiyle çağrılırsınız. Bu bakımdan çocuklara güzel isim koyunuz!) [Ebû Dâvud]

(Çocuğu güzel terbiye etmek ve ona güzel bir isim koymak, evlâdın babası üzerindeki haklarındandır.) [Beyhekî]

(ALLAHü teâlânın indinde isimlerin en sevgili olanı Abdullah ve Abdurrahman'dır.) [Müslim]

(Üç oğlu olup da, birine benim ismimi vermiyen, câhillik etmiş olur.) [Taberânî]

(MUHAMMED ismi verdiğiniz çocuğa karşı hürmetli olun, toplantılarda ona yer verin ve hiç bir şekilde onu azarlamayın!) [Hatîb]

(MUHAMMED isimli kimseyi hakir görmeyin, onu mahrûm etmeyin! MUHAMMED isimli kimsenin bulunduğu bir evde veya bir yerde bereket vardır.) [Deylemî]

(ALLAHü teâlâ buyurur ki: İsmi, Ahmed, MUHAMMED, Mahmûd gibi habîbimin isminden olan mü'mine azâb etmekten hayâ ederim.) [R.Nâsihîn]

[Ecdâdımız, MUHAMMED ismine hürmetsizlik olmasın diye Mehmed ismi koymuşlardır.]

Çocuğa Reşid, Emin gibi övücü isimler koymak câiz ise de koymamak iyi olur. Çünkü böyle isimleri söyliyerek, o isim sâhibine hakaret etmek, isme de hakaret olur. Meselâ Tembel Emin yerine, bu çocuk tembeldir demelidir. (Şir'a)

Kıyamet günü günahları, sevâblarından daha çok olan bir kimse, Cehenneme götürülür. ALLAHü teâlâ, Cebrâil aleyhisselâma buyurur:

-Yâ Cebrâil, bu kimseye sor ki, hayatında hiçbir âlimin sohbetinde bulundu mu?

Cebrâil aleyhisselâm, o kimseye sorar. O da, (Ne yazık ki, hiç bir âlimle bir arada bulunmadım) der. ALLAHü teâlâ, tekrar buyurur.

- Yâ Cebrâil, bu kula sor ki, hiçbir âlimi ilminden dolayı sevdi mi?

Cebrâil aleyhisselâm, ona sorar. O da, (Hayır sevdiğim bir âlim yoktu) der.

ALLAHü teâlâ buyurur ki:

- Yâ Cebrâil, bu kimse, tesâdüfen de olsa bir âlimle yemek yemiş midir?

Cebrâil aleyhisselâm sorar. O kimse de (Hayır hiç bir âlimle bir sofrada bulunmadım) der. ALLAHü teâlâ buyurur ki:

- Yâ Cebrâil, bu kulun ismi, bir âlimin ismine benziyor mu?

Cebrâil aleyhisselâm sorar. O kimse de (Hayır ismim hiçbir âlimin ismine benzemiyor) der. ALLAHü etâlâ buyurur ki:

- Bu kulumu Cennete götürün. Çünkü o, âlimi seven bir kimseyi severdi. (El-Envâr)

Gürüldüğü gibi, ismi bir âlimin ismine benzemek, hattâ âlimi seven kimseyi sevmek bile insanın kurtuluşuna sebep olmaktadır. Tabiî her şeyden önce mü'min olmak şartı vardır. Mü'min olmadıktan sonra güzel ismin ve hiç bir ibâdetin kıymeti olmaz.

Eğer bir kimsenin ismi kötü ise, bunu değiştirmelidir! Hadîs-i şerîfte (Kötü ismi olan bunu güzel isme çevirsin) buyuruldu. (Berîka)

Avrupa'da ba'zı gençler kendilerine kâfir ismi takıyorlarmış İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: (Bir müslümanın, bir kâfir ismini almaktan, korkunç arslanlardan kaçmaktan daha çok kaçması lâzımdır. Bu isimlerin sâhibleri, ALLAHü teâlânın düşmanlarıdır. Hadîs-i şerîfte (Kötü zan altında kalınacak yerlerden kaçınız) buyuruldu. Dinsizlik alâmeti olan ve bu zannı uyandıran isimleri koymaktan, [sözleri söylemekten ve alâmetleri kullanmaktan ve işleri yapmaktan] kaçınmak her müslümanın vazîfesidir.) [Müj. Mektûblar]


TheGrudge 12 Eylül 2006 04:35

Ana-babanın çocuklar üzerindeki haklarını şöyle sıralayabiliriz:

1. İtaat (saygı):
Çocukların ana-babalarına karşı en önemli görevleri onlara itaat etmek, yapılması haram olmayan isteklerini yerine getirmektir. Cenâb-ı Allah şöyle buyurur: "Biz insana, ana-babasına iyilik yapmasını tavsiye ettik. Bununla beraber, hakkında bilgi sahibi olmadığın (ilah tanımadığın) bir şeyi bana ortak koşman için sana emrederlerse, artık onlara bu hususta itaat etme." (el- Ankebût, 29/8)

Yukarıda zikredilen ayette anlaşılacağı gibi ana-babaların istek ve arzularını yerine getirmek, onlara karşı çıkmamak Allah'ın emridir. Ancak, ana-baba çocuğundan Allah'a karşı gelmesini, O'nu inkâr etmesini, farz kıldığı bir şeyi yapmamasını, haram kıldığı şeyleri yapmasını emrederse; onların bu istekleri yerine getirilmez. Çünkü Allah'a isyan olan hususta, ana-baba da olsa, insanlara itaat edilmez.

2. Ana-babaya iyi davranmak. Allah'u Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'de, insanın kimlere karşı görevleri olduğunu sıralarken şöyle buyurur:

"Yüce Rabb'ın şöyle emretti; Yalnız Allah'a ibadet edeceksiniz, ana-babalarınıza iyilik yapacaksınız. Şayet bunlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlarsa sakın onlara "öf " dahi deme, yüzlerine bağırma, onlara tatlı söz söyle. Onlara, merhamet belirtisi olarak tevazu kanadını aç da, "Ya Rab, küçüklüğümde bana şefkat gösterdikleri gibi, sen de onlara merhamet et" de "(el-isrâ, 17/23-24)

Peygamber Efendimiz de "kime iyilik yapayım?" diye üç defa soran bir sahabiye, üç defasında da, "annene" cevabını verdikten sonra dördüncü soruda, babasına iyilik yapması gerektiğini söylemiştir. (Buhârî, Edeb, 2; Müslim, Birr, 1).

Ana-baba, çocuklarına yeteri kadar iyilik yapmamış olsalar, hatta bazı zararları dokunmuş olsa da, çocuklar, onlara yine de iyi davranmak mecburiyetindedir. Çünkü insanlar yaşlandıkça çocuklaşır. Çocukluğumuzdaki yanlış ve zararlı davranışlarımızı güler yüzle karşılayanlar bize muhtaç duruma gelince onlara, bize yaptıkları gibi iyi davranmamız aynı zamanda bir şükran borcudur.

3. Maddî ihtiyaçlarını gidermek. Yaşlanıp kendi ihtiyaçlarını temin edemez hâle gelince ana-babaların bütün ihtiyaçlarını temin etmek çocukların görevidir. Bu görev sadece ahlâkı olmayıp, hukuken de vardır. Bu görevini yerine getirmeyen kimse İslâmî yönetim tarafından buna zorlanır. Allah bu görevi evlâtlara yüklemektedir: "Ey Peygamber! Sana ne sarfedeceklerini soruyorlar. De ki, sarfedeceğiniz mal ana-baba, akrabalar, yetimler, düşkünler ve yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği Allah bilir. " (el-Bakara, 2/215).

Ashab-ı Kirâm'dan Ebu'd-Derdâ Hz. Peygamber'in (s.a.s.) kendisine dokuz önemli şey tavsiye ettiğini, bunlardan birinin de; ana-baba da dahil olmak üzere aile fertlerinin ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu belirtir. (Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 9) Yine Peygamberimiz, cihada katılmak isteyen bir sahabiyi, ihtiyaçlarından dolayı, ana-babasının yanına göndermiştir. (Buhârî, el-Edebu'l-Müfred, 9).

4. Saygısızlık etmemek. İslâm ümmetinin prensibi büyüklere saygı, küçüklere sevgidir. Saygıya en lâyık olanlar, saygıda kusur etmeyi dahi aklımızdan geçirmememiz gerekenler de ana-babalarımızdır. Bir gün Peygamberimiz (s.a.s.) ashabına;

-"Size, büyük günahların en büyüğünü bildireyim mi?" diye üç defa sordu. Üç defasında da "evet bildir, Ey Allah'ın Resulü" diyen-ashab-ı kirâma bunların sırasıyla; "Allah'a ortak koşmak, ana-babaya karşı gelmek, haksız yere adam öldürmek ve yalan söylemek" olduğunu belirtir. (Buhârî, Edeb, 6).

5. Rızalarını almak.
İnsanın dünyadaki en büyük görevi şüphesiz ki, Allah'ın rızasını kazanmaktır. Bundan hemen sonra rızasını almamız gerekenler ise, ana-babalarımızdır. Çünkü, yukarıda geçen ayetlerde de görüldüğü gibi Allah'u Teâlâ, kendisine ibadetten hemen sonra ebeveyne iyiliği emretmiş , Peygamberimiz de (s.a.s.): "Allah'ın rızası, babanın rızasında, gazabı da gazabındadır" (Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 1; Tirmizî, Birr, 3) buyurmuştur. İyilik yapmada babadan önce gelen annenin durumu da, tabii ki böyledir.

Peygamberimiz (s.a.s.) çok öfkeli bir şekilde üç defa, "Yazıklar olsun o kimseye " dediğinde Ashab-ı Kiram; "Kimdir o? Ey Allah'ın Resulü! " diye sorunca;

"Ana-babası veya bunlardan birisi yanında ihtiyarladığı hâlde, Cennet'e giremeyip Cehennem'i boylayan kimse" der. (Müslim, Birr, 9).

6. Kötü söz söylememek. Onları incitecek her tür kötü söz ve davranıştan kaçınmak gerekir. Bu kötü davranışların ebeveyne doğrudan yapılması haram olduğu gibi, onlara kötü söz söylenmesine sebep olmak da haramdır. Cenâb-ı Allah'ın, "Onlara öf dahî demeyin" yasağı yanında Peygamberimizin şu hadis-i şerîfi de çok dikkat çekicidir:

"Bir kimsenin ana-babasına sövmesi büyük günahlardandır".

-Ashab-ı Kirâm: "Bir kimse ebeveynine nasıl söver?" deyince,

-Efendimiz (s.a.s.): "Biri başkasına kötü bir söz söyler, o da tutar bunun ebeveynine söver" diye cevap verdi. (Buhârî, Edeb, 4).

7. Öldüklerinde hayırla anmak, dua etmek. Ana-baba ölmekle onlara karşı olan sorumluluklar bitmez. Onların temiz hatıralarını devam ettirmek gerekir. İnsanları insan yapan da bir bakıma, nesilden nesile miras olarak intikal eden bu güzel duygu ve hatıralardır. Peygamberimizin; "Sevgi, verâset yoluyla kazanılır" (Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 22) hadîsi de bu gerçeği ifade etmektedir. Böylece, nine ve dedelerle torunlar arasında bir sevgi bağı kurulmuş olur. Onları hayırla anmak, bağışlanmaları için dua etmek, Allah'u Teâlâ'nın Kur'an-ı Kerîm'de bize öğrettiği dualardandır; "Ey Rabbimiz! İnsanların hesaba çekileceği kıyamet gününde beni, annemi, babamı ve bütün müminleri bağışla. " (İbrahim, 14/41 ) .

Bir sahabî; "Ölümlerinden sonra da ebeveynim için yapmam gereken bir iyilik var mı?" diye sorunca Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Evet dört haslet vardır:

Onlara hayır duada bulunmak ve Allah'tan, bağışlanmalarını dilemek. Varsa vasiyetlerini yerine getirmek. Dostlarıyla ilişkiyi devam ettirip ikramda bulunmak. Akrabalarıyla ilişkiyi devam ettirmek ki, senin bütün akrabaların ancak onlar vasıtasıyla varolmuştur. (Buhârî, el-Edebü'lMüfred, 19)

Ölümlerinden sonra yapılacak duanın ebeveyne faydasını Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle dile getirir: "İnsan ölünce amel defteri kapanır. Ancak şu üç şeyle sevabı devam eder: Sadaka-ı câriye, insanların faydalanacağı bir ilim ve arkasından hayır dua eden bir evlât" (Buhârî, et-Edebü'l-Müfred, 19).

Ayrıca onlara karşı iyi, güzel olan her davranışta bulunmak, kötü, çirkin her hareketten de sakınmak, onlara karşı olan görevlerimizdendir.

Hayatta ve öldükten sonra ebeveynine karşı görevlerini yerine getiren, onları memnun edip hayır dualarını alan kimse, dünya ve ahiretin en büyük mutluluklarından birini kazanmış olur. Çünkü Peygamberimiz (s.a.s.) böylelerinin bereketli uzun bir ömre sahip olacaklarını, ebeveynin kendileri için yapacakları duaların Allah tarafından mutlaka kabul edileceğini ve Cennet'i kazanacaklarını müjdelemektedir .

Hz. Peygamber (s.a.s.) çocukların ebeveynlerine karşı sorumluluklarının ne kadar büyük olduğunu şöyle dile getirmektedir:

"Çocuk, hiç bir iyilikle babanın hakkını ödeyemez. Ancak onu köle olmuş bir vaziyette bulur da satın alarak hürriyetine kavuşturursa hakkını öder." (Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 6)


Abdullah b. Mes'ud (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.s.)'e sordu:

"-Ya Resulullah, amellerin hangisi daha üstündür?" Resulullah:

"- Vaktinde kılınan namaz" buyurdular.

Abdullah b. Mes'ud diyor ki tekrar sordum:

"-Sonra hangisidir?"

"-Anne-babaya iyiliktir" diye cevaplandırdılar.

"-Sonra hangisidir?" dedim.

"-Allah yolunda savaşmaktır. " diye buyurdular.

Hülâsa anneye ve babaya her türlü ikram ve ihsanda bulunmak, onların ihtiyacı olduğu takdirde bütün maddî ihtiyaçlarını gidermek, onlara "öf" bile dememek, onlara karşı daima tatlı dilli olmak, en güzel tavır ve davranışlarla karşılık verip en ufak bir şekilde onları üzmemek bıkkınlığı ifade edebilecek bir tavır takınmamak gerekir. Gönüllerini kıracak en küçük bir sözden bile kaçınmak, her hususta rızalarını kazanmağa çalışmak, onları kendisinden memnun etmek, yaşlandıklarında onların her türlü hizmetine koşmak, hastalık anlarında tedavî ve bakımlarını yaptırmak çocukların görevidir. Hasta veya yatalak hâllerinde onların hizmetlerinde bulunmak Cennet'in kapılarını aralayan bir davranıştır .


Mystic@L 12 Eylül 2006 21:57

Evlad hakkı


1- Bir kimse, çocuğu olduğu vakit müjdelenince onu bir nimet bilip, Allah'a hamd etmeli, Hadis-i şerifte: "Evlad kokusu, Cennet kokusudur." "Evlad dünyada nur, ahirette sürurdur", buyurulmuştur. Çocuğu beyaz elbiselere sarmalı. Çocuğun ağlamasından, anası ve babası üzülmemelidirler. Çünkü, ağlaması, anasına bbasına tesbih, tehlil, dua ve istiğfar olur. Bir hadis-i şerifte: "Mü'minin evladı dört ay "La ilahe illallah", dört ay "Muhammedür Resulullah", dört ay "Ya Allah! Beni, anne ve babamı mağfiret et" der.
Erkek çocuk olunca sevinip de, kız olunca üzülmek yersizdir. Çünkü, bunların hangisinin daha hayırlı olacağını Alla'tan başka kimse bilemez. Aksine olarak, kız çocuğunda daha fazla memnuniyet göstermek lazımdır. Zira, Kur'an-ı Kerim'de Allahü teâlâ, çocuktan bahsederken, kız çocuğunu takdim ederek, mealen şöyle buyurmuştur: "Allah, dilediğine kız, dilediğine erkek evlad verir." Bu ayet-i kerime, kız çocuğunun erkek evladdan hayırl olduğuna delalet eder.
Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: "Bir kimsenin bir kız evladı olsa da, onu İslam adabı ile terbiye etse ve Allah'ın kendisine verdiği nimetlerle büyütse, Allahü teâlâ, o kişiyi Cehennem ateşinden korur." "Bir kimsenin üç kızı olup da, onları besler, merhamet eder, terbiye ederse, Cennet on vacib olur."
Kızını ve kızkardeşini besleyenler hakkında şöyle buyurulmuştur: "Bir kimsenin bir kızı ve iki kızkardeşi olup, onlara ihsanda bulunursa, Cennet'te ben onunla beraber olurum."
Resulullah aleyhisselam, bunu söylerken şehadet parmağı ile orta parmağını göstermiştir; yakın olacağından kinayedir. Diğer hadis-i şerifte: "Birinin, üç kızı ile üç kızkardeşi olur da onların ezalarına sabrederse, Allahü teâlâ o kimseyi Cennet-i alaya (en yüksek makama) ulaştırır", buyurunca, bir adam: "Ya Resulallah! İki kızı olsa da Cennet'e girer mi?" dedi. Resulullah aleyhisselam: "Bir olsa da yine Cennet'e girer" buyurdu.
2- Çocuk dünyaya gelince, sağ kulağına ezan,sol kulağına ezan okumak. Hz. Peygamber'in aleyhisselam torunu Hz. Hasan dünyaya geldiği zaman kulağına ezan okuduğu rivayet edilmiştir. Bir çocuk dünyaya geldiği zaman sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunması, bu çocuğa bir çok fayda sağlar. Resulullah aleyhisselam bir çocukla karşılaşınca şu duayı okurdu: "Ya Allah! Bunu hayırlı ve Allahtan korkanlardan eyle ve onu güzel bir surette yetiştir."
Anneler, babalar çocuklarının yüzlerine bakınca Sure-i İbrahim'deki Hz. İbrahim'in aleyhisselam duası olan şu mealdeki duayı okumalıdırlar: "Hamd olsun o Allaha ki, bana ihtiyarlık halimde İsmail'i, İshak'ı ihsan buyurdu. Şüphe yok ki, Rabbim her halde duayı işitiyor."
3- Çocuğa güzel isim koymak. Çünkü, kıyamette herkes ismi ile çağırılacaktır. Hadis-i şerifte: "Allah indinde sevgili olan isimler, (Abdullah, Abdurrahman)'dır" buyurulmuştur. Mehmed, Ahmed gibi medhi anlatan isimlerle çocuklara ikramda bulunulması; meşru olmayan (çirkin mana taşıyan) isimlerin değiştirilmesi hakkında hadisler rivayet edilmiştir. (Çocuklara kafir isimleri verilmemelidir. Bir de uydurma isimlerden de sakınmalıdır. Cengiz, Temuçin, Atilla, Ateş, Alev, Özbay gibi )
4- Çocuğu olanın bir hafta sonra, başındki tüyleri kırkıp altın veya gümüş para ile tartarak o parayı fukaraya tasadduk etmesi. Çünkü, Hz. Hasan dünyaya gelince Resulullah aleyhisselam, kızı Fatıma'ya, tüyünü kırkıp, o zamanın parasiyle tartmasını ve onu tasadduk etmesini emir buyurdu. Yedinci günü sünnet edilebilir. Çünkü, çocuk taze iken yarası çabuk iyileşir. Yedinci gününden yedi yaşına kadar sünnet etmek müstehaptır.
İmam Muhammed'e göre, akika kurbanı kesmek vacibtir. İmam Şafii'ye göre ise, sünnettir. Diğer imamlara göre, müstehaptır. Kesilecek kurban, erkek için iki koyun, kız çocuk için bir koyun olmalıdır. Resulullah aleyhisselam, akikayı keserken şu mealdeki duayı okurdu:
"Ya Allah! Bu filan oğlu filanın akikasıdır. Kanı, kanına; eti, etine; kemiği, kemiğine; kılı, kılına; derisi, derisine mukabildir. Ya Rab! Bu akikayı oğlum için Cehennem'e feda kıl."
Akikanın kemiklerini kırmamalı ve koyunun bir budunu ebe kadına verip, kalan kısımlarını fukaraya tasadduk etmelidir. Akikayı yedinci veya ondördüncü günde yapmalı, çocuğun ismini de bu müddet içinde takmalıdır. Çocuk, Allah tarafından anaya, babaya her hususta temiz olarak verilmiş bir emanettir. Ebeveyn, çocuklarını terbiye hususunda dikkatli davranırsa, çocuklarını maddi manevi yüksek mertebelere çıkarmış olurlar.
Aksi takdirde, çocuklarını helake sürükleyecekleri gibi, kıyamet gününde kendileri sorumlu olacaklardır. Hadis-i şerifte rivayet edildiğine göre, çocuğun anası ve bbasının üzerindeki haklarından biri de kendisine iyi ve güzel ad takmalarıdır. Çocuğuna dünyada iyi edep öğretmemek günahtır.
Âile efradını, çocuklarını terbiye etmeyip, İslami hususlarda cahil brakan ana ve babadan çocuklar Allah huzurunda davacı olacaklar ve şöyle diyeceklerdir: "Bizi, anamız, babamız cahil bıraktı. Haram lokma yedirdi. Haram elbise giydirdi. Biz, bunları bilmiyorduk. Hakkımızı onlardan al."
İnsanın, evladına verdiği en büyük hediye, terbiyedir." Doğan çocuk, bir süt anaya verilecekse bunun iyi, akıllı, kanı temiz, huyu güzel, itaatkar bir kadın olması uygun olur. Çünkü, kadının sütü çocuğun huyuna tesir eder. Bir hadis-i şerifte: "Evlad, emdiği süte göre hallenir" buyuruluyor. Nitekim, insanlarda yemeklere göre hal değişikliği olur. Yani haramdan haramzade olur. Nasıl ki, tohum iyi olursa, ekin de iyi olur. Hadis-i şerifte: "Haramdan çekinin. Çünkü, haramın binası er geç harab olur" buyurulmuştur.
Çocuğu ilk defa anası emzirmelidir. Sünnet olan budur. Sonra, süt anaya verilir. Çocuk konuşmaya başladı mı, evvela kelime-i tevhidi, yani (La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah ) cümlesini öğretmeli. Mü'minun suresinin yüz onaltıncı ayetini yedi defa, sonra Âyete'l-Kürsi'yi, Haşr suresinin on üç ayetini okutmalıdır. Çocuğa bunları okutmakta şu faydalar vardır:
Çocukta haya alameti belirir; aklı, anlayışı, damarları bunların nuru ile aydınlanır ve iyi evlad olur. Çocuğa küçük iken, öğretimesi lazım gelen hususlar da şunlardır: Yemeğe besmele ile başlamasını, sağ eliyle ve önünden yemesini, lokmasını küçük yapmasını, çok çiğnemesini, elini elbisesine sürmemesini, çok yemenin zararlı olduğunu anlatmak, az yemenin faydasını medh etmek, gibi. Ana, baba çocuğuna eski elbise giydirmemeli, bazı aşk maceralarının hususi hallerini öğretmemeli, menkıbelerini medh ve hikaye etmemelidir. Çünkü, bunların menkıbeleri çocuğun yoldan çıkmasına, sefahete düşmesine sebep olur. (Çocuklara zararlı kitapları okutmamalıdır.)
Bu hususta seçilecek yol, Peygamber'in aleyhisselam sözlerini, alimlerin, iyi kimselerin hallerini hikaye etmektir ki, bunlar onun kalbine tesir eder, alim olmak veya iyi insanlardan olmak hevesi uyanır ve onlara karşı sevgi beslemeye başlar.
Çocuk, yaramazlık yaptığında onu azarlamamalı, bazı zamanlarda yaptığı kötülüğü görmezlikten gelmelidir. Çünkü her zaman azarlanacak olursa, buna alışır, yüzgöz olur; tehditlerin, azarlamaların tesiri kalmaz. Anası çocuğu, "Kabahatlerini babana söylerim" diye korkutmalıdır. Çocukların tembel olmaması için yumuşak yatak üzerine yatırılmaması daha uygun olur. Arkasını açmaktan, çabuk yürümekten, akran ve emsallerine karşı elbiseleri ile, yediği yemekler ile böbürlenmekten, kibirlenmekten kat'iyyetle men etmelidir.
Başkasından bir şey alınca ona kızıp, bir daha almaması için şiddetle azarlanmalıdır ki, böylece belki kalbi yumuşar. Kötü huyların fenalıklarından, para ve madde sevgisinin zararlarından bahsetmelidir. Kahvehanelerde oturmaktan, fena meclislere, [tiyatrolara, sinemalara, moda defilelerine, kokteyllere, balolara, plajlara, çıplak gösterilere] gitmekten men etmeli, insanların yanında gerinmekten, esnemekten, parmaklarını çıtlatmaktan, çok konuşmaktan, otururken arkasını başkalarına çevirmekten, ayak ayak üstüne koyup oturmaktan, ellerini çenesinin altına koymaktan, bağdaş kurup oturmak gibi, edebe aykırı hareketlerden men etmelidir.
Bundan başka, yemin etmekten, herkesten evvel söze başlamaktan çekinilmesi lazım geldiğini öğretmelidir. Kur'an dinlemeğe teşvik etmeli, lüzumsuz şeylerle vakit geçirmenin doğru olmadığını, kötü şeylerden, fena kimselerden uzak kalmanın kendisi için selamet yolu olduğunu, sefih insanların meclisine gitmenin zararlı, köt ahlakın sirayet edici olduğunu söylemelidir.
Dini terbiyesine ve nasihata medar olacak alimlerin meclisine göndermelidir. İnsanların feyz menbaı olan Kur'an-ı Kerim'i ve lüzumlu bütün ilimleri öğretmelidir. Her türlü atıcılık, binicilik, yüzücülük gibi faydalı şeyler anlatılıp öğretilmelidir. Resul-i ekrem aleyhisselam bunların öğretilmesini emretmiştir.


TheGrudge 12 Eylül 2006 23:17

Ebeveynin Kalb ile Olan Hakları


Kalb ile Olan Hakları



1- Acımak, merhamet etmek. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Merhamet etmeyene, merhamet edilmez, acımayana acınmaz.) [Müslim]
2- Sevmek. Her fırsatta ana-babanın ellerini öpmeli, sevdiğini hissettirmelidir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Annesinin ayağını öpen, Cennetin eşiğini öpmüş olur.) [Şir'a]
3- Sevinçlerine sevinmek. Bir şeye sevinince, (Ne iyi olmuş, hayırlı olsun) gibi sözlerle memnuniyetini bildirmelidir!
4- Üzüntülerine üzülmek, dertleri ile hemdert olmak. Bir şeye üzülmüşlerse, (Geçmiş olsun) diyerek ilgilendiğini, üzüldüğünü bildirmeye çalışmalıdır.
5- Çok söylemelerinden incinmemek. İncinse bile, kesinlikle incindiğini hissettirmemek.
6- Sitem ve cefâlarına kızmamak. Sözlerini hiç duymamış gibi hareket etmek.
7- Onlardan râzı olmak. Ne yapıp yapmalı, onların rızâlarını almaya çalışmalıdır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Allahın rızâsı ana-babanın rızâsındadır.) [R.Nâsihîn]
8- İncitmekten çok korkmak. İsrâ sûresinin 23. âyet-i kerîmesinde ana-babaya iyi davranmak, onlara yumuşak ve tatlı söylemek emredilmektedir. Gaflete düşüp ana-babanın kalbini kırarsan, derhal rızâlarını almaya çalış, yalvar ve ne yaparsan yap, onların gönlünü al!
9- Nazlanmamak. Aksine onların nazına katlanmalıdır! Çünkü ana-baba küçükken bizim çok nazımızı çektiler. Nazlanma sırasının onlarda olduğunu unutmamalıdır.
10- Sıkıntı görse de, ölseler de kurtulsak diye düşünmemek, çok yaşamalarını arzû etmek. Onlar, bizden çok sıkıntı gördükleri hâlde, yaşamamızı istemişlerdi. Îcâbında kendileri aç durup bizi doyurmuşlardı.


evo 12 Kasım 2006 18:39

BAŞIMIZIN TACI; ANNE VE BABA


Hayırsız evlatlar çoğalıyor

İki üç ay önce Ankara'da bir aile faciası yaşanmıştı. Genç bir kız sevdiği erkekle evlenmesine karşı çıkan ailesini öldürmek için bir plan yaparak evin anahtarını sevdiği erkeğe vermişti. Genç erkek de anahtarla eve girerek o evde bulunan anne babayı öldürmüş, kız da ablasını öldürmüş ve bu olay sonunda üç kişinin canına kıyılmıştı. Sevdiği erkek uğruna annesini babasını öldürten ve ablasını da kendi öldürerek ailesinin katili olan bir genç kız vahşeti yaşanıyordu.
Diğer bir olay da yıllar önce Bursa'da yaşanmıştı. Borca giren erkek evlat borcunu ödeyebilmek için aklına şeytanî bir plan gelmiş, anne ve babasının öldürtürse kendisine kalacak mirasla borcunu ödemeyi düşünmüştü. Ve kiralık katil tutan bu evlat anne ve babasını öldürtmüş ve ölen anne babasının cenazesinde sahte gözyaşları bile dökmüştü. Polisin büyük başarısıyla olay sonradan aydınlığa kavuşturulmuş ve anne ve babanın ölümüne azmettiren katil evlat tutuklanmıştı.
Bu olay sadece benim medyadan şahit olduğum iki örnek.
Daha bunun gibi birçok anne ve babasını öldüren, yaralayan, sokağa atan, arayıp hatırını sormayan, ihtiyaçlarını gidermeyen hayırsız evlat örneklerini ne yazık ki toplumumuzda görmek ve duymak mümkün.
Etrafımızdaki insanlara ve komşularınıza kulak verdiğiniz zaman birçok insan, evlatlarının hayırsızlığından ve kötülüğünden şikayet etmekte hatta bu yüzden yataklara düşen hastalanan birçok insanlar görmekteyiz. Hayırlı bir evlat anne ve baba için en büyük nimet olabilirken, hayırsız bir evlat da anne ve babalar için en büyük düşman olabilmektedir.

Şikayet etmeye hakkımız var mı?

Peki neden anne ve babalar evlatlarından şikayet ediyorlar? Neden evlatlar anne ve babalarını perişan ediyorlar, ağlatıyorlar, inim inim inletiyorlar?
Suçlu kim? Suçlu anne baba mı? Yoksa suçlu evlat mı? Yoksa suçlu toplum mu? Yoksa maneviyatsız eğitim mi? Yoksa sorumsuz medya mı? Yoksa ……
Elbette suçu bu sınıflardan birine tamamen yükleyemeyiz. Ama her birinin suçu var. Anne baba biz suçluyuz. Evlat suçlu. Görevini yapmayan eğitim sistemi suçlu. Gençleri kötülüğe sevk eden medya suçlu. Dini diyanetini bilmeyen ve dindar evlat yetiştirmeyen anne ve baba suçlu.
Dini öğrenmeyip malayani ve geçici zevkler peşinde koşan gençlerimiz mi suçlu. Devamlı bataklıkta sinek üreten ortam suçlu. Velhasılı hepimiz suçluyuz.
Suçu sadece başkalarında aramaya kalkmayalım. Çocuğunu haram lokma ile besleyen, onlara dinini diyanetini öğretmeyen, ahiretlerini düşünmeyen insanların, herhalde evlatlarından fazla şikayet etme hakları yok.

Nasıl olmalı?

Anne ve baba kötü de olsa hiç bir evladın anne ve babasına isyan etmeye, eziyet etmeye hakkı yoktur. Her şeyde olduğu gibi iyi bir evlat isteyen anne ve babalar evlatlarını İslamî bir terbiye vermek zorundadırlar.
İslam terbiyesiyle yetişen bir evlat anne ve babasına kötülük etmez, onları dövmez, onları aç-açık bırakmaz, onlara sövmez hatta Kur'an ifadesiyle öf bile demez. Bakınız bunu ayeti kerimede Rabb'imiz şöyle veriyor.
"Rabb'in, ancak kendisine kulluk etmenizi ve anne babaya iyi davranmanızı emretti. Onlardan (anne veya babanızdan) biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa sakın onlara öf bile deme, onları azarlama; her zaman onlara güzel değerli sözler söyle, acıyarak onlara daima kucak aç ve yumuşak davran ve "Ya Rab beni küçükken bakıp büyüttükleri gibi sen de şimdi onlara acı, diyerek dua et!" (İsra; 24)
"Allah'a kulluk edin. O'na bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya iyilik edin." (Nisa; 36)
Anne ve Baba hakkıyla ilgili hadislerden sadece bir kaçını örnek vermek istiyorum.
Adamın biri "Rasulullah (s.a.v.)'e gelip sordu: "Ey Allah'ın Rasül'ü, insanlar içinde iyi davranıp hoş sohbette bulunmama en ziyade kim hak sahibidir? diye sordu. Hz. Peygamber (sa.v.): "Annen" diye cevap verdi. Adam: "sonra kim?" dedi. Rasulullah (s.av.) yine "Annen" diye cevap verdi. Adam tekrar: "Sonra kim?" diye sordu. Rasulullah (s.a.v.) yine "Annen" diye cevap verdi. Adam tekrar sordu: "Sonra kim" Rasulullah (s.a.v.) bu dördüncüyü "Baban!" diye cevapladı.' (Buhari, Edeb, 2; Müslim, Birr, 1)
Abdullah bin Mes'ud'dan rivayet edildiğine göre: "Allah'ın Rasül'ünden, Allah'a ve Rasül'üne en muhabbetli amel nedir?" diye sordum. Cevap olarak " Vaktinde kılınan namaz" dediler. Sonra hangisidir diye sordum: "Ana-babaya iyilik yapmaktır" buyurdular. Sonra hangisidir? dediğimde, "Allah yolunda cihad etmek olduğunu söylediler." (Buhari, Mevakitüs Salat, 5; Cihad, 1; Edep; Müslim)
Sevgili Peygamberimiz bir gün ashabına :."Size büyük günahların en büyüğünün ne olduğunu söyleyeyim mi?" diye sordu. Yanındakiler "Evet" deyince Rasulullah (s.a.v.) bu günahları şöyle ifade etti: "Allah'a şirk koşmak ve anne babaya âsî olmak!" (Buhari, Edep, 6)
Anne ve babanın hakkı ve önemi ile ilgili daha birçok ayet ve hadislere yer vermek mümkündür.

Anne-baba kimdir?

Ayet ve hadisler incelendiğinde ısrarla evladın anne ve babasına itaat etmesi, iyilik etmesi ve onlara isyan edilmemesi istenmektedir.
Gerçekten insan hayatında aslolan ve en büyük iyilikleri dokunan kişilerin başında anne ve baba gelir. Çünkü evladın dünyaya gelmesinde, yetişmesinde ve bir yerlere gelmesinde anne ve babanın birçok emeği vardır.
Bir zamanlar biz büsbütün acizdik, onlar güçlü kuvvetli idiler. Öyle iken onlar bizi emzirdiler, hırpalamadılar. Hep gözümüzün içine bakarak bizi büyüttüler. Şimdi onlar aciz düştüler, muhtaç kaldılar Biz güçlendik, kuvvetlendik, onlara güzelce bakacak bir hale geldik. Artık emek sırası bize geçmiştir. Hizmet nöbeti bize düşmüştür. Gün gelir, biz de bu sırayı geçirip, bu nöbeti savarız. Büyütüp yetiştirdiğimiz evlatlardan elbet imdat umarız. İşte bunu iyice bilelim de analarımızı, babalarımızı horlamayalım. Onlara yüksünerek onları hırpalamayalım.
Evlat için ana-baba gerçekten pek büyük nimettir. Henüz hayatta iken onların kıymetini bilmek lazımdır. İnsan ne kadar hizmet ve iyilikte bulunsa, ana-babanın hakkını tamamen ödeyemez. Ana-babaya ihsan ve ikramda bulunmak, onlara karşı iyi ve güzel davranmak, evlat üzerine farzdır. Allah'ın kesin emridir. Onlara isyan ve eziyet ise haramdır.
Ana ve babamız dünyaya gelişimize sebep oldukları için varoluşumuzu onlara borçluyuz. Hiçbir şeyi esirgemeden gereken ihtiyacımızı karşılayarak bizi büyüttüler, yetiştirdiler, bizi hayata hazırladılar. Bu yüzden de bütün varlığımızı onlara borçluyuz.
Çocuklarının ana ve babalarına karşı en temel vazifelerinin başında (meşru taleplerine) itaat, sevgi, saygı hürmet, minnettarlık, darda kalınca yardım ve ölünce hayırla onları yad etmek gelir.



Çocuklar anne ve babalarına ne kadar iyilik ve itaatte bulunsalar yine azdır. Bir evladımızdan ne bekliyorsak, beklentilerimizi anne ve babamıza karşı biz aynen yapmalıyız. Ana babamıza karşı görevlerimizi yerine getirmek, devamlı iyi muamelede bulunmak, gönüllerini hoşnut tutmak, onlara karşı yapacağımız bir teşekkür ifadesidir.
Aslında onlara yapacağımız o kadar iyilik var ki onlar anlatmak bile derginin sayfaları yetmez.

Görevlerimiz

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri Marifetname'de evladın anne ve babasına karşı on beş görev sayar.
I. Anne ve babasıyla olan sohbetinin kalkıp oturuşunu adab ve erkanı on beştir:
1. Anne ve babasının sözlerini dinlemek
2. Emirlerine göre hareket etmek.
3. Onlardan izin almadan oturmamak.
4. Onların kalkışında ayakta durmak.
5. Yol yürürken onlara öncülük yapmak.
6. Sesini onlarınkinden fazlaya yükseltmemek.
7. Onları ismiyle çağırmamak.
8. Çağırdıklarında efendim veya buyrunuz deyip emirlerini yerine getirmek.
9. İşlerini yapmak ve onlara hizmet etmekte titizlik göstermek.
10. Onların rızalarını kazanmak
11. Onları korumak ve onlara saygılı olmak.
12. Onlara öfkeli bir bakışla bakmamak
13. Onlara karşı yüzünü ekşitmemek, güler yüz ve tatlı sözle gönüllerini hoş etmek
14. Onlara yaptığı bir iyilikten dolayı başa kakmamak ve minnet etmemek.
15. Emirleri olmadan gurbete gitmemek, ayrılmamak.
Yukarıdaki esaslar ve bunun dışında müsbet sözlü, fiili görevleri yerine getirerek, anne ve babasının rızalarını alan evlat, dünya ve ahiret mutluluğuna erer.
Buradan anne ve babası sağ olan kardeşlerimize sesleniyorum.
Anne ve babanız vefat etmeden önce onların kıymetini bilin. Onları baştacı edin. Onları elinizin üstünde tutun. Büyüklerimiz anne ve babanın yüzüne sevgiyle bakmanın bile sevap olduğunu söylüyorlar. Bizler anne-babamızın rızasını kazanarak onların hayır duasını almanın gayreti içinde olalım. Zira Peygamberimiz, "Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, misafirin duası ve anne- babanın evladına duası." (İbn Mâce, Dua, 11) buyurmuştur.
Bir insanın hayatında en çok ve en fazla hakkı olarak önce annesinin sonra babasının geldiğini yukarıdaki hadiste öğrenmiştik. Annemize ve babamıza ne kadar iyilik etsek azdır.
Alimlerden biri devamlı annesinin ayaklarının altını öpermiş. Çünkü "Cennet annelerini ayakları altındadır" hadisini düşünerek yaparmış bunu.
Bu hem kitaplarımızla hem de tecrübelerimizle sabittir ki annesine ve babasına hayrı olmayan insan, kendi evlatlarından hayır görmez. Ya da bunun cezasını çok ağır öder. Peygamberimiz anne ve babanın dualarının makbul olduğunu haber veriyor. Bugün bir bakıma sıkıntı çeken insanlar neden sıkıntı çektiklerini merak ediyorlarsa anne ve babasını razı edip etmediği yönünde nefis muhasebesi yapmalarını tavsiye ederiz.
Bir Müslüman için anne ve babaların sevindirileceği gün sadece Anneler ya da Babalar günü değil. Bizim için her gün anne ve babalar günüdür.
Sevgili Peygamberimizin şu hadisini hiç unutmamak gerekir. "Allah'ın rızası, anne-babanın rızasında, Allah'ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir." (Tirmizi, Birr, 3)
Yazımızı şu kıssa ile bitirmek istiyoruz. Musa aleyhisselam Hazretleri, cennetteki komşusunun veya arkadaşının, dostunun kim olacağını Cenab-ı Hakk'tan sorup öğrenmek ister. Cenab-ı Hak da Peygamberi Musa'ya: "Falan memlekete git. Orada bir kasap var işte, O senin cennetteki komşundur" buyurmuş. Musa ( a.s.) gidip o adamı bulmuş. Kasap olan kişi, Musa (a.s.)'dan kendisine misafir olmasını istemiş Musa (a.s.) da bu teklifi kabul ederek evine misafir olmuş. Odaya girdiklerinde Musa aleyhisselamın gözüne bir zenbilde yatmakta olan kadın çarpmış. Yemeğe oturmuşlar. Adam bir lokma kendi alıyor, iki lokma da zenbile bırakıyormuş. Kasabın annesine en güzel şekilde bakması Musa aleyhisselamı hoşnut eder. Musa ( a.s.) kasab olan kişiye: "Annenin dudakları kımıldanıyor ve bir şeyler söylüyordu, ne söylüyor?" diye sormuş. Kasap da "Efendim annem diyor ki: Allah seni Musa aleyhisselam'a cennette refîk eylesin" diyor. Bu kişinin annesine bakarak ve onun duasını alarak ve o zamana kadar Peygamber olduğunu gizleyen Musa aleyhisselam, kasabı tebrik edip müjdelemişler.
Cenab-ı Hakk, Peygamberimizle cennette komşu olmayı; anne babalarımızın rızasını ve duasını kazanmayı cümlemize nasip eylesin. (Amin).

HASAN ÇALIŞKAN


KENCISii 5 Ekim 2007 18:40

anne sevgisi
 
Anne SevgisiYüce Allah, dünyadaki sevgilerin en yücesi olan evlat sevgisini, anneye vermiştir. Bu sevginin hiçbir menfaati ve kuralı yoktur. Bu sevgi, “zengin–fakir, eğitimli- eğitimsiz” ayrımı olmaksızın, her anne - baba için geçerlidir. Hatta hayvanlar için dahi geçerlidir.
Bu koşulsuz saf sevgi, zaman, zaman bazı evlatlar tarafından fark edilmeyebiliyor. Ya da bazı dini guruplara katılan gençler, telkin altında ailelerinden soğutulabiliyorlar.

Dini bilgisi az olan, ya da hiç olmayan gençleri kandırmanın en güzel yolu Allah korkusudur. Bazı tarikatlar gençleri Allah korkusuyla kandırıyorlar. Daha sonra da onlara liderinin sözünden çıkarsan, dinden çıkarsın telkini veriyorlar. Dini bilgisi az olan gençler de bu korkuyla, (hak olmayan tarikatlara karşı olan ) ailelerine düşman olabiliyorlar. “Hak olan tarikatlarda amaç Allah’a yakın olmak iken, hak olmayanlarda ise, şeyhe körü körüne bağlı olup, toplumdan ve aileden soyutlanma vardır.”

Ailelerin bu konuda çok dikkatli olmaları gerekiyor. Evlatlarında olan değişikliklerin arkasında mutlaka bir şeylerin olduğunu anlamaları gerekiyor. Din ile hiçbir alakası olmayan bazı cemaatlerde, din adı altında kandırılan yüzlerce gencimiz farklı amaçlarla kullanılabiliyorlar.

Günümüzde bazı cemaatler ve tarikatlarda beyinleri altüst olan çocuklarımız, ailelerine karşı adeta düşman olarak yetiştirilebiliyorlar. Bazı cemaatlerde “annelerin sadece evladın doğumundan sorumlu olduğunun” telkini verilip onları ailelerinden soğutabiliyorlar.
Anne baba sevgisi Kuran’da açık ve net olarak yazmasına rağmen, din adı altında çocukları ailelerinden koparabiliyorlar.

Kuran ayetlerinde anne-baba hakkından şöyle söz edilir:
“Rabbin, Ondan başkasına kulluk etmememizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle.”(İsra Suresi, 17)


Şu da bir gerçek ki; Allah inancı kuvvetli olan ve Kuran ahlakını tam olarak benimseyen, vicdanının sesine kulak veren gençlerin, hangi koşullarda yaşarlarsa yaşasınlar, kandırılmaları asla mümkün olmayacaktır.

Unutulmamalıdır ki, akli dengesi bozuk veya çok zor durumda olmadığı sürece, bir anne - baba asla evladını yarı yolda bırakmaz, terk etmez. Canı pahasına da olsa onları her türlü kötülüklerden korur. Hangi cemaate girerse girsin, hangi telkin altında annelerine isyan ederlerse etsinler, asla anne babaları onların peşini bırakmayacaklardır… Her zaman evlatlarına şefkat kollarını uzatarak, onları tüm kötülüklere karşı koruyacaklardır.

“Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır…”(Nahl Suresi, 66)
Ayette de belirttiği gibi, hayvanlara daha dikkatle baktığımızda, ibret alacak çok şey olduğunu görebiliriz. Örneğin yukarıda anlattığım evlat sevgisi, doğada yaşayan en vahşi hayvanlar için bile aynıdır.
Çünkü Allah yeryüzündeki tüm canlıları bu içgüdüyle yaratmış ve bilinçaltımıza bu koşulsuz anne sevgisini kodlamıştır.

“Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. "Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır."(Lokman Suresi,14)

Bilindiği gibi, en zor ve uzun geçen hamilelik dönemi, insanı dünyaya getirmektir. Ayrıca “yürümek, konuşmak, temizlik alışkanlığı” gibi en temel ihtiyaçlarını karşılamak konusunda en uzun sürede hayata adapte olan, yine insan yavrusudur. Bu uzun beraberlikteki görevi hep anne üstlenmiştir. Neredeyse doğumundan ölümüne kadar anne, kanatlarını evlatlarının üstüne germiştir. Bu fedakârlığın karşısında, anne ve babanın evlatlarından istedikleri sadece, saygı ve hoşgörüdür.

Yine unutulmamalıdır ki, dünyaya gelen her canlı yaşarsa, er ya da geç mutlaka yaşlılığı tadacaktır. İleride kendimize yapılmasını istemediğimiz tavır ve davranışları, biz de anne ve babamıza yapmayalım. Onlara şefkat, hoşgörü, saygı ve sevgiyle yaklaşalım.
“Onların hayır dualarını alalım.”


onurakx38 16 Şubat 2010 19:16

1- Hizmet ederek rızâlarını almak
Allahü teâlâ ana-babaya iyilik edilmesini emrediyor (Nisâ 36 En'âm 151 Ankebut 8)
Hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki:
(Ana-babasına hizmet edenin ömrü bereketli ve uzun olur Onlara karşı gelenin âsî olanın ömrü bereketsiz ve kısa olur ) [Ey Oğul İlm]
(Ana-babasını dîne uygun hizmetleriyle râzı eden kimse Allahı râzı etmiş olur onları gazaplandıran Allahı gazaplandırmış olur) [İNeccâr]
(Anasına-babasına âsî olan mel’ûndur) [Hâkim]
(Ana-babası yanında ihtiyârladığı hâlde [onların rızâlarını alamayıp] Cenneti kazanamıyanın burnu sürtülsün) [Tirmizî]
(Ana-babasına iyilik edene müjdeler olsun! Allah Onun ömrünü uzatır) [Buhârî]
(Cihâd fîsebîlillah [Allah yolunda] sadece kılıç sallamak değildir Ana-babaya veya evlâda bakmak da cihâddır Ele muhtâç olmamak için çalışmak da cihâddır) [Deylemî]
Hasan-ı Basrî hazretleri Kâ'beyi tavâf ederken sırtında yük olan bir zât görüp der ki:
- Niçin yükle tavâf ediyorsun?
- Bu yük değil babamdır Bunu Şam'dan yedi defa getirip tavâf ettim Çünkü bana dînimi îmânımı öğretti Beni islâm ahlâkı ile yetiştirdi Bendeki hakkı büyüktür
- Kıyâmete kadar böyle arkanda taşısan bir defa kalbini kırmakla bu yaptığın hizmet boşa gider Bir defa da gönlünü yapsan bu kadar hizmete karşılık olur
Anneye hürmet ve hizmet babadan önce gelir Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Anneye yapılan iyiliğin ecri iki mislidir) [İGazâlî]
(Önce annene sonra babana kızkardeşine erkek kardeşine ve sırası ile diğer yakınlarına iyilik et!) [Nesâî]
(Veysel Karânî'nin kavuştuğu bütün ihsân ve dereceler anasına yaptığı iyilik sebebiyledir) [Râsihîn]
(Yâ Resûlallah annem müşriktir Ona iyilik etmem câiz midir?) diye soran kimseye Peygamber efendimiz (Evetannene iyilikte bulun) buyurdu (Ebû Dâvüd)
Her peygamber kendi annesinden de üstündür Buna rağmen peygamberler de annelerine hürmet ve hizmet etmişlerdir Görüldüğü gibi dünya ve âhiret rütbesi ne kadar yüksek olursa olsun müslüman ana-babaya hürmet ve hizmet şarttır Hattâ kâfir olan ana-babaya da hizmet etmek nafakalarını vermek ziyâretlerine gitmek lâzımdır Küfre sebep olan şeyleri yaptıracaklarından korkulursa ziyâretlerine gidilmez (Bezzâziyye)
Ana-babaya iyilik ihsân ederek onların yaptıklarına karşılık şükretmelidir Kur'ân-ı Kerîmde ana-babaya şükredilmesi emredilmiştir Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Allahü teâlânın rızâsı ana-babanın rızâsında gadabı da ana-babanın gadabındadır) [Tirmizî]
Birgün Peygamber efendimizin huzûruna bir kimse gelerek dedi ki:
- Yâ Resûlallah! İzin verirseniz sizinle beraber gazâya gelip cihâd etmek istiyorum
- Anan-baban var mı?
- Evet var
- Onların yanında bulun! Senin cihâdın onlara hizmet etmektir (Müslim)
Annesini sırtına alıp Kâ'be-i muazzama'yı tavaf eden bir kimse Abdullah ibni Ömer hazretlerine dedi ki:
- Efendim annemi böyle sırtıma alıp Kâ'be-i muazzama'yı tavaf ettiriyorum Acaba annemin hakkını ödemiş olur muyum?
- Annenin hakkının yüzde birini bile ödeyemezsin Ancak iyi muâmele eder ve güzel bakarsan yapacağın en küçük bir hizmete çok büyük sevâb verilir
Enes bin Mâlik hazretleri şöyle anlatır:
Peygamber efendimiz zamanında Alkame isminde bir genç vardı Hep ibâdet ile meşgûl olur yaz-kış oruç tutardı Bu genç hastalandı Fakat dili tutulup birşey söyleyemiyordu Durumdan Resûlullah efendimiz haberdâr edildi Peygamber efendimiz HzAli ile Ammâr bin Yâsir hazretlerini gönderdi Onlar gence Kelime-i Şehâdet telkîn ettikleri hâlde genç söyleyemiyordu Peygamber efendimiz Bilâl-i Habeşî hazretleri vâsıtası ile durumdan haberdâr edildi Peygamber efendimiz yanında bulunanlara şöyle sordu:
- Alkame'nin ana-babası var mı?
- Yâ Resûlallah ihtiyâr bir annesi var
- Annesini buraya getirin!
Annesi gelince Peygamber efendimiz buyurdu ki:
- Alkame'ye ne oldu?
- Yâ Resûlallah Alkame çok iyidir Hep ibâdet ile meşgûl olur Ama ben ondan râzı değilim Çünkü o hanımının rızâsınıbenim rızâmdan üstün tutmaktadır
- Dilinin tutulması bu yüzdendir Ona hakkını helâl et de dili açılsın!
- Yâ Resûlallah O benim hakkıma riâyet etmedi Hakkımı helâl etmem
Bunun üzerine Peygamber efendimiz (Ey Bilâl! Eshâbı çağır odun getirsinler Alkame'yi yakalım Çünkü annesiondan râzı değildir) buyurduKadıncağız bunları işitince dedi ki:
- Yâ Resûlallah oğlumu benim gözümün önünde mi yakacaksınız? Kalbim buna nasıl dayanabilir?
- Cehennem ateşi dünya ateşinden çok daha kızgın ve yakıcıdır Sen ondan râzı olmadıkça onun hiçbir tâ'ati makbûl değildir
Kadıncağız bunları işitince ağlamaya başlayıp dedi ki:
- Yâ Resûlallah ben ondan râzı oldum hakkımı helâl ettim
Böyle söyledikten sonra oğlunun yanına gitti ve oğlunun sesini duydu Kelime-i şehâdeti rahatlıkla söylüyordu Aynı gün vefât etti Cenâze hazırlıkları yapılıp defnedildi Definden sonra Resûlullah efendimiz Eshâb-ı kirâma hitâben buyurdu ki:
(Hanımını annesinden üstün tutana Allahü teâlâ ve melekler la'net eder) [RNâsıhîn]
2- Ana-babaya iyilik ve ihsân evlâd üzerine farzdır Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(Ana-babadan biri veya ikisi yaşlanınca usanıp da öf deme! Ağır söz söyleme! Onlarla yumuşak ve tatlı konuş!) [İsrâ 23]
(Allahtan başkasına kulluk etmeyin ana-babaya yakınlara yetimlere düşkünlere iyilik edin insanlarla güzel güzel konuşun namazı kılın zekâtı verin [Bekara 83]
Peygamber efendimize Lokman sûresinin (Dünyada ana-babanla iyi geçin) meâlindeki 15 âyet-i kerîmesinin açıklaması sorulduğunda şöyle buyurdu: (Onlarla iyi geçinmek demek;
1- Aç iseler yemek vermek
2- Elbiseleri yoksa elbise yapmak
3- Hizmete muhtâç iseler onlara hizmeti cana minnet bilmek
4- Çağırdıklarında buyurun deyip yanlarına gitmek ve onlara hep iyilik etmek
5- Bir iş buyurduklarında emirlerini yerine getirmek günah olan emirler yerine getirilmez
6- Onlarla konuşurken tatlı ve yumuşak hitâb etmek
7- Onları isimleri ile çağırmamak8- Onlarla bir yere giderken arkalarından gitmek
9- Kendi için sevdiği şeyi onlar için de sevmek
10- Kendine duâ ederken onlara da duâ etmek) [RNâsıhîn]
Hadîs-i Şerîflerde buyuruldu ki:
(Ana-babasının ihtiyâcını karşılamak veya onları insanlara muhtaç etmemek için çalışan kimse fîsebîlillah [Allah yolunda] çalışıyor demektir) [Taberânî]
(Ana-babaya ihsânda bulunmak ve akrabayı ziyâret etmek şekaveti saâdete çevirir ömrü artırır ve insanı fena ölümden korur [Ebû Nuaym]
(Ömrünün uzun rızkının bereketli olmasını istiyen ana-babasına iyilik etsin sıla-i rahim yapsın!) [İ Ahmed]
(Evlâd babasının hakkını hiçbir sûretle ödeyemez Ancak onu köle olarak bulur ve sonra da satın alarak âzâd ederse ancak o zaman hakkını ödemiş olabilir) [Müslim]
(İffetli olursanız kadınlarınız da iffetli olur Ana-babanıza ihsân ederseniz çocuklarınız da size ihsân eder!) [Taberânî]
(Annenin duâsı en çabuk kabul olan duâdır) [İGazâlî]
(Ana-babaya iyilik etmek namaz oruç hac ve cihâddan daha üstündür) [İazâlî]
(Evlâdının iyiliğini görmesi için ona yardım eden babaya Allah merhamet etsin) [İbni Hibbân]
Bir kimse gelip dedi ki:
- Yâ Resûlallah büyük bir günâh işledim Tevbem kabûl olur mu ne yapmam lâzımdır?
Peygamber efendimiz buyurdu:
- Annen var mı?
- Hayır yok
- Teyzen var mı?
- Evet var
- Öyle ise ona iyilik et! (Tirmizî)
Allahü teâlâ Hz Mûsâ'ya vahyetti ki:
(Ana-babasına itâ'at edip bana isyân edeni iyilerden yazarım Bana itâ'at edip ana-babasına isyân edeni ise kötülerden yazarım) [İGazâlî]
Bu konudaki hadîs-i şerîflerden birkaçı şöyle:
(Ana-babasını üzen ve sıla-i rahmi terk eden Cennetin kokusunu duyamaz) [Taberânî]
(En üstün amel vaktinde kılınan namaz ve ana-babaya iyiliktir) [Müslim]
(Ana-babasının rızâsını alan mü'mine Cennetten iki kapı açılır Onları üzene ise Cehennemden iki kapı açılır) [Beyhekî]
(İlim öğrenen talebe kocasına itâ'at eden kadın ana-babasına iyilik eden evlâd Peygamberlerle beraber hesâbsız olarak Cennete girer) [İRâfi'î]
(Ana-babasına iyilik edenin ömrü uzun rızkı bereketli olur) [İAhmed]
(En fazîletli amel vaktinde kılınan namazdan sonra ana-babaya iyiliktir) [Müslim]
(Ana-babaya ihsân bedbahtlığı saâdete çevirir ömrü uzatır ve insanı kötü ölümden korur) [Ebû Nuaym]
(Ana-babanıza ihsân ederseniz çocuklarınız da size ihsân eder) [Taberânî]
(Ömrünün uzun ve rızkının ziyâde olmasını istiyen ana-babasına ihsânda bulunsun ve akrabasını yoklasın!) [İAhmed]
(Ebrâra "ebrâr" denmesi: Ana-baba ve cocuklarına iyilik etmelerindendir Ana-babanın senin üzerinde hakkı varsa çocuklarının da senin üzerinde hakkı vardır) [Taberânî]
(Allah katında en fazîletli amel vaktinde kılınan namaz anaya-babaya ihsân ve Allah yolunda cihâddır) [Buhârî]
(İnsanlar içinde en büyük hak sahibi erkeğin üzerine annesi kadının üzerine de kocasıdır) [Hâkim]
(Sadaka veren kimse neden müslüman olan ana-babasının ruhu için vermez? Halbuki böyle yaparsaverdiği sadakanın sevâbı onların rûhuna gideceği gibi onlardan bir şey eksilmemek şartı ile onların sevâbı gibi bir sevâb da kendisine yazılır) [Taberânî]
(Üç zümreye Cehennem ateşi dokunmaz: Bunlar kocasına itâ'at eden kadın ana-babasına iyilik eden evlâd ve insanlara merhamet eden kimsedir) [RNâsıhîn]
(Ana-babasını küstürmüş olduğu hâlde sabahlıyan kimseye Cehennemden iki kapı açılır Bu halde akıllanmıyana da aynı şekilde Cehennemden iki kapı açılır Bunlardan bir tanesi hayatta olur da onun rızâsını almaz ve onu küstürürse kendisini Cehenneme götüren bir kapı açılır Ana-babası kendisine zulmetseler dezulmetmeseler de böyledir [Beyhekî]
Görüldüğü gibi ana-baba zâlim de olsalar kendisine zulmetseler de evlâd onları küstürmemelidir
Ana-babanın veya hiç kimsenin günâh olan emirleri yapılmaz Ana-babanın yemeklerinde harâm karışmış olduğu şüpheli bile olsa ana-baba bu yemekten yemesi için evlâdını zorlasa evlâdın o yemekten yemesi lâzımdır Çünkü şüpheli şeylerden kaçınmak vera' ana-babanın rızâsını almak ise vâcibdir
Yemen'den bir kişi gelip dedi ki:
- Yâ Resûlallah cihâda gitmek istiyorum
- Yemen'de anan-baban var mı?
- Evet var yâ Resûlallah
- Cihâda gitmene izin verdiler mi?
- Hayır vermediler yâ Resûlallah
- Ana-babana git izin iste! Müsâade ederlerse cihâda git! İzin vermezlerse onlara hizmet et! Çünkü îmândan sonra Allahü teâlânın rızâsına kavuşturucu amellerin en üstünü ana-babaya iyilik ve ihsândır) (İAhmed)
Yine cihâda gitmek için gelen bir kişiye Peygamber efendimiz buyurdu ki:
- Annen var mı?
- Evet var yâ Resûlallah
- Onun yanına git! Cennet onun ayakları altındadır (Taberânî)
Bir kişi hicret etmek için Peygamber efendimize dedi ki:
- Anne ve babamı ağlatarak geldim yâ Resûlallah
- Hemen git onları ağlattığın gibi güldür! (Ebû Davud)
Bir zât suâl etti ki:
- Yâ Resûlallah cihâda gitmek istiyorum
- Annen var mı?
- Evet var- Ona hizmet et Cenneti onu râzı etmekle kazanırsın! (Taberânî)
Cihâda gitmek için gelen başka birisine de (Annenin yanından ayrılma! Cennet onun ayağı altındadır) buyuruldu (Nesâî)
Mûsâ aleyhisselâm dedi ki:
- Yâ Rabbî Cennetteki arkadaşım kimdir?
- Filân yerde bir kasap vardır Senin Cennetteki arkadaşın odur
Mûsâ aleyhisselâm tarif edilen yere gitti Güneş batıncaya kadar orada kaldı Akşam olunca kasap bir parça et alıpçantasına koydu Kasap akşam evine giderken Mûsâ aleyhisselâm sordu:
- Ey genç misâfir kabul eder misin?
- Evet memnuniyetle
Beraber gittiler Eve gelince genç bu etten güzel bir yemek pişirdi Sonra evin tavanına asılı duran bir zenbili indirdi İçinde çok yaşlı zaif güçsüz bir kadın vardı Onu zenbilden çıkardı Bir kaşık alıp doyuncaya kadar ağzına yemek koydu Sonra elbisesini değiştirdi Tekrar zenbile yerleştirdi Bu esnâda kadının dudakları kımıldadı Sonra kasap zenbili alıp tavana astı Bunları gören Mûsâ aleyhisselâm sordu:
- Bu kadın kim ona ne yaptın?
- Bu benim annemdirok yaşlandıTakati kalmadı Oturacak halde de değildir Çarşıdan gelince onu doyurup altını değiştirmeden kendim bir şey yemem
- O esnâda annenizin dudaklarının kımıldadığını gördüm Bir şey mi söylüyordu?
- Evet hergün "Yâ Rabbî oğlumu Cennette Mûsâ aleyhisselâma arkadaş eyle" diye duâ eder"
- Gözün aydın olsun Mûsâ Peygamber benim ve Cennetteki arkadaşım da sensin (Şir'a)
İbni Abbâs hazretleri "Ana-babana karşı kusurlu güçsüz aşağı bir kölenin sert kaba efendisine karşı bulunduğu hâl içerisinde ol" buyururdu
Hasan-ı Basrî hazretleri de buyurdu ki:
(Âlim bir evlâdın ana-babası kâfir olsa kuyudan su çekmeleri için ona muhtaç olsalar o da birkaç kova çektikten sonra öf dese öf demesi sebebiyle bütün amelleri yok olur)
Ana-babasını beğenmiyerek ben onların oğlu kızı değilim dememelidir! Çünkü Resûlullah efendimiz (Annem-babam onlar değildir diyene Allahın meleklerin ve bütün insanların lâ'neti olsun Allahü teâlâ böyle diyenin farz ve nâfilelerini kabûl etmez) buyurdu (Şir'a)
Mûsâ aleyhisselâm Allahü teâlâdan dokuz def'a nasîhat istedi Hepsinde de Cenâb-ı Hak ana-babaya itâ'at etmesini istiyerek (Ana-babasına iyilik edenleri dünyada sevdiklerim arasına alırım Kabirde onlara arkadaş olurmahşerde merhamet ederim Sırâtı geçirir Cennette onlarla vâsıtasız konuşurum Ana-babasına âsî olanPeygamberler gibi çok amel etse amelini kabûl etmeyip onu Cehenneme atarım Ana-babasına itâ'at edeni de bana karşı kusurlu olsa da affederim) buyurdu
Buhârî'deki hadîs-i şerîfte özetle deniyor ki:
Eski ümmetlerden üç kişi yolculuğa çıkarlar Geceyi geçirmek üzere bir mağaraya girince dağdan bir kaya parçası yuvarlanarak mağaranın ağzını kapatır "Bizi bu kayadan ancak iyi amellerimizi dile getirerek Allah'a yapacağımız duâ kurtarabilir" derler
İçlerinden biri şöyle dedi:
Anam-babam çok yaşlı idi Onları doyurmadan çoluk çocuğumu ve hayvanlarımı doyurmazdım Birgün odun toplamak için uzaklara gitmiştim Geç vakte kadar da dönemedim Akşam içecekleri sütü getirdiğimde anamla babam uyumuşlar Onlara sütlerini içirmeden önce çoluk çocuğumun ve hayvanlarımın karınlarını doyurmazdım Çocuklar da yanımda ağlıyorlardı Çanak elimde tanyeri ağarıncaya kadar onların uyanmalarını bekledim Anamla babam uyanıp sütlerini içtiler "Ya rabbî bunu senin rızan için yapmışsam buradan bizi kurtar"
Kaya biraz açıldı Fakat çıkmak mümkün değildi
Diğeri her türlü imkân varken çok sevdiği amcasınının kızı ile zinâ etmediği ve kıza verdiği 120 dinar altını almadığı olayı hatırlayıp (Yâ rabbî bunları senin rızan için yapmışsam bizi buradan kurtar) dedi Kaya biraz daha açıldı Ancak yer çıkabilecekleri kadar değildi
Üçüncüsü şöyle dedi:
Çalıştırdığım işçilerden biri ücretini almadan gitmişti Ben de onun ücretini ürettim Öyle ki bundan birçok mal meydana geldi Bir müddet sonra bana gelip ücretini istedi
(Şu gördüğün develer sığırlar koyunların hepsi senin ücretinden üremiştir al götür) dedim
O da (benimle alay etmiyorsun ya) dedi Ben de (hayır alay etmiyorum doğrusu bu) deyince malların hepsini alarak götürdü Banahiçbir şey bırakmadı(Yâ rabbî bunu senin rızan için yapmışsam içinde bulunduğumuz şu belâdan bizi kurtar)
Bunun üzerine kaya tamamen açıldı Onlar da mağaradan çıkarak yollarına devam ettiler
Ana-babaya karşı alçak gönüllü olmalı yaşadıkları müddetçe onlara hizmet etmeli ve bununla onların rızâlarını kazanmalıdır HzHüseyn'in oğlu Alî edeblerini gözetemem endişesiyle ana-babasıyla yemek yemekten çekinirdi
Ana-babasını râzı eden kimse için Cennette iki kapı açılırBir kimsenin ana-babası zâlim olsalar dahi onlara karşı gelmek onlarla sert konuşmak câiz değildir Çeşitli vesilelerle onların elleri öpülüp duâları alınmalı haklarını helâl ettirmelidir
Bu vesilelerden biri de bayramlardır Bayramlarda ana-babaya çeşitli hediyeler alıp bayramları tebrik edilerek hakları helâl ettirilmeli ve duâlarını almalıdır! Arada kırgınlıklar varsa bu vesile ile giderilmelidir Allahü teâlâ buyurdu ki:
- Yâ Mûsâ günahlar içinde bir günah vardır ki benim indimde çok ağır ve büyüktür O da ana-baba evlâdını çağırdığı zaman emrini dinlememesidir (Ey Oğl İlm)
Ana-baba kızıp birşey söylediği zaman onlara karşılık vermemelidir Emrettikleri şeyleri bir an önce yapıp onların dusını almalıdır Onların üzülüp bedduâ etmelerinden korkmalıdır Yanlış bir iş yapıp onları üzünce hemen ellerine sarılıp özür dilemelidir İnsanın saâdeti ve felâketi onların kalblerinden gelen ve ağızlarından çıkacak olan sözdedir Atılan ok tekrar geri gelmez Onlar hayatta iken kıymetini bilip hayır duâlarını almak lâzımdır Vefâtlarından sonraki pişmanlık fayda vermez Onlar hayatta iken ne yapıp yapıp onları memnun etmelidir
Soğuk bir kış gecesinde Bâyezid-i Bistâmi hazretleri küçükken annesi ile yatsı namazını kılıp yatmıştı Gece yarısına doğru annesi uyandı Çok susamıştı Oğluna seslendi:
- Oğlum bir bardak su verir misin?
Hemen yatağından fırlayan küçük Bâyezid su testisine baktı Fakat içinde su yoktu Annesine:
- Anneciğim testide su yok ben hemen doldurup geleyim dedi
Koşarak dışarı çıktı Her yer buz ile kaplıydı Zorlukla testiyi doldurup geri döndü Fakat geri dönene kadar annesi tekrar uyumuştu Annesini uyandırmaya kıyamadı Elinde su dolu bardak ile annesinin baş ucunda beklemeye başladı Hava çok soğuk olduğu için bir müddet sonra soğuktan titremeye başladı Buna rağmen bardağı bırakıp yatmadı Annesinin uyandığında "Hani su" diyerek üzüleceğinden korkuyordu Anesini üzmemek için her türlü sıkıntıya katlanmaya râzı idi Elinde su bardağı saatlerce ayakta annesinin uyanmasını bekledi Nihayet annesi "su su" diye mırıldanmaya başladı Hemen "buyur anneciğim suyun hazır" dedi Annesi daha ilk sözünde suyun hazır olmasını anlıyamadı Oğluna sordu:
- Oğlum ne çabuk getirdin?
- Anneciğim daha önce uyandığında su istemiştin O zaman su olmadığı için testiyi doldurmaya gittim Geldiğimde senin daldığını gördüm Uyanmanı bekledim
Oğlunun bu kadar sadakatli olduğuna çok sevinen annesi sevinçten ağladıAllahü teâlâ kendisine böyle bir oğul ihsân ettiği için şükretti:
- Yâ Rabbî ben oğlumdan râzıyım sen de râzı ol dedi
Annesinin duâsı sebebiyle Bâyezid-i Bistâmî hazretleri evliyâlıkta yüksek derecelere kavuştu Allahü teâlânın sevgili kulu oldu
Kendisine sordular:
- Bu derecelere nasıl kavuştunuz?
- Annemin rızâsını almakla
Anne hakkı önemlidirAnneye hürmet ve hizmet babadan önce gelir Biri suâl etti ki:
- Yâ Resûlallah insanlar içinde iyilik etmeme en lâyık olan kimdir?
- Annendir
- Sonra?
- Annendir
- Daha sonra?
- Babandır (Buhârî Müslim)
Başka bir hadîs-i şerîfte de (Önce annene sonra babana kızkardeşine erkek kardeşine ve sırası ile diğer yakınlarına iyilik et) buyuruldu (Nesâî)
Üstünlük başka hakkı olmak iyiliğe lâyık olmak başkadır Anne kâfir bile olsa ona iyilik etmelidir! Bir kimse (Yâ Resûlallah annem müşriktir Ona iyilik etmem câiz midir?) diye sorunca (Evet annene iyilik ve ihsânda bulun) buyurdu (Ebû Dâvüd)
Îmânlı olup Cehennemden en son çıkacaklar Allah yolunda olan ana-babasının islâmiyete uygun olan emirlerine âsî olanlardır Allahü teâlâ buyurdu ki:
- Yâ Mûsâ ana-babasını râzı eden beni râzı etmiş olur Ana babasını râzı edip bana âsî olan kimseyi dahi iyilerden sayarım Ana-babasına âsî olan bana mûtî [itâatkâr] olsa bile onu fenâlar tarafına ilhâk ederim [Ey Oğul ilm]
HzMuâz Resûlullah efendimize sordu:
- Minbere çıkarken üç kere âmin demenizin sebebi nedir?
- Cebrâil aleyhisselâm geldi "Ramazan ayına yetiştiği halde [günahları] mağfiret olunmadan ölen kimse ateşe girsin" dedi Ben de âmin dedim Sonra "yanında senin adın anıldığı halde sana salevât getirmiyen kimse ateşe girsin" dedi Ben de âmin dedim Daha sonra "ana-babasına veya ikisinden birine yetiştiği halde onların hakkını gözetmeden ölen ateşe girsin " dedi Ben de âmin dedim) [İNeccâr]
3- Âsî olmamak karşı gelmemek
(Agâh olun büyük günâhların en büyüklerini haber veriyorum Bunlar Allaha şirk koşmak ana-babaya âsî olmaktır) [Buhârî]
(Allahü teâlâ Kıyâmette üç zümreye rahmet nazarıyla bakmaz: Ana-babasına karşı gelen içki içen ve yaptığı iyiliği başa kakan kimse) [Buhârî]
(Ana-babaya karşı gelmek büyük günâhtır) [Buhârî]
(Ana-babasına âsî olan Cennete giremez) [Nesâî]
(Ana-babasına karşı gelenin ömrü bereketsiz ve kısa olur) [İslâm Ahlâkı]
(Ana-babaya karşı gelmekten isyân etmekten sakının! Ana-babasına âsî olan Cennetin kokusunu alamaz) [Deylemî]
(Allahü teâlâ ba'zı günâhların cezâsını kıyâmete kadar geciktirir Ana-babaya isyân bundan müstesnâdır) [Hâkim]
Îmânı olanlardan Cehennemden en sonra çıkacak olanlar Allahü teâlânın yolunda olan ana-babasının islâmiyyete uygun olan emîrlerine âsî olanlardır
Ana-babanın ve hiç kimsenin dine uymıyan emri yapılmaz Fakat ana-babaya yine tatlı söylemek onları incitmemek lâzımdır
Ana-baba kâfir ise onları kiliseden meyhâneden sırtta taşıyarak bile geri getirmek lâzımdır Fakat oralara götürmek gerekmez Ana-baba zâlim de olsa onlara karşı gelmek onlarla sert konuşmak câiz değildir
(Anam-babam çok şefkatsız onlara nasıl itâ'at edeyim) diyen bir kimseye Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
(Anan seni dokuz ay karnında gezdirdi İki yıl emzirdi Seni büyütünceye kadar koynunda besledi ve sakladıkucağında gezdirdi Baban da seni büyütünceye kadar birçok zahmete katlandı İdâre ve mâişetini temîn etti Sana dînini îmânını öğretti Seni islâm terbiyesi ile büyüttü Şimdi nasıl olur da şefkatsiz olurlar? Bundan daha büyük ve kıymetli şefkat olur mu?) [Ey Oğul İlm]
(Yâ Resûlallah yaşlı anama elimle yedirip içiririm Abdestini aldırır sırtımda taşırım Hakkını ödemiş olur muyum) diye soran kişiye buyurdu ki:
(Hayır yüzde birini bile ödemiş olamazsın O sana yaşaman için hizmet ediyordu sen ise ölümünü bekliyerek hizmet ediyorsun Ancak Allahü teâlâ bu az iyiliğine karşılık çok sevâb ihsân eder) [RNâsihîn]
Bir zât (Yâ Resûlallah ana-baba evlâdına zulmetse de rızâlarını almıyan Cehenneme girer mi) diye sorunca cevaben 3 defa (Evet zulmetseler de rızâlarını almıyan Cehenneme girer) buyurdu (Beyhekî)
Şu hâlde ana-baba zâlim olup evlâda zulmetseler de günâh işlemeyi emretseler de yine onları üzmemeyeküstürmemeye çalışmalıdır! Günâh olan emirleri yapılmaz ama yine de onları üzücü söz söylemek câiz olmaz Ana-baba kötü bile olsa yine onlarla iyi geçinmelidir! Ziyâretlerini terk etmek büyük günâhtır Hiç olmazsa selâm göndererektatlı mektûp yazarak telefon ederek bu günâhtan kurtulmalıdır!
Kur'ân-ı kerîmde 3 şey 3 şeyle beraber bildirildi Biri yapılmazsa ikincisi kabûl olmaz Peygambere itâ'at edilmezseAllaha itâ'at edilmiş olmaz Ana-babaya şükredilmedikçe Allahü teâlâya şükredilmiş olmaz Malın zekâtı verilmedikçenamazlar kabûl olmaz (Tefsîr-i Mugnî)
4- İtâ'at etmek karşı gelmemek günâh olmıyan emîrlerini yapmak
Hadîs-i Şerîflerde buyuruldu ki:
(Ana-babaya itâ'at Allaha itâ'attir onlara âsî olmak Allaha âsî olmaktır) [Taberânî]
(Ana-babasını hoşnud eden Allahı hoşnud etmiş ana-basını kızdıran da Allahı kızdırmış olur) [İNeccâr]
Babasına âsî gelen kimse çocuğundan mürüvvet göremez murâdına kavuşamaz âilesi ile geçinemez evinin tadı bozulur (Şir'a)
Hz Ömer oğlu Abdullah'ın bilmediği önemli bir sebepten dolayı hanımımdan ayrılmasını ister Oğlu da hanımını çok sevdiği için bu sözü duymamış gibi hareket eder Hz Ömer sözünü dinlemediğini görünce durumu Resûlullah efendimize bildirir O da (Ey Abdullah babanın sözünü dinle hanımını bırak) buyurur (Tirmizî)
Ananın babanın ve hocanın harâm olan şeyleri emretmeleri hâlinde bunlara isyân edilmez Karşı gelinmez Bu emirlerdinde günâh ve suç olmıyacak şekilde yapılır Meselâ bir adama anası evlenme derse veya falanca kızı almıyacaksın veya âileni bırakacaksın derse veya falanca âlime gidip dinini öğrenmiyeceksin derse bu sözleri islamiyyetin îcâp ettirdiği bir sebep ile değil ise itâ'at îcâb etmez Fakat yine sert söylemek karşılık vermek câiz değildir
Ananın babanın hocanın itâ'at lazım olmıyan emirleri yapılmadığı zaman uygun bir şekilde özür dilemedir
5- Sert bakmamak şefkatle sevgi ile bakmak Hadîs-i Şerîflerde buyuruldu ki:
(Ana-babanın yüzüne sevgi ile bakmak ibâdettir) [Ebû Nuaym]
(Ana-babanın yüzüne şefkatle bakana kabûl olmuş bir hac sevâbı yazılır) [İRafiî]
(Huzurunda alıcı ile satıcı arasındaki köle gibi durmayan kimse babasının hakkını ödiyemez) [İGazâlî]
Evlâd ana-babasına merhamet ve sevgi ile bakınca ona böyle bir bakışı için kabûl edilmiş bir hac sevâbı verileceği bildirilince oradakiler (günde bin defa bakarsa da böyle sevâba kavuşur mu?) dediklerinde Peygamber efendimiz(Günde yüzbin defa baksa da) buyurdu (Şir'a)
6- Üzmemek incitmemek rızâlarını kazanmak
Allahü teâlânın rızâsı dînine bağlı olan ana-babanın rızâsında Allahü teâlânın gazabı dînine bağlı olan ana-babanın gazabındadır(Cennet ana-babanın ayağı altındadır) Ya'nî sana dînini îmânını öğreten ana-babanın rızâsındadır (Şir'a)
Ana-baba çağırdığı zaman herhangi bir işle uğraşırsan hemen onu terkedip derhal ana-babanın emrine koşacaksın! Anan-baban sana kızıp bağırırsa onlara sen birşey söyleme! Ananın-babanın duâsını almak istersen sana emrettikleri işleri çabuk ve güzel yapmaya çalış! Bu işini beğenmeyip sana gücenmelerinden ve bedduâ etmelerinden kork! Sana darılır iseler onlara karşı sert söyleme! Hemen ellerini öperek gazablarını teskin eyle! Ananın-babanın kalblerine geleni gözet! Zîrâ senin saadetin ve felâketin onların kalblerinden doğan sözdedir Anan-baban hasta ise ihtiyâr ise onlara yardım et! Saadetini onlardan alacağın hayır duâda bil! Eğer onları incitip bedduâlarını alırsan dünya ve âhıretin harâb olur Atılan ok tekrar geri yaya gelmez Onlar hayâtta iken kıymetini bil!
Hasan-ı Basrî hazretleri Kâ'beyi ziyâret ve tavâf ederken arkasında bir zenbil ile tavâf eden bir zâta dedi ki:
- Arkadaş arkandaki yükü koyup öyle tavâf etsen daha iyi olmaz mı?
O zât cevâben dedi ki
- Arkamdaki yük değil babamdır Bunu Şam'dan yedi defa buraya getirip tavâf eyledim Çünkü bana dînimi imânımı bu öğretti Beni islâm ahlâkı ile yetiştirdi
- Kıyâmete kadar böylece arkanda getirip tavâf eylesen bir defa kalbini kırmakla bu yaptığın hizmet boşa gider ve yine bir def'a gönlünü yapsan bu kadar hizmete mukâbil olur
Gaflet ve şaşkınlığa kapılarak ana-babanın kalbini kırarsan derhal onların rızâsını almaya çalış minnet eyle ve her ne yaparsan yap onların gönlünü al! Ana-babanın evlâd üzerinde hakları çok büyüktür Bunu dâimâ göz önünde tut! (İslâm Ahlâkı)
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Ana-babasına âsî olan kimse ne yaparsa yapsın Cennete giremez Ana-babasına iyilik eden de ne yaparsa yapsın Cehenneme girmez) [RNâsıhîn]
(Rabbin rızâsı ana-babanın rızâsında gazabı da ana-babanın gazabındadır) [Buhârî]
(Ana-babasının rızâsını alan mü'mine Cennetten iki kapı üzene de Cehennemden iki kapı açılır) [Beyhekî]
(Evlâda önce namazdan sonra ana-baba hakkından sorulur ) [RNâsıhîn]
(Ana-babasına âsi olana "İstediğin ibâdeti yap sana mağfiret etmem" denir ve sâdık olana da "Bildiğini yap seni mağfiret ederim" denir) [Ebû Nuaym]
Ana-babayı üzmek onlara eziyet etmek büyük günâhtır Ana-babanın veya hiç kimsenin günâh olan emîrleri yapılmaz Ana-babanın yemeklerinde harâm karşılığı olduğu şüpheli olsa ana-baba bu yemekten yemesi için evlâdını zorlasaevlâdın o yemekten yemesi lâzımdır Çünkü şüpheli şeylerden kaçınmak vera' ana-babanın rızâsını almak ise vâcibdir Fakat gayrı meşrû emîrleri dinlenmez Meselâ onlar (İçki iç namaz kılma yoksa senden râzı olmayız) deseler de harâm olan şeyler yapılmaz Çünkü (Hâlıka isyân olan işte kula itâ'at edilmez) emri vardır (Hâkim)
Bir insan gaflet ve şaşkınlığa kapılarak ana-babanın kalbini kırarsa derhâl onların rızâsını almaya çalışmalı yalvarmalıonların gönlünü almalıdır Ana-babanın evlâd üzerinde hakları çok büyüktür Bunu dâima göz önünde tutarak ona göre hareket etmelidir
Evliyânın büyüklerinden birisi nâfile hacca gitmek üzere yola çıktı Bir ara Bağdat'a uğradı Orada Ebû Hâzım-ı Mekkî hazretlerini ziyâret etti O esnâda uyuyordu Bir müddet beklediUyandı ve o zâta dedi ki:
- Şimdi Resûlullah efendimizi rü'yâda gördüm Bana senin hakkında (Annesinin hakkını gözetsin bu hac etmekten daha iyidir) haberini ulaştırmamı emretti Bunun üzerine o zât geri döndü ve bütün hayatı boyunca annesine hizmet edip duâsına kavuştu
7- İzinsiz sefere gitmemek Onlardan izinsiz cihâda bile gitmek câiz olmadığı halde ilim öğrenmek ve ilim öğretmek için gitmek câizdir Peygamber efendimiz (Ana-babasından biri hayatta olup da rızâsını almıyan Cehenneme girmeye müstehak olur) buyurunca Eshâb-ı kirâmdan biri (Yâ Resûlallah ana-baba evlâdlarına zulmetse de böyle mi?) diye sorunca cevabında üç defa (Evet zulmetseler de) buyurdu (Beyhekî)
Hacca giderken muhtâç olmıyan ana-babadan izin almak sünnettir
Ana-baba muhtâç ise izinsiz gitmek harâmdır Ana-babası muhtâç olmıyan onlardan izinsiz farz olan hacca gidebilir Fakat nâfile olan hacca izinsiz gidemez (RMuhtâr)
Cihâd için izin isteyen birine Peygamber efendimiz ana-babasının sağ olduğunu öğrenince
(Burada kal onlara hizmet et onlara hizmet cihâddır) [Buhârî]
Biri de hicret etmek için gelip (Yâ Resûlallah ana-babamı ağlatarak geldim onları üzdüm) dedi Peygamberimiz bu duruma üzülerek buyurdu ki:
(Hemen git onları üzdüğün gibi sevindir!) [Ebû Dâvüd]
8- Saygıda hürmette kusûr etmemek Onları görünce ayağa kalkmak yanlarına gitmek onlar oturuncaya kadar ayakta durmak izinsiz oturmamak lâzımdır Otururken edebli oturmalı ayağını uzatarak oturmamalı bacak bacak üstüne atmamalıdır Onlar bana bir şey demiyor diye bunları ihmâl etmemelidir! Babamız olmasa da büyüklere saygı gerekir Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Büyüğünü saymıyan bizden değildir) [Tirmizî]
9- Onlarla yolda giderken arkalarından gitmek Zarûretsiz önlerinde yürümemek HzAli ak sakallı bir ihtiyârın yaşından dolayı önüne geçmemiş arkasından yürümüş ve böylece namaza geç kalmıştı Cebrâil aleyhisselâm Allahü teâlânın emri ile Peygamber efendimiz rüküya eğilince Hz Ali'nin ilk rek'ata yetişmesi için belini tutmuştur Ana-babanın arkasından yürümek ise elbette daha önemlidir!
10- Çağırınca hemen kalkıp yanlarına gitmek buyurun demek Ana-baba çağırınca farz namazı bozmak câiz olur ise de ihtiyâç yoksa bozmamalıdır Sünnetler bozulur Hadîs-i Şerîfte buyuruldu ki:
(Ana-babaya iyilik etmek [nâfile] namaz oruç hac ve cihâddan daha üstündür) [Şir'a]


zeynoo 24 Ocak 2014 16:47

Ana baba hakkının önemi
Güzel dinimiz, evladın anne ve babasına hizmet etmesini emretmiş ve bunu bir ibâdet saymıştır. Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı kerim de (Allah’a ibâdet ediniz!) buyurduktan sonra (Anaya, babaya iyilik ediniz!) diye emretmektedir. Onlara hizmet ederken, (öf) bile demeyi yasaklamıştır.
Ana-babasını razı eden kimse için, Cennette iki kapı açılır. Ana-babası razı olmayan kimse için de, Cehennemde iki kapı açılır. Bir kimsenin ana-babası zâlim olsalar dahi, onlara karşı gelmek, onlarla sert konuşmak yasaktır. Allahü teâlâ buyurdu ki: (Ey Musa! Günahlar içinde bir günah vardır ki, benim yanımda çok ağır ve büyüktür. O da ana-baba, evladını çağırdığı zaman, emrine uymamasıdır). Evlâdın, ana-babasına karşı başlıca vazifeleri şunlardır.
Bir kimse ana-babası çağırdığı zaman herhangi bir işle uğraşıyorsa, hemen onu terkedip, derhal ana-babasının emrine koşmalıdır.
Anası-babası kızıp bağırırsa, onlara bir şey söylememelidir.
Ananın-babanın duasını almalıdır.
Emrettikleri işleri çabuk ve güzel yapmaya çalışmalıdır. Hatta beğenmeyip gücenmelerinden ve beddua etmelerinden korkmalıdır.
Herhangi bir sebeple darılır iseler, onlara karşı sert söylemeyip hemen ellerini öperek kızgınlıklarını teskin etmelidir.
Ananın-babanın kalblerine geleni gözetmelidir. Zira saadet ve felaket onların kalblerinden doğan sözler olduğunu bilmelidir.
Ana-baba hasta ise, ihtiyar ise, onlara yardım etmeli, saadeti onlardan alınacak hayır duada bilmelidir.
Eğer onları incitip, bedduaları alınırsa kişinin dünya ve ahireti harap olur. Atılan ok tekrar geri yaya gelmez. Onlar hayatda iken, kıymetini bilmek lâzımdır.
Allahü teâlânın rızası, dinine bağlı olan ana-babasının rızasında, Allahü teâlânın gazabı, dinine bağlı olan ana-babanın gazabındadır. Sevgili Peygam berimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” bir hadîs-i şeriflerinde buyurdu ki: (Cennet, anaların ayağı altındadır) yani, sana dinini, imanını öğreten ananın-babanın rızasındadır. Hak teâlâ hazretleri Musa aleyhisselâma dedi ki, (Ey Musa! Ana-babasını razı eden, beni razı etmiş olur. Ana-babasına âsi olan, bana mutî olsa bile onu fenalar tarafına ilhak ederim).
Sevgili Peygamberimiz buyurdu ki: (Ana-babaya iyilik etmek, nafile namaz, oruç ve hac faziletlerinden daha faziletlidir. Ana-babasına hizmet edenlerin ömrü bereketli ve uzun olur. Ana-babasına karşı gelip, onlara âsi olan mel’undur.)
Peygamber Efendimize, Lokman süresindeki (Ana ve babana dünyada iyi sahiplik et!) âyetinin açıklaması sorulduğunda: Onlara sahip çıkmanın, bakmanın şartları vardır;
“Birincisi; aç iseler, onlara yemek vermenizdir.
İkincisi; elbiseleri yoksa elbise yapmanızdır.
Üçüncüsü; sizin hizmetinize muhtaç iseler, onlara hizmeti, canınıza minnet biliniz!
Dördüncüsü; sizi çağırdıklarında, “buyurun” deyip yanlarına gidin ve onlara ihsan, iyilik üzere olun!
Beşincisi; bir işi buyurduklarında emirlerini yerine getirin. Ancak, günah olan emirlerini yapmayın!
Altıncısı; onlarla konuşurken tatlı ve yumuşak hitap edin!
Yedincisi; onları isimleri ile çağırmayın!
Sekizincisi; onlarla bir yere giderken arkalarından yürüyün!
Dokuzuncusu; kendiniz için sevdiğiniz beğendiğiniz her şeyi onlar için de sevin, beğenin!
Onuncusu, kendiniz için dua ettiğiniz zaman onlara da dua ediniz!) buyurdu.



Saat: 21:08

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık