MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Türkiye Coğrafyası (https://www.msxlabs.org/forum/turkiye-cografyasi/)
-   -   Bayburt (https://www.msxlabs.org/forum/turkiye-cografyasi/9494-bayburt.html)

NihLe 20 Eylül 2006 12:03

1 ek
Alıntıdaki Ek 8391

Bilgiler
Bölgesi:Dogu Karadeniz Bölgesi
Yüzölçümü: 3652 (km2)
Nüfus: (2000)
Nüfus yoğunluğu: (kişi/km2)
Plaka kodu: 69
Telefon kodu: 458

Tarihçesi
Eski çağlarda halcilerin yaşadığı sahada yer alan Bayburt'un bir müddet Roma İmparatorluğu hakimiyetine girdiği ve bu imparatorluğun ikiye ayrılması üzerine Doğu Roma toprakları içinde kaldığı bilinmektedir. Bizans İmparatorluğu teşkilatına göre ülke, bugünkü eyaletlere benzer bir takım temalara ayrılmıştı. Bayburt Heldia temasına bağlıydı ve bu eyaleti meydana getiren yedi piskoposluğun dördüncüsünü meydana getiriyordu. İmparator Justinianus tarafından kalesinin tahkim ve tamir edildiği bilinen Bayburt, Arap fetihleri sırasında Bagrat sülalesinin hakimiyeti altında bulunmaktaydı.
Bayburt ve yöresi, Türklerini Anadolu'da ilk yerleştikleri bölgelerdendir. Tuğrul Bey'in Anadolu seferi (1054) sırasında Bayburt, Çoruh nehri ve Karadeniz dağlarına (Parhar) uzanan sahalara akınlarda bulunan Selçuklu kuvvetlerinin hücumlarına maruz kaldı ise de fethedilemedi. Kesin Türk hakimiyeti Malazgirt zaferinden sonra gerçekleşti. Şehir 1072'den 1202'ye kadar bazen Erzurum yöresinde hüküm süren Saltuklar'ın bazen de Danişmendiler'in hakimiyetinde kaldı. Bir ara Trabzon imparatoru I.Alexis Comnen'in kumandanı Theodore Gabras tarafından işgal edildiyse de, kısa süre sonra yeniden Danişmendli hakimiyetine girdi. (1098) Selçuklular 1202'de Saltuklu Devletine son verince Bayburt'u da ele geçirdiler.
Bayburt'un asıl gelişmesi, Süleyman Şah'ın kardeşi Erzurum Meliki Mugisuddin Tuğrul Şah ve oğlu Cihan Şah (1020-1230) döneminde oldu. Tuğrul Şah Bayburt kalesini yeniden inşa ve tahkim ettirdi. I:Alaeddin Keykubad tarafından Moğollara karşı sınırlar kuvvetlendirilirken Bayburt da Erzurum ile birlikte Konya'ya bağlandı. 1243 Kösedağ savaşının ardından Moğolların Anadolu'yu istilası esnasında yapılan anlaşma gereği Baybırt Selçukluların kontrolünde kaldı. Bu durum 1291'de burada Giyaseddin Mesud tarafından para bastırılmasından anlaşılmaktadır.
İlhanlılar devrinde Tebriz-Trabzon yolu üzerinde bulunması sebebiyle daha da gelişen Bayburt, Ceneviz ve Venedik kervanlarının konakladığı bir yerdi. Moğolistan'a giderken buraya uğrayan Marko Polo şehirde zengin Gümüş madenlerinin bulunduğunu belirtir. Hatta İlhanlılar buradan yüklü bir vergi geliri temin ediyorlardı. Bu dönemde Darül Celal adı ile anılan ve iktisadi bakımdan canlılık kazanan şehir aynı zamanda bir kültür merkezi durumundaydı. Burada Mahmudiye ve Yakutiye medreseleri kurulmuş, Mevlevilik gelişme göstermiş, ayrıca ahilik teşkilatı da yayılmıştı.
Son İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han'ın ölümünden sonra (1334) Bayburt, Eretnaoğulları'nın eline geçti. Zaman zaman Erzincan Beylerinin hücumlarına uğrayan şehir, bir ara Mutahharten'in idaresine girdi. Fakat çok geçmeden Kadı Burhaneddin zamanında Akkoyunlu beylerinden Kutlu Bey oğlu Ahmet Bey'in yardımı ile alındı ve Ahmet Bey'e ikta olarak verildi. Bir ara Karakoyunluların da eline geçen şehir sonra tekrar Akkoyunluların eline geçti ve uzun süre öyle kaldı.
Bayburt yöresi 1501'de bir ara Safeviler tarafından alındı. Bu dönemde Trabzon valisi olan Yavuz tarafından bu bölgeye akınlar yapıldı (1507). Yavuz tahta çıktıktan sonra da çıktığı İran seferinde bir kısım kuvvetlerini Bayburt üzerine gönderdi. Ekim 1514'te Bayburt Şah İsmail'in elinden alındı. Bundan sonra Bayburt Erzincan ile birlikte Trabzon Beyi Bıyıklı Mehmet Paşa'ya verildi ve Sancak merkezi ilan edildi.
Kanuni'nin İran seferi sırasında önemi daha da artan Bayburt kalesi 1541'de esaslı bir tamir gördü. 1553'te Şah Tahmasb'ın akınlarına şahit olunduysa da, bundan sonra XIX. Yüzyıla kadar önemli bir olay yaşanmadı. 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı esnasında Rus birliklerinin işgaline uğradı. 1878 ve 1916'da Ruslar tarafından yeniden işgal edilen Bayburt bu işgaller sırasında önemli oranda tahrip edildi.
1927'ye kadar Erzurum'a bağlı olan Bayburt bu tarihte Gümüşhane'ye bağlandı. 21.06.1989 tarihinde 3578 sayılı yasa ile il statüsüne kavuştu.

Coğrafyası
Bayburt ili 40 derece 37 dakika kuzey enlemi ile 40 derece 45 dakika doğu boylamı, 39 derece 52 dakika güney enlemi ile 39 derece 37 dakika batı boylamı arasında yer alır. Doğu ve Güneydoğusunda Erzurum, batısında Gümüşhane, kuzeyinde Trabzon ve Rize, güneyinde Erzincan illeri ile çevrili Anadolu'nun kuzey-doğusunda Çoruh nehri kenarında ve denizden 1550 metre yükseklikte kurulmuş 3652 km2 yüzölçümü olan bir ildir.
Bayburt ve çevresi yeryüzü şekilleri bakımından genel olarak üç bölümden oluşmaktadır. Birincisi sahanın batı yarısını oluşturan Bayburt ovası, ikincisi akarsuların oluşturduğu vadiler ve üçüncüsü de yörenin etrafını çevreleyen ve doğu yarısında yer tutan dağlık alanlardır.
Yaklaşık 900 km2'yi bulan Bayburt ovası 1450-1750 metre arasında değişen yüksekliktedir.
Arazinin %45'ini oluşturan dağlık alanda; Pulur (2300 m), Otlukbeli (2520 m), Saruhan (2400 m), Çoşan (2963m), Kop (2600 m), ve Çavuşkıran (2850 m) dağları güney kesimde batıda doğuya doğru sıralanır. Kuzey kesimde ise; Zülfe (2750 m), Kemer (2856 m), Soğanlı (2750 m), Haldize (3000 m), Kırklar (3350 m) dağları mevcuttur. Çoruyh nehrinin çizmiş bulunduğu yayın orta bölümündeki sahanın doğusunda ise; Kaledere tepesi (2500 m) ve Ziyaret tepesi (2400 m) yer alır.
İldeki Kop ve Soğanlı dağlarında çok sayıda yaylalar mevcuttur. Çoruh nehri ise 3239 metre yükseklikteki Mescit dağından doğarak güneydoğudan il sınırlarına girmekte ve Çoruh vadisine girerek ili terk etmektedir. İlin Soğanlı dağları üzerinde Haldizen (Balıklı Göl) ve Göloba (Atlı Göl) gibi bazı krater gölleri de mevcuttur.

Ekonomisi
Ekonomik hayat, tarihi gelişim içinde temel değiştirmemiştir. Ticaret ve sanayiin gelişmediği ilde tarım ve hayvancılık başlangıçtan beri ekonomiyi sürükleyici bir rol oynamıştır. Tarım ürünü olarak ilde hububat çeşitleri, yem bitkileri, şeker pancarı ve az da olsa meyve sebze üretimi yapılmakta, genelde ilin sebze ihtiyacı diğer illerden karşılanmaktadır. Arazinin büyük bir kısmı kıraç olup Çoruh vadisinde; Aydıntepe ve Sünür ovalarında sulu tarım yapılmaktadır.
Hayvancılık ilin geçim kaynaklarından en önemlisidir. Arazi hayvancılık yapmaya çok elverişlidir. Mera hayvancılığı yapılmaktadır. Son yıllarda besi hayvancılığına doğru bir gelişme gözlenmektedir. Süt inekçiliği ıslah çalışmaları da devam etmektedir. İlimiz ilçe ve köylerinde arıcılık yapan aile sayısında büyük artış gözlenmekte, il sathında çok nefis kokulu bal üretimi yapılmaktadır.
Bayburt ili çok eski transit ticaret yolu olan Trabzon-İran arasındaki "İpek ve baharat yolu"nun bir durağıdır. Ekonomisi tarım, hayvancılık ve ticaret ağırlıklıdır. Tarım dışında kalan ekonomik yapısı, üretim yolu ile satışa arz şeklinde değil, dışarıdan getirip satışa sunma şeklinde gelişmiştir.

Tarihi yerler

Bayburt Kalesi
Şehrin kuzeyindeki yalçın kayalar üzerinde inşa edilmiş olan Kalenin ilk defa kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Bagrat Sülalesi (885-1044) zamanında varlığından söz edilen Kalenin çok daha önce miladın ilk yüzyıllarında mahalli prens ve krallıkların mücadelesine konu olduğu anlaşılmaktadır.
Kale Türklerin eline geçmeden önce; Roma, Ermeni, Bizans, Arap ve Komnenos hakimiyetinde kalmıştır. Zengin bir tarihe sahip olan kalenin birçok defa onarım gördüğü duvarlarındaki farklı inşaat ve tarih kaynaklarından anlaşılmaktadır.
Halk arasında Çinimaçin Kalesi de denilen Kale, dede Korkut hikayelerinden "Kam Büre Oğlu Bamsı Beyrek Boyunu Beyan Eder" adını taşıyan hikayede Beyrek'in (Bey Böyrek veya Bamsı Beyrek) fethedip ün kazanmak üzere yola çıktığı kaledir.

Dede Korkut Türbesi
İlin güney doğusunda merkeze 39 km mesafedeki Masat Köyü yakınında bulunan, yapılış şekli ve mimarisi ile çok eskilere dayandığı anlaşılan ve halk arasında Ali Baba diye geçen türbenin, Dede Korkut'a ait olduğu Şair Orhan Şaik Gökyay tarafından ortaya konulmuştur. Ali Baba veya Büyük Baba adıyla anılan türbeyi inceleyen Gökyay 1986 baskılı "Dede Korkut Hikayeleri" adlı kitabında türbenin resimlerini de vererek Dede Korkut'a ait olduğunu ifade etmiştir. Türbe üzerinde eski Türkçe ile 718 tarihi okunmaktadır.
Her yıl Temmuz ayının 3. haftasında uluslararası düzeyde dede Korkut Kültür ve Sanat Şöleni düzenlenmekte, şölen esnasında ilde Dede Korkut'la ilgili sempozyum, sergi, şiir gibi dallarda faaliyetler yapılmaktadır.

Pulur Ferahşat Bey Camii
Demirözü ilçesine bağlı Pulur kasabasında Akkoyunlulardan Korkmaz Bey'in oğlu Ferahşat Bey tarafından yaptırılmıştır.

Sünür Kutlu Bey Camii
Akkoyunluların kurucusu Turali bey oğlu Fahrettin Kutlu Bey tarafından yaptırılan caminin kapısı üzerindeki kitabeden 1550 yılında onarıldığı anlaşılmaktadır. Minaresi ise 1616 tarihi taşıyan tarihi bir kitabeye sahiptir. İran Şahı Tahmasp'ın işgali sırasında tahrip edilmiş ve bu olay kapı üzerindeki kitabede yer almaktadır. Kanuni döneminde 1550 yılında onarım görmüştür.

Aydıntepe Yeraltı Şehri
Aydıntepe ilçesinde yer alan kent, tüf içerisinde, yüzeyden 2-2,5 metre derinde, başka yapı malzemesi kullanılmadan ana kayaya oyulmuş galeriler, tonozlu odalar ve bu odaların açıldığı daha geniş mekanlardan oluşmaktadır. Yaklaşık bir metre genişliğinde ve 2-2,5 metre yüksekliğinde tonoz örtülü galeriler yer yer her iki yanda genişlemektedir. 3-8 metrekareye yakın planlı odalar bu mekana açılmaktadır. Gözetleme mekanlarının oluşturduğu havalandırma amaçlı konik biçimdeki deliklerin galeri odaların aydınlatılması amacıyla duvarlara oyukların açıldığı görülmektedir.
Bunun tarihi Halde şehrine ait olduğu söylendiği gibi, geç Roma veya erken Hıristiyanlık devirlerine ait olabileceği de söylenmektedir. bunların yanı sıra aydıntepe ilçesine bağlı GÜMÜŞDAMLA köyünde bulunan ve bu zamana kadar korunan sarkıç köprü ihtişamını kaybetmemiştir

Sarıkayalar Şelaleleri
Bayburt -Erzurum karayolunun 6km'sinden ayrılarak 16km daha yol aldıktan sonra ulaşılan Sarıkayalar şelaleleri, ilin merkez Sarıkayalar köyünün girişinde ve köy içinde olmak üzere iki tanedir. Yaz aylarında çevreleri mesire yeri olarak kullanılan her iki şelalede görülmeye değer doğal güzelliklere sahiptir.

Yakutiye Camii
Bunlardan başka Bayburt'ta Yukarı Hinzeverek camii, Yakutiye Camii, Zahit Efendi Camii, Çarşı Hamamı, bent Hamamı, Paşaoğulları (Kondolotlar) Hamamı ve Şehit Osman Türbeleri gibi tarihi ve turistik değeri olan eserler de vardır.

Mağaralar
Çimağıl Mağarası
İl merkezine 35 km mesafedeki Çimağıl köyünün Taşındibi mahallesindedir. Mahalleden sonra yaya olarak yaklaşık bir saatte ulaşılabilen mağara, 600 metre uzunluğunda ve 11 bölümden oluşmaktadır. Tavan yüksekliği yer yer 30 metreyi bulmakta, güzel sarkıt ve dikitlerin yanı sıra mağarada yer yer su birikintileri de vardır.

Helva Köyü Buz Mağarası
Helva Köyünde yer almaktadır. İl merkezinden 33 km mesafede, hemen köyün yamacında yer alan mağaranın içinde Buzdan oluşmuş sarkıt ve dikitler bulunmaktadır. Köy halkı tarafından değişik zamanlarda soğuk hava deposu olarak kullanılmış olan mağara buz oluşumlarının değişik şekillerini yansıtmaktadır.

(alıntıdır)


Misafir 21 Eylül 2006 11:01

TARİH VE KÜLTÜR ŞEHRİ BAYBURT
TARİHİ
Mevcut kaynaklara göre Bayburt şehrinin tarihi M.Ö.3000'li yıllara kadar uzanmaktadır. Şehir Azziler tarafından kurulmuştur. M.Ö 770-665 yılları arasında Kimmer ve İskitlerin akınına uğramıştır, İskitlerin (Saka Türkleri) hakimiyetine giren Bayburt 2500 yıllık Türk şehridir. Daha sonra bölge sırasıyla Haldi'ler, Med'ler ve Pers'lerin hakimiyetine girmiştir.
M.Ö. 2. YY.dan itibaren Pontus Krallığına bağlı olan Bayburt M.Ö. 40 yıllarında Roma hakimiyetine girmiştir. Bir müddet Roma İmparatorluğu hakimiyetinde kalan şehir bu imparatorluğun ikiye ayrılması üzerine Doğu Roma toprakları içinde kalmıştır. Bizans İmparatorluğu teşkilatına göre ülke, bugünkü eyaletlere benzer bir takım temalara ayrılmıştı Bayburt Haldia "tema"sına (eyaletine) bağlıydı ve bu eyaleti meydana getiren yedi piskoposluğun dördüncüsünü teşkil etmekteydi. İmparator Justinianus tarafından kalesinin tahkim ve tamir edildiği bilinen Bayburt, Arap fetihleri sırasında Bagrat sülalesinin hakimiyeti altında bulunmaktaydı. M.S.705 yılında Emevilerin eline geçen Bayburt 715 yılında Bizanslılar tarafından geri alınmıştır. 850 yıllarından soma Türklerle Bizanslılar arasında sürekli savaşlara sahne olan Bayburt ve yöresi Türk'lerin Anadolu da ilk yerleştikleri bölgelerdendir. Tuğrul Bey'in Anadolu seferi (1054) sırasında Bayburt, Çoruh nehri ve Karadeniz dağlarına (parhar) kadar uzanan sahalara akınlarda bulunan Selçuklu kuvvetlerinin hücumlarına maruz kaldı ise de fethedilemedi. Kesin Türk hakimiyeti Malazgirt Zaferi'nden sonra gerçekleşti. Şehir, 1072'den 1202'ye kadar bazen Erzurum yöresinde hüküm süren Saltuklular'ın bazen de Danışmendiler'in hakimiyetinde kaldı. Bir ara Trabzon İmparatoru I.Alexis Comnen'in kumandanı Theodore Gabras tarafından işgal edildiyse de kısa süre sema yeniden Danışmendliler hakimiyetine girdi (1098). Selçuklular 1202'de Saltuklu devletine son verince Bayburt'u da ele geçirdiler. Bayburt'un asıl gelişmesi, Süleyman Şahın kardeşi Erzurum Meliki Mugisüddin Tuğrul Şah ve oğlu Cihan Şah (1202-1230) döneminde oldu. Tuğrul Şah Bayburt Kalesi'ni Trabzon İmparatorluğundan gelecek tehlikelere karşı yeniden inşa ve tahkim etti. L Alaaddin Kevkubad zamanında Moğollar'a karşı sınırlar kuvvetlendirilir ve yeni kaleler yaptırırken Bayburt,Erzurum ile birlikte Anadolu Selçuklu Devleti'nin merkezi olan Konya'ya bağlandı. 1243 Kösedağ savaşının ardından Moğulların Anadolu'yu istilası sırasında, şehir yapılan antlaşma gereği Selçuklu idaresinde kaldı. Bu durum 1291 'de burada Il. Gıyaseddin Mesud adına para basılmasından anlaşılmaktadır.
İlhanlılar devrinde Tebriz -Trabzon yolu üzerinde bulunması dolayısıyla daha da gelişen Bayburt, Ceneviz ve Venedik kervanlarının konakladığı bir yerdi. Moğolistan'a giderken buraya uğrayan Marko Polo şehirde zengin Gümüş madenlerinin bulunduğunu belirtir. Hatta ilhanlılar buradan yüklü bir vergi geliri (21.300 dinar) temin ediyorlardı. Bu dönemde Diirül CeHil unvanı ile anılan ve iktisadi bakımdan canlılık kazanan şehir aynı zamanda küçük bir kültür merkezi durumundaydı. Burada Mahmudiye ve Yakudiye medreseleri kurulmuş, Mevlevilik gelişme göstermiş, ayrıca Ahilik teşkilatı oldukça yayılmıştı. Son ilhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han'ın ölümünden sonra (1334) Bayburt Eretnaoğulları'nın eline geçti. Eretnalılar döneminde zaman zaman Erzincan emirlerinin hücumlarına maruz kalan ve onlar tarafından zapt edilen şehir daha sonra Mutahharten in idaresine girdi. Fakat çok geçmeden Kadı Burhaneddin zamanında Akkoyunlu beylerinden Kutlu Beyoğlu Ahmet Bey'in yardımı ile alındı ve ardından Kadı Burhaneddin tarafından Ahmet Bey'e ikta edildi. Bir ara Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf tarafından zapt edildiyse de kısa bir zaman sonra Akkoyunlu Karayülük Osman Bey bu bölgeyi yeniden ele geçirdi ve şehri kardeşinin oğlu Kutlu Bey'e verdi. Bundan sonra uzun süre Akkoyunluların elinde kalan Bayburt ve yöresi 1501' de Safeviler tarafından alındı. O sıralarda Trabzon sancak beyi olan Şahzede Selim bu bölgeye akınlarda bulundu (1507), tahta çıktıktan sonra da İran seferine giderken bir kısım kuvvetleri Bayburt üzerine gönderdi. Yanya sancak beyi Mustafa Bey ile Trabzon sancak beyi Bıyıklı Mehmed Bey (paşa) idaresindeki Osmanlı kuvvetleri, Sah İsmail'in emirlerinden Kara Maksud-i sultan'nın müdafaa ettiği Bayburt'u aldılar (Ekim 1514). Bayburt Erzincan ile birlikte Trabzon Beyi Bıyıklı Mehmed Paşa'ya verildi ve bir sancak merkezi haline getirildi. Osmanlı idaresinde Bayburt doğu sınırına yakın bir kale şehir olarak stratejik önemini bir süre korudu. Kanuni'nin İran seferi sırasında önemi daha da artan Bayburt kalesi 1541' de esaslı bir tamir gördü. 1553'te Şah Tahmasb'ın akınlarına maruz kalan şehir XIX. Yüzyıla kadar önemli bir olaya şahit olmadı.
1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Rus birliklerinin işgaline uğradı. 1878 ve 19l6'da Ruslar tarafından işgal edilen Bayburt bu işgaller sırasında geniş ölçüde tahrip edildi. Osmanlılar zamanında bir sancak merkezi durumunda olan Bayburt fethedildikten hemen sonra Erzincan ile birlikte sancak statüsü kazanmıştır. Sancak Beyi daima Bayburt'ta otururdu. Sancak, Erzurum beylerbeyliği kurulana kadar zaman zaman Diyarbekir'e zaman zaman da Rum beylerbeyliğine bağlandı. lrakeyn seferi sırasında (1534) Kemah ve Bayburt Sancakları birleştirilerek Dulkadiroğulları'n dan Alaüddevle'nin torunu ve Şahruh'un oğlu Mehmed Han'a verildi. Sefer dönüşü Erzurum beylerbeyliği kurulup Mehmed Han'a verilince (1534) Bayburt ve Kemah sancakları da Paşa sancağı haline geldi. Erzurum o sırada harap bir halde bulunduğu için l548'e kadar buraya tayin edilen ilk beylerbeyi Bayburt'ta otururlardı. 1551'den sonra sancak statüsünü kaybeden Bayburt Erzurum'un bir kazası oldu. 1631 de yeniden adı geçen eyaletin livası haline geIdiyse de daha sonra yine bir kaza olarak Erzurum'a Bağlandı. 1878 Berlin antlaşması ile Kars ve Ardahan Ruslara verilince Çıldır sancağının merkezi oldu, fakat idari zorluk yüzünden sancak merkezi 1888'de tekrar Erzurum'a nakledildi 1516-1518'de Bayburt sancağı Bayburt, Kelkit, Sadak, Kovans, Tercan-ı Ulya, Tercan-ı Süfla nahiyelerinden meydana geliyordu. 1520-1530 döneminde sancağın sınırları genişledi. Bağlı kaza ve nahiye sayısı artırıldı. Bu sırada sancağa Şoğayn, Erzurum, İspir, Tekman, Yağmurdere de bağlı bulunuyordu. Ancak muhtemelen 1535 ten sonra Erzurum ve İspir'in ayrı sancak olması sınırların daralmasına yol açtı ve Bayburt, Kelkit, Kovans ve Tercan nahiyelerinden oluşan küçük bir sancak haline geldi. 1551 'den sonra kaza durumuna getirilince Kelkit, Kovans ve Yağmurdere nahiyeleri buraya bağlandı. 1927 'ye kadar Erzurum'a bağlı olan Bayburt bu tarihte Gümüşhane'ye bağlandı. 21.06.1989 tarihinden itibaren 3578 sayılı yasa ile il statüsüne kavuştu...



BAYBURT ADININ KAYNAĞI

Şehrin adı ve ne zaman kurulduğu hakkında ki bilgiler çok kesin değildir. Bu gün bilinen isminin Ortaçağ Ermeni kaynaklarında: Payberd, Bizans kaynaklarında; Payper, Baberd, Paypert. XIII. Yüzyıl sonlarında bu bölgeden geçen Marko Polo'nun seyhatnamesinde; Paipurth, Baiburt. Arap kaynaklarında; Babirt, II. Mesud adına 1291 'de basılan bir parada Baypırt. Akkoyunlu tarihinden bahseden çağdaş eserlerde Papirt şeklinde geçen kelimenin son hecesi Berd'in "yüksek kale" anlamına geldiği bilinmekteyse de ilk hecesine bir mana verilememektedir. 1647 yılında şehri ziyaret eden Evliya Çelebi Bayburt adının zengin manasına gelen "Bay" belde manasına gelen "yurt" gibi iki kelime ile izah eder. Osmanlı dönemine ait kaynaklar ise ismi bu günkü söylenişine uygun olarak Bayburt şeklinde kaydederler.
COĞRAFYA
Bayburt ili 40 derece 37 dakika Kuzey Enlemi ile 40 derece 45 dakika Doğu boylamı, 39 derece 52 dakika Güney enlemi ile 39 derece 37 dakika ban boylamları arasında yer alır. Doğusunda Erzurum. batısında Gümüşhane, kuzeyinde Trabzon ve Rize, güneyinde Erzincan illeri ile çevrili Anadolu'nun kuzey doğusunda Çoruh Nehri kenarında ve denizden 1550 m. yükseklikte kurulmuş 3652 km2 yüzölçümlü bir ildir.


Misafir 21 Eylül 2006 15:45

BAYBURT ATASÖZLERİ
  • Açığı it yer, sahipsizi kurt yer
  • Anası ne ki, danası ne ola
  • At beslenende, Kuş seslenende, Kız istenende güzeldir
  • Bilinmeyen aş, ya karın ağrıtır, ya baş
  • Çok çalışanın hakkı yaban tezeğidir
  • Çocuk kundakta, gelin duvakta belli olur
  • El eli yur, elde döner yüzü yur
  • El' deki yara, duvardaki deliktir
  • Er'in seni sağ sever, komşun seni tok sever
  • Ev' den yetme oldu mu, danalıktan sığıra mal almazlar
  • Deliye el ver, eline bel ver
  • Kalın incelene kadar, incenin canı çıkar
  • Koç'luk kuru, kom önünde belli olur
  • Kurt gitti yazıya, meydan kaldı cıngıllı tazıya
  • Saç sefadan, tır
  • Sürü ters dönmüş, aksak önde gider
  • Tandır sıcak iken ekmek tutar
  • Tarlayı taşlı yerden, kızı kardeşli yerden alasın
  • Yağmur yağdı, yarıklar kapandı
  • Yaza çıkardım danayı, beğenmez oldu anayı
BAYBURT DEYİMLERİ
  • Ana akşam oldu fennosu yak (Ana akşam oldu gaz lambasını yak)
  • Aç karın, yüksek nalın, salın ha salın
  • Ana bir kavut çorbası büşürde, hereklenek (Kavut: kavrulmuş buğday unu Ana bir çorba pişir de ısınalım )
  • Anam olsun, ağzı olmasın, babam olsun eve gelmesin
  • Bulduğu gün godunan bulamadığı gün avucunan
  • Cahalınan sohbet edeceğine, sırganınan tehret et
  • Çalıya gittim neyim arttı, çalı Çar' ımı yırttı (Çar:Kadınların başlarına örttükleri bez örtü)
  • Evinde pişmez bulgur aşı, kendi gezer bölük başı
  • Ezen molla evine,tezen molla evine, danayı büğelek almış, oda molla evine
  • Gada bu gün şehre getme yollar çelpeşük ( Ağabeyi bu gün şehre gitme yollar çamurlu)
  • Kırk değinnende bir got arpası yok,nöbet için baş yarirGod :Tahıl ölçü aracı, Nöbet: Değinnende sıra)
  • Kız nişanlı, gelin iki canlı, kocakarının hali belli
  • Kurdun payı kuşunan, kuşuilki çalı dibi
  • Oğlan yedi oyuna, çoban yedi koyurıa
  • Tavuk kakar böçügü,kalkar öğrenir cücügü(Böcüg:Böcek Cücüg: civciv )
  • Tec'inden ne hayır gördük ki, galadak'ından ne hayır görek (Tec:Harmanda temizlenmiş mahsül, Galadak:Harman altındaki kısım.)
  • Toydur düğündür, o da bigündür.:D

BAYBURT DUALARI
  • Allah birini bin etsin
  • Allah sevdiklerine bağışlasın.
  • Allah muradını versin.
  • Allah agibetini heyır etsin.
  • Allah dizine dagat versin.
  • Allah acılı gün göstermesin
  • Allah gönlüne göre versin
  • Allah her tutuğunu altın ede
  • Allah ömrümden kessin ömrüne versin
  • Allah seni efendimizin şefahat'ından mahrum koymaya
  • Allah seni elden ayağa bırakmaya
  • Allah seni Fadime anamıza komşu ede
  • Allah seni hac'a nasip etsin
  • Allah seni hiç bir yerde bunaltmaya
  • Allah seni nur gölünde yatırsın
  • Alimlerle otura kalkasın
  • Allah yüzünü kara çıkarmasın
  • Ayağın taşa dokunmasın
  • Bir ata, bin tutasın
  • Cennet hatunu olasan
  • Evine dert girmesin
  • Toprak ata, altun tutasan
  • Torunların torununu sevesin
  • Ab-u kevserden içesen
  • Analı babalı büyüyesen
  • Cennet mekanın olsun
BAYBURT BEDDUALARI
  • Akşamlar üstehen kara gele
  • Allahın ateşi karnahan dola
  • Allah kökünü kuruta
  • Allah sana uyuz vere, kaşınacak tırnak vermeye
  • Ayakların kırıla kud olasan_
  • Bemurat tahtasına uzanasan
  • Benden sonra gün görüp sefa sürmeyesen
  • Bir solukluk olasan
  • Ekmek atlı, sen yaya olasan
  • Elin ayağın kırılada yanahan uzana
  • Gezen dert karnahan dolsun
  • Gidişin olada, dönüşün olmaya
  • Gözlerine betire aha
  • İtinen alamete, kurd'unan kıyamete kalasın
  • O boydan yukarı çıkmayasan
  • Ocağın bata, kapın kitlene
  • Ölmeye, itmeye, sürünesen
  • Seni çor tuta
  • Seni gorbagor olasan
  • Seni karayola gidesen
  • Suratahan baba çıka
  • Suya sabuna dokunmadan gidesin
  • Tandur başlarında kalasan (bakacak kimsen olmaya,başkalarına muhtaç olasan) -Yazın ayrana, kışın yorgana muhtaç o lasın
  • Allah seni bemirat tahtasına uzada.
  • Seni nediyim, ne olsan
BAYBURT BİLMECELERİ
  • El keser,elim keser, su vurdukça kan keser (Kına)
  • Keser sapı, kel kitabı, beş dalı var, beş çiçeği (Kol, El, Parmak, Tırnak)
  • Vakti gelmiş ermişler, sararmış, solmuşlar (Buğday)
  • Babam baştan yukarı, kalem kaştan yukarı, kuşlardan bir kuş vardır; dizi baştan yukarı (Çekirge)
  • Baldan tatlı, zehirden acı (Dil)
  • İnim inim inler, cümle alem dinler (Davul )
  • Kara koyun, kuyruğu uzun, yazın gider, kışın gelir (Soba)
  • Karşıda ay doğdu, gölgesi adam boğdu, anası kız iken kızından uşak doğdu(Patates)
  • Oy ulu dağlar, ulu dağlar. Kürk üstünde kürk bağlar. Ne alan ağlar ne satan. Başını kesen ağlar (Soğan)


Misafir 22 Eylül 2006 11:30

KüLTüR - TURiZM
Bayburt M.Ö.3000 yıllarına kadar uzanan bir yerleşim merkezidir. Tarihte daima mücadele edilen topraklar üzerinde bulunması nedeniyle her dönemde askeri ve kültürel açıdan önemli bir merkez olma özelliğini korumuştur. Bayburt'un Tarihi ipek yolu üzerinde yer alması Trabzon-Tebriz arasında seyahat edenlerin özellikle Venedik ve Ceneviz kervanlarının emniyetli konaklama ihtiyaçlarına cevap vermiş ve birçok banlı ve doğulu seyyahın uğrak yeri olmasını sağlamıştır. Bu seyyahlardan Xenophon, Marco Polo, W.Hof Meister, İbni BaUıta ve Evliya Çelebi; gezi notlarında Bayburt'tan bahsetmişler, kentin o günkü durumunu ve geçirdiği talihsizlikleri günümüze kadar ulaşmamışlardır. İlk çağlardan bu yana Bayburt ve çevresi mimari alanda pek çok etkinliklere sahne olmuş. Başta kale olmak üzere, camiiler, medreseler, hamamlar, bedestenler, hanlar, türbeler ve köprüler inşa edilerek halkın hizmetine sunulmuştur. Ancak bu eserlerin bir çoğu ilin geçirdiği istila ve tahribatlar sonucu günümüze kadar ulaşmamışlardır.
Tarihi ve kültürel eserleri yanında ilimiz; yayla, kış sporları, rafting ve diğer turizm aktiviteleri açısından ideal özellikler arz etmektedir. Şöyle ki; ülkemizde turizm açısından yeni alternatif bölge olarak görülen Karadeniz Bölgesinin, iç kesimlerinde yer alan İlimiz kıyı şeridinin bunaltıcı sıcak yaz aylarında tertemiz doğal çevresi, renk renk çiçeklerin açtığı, billur gibi suların aktığı yaylaları ile, planlama çalışmaları bitirilip yatırımların başlatıldığı Kop Dağı Kayak ve Kış Sporları Merkezi, doğal kayak pistleri ve geçici olarak kurulan baby liftlerle birer cazibe merkezi olma özelliklerini taşımaktadırlar.
Dünyanın Rafting ve kano sporları açısından sayılı merkezlerden biri olan Çoruh Nehri de, İlimize ayrı bir renk katmaktadır. Bayburt'un mahalli el sanatlarından olan İhram, Kilim ile bunlardan yapılan çeşitli turistik eşyalar ilimiz açısından ayrı bir değer taşımaktadır. İlde yıllardan beri yürütülen ata yadigarı "Cirit" oyunlarımız, Manda ve Boğa güreşleri ile zengin Folklorik değerlerimizden halk oyunlarımız birer ilgi odağıdır. İlki 1995 yılında başlatılan ve her yıl Temmuz ayının üçüncü haftasında düzenlenen "Bayburt Dede Korkut Kültür-Sanat Şöleni" turizm açısından ilimize büyük bir canlılık getirmekte ve kültürel ilişkilerin güçlenmesine vesile olmaktadır.
Yeni illerimizden biri olan Bayburt Karadeniz bölgesini Doğu Anadolu 'ya bağlayan transit yol üzerinde bulunması nedeniyle dün olduğu gibi bu günde önemini devam ettirmekte olup, yakın bir gelecekte Türk Turizmi içersinde hakkı olan gerçek yerini alacaktır.




Misafir 23 Eylül 2006 11:05

TARİHTE BAYBURT'TA YETİŞEN ÜNLÜ KİŞİLER

BAYBURTLU ZİHNİ : 1797 yılında Bayburt'ta dünyaya gelen şairin asıl adı "Mehmet Emin" dir, Bayburt, Erzurum ve Trabzon medreselerinde eğitim görmüş, Osmanlı Devletinin çeşitli kademelerinde devlet memuru olarak görev yapmış, 1858 yılında Bayburt'a gelirken Trabzon'un Maçka ilçesine bağlı Bahçekaya köyünde vefat etmiştir. Şairin Divan, Sergüzeşt name, Kitab-ı Hikaye-i Garibe gibi eserleri mevcuttur.



BAYBURTLU İRŞADİ BABA (Ağlar Baba) : 1880 yılında Bayburt'un Oruçbeyli köyünde dünyaya gelen. İrşadi Baba almış olduğu Arapça ve Farsça eğitiminin yanında tasavvufi yönden de kendisini çok iyi bir şekilde yetiştirmiştir. Dedesi büyük İrşadinin bitiremediği "Kısası Enbiya" (Peygamberler Tarihi) manzum eserini tamamlamıştır. 1958 yılında Oruçbeyli köyünde vefat etmiştir.



BAYBURTLU CELALİ : Asıl adı Ahmet olan Şair 1850 yılında Bayburt'un Ozansu köyünde dünyaya gelmiştir. İlk koşmalarını ümmi iken söylemiş, daha sonra Çayıryolu medresesinde eğitim görmüştür. Bir çok eseri mevcut olan şair 1915 yılında vefat etmiştir.





BAYBURTLU HİCRANİ : 1908 Yılında Bayburt'un Çamlıkoz köyünde dünyaya gelmiştir. Tasavvuf şiirlerinde daha başarılı olan şairin bütün edebi sanatlarda şiirleri vardır. 1970 yılında Bayburt'ta vefat etmiştir. İlimizde bu şairlerimizin yanı sıra çeşitli mesleklerde bir çok ünlü şahsiyet yetişmiştir.
BAYBURTLU YÜZBAŞI AGAH BEY (1888-1922)

ABDULLABAĞAZADE ZABİD EFENDİ (ZAHİT PEKİNDAĞ) (1866-1930) BELEDİYE BAŞKANI -
ALEMDARZADE MEHMET TEVFİK EFENDİ (TEVFIK ÇORUH) (1882-1941) HUKUKCU -MÜFTÜ
MUHAMMED FAHREDDİN EFENDİ (1880-1961)
MAHMUT KEMAL Y ANBEĞ (1886-1967) EĞİTİMCİ
MEHMET TURAN (MAŞİİKBEYZADE) (1902-1931) EĞİTİRNCİ
ABDULLAH ENİS ERKOÇAK (1885-1952) TÜMGENERAL
RAŞİT GÜRGEN (1890-1951) TÜMGENERAL
MUSTAFA FİKRİ OĞUZ (1900-1956) TÜMGENERAL
HANEFİ ERGENEKON ( 1916-1981) KORGENERAL
HOCAZADE MEHMET EFENDİ (1887-1961) BELEDİYE BAŞKANI


NihLe 27 Eylül 2006 12:25

DEDE KORKUT DİYARI : BAYBURT CUMAVANK YAYLASI
 
Cumavank yaylasındayım. Bu yaylaya ulaşabilmek için ya Soğanlı Dağları'nı geçeceksiniz, ya da Sultan Murat yaylası üzerinden yol alacaksınız. Yolu uzatmayı göze alırsanız Bayburt tarafından daha rahat ulaşabilirsiniz. Yaylaya vardığınızda ister arabanızda isterse yaya olun, göreceksiniz, gökyüzü ile bastığınız yer arasında bir göz atımlık mesafe var. Bir de sise yakalanırsanız, biraz yürekli bir insansanız ve de yükseklik fobiniz yoksa, bulutlarda yürüme zevkini tadarsınız.

Cumavank, yaklaşık 3000 m. rakımlı bir tepenin yamacında kurulu bir yayla. Bayburt sınırları dahilinde olmasına rağmen ahalisi Oflulardan oluşmakta. Oflular, yıllar süren mahkemeler sonucunda yaylanın tapusunu da üzerlerine almışlar.

Yaylanın bir özelliği de, Soğanlı Dağları'nı cepheden görmesi ve Bayburt ovasına yukarıdan bakmasıdır. Dede Korkut Şenlikleri'ne ve Bayburt'a günübirlik gitmek istiyorsanız en iyi konuşlanacak yer yine bu yayladır. Hiç korkmayın; her hangi bir yaylacıya "Selamunaleykum", deyin yeter, size evinin kapısını sonuna kadar açacaktır. Biz de öyle yaptık.

Öyle yapmamızın bir sebebi de, Dede Korkut Şenlikleri'ni düzenleyen kişilerden her hangi bir muhatap bulamamamızdır. Ulaşım ve konaklama konularında yardım istediğimiz İl Kültür Müdürlüğü hariç (en azından yardım etmek istediler), Turizm, Milli Eğitim, Halk Eğitim Müdürlükleri ve Valiliğe bizzat yaptığımız yazısız başvurular "yetkimiz yok" gerekçesiyle yanıtsız kaldı. "Canları sağ olsun", dedik.

Halkın, Dede Korkut Şenlikleri dediği, Valiliğin, Bayburt Dede Korkut 3. Kültür Sanat Şöleni, diye adlandırdığı organizasyon, 15-20 Temmuz l997 tarihleri arasında yapıldı. Bu vesileyle, biz de Bayburt'u ve Bayburtluları gözlemleme olanağı bulduk.


Tarihle Gezinti
Bayburt'a gitmeden, kentin bulunduğu yerin bölgenin en eski yerleşim yerlerinden biri olduğunu biliyorduk. M.Ö 400, yani bundan 2400 yıl önce Ksenofon adlı bir general, on bin kişilik ordusuyla buralardan geçmiş. Çoruh ve İspir'e gelen on bin kişilik ordu dört günlük bir yolculuktan sonra Bayburt'a gelir. Ksenefon, tuttuğu notlarda Bayburt'u Gymnias olarak adlandırır, zengin ve kalabalık bir şehir olarak tarif eder. Bu şehirden, kabile reisi, kendilerine düşman olan memleketlerden geçirmek üzere Ksenefon'a kılavuz verir. Bu kılavuz, kendilerini beş gün içinde denizi görebileceklere yere götürebileceğini söyler ve onları söylediği sürenin sonunda Thekes Dağına (Madur Dağı) ulaştırır.

Kente girerken, doğrusu, araştırmacı/yazar Mehmet Bilgin gibi biz de Ksenofon'un ordusunun ayak izlerini aradık. Ne gezer; yolları asvalt, toprakları bereketten fışkırmış sevimli bir kent çıktı karşımıza. Kentte, yeni yapılan binalardan çok kesme taştan yapılmış yapılar ilgimizi çekti. Çünkü çevre köylerde de benzer evlerle karşılaşmıştık. Ancak, gördüğümüz kadarıyla, Bayburt'un geleneksel mimarisinden pek fazla eser kalmamış. Kente taş yapılardan çok beton yapılar hakim konumda. Çarşı içindeki saat kulesi her nasılsa ayakta kalmış, gelen geçene zamanı anımsatmakla meşgul.

Bayburt'un, insanlarına nefes aldıran en güzel yeri, şehrin ortasından geçen Çoruh nehri. Nehrin üzerinde yapılan köprülerden aşağı baktığınızda pırıl pırıl bir akarsu görürsünüz. Başınızı kaldırdığınızdaysa sizi bir sürpriz bekliyor; dış cephesiyle hala ayakta durabilen Bayburt Kalesi'nin çarpıcı görünümü.

Bayburt, Türklerin Anadolu'da ilk yerleştikleri yerlerden biridir. Tuğrul Bey'in Anadolu seferi esnasında (1054), Çoruh nehri ve Karadeniz (Parhar/Yayla) dağlarına kadar uzanan sahalarda akınlarda bulunan Selçuklu öncü kuvvetlerinin hücumuna uğramışsa da, ele geçirilememiştir. Türklerin eline geçmesi Malazgirt zaferinden (26 Ağustos 1071) sonradır.

Yörenin bilinen en eski halkı Azzilerdir. Khaldi egemenliğinin sonuna değin Domana adıyla anılan, İskitler döneminde Gymnias adını alan yörede, Antik Çağda Hart ve Varzahan gibi kentler de kuruldu. Bayburt, Roma döneminde Baiberdon adıyla da anılmıştır.

Bayburt Kalesi'nin kim/kimler tarafından yaptırıldığı belli değildir. Ancak, yapının Roma dönemi ve öncesinde de var olduğu söylenmektedir. Kale, şehrin kuzeyinde yükselmiş tepenin üzerindeki yalçın kayalarda inşa edilmiştir. Çevresi 2 kilometreden fazla olan kale, iki kat surla çevrilmiş olup, surları altı köşe üzerine yapılmıştır. Her köşe 12-13 metre yükseklikte ve yarım silindiri andıran köşeli burçlarla tahkim edilmiştir. Çoruh nehri, kalenin en sarp tarafını dolaşmaktadır. Bu haliyle de, kale, bir yarımada izlenimini vermektedir. Dış sur ile iç sur arasındaki mesafe 200 metredir. Dış sur duvarlarının yüksek kayalar üzerine bina edilmesi, kaleye korkunç bir manzara kazandırmıştır. İç- kale duvarlarına, zahire anbarı olma olasılığı yüksek bazı dehlizler görülmektedir. Nitekim XVI. yüzyıla ait bir defterde, kalede 7 adet buğday, arpa vs. hububatı depo etmekte kullanılan anbarlar bulunduğu kayıtlıdır. Bunlardan başka, kaleden Çoruh nehrine gizli yollarla gidilen suluklar da vardır. Dış surların burçları mavi ve mor çinilerle süslenmiştir. Bugün bunların ancak kırık parçalarını görmek mümkündür. Evliya Çelebi'ye göre, kalenin biri doğuya, diğeri batıya açılan iki kapısı vardır. l202-l225 yılları arasında Erzurum'da hüküm süren Tuğrul Şah, Trabzon İmparatorluğu'ndan gelecek hücumlara karşılık Bayburt Kalesi'ni yeniden tamir ettirmiş.

Ünlü Amasyalı coğrafyacı Strabon'un (M.Ö 63- M.S 21) iki bin yıl öncesinin Trabzon, Bayburt ve çevresini anlattığı bölüme bir göz atalım: " Trapezus ve Pharnakia'nın üst tarafında Tibarenler ve eski zamanlarda Makronlar denen, Sanlar ve Küçük Armenia bulunur; ve erken devirlerde Kerkitler denen Appaitler kavmi bu bölgelere oldukça yakındır. Bu insanların ülkesini iki dağ keser. Burada yukarı Kolkhis'deki Moskhia dağları (tepeleri Heptakometler tarafından işgal edilmiştir) ile birleşen ve çok kayalık olan Skydises (İskitler) dağı ve aynı zamanda Sidene ve Themiskyra bölgesinden Küçük Armenia'ya kadar uzanarak, Pontos'un doğu tarafını meydana getiren Paryadros dağı da vardır. Şimdi bu dağlarda yaşayan insanlar tamamiyle vahşidir. Fakat Heptakometler daha da kötüdür. Bazıları ağaçlarda veya seyyar ahşap kulelerde yaşarlar. Bu kulelere Mosyn dendiğinden, antik devirde bu insanlar Mosynekler olarak adlandırılmışlardır. Bunlar, vahşi hayvan ete ve ceviz yiyerek yaşarlar ve kulelerinden atlayarak yolculara saldırırlar. Heptakometler, Pompeius'un ordusu dağlık ülkeden geçerken, üç Roma bölüğünü imha etmiştir. Bunlar, ağaç sürgünlerinden elde edilen beli balı kaselerle yol üzerine bıraktılar ve askerler bunu yiyip de bilinçlerini kaybedince, onlara saldırarak kolayca hepsini saf dışı ettiler. Bu vahşilerin bir kısmına da Byzeres denir." (Gaographika, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, s.22-23)

Dede Korkut Bayburt'ta
Bayburt'ta gezerken her köyde, yaylada, caddede ve -abartmıyorum- her evde Dede Korkut'la karşılaşırsınız, dersem şaşırmayın. Dede Korkut'un efsanelerini bilenler ya da inceleyenler, o çağlardaki Türk gelenek, görenek ve törelerini az çok bilirler. Kadın- erkek, bey-kul/ata-oğul ve tanrı-insan ilişkileri bu efsanelerde çok belirgindir. Bayburt'ta ve köylerinde ehram adını verdikleri giysiyle gözlerinden başka görünecek yer bırakmayacak ölçüde kapanan kadınlar, yabancı bir kimseyle ne konuşur ne de konuşma cesareti verir. Kadın, eve konuk geldiğinde erkeğinden izinsiz yüze çıkmaz. Bir oğul babasından izinsiz kolay kolay söze girmez ve her hangi bir konudan söz edildiğinde tanrının adı sıkça anılır. Yalnızca bu davranışlarda bile, Dede Korkut döneminin ve Oğuzların, İslamiyet’i kabul ettikleri dönemlerdeki törelerin izlerini bulabilirsiz. Yabancılara genellikle kuşkuyla bakan bu insanlar, akıl almaz konukseverlikleriyle sizi evlerine girdiğinize gireceğinize pişman ederler. Bayburt'un bir köyünde evini ziyaret ettiğimiz tanıdık bir köylünün bana "Abi, yorgunsen, çıkar çoraplarını da ayahlarını yıkayah", teklifi karşısında yerin dibine girmiştim. Oysa bu onlar için çok normal bir davranıştı.

Dede Korkut, Türk tarihinin ve edebiyatının ulularındandır. Ona bu ululuk makamını döneminin ve sonrasının halkı vermiştir. Hikayelerinden anlaşılacağı üzere Dede Korkut, yetkili bir devlet adamı, bilgin, ermiş, ozan ve hiçbir işte onsuz edilemeyen bir Türk büyüğüdür. Bir rivayete göre Bayat boyundan Kara Hoca'nın oğlu olduğu söylense de, aslen kim olduğu, tam olarak ne zaman yaşadığı belli değildir. Hikayelerinden, Türklerin, İslamiyet’i kabul ettiği dönemde ve Bayındır Hanlığı zamanında yaşadığı anlaşılmaktadır. Türklerin, o dönemlerde Anadolu'ya (Trabzon ve Bayburt'a) akınlar düzenlemelerine rağmen henüz yerleşik bir düzene geçmedikleri varsayılmaktadır.

Dede Korkut Öyküleri'nin Bayburt'la ilgili olanı "Kam Büre'nin Oğlu Bamsı Beyrek Boyu" adlı öyküdür. Bayburtlular, Bamsı Beyrek'in mezarının Bayburt'ta olduğunu kabul eder ve onun adına yaptırılan türbeyi her yıl ziyaret ederek kutsarlar.

Bamsı Beyrek, Kam Gan oğlu Han Bayındır zamanında yaşayan Bay Büre Bey'in tek oğludur. Kendinden başka yedi kız kardeşi daha vardır. Beyrek, Dede Korkut'un yardımıyla, beşik kertmesi nişanlısıyla evleneceği sırada, Bayburtluların düğün töreni esnasında yaptıkları baskınla otuz dokuz arkadaşıyla birlikte kaçırılarak esir edilir.

Uzun yıllar kocasını bekleyen Banı Çiçek, Bamsı Beyreğin kanlı gömleğinin kendisine gösterilmesinden sonra başkasıyla evlendirilmeye razı olur. Bunun üzerine yoldaşları, son bir umutla Bamsı Beyreği aramaya çıkarlar ve onu Bayburt Kalesi'nde kopuz çalarken bulurlar. Karşılıklı manilerle ona durumu aktarırlar. Bunun üzerine, on altı yıllık esaretin sonunda Bayburt Hisarı'ndan tekfurun kızı yardımıyla kaçar.

Banı Çiçek'in evlendirileceği gün otağa ulaşan Bamsı Beyrek, kopuzuyla söylediği ve yalnızca ikisinin bildiği sırları şiir yoluyla Banı Çiçek'e söyler. Bunun üzerine kız onu tanır ve ayaklarına kapanır.

Kazan Bey der: "Gel murada er." Beyrek der:" Yoldaşlarımı çıkarmayınca, hisarı almayınca murada ermem." Kazan Bey, Oğuz'una: "Beni seven binsin", der.

Güçlü Oğuz beyleri atlandılar, Bayburt Hisarı'na dört nala yetiştiler. Çetin bir savaştan sonra Beyrek, otuzdokuz yiğidinin üzerine geldi, onları sağ esen gördü, tanrıya şükr eyledi.

Bayburtlu Zihni
"Sümbüller perişan güller kan ağlıyor

Şeyda bülbül terkedeli bu bağı"

Edindiğim izlenimlere göre Bayburtlular konuşmayı pek fazla sevmiyorlar. Karşılarındaki kişiye sessiz, saygılı ve araştıran gözlerle bakarlar. Konuşmalarında bir yaşam felsefesi izleri yakalayabilirsiniz. Bazen de kafiyeli, koşma türü söyleşilere tanık olabilirsiniz. Bunda, yörenin aşıklar ve şairler diyarı olmasının etkisi var denebilir.

Zihni, bugüne kadar Bayburt'un yetiştirdiği en ünlü ozan ve hiciv ustasıdır. Cumhuriyet öncesi Türk edebiyatını neredeyse yok saydığımız bu son yüzyılı aşarken, 19. yüzyıl şairi Bayburtlu Zihni, bıraktığı güçlü izlerle hala bizimle birlikte 21. yüzyıla doğru yürüyebilmektedir.

Bayburtlu Zihni'nin tam olarak ne zaman doğduğu bilinmemekle birlikte 1795-1800 yılları arasında doğduğu tahmin edilmektedir. Bayburt'un Cıphınıs köyünde doğan Zihni'nin asıl adı Mehmet Emin'dir. Gördüğü bir düş sonucunda, kendisine Zihni diye seslenilmesinden sonra, ölünceye değin bu adı kullanmıştır.

Zihni, Bayburt ve Trabzon medreselerinde dönemin kültürüyle yetiştirilip on dört yaşındayken İstanbul'a gönderilir. Bu ilk yolculuktan ölümüne kadar, gurbet ellerde dolaşan, çalışan, halkı, devleti, ayrıcalıklı kişileri şiirleriyle yeren, hicveden bir yolculuğun içinde olmuş.

Zihni, Bayburt'a komşu olan Trabzon'un ilçesi Of'ta on bir ay katiplik yapmış. Trabzon Valisi Hazinedarzade Osman Paşa için yazdığı şiirde, paşanın kişiliğini ve zulmünü dile getirir:

Zahiri uymaz idi batınına

Seyf-i gaddar idi girmiş kınına

.....................

Yaktı yıktı Of ile Sürmene'yi

Taşa tuttu Arafat ü Mine'yi

Zihni, "Hikaye-i Garibe" adlı bir roman da yazmıştır. Bu eserinde Bayburt Beylerinden paşazade Sadullah Beyin oğlu Abdullah Beyin, 18 yıllık acıklı serüveni anlatılır. Eser, 1261 (1845) tarihinde yazılmıştır. Zihni bu eserini, Trabzon valisi Abdullah Paşanın yanında katiplik görevinde bulunduğu sırada kaleme almış, adını da GARİBNAME koymuştur. Kimi edebiyat tarihçileri bu eseri Türk edebiyatının ilk romanı olarak kabul etmektedir.

Zihni'nin fıkraları bugün dilden dile dolanır. Neredeyse 19. yüzyılın Nasreddin Hoca'sıdır diyebiliriz. Bayburt'ta duyduğum bir fıkra onun ne kadar zeki ve hazır cevap bir insan olduğuna tanıklık eder, sanırım.

Zihni, yaşlanmış, Çemberlitaş'ta bir kıraathanede nargilesini fokurdatmaktadır. Şairliğini bilen ve onu tanıyan gençten biri, alay etmek amacıyla yanına yanaşır:

"Hele dayı, iki laf et de kıçımın kenarına yazam."

Bayburtlu Zihni, genci hafiften bir süzer ve:

"Yaz baah", der "at s.ki."

Bu cevap üzerine genç bir an duraklar. Zihni:

"Ne oldi?" diye sorar, "Hokka küçük, kalem beyük mü geldi?"


De Get Bayburt

De get Bayburt

De get sende nem kaldi

Hasan Kal'asında

Kunduram kaldi


Dede Korkut Kültür- Sanat Şöleni programında yer alan faaliyetler bile yalnızca Bayburt'un sahip olduğu zengin folklorik mirasa tanıklık etmeye yeter. Öyle ki, çocukluğumuzun baş oyunlarından olan Çelik Çomak oyunu bile unutulmamış, 1 nolu semt sahasında bu dalda yarışma düzenlenmiş. Şölen, bundan başka, cirit atma, balon uçurtma, İrşadi Baba Aşıklar gecesi, paraşütle atlama, bisiklet, resim, şiir ve kompozisyon yarışması, tiyatro, Şair Zihni şiir şöleni, Aydın Doğan Vakfı adına Karikatür Sergisi, havai fişekler, halk oyunları ve çeşitli eğlencelerle, Bayburtluların başka illerde ender görülen bir haftalık kültür şovuna sahne oldu. Dağların korumasında, düz bir ovada kentleriyle kendi halinde yaşayan Bayburtluların böylesi bir geleneği sürdürmeleri şaşırtıcı olduğu kadar, övgüye değer bir davranıştı. Doğrusu, binlerce yıllık geçmişi olan Bayburt'a da bu yakışırdı.

20 Temmuz sabahı Soğanlı Dağı eteklerinde düzenlenen "Yayla Günü" ne yetişmek için Trabzon'dan yola çıkıp Çaykara'ya geldik. Gördük ki, bizim gibi birçok Trabzonlu bu şenliğe katılmak için otomobilleriyle yola koyulmuş bile.

Çaykara Boğazı'ndaki dağ yollarını aşıp Demirkapı'ya ulaştık. Soğanlı Dağları'na tırmanırken doğanın bize sunduğu eşsiz güzellikteki çiçek deryaları sık sık otomobilimizi kenara çekmemize ve sanki tanrının önündeymişcesine saygı duruşlarında bulunmamıza neden oldu. Kucağımıza emaneten aldığımız çiçeklerin yaydığı baş döndürücü kokular, ürkütücü diklikteki dağları tırmanmayı oyun haline getirmişti.

Hoş bir yolculuktan sonra Soğanlı Dağı'nın doruğuna yakın bir düzlükteyiz. Yaklaşık 3000 m. rakımda müthiş bir kalabalıkla karşılaşıyoruz. Otobüsler, kamyonlar, otomobiller yamaçlarda park etmiş, seyyar satıcılar, kendin pişir kendin ye'ciler, berrak, güneşli ve bir o kadar serin havayla birlikte merakla birbirlerini gözlüyorlardı. Bir yanda davul-zurnalı, bir yanda da kemençeli gruplar yayla çimenlerini neşeyle okşuyorlardı. Nereden getirildiği belli olmayan develer, kendilerini beğenmiş bir edayla insanları süzüyor, insanlarsa etraflarını sarmış onları sırayla binmeye çalışıyorlardı. Bir yandan da valilikçe yapılan portatif stadyumda günün programı uygulanıyor, hoparlörden sık sık "küçük bir kız çocuğu kaybolmuştur, bulanların..." duyuruları yapılıyordu. Öylesine kalabalık bir toplulukta değil çocuklar, kocaman insanlar da kaybolabilir, üstelik burası bir dağ başı, duman vurduğunda kurtlara yem olmak da var.

Şölen esnasında en çok ilgimi çeken, Bayburtluların "Hançer Barı", diye adlandırdığı, iki kişinin ellerinde hançerle karşılıklı oynadığı bir oyundu. Çünkü buna benzer bir oyun Trabzon'da "Bıçak Oyunu" adı altında oynanır. Bu yörede hançerli ve bıçaklı oyunların yaygın olması, bana, Ksenofon'un yöreden geçerken tuttuğu notlarda anlattığı Khalyb'leri anımsattı.

Of , Çaykara ve Sürmene yöresinde, bugün bile Gümüşhane ve Bayburt'ta yaşayan insanlar Khalt'lar diye anılır. Tarih de bu yöreyi Khaldia olarak tarif eder. Khalyb'ler, günümüzde de kullanılan, yaban hayvanlarından korunmak amacıyla dört direk üzerine kurulmuş, iskeleyle çıkılabilen, yörede "Kalif/Kelif" olarak adlandırılan kulübelerde yaşayan bir kavimdi. Ksenofon'un tuttuğu notlara göre Bayburt civarında yaşayan Khalybler, "memleketlerinden geçtikleri bütün kavimlerin en cengaverleri idiler. Ve dövüşten çekinmiyorlardı. Zırhları ketenden idi ve karınlarına kadar iniyordu, zırhlarının etekleri sıkı bükülmüş iplerden yapılmıştı. Dizlik ve miğfer de taşıyorlardı. Kemerlerinde hemen hemen Lakonia kılıçları büyüklüğünde bir harb bıçağı sokulu idi. Alt edebildikleri bütün düşmanlarını bununla öldürüyorlardı. Onların kafalarını kesiyor ve çekilirken beraber götürüyorlar, düşmanları kendilerini görebilirse türkü söylüyor ve raks ediyorlardı." (Anabasis, Ksenefon, Maarif Matbaası, l944, s.187-188)

Bayburt, zengin bir folklor geleneğine sahip, ama bunu belli etmeyen, yaygın deyimle, havasını atmayan ilginç bir diyar. Tam kırk altı çeşit oyunun oynandığını tespit ettim. Bar ağırlıklı olan oyunlar, Erzurum yöresinin oyunlarına benzemekle birlikte, yerel adlar taşımaktadırlar. Örneğin: Bayburt Erkek Barı, Sarhoş Barı, Veysel Barı, Hanım Barı gibi.

Of, Çaykara ve Sürmeneliler ve çevredeki yaylalarda ikamet eden Karadenizlilerin kemençe, kaval ve horonlarıyla şenlenen yayla şöleni, Dede Korkut'a sunulan en güzel armağan oldu. Bir yanda kemençeyle birlikte edilen horon, diğer yanda davul zurnayla çekilen barlar, Soğanlı Dağları'ndaki çiçekler kadar güzel görüntüler ve ezgiler yayıyordu insanların gönüllerine.

Buradan festivali düzenleyenlere bir önerim var: Çelik-çomak ve balon uçurtma gibi çoçuk oyunlarını programa alanları kutlayarak, bundan sonraki şölenlere özellikle çocuk oyunları bölümünün konulması ve bu oyunların önce ulusal, daha sonra uluslararası bir organizasyona dönüştürülmesinin öncülüğünün Bayburtlularca yapılabileceğini düşünüyorum. Belki de ilerde oluşabilecek "Çocuk Oyunları Olimpiyatı"nın tohumlarını da böylece atmış oluruz. Neden olmasın?

Anlaşılacağı üzere Soğanlı Dağları ve Bayburt, unutulmaz konukseverliğiyle, tarihiyle, doğasıyla ve insanlarıyla, bize rüyalar aleminde yolculuk etme olanağı tanıdı. Bi dünya para ödeseniz, böylesine yüklü anılar satın alamaz, anlar yaşayamazsanız. Ne diyek;

Selam sana Dedem Korkut!

Şen olasın Bayburt!

Daha sende kim bilir nem kaldi?!

Ömer Asan


Misafir 8 Ekim 2006 17:13

BAYBURT TA BULUNAN TÜRBELER

DEDE KORKUT TÜRBESİ
İlimizin güney doğusunda merkeze bağlı 39 Km. mesafede ki Masat köyünün hemen çıkışında yapılış şekli ve mimarı tarzı ile çok eskilere uzanan ve halk arasında Ali baba diye geçen türbe Ali baba (Büyük Baba) anlamında kullanılan ve bütün Türk dünyasını yakından ilgilendiren, Dede Korkut 'a ait olduğu söylenen türbedir. Türbenin üzerinde eski Türkçe 718 rakamı görülmektedir. Yapılış şekli ve kullanılan malzeme bakımından adı geçen kişiye ait olabilecek karakterdedir. Anıt türbe Orhan Şaik Gökyay'ın 1986 Basımı Dede Korkut Hikayeleri Kitabında resimli olarak yer almaktadır.
ŞEHİT OSMAN TÜRBELERİ
Şehrin batısında Şehit Osman Tepesinde bulunan her iki türbenin Saltukoğullarına ait olduğu şeklinde görüşler mevcuttur. Buna göre türbeler saltuk kumandanlarından Mengüç Gazİ'nin kardeşi Osman ve kız kardeşine aittir. Üzerlerinde bulunan kitabeler çok silik olduğu için okunamamaktadır Şehrin batısındaki kayalık tepeye adını veren bu türbeler, sarı taştan yapılmış olup taş işleme sanatımızın güzel örneklerindendir.
AHMEDİ ZENCANİ TÜRBESİ (KÜMBET)
Halk arasında "Kümbet" diye isimlendirilen bu yapı ilimiz Cumhuriyet İlkokulu karşısındadır. Yapının Ahilerden Ahmet-i Zencaniye ait olduğu bilinmektedir. Ahmet-i Zencani İlhanlı hükümdarı Olcaytu Hüdabende Han zamanında, Emir Mahmut tarafından yaptırılan Mahmudiye ve Celaleddin Hoca Yakut tarafından yaptırılan Yakutiye medreselerinde çalışmış, ilim ve kültür hareketlerinde şöhret bulmuş bir şahıstır. Yapının H.1200 tarihli onarım kitabesi vardır. Sekiz kenarlı bir poligon durumunda olan kümbetin içinde kare şeklinde bir mezar odası mevcut olup, çatısı piramit şeklinde yapılmıştır. Türbenin 1315­-1325 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır.
SÜNÜR (ÇAYIRYOLU) KUTLU BEY TÜRBESİ
Akkoyunlu devletinin kurucularından Turali Beyoğlu Kutlu Bey'e ait olan bu türbe kendisi tarafından yaptırılan caminin 30 m doğusunda bulunmaktadır. Türbede kendisinin ve ailesinin mezarları bulunmaktadır. Türbenin özellikle Şah Tahmasp'ın bu bölgede yaptığı tahribatlar nedeni ile bir bölümünün yıkılması kitabelerinin tahrip oluşu sebebi ile yapılı_ tarihi hakkında bilgi mevcut değildir. Ancak Kutlu Bey'in 1389 yılında öldüğü bilindiğine göre türbenin bu yılda yapıldığı sanılmaktadır. Yine bu türbede bulunan bir başka kitabe 1659/1660 M.(H.I070) yılında onarım gördüğü sanılmaktadır.
YANBAKSI (GÜNEŞLi) KÜMBETİ
Halk arasında "Yanbaksı Kümbeti"adı ile anılan bu yapı, il Merkezi ile Demirözü ilçesi arasında bulunmaktadır.Yapının tarihini aydınlatacak bir kitabesi yoktur. Halk arasında bu kümbetin Otlukbeli savaşında şehit olan Seyyid Kasım adında bir kişiye ait olduğu söylenmektedir. Kümbetin Danişmentliler dönemine ait olabilecek karakter taşıdığı görülmektedir. Sekizgen bir taban üzerine oturmuş ve kesme sarı taşlardan inşa edilmiştir
BEY BÖYREK (BAM Si BEYREK) TÜRBESİ
Bayburt'un 2 km. doğusunda bulunan Erenli köyünün batısında, şehirden bakıldığında görülen bir tepe üzerindeki yapı Dede Korkut Hikayelerinde geçen en önemli kişilerden biri olan Bey Böyrek'e aittir. Halk arasında ziyaret olarak da bilinen bu mezar ve somadan ilave edilen dikdörtgen şeklindeki bir taş binadan oluşmaktadır.



Bayburtu Canlı İzleyin...



Misafir 13 Ekim 2006 16:11

Bayburt Aydıntepe Yer Altı Şehri

:turkiyem: :turkiyem: :turkiyem: :turkiyem: :turkiyem:

http://img155.imageshack.us/img155/6514/adszfc6.png
Bayburt Aydıntepe İlçesi’nde yer alan kent , tüf içerisinde , yüzeyden 2-2,5 m. derinde başka yapı malzemesi kullanmadan ana kayaya oyulmuş galeriler , tonozlu odalar ve bu odaların açıldığı daha geniş mekanlardan oluşmaktadır . Yaklaşık bir metre genişliğinde ve 2 ile 2,5 metre yüksekliğinde tonoz örtülü galeriler yer yer her iki yana genişlemektedir . Kareye yakın planlı odalar bu mekana açılmaktadır. Ayrıca gözetleme mekanlarının oluşturduğu havalandırma amaçlı konik biçimdeki deliklerin , galeri odalarını aydınlatmak için duvarlara açıldığı gözlenmektedir . :turkiyem:
Halen kazı çalışmaları devam edilen kent hakkında şu an ileri sürülen iki görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden biri ; bu kentin , bölgede daha önce sözü edilen Halde şehrine ait olduğudur. Bu arada Halde’nin “Khalde” olduğu eski ismi Hart (Aydıntepe) olan ilçenin isminin de “Halt” dan geldiği de iddia edilmektedir . Diğer görüşe göre ise, Hart’ta bu yer altı kentinden başka, Geç Roma, Erken Bizans devirleri arasında yer alan bir mezarın ortaya çıkarılması , Hıristiyanlığın henüz yerleşmediği bir dönemde bu bölgenin bir sığınak niteliği taşıdığı anlaşılmıştır. Romalılar tarafından kovulan ilk Hıristiyanlar bu bölgeye geldiklerinde bu yer altı kentine sığınmışlardır. Dolayısı ile yeraltı şehrinin Erken Hıristiyanlık dönemine ait olabileceği sanılmaktadır .


Misafir 23 Ekim 2006 18:11

http://www.karalahana.com/images/bayburt4.jpg

Bayburt Kalesi: Zigana ve kop dağlarından aşılarak ulaşılan Bayburt kalesi aynı zamandaKaradeniz'i Basra körfezine bağlayan ticaret yolu üzerinde bulunmaktadır . Bu yolu izleyen her seyyahın uğradığı kalenin adı , önemi , ihtişamı ve günlük yaşamıyla ilgili pek çok bilgi mevcuttur.

Ayrıca bu kaleye "Çinimaçin" kalesi de denilmektedir . Kaleye bu ismin verilmesine sebep olan çini süslemelerdir . Bunların dış yüzeylerinde tezyinat olarak mor ve yeşil renkli firuze çiniler kullanılmıştır . Gerek savaşlar , gerekse tahribat yüzünden bu gün bu çinilerden eser kalmamıştır.

Saruhan Kalesi: İl merkezine 35 km. mesafede bulunan Saruhan köyündeki kalenin gözetleme amacıyla yapıldığı tahmin edilmektedir . Trabzon'da bulunan Pontus İmparatoru Mithridates savunma amacı ile Gümüşhane , Bayburt , Kelkit ve Erzincan 75 adet kale yaptırdığı tarihi kayıtlarda mevcuttur . Bu kalenin onlardan biri olduğu sanılmaktadır . Kalede tarihi aydınlatacak herhangi bir kitabe mevcut değildir .

Sarıkayalar Şelaleleri: Bayburt -Erzurum karayolunun 6km'sinden ayrılarak 16km daha yol aldıktan sonra ulaşılan Sarıkayalar şelaleleri, ilin merkez Sarıkayalar köyünün girişinde ve köy içinde olmak üzere iki tanedir. Yaz aylarında çevreleri mesire yeri olarak kullanılan her iki şelalede görülmeye değer doğal güzelliklere sahiptir.

Sünür Kutlu Bey Camii: Akkoyunluların kurucusu Turali bey oğlu Fahrettin Kutlu Bey tarafından yaptırılan caminin kapısı üzerindeki kitabeden 1550 yılında onarıldığı anlaşılmaktadır. Minaresi ise 1616 tarihi taşıyan tarihi bir kitabeye sahiptir. İran Şahı Tahmasp'ın işgali sırasında tahrip edilmiş ve bu olay kapı üzerindeki kitabede yer almaktadır. Kanuni döneminde 1550 yılında onarım görmüştür.

Yer altı Şehri: Aydıntepe İlçesinde bulunan şehrin bir kısmı ziyaret edilebilmektedir. Buluntular Erzurum Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Çarşı Hamamı: İl merkezinde saat kulesi yakınında bulunmaktadır .Kadı Mahmut Çelebi vakfıdır . Bu hamamda diğer hamamlar gibi onarım görmüştür . Ancak diğer hamamlarda olduğu gibi bu hamamda da sıcaklık bölümü orijinal yapısını korumaktadır . Bayburt Hamamları Osmanlı devri hamam mimarisinde tatbik edilen iki tipin erken örneklerini vermektedir.

Pulur Ferahşat Bey Camii: Demirözü ilçesine bağlı Pulur kasabasında Akkoyunlulardan Korkmaz Bey'in oğlu Ferahşat Bey tarafından 1517 yılında yaptırılmıştır. Yapı, tek kubbeli cami mimarisinde olup, iki renkli kesme taşlardan özenle yapılmıştır. Değişik malzeme kullanımı bakımından tuğla minaresi dikkat çekmektedir.

Bent Hamamı: Bu hamam , Çoruh Nehri kıyısında kalenin güneydoğu eteğindedir . Akkoyunlulardan Ferahşat Bey'in vakfı olan hamamın kesin yapım tarihi belli değildir . Eğer hamam Ferahşat Bey tarafından yapılmış ise XVI. Yılın ilk çeyreği içinde değerlendirilebilir . Dış yapısı değişen ve onarılan hamamın iç mekanı asıl yapısını korumaktadır. (Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Bayburt'ta dört hamamdan bahsetmekte olup , Ali Şingâh (Şengül) hamamı günümüzde mevcut olmayıp , yakın zamana kadar bir bölümü yıkılmış olan hamamın kalan kısımları da yıkılmıştır.)

Bayburt Ulu Camii: Anadolu Selçuklu Sultanlarından II. Gıyaseddin Mesut (1282 - 1298) zamanında yaptırıldığı kabul edilen caminin pek çok onarımlar gördüğü bilinmektedir. Son olarak 1967 yılında tümü ile ele alınıp ana plana uygun olarak yaptırılan caminin minaresi , mihrap önü kubbesine geçişi sağlayan mukarnaslı tromplardan bir kaçı ve asıl ibadet alanına açılan iki kapı orijinal yapıdan kalmaktadır.

Caminin kuzey doğusunda bulunan minaresinin kaidesinde geçirdiği son büyük onarımı belgeleyen 1850 tarihli kitabe bulunmaktadır . Kare kaideli minarenin sekiz yüzlü pabuçluğunda ve yuvarlak gövdesinde geometrik ve bitki motifli mozaik çiniler Anadolu Selçuklu çinilerinin ilginç özelliklerini sergiler .
Yakut Bey Camii: Bu cami Bayburt Cumhuriyet Caddesi üzerinde , eski Yakutiye Medresesinin bulunduğu alan üzerindedir . Vakıflar Genel Müdürlüğünün ve Bayburt halkının yardımlaşması ile 1913 - 1915 yılları arasında yapılmıştır . Cami ve minaresi tamamen kesme taştan olup , işçiliği taş işleme sanatının güzel örneklerindendir.

Çimağıl Mağarası: İlimiz merkezinde yaklaşık 35 km. uzaklıktaki Aşağı Çımağıl köyünün Taşındibi Mahallesinden sonra yaya olarak yaklaşık bir saatte ulaşılabilmektedir. 600 metre uzunluğunda bulunmaktadır . Mağarada küçük su birikintileri bulunmakta, Sarkıt-Dikitleri ve doğal yapısıyla gerçekten görülmeye değer manzara oluşturmaktadır. Özellikle bu konularla ilgilenenlere tavsiye edilecek niteliklerdedir.

Dede Korkut Türbesi: İlimizin güney doğusunda merkeze bağlı 39 km. mesafedeki Masat köyünün hemen çıkışında yapılış şekli ve mimari tarzı ile çok eskilere uzanan ve halk arasında Alî Baba diye geçen türbe Alî Baba (Büyük Baba) anlamında kullanılan ve bütün Türk dünyasını yakından ilgilendiren , Dede Korkut'a ait olduğu söylenen türbedir . Türbenin üzerinde eski Türkçe 718 rakamı görülmektedir . Yapılış şekli ve kullanılan malzeme bakımından adı geçen kişiye ait olabilecek karakterdedir . Anıt türbe Orhan Şaik Gökyay'ın 1986 basımı Dede Korkut Hikayeleri Kitabında resimli olarak yer almaktadır.

Aydıntepe Yeraltı Şehri: Aydıntepe ilçesinde yer alan kent, tüf içerisinde, yüzeyden 2-2,5 metre derinde, başka yapı malzemesi kullanılmadan ana kayaya oyulmuş galeriler, tonozlu odalar ve bu odaların açıldığı daha geniş mekanlardan oluşmaktadır. Yaklaşık bir metre genişliğinde ve 2-2,5 metre yüksekliğinde tonoz örtülü galeriler yer yer her iki yanda genişlemektedir. 3-8 metrekareye yakın planlı odalar bu mekana açılmaktadır. Gözetleme mekanlarının oluşturduğu havalandırma amaçlı konik biçimdeki deliklerin galeri odaların aydınlatılması amacıyla duvarlara oyukların açıldığı görülmektedir.

Şehit Osman Türbeleri: Şehrin batısında Şehit Osman Tepesinde bulunan her iki türbenin Saltukoğullarına ait olduğu şeklinde görüşler mevcuttur . Buna göre türbeler Saltuk kumandanlarından Mengüç Gazi'nin kardeşi Osman ve kız kardeşine aittir . Üzerinde bulunan kitabeler çok silik olduğu için okunmamaktadır . Şehrin batısındaki kayalık tepeye adını veren bu türbeler , sarı taştan yapılmış olup taş işleme sanatımızın güzel örneklerindendir.

Helva Köyü Buz Mağarası: Masat vadisinin güneyindeki Helva Köyünde yer almaktadır. İl merkezinden 33 km mesafede, hemen köyün yamacında yer alan mağaranın içinde Buzdan oluşmuş sarkıt ve dikitler bulunmaktadır. Köy halkı tarafından değişik zamanlarda soğuk hava deposu olarak kullanılmış olan mağara buz oluşumlarının değişik şekillerini yansıtmaktadır.

Çimağıl Mağarası: İl merkezine 35 km mesafedeki Aşağı Çimağıl köyünün Taşındibi mahallesindedir. Mahalleden sonra yaya olarak yaklaşık bir saatte ulaşılabilen mağara, 600 metre uzunluğunda ve 11 bölümden oluşmaktadır. Tavan yüksekliği yer yer 30 metreyi bulmakta, güzel sarkıt ve dikitlerin yanı sıra mağarada yer yer su birikintileri de vardır.

Kaplıcalar ve İçmeler:

Bayburt Madensuyu: Bayburt ilinde önemli şifalı su kaynağı yoktur. İl sınırları içinde birkaç yerden kaynayan düşük debili maden suları mevcuttur. Bunların en verimlisi ise "Bayburt Madensuyu"dur. Kaynak il merkezindedir. Çok soğuk bir sudur. Fazla CO2 gazı içerir. Mide ve bağırsaklar için çok faydalıdır.



NihLe 6 Kasım 2006 12:48

Bayburt Kız İsteme, Nişan ve Düğün Gelenekleri
 
KIZ İSTEME
Evlenme çağına gelen oğullarını evlendirmeye karar veren ailede , oğlanın annesi akrabalarından birkaç kişiyi de yanına alarak evlenme çağında kızı olan evlere veya tavsiye edilen kız evlerine giderek kızlarına bakarlar . Baktıkları kızlarda güzellik , güzel ahlak , el becerisi ve benzeri meziyetler ararlar . Özellikle kız bakmaya sabah erken gidilir , kızın tertip , düzenine ve çalışkanlığına bakılır . Kız beğenilirse ayrıca yakınlarıyla birkaç defa gidip baktıktan sonra istemeye gidilir . Oğlanın annesi ve yakınları kızı annesi ve yakınlarından isterler . Eğer kızın ailesi verme taraftarı değilse , kızımız küçük diyerek işi geçiştirirler . Kızı verme taraftarı iseler kızın annesi birkaç gün müsaade isteyerek babasına ve büyüklerine soracağını bildirir . Oğlan tarafı birkaç gün sonra tekrar giderek kızı ailesinden bir kez daha isterler . Kızın annesi “Allah yazmışsa ne diyelim” diyerek işi erkeklere bırakır . Bu durum kızın verildiğine işarettir . Oğlan tarafından bir gurup erkek kızın babasını ziyarete giderek bir de kızı babasından ister . Babası da kız verecekse “Allah yazmışsa ne diyelim , her iki taraf içinde hayırlı uğurlu olsun” der . Bunun üzere kız istemeye giden erkekler kızın babasından pusula ( kız için oğlan tarafından isteklerini belirten liste ) isteyerek , kızın babasının yanından ayrılırlar . ( Bu pusulaya aynı zamanda kesirde denir ) Kız tarafı altın , mobilya ,en (elbiselik kumaş) ve varsa diğer isteklerde bulunur . Oğlan tarafı pusulayı fazla bulursa , istekler üzerinde anlaşmaya çalışır , anlaşamazlarsa bu iş biter . Anlaşılır veya direk kabul edilirse , kahve içme günü tespit edilir . Kahve günü sabahı oğlan tarafı şeker , kolonya , lokum , sigara ve kahve gönderir . Kız tarafının tespit ettiği mahalle odasında kahve içmek için erkekler toplanır . (Buna aynı zamanda tatlı kahve denir) Burada oğlan tarafı yaşlı temsilcileri kızı tekrar isterler , kız tarafı da verdiklerini belirttikten sonra kahve içilir . Şeker , lokum ikram edilir . Sonra bir tepsinin içerisinde oğlanın babasına veya ailenin büyüğüne bir kahve daha gelir . Oğlanın babası veya ailenin büyüğü kahveyi içtikten sonra ikram yapan gençlere verilmek üzere tepsiye bahşiş bırakır . Dua edilir ve topluluk dağılır .

NİŞAN
Nişan günü tespit edildikten sonra oğlan tarafından birkaç kişi kızı ve yanına bir yakınını da alarak çarşıya çıkarlar . Nişan için gerekli olan malzemeler , nişan ve nikah kıyafetleri , hamam takımı , ayakkabı , çanta , terlik , kızın yakınlarına hediye vs alınır . Alınan bu eşyalara nişan selesi denir . Bu nişan selesi oğlan evinde serilir komşu ve yakınlarına gösterildikten sonra kız evine gönderilir . Gelen sele kız evinde tekrar serilerek komşulara ve yakınlara gösterilir . Nişan günü oğlan tarafı kız tarafına gider önce yemek yenir , sonra kızın yüzüğü ve takıları takılır eğlenilir ve topluluk dağılır . Kız tarafı oğlanın yakınlarına tatlılık olsun diye nişana gelenlerle bir tepsi baklava gönderirler . Nişandan sonra kız tarafı gelen nişan selesinin karşılığı olarak damat ve yakınlarına hediye gönderirler . Buna , nişan selesinin geri dönmesi denir . Bir müddet sonra oğlan tarafı peştimbal hamamı yapar . Hamama gelen davetlilere kız tarafından çörek , oğlan tarafından meyve dağıtılır , eğlenilir ve oynanılır .

Nişanlık süresi içinde tespit edilen bir gün , kız evine nikah memuru götürülerek kız , oğlan ve her ikisinin şahitleri huzurunda sade bir törenle resmi nikah yapılır . Tatlı kahve ile düğün arasına ramazan rast gelirse ramazanın on beşinci gecesi oğlan tarafından bir grup , kız tarafına gider altın ve hediyeler götürür , eğlenilir ve sahur yemeği yenilerek geri dönülür . Buna on beşi denilir . Ramazan bayramında altın , hediye vs gönderilir . Kurban bayramında ise koç süslenir , koçun boynuna lira , bilezik veya beşlik takılır ,diğer hediyelerle birlikte kız tarafına gönderilir .

DÜĞÜN
Düğün günü kararlaştırıldıktan sonara , kız ve bir yakını alınarak çarşıya çıkılır . Gelinlik , çeşitli kıyafetler , ayakkabı , terlik kızın annesine “süt hakkı” adı altında bir hediye ve ayrıca yakınlarına da değişik hediyeler alınır . Alınan bu eşyalara ayrıca çeşitli enler (elbiselik kumaş) , çerez , kına ve pusuladaki altınlar önce oğlan tarafında gösterilir , sonra sandığa konularak kız tarafına gönderilir . Kıza giden çerez küçük paketler halinde hazırlanarak kız evi etrafından sandığa bakmaya gelenlere verilir . Düğünden 15 gün öncesinden başlayarak kız , yakınları tarafından yemeğe alınır ve bu yemeklerde çeşitli eğlenceler yapılır , buna “kınaya çıkma” denir . Düğünden birkaç gün önce kızın çeyizleri arkadaşları ve yakınları tarafından yıkanır , ütülenir ve serilir . Sonra çeyiz yakınlara ve komşulara gösterilir , toplamada önce oğlan tarafının büyükleri , mahallenin muhtarı , hocası kız evine giderek bütün eşyaların fiyatlarını tespit ederek bir liste çıkarırlar , buna çeyiz yazma denir . Giden guruba şerbet ikram edilir . Yazılan çeyiz toplanır , sandığa yerleştirilir ve eşyalarla birlikte sandıkta olan eve götürülür . (Sandık evden çıkarılmadan kız tarafında bir çocuk sandığın üzerine oturarak bahşiş alır ) Gelen çeyiz kız tarafından gelen hanımlarca kızın geleceği eve serilir , yerleştirilir.

Düğünden iki gün önce gelin hamamı yapılır . Hamamdan sonra gelin kız sağdıcının evine gider o gece sağdıcın evinde yatar , eğlenir oyunlar oynanır . Ertesi gün kızın evine gidilir ve o gece kızın evinde baş örme (kına gecesi) yapılır . Yemekler yenir , oyunlar oynanır , eğlenilir.

Bu arada gelin içeriye girer yengelerden biri gelinin ayağına ayak eni serer , gelin ve sağdıçlar ellerinde mumlar , büyüklerle ve oğlan evinden gelenlerle görüşür ve kenara çıkar . Ayak eni toplanır baş sağdıca sağdıç eni asılır . Kaynana ve oğlan evinden birkaç kişi geline para ve pul serperler , takılar takılır . Bitince takan kişi arkaya geçerek gelinin başını tutar ve kaynana baş parası verir . Oğlan tarafından gelenlerden , baş sağdıca el parası toplanır , oyunlar onanır eğlenilir . Oğlan evi izin ister gider . Oğlan evinin genç kızlarından birkaç tanesi kalır . Eğlenceye başlanır . Geç saatte gelin kızın eline , sağdıcı tarafından kına yakılır , kına yakımı sırasında gelinin ağlaması gelenektir . Türküler söylenerek özellikle gelin ağlatılır . Kına gecesi türkülerinden örnekler :

Atladım, atladım çıktım eşiği
Kırılsın , kırılsın kızlar beşiği
Kaldırın sofradan kızın kaşığı
Sen anam , sen babam , kınam kutlu olsun
Hem orda , hem burada , dilim tatlı olsun
Yeşil kınam bakır tasta yoğrulsun

Benim elim ak mendile sarılsın
Güleç yüzüm , tatlı dilim sorulsun
Sen anam , sen babam , kınam kutlu olsun
Hem orda , hem burda , dilim tatlı olsun

Gelin arkadaşlar kınam ezilsin
Anam bacım baş ucuma dizilsin
İlk ayrılık gözümden yaşlar süzülsün
Sen anam , sen babam , kınam kutlu olsun
Hem orda , hem burda , dilim tatlı olsun

Diye devam eden türküler söylenir , oyunlar oynanır .Kız evinde kına gecesi olurken , oğlanın baş sağdıcının evinde de sağdıç gecesi yapılır . Sağdıç yemeği yenir , oyunlar oynanır , eğlenilir . Sabah namazından sonra hamama gidilir , hamam çıkışı yan sağdıcın evinde kahvaltı yapılır ve eve gelen berber , damadı ve sağdıçları tıraş eder . Tıraştan sonra kız tarafından gelen bohçadaki kıyafetler giyilir , düğün için hazırlanan yere sağdıçlar tarafından damat götürülür , düğün yemeği yenir , barlar oynanır ve eğlenilir.

Mahallenin ileri gelenleri , tanıdıklar ve akrabalar , gelini almak için arabalara dünürcü giderler . Giden dünürcülere kız tarafında şerbet ikram edilir . Dünürcülerden gençlere şerbet parası toplanır . Kızı evinden çıkarırken kardeşi kapıyı tutar ve ona kapı parası verilir . Topluca Allahaısmarladık denir ve gelin arabaya bindirilir . Gelin eve girerken ayağının altına bardak konularak kırdırılır , yüzüne ayna tutulur , kolunun altına kurân verilir , başına damat tarafından para ve çerez serpilir.

Gelin içeri alındıktan sonra damat arkadaşları ve sağdıçlar tarafından davul zurna eşliğinde getirilir . Kapının önünde bir süre oynandıktan sonra damat içeri atılır, dışarıda kalan arkadaşlarına kız tarafından gelen kurabiyeler dağıtılır , daha sonra topluluk dağılır .


NihLe 9 Kasım 2006 12:43

Bayburt El Sanatları
 
4 ek
Alıntıdaki Ek 8842

Bayburt’ta bu gün devam edilen en önemli el sanatları kilim , seccade , ihram taş ve bakır işçiliğidir . Özellikle kilim , seccade ve ihramın Bayburt’ta ayrı bir önemi vardır . Orta Asya dan Anadolu’ya dalga, dalga gelen Türk boyları Asya’dan getirdikleri geleneksel dokuma sanatını aynen burada sürdürmüşler , yöreden elde edilen yünleri kendi yöntemleri ile boyamışlar ve bir renk cümbüşü , bir ahenk içerisinde dokuyup hizmete sunmuşlardır.

Evliya Çelebi’ nin 17. yy. başlarında ki ziyaretinde Bayburt’tan bahsederken şehirdeki boya hanelerde boyanan yünlerden kilim ve seccadelerin Avrupa’ya kadar gönderildiğinden bahsetmektedir . Yine Bayburtlu kadınların örtünmek amacıyla yünden çeşitli renk ve motifte , ihram diye tabir edilen bir el sanatından bahsetmek gerekecektir.

İHRAM (Ehram)
Bayburt el sanatlarında ihram önemli bir yer tutar. Yörede ihram veya ehram olarak tabir edilen , tamamen yünden ihram tezgahında dokunmak suretiyle hazırlanan ve Bayburt’ta bayanların örtünmek amacıyla kullandığı yerel giysidir . Eski bir Türk geleneği olan ihram dokuma sanatının tarihi Bayburt’ta eskilere dayanır . Ham maddesi koyun yünü olan ihram genç kızların ve kadınların maharetli ellerinde bir sanat eseri olur ve şekil bulur ve dokunur . İhramda renk çok önemlidir . Genelde beyaz genç kızların , mor , boz orta yaştaki kadınların , mor – siyah ihram ise yaşlı kadınların tercih ettiği ihramlardır . 1,5 x 2 metre ebadında yapılan ihram için temizlenmiş yaklaşık 2,5 kg. koyun yünü gereklidir . Günümüzde ihram olayı eskisi kadar fazla kullanılmadığı için asıl görevi olan örtünme yanında yatak örtüsü , modern ize edilmiş kadın giysileri (yelek , heybe , şal , fular vs. ) kravat gibi gayelerle de kullanılmaktadır . İhram renkleri yanında üzerinde bulunan desenlerle adlandırılır . Bunlar ; arı dala ters kondu , pirinç deni , elma şeleği , kar tanesi , çark yıldızı , uçan kuşlar , gordo , mercimekler ve elifler vb. gibi .

Alıntıdaki Ek 8841

BAYBURT TAŞI
İlimizin doğal kaynaklarından birisi olan Bayburt taşı yüksek kalite ve geniş rezervlerine rağmen yeterince değerlendirilememiş durumdadır. Halihazırda ilkel yöntemlerle ve % 85 gibi yüksek fireyle çıkartılan bu taş, modern teknoloji kullanıldığı takdirde takriben birim işletme başına 10 kat fazla üretim ve 5 kat daha fazla istihdam sağlayabilecektir. Bir Pazar sorunu bulunmayan bu taşımızın üretim kapasitesinin artırılması Valiliğimizin hedefleri arasındadır. Bu alandaki temel handikabın mevcut ve atölyelerin şirketleşmemesi ve konuyla ilgili yatırımcılara tanıtılmaması olduğundan bunun aşılması halinde ciddi ve kârlı bir yatırım alanı olarak değerlendirilecektir.

MTA Genel Müdürlüğü tarafından başlatılan Türkiye Mermer ve Doğal Taş Potansiyel Alanlarının belirlenmesi Projesi kapsamında Bayburt İlinin 2006 yılında araştırılacağı bilgisini edinmiş bulunuyoruz. Gelişmemiz için temel faktörlerden birisi olan Bayburt doğal taşları konusunda MTA’nın bu yıl çalışma yapması zorunluluk arz etmektedir.

Alıntıdaki Ek 8839 Alıntıdaki Ek 8840


Misafir 15 Aralık 2006 14:33

BAYBURT İLİ HAKKINDA GENEL BİLGİLER
Eski çağlarda halcilerin yaşadığı sahada yer alan Bayburt'un bir müddet Roma İmparatorluğu hakimiyetine girdiği ve bu imparatorluğun ikiye ayrılması üzerine Doğu Roma toprakları içinde kaldığı bilinmektedir. Bizans İmparatorluğu teşkilatına göre ülke, bugünkü eyaletlere benzer bir takım temalara ayrılmıştı. Bayburt Heldia temasına bağlıydı ve bu eyaleti meydana getiren yedi piskoposluğun dördüncüsünü meydana getiriyordu. İmparator Justinianus tarafından kalesinin tahkim ve tamir edildiği bilinen Bayburt, Arap fetihleri sırasında Bagrat sülalesinin hakimiyeti altında bulunmaktaydı.
Bayburt ve yöresi, Türklerini Anadolu'da ilk yerleştikleri bölgelerdendir. Tuğrul Bey'in Anadolu seferi (1054) sırasında Bayburt, Çoruh nehri ve Karadeniz dağlarına (Parhar) uzanan sahalara akınlarda bulunan Selçuklu kuvvetlerinin hücumlarına maruz kaldı ise de fethedilemedi. Kesin Türk hakimiyeti Malazgirt zaferinden sonra gerçekleşti. Şehir 1072'den 1202'ye kadar bazen Erzurum yöresinde hüküm süren Saltuklar'ın bazen de Danişmendiler'in hakimiyetinde kaldı. Bir ara Trabzon imparatoru I.Alexis Comnen'in kumandanı Theodore Gabras tarafından işgal edildiyse de, kısa süre sonra yeniden Danişmendli hakimiyetine girdi. (1098) Selçuklular 1202'de Saltuklu Devletine son verince Bayburt'u da ele geçirdiler.
Bayburt'un asıl gelişmesi, Süleyman Şah'ın kardeşi Erzurum Meliki Mugisuddin Tuğrul Şah ve oğlu Cihan Şah (1020-1230) döneminde oldu. Tuğrul Şah Bayburt kalesini yeniden inşa ve tahkim ettirdi. I:Alaeddin Keykubad tarafından Moğollara karşı sınırlar kuvvetlendirilirken Bayburt da Erzurum ile birlikte Konya'ya bağlandı. 1243 Kösedağ savaşının ardından Moğolların Anadolu'yu istilası esnasında yapılan anlaşma gereği Baybırt Selçukluların kontrolünde kaldı. Bu durum 1291'de burada Giyaseddin Mesud tarafından para bastırılmasından anlaşılmaktadır.
İlhanlılar devrinde Tebriz-Trabzon yolu üzerinde bulunması sebebiyle daha da gelişen Bayburt, Ceneviz ve Venedik kervanlarının konakladığı bir yerdi. Moğolistan'a giderken buraya uğrayan Marko Polo şehirde zengin Gümüş madenlerinin bulunduğunu belirtir. Hatta İlhanlılar buradan yüklü bir vergi geliri temin ediyorlardı. Bu dönemde Darül Celal adı ile anılan ve iktisadi bakımdan canlılık kazanan şehir aynı zamanda bir kültür merkezi durumundaydı. Burada Mahmudiye ve Yakutiye medreseleri kurulmuş, Mevlevilik gelişme göstermiş, ayrıca ahilik teşkilatı da yayılmıştı.
Son İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han'ın ölümünden sonra (1334) Bayburt, Eretnaoğulları'nın eline geçti. Zaman zaman Erzincan Beylerinin hücumlarına uğrayan şehir, bir ara Mutahharten'in idaresine girdi. Fakat çok geçmeden Kadı Burhaneddin zamanında Akkoyunlu beylerinden Kutlu Bey oğlu Ahmet Bey'in yardımı ile alındı ve Ahmet Bey'e ikta olarak verildi. Bir ara Karakoyunluların da eline geçen şehir sonra tekrar Akkoyunluların eline geçti ve uzun süre öyle kaldı.
Bayburt yöresi 1501'de bir ara Safeviler tarafından alındı. Bu dönemde Trabzon valisi olan Yavuz tarafından bun bölgeye akınlar yapıldı (1507). Yavuz tahta çıktıktan sonra da çıktığı İran seferinde bir kısım kuvvetlerini Bayburt üzerine gönderdi. Ekim 1514'te Bayburt Şah İsmail'in elinden alındı. Bundan sonra Bayburt Erzincan ile birlikte Trabzon Beyi Bıyıklı Mehmet Paşa'ya verildi ve Sancak merkezi ilan edildi.
Kanuni'nin İran seferi sırasında önemi daha da artan Bayburt kalesi 1541'de esaslı bir tamir gördü. 1553'te Şah Tahmasb'ın akınlarına şahit olunduysa da, bundan sonra XIX. Yüzyıla kadar önemli bir olay yaşanmadı. 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı esnasında Rus birliklerinin işgaline uğradı. 1878 ve 1916'da Ruslar tarafından yeniden işgal edilen Bayburt bu işgaller sırasında önemli oranda tahrip edildi.
1927'ye kadar Erzurum'a bağlı olan Bayburt bu tarihte Gümüşhane'ye bağlandı. 21.06.1989 tarihinde 3578 sayılı yasa ile il statüsüne kavuştu.
Coğrafi Yapısı
Bayburt ili 40 derece 37 dakika kuzey enlemi ile 40 derece 45 dakika doğu boylamı, 39 derece 52 dakika güney enlemi ile 39 derece 37 dakika batı boylamı arasında yer alır. Doğu ve Güneydoğusunda Erzurum, batısında Gümüşhane, kuzeyinde Trabzon ve Rize, güneyinde Erzincan illeri ile çevrili Anadolu'nun kuzey-doğusunda Çoruh nehri kenarında ve denizden 1550 metre yükseklikte kurulmuş 3652 km2 yüzölçümü olan bir ildir.
Bayburt ve çevresi yeryüzü şekilleri bakımından genel olarak üç bölümden oluşmaktadır. Birincisi sahanın batı yarısını oluşturan Bayburt ovası, ikincisi akarsuların oluşturduğu vadiler ve üçüncüsü de yörenin etrafını çevreleyen ve doğu yarısında yer tutan dağlık alanlardır.
Yaklaşık 900 km2'yi bulan Bayburt ovası 1450-1750 metre arasında değişen yüksekliktedir.
Arazinin %45'ini oluşturan dağlık alanda; Pulur (2300 m), Otlukbeli (2520 m), Saruhan (2400 m), Çoşan (2963m), Kop (2600 m), ve Çavuşkıran (2850 m) dağları güney kesimde batıda doğuya doğru sıralanır. Kuzey kesimde ise; Zülfe (2750 m), Kemer (2856 m), Soğanlı (2750 m), Haldize (3000 m), Kırklar (3350 m) dağları mevcuttur. Çoruyh nehrinin çizmiş bulunduğu yayın orta bölümündeki sahanın doğusunda ise; Kaledere tepesi (2500 m) ve Ziyaret tepesi (2400 m) yer alır.
İldeki Kop ve Soğanlı dağlarında çok sayıda yaylalar mevcuttur. Çoruh nehri ise 3239 metre yükseklikteki Mescit dağından doğarak güneydoğudan il sınırlarına girmekte ve Çoruh vadisine girerek ili terk etmektedir. İlin Soğanlı dağları üzerinde Haldizen (Balıklı Göl) ve Göloba (Atlı Göl) gibi bazı krater gölleri de mevcuttur.
Sosyal Yapısı
İlimizde istikrarlı bir sosyal ortamın mevcut olduğu gözlenmektedir. Halk geleneksel değerlere, örf ve adetlere bağlıdır. Baba genelde aile reisi olup, anne ise ev işlerinde, tarla ziraatında ve hayvan bakımında erkeğin daima yardımcısıdır. Düğün ve Cenaze törenleri ile mahalle veya köyle ilgili önemli kararların alınacağı zamanlarda bir araya gelen halk; yardımlaşma ve dayanışma, acı ve sevincin paylaşımında en güzel örneği sergiler. Kapalı bir toplum özelliği gösteren Bayburt’ da son yıllarda sanat ve kültürel alanlarda bir takım değişmeler gözlenmektedir. İş ve istihdam imkanlarının sınırlı oluşu, bilhassa büyük şehirlere dönüşsüz göçleri hızlandırmıştır. Geriye dönüş söz konusu olmadığından, dışarıda maddi ve manevi kazanılan değerlerin yerli ortama katılması ve etkileşimi son derece sınırlı olduğundan, Bayburt’un sosyal hayatını büyük ölçüde geleneksel değerlerin belirlediği söylenebilir.
Tarihi Yapısı
Bayburt Kalesi
Şehrin kuzeyindeki yalçın kayalar üzerinde inşa edilmiş olan Kalenin ilk defa kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Bagrat Sülalesi (885-1044) zamanında varlığından söz edilen Kalenin çok daha önce miladın ilk yüzyıllarında mahalli prens ve krallıkların mücadelesine konu olduğu anlaşılmaktadır.
Kale Türklerin eline geçmeden önce; Roma, Ermeni, Bizans, Arap ve Komnenos hakimiyetinde kalmıştır. Zengin bir tarihe sahip olan kalenin bir çok defa onarım gördüğü duvarlarındaki farklı inşaat ve tarih kaynaklarından anlaşılmaktadır.
Halk arasında Çinimaçin Kalesi de denilen Kale, dede Korkut hikayelerinden "Kam Büre Oğlu Bamsı Beyrek Boyunu Beyan Eder" adını taşıyan hikayede Beyrek'in (Bey Böyrek veya Bamsı Beyrek) fethedip ün kazanmak üzere yola çıktığı kaledir.
Dede Korkut Türbesi
İlin güney doğusunda merkeze 39 km mesafedeki Masat Köyü yakınında bulunan, yapılış şekli ve mimarisi ile çok eskilere dayandığı anlaşılan ve halk arasında Ali Baba diye geçen türbenin, Dede Korkut'a ait olduğu Şair Orhan Şaik Gökyay tarafından ortaya konulmuştur. Ali Baba veya Büyük Baba adıyla anılan türbeyi inceleyen Gökyay 1986 baskılı "Dede Korkut Hikayeleri" adlı kitabında türbenin resimlerini de vererek Dede Korkut'a ait olduğunu ifade etmiştir. Türbe üzerinde eski Türkçe ile 718 tarihi okunmaktadır.
Her yıl Temmuz ayının 3. haftasında uluslararası düzeyde dede Korkut Kültür ve Sanat Şöleni düzenlenmekte, şölen esnasında ilde Dede Korkut'la ilgili sempozyum, sergi, şiir gibi dallarda faaliyetler yapılmaktadır.
Pulur Ferahşat Bey Camii
Demirözü ilçesine bağlı Pulur kasabasında Akkoyunlulardan Korkmaz Bey'in oğlu Ferahşat Bey tarafından 1517 yılında yaptırılmıştır. Yapı, tek kubbeli cami mimarisinde olup, iki renkli kesme taşlardan özenle yapılmıştır. Değişik malzeme kullanımı bakımından tuğla minaresi dikkat çekmektedir.
Sünür Kutlu Bey Camii
Akkoyunluların kurucusu Turali bey oğlu Fahrettin Kutlu Bey tarafından yaptırılan caminin kapısı üzerindeki kitabeden 1550 yılında onarıldığı anlaşılmaktadır. Minaresi ise 1616 tarihi taşıyan tarihi bir kitabeye sahiptir. İran Şahı Tahmasp'ın işgali sırasında tahrip edilmiş ve bu olay kapı üzerindeki kitabede yer almaktadır. Kanuni döneminde 1550 yılında onarım görmüştür.
Aydıntepe Yeraltı Şehri
Aydıntepe ilçesinde yer alan kent, tüf içerisinde, yüzeyden 2-2,5 metre derinde, başka yapı malzemesi kullanılmadan ana kayaya oyulmuş galeriler, tonozlu odalar ve bu odaların açıldığı daha geniş mekanlardan oluşmaktadır. Yaklaşık bir metre genişliğinde ve 2-2,5 metre yüksekliğinde tonoz örtülü galeriler yer yer her iki yanda genişlemektedir. 3-8 metrekareye yakın planlı odalar bu mekana açılmaktadır. Gözetleme mekanlarının oluşturduğu havalandırma amaçlı konik biçimdeki deliklerin galeri odaların aydınlatılması amacıyla duvarlara oyukların açıldığı görülmektedir.
Bunun tarihi Halde şehrine ait olduğu söylendiği gibi, geç Roma veya erken Hıristiyanlık devirlerine ait olabileceği de söylenmektedir.
Sarıkayalar Şelaleleri
Bayburt -Erzurum karayolunun 6km'sinden ayrılarak 16km daha yol aldıktan sonra ulaşılan Sarıkayalar şelaleleri, ilin merkez Sarıkayalar köyünün girişinde ve köy içinde olmak üzere iki tanedir. Yaz aylarında çevreleri mesire yeri olarak kullanılan her iki şelalede görülmeye değer doğal güzelliklere sahiptir.
Mağara Turizmi
Çimağıl Mağarası: İl merkezine 35 km mesafedeki Aşağı Çimağıl köyünün Taşındibi mahallesindedir. Mahalleden sonra yaya olarak yaklaşık bir saatte ulaşılabilen mağara, 600 metre uzunluğunda ve 11 bölümden oluşmaktadır. Tavan yüksekliği yer yer 30 metreyi bulmakta, güzel sarkıt ve dikitlerin yanı sıra mağarada yer yer su birikintileri de vardır.
Helva Köyü Buz Mağarası: Masat vadisinin güneyindeki Helva Köyünde yer almaktadır. İl merkezinden 33 km mesafede, hemen köyün yamacında yer alan mağaranın içinde Buzdan oluşmuş sarkıt ve dikitler bulunmaktadır. Köy halkı tarafından değişik zamanlarda soğuk hava deposu olarak kullanılmış olan mağara buz oluşumlarının değişik şekillerini yansıtmaktadır.
Yakutiye Camii
Bunlardan başka Bayburt'ta Yukarı Hinzeverek camii, Yakutiye Camii, Zahit Efendi Camii, Çarşı Hamamı, bent Hamamı, Paşaoğulları (Kondolotlar) Hamamı ve Şehit Osman Türbeleri gibi tarihi ve turistik değeri olan eserler de vardır.
Ekonomik Durum
Ekonomik hayat, tarihi gelişim içinde temel özelliğini değiştirmemiştir. Ticaret ve sanayiin gelişmediği ilde tarım ve hayvancılık başlangıçtan beri ekonomiyi sürükleyici bir rol oynamıştır. Tarım ürünü olarak ilde hububat çeşitleri, yem bitkileri, şeker pancarı ve az da olsa meyve sebze üretimi yapılmakta, genelde ilin sebze ihtiyacı diğer illerden karşılanmaktadır. Arazinin büyük bir kısmı kıraç olup Çoruh vadisinde; Aydıntepe ve Sünür ovalarında sulu tarım yapılmaktadır.
Hayvancılık ilin geçim kaynaklarından en önemlisidir. Arazi hayvancılık yapmaya çok elverişlidir. Mera hayvancılığı yapılmaktadır. Son yıllarda besi hayvancılığına doğru bir gelişme gözlenmektedir. Süt inekçiliği ıslah çalışmaları da devam etmektedir. İlimiz ilçe ve köylerinde arıcılık yapan aile sayısında büyük artış gözlenmekte, il sathında çok nefis kokulu bal üretimi yapılmaktadır.
Bayburt ili çok eski transit ticaret yolu olan Trabzon-İran arasındaki "İpek ve baharat yolu"nun bir durağıdır. Ekonomisi tarım, hayvancılık ve ticaret ağırlıklıdır. Tarım dışında kalan ekonomik yapısı, üretim yolu ile satışa arz şeklinde değil, dışarıdan getirip satışa sunma şeklinde gelişmiştir.
Kültürel Yapısı
Bayburt, varlığı M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanan bir yerleşim yeridir. Konumu itibariyle tarihin her döneminde askeri ve kültürel açıdan önemli bir merkez olma özelliğini korumuştur. Tarihi ipek yolu üzerinde bulunması nedeniyle Trabzon-Tebriz arasında seyahat eden doğulu ve batılı bir çok seyyahın uğrak yeri olmuştur. İlk çağlardan bu yana Bayburt ve çevresi pek çok etkinliklere sahne olmuş, başta kale olmak üzere bir çok camiiler, medreseler hamamlar, bedestenler, hanlar, türbeler, köprüler inşa edilerek halkın hizmetine sunulmuştur.
Ayrıca İlimiz yayla, kış sporları, rafting ve diğer turizm aktiviteleri açısından ideal özellikler arz etmektedir. Kop dağı kayak ve kış sporları merkezi ile rafting ve kano sporları için Çoruh Nehri İlimize ayrı bir renk katmaktadır.
Bayburt’un mahalli el sanatlarından olan ihram, kilim ile bunlardan yapılan çeşitli turistik eşyalar ülkemiz açısından ayrı bir değer taşımaktadır. İl’de yıllardan beri yürütülen cirit oyunu, manda ve boğa güreşleri ile bar tabir edilen halk oyunları birer ilgi odağıdır. İlk defa 1995 yılında başlatılan ve her yıl Temmuz ayı’nın 3 ncü haftasında düzenlenen “Bayburt Dede Korkut Kültür-Sanat Şöleni” turizm açısından İlimize büyük bir canlılık getirmekte ve kültürel ilişkilerin güçlenmesine vesile olmaktadır.
Nüfus Durumu
Bayburt 2000 yılı nüfus sayımına göre, Merkez 41268, Merkeze bağlı köyler 43595, Demirözü İlçesi Merkezi 2061, İlçe’ye bağlı köyler 13772, Aydıntepe İlçe Merkezi 6902, İlçeye Bağlı Köylerin Nüfusu 5625 olup, İl geneli toplam 113223 kişidir.


NihLe 27 Şubat 2007 09:07

21 Şubat 1918 Bayburt'un Düşman İşgalinden Kurtuluşu
 
1 ek
Bayburt'ta kurtuluş coşkusu
Alıntıdaki Ek 10352
Bayburt'un düşman işgalinden kurtuluşunun 89 yıldönümü törenle kutlandı.

Törenler Hükümet meydanındaki Atatürk anıtına çelenklerin konulması ile başladı . Daha sonra Bayburt Valisi Musa Küçükkurt makamında tebrikleri kabul etti.Belediye Başkanı Bekir Çetin ve il genel meclisi üyeleri, belediye meclisi üyeleri Garnizon Komutanı Topçu Kıdemli Albay Bayram Uğur'u makamında ziyaret ederek Türk Silahlı Kuvvetleri'ne şehir halkı adına şükranlarını ilettiler. Cumhuriyet Caddesi'ndeki törenlere Bayburt Valisi Musa Küçükkurt, Garnizon Komutanı Topçu.Kıdemli Albay Bayram Uğur, AK Parti Milletvekili Fettani Battal, Bağımsız Milletvekili Ülkü Gökalp Güney, Bayburt Belediye Başkanı Bekir Çetin, daire amirleri, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.

Temsili Muhaceret grubunun geçişini takiben , Ermeni komitacılarının Bayburt'ta yaptığı işkence ve zulümler temsili olarak canlandırıldı. Milis kuvvetlerinin topluca taarruzu ve Bayburt'un Ermenilerden kurtuluşu ve Türk Bayrağı'nın göndere çekilmesi ile devam eden törende Milis Kuvvet Komutanı şehrin altın anahtarını Belediye Başkanı Bekir Çetin'e teslim etti. Belediye Başkanı Çetin de Milis Kuvvetler Komutanı'na günün kahramanını temsilen gümüş kemer taktı.

Törende konuşan Belediye Başkanı Bekir Çetin "Bayburt'umuzun tarihine baktığımızda önemli bir çok savaşlara ve işgallere uğramış olduğunu görmekteyiz.1916 yılında Ruslarla yaptığımız en kanlı savaşlardan biriside Kop savunmasıdır.Tarihte Kop Müdafaası olarak geçen bu savunmada, kahraman mehmetçiklerimiz bir destan yazmışlardır. Büyük asker Mareşal Fevzi Çakmak Paşa Bayburt Kop Müdafaasını "muvaffak olunmuş ikinci bir Plevne dir" diyerek ifade etmiştir. 1916-1918 yılları arasında Rus İşgali ve Ermeni Mezalimi altında olan Bayburt, 89 yıl önce 21 Şubat 1918'de işgalden kurtarılmıştır.

Bizlerde bu duygu ve düşünceler içerisinde vatan topraklarını kutsal hale getiren şehitlerimizin manevi huzurunda saygıyla eğiliyor, onları rahmetle anarak ruhları şad olsun diyoruz. Toplum ve birey olarak üzerimize bir çok görevler düşmektedir.Her şeyden önce birlik ve beraberliğimizi korumalıyız. Bu cennet vatanı kalkındırmak ve kişi başına düşen milli üst seviyelere çıkarmak için var gücümüzle çalışmalıyız.Herkes işini en iyi şekilde yapmalıdır. Bizler bu ruh ve bilinç içerisinde olduğumuz sürece aziz milletimizin önünde kimse duramaz. Uluslararası platformlarda ekonomik ve siyasi açıdan çok güçlü olur ve tarihi misyonumuza uygun bir yer edinme yolunda hızla ilerleriz. Bizler, hepimiz, bunu anlayanlar ve bu yolda çalışanlar biliyoruz ve inanıyoruz ki ; 21 yüzyıl Türkiye'nin yüzyılı olacaktır."dedi. Törende Türk Silahlı Kuvvetleri adına Topçu Teğmen Murathan Usta'nın konuşmasının ardından, öğrenciler şiirler okudu. Kutlama tören geçişi ile sona erdi.

Kutlamalar kapsamında Genç Osman Şehir Stadyumu'nda Bayburt Atlı Cirit Kulübü ile Erzincan Atlı Spor Kulübü arasında oynanan cirit gösteri müsabakası yapıldı.


NihLe 27 Mart 2007 12:23

BAYBURT YEMEKLERİ
 
7 ek
Yemekler kültürümüzün bir parçası olarak asırlardan beri devam eden geleneksel bir yapının günümüzdeki uygulamasıdır . Bayburt yöresel yemeklerinde görülen genel özellik , un ve una bağlı yemeklerle , etli yemeklerin sebze ve zeytinyağlı yemeklerden çeşit olarak daha fazla oluşur . Bu da yörenin coğrafi şartlarının kültürel yapı üzerindeki etkisini göstermesi bakımından önemlidir . Yöremiz kültür değerlerinin bir öğesini oluşturan yemeklerimizden örnekler ve yapılış şekilleri aşağıya çıkarılmıştır .

EŞKİ LAHANA

Alıntıdaki Ek 10671

Kullanılan malzemeler : 250 gr. parça et veya kavurma , 1 kg. ekşi lahana (salamura) 1 su bardağı bulgur , 2 yemek kaşığı börek yağı , 1 adet kuru soğan (orta) , 1 çay kaşığı kırmızı biber , 2 yemek kaşığı salça (domates) , 1 tutam tuz

Hazırlanışı : Su ile et yaklaşık 20 dk. haşlanır . Önce üzerine bulgur ilave edilerek bir taşım kaynaması sağlanır , sonra küçük küçük doğranmış ekşi lahana ilave edilir . Bir başka kapta soğanlar pembeleşinceye kadar yağ , kırmızı biber , salça karıştırılarak pişirilir . Bu karışım ekşi lahananın içine konulur , kavurma ile pişiriliyorsa bu aşamada ilave edilir ve yaklaşık 45 dakika pişirilir . Bir müddet dinlendirildikten sonra servis yapılır.

GALACOŞ

Alıntıdaki Ek 10672

Kullanılan malzemeler : 250 gr yeşil mercimek , 200 gr. tereyağı , ½ kg. kıyma , 1 adet soğan (irice) , 2 kaşık salça , 250 gr. gurut (kurutulmuş ayran süzmesi) veya yoğurt süzmesi.

Hazırlanışı : Mercimek , et , soğan , salça ve yağ ile birlikte mercimek suyu çekinceye kadar pişirilir . Diğer taraftan gurut veya yoğurt süzmesi sulu bir kıvama gelinceye kadar sıcak suyla ezilerek kaynama noktasına kadar ısıtılır . Kaynamamasına özen gösterilir , kaynama olursa çökelek haline gelir ve kullanılmaz , hazırlanan bu eriyik önceden tabağa doğranan bayat ekmekler üzerine dökülür . Üzerine de bol yağlı mercimek ilave edilerek servise sunulur .

KESME ÇORBASI

Alıntıdaki Ek 10673

Kullanılan malzemeler : 200 gr. yeşil mercimek , 1 adet yumurta , 2 yemek kaşığı salça , 1 adet soğan (orta) , 100 gr. yağ , 1 su bardağı un , yeterince su , tuz , dargın (istenirse)

Hazırlanışı : Un içerisine su , tuz , yumurta konularak bir hamur yorulur , biraz bekledikten sonra hamur açılır , makarna gibi ince ince kesilir . Diğer taraftan mercimek iyice pişirilip doğranan soğan yağla pembeleştirilir . Dargın , salça , su katılır üzerine mercimek ilave edilir kaynatılır , üzerine kesilen çorbalık hamurlar karıştırılır . Birkaç taşım kaynatıldıktan sonra servis yapılır .

LOR DOLMASI

Alıntıdaki Ek 10674

Kullanılan malzemeler : 1 kg. taze lor (çökelek) , 1 su bardağı bulgur , 2 adet yumurta , 1 su bardağı süt kaymağı , 4 kaşık tereyağı , dargın , 1 kg pancar yaprağı veya evelik , 1 deste taze soğan (kuru soğanda olabilir) , tuz

Hazırlanışı : Yapraklar yumuşaması için kaynar suda bir taşım haşlanır . Taze lor içerisine yumurta , süt kaynağı , haşlanmış bulgur , ince doğranmış taze soğan , sıkılarak yaprağa sarılır . Yağlanmış tepsiye düzgün bir şekilde dizilir üzerine yarım su bardağı su veya süt ilave edilerek orta sıcaklıktaki fırında pişirilir . Servis yaparken üzerine eritilmiş tereyağı dökülür .

SÜT BÖREĞİ
Kullanılan malzemeler : 1 su bardağı süt veya yoğurt , 1 su bardağı su , 1 su bardağı tereyağı , 3 adet yumurta , 250 gram kavrulmuş fındık , 3 su bardağı süt
( Şerbet için : 2 su bardağı toz şeker , 1 çay kaşığı karbonat , yeterince un )

Hazırlanışı : Yumurta , bir su bardağı süt veya yoğurt , su , karbonat ve tereyağı karıştırılır . Üzerine un ilave edilerek baklava hamuru gibi bir hamur yapılır . 14 – 15 parçaya ayrılıp 15 dakika kadar dinlendirilir , ince olarak açılan yufkalar yağlanmış tepsiye teker teker dizilir . Her üç dört yufka arasına dövülmüş fındık serpilir. Bu şekilde bütün hamur bitinceye kadar yufkalar açılıp tepsiye serilir . Yufkanın açılması tamamlandıktan sonra istenilen şekilde kesilerek üzerine biraz tereyağı dökülür ve orta sıcaklıkta bir fırında hamur pembeleşinceye kadar pişirilir . Kızarmış börek fırından çıktıktan sonra , pişirilmiş süt üzerine ilave edilerek tadı ayarlandıktan sonra elde edilen süt şerbeti ılık olarak üzerine dökülür .
Sunum : Süt şerbeti döküldükten sonra bekletilmeden ılık olarak servis yapılır .

TATLI ÇORBA

Alıntıdaki Ek 10675

Kullanılan malzemeler : kg. kurutulmuş kuşburnu veya ½ kg. kuşburnu marmeladı , 100 gr. kuru üzüm , 1,5 kg. toz şeker , ½ kg. yarma (gendime) , 100 gr. incir (istenirse) , 100 gr. kuru fasulye , 100 gr. kayısı , 100 gr. erik (istenirse) , 250 gr. fındık , 1 su bardağı un ve tuz .

Hazırlanışı : Kuşburnu iyice pişirilerek ezilir önce süzgeçten sonra elekten geçirilerek süzülür . Başka bir kapta iyice pişirilen yarma ve önceden pişirilen fasulye süzülen suya katılır , un su ile karıştırılarak bulamaç halinde üzerine ilave edilir bir taşım kaynatılır . Başka kapta diğer malzemeler (kayısı , üzüm , erik , incir) pişirilerek şekerle birlikte karışıma ilave edilir ve bir taşım kaynadıktan sonra , soğumaya bırakılır . İyice soğutulan tatlı çorba üzerine fındık serpilerek servis yapılır .

TEL HELVASI

Alıntıdaki Ek 10676

Kullanılan malzemeler : 250 gram tereyağı, 3 su bardağı un , 1 kg. toz şeker , 1 adet limon

Hazırlanışı : 1 kg. şekere , 2 su bardağı su konulup kaynatılır . Üzerine bir miktar limon sıkılır . Şeker hafif kırmızı renge gelince bir kaşık kadar bu şekerli sudan soğuk su içine dökülür , katı hale (ağda) gelirse helvanın ağdası olmuş demektir . 250 gram yağla kavrulan un büyükçe bir tepsi içinde soğutulur , soğutulan ağda beyaz bir renk alıncaya kadar yoğrulur sonra iki ucu birleştirilerek simit şekline getirilir tepsideki soğutulmuş , kavrulmuş un içersine konulur üzerine kavrulmuş un dökülür ve 3 – 4 kişi tarafından kenarlara doğru çekilerek halka büyütülür . Bu halka ikiye katlanarak tekrar aynı işlem yapılır , katlar incelinceye kadar çekilir , tel tel olan katlar kopartılarak servis yapılır .

YALANCI DOLMA

Alıntıdaki Ek 10677

Kullanılan malzemeler : ½ kg. lahana yaprağı , 2 su bardağı bulgur , 250 gr. parça et veya kavurma , 2 yemek kaşığı salça ,150 gr. tereyağı , 2 çorba kaşığı un , 1 adet kuru soğan (büyük) , tuz ve kırmızı biber

Hazırlanışı : Önce bulgur , pilav gibi pişirilir , lahana yaprakları ise sıcak su ile haşlanır , pişirilmiş bulgur içerisine 2 çorba kaşığı un karıştırılır , dolma iç hazırlanarak yapraklara sarılır . Başka bir kapta soğan pembeleşinceye kadar kızartılır üzerine parça etler eklenerek pişirilir , sonra dolmalar eklenir , kavurma ile pişiriliyorsa dolma ile birlikte kavurmalar konulur , 2 bardak su konularak birkaç taşım pişirilir .
Alıntıdır


volture 1 Ocak 2010 22:10

Bayburt ili Çoruh Nehri kenarında kurulmuş bir şehirdir. Denizden yüksekliği 1500 metre civarındadır. Bayburt ili merkezi dışında Bayburt'un ilçeleri Aydıntepe ve Demirözü ilçeleridir. Bayburtta gezilecek yerler arasında Dede Korkut Türbesi, Bayburt Kalesi, Aydıntepe Yeraltı Şehri , Sarıkayalar Şelalesi, Yakutiye Camii, Kutluğ Bey Türbesi, Çımağıl Mağarası, Buz Mağarası bulunmaktadır


Daisy-BT 24 Ocak 2010 15:15



DERUNİ 17 Aralık 2010 14:20

Bayburt Taşı
 
BAYBURT TAŞI






İlimizin doğal kaynaklarından birisi olan Bayburt taşı yüksek kalite ve geniş rezervlerine rağmen yeterince değerlendirilememiş durumdadır. Halihazırda ilkel yöntemlerle ve % 85 gibi yüksek fireyle çıkartılan bu taş, modern teknoloji kullanıldığı takdirde takriben birim işletme başına 10 kat fazla üretim ve 5 kat daha fazla istihdam sağlayabilecektir. Bir Pazar sorunu bulunmayan bu taşımızın üretim kapasitesinin artırılması Valiliğimizin hedefleri arasındadır. Bu alandaki temel handikabın mevcut ve atölyelerin şirketleşmemesi ve konuyla ilgili yatırımcılara tanıtılmaması olduğundan bunun aşılması halinde ciddi ve kârlı bir yatırım alanı olarak değerlendirilecektir.




MTA Genel Müdürlüğü tarafından başlatılan Türkiye Mermer ve Doğal Taş Potansiyel Alanlarının belirlenmesi Projesi kapsamında Bayburt İlinin 2006 yılında araştırılacağı bilgisini edinmiş bulunuyoruz. Gelişmemiz için temel faktörlerden birisi olan Bayburt doğal taşları konusunda MTA’nın bu yıl çalışma yapması zorunluluk arz etmektedir.





KENTİN DOĞAL TAŞ DOKUSU


Bayburt doğal taş rezervleri; Limestone’lardan (tüf) onixlere, travertenlerden andezitlere, granitlerden kireçtaşlarına ve mermerlere kadar geniş bir yelpaze sunmaktadır. İlimizde 2009 yılı itibariyle 81 adet arama 12 adet işletme ruhsatlı saha bulunmaktadır.
Bayburt doğal taş faaliyetleri incelendiğinde ise ; Limestone (tüf), Traverten, Kireçtaşları (Bej) ve Onix yataklarında üretim yapıldığı görülmektedir. Andezit – bazalt – granit – gabro gibi magmatik kayaçların üretimine yönelik olarak da araştırmalar sürdürülmekte olup, bu kayaçların özellikle parke taşı olarak değerlendirilmesi planlanmaktadır.
Genel anlamda Bayburt ilinde Beyaz, Sarı ve Yeşil renkli Limestone (tüf) taşlarından el işlemeli eserlere rastlanmaktadır.
Bayburt Kalesi (Resim-1),Şehit Osman ve Kız kardeşinin türbesi (Resim2), Ulu cami (Resim3), Saat kulesi, Valilik Binası, şehitlikler, el işlemeli eserler arasında sayılabilir. İl merkezindeki bu eserlerin dışında, çevre köylerde Sarı,Beyaz ve Yeşil Limestone taşlardan işlenmiş yapılara da rastlamak mümkündür.


DERUNİ 21 Aralık 2010 11:59

Bayburt tarihinde "gizli" bir sayfa: Bayburdiler
 
Bayburt tarihinde "gizli" bir sayfa: Bayburdiler




http://www.bayburtpostasi.com.tr/images/stories/dosya/bayburdi_haber1.jpg

Bayburt tarihinde saklı ya da şimdiye kadar gün yüzüne çıkmamış bir araştırma konusu… Konu; İran’ın Eher kentinde yaşayan ve Türk soyundan geldiği iddia edilen “Bayburdiler” üzerine kurulu… Konuyu yıllardır araştıran ve bulduğu ipuçlarını tarihi kaynaklarla doğrulamaya çalışan iddia sahibi Kasım Gelen, Farsça’da ‘Bayburtlu’ anlamını içeren ‘Bayburdi’ kelimesinin ilgili yöre ile kısmen değil doğrudan bir ilişkisi olduğunu söylüyor… Çünkü İran’ın Eher kentinde “Bayburdi” soyadıyla yaşayanların, tam 500 yıl önce -Safeviler döneminde- doğduğu toprakları yani Bayburt’u terk etmek zorunda kalanların soyundan geldiğini ileri sürüyor…




İleri sürülen bu iddianın doğruluğu kanıtlanırsa; Bayburt tarihinin 1500’lü yıllardan sonraki bölümü ya tekrar gözden geçecek ya da yeniden yazılmak zorunda kalacak!

Bayburt tarihini yeniden yazdıracak ya da söz konusu tarihin bazı bölümlerine -özellikle 1500’lü yıllardan sonrası- bilgilere ilave edilmek zorunda kalacak olan bu konuyu; yazılı kaynaklara dayandırarak, söz konusu bilgileri canlı şahitleriyle aktarmaya çalışan Kasım Gelen, sahip olduğu bilgilerle belki de iddia ettiği gibi bilinmeyen bir geçmişe ışık tutuyor!
Bayburdiler konusunun; tarih açısından önemli bir değer taşıdığını ve tam beş yüz yıllık bir birikime sahip olduğunu ileri süren Kasım Gelen, “Bu beş asırlık tarih içinde, kim bilir ne bilgiler, ne belgeler ve ne hatıralar saklıdır.” diyor… Kasım Gelen, iddiasını yazılı kaynaklar vasıtasıyla ortaya koysa da, ona en büyük desteği veren; nüfusu aza indirgenemeyecek kadar kalabalık olan ve bugün halâ İran’ın Eher kentinde Bayburdi soyadı ile yaşayanların ta kendileri!
1500’lü yıllarda, safında yer aldığı Safeviler’in savaşı kaybetmesi ile doğduğu toprakları terk etme sürecini ve günümüzde Bayburdi soyadı ile İran’ın tanınmış simaları arasında nasıl yer aldıklarını anlatan yazı dizisini, Kasım Gelen’in kaleminden okuyacaksınız…
Kasım Gelen'in kaleminden...
Seneler önce İranlılar arasında “Bayburdi” soyadını duyduğumda çok heyecanlanmıştım. Farsça’da “Bayburdi” kelimesi “Bayburtlu” manasına gelip, bu durumun ya bizim Bayburt ile ilişkisi vardı; ya da Bayburt adlı başka bir yer olup orayla ilişkisi olabilirdi. Üçüncü bir ihtimal söz konusu olamazdı. İşte yıllardır bu heyecanı taşımaktaydım. Acaba bu “Bayburdi”lerin bizim Bayburt ile ne ilişkileri vardı?
Nihayet geçen sene (2009) yaz tatilim sırasında Bayburt’ta Kırali Petrol’de İranlı bir turist aile ile karşılaştım. Bu aile ile hoş geldiniz edip sohbet ederken bana: “Bizim Tebriz’e bağlı bir Eher Şehri var. Bu şehirde Bayburdiler yaşıyorlar. Hepsi de okumuş, doktor mühendis gibi kültürlü insanlar. Acaba o Bayburdiler’in şehriniz bu Bayburt’la ne ilişkileri var? Muhtemelen onlar bu Bayburt’tan gitmişlerdir.” dediğinde sevincim bir kat daha arttı. Çünkü bu İranlının, o Bayburdiler’in kökeninin bizim Bayburt’umuzdan kaynaklandığı ihtimalini belirtmesi, İran’da Bayburt adlı bir yerin olmadığını gösteriyordu. Ayrıca Bayburdiler’in merkezlerinin Tebriz’e bağlı Eher Şehri olduğunu da öğrenmiş bulunuyordum. Bu İranlı aileye, Bayburdiler’i benim de duyup bu konuyu çok merak ettiğimi, kısmet olursa ileride bu konuyu araştıracağımı söylemiştim.
Kısmet oldu bu sene de 31 Temmuz - 04 Ağustos 2010 tarihleri arasında ailece bir Tebriz ziyareti gerçekleştirdik. Konumuz dışında olduğu için bu ziyaretin detaylarını burada anlatacak değilim. Fakat şunu söyleyebilirim ki, Türkiye’den birisinin yolu Tebriz’e düştüğünde tahmin edemeyeceğimiz şekilde büyük bir misafirperverlik ve sevgi ile karşılanıp, bir anda kendisini evinde misafir etmek için adeta birbirleriyle yarışan onlarca Tebrizliyle karşılaşabilir.
İşte biz de bu misafirperver insanlardan birisi olan taksici Celal Muhammedi Bey’le karşılaştık. Israrla bizi evine davet etti. Daha fazla Celal Bey’in ısrarlarına dayanamayıp, öğlenden sonra saat ikide hazır olacağımızı, bizi otelden almasını söyledik. Tam saat ikide gelip bizi otelden alarak evlerine götürdü. Hane halkı, burada kelimelerle anlatamayacağım bir sevgi ile bizi karşıladılar. Sanki kırk yıllık dostmuşuz gibi bir anda kaynaşıp sohbete koyulduk. Biraz sonra hanımlar çok nefis İran yemekleri hazırlayıp bizi sofraya davet ettiler. Hazırlamış oldukları nefis İran yemeklerini yiyip çay içerek sohbetimize devam ettik. Sohbete de doyum olmuyordu. Gece saat on ikiye kadar oturduğumuzu belirtirsem herhalde dostluğumuzun ve kaynaşmamızın derecesini biraz olsun anlatabilirim. Ayrıca gece kalmamız için de çok ısrar ettiler. Fakat otel parasını peşin verdiğimizi bahane ederek hane halkı ile vedalaşıp otelimize döndük. Celal Bey yarın da bizi köylerine götürmeyi teklif edince can-ı gönülden kabul edip yarın köylerine gitmeyi kararlaştırdık.
İlk Bayburdi ile karşılaşmamız...

Celal Bey 02 Ağustos 2010 Pazartesi günü sabah saat dokuzda bizi otelimizden alarak Tebriz’e 100 km. mesafede, Eher’e bağlı olan köylerine hareket ettik. Günlük güneşlik çok güzel bir hava vardı. Tatlı tatlı sohbet etmekteydik. Eher’e yaklaştıkça heyecanım kat kat artıyordu. Eher’deki Bayburdiler’in bizim Bayburt’la inşallah ilişkileri vardır; inşallah bir hayal kırıklığına uğramam diye dua ediyordum.

http://www.bayburtpostasi.com.tr/images/stories/dosya/bayburdiler%20(7).jpg Dr. Behruz Bayburdi


Nihayet Eher’e vardık. Eher de tıpatıp bizim Bayburt’a benzemekteydi. Bayburt’ta olduğu gibi büyük şehirlerin o keşmekeş hali yoktu. Sakin, huzurlu bir şehirdi. Heyecanla arabayı çarşıda müsait bir yere park edip, bir esnafa Bayburdiler’i sordum. O esnaf hemen bulunduğumuz cadde üzerinde (Yadbud Meydanı) üç tane Bayburdi doktorun muayenehanesini gösterdi. Diş doktoru Vahid Bayburdi’nin muayenehanesine gittiğimizde muayenehane kapalıydı. Sonra biraz aşağıdaki pratisyen hekim (küçük) Behruz Bayburdi’nin muayenehanesine gittiğimizde orası da kapalıydı. Daha sonra caddenin karşı tarafındaki kulak burun boğaz mütehassısı ve estetik cerrahı Dr. Behruz Bayburdi’nin muayenehanesine gittiğimizde, sekreter hanım, Dr. Behruz Bey’in şu anda ameliyathanede olduğunu söyledi. Bizim Bayburt’tan geldiğimizi, Bayburdiler’in bizim Bayburt’la bir ilişkilerinin olup olmadığını öğrenmek istediğimizi doktor beye iletmesini istedik. Sekreter hanım ameliyathaneye gidip talebimizi doktor beye iletti ve biraz sonra gelip, doktor beyin bir saat sonra ameliyathaneden çıkacağını belirtmesi üzerine, zamanımızın kısıtlı olduğunu, bir saat bekleyemeyeceğimizi tekrar doktor beye iletmesini rica ettim. Bu talebimi de doktor beye iletip az sonra tekrar yanımıza geldi.

Doktor Bey: “Aman gitmesinler; yarım saate kadar çıkarım!” demiş. Doktor Bey’den bu mesajı alınca çok sevinip; aman gitmesinler dediğine göre Bayburdiler’in Bayburtlu olma ihtimali iyice ağırlık kazanıyordu.
Dr. Behruz Bey’i beklerken Celal Bey’le tekrar çarşıya inip esnafla sohbete koyulduk. Esnaftan Kasım Halili Bey’e de durumu anlatınca hemen bize Bayburdiler’den Muhammed Rıza Süleymani Bey’i bulup getirdi. Süleymani Bey’le hoş geldin edip hal hatır sorduktan sonra Süleymani Bey’e: “Süleymani Bey! Biz Bayburt’tan geliyoruz! Seneler önce sizin bu Bayburdi soyadınızı duyup, acaba bu Bayburdiler’in bizim Bayburt’la ne ilişkisi var diye merak ediyordum! Geçen sene de Bayburt’ta karşılaştığım bir İranlı, Eher Şehri’nde Bayburdiler’in olduğunu, hepsinin de doktor mühendis gibi okumuş kültürlü insanlar olduğunu söylemişti! Şimdi de kısmet olup yolumuz Eher’e düştü! Bu Bayburdiler’in hikâyesi nedir?” diye heyecanla sordum.
Süleymani Bey de duymayı can-ı gönülden arzuladığım şu sözleri söyleyince adeta dünyalar benim oldu:
“Evet, biz Bayburdiler’in kökeni sizin Bayburt’tan gelmedir. Safeviler döneminde Bayburt’un bir kısım halkı Safeviler’in safına geçip Osmanlı’ya karşı savaşmışlar. Tabii bunlar yenilip Bayburt’tan kaçarak Safeviler’e sığınmışlar. Şah İsmail de bunlara kucak açıp fermanla Eher’de köyler bahşederek bunları burada iskân etmiş. İşte bizler de o Bayburdiler’in torunlarıyız ve Bayburtluyuz.” dedi.
İşte Bayburt tarihindeki saklı bu sayfa Süleymani Bey’in bu sözleri ile aralanmış oluyordu. Süleymani Bey sözlerinin devamında: “O dönemlerde Osmanlılara karşı savaşan bu komutanlardan İkinci Kara Han Sultan Bayburdi’nin Eher Müzesi’nde mezar taşı var. O mezar taşında tarihi de var. Ayrıca merhum Albay Hüseyin Bayburdi’nin yazmış olduğu “Eresbaran Tarihi” kitabında da bütün bu tarihi olaylar ve Bayburdiler’in Bayburt’tan göçleri ve Eher’de iskân edilmeleri hadisesi yer almaktadır. Eher Kütüphanesi’nde bu kitabın bir nüshası var.” dedi. Süleymani Bey’e çok çok teşekkür edip, şu anda sevincimi kelimelerle ifade edemeyeceğimi, kısmet olursa Bayburt’a dönüşte ilk işimin bu sevinçli haberi Bayburtlulara ulaştırıp ilk etapta bu konuda bir makale yazmak, daha sonra ise bu tarihi olayı kitaplaştırmak olacağını, bu konuda değerli katkılarını beklediğimi söyledim. Sağ olsun Süleymani Bey de bana belgesel niteliğindeki her türlü evrak ve dokümanı hazırlayıp göndereceğini söyledi.

http://www.bayburtpostasi.com.tr/images/stories/dosya/bayburdiler%20(8).JPG Kasım Gelen ve Dr. Behruz Bayburdi


Süleymani Bey’le vedalaştıktan sonra Dr. Behruz Bayburdi’nin muayenehanesine geldik. Dr. Behruz Bey de heyecanla bizi beklemekteydi. Adeta beş yüz senelik hasretliği giderir şekilde sarılıp hoş geldin ettik. Dr. Behruz Bey’e; artık Bayburdiler’in tarihini öğrendiğimi, bizlerin hemşeri olduğumuzu söyledim. Dr. Behruz Bey çok duygulandı. Kendisi daha önceki tarihlerde Bayburt’u görmüş. Kalesinden, Çoruh Nehri’nden hasretle bahsetti. Bayburt’u çok sevdiğini ifade etti. Hemen Doktor Bey’le iki poz fotoğraf çekildik. Bize kartını verdi. Bizi Tebriz’de evine davet etti.

Özür dileyip, zamanımızın kısıtlı olduğunu, artık bugün itibariyle bu saklı tarih sayfasının gün yüzüne çıkıp inşallah bundan sonra Bayburdilerle Bayburtluların arasında kopmaz bir sevgi bağının oluşacağını belirttim. Dr. Behruz Bey de Bayburt’a ve Bayburtlulara hasret dolu selamlarını gönderdi. Tekrar görüşmek dileğiyle vedalaşıp ayrıldık.

http://www.bayburtpostasi.com.tr/images/stories/dosya/bayburdiler%20(6).JPG Eher Saat Kulesi


Gerek Süleymani Bey, gerek Dr. Behruz Bey, benim duyduğum heyecanı duymaktaydılar. Beş yüz senelik hasretlik bitiyordu.

İşte bu sevinç ve heyecanla Celal Beylerin köyüne devam ettik. Celal Beyin babası Tebriz Belediyesi’nden emekli olmuş, emekli olduktan sonra köyüne üç kilometre mesafede yüz büyük baş hayvanlık bir dam yapıp, yanına da iki göz güzel bir yapı yaparak hanımı ve evli diğer oğlu ile burada yaşamaktaydılar. Büyük şehirlerde yaşayanların daima özlemini duyduğu müthiş bir tabii güzellik vardı. Etinden, yumurtasından, balından, sütünden, yoğurdundan, her şey tabii idi. Yine annesi, babası, kardeşi ve gelinleri bizi emsalsiz bir misafirperverlikle karşıladılar. Hemen sofrayı kurup tadına doyamadığımız nefis İran yemekleri yedik. Ailece çok hoş sohbetler edip, kalmamız için çok ısrarlarına rağmen vedalaşıp gece saat on birde köyden ayrıldık. Gece karanlığında tekrar Eher’den geçerken Bayburt ile Eher’in kardeş şehirliğini, Bayburdiler’in ve Bayburtluların inşallah bundan sonra oluşturacakları birliği beraberliği hayal ettim.

Bu sevinçli haber artık bana her şeyi unutturmuştu. Belki bir iki gün daha Tebriz’de kalıp Bayburdiler hakkında daha detaylı bilgiler edinebilirdim; fakat Bayburdiler’in Bayburtlu olduklarını öğrenmiştim ya, şimdilik bu bilgi benim için paha biçilmez değerdeydi. Kısmet olursa artık bundan sonra fırsatını buldukça İran’a gidip bu konuda araştırmalara devam edecektim.
Bayburt'a dönüş...

Evet, Bayburt tarihinde saklı bir sayfa açılıyordu. Bayburt tarihini yazacak olanların artık bundan sonra bu tarihe Bayburdiler’i de katmak zorundaydılar. Hem öyle bir tarih ki, beş yüz senelik bir birikime sahip tarih. Bayburt tarihi açısından hazine değerinde olan bu saklı kalmış tarihte kim bilir ne bilgiler, ne belgeler, ne hatıralar saklı. Bu birikimin öyle bir iki kitapla geçiştirilebilecek bir konu olmayıp, hatta ciltler ve kütüphaneleri dolduracak bir konu olup, bizden sonra gelen nesiller de devamlı üzerinde çalışacaktır.
Bayburt Üniversitesi’nin kurulup eğitime başlaması ile bu Bayburdiler konusunun gün yüzüne çıkmasını İlâhi bir tevafuk olarak görüyorum; dolayısıyla bu konuda Bayburt Üniversitesi’ne çok büyük görevler düşmektedir. Bayburt Üniversitesi, bünyesinde; “Bayburdiler’i Araştırma Merkezi” kurup, saklı kalmış bu tarihi detaylarıyla en güzel bir şekilde gün yüzüne çıkartabilir. Aynı şekilde Bayburdili eğitim elemanları ve öğrencileri bünyesine katarak muazzam bir ortak çalışmalar gerçekleştirilip, “Bayburdiler’i Araştırma Merkezi” tarafından gerek Türkiye’deki, gerek İran’daki arşivler taranarak bu konuda kaynak eserler ortaya çıkartılabilir.
Bayburt Valiliği’ne büyük görevler düşmektedir. Bayburt Valiliği, Bayburdiler konusu çerçevesinde Tebriz Valiliği ile temasa geçerek, oluşturulabilecek ortak bir komisyonda; tarihi, kültürel, sosyal, ticari, eğitim ve akla gelebilecek her sahada işbirliğine gidilebilir.
Bayburt Belediyesi’ne büyük görevler düşmektedir. Belediyemizin en kısa zamanda Eher Belediyesi ile temasa geçip, Bayburt ile Eher’i kardeş şehir yapma girişimlerini başlatmalıdır. Dede Korkut Şenlikleri bu konuda müthiş bir fırsattır. Tebriz ve Eher’in resmi yetkilileri ile Bayburdiler’in ileri gelir şahısları bu şenliklere davet edilip onurlandırılmalıdır.
Aynı şekilde kültür, eğitim, sosyal, ticari kurumlarımız, işadamlarımız, sivil toplum örgütlerimiz ve derneklerimiz, ilişkilerin kurulup geliştirilmesi konusunda harekete geçmelidirler.
Yine en büyük görevlerden birisi de basınımıza düşmektedir. Bayburt’umuz açısından paha biçilmez değerdeki bu konuyu en güzel şekilde işleyerek her kesimden Bayburtluya ulaştırmalıdır. Yine bu çerçevede basınımız, Tebriz ve Eher’deki basın kuruluşları ile irtibata geçerek haber alışverişinde bulunmalıdır.
Yukarıda kısaca bahsettiğim faaliyetler eğer gerçekleştirilebilirse maddi mânevi her sahada Bayburt’umuzun büyük bir ilerleme kaydedip, maalesef iller bazında arka sıralardaki konumundan kurtulup ön saflara yükseleceği de muhakkaktır.
İşte bu güzel düşüncelerle adeta gönlümüz Tebriz’de kalarak 04 Ağustos 2010 Çarşamba günü sabah saat altıda Tebriz’den ayrılıp Bayburt’a hareket ettik. Çok şükür yine güzel bir yolculuk neticesinde öğlenden sonra saat beşte Bayburt’a vardık. Tebriz-Bayburt mesafesi de tam olarak yedi yüz kilometredir. Yani Bayburt-İstanbul mesafesi ile mukayese yaptığımızda İstanbul’dan beş yüz kilometre daha yakındır.
Konuyu Bayburt Belediye Başkanı H.Ali Polat'a arz...

Bayburt tarihi açısından bu büyük olayı artık Bayburtlulara duyurmaya sıra gelmişti. Bu konuda ilk önce Belediye Başkanımız Sayın Hacı Ali Polat Bey’i haberdar etmek üzere 23 Ağustos 2010 Pazartesi günü öğlen saatleri civarında belediyeye gittim. Başkanımız makamında yoktu. Özel kalem müdürüne konuyu anlatıp, çarşıda olduğumu, başkanımız geldiğinde beni haberdar etmelerini rica ettim. Çarşıda gezerken yarım saat sonra telefonum çalıp, başkanımızın beni beklediğini söylediler. Hemen konuyu arz etmek üzere başkanımızın makamına çıktım.
İçeri girdiğimde başkanımız heyecanla makamlarından kalkıp beni ayakta karşılayarak buyur etti. Ayrıca makamda Şair ve Yazarlar Derneği Başkanı Sayın Eyüp Görgülü Bey ile Tedaş’ta müdür olan Sayın Şinasi Köklüce Bey de vardı. Onlar da heyecanla anlatacaklarımı beklemekteydiler.

http://www.bayburtpostasi.com.tr/images/stories/dosya/bayburdiler%20(2).JPG

Kendimi tanıtıp, Bayburdiler konusunu anlattım. Başkanım ve diğer arkadaşlar çok büyük bir ilgi ve heyecanla beni dinliyorlardı. Başkanım: “Her yere göç etmişiz de İran’ı ilk defa duyuyorum!” dedi. Evet, bu konunun orijinal ve Bayburtlularca bilinmeyen bir konu olduğunu, bu sebeple de konu başlığını; “Bayburt tarihinde saklı bir sayfa. İran’ın Eher Şehri’ndeki Bayburdiler (Bayburtlular)” koyduğumu; kısmet olursa ilk önce bu konuda bir makale, daha sonra da bir kitap yazacağımı belirttim.

Muhammed Rıza Süleymani Bey’den bahsettiğimde de hemen Süleymani Bey’in telefonunu not aldılar. Eher’de Dr. Behruz Bayburdi ile çekildiğimiz fotoğraflar, Dr. Beyin kartı ve Eher Saat kulesinin fotoğrafını gösterdim. Bu fotoğraflara da ilgi ile baktılar.
Daha sonra başkanımıza, arzu ederlerse şimdi Süleymani Bey’i arayıp görüşebileceklerini söylemem üzerine hemen santralden Süleymani Bey’i bağlamalarını söyledi ve biraz sonra da telefon bağlanıp, Süleymani Bey’le görüştüler.
“Hemşerim nasılsınız?” diye samimi bir şekilde başlayan görüşmede başkanımız; benim gelip Bayburdiler konusunu kendilerine anlattığımı; dolayısıyla çok mutlu olduklarını belirterek Bayburdiler konusunda Süleymani Bey’den bilgiler aldı. Bayburt’ta Temmuz’un üçüncü haftasında Dede Korkut Şenlikleri olduğunu belirterek: “Keşke o aşamada tespit etseydik de oradan bir ekip davet etseydik

Bayburt’a. Burada sizi konuk etseydik. Artık seneye inşallah. Şöyle yapalım; siz orada araştırma yapın, Kasım Bey de burada araştırma yapıyor. Bu konudaki bilgileri birleştirip ortak bir kaynak eser çıkaralım. Bizden sonra bu işi araştıranların elinde bir kolaylık olsun. Ben müsait zamanda sizi ata toprağınıza davet ediyorum. Gelin burada bir Çoruh havası alın. Bir tanışalım. Bizim de müsait zamanımız olursa memnuniyetle geliriz oraya. Ama önce siz gelin, siz buyurun ata dede toprağınıza. Ben orda birkaç arkadaşımızı beraberce davet ediyorum. Buyurun misafirim olun. Oradaki hemşerilerime Bayburt’tan selam söyleyin.” diyerek telefon konuşmasını bitirdi.
Süleymani Bey’le konuşmasından sonra başkanımız; Süleymani Bey’in şimdi orada araştırma yaptığını belirterek bu bilgileri birleştirmemizi talep etti. Ayrıca memnuniyetini ifade edip; siz bu konuyu araştırın; bizim üzerimize de ne düşerse yapmaya hazırız diye ekledi. Ben de başkanımıza teşekkürlerimi iletip, araştırmalarıma devam ettiğimi, inşallah en kısa zamanda Bayburdiler ile ilgili yazımı hazırlayarak yayınlatacağımı söyledim. Başkanımız aynı şekilde beni makamından kalkarak kapıya kadar yolcu etti.
Böylece Bayburt Belediye Başkanımız Sayın Hacı Ali Polat Bey ile Sayın Muhammed Rıza Süleymani Bey’in yapmış oldukları az önceki telefon görüşmesi ile resmi manada Bayburdiler ile ilk temas sağlanmış oldu. Evet, bu tarihi temas ilerde Bayburt tarihini ve Bayburdiler konusunu yazacak olanlar için bir milat niteliği taşıyacaktır. Yani beş yüz sene önce Bayburt’tan İran’ın Eher Şehri’ne göçmüş olan Bayburtlular ile beş yüz sene sonra gerçekleşen ilk temastır.
Daha sonra Bayburdiler konusunu, Bayburt tarihi ve kültürü hakkındaki kitaplarını ve yazılarını zevkle okuduğum Sayın Eczacı Ahmet Aker Bey’e anlattım. Ahmet Bey de Bayburdiler konusunu ilk defa duyup çok heyecanlandı. Bayburt tarihinde Emâni adında Bayburtlu bir şairin çok eski tarihlerde İran’a göçtüğünün bilindiğini fakat ne zaman niçin göçtüğünün bilinmediğini, muhtemelen Emâni’nin de bu Bayburdiler’den olabileceğini söyledi.
Daha sonraki araştırmalarımda Ahmet Bey’in bahsettiği Bayburtlu şair Emâni’nin izine aşağıda da bahsi geçecek olan Faruk Sümer’in, Safevi Devletinin Kuruluşunda ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü kitabında rastladım. Evet, Bayburtlu şair Emâni de bu Bayburdiler’den idi. Ayrıca Ahmet Bey bu görüşmemiz sırasında Bayburt tarihiyle ilgili güzel bir kitabını Süleymani Bey adına imzalayarak ona iletilmek üzere bana verdi.
Bayburt Belediye Başkanımız Sayın Hacı Ali Polat Bey’in de ifade ettiği gibi, Süleymani Bey’in orada, benim de burada Bayburdiler konusunda araştırmalar yapmamıza sıra gelmişti. Araştırma süreci doğrultusunda çeşitli tarihlerde Süleymani Bey’le birçok telefon görüşmeleri yaptık. Konuların gelişimine göre Süleymani Bey’e sorular sorup gerekli cevapları aldım. İlk telefon görüşmemizde Süleymani Bey; Bayburt bizim memleketimiz sayılır; Eher de sizinmemleketiniz sayılır. Biz kardeşiz. Müslümanlar hep kardeştir diye duygularını ifade etti.
Süleymani Bey’e Bayburdiler konusunun Bayburt’ta büyük bir heyecanla karşılandığını, bu konuda hazırlayacağım yazıyı sabırsızlıkla beklediklerini, dolayısıyla şimdi kendisinden gerekli bilgi ve dokümanları beklediğimi belirttim. Sağ olsun Süleymani Bey de; elinden gelen yardımları yapacağını, zaten bu çalışmaları kendimiz için yaptığımızı ve hemşeri olduğumuzu belirterek: “O gün sizi göremedim. Sizi ben Tebriz’de misafir ederdim. Annem Bayburdiler’in en yaşlı şahsiyetidir. Aynı binanın bir katında da annem oturuyor. Bende Eher’deki köylerin Bayburdilere nasıl verildiğine dair bir takım belgeler var. Onların fotokopisini size verirdim.” dedi. İnşallah ilerde bütün o belgeleri kendisinden alacağımı söyledim.
Daha sonra Süleymani Bey’e; Bayburt’tan göç etmek zorunda kalan bu Bayburdiler’in Bayburt’un yerli halkı olup olmadıklarını sormam üzerine; bunların Bayburt’un yerli halkı olup Osmanlı’ya karşı Safevilerin safında yer aldıklarını, Safevilerin yenilmesi üzerine de İran’a kaçtıklarını, kalabalık bir grupla İran’a gelen bu Bayburdiler’in, Şah İsmail tarafından izzet ikramla karşılanarak Eher Nehri’nin güney kısmından Meşkinşehr’e kadar olan bölgenin bunlara tahsis edilip, Eher’in yerli halkı olmuşlar. Şah’ın son dönemdeki yenileşme hareketleri sırasında da İran’ın başka bölgelerine dağılmışlar. Yani Bayburdiler’in Bayburt’tan göçlerinden sonraki merkezleri Eher olmuş. Bayburdiler’in o dönemlerdeki komutanlarından İkinci Kara Han Sultan’ın mezar taşı da şu anda Eher Müzesi’nde olup, ölüm tarihinin de bu mezar taşında kayıtlı olduğunu, bu mezar taşının fotoğrafını da bana göndereceğini söyledi.
Peki, şu anda İran’daki herhangi bir Bayburdiye; sizin bu Bayburdi soyadınız nereden geliyor diye sorduğumuzda bize ne cevap verirler diye sormam üzerine Süleymani Bey: “Türkiye’de bir Karadeniz Bölgesi var -Karadeniz Bölgesi biliyorlar genelde, Erzurum’a bağlı değil- Karadeniz Bölgesi’nde bir Bayburt var, küçük bir şehir, Rize’ye yakın. Oradan gelmedir.” diye cevap verirler dedi.
Daha sonra Süleymani Bey’e, Bayburdiler’in önemli şahsiyetlerini sordum.
Şu anda Tahran’da muayenehanesi olup, İran’ın en büyük onkolog doktorlarından İsa Bayburdi’nin olduğunu; kırk sene önce Lübnan Üniversitesi’nde doktora yapıp, tarım, sulama ve barajlar konusunda büyük bir ilim adamı olup, konuşmaları devamlı İran Televizyonu’nda yayınlanan Memmed Bayburdi’nin olduğunu; Eher’de uzun süre kaymakamlık yapıp daha sonra Sari Şehri’nde iki dönem milletvekilliği yapan ve yüz yaşına kadar uzun bir hayat sürüp 2005 yılında vefat eden dayısı Ebulfeth Han Bayburdi’nin olduğunu; ayrıca bu dayısının kırk yıl önce yazmış olduğu “Bin bir Atasözü” adında bir kitabı da olup bu kitabın kendisinde bulunduğunu; şimdi emekli olan Tebriz Başsavcısı Hamdullah Bayburdi’nin adlarını sayarak, şimdi burada sayılarla ifade edilemeyecek kadar çok doktor, mühendis, bürokrat gibi ileri gelir Bayburdiler’in olduğunu, bu konuda daha detaylı bilgiler edinip daha sonra ileteceğini söyledi.

http://www.bayburtpostasi.com.tr/images/stories/dosya/bayburdiler%20(5).JPG Bayburtlu İkinci Kara Han Sultan’ın Eher Müzesi’ndeki mezar taşı...


Süleymani Bey ayrıca, on yıl önce Bakü Televizyonu’ndan gelip annesi ve vefat eden dayısı ile röportaj yaptıklarını, röportaj konusunun da Bayburtlular ve Türkler olduğunu belirtti. Süleymani Bey’e çok teşekkür ederek gerekli bilgi ve belgeleri beklediğimi söyledim. Sağ olsun o da bu konuda araştırmalara devam edeceğini söyledi.

Süleymani Bey’le yaptığım ikinci telefon görüşmesinde Süleymani Bey, İran’da tarih okuyup Türkiye’de de uzun seneler kalmış olan dayısının oğlu Tehmures Bayburdi’yi yanına çağırıp ondan Bayburdiler konusunda bilgiler alıp, yine ondan “Eresbaran Tarihi” kitabı ile “Eher Eski Bir Şehirdir” adlı kitapları aldığını, bu kitaplarda da çok fotoğraflar olup, bu kitaplardaki bütün bilgileri derleyip bana göndereceğini belirtti.
Daha sonra Süleymani Bey’e, Bayburt’a hangi tarihlerde geldiğini ve neler hissettiğini sordum. Süleymani Bey, ticari bir iş dolayısıyla Trabzon’a giderken 1996 yılında Bayburt’tan geçmiş. Tabii Bayburt’u gördüğünde çok duygulanıp hayalinde eski zamanlara yolculuk yapmış. Süleymani Bey, nezaretindeki yedi tır kamyonu ile ana cadde üzerindeki bir lastikçide mola verip araçlarının lastik işlemlerini yaptırmışlar.
O esnada da lastikçi Bayburt Belediye Başkanı ile telefonda konuşuyormuş. Süleymani Bey, lastikçiye: “Belediye Başkanı burada olsaydı benim de konuşacaklarım vardı.” demesi üzerine lastikçi: “Ne konuşacaktınız?” diye merak edip sormuş. Süleymani Bey de: “Benim atam dedem de Bayburtluydu. Burada atalarımın dedelerimin kokusunu alıyorum.” diyerek büyük bir duygu seline kapılıp, lastikçiden bütün ihtişamı ile görülmekte olan Bayburt Kalesi’ni seyre dalıp, Eher’in meşhur şairlerinden Abbas Bariz’in şu dizeleri dilinden dökülmüş:
Bir çıkaydım bu kalanın başına.
Bir bakaydım geçmişine yaşına.
Bir göreydim neler gelmiş başına.
İşte bu müthiş duygu seli içinde adeta kendisinden geçip tarihin derinliklerinde yolculuk yaparken: “İşimiz bitti; gitmiyor muyuz?” sesiyle kendisine gelmiş ve yine bu duygu seli içerisinde yoluna devam etmiş. Süleymani Bey, şu anda da Türk televizyonlarında Bayburt’u gösterdiklerinde çok duygulandığını, İran’da bütün Bayburtlular televizyonda Bayburt’u seyrettiklerinde hep duygulandıklarını da ilave etti.
Daha sonra Süleymani Bey’e Eher’deki Bayburdiler’in nüfusunun ne kadar olduğunu sordum.
Eher’de Bayburdiler’den pek kalan olmadığını, olsa olsa beş yüz-altı yüz kişi ancak kaldığını, fakat Tebriz’de iki-üç bin kişi kadar Bayburdinin olabileceğini belirterek; Eher’de Şumşvar ve Kalabaşı Köyleri’nde Bayburdiler’in olup, Kalabaşı Köyü’nün dedesinin köyü olduğunu ve bu köydeki tapuların kendisinde olup bunların fotokopilerini de bana verebileceğini söyledi.
Daha sonra Süleymani Bey’e, temas kurup bilgi alabileceğim ve hissiyatlarını sorabileceğim Bayburdiler’i bana tanıtmasını rica ettiğimde ise, biraz önce bahsettiği dayısının oğlu tarihçi Tehmures Bayburdi’yi hatırlatıp, Bayburdiler konusunda en önemli ve tarihi bilgileri ondan alabileceğimi, Tehmures Bey’in telefonunu bir dahaki görüşmemizde bana vereceğini belirtti. Ayrıca şu anda Tahran’a bağlı Kerec İlçesi Belediye Başkanı olup, kendisinin de en yakın arkadaşlarından birisi olan Hikmetullah Bayburdi ile de görüşebileceğimi; kendisini arayıp konuyu ileteceğini; yine önemli Bayburdi şahsiyetleri hatırladıkça bana ileteceğini söyledi.
Süleymani Bey ayrıca; o gün Belediye Başkanı zahmet edip aradılar. Sağ olsunlar. Bizler çok mutlu olduk diyerek hislerini İranlı büyük şair Şehriyar’ın Bakülüye yazmış olduğu şu şiiriyle ifade etti:
“Açmışım asırların bağlı kalan yollarını.
Bulmuşum yüz sene gurbetteki kardeşlerimi.
Toplanın şenlik edek, yüzyılın bayramıdır.
Sil gözümden bu yüzyıldan beri gözyaşlarımı."
İşte bizim bu buluşmamızın da bu şiirdeki ifadelere uyduğunu belirterek Belediye Başkanımız Sayın Hacı Ali Polat Bey’e hürmetlerini iletmemi söyledi.
Ben de Süleymani Bey’e teşekkürlerimi iletip, kendisine Bayburt ve bütün köylerini resimlerle anlatan, Sayın Feridun Hacıhasanzade Bey’in hazırladığı “Her Yönüyle Bayburt” adlı güzel bir kitap aldığımı, kısmet olursa bu kitabı kendilerine takdim edeceğimi söyledim.

http://www.bayburtpostasi.com.tr/images/stories/dosya/bayburdiler.JPG Muhammed Rıza Süleymani


Süleymani Bey’le yaptığım üçüncü telefon görüşmesinde, bir önceki telefon görüşmemizde bahsetmiş olduğu dayısının oğlu Tehmures Bayburdi Bey’in telefon numarasını almak için Süleymani Bey’i aradım. Hal hatırdan sonra Süleymani Bey, Tehmures Bey’in telefon numarasını vererek, Tehmures Bey’in 10 sene kadar önce bu Bayburdiler konusunu araştırmak üzere Ankara’ya gitmiş olduğunu belirterek, o sıra bir milletvekili arşivde araştırma yapması için kendisine yardımcı olacakmış. Fakat o gün bu milletvekilinin bir işi çıkıp Tehmures Bey’e yardımcı olamamış ve o da mecburen İran’a geri dönmüş.

Şimdi ise benden bir ricası olup, Bayburdiler hakkında yazacağı kitap için Osmanlı arşivlerinden o döneme ait bilgileri talep ediyormuş. Numaramı da kendisine vermiş. Tahran’dan döndükten sonra beni arayacakmış. Bayburdiler konusunda beraber bir araştırma yapmamızı çok arzu ediyormuş.
Benim de en büyük arzumun Bayburdiler konusunu araştırmak olduğunu belirterek; Osmanlı arşivlerinin İstanbul ve Ankara’da olduğunu, fakat benim Erzurum Atatürk Üniversitesi Tarih Bölümü ve Kütüphanesi’ne giderek bu konuda gerekli araştırmaları yapacağımı, Tehmures Bey’in kendisi ile görüştükten sonra gerekli girişimleri başlatacağımı söyledim.
Tarihçi Tehmures Bayburdi ile ilk görüşmem…

Ramazan Bayramı’nın üçüncü günü olan 11.09.2010 Cumartesi günü bayramlaşmak üzere önce Süleymani Bey’i arayıp bayramlaşarak daha sonra da Tehmures Bayburdi Bey’i aradım. Hal hatırdan sonra: “Tehmures Bey, bak ben seni Bayburt’tan arıyorum ha!” dediğimde Tehmures Bey’in telefondaki sevincini ve heyecanını anlatamam. Tehmures Bey’in çok sevimli bir konuşma tarzı vardı. O da beni arayacakmış. Hemen İran’a ne zaman geleceğimi sordu. Kısmet olursa yedi-sekiz ay sonra gelebileceğimi belirterek: “Biliyorsunuz ben İran’a, Eher’e geldim. Bayburdiler’i tanıdım. Bayburdiler bizim Bayburt’tan gitmişler; bunu öğrendim. İnşallah bu hususta güzel çalışmalar yapacağız. Bir kitap hazırlayacağız.” dediğimde Tehmures Bey; kendisinin de bu konuda çok notları olduğunu, benimle görüşmek istediğini belirtti.
Tehmures Bey’e; şimdi daha çok bayramlaşmak için kendisini aradığımı, inşallah Erzurum’a dönünce arayıp daha detaylı görüşebileceğimizi belirterek birbirimizin ev telefonlarını aldık.
Tehmures Bey’e: “Bayburt’a hiç geldiniz mi? Geldiyseniz neler hissetiniz?” diye sormam üzerine Tehmures Bey; beş-altı sene önce Bayburt’a geldiğini, insanın öz vatanına geldiği hissiyatı hissettiğini söyledi.
Gerek daha önce Süleymani Bey ve Dr. Behruz Beylerin dile getirdikleri Bayburt’a karşı duydukları hissiyatı, gerek şimdi Tehmures Bey’in söylemiş olduğu; insanın öz vatanına geldiği hissiyatı hissettim cümlesi, İran’daki Bayburdiler’in, belki de biz Bayburtluların her zaman kalbimizin müstesna bir yerinde taşıdığımız ve her zaman kavuşma imkânı bulabildiğimiz Bayburt sevgisinden daha fazla Bayburt sevgisi ve hasretliği çektikleri anlaşılıyordu.
Tehmures Bey on sene önce bu Bayburdiler konusunda araştırmalar yapmak üzere Türkiye’ye gelmiş fakat Osmanlı Arşivi’ne gidememiş. Oraya gitmeyi çok arzu ettiğini belirtti.
Ben de inşallah bayramdan sonra Erzurum Atatürk Üniversitesi’ne gidip Tarih Bölümü Hocaları ile görüşeceğimi; Bayburdiler ile ilgili bir bilgi belge olup olmadığını araştıracağımı; eğer bu konuda bir bilgi elde edebilirsem kendilerine ileteceğimi; onların da oradaki bilgileri bana iletmelerini belirterek; bu konuyu Bayburt Belediye Başkanı’na da ilettiğimi; buradaki Bayburtluların şimdiye kadar Bayburdiler’den haberdar olmadıklarını; ilk defa şimdi Bayburdiler’den haberleri olup çok sevindiklerini; geçenlerde Belediye Başkanı Sayın Hacı Ali Polat Bey’in, Süleymani Bey’i arayarak telefonda konuştuklarını; Bayburt’ta Temmuz ayının üçüncü haftası yapılan Dede Korkut Şenlikleri’ne seneye kendilerini davet ettiklerini söyledim. Tehmures Bey de, bütün bunları Süleymani Bey’in kendisine anlattığını, çok memnun olduğunu belirtti.
Daha sonra Tehmures Beye; şu anda Bayburdiler hakkındaki yazımı yazmaya başladığımı, tabii bu yazının bir belgeye, vesikaya da dayanması gerektiğini, kendilerinden belgesel nitelikteki vesikaları beklediğimi, bu vesikaları elde eder etmez öncelikle bu yazımı Bayburt’un mahalli basınında yayınlayıp, kısmet olursa daha sonra da bu konuyu detaylarıyla bir makale ve kitap haline getirmek arzusunda olduğumu, yani beş yüz sene sonra ilk defa olarak saklı kalmış bu tarih sayfasının aralanacağını, bu konuda değerli katkılarını beklediğimi söyledim.
Sağ olsun Tehmures Bey de benim duyduğum heyecanı duymakta olup; zaten kendilerinin Çaldıran Savaşı’ndan sonra Bayburt’tan göçüp İran’a gelmiş olduklarını beyan etti. İnşallah artık bundan sonra bu hasretlik bitip, Bayburt’unuza, dolayısıyla hemşerileriniz olan Bayburtlulara kavuşup bu beş yüz senelik hasretliğin biteceğini belirttim.
Erzurum A.Ü. Eğitim Fakültesi Tarih Bölümü ziyaret…

Şimdiye kadar Bayburdiler konusunda elde ettiğim bu şifahi bilgilerin bir belgeye de dayanması gerekiyordu. Sağ olsunlar her ne kadar Muhammed Rıza Süleymani Bey, Tehmures Bayburdi Bey ve Dr. Behruz Bayburdi Bey’den edindiğim bu şifahi bilgiler neticesinde Bayburdiler’in Bayburtlu oldukları kesin idiyse de bu şifahi bilgilerin belgesel nitelikteki bilgilerle de desteklenmesi gerekiyordu.
İşte bu belgelere ulaşabilmek için 13.10.2010 Çarşamba günü Erzurum A.Ü. Eğitim Fakültesi Tarih Bölümü’nü ziyaret ettim. Ziyaret sırasında Sosyal Bilgiler Bölümü’nden Prof. Doç. Dr. Ali Sinan Bilgili Bey, Tarih Bölümü’nden Doç. Dr. Selahattin Tozlu Bey ve Yrd. Doç. Dr. Hasan Şahin Bey’i sırasıyla ziyaret edip Bayburdiler konusunu anlattım.
Hocalarım, bu Bayburdiler’in adlarından da belli olduğu gibi Bayburtlu olup Bayburt’tan gitmiş olduklarını; bu konunun şaşılacak bir şey olmayıp, Osmanlılar ile Safeviler arasında yapılan savaşlarda özellikle iktidar mücadelesi ve mezhebi temelden kaynaklanan sebeplerle Anadolu’nun birçok yerinden Safevileri destekleyip, İran’a çok göçlerin olduğunu söyleyerek bana bu konuda, Faruk Sümer’in; “Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü” adlı kitabını önerdiler. Hocalarıma teşekkür edip daha sonra bu kitabı inceledim.

http://www.bayburtpostasi.com.tr/images/stories/dosya/bayburdiler%20(4).JPG











Bayburdiler konusunda belgesel nitelikli ilk kaynak…

Faruk Sümer’in; “Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü” adlı kitabında Bayburdiler’in Bayburtlu oldukları konusu şüpheye hiç yer vermeyecek şekilde kayıtlıydı. Kitapta o dönemdeki bütün tarihi olaylar detaylarıyla yer alıyordu. Tabii burada o tarihi olaylara değinecek değiliz fakat bizi ilgilendiren Bayburdiler konusuna geçmeden önce kitabın “Sonuçlar” bölümündeki şu bilgileri vermemiz o döneme ışık tutması açısından faydalı olacaktır:
Kitapta sonuçlar bölümünde; Safevi Devleti’nin Anadolulu göçebe ve köylü Türkler (Türkmenler) tarafından kurulduğunun açık olduğu; bu Anadolulu kurucu unsurun Şeyh Cüneyd tarafından hazırlanıp ve oğlu Şeyh Haydar tarafından da köklü bir şekilde teşkilatlandırıldığını; Şah İsmail’in ise Anadolu’ya gelip bu unsurun başına geçerek Safevi devletini kurduğu belirtilmektedir.
Yine sonuçlar bölümünde; Safevi Devleti kurulduktan sonra da uzun bir zaman, bilhassa insan gücü bakımından Anadolu’dan beslendiği; devletin gelişmesinin de bu unsur sayesinde mümkün olduğunu; devleti kuran ve devam ettiren bu Türk unsurunun İran’ın Fars halkı ile karışıp kaynaşmayarak varlığını zamanımıza kadar devam ettirdiği belirtilmektedir.
Bayburdiler, Faruk Sümer’in bu kitabında iki yerde şu satırlarla anlatılmaktadır:
BAYBURTLU (Sayfa-107)
“Tahmasb’ın ölümü esnasında Bayburtlu Kara Han, devletin kuruluşunda rol oynayan Karaca İlyas’ın oğlu olup, Şuregel Valisi idi. Kara Han Beğ (1577-1578) yılında Erzurum Beğlerbeğisine mensup kuvvetleri mağlup etmeye muvaffak olmuştu.”
BAYBURTLU (Sayfa-194)
“Bayburt’un, Erzurum Vilayeti’ne bağlı tarihi bir şehir olduğu malumdur. Bu yöre halkından mühim bir topluluğun, Karaca İlyas’ın idaresinde, Safevi Devleti’nin kuruluşuna katıldığını görmüştük. Şah Abbas’ın yakınlarından Yasavul-i Sohbet Şah Verdi Beğ Bayburtludan idi. Mamafih Şah Verdi Beğ, Sultan Muhammed zamanında da bu görevde bulunuyordu. 1614’te öldüğü zaman varislerine epeyce bir servet bırakmıştı. Şah Abbas’ın ölümü esnasında ise Bayburtlu Murat Han Sultan Arasbar Valisi idi. Bu tarihten itibaren Bayburtlular bu yörede yerleşmişlerdir. Bugün ora halkının bir kısmının onların torunları olduğu anlaşılıyor. Sâdıki bize, Türkçe de şiir söyleyen bu oymaktan Emâni mahlaslı Mehmet Beğ’den bahseder.”
Yine bu kitabın çeşitli sayfalarında Safevi Şahları’nın dönemleri ve Bayburtluların liderleri ile ilgili şu bilgiler yer almaktadır:
ŞAH İSMAİL DEVRİ (1501-1524)
-Şah İsmail Anadolu’ya geçip Erzincan’da müritleri ile buluşmak gayesiyle Gilan’dan ayrıldı. Erivan bölgesindeki Çukur Sa’d bölgesine geldi. Buradan Dokuz Ulam mevkiine varıldığında Bayburtlu Karaca İlyas’ın buyruğundaki bir kısım Anadolulu sofular şeyhlerinin huzuruna geldiler. Yoluna devam eden İsmail, Kağızman ve Erzurum’dan geçip Tercan’a, sonra onun güneyindeki Saru Kaya yaylağına ulaştı. (1500) (Sayfa 17-18)
-İsmail, Temmuz-Ağustos 1501 yılında Erzincan’dan ayrıldı. Buyruğunda takriben yedi bin kişilik bir kuvvet vardı. Hedef Şirvan ülkesi idi. … Dönüşte Pasin Ovası’na gelindiğinde Hâdim Beğ kumandasında Gürcistan’a bir kuvvet gönderilerek bazı yerler yağmalandı. Şuregel yöresinde bir kalenin sahibi olup, evvelce Bayburtlu Karaca İlyas ile yanındakilerin eşyalarını yağmalamış olan Menteş adlı bir emir tedib edildikten sonra, ünlü Koyun Ölümü Geçidi’nden Kür Irmağı geçilip Şirvan’a girildi. … (Sayfa 20)
-Şah İsmail ve Akkoyunlu Elvend 1501 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında Nahcivan havalisindeki Şurûr mevkiinde karşılaştılar. Elvend, sayıca ve silahça üstün bir durumda olmasına rağmen Safevi Şeyhi’ne yenildi. Bu savaşta İsmail’in emirleri arasında Bayburtlu Karaca İlyas da vardı. (Sayfa 21)
ŞAH TAHMASB DEVRİ (1524-1586)
-Tabmasb’ın ölümü esnasında Bayburtlu Kara Han, devletin kuruluşunda rol oynayan Karaca İlyas’ın oğlu olup, Şuregel Valisi idi. Kara Han Beğ, 1577-1578 yılında Erzurum Beğlerbeğisine mensup kuvvetleri mağlup etmeye muvaffak olmuştur. (Sayfa 107)
ŞAH ABBAS DEVRİ (1587-1628)
-Şah Abbas’ın yakınlarından Yasavul-i Sohbet Şah Verdi Beğ Bayburtludan idi. Mamafih Şah Verdi Beğ, Sultan Muhammed zamanında da bu görevde bulunuyordu. 1614’de öldüğü zaman varislerine epeyce bir servet bırakmıştı. Şah Abbas’ın ölümü esnasında ise Bayburtlu Murat Han Sultan Arasbar Valisi idi. Bu tarihten itibaren Bayburtlular bu yörede yerleşmişlerdir. Bugün ora halkının bir kısmının onların torunları olduğu anlaşılıyor. Sâdıki bize, Türkçe de şiir söyleyen bu oymaktan Emâni mahlaslı Mehmet Beğ’den bahseder. (Sayfa 194)
İşte bu kitapta geçen yukarıdaki satırlarla da Bayburdiler’in Bayburtlu oldukları belgesel olarak kanıtlanmış oluyordu. Bu kitabı incelediğim sırada da sağ olsun Süleymani Bey, yukarıda bahsi geçen Faruk Sümer’in kitabında da kaynak olarak gösterilen, Süleymani Bey’in merhum dayısı Albay Hüseyin Bayburdi’nin yazmış olduğu “Eresbaran Tarihi” kitabının Bayburdiler ile ilgili bazı sayfalarının fotokopisini gönderdi. Buradaki bilgilerden de Bayburdiler’in Bayburtlu oldukları yine belgesel olarak kanıtlanıyordu.
Ayrıca Tarih Bölümü’nü ziyaretim sırasında sağ olsun Yrd. Doç. Dr. Hasan Şahin Bey, öğrenciliği sırasında edindiği, İstanbul Üniversitesi eski öğretim üyelerinden merhum Prof. Dr. M. Cenab Şahabettin Tekindağ Bey’in, 1970 yılında teksir olarak basılan, “Yeni Çağ Tarihi Ders Notları” kitabını çıkararak, konumuzla ilgili olan 34. sayfasındaki, “Osmanlı-Akkoyunlu Münasebetleri (Fatih- Uzun Hasan)” başlığı altında kayıtlı olan şu satırları not aldım:
“…. Şurasını belirtelim ki, Uzun Hasan, Otlukbeli Savaşı’nı müteakip Anadolu’da kendisine bağlı boy ve oymaklardan, Ustacalu, Rumlu, Musullu, Tekeli, Bayburtlu, Çapanlı, Karacadağlı, Karamanlı, Varsak, Avşar ve Kaçarları İran’a götürerek Doğu Anadolu’da Türkmenlerin azalmasına sebep olmuştur ki, Safeviler sonradan bu Türkmenler’e istinat etmek suretiyle devlet ve tarikatlarını kuracaklardır.”
Tabii bu elde ettiğim vesikalara dayalı ilk bilgilerdi. Bayburdiler’i tanıtma amaçlı bu yazı için de şimdilik yeterli olacağı kanaatindeyim. Kısmet olursa ileriki aşamada gerek kendi arşivlerimizde, gerek İran arşivlerinde bu konu ile ilgili gerekli çalışmalar yapılıp, daha detaylı bilgiler elde edilecektir.
Yine bu beş yüz senelik süreç içerisinde Bayburtlular İran’da parlak bir geçmişe sahip olup, bu parlak geçmiş şu anda da Süleymani Beyler gibi değerli Bayburdi şahsiyetlerle ileriye taşınmaktadır. İnşallah bu yazının yayınlanması ile birlikte de İran’daki bu Bayburtlu hemşerilerimiz ile irtibatımız sağlanıp, beş yüz senelik hasretlik bitecek ve omuz omuza birlikte ilerleyeceğiz.

Bayburt tarihinde "gizli" bir sayfa: Bayburdiler


DERUNİ 26 Mayıs 2011 16:31

Baybur'un Düşman İşgalinden Kurtuluşu (1918)
 
I. Dünya Savaşı Sonrası Bayburt’un Ruslar Tarafından İşgali

Ruslar 1877-1878 savaşında eski deyimle 93 harbinde tekrar Doğu Anadolu üzerine hareket etmişler, ancak Bayburt bundan herhangi bir şekilde zarar görmemiştir. Bayburt’un idarî olarak bağlı olduğu Erzurum ve yöresi henüz 93 harbinin etkisini üzerinden atmadan, bu defa I. Dünya Savaşının olumsuz havasına girmiştir. Kafkaslardan harekete geçen General Yüdeniç komutasındaki Rus birlikleri sırayla kaleleri bir bir ele geçirerek Erzurum’a girmişler ve Bayburt’u tehdit etmeye başlamışlardır.


Bir taraftan Tercan’ı ele geçiren Ruslar, diğer yandan 2. Türkistan kolordusu ile İspir’den ilerlemekteydi. Binbaşı Halit Bey kumandasındaki Türk Çoruh müfrezesi 15/16 Mart gecesi yaptığı baskınla Ruslara ağır kayıplar verdirdi. Ruslar 18 Mart’tan itibaren tekrar ilerlemeye başladılar. Bu gelişmeler üzerine Fevzi Paşa ( Çakmak) Çoruh müfrezesi ile 10. Tümenden oluşan Çoruh-Lazistan bölgesi komutanlığı görevine getirildi. 25 Mart 1916′da Danzut köyünden ilerleyen Rus birlikleri, Çanakkale’den getirilen 5. kolordu birlikleri karşısında yenildiler. Nisan ayı başlarında Bayburt’a doğru hareketini sıklaştıran Rus kuvvetleri, Kop cephesinde 30. tümen tarafından püskürtüldü. 8 Temmuz 1916′da Ruslar Elmalı dereden Masat deresine kadar olan 2. mıntıka ve Kop cephelerinde baskın şeklinde taarruza geçti. Kop cephesinin güney kanadı açık kaldığı için kuvvetlerimiz Kenantepe- Kop- Bahıtlı dağ hattına çekilerek bu hatta yeniden direnmeye başladılar. İlerleyen Rus kuvvetleri burayı da ele geçirdiler. Kop dağı bloku çözülünce Ruslar ertesi günü Maden’e indiler.

Cephede bunlar olurken Bayburt ve köylerinde de göç hazırlıkları başlamıştı. Haziran 1916′da ekonomik durumu iyi olanlar, göç hazırlıklarını tamamlayarak şehri terk etmeye başladılar. Yola çıkanlar yanlarında götürebildikleri kadar eşyalarını beraberinde almışlardır. Son kafile 15 Temmuz 1916′da yola çıktı. Dinlenmeden yollarına devam eden kafile Pulur civarında mola verdiler. Kafilelerin gidecekleri yerler Sivas, Tokat, Amasya ve Kayseri şehirleriydi. Savaşın sona ermesi ile birlikte bu defa göç edenler yurtlarına geri döndüler. Ancak kafilelerin giderken arkalarında bıraktıkları Bayburt aynı Bayburt değildi, şair O.Şaik Gökyay bunu dizelerine şu şekilde dökmüştür.

Sıla dedim geldim, gurbete düştüm,
Gurbetten de beter buldum Bayburdu
Kavuşmak istedim, hasrete düştüm
Ta bağrımda tüter buldum Bayburdu


Fevzi Paşa tarafından İkinci Plevne savunması olarak değerlendirilen ve gerçekten canla başla savunulan Bayburt, Kokunus ve Kurucakol köyleri istikametinden iki yönlü olarak Rus taarruzuna hedef oldu. Doğuda Duduzar köyü üzerinden harekete geçen Rus süvarileri Bayburt’u ateşe verdi. Çoruh nehri batısındaki mevziye çekilen birlikler köprü ile Bayburt’taki fabrika ve fırınları tahrip ederek evleri yaktılar. Bayburt’un ele geçirilişini bir telgrafla Rus Çar’ına bildiren Grandük Nikola, bu durumu Çok inatla savunulan Bayburt, kahraman Rus birlikleri tarafından nihayet zapt edilmiştir cümleleriyle izah ediyordu. Zaten halkının büyük bir kısmı göç eden şehirde ölü bir sessizlik hakimdi.

Müslüman halk korku ve panik içerisinde iken, sadık teba olarak yıllarca saygı gören Ermeni ahali ise, Rusların gelişine oldukça sevinmiş ve çığlık atmışlardır. Şehre giren 17. Türkistan Alayı ile Sibirya Kazak Tugayı şehri arkalarına alarak, Kelkit yönüne doğru ilerlemeye devam ediyorlardı. Bu sırada Albay Boriseviç, Ermeni ileri gelenlerinin şehir girişindeki kutlamalarını kabul ediyordu.

Rusların şehre girmesi ile beraber Türk kolordu karargâhı Fevzi Paşa’nın emriyle Pulur köyüne taşındı.

Ruslar’ın Bayburt’tan Çekilişi ve Ermenilerin Arşak Liderliğinde Mezalime Başlaması

Çarlık Rusya’sı Mart 1917′de büyük bir ihtilalle çalkalanınca adeta yer yerinden oynadı ve Rusya’da Çarlık rejimi yıkıldı. Yerine geçici bir hükümet kuruldu ve bu hükümet, Rusya’nın işgali altında olan Doğu Anadolu’nun, sivil idaresine Ermenilerin atanmasını istedi. 18 Aralık 1917′de Erzincan’da Osmanlı devleti ile Rusya arasında Erzincan mütarekesi imzalandı. Böylece Rusya bölgeden yavaş yavaş çekilmeye başladı, fakat çekilirken yerlerine Ermenileri getirdiler ki, işte asıl bu dönemde bölgede büyük mezalimler başladı. Bayburt’tan son Rus birliği 20 Ocak 1918′de çekildi.

Bayburt’taki Rus birliklerinin kumandanı Yüzbaşı Popof, şehirde 18 ila 45 yaş arasındaki sivil Ermenileri bir araya toplayarak, depolardaki silah ve cephaneleri bunlara teslim etti. Popof, Ermenilere “ bu topraklar sizindir, bunları müdafaa ediniz, Türklere vermeyiniz” diye talimat vererek onları zulüm ve işkence yapma noktasında cesaretlendirmiştir. Ermenilerin silahlanması üzerine korku ve dehşete kapılan Türkler ise para ile Rus askerlerinin silahlarından satın alarak kendilerini müdafaa yoluna gitmişlerdir.

Bayburt ve köylerinde Ermenilerin elebaşı veya çete reisleri Arşak idi. Rus askerlerinin şehirden çekilmesi ile Arşak İspir ve Bayburt kazaları meliki sıfatını kullanarak, Erzincan’daki çete reisi Antranik ile organizeli olarak Bayburt’ta işkencelere başlamıştır. Arşak, Türklerin paşalara olan hürmeti ve itaati nedeniyle kendisine paşa unvanı vermiş ve bu tarihten sonra Arşak Paşa olarak anılmaya başlamıştır. Arşak’ın yörede yaptığı zulüm ve işkenceleri en iyi şekilde ortaya koyanlardan biri, o dönemde Rus birlikleri ile Bayburt’a gelen ve ordunun hemşireliğini yapan aynı zamanda Moskova Tıp fakültesi öğrencisi olan Tatyana Karameli’dir. Tatyana, kaleme aldığı hatıratında Arşak liderliğinde Ermenilerin Bayburt’ta yaptıkları işkenceleri gözler önüne sermiştir.

Erzincan’daki çete reisi Antranik’ten emir alan Arşak, bu canavarın orada yaptığı kötülükleri Bayburt’ta tekrarlamıştır. Tatyana hatıratında Arşak’ın yaptığı zulümlerden birini şu şekilde anlatmaktadır: Şehrin her tarafına erzak dağıtılacağı ilan edildi ve köylüler Bayburt’a davet olundular. Ermenilere itimat ve emniyet olunamayacağını pek çok defa acı surette tecrübe eden Türklerin bazı erkekleri, Bayburt’ta toplanacak insanların başlarına bir kötülük geleceğini bildiklerinden karla kaplı sarp dağlara, kayalıklara iltica ettiler ve Türk ordusuna haber yollayıp imdat istediler. Arşak masum köylülerin icabet ve itaatini sağlamak üzere Bayburt müftüsüne zorla tezkire yazdırtmış ve şayet gelmezseniz hakkınızda pek vahim olacaktır diye de köylüleri tehdit etmiştir. Davete icabet eden köylülerden Bayburt’a girenler hemen tutuklanıp büyük evlere, mağazalara, hanlara ve mahzenlere doldurulmuşlardır. Şehrin ileri gelenleri de daha evvel tutuklanmışlardır. Şehir dışındaki köylüler Bayburt’a girenlerin bir daha çıkamadıklarını görünce korkmuşlar ve dağlara çekilmişlerdir.

Karameli, Bayburt’tan çekilirken Ermenilerin 150 kadar çocuğu zorla yanlarında götürdüğünü ve bu masumların bir kısmını vahşiyane surette katlettiklerinin, yollardaki naaşlarından anlaşıldığını acı biçimde anlatmaktadır. Yine hatırata göre Arşak liderliğindeki Ermeniler, Bayburt’ta yakaladıkları Türkleri tamamen katletmişler ve bazı evleri de yakmışlardır. Girdikleri evlerde kadın, erkek, çocuk herkesi vahşice öldürmüşler ve kuyusu olan evlerde kuyulara atmışlardır. Tatyana Ermenilerin genç kız ve kadınların ırzlarına taarruzda da bulunduklarını da Türk ve Ermeni dostlarının kendisine anlattıklarını söylemektedir. Karameli bu acı manzarayı “ Bayburt’un bu günkü manzarasını görmek cidden müşkül ve hüzn-ü alud ( kederli, gamlı) idi ” ifadeleriyle dile getirmektedir.

Arşak’ın yaptığı ve bütün Bayburtluların malumu olduğu en büyük mezalimlerden biri de hiç şüphesiz Taşmağazalara doldurulan insanların feci şekilde katledilmesidir. Günümüzde depo olarak kullanılan, ancak çok eski bir tarihe sahip olan ve o dönemde Salih Hamdi adlı birinin ticarethanesi olan taş mağazalarda yüzlerce masum Bayburtlu acı şekilde can verdi.

Ermeniler, süngü ve balta ile yaptıkları katliam yetmiyormuş gibi cenazeler üzerine gaz yağı döküp ateşliyorlar; böylece arada sıkışıp kalan yaralılardan sağ kalanları da diri diri yakıyorlar. Ermeniler bu zavallı insanları yakarken bunların imdat diye bağırışları ve inlemelerini bir musiki nağmesi gibi karşılayarak eğlenceler yapmışlardır. Bu feci sahne sürüp giderken Haydar Beyin oteline doldurulan 14 kadını baştan aşağı soyundurup çıplak bir halde Haydar beyin oteline bitişik Çavuşoğlunun oteline götürüyorlar. Birer birer hepsini de öldürdükten sonra oteli de yakıyorlar. Bu 14 kadından üçü elbiselerinin tamamen çıkarılması teklifine dayanamayıp kendilerini pencereden dışarıya atıyorlar. Bunları otel yakınlarında bulunan Ermeni devriyeleri katlediyorlar. Pencereden aşağı kendisini atan kadınlardan birisinin kendisiyle birlikte tutuklanmış, iki kızının yukarıda feryada başlamaların üzerine Ermeniler bu kızları da aşağı indiriyorlar. Ve annelerinin gözleri önünde katlediyorlar. Daha sonra da cesetleri annelerinin kolları arasına verip gazla kadını diri diri yakıyorlar.

Bu feci sahneler sırasında, mahalleler arasında da öldürmeler, yağmalar ve yakmalar devam ediyordu. Bununla beraber şehrin güney batısında ve caddenin sol tarafında bulunan cephaneliğin plan dışı ateşlenmesi ve meydana gelen müthiş patlama katliamda bulunan Ermeni eşkıyaları şaşırttı ve Kasabayı Türk birliklerinin sardığı zannedildi. Bunun üzerine kaçışmaya başladılar.

Arşak liderliğinde Ermeniler, Zahid Efendi, Veysel Efendi, Velişaban, Karasakal, Tuzcuzâde, Şingah, Ferecullah, Kadızâde, Uzungazi, Kaleardı mahallelerinde dört adet kargir cami, yedi mescid, üç tekke, elli medrese, beş mahalle mektebi, bir dabağhane, iki bin hane, altı otel, 130 kahvehane, 28 fırın, 50 hayvan ahırı, 300 mağaza, 700 dükkan, 2 hamam, 1 un fabrikası, 4 değirmen, 8 çeşme, resmi dairelerden 20 gözlü belediye dairesi, hükümet konağı, Maden nahiyesinde 20 köy, Pulur nahiyesinde 40 köy, Hart nahiyesinde 15 köy, merkez nahiyeden 30 köy, cami, mescid, medrese, mektep ve evler tamamen yakmış ve tahrip etmişlerdir.

Bayburt’un Kurtuluşu 21 Şubat 1918

Bayburt ve çevresindeki Müslüman ahali elindeki sınırlı imkânlarla Ermeni mezalimine karşı durmaya çalışırlarken, Osmanlı ordu birlikleri de harekete geçtiler. Rus ordusunun bölgeyi terk etmesinden sonra Osmanlı orduları başkumandanlığı ve 3. ordu kumandanlığı Rus makamları ile temasa geçerek katliamların durdurulmasını istemiş, fakat istenilen netice alınamamıştı. Bu yüzden yazışmalar sürerken ordunun ileri harekâtla işgal altındaki yerlerin kurtarılması hazırlıklarına başlandı. Planlanan harekât gereği Erzincan- Erzurum yönünde ilerleyecek olan 1. Kafkas Kolordu Kumandanlığına Albay Kazım Karabekir tayin edildi (31 Aralık 1917).

23 Ocak 1918′de 3. Ordu kumandanlığı, kolordulara işgal altındaki araziyi kurtarmak için yakında harekete geçileceği, bunun için hazır olmaları ve kolorduların emir aldıklarının üçüncü günü harekete geçmeleri talimatı verildi.

Osmanlı 3. Ordu komutanı Vehip Paşa, Rus Kafkas Orduları Başkomutanı General Przenalskiy ile görüşerek, Rusların çekilmesi sonrasında Ermenilerin planlı bir şekilde Müslüman halkı yok etmeye çalıştığı ve bunun engelleneceğini bildirdi. 12 Şubat’ta Türk ordusu harekete geçerek 13 Şubat’ta Erzincan’a girdi ve şehri bir buçuk yıllık esaretten kurtardı.

Yaklaşık iki yıldır Rus işgali ve ardından Ermeni mezaliminde kalan Bayburt, 21 Şubat 1918′de Türk kuvvetleri tarafından kurtarıldı. Böylece yörede hem Rus işgalinin hem de Ermeni katliamının izleri yavaş yavaş yok edildi.

Yrd.Doç.Dr.Yunus ÖZGER
Bozok Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü




Kaynaklar

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Tatyana Karameli’nin Hatıratı .
Yunus Özger, XIX. Yüzyılda Bayburt , İstanbul 2008.
Muammer Demirel, I. Dünya Harbinde Erzurum ve Çevresinde Ermeni Hareketleri 1914-1918), Ankara 1996.
Sadri Karakoyunlu , Bayburt Tarihi, Ankara 1990 .
Kazım Karabekir , Doğunun Kurtuluşu, Ankara 1990.
Gen. Kur. Bşk., İslam Ahalinin Düçar Oldukları Mezalim Hakkında Vesaike Müstenit Malumat, İstanbul 1919.
Yaşar Yüce, I. Dünya Savaşında Bayburt ve Gümüşhane’deki Ermeni Hareketleri ve Bu Yörelerin Ruslar Tarafından İşgali, Van 2003.

http://okulweb.meb.gov.tr/69/01/872498/resim/tarih1.jpg
Bayburd Mezaliminden: Katledilen Çocuklar ve Hocalar
http://okulweb.meb.gov.tr/69/01/872498/resim/tarih2.jpg
Bayburd Ermeni Mezaliminden: Çocuk, kadın, ihtiyar, yüzlerce ecsad ( cesedler) ve kümesi.


DERUNİ 26 Mayıs 2011 17:48

Tarihi Kırk Çeşmeler
 
Tarihi kırk çeşmeler

http://www.kenthaber.com/Resimler/2010/03/10/AY282346_detay.jpg


DERUNİ 27 Mayıs 2011 12:12

BAYBURT HAMAMLARI
 
Çarşı Hamamı (Merkez)

İl merkezinde Saat Kulesi yakınında bulunan Çarşı Hamamı, Kadı Mahmut Çelebi’nin vakfıdır . Bu hamam da diğer hamamlar gibi onarım görmüş ve özelliğini yitirmiştir. Yalnızca sıcaklık bölümü orijinal yapısını korumaktadır . Bayburt Hamamları Osmanlı devri hamam mimarisinde tatbik edilen iki tipin erken örneklerini vermektedir .
Hamam merkezi planlı olup, altı eyvanlı sıcaklık bölümü bulunmaktadır.


Bent Hamamı (Demirözü)

Bent Hamamı, Çoruh Nehri kıyısında, kalenin güneydoğu eteğindedir . Akkoyunlulardan Ferahşat Bey’in vakfı olan bu hamamın yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber hamam, değişik zamanlarda onarım geçirmiş, dışarıda büyük farklılıklar olmakla beraber iç kısımlarda özelliğini korumuştur. Klasik dört eyvanlı hamamlar planındadır. Soyunmalık kısmı dört sütunun taşıdığı, ortasında aydınlık fenerinin bulunduğu bir kubbe ile örtülüdür. Ilıklık bölümü ise, uzun bir beşik tonozdan meydana gelmiştir. halvet bölümündeki merkezi kubbeyi sivri beşik tonozlu eyvanlar desteklemektedir. halvetin dört köşesine kubbeli halvet odaları yerleştirilmiştir.

Paşaoğulları (Kondolotlar) Hamamı (Merkez)

Bayburt Tuzcuzade Mahallesi’nde bulunan bu hamamın hangi tarihte yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Değişik zamanlarda yapılan onarımlar hamamın orijinalliğinden uzaklaşmasına neden olmuştur. Hamamın sıcaklık bölümü klasik haç biçiminde dört eyvanlı plan şeklindedir. Burada kubbelere geçiş pandandiflerle sağlanmıştır. hamamın köşe odaları ve ılıklığı tonozlarla örtülüdür.


Ali Şingâh (Şengül) Hamamı (Merkez)

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde sözünü ettiği Bayburt’taki Ali Şingâh (Şengül) hamamı günümüzde gelememiş, kalıntıları yakın zamanlarda yıkılmıştır. Akkoyunlu döneminde yapılan bu hamamın sıcaklık bölümünün mukarnaslı trompları ve bir köşe odasının kalıntıları günümüze gelebilmiştir. Buna dayanılarak hamamın klasik dört eyvanlı hamam plan düzeninde olduğu sanılmaktadır.


DERUNİ 30 Mayıs 2011 12:26

TEL HELVASI
 
TEL HELVASI


MALZEMELER
250 gr tereyağı,
3 su bardağı un,
1 kg. toz şeker,
1 adet limon.
HAZIRLANIŞI
1 kg. Şekere, 2 su bardağı su konur ve kaynatılır. Üzerine bir miktar limon sıkılır. Şeker hafif kırmızı renge gelince bir kaşık kadar bu şekerli sudan soğuk su içerisine dökülür, katı hale (ağda) gelirse helvanın ağdası olmuş demektir. 250 gr. Yağla kavrulan un büyükçe bir tepsi içerisinde soğutulur, soğutulan ağda beyaz bir renk alıncaya kadar çekilip uzatılarak yoğrulur sonra iki ucu birleştirilerek simit şekline getirilir tepsideki soğutulmuş, kavrulmuş un içerisine konur. Üzerine kavrulmuş un dökülerek üç dört kişi tarafından kenarlara doğru çekilerek halka büyütülür bu halka ikiye katlanarak küçültülerek tekrar aynı işlem yapılır. Katlar incelinceye kadar aynı işleme devam edilir. Tel tel olan katlar kopartılarak servis yapılır.


DERUNİ 30 Mayıs 2011 17:10

BAYBURT DEDEKORKUT HEYKELİ
 


DERUNİ 1 Haziran 2011 13:48

Bayburt Halk Oyunları
 
Bayburt Halk Oyunları

Bayburt folkloru , Türk folkloru içerisinde önemli bir yer oluşturur . Halk oyunları , türküleri , manileri , masalları , ve efsaneleri ile gerçekten Türk insanının , ruh ve fikir yapısını kaderde , kıvançta , tasada bir olmanın , beraber olmanın en güzel örneklerini sergiler . Bayburt yöresinde oynanan halk oyunlarına “BAR” denir . Bar sözcüğü genelde el birliği , gönül birliği ,ve beraberliğin oyun şeklindeki ifadesidir .Bar bir meydan oyunudur . El ele tutuşmuş , gönül gönüle vermiş yiğitlerin düğünde , bayramda , askere giderken kısaca her önemli günde hep aynı ruh coşkusu ile davul zurnanın eşliğinde topluca oynadıkları oyunlardır. Bayburt halk oyunları bulunduğu coğrafi yapı itibariyle çok farklı bir yapı arz eder . Doğu Anadolu ile Karadeniz Bölgesi arasında bir geçiş noktası olması nedeniyle tüm folklor değerlerinde olduğu gibi halk oyunlarında da değişik yapı oluşturmuştur .Kimi kez Karadeniz oyunları gibi hareketli ve canlı , kimi kez Doğu Anadolu oyunları gibi ağır ve vakur oynanır.

Bayburt’ta oynanan halk oyunları genelde erkek ve kadınlar tarafından ayrı, ayrı oynandığı gibi birlikte oynanan oyunları mevcuttur . Özellikle şehir merkezindeki düğünlerde , kapalı yerlerde oynanan oyunlarda , halk arasında “ince çalgı” diye tabir edilen Keman , Ut , Klarnet , ve Def gibi çalgılarla da oyunlar oynanmaktadır .

BAYBURT ERKEK BARLARINDAN BAZILARI

1 – Baş bar 13 – Sallanma

2 – Baytar barı 14 – Mero (şevvali)

3 – Aşurma barı 15 – Saç Bağı (ey gül dalı)

4 – Cantemür (Temur ağa) 16 – Sarhoş barı

5 – Hançer barı 17 – Sarı kız

6 – Hoş bilezik 18 – Sekme barı

7 – Köstek barı 19 – Sıksaray

8 – Kotan barı 20 – Şillo

9 – Kut kut barı 21 – Sürütme

10 – Lazutlar 22 – Tavuk barı

11 – Mehmet Turan barı 23 – Ters ayak

12 – Mektebin bacaları 24 – Tiliko

25 – Tillara 26 – Veysel barı (Dört ayak)

27 – Yılan inceden öter 28 – Umudun barı

29 – II. Bar 30 – Kuşburnu pirlenirmi

31 – Papuri 32 – Deli kız

33 – Hoynarı 34 – Dello

35 – Daldalar 36 – Serçe

BAYBURT KADIN BARLARINDAN BAZILARI

1 – Yılan inceden öter 8 – Tiliko

2 – Saç bağı 9 – Şillo

3 – Kuşburnunun kurusu 10 – Hanım barı (dur yerinde)

4 – Kuşburnu pirlenirli 11 – Deli kız

5 – Veysel barı 12 – Gelin gel bara

6 – Serçe 13 – Lazutlar

7 – Koçları vurdum dereye


DERUNİ 25 Ağustos 2011 14:22

Bayburt Deyimleri
 
A-

AĞIRSAĞ : Teşinin başına geçirilen, parça.
ANIK : Bişmemiş ekmek.
AŞOTU: Ayranlı çorbaya, konan ot.
ABA: Anne
AĞA: Baba
ALAF: Hayvan yemi
ANDER: Kötü şey, pis şey.
AŞUĞ: Oyun oynanan hayvan kemiği.
AVARA: Boş, işsiz.
AYARTMA: Kandırma
AHBUN: Gübre-Sulanabilir tarla.
AZIK: Yolcu Yemeği
ARUŞTAĞ: Tavan arası
ALMA URUBİ: Bir çeşit marmalet.
AĞNAĞAZ: Değirmenden çıkan kaba un.
ANTIK: Küvlenin karşısına konan yaş tezek.

-B-

BILLIK: Ufak
BORANİ: Bir Yemek Adı
BULGURLİ: Bir Yemek Adı
BÜGELEK : İri sığır sineği
BASMALIĞ: Tezek yapımına ayrılmış boşluk.
BÖCÜK: Böcek
BOYNUK: Boynu eğri.
BALAM: Oğul
BAYAHTAN: Demin biraz önce
BEDURE: Kova
BILDIR: Geçen sene, Geçen yıl.
BACI: Kız kardeş
BACANAH: İki bacıdan evlenenlerden herbiri.
BUYMAK: Donarcasına üşümek.
BOY: Bir çeşit hayvan yemi.
BASMA: Tezek yapımı için, gübrenin yayılıp çiğnenmesi.
BİBİ: Hala, Babanın kardeşi
BÜH: Baykuş
BENNEN: Benimle




-C-Ç-

ÇORÇOROS: İşlerin çok kötü olması,berbat.
CANGIR: Açık mavi renkte gözü olan kimse.
CAMEŞ: Erkek Manda
CÜMCÜK: Sıkmak, cimdik.
ÇALAĞAN: Çaylak-Kartal
CULUĞ : Hindi
CECİM : Kıldan dokunan kilim.
CECÜK: Kasık
CIRNAĞ: Tırnak-Kedi benzeri hayvan tırnağı
CAFERLİK: İhtiyat askerliği
CITTI-BITTI: Saklambaç oyunu
CENDEK: Ölmüş hayvan leşi
CUMURLAMA: Pataklama –Ufalama
ÇINGIL: Koyunların boynuna takılan çıngırak.
CÜCÜK: Tavuk yavrusu- Civciv
CIBIL: Yoksul, Kimsesiz.
CIRIK: Bez parçasından yırtılan parça.
ÇID: En uç
CICIĞ: Süslü, Güzel, iyi
CAVRAMAK: Gayret etmek, Azmetmek.
CILDIK: Elbisenin yırtık eteği
CIRBIT: Gözdeki çapak
ÇİRİŞ: Yerli prasaya benzeyen ot-sebze
ÇAŞUR: Yemek yapılan bir kokulu ot çeşidi.
ÇİMMEK: Yıkanmak
ÇETEN: Saman taşınan araca yapılan yanlık.
ÇAR: Çarşaf baş örtüsü
ÇOROŞ: En az iki çift koşu malı ile çekilen pulluk.




D-

DASTAR: Hamur konulan örtü
DÖŞÜRMEK: Toparlamak, Toplamak, Devşirmek
DADANAĞ : Çıkarılmış öküz tırnağı
DİRGEN: Ot, Saman aktarılan kab.
DADAĞ : Çocuk maması
DEBBE : Bakırdan yapılmış kab
DEĞİRMİ: Yuvarlak
DUVAĞ: Güveç yada küp kapağı
DÖĞMEÇ: Bir çeşit yemek
DULUNMAK: Suya dalmak
DADIRAĞ: Kuru, bir çeşit yaban yemişi
DÜRÜM: Tandır ekmeğiyle yapılan burmaç.
DÜĞE: İki yaşındaki, dişi dana
DODUK: Ayak
DIRCIK : Baldır, Topukla dizin arasının arkası
DAG : Şeker Pancarı
DARGUN: Bir çeşit ot
DEHRE: Ufak Balta
DEMİRLİ: Tahıl ölçü birimi
DÜĞÜRCÜK: Çekilmiş bulgurun en incesi
DÜVÜRCÜ: Gelin getirmeye giden..
DADACUĞ: Ekmeğe yapılan katık
DİL DİBEGİ: Her şeye cevap verme, söz altında kalmayan.
DİDİLİ DIRNAĞ: Tırnaklarıyla çabalamak.
DINGINI BOZMAMA : Umursamama
DILÇİ: Çok gezen, çok konuşak



-E-

EMİ : Amca
EGİŞ: Bir ucu yassı, bir ucu kancalı tandır aleti.
EVELİK: Dolma sarılan bir yaprak.
ESGÜK : Noksan
EBEM EKMEĞİ: Bir kır sebsezi
EVLEK: En ufak ekim sakası
ERİŞTE: Yerli Makarna
ENÜK: Hayvan yavrusu-Çocuk
EZGERTMEK: Ağırlamak, izzet ikram etmek
EZE: Teyze
ERGİŞİ: Koca-Erkek
EYVETİ: Acele Çabuk
ESKÜK ETEK: Kadına verilen isim
EMEN: Bir çeşit oyun, Bir iş yeri
EVMEK: İvedilemek



F-

FİZAH: Feryat
FIŞKİ: Kuru ve hayvan gübresi
FENNOS: iyi ve güzel gaz lambası
FERZENK: Kötü kadın
FIRIÇ: Oruç bozma hali
FISTILIK: At ve eşek gübresi
FİSKE: En eski lamba türü –Hafif vurma
FISTIKLAMA: Durup dururken çifte atma
FIRT: Yudum
FIR: Kağnının sabit tekerleği
FİRAK: ayrılık
FERİK: Civcivin biraz büyüğü




-G-Ğ-

ĞANAYAĞLİ: Zavallı, çaresiz kadın
GEJGERE: Yük taşınılan yayvan araba üstü
GAB: Sığır bağlamaya özgü, çubuk
GOT: Bir ölçek
GOGOL: Tandırı çilalayan taş
GAFUGA: Güğümün küçüğü
GİNCOROP: Tarlada biten bir çeşit yemiş
GALACOŞ: Bir çeşit yemek
GADAK: Mandanın yavrusu
GIRDAN: Burulmuş Manda
GUMBUZ: Yumruk
GADA: Büyük erkek kardeş
GELEVİN: Tarla faresi
GUNDUL: Yuvarlak
GOLLUK: Kuyruğu kesilmiş
GALİF: Bağ kulubesi
GALMAŞ: Harmanda gençlerin hakkı
GUGGİ: Bir nevi kuş
GAV: Tandır yapılan toprak
GUDUK: Küçük köpek
ĞALAĞ: Kubbe şeklinde örülmüş tezek yığını
GINDIRA: Hasır dokunan ot
GÜMAN : Umut
ĞEŞMER: Komik Şakacı
GORUNGA: Hayvan yemi ot,
GANDIRIF : Boyunduruğa bağlanan kayış
GÜVEÇ: Yemek pişirilen toprak kab
GENDİME: Kabuksuz buğday
GELBERİ: Kül çeken alet
GÜGÜM : Su kaynatılan boğazlı bakır demlik
GUCUK : Şubat ayı
GUGUL: Teknenin dibinde kalan hamurdan yapılan ekmek.
GIDIK : Keçi yavrusu
GOBAL: Ucu toparlak sopa
GUZZUK: Kanbur
GABALA: İşi götürü olarak alma.
GILLAMAK: Yuvarlamak
GOVİ: Damak güveyi
GAGART: Çengel
GALAT: Büyük sırt sepeti
GÜMANLI: Hamile, gebe
GILDIK: Davar pisliği
GIDIK: Çene altı, gerdan
GIVIK: Topaç




H-I-İ-
HETİRCEK: Tandır ızgarası
HERSE : Gendime ezmesi, Bir yemek
HOGAL: Taştan saçak
HODAĞ: Çiftçilikte ücretle tutulan uşak.
HOLTEĞLEMEK: Atmak, Savurmak
HENEK: Şaka
HERGOS: Pulluğun açtığı iz
HAŞIL: Bir çeşit yemek
HÖLLÜK: Bebeklerin altına konan toprak
HEREK: Güneşlenmek, rahatlamak
HARBİ : Hızlı çabuk
HİM: Temel
HAÇAN: Madem, mademki
HERK: Sürülmüş tarla
İŞLİK: Gömlek
İRAPATA: Tandıra ekmek yapıştırmaya yarar yastık
İMİRDOLMASI: Bir çeşit yemek.
ILINCAK: Çocukların sallandığı salıncak beşik.
HEKAT: Hikaye




-K-

KİL: Hamamda kullanılan toprak Bir çeşit Bayburt Şampuanı
KARTOL: Patates
KAHMUT: Tarlada olan bir çeşit yemiş
KENGER: Bir çeşit bozkır bitkisi
KELMAH: Saman eleyen kalbur
KORVEZEL: Tekeri mazıdan çıkarmayan tahta çivi
KALUK: Eski Ayakkabı
KOLUKTURMAK: Şevkini kırmak, moralini bozmak
KULAĞ: Hoşaflık elma kurusu
KIRIK: Kısaltılmış tüy
KERSELE: Huysuz kadın
KOP: Kağnı arabasının uzayan tahtası
KERTİ: Bayat
KÜLÜR: Bezelyeye benzer hayvan yemi
KUD: Geç yürüyen çocuk –Kötürüm
KEFTER: İhtiyarın çirkini
KOKOÇ: Kuşburnunun kurusu
KOTAN: Pulluk
KAVUT : Kavrulmuş buğdayın, üğütülmüşü
KIRIZ: Saçı dibinden kesilmiş
KÜVLE: Tandırın hava deliği
KAVURGA: Kavrulmuş Buğday
KELEM: Lahana
KOPUK: Lahana sapının yenir tarafı
KERME İyi çiğnenmiş, koyun tezeği
KURUT: Topak halinde kurutulmuş, yoğurt
KIRKIR: Serçe
KURUN: Taştan, su deposu
KERSEK: Sertleşmiş toprak parçası
KURUK: At yavrusu tay
KÜSPE : Bir çeşit hayvan yemi
KELTE: Çok bilmiş genç kız
KIKAN: Diken





-L-

LOBİYA: Fasulye
LOR: Çökertilmiş süt, çökelek
LOR DOLMASI: Bir çeşit yemek
LAVAŞA: Çifte atan hayvanları nallarken ağzına takılan kıskaç
LAZUT: Mısır
LALUK: Peltek konuşan
LÜLÜK: Çeşmenin su akan kısmı
LIĞ: Cıvığ ve derin çamur
LILIĞ: Tirit hali
LAVAŞ: Tandırda yapılan ekmek



M-N-

MOZUK: Bir yıllık dana
MALUĞ: Ganderif kayışını kitleyen toka
MASTA: Sığır sürmeye özgü sopa
MEDEK: Dişi Manda
MARABA: Ortakçı
MİLTAN: Gömlek
MANTİ: Bir yemek
MODUL: Masta, sığır sürmeyen yarar, sopanın ucuna takılan çivi
MARAN: Kağnı
MAYIS: Yaş sığır gübresi
MAHRAMA: Büyük Mendil
NANEHİR: Evlilik çağına gelmiş kız
MALAMAT: Kusurların ortaya çıkması
NUZUL: Felç vurması




-P-R-

PİSİK: Kedi
PÖHÖRÜK: Soba bacası
PAHAR: Pınar Çeşme
PIRTİ: Giyilecek şeylerin bütünü
POÇÇUK: En geri, en son
PÜRÇÜKLİ: Havuç
PİN: Kümes
PART: İri yığın halinde
PİRPİRİM: Dağınık
PERİKTÜRMEK: Dağıtmak
RAPATA: Tandıra ekmek yapıştırmak için yastık
PİNDİREK: Uzun ve büyük olan burun..







-S-Ş-

SEKÜ: Ahırdaki yüksekçe yer
SİRKE: Yeni doğmuş bit yavrusu
SAMİ: Sığır bağlamaya mahsus odun
SAMBAĞI: Sığır bağlanan odunun ucundaki bağ
SAŞMA: Tezek kırıntısı
SÜMSÜK: Dürtme, yumrukla vurma
SİTİL: Süt, yoğurt kabı, bakraç
ŞURT: Tandırın üst kenarları
ŞİŞEK: Bir senelik dişi kuzu
ŞOŞARTMAK: Abartma, mübalağa etmek,
SÜKEM: Nezle, grip gibi hastalık.
SÖVE: Kapı kenarı, pervaz
ŞOĞURT: Salya





T-U-Ü-

TANDIR : Gavdan yapılan yere gömülerek içinde ateş yakılıp ekmek, yemek pişirilen ocak
TEPME : Basmalığda bel küreğiyle muntazam kesilen tezek nevii
TAPAN : Ekimden sonra tarlayı düzleyen alet.
TEN: Nem
TAR: Tavuk tüneği, Öküz arabasında uzun tahta
TAVA BİŞESİ: Bir çeşit hamur işi yemek
TIRHIÇ: Evlerin kapılarına takılan parmaklık
TEZEK: Hayvan gübresinden yapılan yakacak.
TECİR: Mutfak tereğinin en altı
TEPİR : Tahtadan oyularak yapılan tepsi
TEHMÜK: Tekme
TIĞ: Sürüldükten sonra, harmanda yığılan buğday saman yığını
TETİK: Kedin ön ayağı
TUĞS : Yumurtaya yatacak tavuk, kıvama gelmiş tavuk
URP: ¼ ölçek
URBA: Elbise




-V -

VIZZIK: Boyunduruktaki tahta çivi
VAHTULİ: Bahti açık, talihi yaver
VİYANA: Hayret nidası




-y

YAMAK : Küçük yağ kabı
YAĞIRNİ: Sırt
YAVUŞAĞ: Bit yavrusu
YAYIK: Yoğurdu yağ ve ayran haline getiren alet
YANSILAMAK: Taklit etmek
YEYLİK: Hafif
YABAN TEZEĞİ : Kendiliğinden yabanda olan tezek.
YEMLİK: Tarlada biten bir çeşit ot.
YALAĞ: Hayvanların su içtiği yer
YAZI: Düzlük ova
YAPMA TEZEK: Duvarda
kurutulan hayvan gübresi (Elle yapılıp, duvara yapıştırılır)




-Z-

ZIRZA: Kapıyı söveye bağlayan kol
ZAP: Kalın ve iri küp
ZÜRBİYE: Süt ve balın karışması
ZAKAR: Honi
ZAĞAR: İri kafalı ve şişman köpek
ZULA: Gizli kasa
ZİRON: Mahalli yemek.


DERUNİ 26 Ağustos 2011 10:34

Bayburt Balı
 
Bayburt Balı :40 TL/KG

http://www.yentebal.com/media/bayburtbalik.jpgBir besin maddesi olarak balın , beslenmedeki benzersiz önemi, pekçok hastalıkta koruyucu ve tedavi edici etkileri yaklaşık 500 hastalığın tedavisinde yardımcı olarak kullanıldığında etkili olduğu uzmanlarca onaylanmış olan ve yöremizde doğal, saf ve atalarımızın yediği Bayburt Balı'nı da yetiştirmekteyiz.
Bayburt çevresinin çok temiz olması, hiçbir kimyasal atık ve ilaçlama olmayışı, Anzer yaylasına yakınlığı 2000 metre yüksekliğe varan üretim alanları, flora yapısının çok zengin oluşu Bayburt Balının farkını ve kalitesini ortaya koymaktadır. Gıda güvenliğine çok dikkat ve önem vermekteyiz.

Kaynak


DERUNİ 26 Ağustos 2011 14:06

Bayburt Kop Şehitleri Abidesi
 
Birinci Dünya Savaşında, Kop Savunması askerî, siyasî ve sosyal açıdan büyük bir hadisedir. Bu savaşta yer alan Osmanlı Devleti'nin Kafkasya Cephesi'nde burada Osmanlı-Rus Savaşının seyrini değiştirecek kadar önemli bir savunması olmuştur.
Osmanlı Devleti de bir oldu bitti ile Kasım 1914'te bu savaşa girmek mecburiyetinde bırakılmıştı. Osmanlı Devleti'nin savaşa girmesiyle, birçok yeni cepheler de açılmış oldu. Bu da savaşın seyrini değiştirmiş ve İtilâf Devletleri'nin birçok plân ve hayâllerinin akamete uğramasına sebep olmuştur. Rusyanın hayal kırıklığı sebeplerinden biri de "Kop Savunması" olmuştur. Gerçekten Kafkas cephesi'nde bir mevzi savunması gibi görünen "Kop Savunması" incelendiği zaman, bunun sıradan bir savunma olmayıp, Kafkas cephesinin ve dolayısıyla Osmanlı-Rus harbinin seyrini değiştirecek kadar önemli bir savunmadır.
Kop Savunmasında askeri kaynaklar toplam 40.000 rusun telef olduğunu, bunun yanında 3.Türk ordusunun ise 9700 Şehit’i olduğunu ayrıca 15.000 Mehmet’in yaralandığını ifade etmektedir. 9700 mûbarek şehit anısına 1963 yılında bu abide yaptırılmıştır.



Saat: 20:38

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık