Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 4.057|Cevap: 3|Güncelleme: 5 Mart 2016

Nuri İyem kimdir, hayatı ve eserleri hakkında bilgi verir misiniz?

3 Kasım 2012 14:54   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
[QUOTE]nuri iyem eserlerinin isimlerini istiyorum
Sponsorlu Bağlantılar
3 Kasım 2012 15:38   |   Mesaj #2   |   
Sena Köse - avatarı
Üye
[QUOTE=Misafir;2505918]
Alıntı

nuri iyem eserlerinin isimlerini istiyorum

Türk resim sanatının en büyük ustalarından biri olan Nuri İyem, Türk Cumhuriyet tarihinin toplumsal, siyasi ve kültürel değişimine tanıklık etmiş ve bu ilerlemeye katkıda bulunmuş, dumadan üretmiş Türk sanatına yeri dolduramayacak eserler vermiştir.

1915 yılında İstanbul'da doğan sanatçı, resme küçük yaşlarda duvarlara kömür kalemle yaptığı çizimlerle başladı. Sağlık memuru olan babasının görevi dolayısıyla çocukluğunu anadolu'nun farklı şehirleri dolaşarak geçirdi. İlkokulu Mardin'de bitiren sanatçı ortaokulda İstanbul'a geldi. Önce Vefa ardından da Pertevniyal Lisesine kaydoldu. Resim tutkusu da bu yıllarda başladı. Hatta resim aşkı yüzünden derslerden geri kalan sanatçı, ailesinin onun doktor olmasını istemesine rağmen en sonunda Akademiye kaydoldu. Yaptığı çalışmaları, o yılların en önemli sanat etkinliği olan Galatasaray sergilerinde, resimlerini hayranlıkla izlediği Nazmi Ziya'ya göstermiş ve onun teşvikini de aldıktan sonra hiç duraksamadan kaydını yaptırıp derslere başlamıştı. Devrin diğer büyük ressamları gibi Nazmi Ziya, Hikmet Onat, Çallı ve Levy'nin öğrencisi olan genç ressam, aynı zamanda Feyhaman Duran, Namık İsmail gibi diğer akademi hocalarının fikirlerinden yararlanmaktan geri kalmadı ve Sanat Tarihi, Estetik ve Mitoloji dersleri veren Ahmet Hamdi Tanpınar'ın, önünde açtığı geniş ufukla entellektüel kimliğini buldu. Ahmet Hamdi'nin düşünce yapısı onun şu satırlarında belli olur: "Geniş hayat önümüzdeki bin başlı bir muamma gibi duruyor. Onu çözdükçe kendimizi bulacağız; hakiki şahsiyette, hür san'ata kavuşacağız. Ağaç güneşte serpilir, fakat toprağın derinliklerindeki kökü ile beslenir. İnsanoğlu kendi ferdiyetini bile ancak içinde yaşadığı cemiyetle idrak eder."
İyem'in yıllar sonra yazdığı ve Yeditepe'de yayınlanan 'Sanatçımızın Kaderi' isimli bir makalesinde bile Ahmet Hamdi'ye gönderme yapması, bu büyük edebiyat ve düşün adamının onun üzerindeki kalıcı etkisini açık bir şekilde ortaya koyar: "Yazık değil mi bunca çabaya? Bunca masrafa? Bunca emeklere? Bunca teşkilatı bir takım adamlara maaş vermek için mi kurmuşuz? Bütün bunlar 'Saatleri Ayarlama Enstitüsü' müdürler?"

Akademideki öğrenimini bitirdikten sonra askerliğini de tamamladı ve Giresun'da görev yaptı. 1940 yılında, dört yıl sonra ilk mezunu olacağı yeni açılan yüksek bölümünü tamamlamak üzere yine Akademi'ye girdi.

Sanat hayatı oldukça hareketli ancak siyasi hayatrı sorunlu bu yıllarda özel sergiler seyrek düzenlenebiliyor, bu da olduça zor bürokratik işlemlerden geçiriliyordu. Nuri İyem, Avni Arbaş, Selim Turan, Fethi Karakaş, Mümtaz Yener, Turgut Atalay, Haşmet Akal, Ferruh Başağa ve Agop Arad gibi 20'li yaşlardaki bir grup genç sanatçı, büyük çabaların sonunda Mayıs 1941'de İstanbul Beyoğlu Matbuat Müdürlüğü salonlarında ortak bir amaç ve görüş çerçevesinde biraraya gelerek bir sergi açtılar. Halkın arasına girmek, onların düşünce ve yaşayışlarını paylaşarak sanatsal üretimlerini gerçekleştirmek amacını taşıyan bu sanatçılar, İkinci Dünya Savaşı'nın bunalımlı ortamında sanatlarına toplumsal gerçekçi bir yön vermişlerdir. D Grubu'nun şekilciliğine ve Anadolu'dan kopuk resim anlayışına karşı çıkan toplumsal içerikli resimleriyle halkla bütünleşmeyi amaçladılar ve bir ölçüde de başarılı oldular. Liman sergisi adı verilen bu etkinliğin ardından Yeniler adı altında birleşen sanatçılar, özellikle Akademi dışındaki yazar ve sanatçılardan destek gördüler. Yeniler, bir sanatçı olarak varolmanın yolunu sanat anlayışları ve toplum gerçekleri arasında bir orta yol çizerek bulmaya çalıştılar.

İyem Yeniler Grubu dağılana kadar düzenlediği tüm sergilere katıldı, bu arada bir süre Resim- Heykel Müzesi'nde Halil Dikmen'in yardımcısı olarak çalıştı. Burada, Türk resminin ilk dönem ustalarını da tanıma fırsatı buldu. Özellikle de Hoca Ali Rıza'ya hayranlık beslemekteydi: "Doğrusu ya, Türk resmi uzun yıllar seyircisiz kaldığı için, toplumsal yaşama katılmada emekledi durdu. Kendi payıma Hoca Ali Rıza'yı, Türk resmini Halk'a doğru götürmekteki çaba ve başarılarından ötürü, ayrıca seviyor ve sayıyorum."

Sanatı topluma empoze etmekten çok, toplumun içinden çıkan bir sanat anlayışını benimseyen sanatçı, dur durak bilmeden üretmiş Anadolu halkına sanatı sevdirmek için tüm benliğiyle uğraşmıştır. Bu amaçla halka ulaşmak için 1946 yılında Beyoğlu'nda Ada (mobilya) mağazasında açtığı ilk sergi ve 1950'li yıllarda Maya Sanat Galerisi'nde düzenlenen diğerlerinin ardından bugüne kadar yapıtlarını bir çok kez sergilemiştir.

1950'li yıllarda soyut anlayışta eserler veren sanatçı 1960'larda figüratif resme geri dönerek, Anadolu insanını, onların yaşamını, iç dünyasını, köyden kente göç edenleri ve gecekondu yaşamını anlatmıştır. Bereketli topraklarıyla ve medeniyetler doğuran özelliğiyle; Anadolu'yu bir kadın olarak algılamış ve ürettiği kadın portrelerinde, iç dünyanın aynası olan gözlerin ışığında, bir parçası olduğumuz toplumu tüm gerçekliğiyle yansıtmıştır.

19-haziran 2005 yılında hayatını kaybeden büyük usta, altı bini aşkın resme imza attı.
Misafir
20 Nisan 2014 13:26   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
konularını nerden secmıs ve baslıca eserlerını ve resım anlayısını yazar mısınz
5 Mart 2016 19:46   |   Mesaj #4   |   
Avatarı yok
VIP VIP Üye
NURİ İYEM
MsXLabs.org & Vikipedi, özgür ansiklopedi

Sponsorlu Bağlantılar
220px Nuri C4B0yem portre2

Nuri İyem toplumsal-gerçekçi sanat akımının önde gelen ressamlarındandır.

Anadolulu kadın portreleriyle tanınmıştır. 3500 civarında resmi vardır. 1941 yılında Avni Arbaş, Agop Arad, Turgut Atalay, Haşmet Akal, Kemal Sönmezler, Selim Turan, Fethi Karakaş, Ferruh Başağa, Mümtaz Yener ile beraber "Yeniler" grubunu oluşturmuş ve "Liman" adlı bir sergi ile toplumsal-gerçekçi sanat görüşünü ortaya koymuştur.

HAYATI
Henüz üç yaşında iken 1918 yılında annesi ve ablası ile birlikte babasının görevi gereği bulunduğu Mardin’e bağlı bir ilçe olan Cizre’ye gitti. İleriki yıllarda gözleri sanat yaşamının portrelerine konu olacak ve kendisi ile çok yakından ilgilenen ablasını 1922 yılında kaybetti. İlkokula Mardin’de başladı. Ailesiyle geldiği İstanbul’dan 1923 yılında annesi ve teyzesiyle gittiği Arnavutluk İşkodra’da mahalle mektebine ardından da İtalyan İlkokulu’na devam etti. Ortaokulu, tekrar döndüğü İstanbul’da okuyan Nuri İyem, Pertevniyal Lisesi öğrencisi iken yaptığı resimlerini dönemin Akademi hocası Nazmi Ziya Güran’a gösterince, Akademi’ye kabul edilebileceği yanıtını aldı. 1933 yılında girdiği Akademi’de öğreniminin ilk yılında Nazmi Ziya Güran’ın öğrencisi oldu. Daha sonraki yıllarda Hikmet Onat, İbrahim Çallı ve Leopold Levy ile çalıştı. Estetik derslerini ise daha sonraki yıllarda yakın dostu olacak olan Ahmet Hamdi Tanpınar’dan aldı. 1937 yılında birinciliği dönem arkadaşı Ragıp Gürcan ile paylaşarak mezun oldu. 1938 yılında yani II. Dünya Savaşı sıralarında asteğmen olarak Trakya’ya gitti. Askerliğini yaptıktan sonra Giresun’a resim öğretmeni olarak atandı. Mezun olduğu okula 1940 yılında “Yüksek Resim Bölümü”nde okumak üzere tekrar geri döndü. Leopold Levy’nin öğrencisi oldu. 1944 yılında “Yüksek Resim Bölümü”nü Nalbant adlı çalışması ile ikinci kez birincikle ilk mezun olarak bitiren sanatçı, aynı yıl Nasip Özçapan’la evlendi.
1941 yılında Avni Arbaş, Agop Arad, Turgut Atalay, Haşmet Akal, Kemal Sönmezler, Selim Turan, Fethi Karakaş, Ferruh Başağa ve Mümtaz Yener gibi toplumcu-gerçekçi sanat anlayışını paylaştığı arkadaşları ile Yeniler Grubu’nun kurucusu oldu. Grup, “Liman Kenti İstanbul” konulu ilk sergisini Beyoğlu Matbuat Umum Müdürlüğü binasında açtı. Türkiye’nin ilk özel resim dersanesini Beyoğlu Asmalımescit S. Önay Apartmanı çatı katında Fethi Karakaş ve Ferruh Başağa ile birlikte kurdu. Buradan yetişen öğrencilerin ilerleyen yıllarda Tavanarası Ressamları adlı bir grup kurduklarına şahit oldu.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Bir heykel kadar sımsıkı, yeşil mehtap aydınlığı kadar zarif, geçmiş zamanın havasını içinde taşıyan eski fresk ve ikonalar kadar yalın dediği kadın yüzleri, köyden kente göçün yoğunlaştığı, bireye ait sosyal hakların kadınlar aleyhine işlediği bir dönemin ürünüdür. Mahur, çekingen, güzel, utangaç ve melankolik halleri ile bu yüzler, hem ölen ablasının hayali imgesi hem de zamanı aşan ikonik bir sembol olarak Nuri İyem’in sanatının billurlaşmış bir örneğidir. Sanatçının aynı tarihlerde gerçekleştirdiği, Anadolu gerçeğine ulusalcı bir bakışla yaklaştığı ‘göç’ resimlerinde de, çalışan, emeğini topraktan çıkaran kadınlar sembolize edildi.

Boyut ve soyut sonrası olmak üzere iki dönem altında biçimlenen sanatı akademi merkezli sanat görüşlerine karşıt bir seçenek üzerinde kimliğini oluşturan sanatçının 2001 yılında Evin Sanat Galerisi tarafından resimlerinin yer aldığı koleksiyonlar tespit edilerek görselleri arşivledi. Projenin devamı olarak, 1504 resimden oluşan "Dünden Yarına Nuri İyem”" Retrospektif sergisi açılan ve sergiye gelen tüm yapıtların yer aldığı iki ciltlik kitabı yayımlanan sanatçı, Ulus’taki evinde 90 yaşında 18 Haziran 2005 tarihinde vefat etti.

Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilen sanatçının, aralarında kendisi gibi sanatçı eşi ve hayat arkadaşı Nasip İyem’in de bulunduğu cenaze törenine katılanların yakalarına, sanatçıyı "Anadolu Kadınları" temalı bir tablosunun önünde gösteren fotoğrafı takıldı.

RESİM TUTKUSU
Resme olan tutkusu ile anne ve babasının ona karşı olan tutumunu kendi sözleri ile şöyle aktarır:

Resme olan tutkum yüzünden babamdan yediğim tokatlarla , söze başlamam gerekiyor önce: Mardin’de ilkokuldaydım. Bir tatil günü evde renkli kalemlerle resim yapıyordum. O zamanlar kullandığımız renkli kalemler kalitesiz olduklarından uçları hemen kırılıyordu. Külüstür bir çakı ile kırılan uçları açmak için uğraşıyordum. Ama kalemleri yontmak çok zor oluyordu. İşte, tam bu sırada duvara gömülü dolap içinde bir kutuda duran babamın usturaları geldi, aklıma. Çoktandır o usturaları kullanmadığını da biliyordum. Ama usturaları almaya korkuyordum. Babam evde olmadığı zamanlar, berbere gittiğinde almak daha kolayıma geliyordu, tabii. Usturalarla, renkli uçları kırılıveren kalemleri daha kolay yontabiliyordum. Yontabiliyordum ama usturaların o keskin ağızları da çabucak kırılıyordu. Resim yaptıktan sonra usturaları kutuya koyup dolaba kaldırdım. Kopacak fırtınayı bekliyordum. Şimdi bunları hatırladığımda yaşananların üzerinden sadece bir iki ay geçmiş gibi geliyor, bana. Babam dolabın kapısın açmış, elinde usturalarla önünde durmuş ve beni çağırıyordu. Yanına gittiğimde hiçbir şey söylemeden tokatları indirmeye başladı. Yeterince tokatladığına inanınca da usturaları bu hale niçin getirdiğimi sordu. Olayı olduğu gibi anlattım. Usturaları çok uzun zaman önce gördüğümü, kalemlerin uçunu açarken bu kadar kolay kırılacaklarını hiç sanmadığımı ve kendisinin de kullanmadığına göre lüzumlu olmadığını düşündüğümü söyledim. Babamın usturalarını kullanarak yaptığım resme ne oldu şimdi hatırlamıyorum. Ama resim yapmak, öylesine heyecan ve keyif verici bir şeydi işte.

ÖDÜLLERİ
1973 Cumhuriyet’in 50.Yılı Resim Ödülü,
1989 Sedat Simavi Görsel Sanatlar Ödülü
1997 Tüyap İstanbul Sanat Fuarı Onur Ödülü

ÖLÜMÜNDEN SONRAKİ SERGİLERİNDEN SEÇMELER
2008 Doku Sanat Galerisi
2008 Evin Sanat Galerisi
2008 Derinlikler Sanat Merkezi
2008 Olcay Art
2008 Antik Park Fine Art and Antiques
2007 Antik Park Fine Art and Antiques
2007 Valör Sanat Galerisi, Artistanbul 2007, İstanbul
2007 Evin Sanat Galerisi, Artist 2007, Tüyap-İstanbul
2007 Evin Sanat Galerisi
2007 Doku Sanat Galerisi
2007 Rezan Has Müzesi
2007 Mart Kolleksiyon
2006 Evin Sanat Galerisi
2006 Cumalı Sanat Galerisi
2005 Artı Mezat
2005 Evin Sanat Galerisi
2005 Artı Mezat

ÖLÜMÜNDEN BİR YIL ÖNCEKİ SERGİLERİ
2004 Evin Sanat Galerisi
2004 Cream Art Gallery
2004 Nurol Sanat Galerisi
2004 Ada Antik
2004 Galeri Ortaköy