![]() |
Ağız Nedir? 1 ek ağızağız, bir dil ya da lehçenin, değişik söyleyişlere dayanan konuşma biçimlerinden her biri. Bir ağzı, ait olduğu dilden, lehçeden ve başka ağızlardan ayıran temel özellik sesbilgisi (fonetik) ve biçimbilim (morfoloji) farklılıklarıdır. Bazı ağızlar, ait olduğu dilin kimi özelliklerini (örn. eski sözcükler, biçimbirimler) taşıdığı gibi, standart dilde bulunmayan sözcük, deyim, atasözü gibi dil verilerini de içerebilir. Ayrıca belli bir yöreye özgü ağızlarda, o yörede eskiden kullanılmış dillerden ya da yakın coğrafi bölge dillerinden kalıntılar da bulunabilir. I -ğzı isim, anatomi ![]() 1. Yüzde, avurtlarla iki çene arasında, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye ve besinleri içine almaya yarayan boşluk. 2. Bu boşluğun dudakları çevrelediği bölümü: "Küçük bir ağız." 3. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı: "Ağızları kopmuş bir çay takımının arasına gizlenmiş, koyu renkli bir cildi oradan alarak bana uzattı."-H. R. Gürpınar. 4. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap: "Çay ağzı." 5. Koy, körfez, liman, yol vb. yerlerin açık yanı: "Körfezin ağzı. Yol ağzında." 6. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. 7. Kesici aletlerin keskin tarafı: "Çelik ağızlı, küçük gül makasını kâğıdından çıkardı."- R. H. Karay. 8. dil bilimi Bir dilin sınırları içinde, bölgelere ve sınıflara göre değişen söyleyiş özelliği: "Anlaşılmaz, garip köylü ağızlarıyla konuşuluyordu."- S. F. Abasıyanık. 9. Üslup, ifade özelliği: "Ertesi günü bazı gazeteler bu haberin bir noktasını yarı resmî bir ağızla tekzip ettiler."- T. Buğra. 10. Uç, kenar: "Topun ağzında. Uçurumun ağzında." 11. mecaz Birini yanıltmak, kandırmak amacıyla dolambaçlı birtakım sözler söyleme özelliği. 12. müzik Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. ağız II isim Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. |
Ağız Hakkında Ağız Bir ülkede geçerli olan genel bir şive içinde, o ülkenin çeşitli bölge ve kentlerindeki konuşma dilinde görülen söyleyiş farkları. Günlük kullanımda şive ile ağız birbirine karıştırılmaktadır. Oysa ağız, tanımda da görüldüğü gibi, şive içinde ele alınmaktadır. Somut bir örnek vermek gerekirse, Türkiye Türkçesi bir şivenin, Konya ağzı ise, bu Türkçe içinde, bir bölgede görülen söyleyiş farklarının adıdır. Söyleyiş farkları da salt bölgeler ya da kentler arasında görülmez. Köyler arasında bile bu tür ayrılıklara rastlanabilir. Söz konusu olan, biçimsel bir başkalık değil, bir ses değişimidir. Söz gelimi, Karadeniz ağzında (g) sesinin (c) gibi çıkarıldığı görülür: "Celdum, cittum". Aynı ağızda, ekteki düz seslinin (ı), yuvarlak sesli (u) olması da bir ağız özelliğidir. Ağız dediğimiz bu söyleyiş farklarının oluşumunda, kişilerin konuşma ve işitme organlarından coğrafî özelliklere, toplumsal yaşayışa dek çeşitli etkenler söz konusudur. Belli ve ortak bir eğitimden geçen kişilerin, konuşmalarındaki bölgesel söyleyiş ayrımlarını düzeltmeseler bile, aynı yazı dilini kullandıkları görülür. Türk edebiyatında da, genellikle tiyatro, roman ve öyküde, kişileri konuştururken ağıza başvurulmaktadır. Bu, konularını toplumsal olaylardan alan ve belli bir bölgede geçen yapıtlarda yaygın bir biçimsel özelliktir. Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi & MsXLabs |
AĞIZ, -ğzı. a. 1. Sindirim borusunun başlangıcında yer alan ve besinlerin alınmasına, çiğnenmesine ve tükürükle ıslanmasına yarayan, ayrıca sürekli solunum (balıklar, amfibyumlar) ya da gerektiğinde solunum (sürüngenler, kuşlar, memeliler) ve ses çıkarma gibi başka işlevler de sağlayan boşluk. (Bk. ansikl. böl.) 2. Yüzün dudaklarla çevrelenen bölümü: Küçük, biçimli bir ağzı var. 3. Çanak ya da boru biçimindeki oyuk yerlerin, şeylerin girişi: Volkanın, fırının ağzı. Tünelin ağzı 4. Ara yolların anayola açıldığı yer: Sokağın ağzında beni indirin. 5. Akarsuyun denize ya da göle kavuştuğu yer: Kızılırmak'la ağzı. (Bk. ansikl. böl. Jeomorfol.) 6. Bir körfezin, limanın, bir boğazın girişi. 7. Kesici aletlerin keskin yanı: Bıçağın ağzı körlenmiş. 8. Bir kimsenin kişiliğine, toplumsal ve kültürel durumuna uygun düşen konuşma biçimi, üslubu: Bir çocuğun ağzından bunları duymak çok şaşırtıcı. Bu sözler senin ağzına hiç yakışmıyor. 9. Meslek adı + ağzı, bir mesleğin alışılagelen düşünme ve anlatış biçimi: Benimle, dostluğumuzu unutup avukat ağzıyla konuşma. 10. Bir kimsenin ağzından, o kimsenin söylediği gibi; onun yerine, onun adıyla: Bu masalı yazılı kaynaklardan değil, yaşlı bir köylünün ağzından derledim. Benim ağzımdan ona bir mektup yazmış. 11. Kez, defa: Çamaşırı üç ağız yıkadım.
MsXLabs & Büyük L. |
—Akışkan, mekan. Bir kap içindeki akış kanın akmasını sağlayan delik. —Akust. Yapay ağız, insan ağzının yönlendirme ve yayma özelliklerini taşıyacak bir biçim verilen ve olağan konuşma sesi yayan küçük hoparlör. —Balıkç. Ağız açkısı, ağlarda balığın girmesi için ağ ağzını açık tutmaya yarayan demir ya da ağaçtan gergi. —Çeneleri güçlü balıkların ağzından iğneyi çıkartırken ağzı açık tutmaya yarayan telden araç. —Bayınd. Giriş ağzı, yol hendeği ya da yaya şeridi kenarında yağış sularını toplayarak kanalizasyona boşaltmaya yarayan giriş yeri. —Bçç. Bıçak ağzı, bıçaklarda namlunun keskin yüzüne verilen ad. —Bine.
—Ciltç Bir kitapta formaların kalınlığını veren ve kapaklar arasında görülen üç yüzeyden her biri. (Bu yüzeyler üzerine yaldız sürülebilir.) ll Ön ağız, kitap sırtının karşısında yer alan ve ciltlenmiş kitapların birçoğunda içbükey olan yüzey. —Deniz yap Bir nehrin katı ve sıvı yükünü denize boşaltmasını sağlayan tek ya da çok kollu uç bölümü. (Nehrin akıntısıyla denizin devinimi [özellikle gelgit] arasındaki etkileşim, ağızda morfolojik ve hidrolojik özel bir dinamiği belirler.) [Bk. ansikl böl.] —Denize. Kancaların uçlarıyla sırtları arasındaki açıklık.
—Esk. sil Miğferin başa geçirilen bölümü; önünde, peçelikli türde bir çift göz oyuğu, siperlikli türdeyse alın siperliği vardır.
—Isıt, havld.
—Bir hava kanalının dış çeperine ya da yanlarına yerleştirilen düzenek. (Hava ağzı, havalandır ma, ısıtma ya da iklimlendirme havasının girip çıkmasını sağlar.) ll Sıcak hava ağzı, bir yere sıcak hava vermede kullanılan ağız. —işlem. Bir matkabın kesici kenarı. —Bir freze bıçağının kesici kenarının uç bölümü. —Jeomorfol. Akarsu ağzı, akarsuyun denize ya da göle kavuştuğu yer. (Bk. ansikl. böl.) —Kaynakç. Ağız açma, kaynaktan önce parçaların kenarlarını hazırlama işlemi, (işlem, öğelerin yüzeyiyle 90°'den farklı açı yapan, doğrusal profilli kaynak yüzeyleri elde etme olanağı verir.) [Bk. ansikl. böl.] —Mak. san. Bir aygıtın ya da bir makinenin kapağına açılan delik. —Bir merkezkaç pompada akışkanı emme deliği.ll Hadde ağzı, hadde deliğinin en geniş yanı. —Marang. Rendede talaş boşluğunun tabana açılan bölümü. —Metalurj. Bir yüksek fırının yüklenmesini sağlayan üst bölümü. —Gövdeli fırının üst bölümü. (Bk. ansikl. böl.) ll Ağız gazı, dökme demirin erimesi sırasında yüksek fırının ağzından çıkan ve °/o 30 ile 35 oranında karbon monoksit içeren gaz; kalori gücü 1 kcal/m3 düzeyindedir. —Müz. Belli bir topluluk ya da bölge müziğinde görülen söyleyiş biçimi, üslup. (Bk. ansikl. böl.) —Patol. Ağız kuruması, tükürük salgısının azalmasına, hatta yok olmasına bağlı olarak ağzın ileri derecede kuruması. (Bazen ihtiyarlarda ve melankoliklerde ya da nevrastenilerde görülür. Gougerot-Sjörgen sendromu da nedenlerden biri olabilir.) —Polim. Enjeksiyonla kalıplamada besleme kanalından gelen maddenin kalıba girdiği delik. (Ağız çapı ile besleme kanalı çapı eşit olursa.kalıplama türüne "doğrudan enjeksiyon" adı verilir; bu çap daha küçükse ağız "kılcal" ya da “toplu iğne kafalı ağız” adını alır.) [Eşanl. GİRİŞ KANALI.] |
—Sepetç. Sepet ve küfelerin, daha sıkıca örülmüş uç kısmı. —Seram. Orta ağız, kütahyalı çini ustalarının, ateşhanede, alev ve ısının ana fırın gövdesine geçtiği deliğe verdikleri ad. —Sesbilg. Ağız boşluğu, kesici dişler, damak ve dil ile sınırlı hançere üstü çınlayıcı. —Sil. Ateşli bir silahta, merminin çıktığı namlu ucu.
—Zool. Ağız parçaları, eklembacaklılarda ağzı çevreleyen ya da ağız yakınında bulunan eklemli parçalar; böceklerin üç çift parça (altçene, üstçene ve dudaklar) ile tek parçalardan (üstdudak ve altdudak) oluşan baş eklentileri. (Bk. ansikl. böl.) ♦ be. say. sıf. + ağız, kez, defa: Çamaşırı iki ağız yıkadıktan sonra komşuya gitti. —ANSİKL. Ağız embriyondaki blastoporun gelişmesiyle (protostomia grubu hayvanlar: omurgasızların çoğunluğu) ya da bir dışderı kalınlaşmasıyla (stomodeum) oluşur (deuterostomia grubu hayvanlar: derisidikenliler, protokordalar ve omurgalılar). Işınsal bakışımlı hayvanlarla bazı yassı kurtlarda (turbellaria) ortada, ötekilerde öndedir. Suyun girişi için pek çok delik bulunan süngerler dışında, hayvanlarda bir tek ağız vardır. Sindirim aygıtı torba biçiminde olan ilkel hayvanlarda (selentereler, taraklılar, yassısolucanlar, kimi denizyıldızları) bu delik aynı zamanda anüs ödevi görür. Ağızda yakalamak, gerektiğinde öldürmek, çiğnemek, katı avları sindirmek için organlar (dokunaçlar, eklembacaklıların ağız parçaları, yumuşakçaların dişlidili, kuşların gagası, omurgalı öteki sınıfların dişleri), sıvıları emmek için organlar (sokucu ya da emici böceklerin hortumu, sülüklerin vantuzu, kolibrinin gagası, dudaklar), besinleri kimyasal açıdan kontrol için organlar (tatma organı: dil, vb.), yutmak için organlar (tükürük bezleri) yer alır. Ama ağız sindirimle ilgili olmayan işlevler de yapar: balıklarda solunum, karada yaşayan omurgalılarda ses çıkarma ve yardımcı solunum, kuşlarda yavruları ve çeşitli nesneleri taşıma, yuva yapma, birçok hayvan grubunda saldırma ya da savunma (ısırma), ipek salgılama (tırtıl) ve vücudun ön kısmının duyarlığı, devingenliği ve ayrıcalı durumuyla ilgili olarak daha başka birtakım işlevler. —Anat, insanda ağız boşluğunun iki deliği vardır: biri önde, dudaklarla sınırlı olan delik, öteki arkada yutak deliği. Burayı yanlarda yumuşak damağın ön kenarı, yukarıda küçük dil ve aşağıda dil kökü sınırlar. Üst ve alt diş kemerleri ağzı ikiye böler: önde ve sağlı sollu yanlarda bulunan ağız-yanak boşluğu ve diş kemerlerinin arkasında kalan gerçek ağız boşluğu. Ağız, üstte sert damak ile daha arkadaki yumuşak damak, altta dil ve ağız tabanı ve yanlarda yanak mukozası ile çevrilidir. Mukoza tabakası diş etleri de dahil olmak üzere içten tüm ağzı kaplar ve yanlarda Stenon, altta Warton kanalları ile devam eder. Stenon kanalı kulakaltı bezinin tükürük salgısını ağza ileten ve üst birinci azı dişi hizasında yanakların iç kısmında sonlanan kanaldır. VVarton kanalı ise, çene altı bezinin salgısını iletir. Ağza alınan besinler kesici dişler ile köpekdişleri tarafından parçalanır, üst ve alt azı dişleri ile de öğütülür. Çiğneme sırasında besinler tükürük ile karışır Tükürük, besinleri ıslatır ve parçalanmalarını sağlar. Ayrıca yapısında bulunan pityalin aracılığıyla karbonhidratlar üzerinde özel bir etkisi vardır: bunları dekstrin ve maltoza dönüştürür. Besinler bu hazırlık döneminden sonra lokma haline gelir ve yutularak yemek borusuna geçer. Bütün bu işlemler sırasında tat alma olayı da gerçekleşir ve bu sayede çeşitli besinlerin tat duyumu sağlanmış olur. Mendirek yöntemi, nehrin kıyılarını (setle tutulu ya da değil), koşut ya da hafifçe yakınsak iki bentle denize doğru uzatmaya dayanır; böylece nehrin taşıdığı maddeler, soluğan dalgaları ve akıntıların daha çok dağıtıcı etki gösterdiği derin bölgelere aktarılır. Ama bu işlem, engelleyici çökellerin zamanla mendirek ağzında birikimi yüzünden sınırlı kalır. Mendireklerin uzatılması çok pahalıya malolacak- sa taraklama yöntemine başvurmak gerekir. Taraklama yöntemi, iki halde kullanılır:
—Ea. Divan şiirinde sevgilinin ağzı nokta kadar küçüktür. Arap alfabesindeki minik bir gözü olan mim harfine benzetilir, hatta “yok” diye tanımlanır. Bu niteliği ağ denilen bu tür, karanın alçalması ya da düzeyi yükselen denizin vadilere sokulması ile oluşmuştur. Gelgit hareketlerinin, dalgaların ve akıntıların, akarsuların getirdiği alüvyonlardan daha çoğunu uzaklaştırdığı kıyılar, haliç oluşumuna elverişlidir, Birikimin egemen olduğu deltalarda akarsu ağızları daha farklıdır. Buralardaki akarsular zaman zaman meydana gelen taşkınlar sonucunda birkaç kola ayrılır. Ağız koiları denilen bu yeni çığırlar, kendi doğal yatakları içinde denize doğru ilerler. Bunlardan, yeterince su geçirmeyenlerin ağızları yanında kıyı okları meydana gelerek lagünler oluşur. Akarsu ağızları, özellikle haliçler, ilkçağ' dan beri yerleşme, av, liman ve ticaret yeri olarak önemli rol oynamışlardır. Geçmişteki büyük uygarlıkların çoğu buralarda geliştiği gibi, günümüzün birçok önemli limanı (Londra, Hamburg, New York, Liverpooi, Bordeaux vb.) da haliçlerde kuruimuştur. Akarsu ağızları değişik bir biyolojik ortamla belirlenir Burada, alttan bir kanca gibi sokulan tuzlu deniz suyu, üstteki daha hafif tatlı su ile karışır. Fiziksel ve kimyasal parametlerin sık sık değiştiği bu devingen acısu ortamında, koşullara uyabilen çeşitli solucanlar, yumuşakçalar, kabuklular, bazı balıklar ve bunlarla geçinen kuşlar yaşar. —Kaynakç. Ağız, küçük parçalarda elle, büyük parçalarda makinelerle açılır. Genellikle gemi, depo vb.’nin yapımına yarayan kalın saclardan başka, kaynakla kolayca birleştirmek için çelik borulara da (örneğin boruhatları) uygulanır. —Metalurj. Modern gövdeli fırınların ağzında (yüksek fırınlar, kireçli fırınlar, kupol fırınları), çoğunlukla otomatik yükleme, yük dağıtımı ve yanma gazlarının geri kazanımı düzenekleri vardır. Kok ve maden filizi, röset bölümünden ağıza kadar çıkıp inen küçük vagonlarla ya da kepçelerle taşınır. —Müz. Kadın, erkek söyleyiş biçimini ayrımlamak için kadın ağzı, erkek ağzı biçiminde kulanıldığı gibi, yöre adlarıyla birlikte de söylenir: Eğin ağzı, Harput ağzı, azeri ağzı, acem ağzı gibi. —Zool. Üstün yapılı kabuklu hayvanlarda, örneğin ıstakozda, ağız sağa ve sola açılabilen, bir çift sert ve dişli altçene ile kapanır; bunun biraz gerisinde bir çift çok küçük üstçenecik ve bir çift biraz daha büyük üstçene görülür; daha geride bulunan ve gittikçe daha büyük olan üç çift çeneayağı da avların parçalanıp yenmesine yardım eder. Örümceklerde yalnız bir çift zehir çengeli (keliser) [gerçek örümceklerde zehirlidir] ve onun ardında bir çift pedipalp bulunur, bunlar akreplerde kıskaç biçiminde gelişmiş, örümceklerde körelerek sadece avlarının vücut sıvısını emmeye yarar organlar halini almıştır. Kırkayaklarda bir üstdudak, bir çift altçene, bir çift çene, üzeri dokunaççıklarla dolu bir aitdudak bulunur. Aynı parçalar böceklerde de bulunur, ama her türün beslenme rejimine göre önemli ölçüde değişik olarak. Özgülleşmemiş ilkel tipte bir böcekte (hamamböceği) önden arkaya doğru, bir üstdudak, bir çift güçlü altçene, üzeri dokunaççıklarla dolu karmaşık yapılı bir çift üstçene ve birbirine benzer iki üstçene parçasının kaynaşmasıyla oluşan ve üzerinde dokunaççıklar bulunan bir aitdudak bulunur. Öğütücü ağzı olan etçil (cicindella) ya da otçul (mayısböceği) böceklerde bu tip pek az değişiklik gösterir. Yabanarısında (öğütücü ve yalayıcı) altdudaktan kaynaklanan bir dil taslağı görülür; balansında (balözü emici) uzun ve tüylü bir dil vardır ve öteki parçalar da uzundur. Emici bir böcek olan sinekte, kendine özgü tek parçalar, ucu bir çeşit emici süngeri andıran bükül- gen bir boru oluşturur; sokucu bir sinek olan çeçesineğinde ağız parçaları uzun iğnelere dönüşmüştür. Balözü emici böcekler olan kelebeklerde çene parçalarının birleşmesinden oluşan ve uzunluğu bazılarında gövde uzunluğunu aşan, düzelip açılabilen sarmal bir hortum bulunur. Daha başka böcekler, büvelekler, sivrisinekler ve tahtakuruları sokar ve ağız parçalarının yardımıyla kan emerler; bunlarda parçaların kimisi sivrileşmiş, kimisi değişik parçaların bir araya gelmesiyle karşılıklı oluklar halinde birleşerek tam bir boru biçimini almıştır. ( KARDO, GALEA, GLOSSUM, DUDAK, LACINIA, ALTÇENE. ÜSTÇENE, PALP, PARAGLOSSUM.) |
AĞIZ a. Yem doğurmuş memelilerin koyu, yapışkan ilk sütü. —ANSİKL Folk. Anadolu’nun birçok yöresinde bir kişi,ineği ya da koyunu yavruladığında, komşularına birer tas ağız sütü gönderir. Komşular da, tuzun bereketi simgelediğine inanıldığı için, tası tuzla doldurarak geri verirler. —Kad. doğ. Ağızın bileşimi sütün bileşiminden çok değişiktir; ağızda albümin ve madensel tuz daha çok, lipit daha az, kazein yoktur. Çok geçmeden onun da bileşimi sütünkine yaklaşır. —Zootekn. Memelilerde, doğumu izleyen ilk günlerde salgılanan ağız, normal sütten oldukça değişik nitelikler taşır. Ağız çok yoğun, sarımsı ve yapışkandır, inekte, normal süte göre, azotlu madde bakımından dört kat, madensel tuzlar ve yağlı maddeler bakımından üç kat daha zengindir. Buna karşın, laktoz bakımından o kadar zengin sayılmaz. Gebelik sırasında dölütün bağırsağında biriken artık ürünlerin dışarı atılmasını sağlayan ağız, bağırsakları yumuşatıcı özellikler taşır. Öte yandan, çeşitli bulaşıcı hastalıklara karşı yavruya bağışıklık kazandıran antikorlar içerir. Dahası, ağız yeni doğan için yararlı bir besindir. Süt ineğinden sağılan ağız sütüne gelince, kaynatıldığında kesilen bu süt, işlemeye ve içilmeye elverişli değildir. Doğumdan sonra beşinci günden başlayarak inek sütü satışa sunulabilir. |
AĞIZ, Bir dilin yalnız söyleyiş farklılığı gösteren koludur. Bu fark yazı diline girmez. Karadeniz ağzı, Konya ağzı gibi . Geliyorum yerine geliyom der, fakat geliyom diye yazmaz. Yalnız, ilim terimi olarak yapılan bu ayrım, günlük kullanışta karışıktır. Konya şivesi, İstanbul lehçesi gibi… Konuşma dilinde nasıl olursa olsun her ülkenin tek bir resmi yazı dili ve alfabesi vardır.Bunun için yazı diline, kültür dili veya edebi dil de denir. Aynı ağızın içinde söylenişi ve yazılışı farklı kelimeler de olabilir. Almayayım yerine almiim denmesi gibi… Son cümle bu konuda bazı yersiz arayışlarda bulunanlara; "Ortak yazı dili, aynı zamanda devlet ve millet dilidir. |
Ağız Ağız, bir şive içinde oluşan, ses ve söyleyiş değişikliklerine dayanan küçük kollara, bir ülkenin çeşitli bölge, il veya ilçelerinin sözcükleri söyleyiş bakımından birbirinden ayrı olan konuşmalarına verilen ad. Aksan. Örneğin; Ege Ağzı'nda genellikle "biliyorum" sözcüğü yerine "biliyom" kullanılır. Günlük kullanımda şive ile ağız birbirine karıştırılmaktadır. Oysa ağız, tanımda da görüldüğü gibi, şive içinde ele alınmaktadır. Somut bir örnek vermek gerekirse, Türkiye Türkçesi bir şivenin, Konya ağzı ise, bu Türkçe içinde, bir bölgede görülen söyleyiş farklarının adıdır. Söyleyiş farkları da salt bölgeler ya da kentler arasında görülmez. Köyler arasında bile bu tür ayrılıklara rastlanabilir. Söz konusu olan, biçimsel bir başkalık değil, bir ses değişimidir. Söz gelimi, Karadeniz ağzında "g" sesinin "c" gibi çıkarıldığı görülür: "Celdum", "cittum". Aynı ağızda, ekteki düz seslinin "ı", yuvarlak sesli "u" olması da bir ağız özelliğidir. Ağız dediğimiz bu söyleyiş farklarının oluşumunda, kişilerin konuşma ve işitme organlarından coğrafî özelliklere, toplumsal yaşayışa dek çeşitli etkenler söz konusudur. Belli ve ortak bir eğitimden geçen kişilerin, konuşmalarındaki bölgesel söyleyiş ayrımlarını düzeltmeseler bile, aynı yazı dilini kullandıkları görülür. Türk edebiyatında da, genellikle tiyatro, roman ve öyküde, kişileri konuştururken ağıza başvurulmaktadır. Bu, konularını toplumsal olaylardan alan ve belli bir bölgede geçen yapıtlarda yaygın bir biçimsel özelliktir. |
Ağız, Mensubu bulunduğu kültür dili ile aynı dile bağlı lehçe ve şivelerde bazı meselelerini aydınlatmada ipuçlarına sahiptir. Ayrıca bir dilin tarih içindeki gelişimi, diğer lehçe ve şivelerle mukayese imkanını da vermektedir. Bunun yanında yazı dilinin beslenmesi ve geliştirilmesinde diyalektlerin, yani ağızların oynadığı rol çok büyüktür. Fakat şurası açıktır ki, Türkçenin diyalektleri henüz istenildiği gibi tesbit edilmiş olmadığı gibi, bu ağızların tesbiti için gerekli çalışmalar da yapılmış değildir. Hatta yaşayan ağızlar için bir arşivden de mahrum bulunmakta. Batı ülkelerinde bu çalışmalar 100 seneyi aşkın bir süredir tesbit edilmeye çalışılmış, arşivler kurulmuş ve diyalektoloji ile ilgili olarak, dil atlasları bile yapılmıştır. DEVAMI Dil Bilimi |
Atasözü, deyim ve birleşik fiiller ağız açmak ağız açmamak ağız açtırmamak ağız aramak (veya yoklamak) ağız burun birbirine karışmak ağızda dağılmak ağızdan burun yakın, kardeşten karın yakın ağızda sakız gibi çiğnemek (bir şey için) ağız değiştirmek ağız dil vermemek ağız etmek ağız kullanmak (biri) ağızlara sakız olmak ağız satmak ağız tamburası çalmak ağız tıkamak ağız yapmak ağız yaymak ağız yer, yüz utanır ağız yoklamak ağza alınmaz (veya ağza alınmayacak) ağza almamak ağza düşmek ağza koyacak bir şey ağza tat, boğaza feryat ağzı burnu yerinde ağzı çiriş çanağına dönmek ağzı dili bağlanmak ağzı dili kurumak ağzı dili tutulmak ağzı dolu dolu konuşmak ağzı kulaklarına varmak ağzı kurumak ağzı kurusun ağzı lâf (veya lakırtı) yapmak ağzına almak ağzına almamak (bir şeyi) ağzına atmak (birinin) ağzına bakakalmak ağzına baktırmak ağzına bir parmak bal çalmak ağzına (bir şey veya çöp veya lokma) koymamak ağzına bir zeytin verir, altına (veya ardına) tulum tutar ağzına burnuna bulaştırmak ağzına düşmek ağzına etmek ağzına geldiği gibi ağzına geleni söylemek ağzına gem vurmak ağzına kilit takmak (veya vurmak) ağzına lâyık (birinin) ağzına sakız olmak (bir şeyi) ağzına sürmemek ağzına taş almış ağzına tıkamak (birinin) ağzına tükürmek ağzına verilmesini beklemek (veya istemek) ağzına (veya diline) kira istemek ağzına (veya diline) sağlık ağzına (veya önüne) bir kemik atmak ağzına vur, lokmasını al ağzına yakışmamak ağzına yüzüne bulaştırmak ağzında bakla ıslanmamak (lâf) ağzında bırakmak (bir yiyecek) ağzında büyümek (bir söz, birinin) ağzında çalkalanmak (bir şeyi) ağzında gevelemek (birinin) ağzından ağzından baklayı çıkarmak ağzından bal akmak ağzından burnundan getirmek ağzından çıkanı (veya çıkan sözü) kulağı duymamak (işitmemek) ağzından çıkmak ağzından çıt çıkmamak (söz, lakırtı) ağzından dirhemle çıkmak ağzından dökülmek ağzından düşmemek (veya düşürmemek) ağzından girip burnundan çıkmak ağzından hayır çıkmazsa bari şer söyleme ağzından kaçırmak ağzından kapmak ağzından lakırtı (veya lâf) almak (veya çekmek) (birinin) ağzından lokmasını almak ağzından yel alsın ağzında yaş kalmamak ağzını açacağına gözünü aç ağzını açıp gözünü yummak ağzını açmak ağzını açmamak ağzını aramak (veya yoklamak) ağzını bıçak açmamak ağzını bozmak ağzını burnunu çarşamba çanağına (veya pazarına) çevirmek ağzını burnunu dağıtmak ağzını dilini bağlamak ağzını havaya (veya poyraza) açmak ağzını hayra aç! (başkasının) ağzını kapamak (kendi) ağzını kapamak (veya kilitlemek) ağzını kiraya vermek ağzını koklamak (birinin) ağzını kullanmak (veya satmak) ağzını mühürlemek (birinin) ağzının içine bakmak (bir kimse) ağzının içine baktırmak (bir kimse) ağzının içine girmek ağzının içi yangın yerine dönmek (bir şey birinin) ağzının kaşığı (kalıbı veya lokması) olmamak ağzının mührü ile (birine) ağzının payını (veya ölçüsünü) vermek ağzının perhizi yok ağzının suyu akmak ağzını öpeyim (veya seveyim) ağzını sıkı (veya pek) tutmak (birinin) ağzını tıkamak ağzını toplamak ağzını (veya çenesini) tutmak ağzı oynamak ağzı sulanmak ağzı süt kokmak ağzı teneke kaplı (olmak) ağzı var dili yok ağzı varmamak (bir şeyden) ağzı yanmak ağzıyla kuş tutsa... Birleşik Sözler ağız ağıza ağız alışkanlığı ağız birliği ağız dalaşı ağız değişikliği ağız dolusu ağız kâhyası ağız kalabalığı ağız kavafı ağız kavgası ağız kokusu ağız nişanı ağızotu ağız şakası ağız tadı ağız tatsızlığı ağız tüfeği ağız tütünü ağız ünlüsü ağızdan ağıza ağzı açık ağzı bir ağzı bozuk ağzı gevşek ağzı havada ağzı kalabalık ağzı kara ağzı kenetli ağzı kilitli ağzı kulaklarında ağzı pek ağzı pis ağzı sıkı ilk ağızda |
| Saat: 10:33 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık