MsXLabs
Sayfa 10 / 15

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Sağlıklı Yaşam (https://www.msxlabs.org/forum/saglikli-yasam/)
-   -   Sağlıklı Yaşam ve Bilgiler (https://www.msxlabs.org/forum/saglikli-yasam/4615-saglikli-yasam-ve-bilgiler.html)

kambis 18 Aralık 2007 01:28

Elma Sirkesi-Bal
Günlük sirke tedavisi
Elma sirkesinin şifalı gücünden gerektiği şekilde istifade etmek ve vücudunuzu zehirlerden arındırmak istiyorsanız, bu süre içinde ek olarak sigara, kahve gibi zevk veren maddelerden uzak kalırsanız, birden kendinizi iyi hissettiğinizi göreceksiniz. Bir gün boyunca sadece hafif, ama kıymetli gıdalar alınız. Buna ilâveten su, bitki çayı ve meyve suyu içiniz. Kalan iki günde sadece sıvı gıdalar alınız. Günde üç kez elma sirkesi, bal karışımı, ek olarak maden suyu, bitki, meyve çayı ve sebze püresi olarak; üç günlük perhizden sonra tekrar normal hayatınıza devam edebilirsiniz.

Cilt ve saç bakımı Elma sirkesi bilhassa kozmetik sahasında tesirini ciddi şekilde göstermektedir. Çünkü pH değeri cildimizle aynı değerdedir. Tabii sirke asidiyle cildimizin tabii asit tabakası dengelenir ve cildimizin en dış tabakası altındaki kan dolaşımı harekete geçirilir. Böylece cildimiz nazik ve yumuşak kalır. Ayrıca elma sirkesi mantar ve bakterilerin gelişmesini engeller.

Duş veya banyodan sonra vücudumuzu, elma sirkesi karıştırılmış su ile ovunuz veya banyo suyuna bir bardak sirke ilâve ediniz.

Cildinizin pürüzsüz ve yumuşak kalması ve tırnaklarınızın kırılmaması için 4-6 haftalık, elma sirkesi-bal karışımı temel tedavi tavsiye edilmektedir. Kuru cilt ve çatlak tırnaklara aynı nispette elma sirkesi ve zeytinyağı sürülürse iyi gelir.

Cilt problemlerine dair püf noktaları Döküntülü kısımları olan cildin üzerine inceltilmiş sirke ihtiva eden tampon sürülürse derhal döküntü kaybolur. Diğer cilt problemleri ise daha inatçıdır. Güvenilir ev reçetesi olarak özel bir sirke macunu geliştirilmiştir. Cildinizde oluşan siğil ve nasırları elma sirkesi-tuz hulâsası ile kontrol altına alınabilirler.

Elma sirkesi tuz hulâsası
Birçok kez kullanıldığında elma sirkesi-tuz hulâsası cilt değişimlerine karşı tesirli olmakta; bereler, şişmeler iyileşmektedir. Ayrıca hemoraji (kanama)'nın yayılması önlenmekte, iltihabî süreçler de gerilemektedir. Bir ölçek mutfak tuzunu dört ölçek elma sirkesinde erittikten sonra günde birkaç kere ilgili yerlere tamponla sürüldüğü takdirde kısa sürede tesiri görülecektir.

Elma sirkesi macunu
Elma sirkesine ek olarak çörekotu tohumu ve yağı, ayrıca nar kabuğu ile hazırlanmaktadır.

1. iki bardak elma sirkesini bir bardak öğütülmüş çörekotu tohumuyla karıştırınız.

2. Altı-yedi saat bu karışım bekletilir ve bir kompres veya benzer bir şeyle süzülür. Daha sonra 24 saatliğine çökelmeye bırakılır.

3. Arta kalan sıvı kısmını dökünüz, elde edilen çökeltiyi öğütülmüş nar kabuğu ve elma sirkesiyle 4; 2; 1 nisbetlerinde karıştırıp, fırında kısa bir süre ısıtınız.

Bu macunun altına aynı miktarda saf çörekotu yağı sürünüz. Geceleyin hastalıklı bölgeye sürülen bu macun; sivilce, egzama, sedef hastalığı, ayaklarda mantar ve diğer ciltte oluşan acı veren rahatsızlıklara iyi gelmektedir.
Saç bakımı için
Parlak ve yumuşak saçlar için, saçları yıkadıktan sonra içinde ¼ ölçeğinde elma sirkesi bulunan sıcak su ile saçlarınızı durulayın. Aşırı saç dökülmesi genelde metabolizmanın düzgün işlememesinden kaynaklanmaktadır. Bu durumda da belirtilen elma sirkesi-bal karışımı iyi gelmektedir.
Her gün sağlıklı olabilmek için
Yorucu bir haftadan sonra, üzerindeki gerilimi ve bitkinliği kim gidermeyi istemez. Ne kadar yaşlanırsak, o kadar çok tahammül sınırını zorladığımızı hissederiz. Böyle bir durumda birtakım tesirli şifa kaynakları bize bahşedilmiştir. Mükemmel beslenme ve egzersizin yanı sıra elma sirkesinin günlük doğru kullanımı da önemlidir.

Enerji kaynağı olarak elma sirkesi
Ölçülü dozda alındığında elma sirkesi-bal karışımı yan tesiri göstermeyen bir hayat iksiri olup, bütün organizmamıza iyi gelmektedir. Sadece fizyolojik metabolizmaları değil, aynı zamanda bağışıklık sistemini de uyarmaktadır.

Elma sirkesi bal karışımı Bir bardak suyu birer çay kaşığı elma sirkesi ve balla karıştırınız. Bu karışımı her öğün içiniz. Mide ekşimesi, gaz ve kabızlığa karşı sindirim üzerine teskin edici özelliği gösterirken, birçok tedavi süresince hızlandırıcı özelliği görülür. Meselâ sık sık burun kanamalarına karşı kanın pıhtılaşmasını sağlar.

Ameliyat olmanız icab ediyorsa bundan dört hafta önce bu karışımı almaya başlayınız.
Akşam rahatlatıcı bir banyo

Haricen kullanıldığında elma sirkesi yorgun kasları tekrar zinde kılmaktadır. Bir küvet suya iki bardak sirke ilâve edildiğinde gergin kasları gevşetmektedir. Bütün gün ayakta kaldıktan sonra bazen ayaklarımızın şiştiğinden ve ağrıdığından şikâyet ederiz. Bu durumda, inceltilmiş elma sirkesiyle hazırlanan suda ayaklarımızın ağrılardan kurtulmasını ve dinlenmesini sağlayabilirsiniz. Banyo yapmanız müsait değilse, küvet veya bir leğene, ayak bilekleri suyun içinde kalacak şekilde, isteğe göre sıcak veya soğuk su doldurunuz. iki ve üç bardak elma sirkesi ilâve ediniz. Tamamen dinleninceye kadar, ayakları su içinde durdurup hareket ettiriniz.


Hi-LaL 18 Aralık 2007 08:59

Kurban eti nasıl tüketilmeli?
 
Kurban eti nasıl tüketilmeli?
18-12-2007



ANKARA (ANKA) – Sağlık Bakanlığı, Kurban Bayramı'nda, kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve hipertansiyonu olanları, yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeleri ve kısıtlı miktarda tüketmeleri konusunda uyardı.

Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Kurban Bayramı'nda şeker ve şekerli besinlerin yanı sıra et tüketiminin de artmasının sindirim sisteminde ve diğer organlarda çeşitli rahatsızlıklara yol açtığı belirtildi. Etlerin sebzelerle pişirilmesi veya etlerin yanında sebzelerin de tüketilmesi gerektiği vurgulanarak, kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve hipertansiyonu olanlara, yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeleri konusunda uyarıda bulunuldu. Ayrıca, barsak parazitlerinin ve hayvan hastalıklarının bulaşmasının engellenmesi için kurbanlık hayvanların güvenilir yerlerden ve kişilerden satın alınmasına ve uygun koşullarda kesiminin yaptırılmasına dikkat edilmesi gerektiği bildirildi.

Kurban etlerinin uzun bir dönem tüketilecek olması nedeniyle saklama, hazırlama ve pişirme koşullarına özen gösterilmesi gerektiği vurgulanarak şu önerilere yer verildi:
“-Kurban eti uygun koşullarda kesildikten sonra, etler hayvanın uygun yerlerinden yağlı kısımları ayrılarak parçalanmalıdır. Kesilen kurban eti mutlaka buzdolabında bir gün bekletilmelidir.

-Etler büyük parçalar şeklinde değil, kıymalık, kuşbaşılık, pirzola, biftek ve bonfilelik olarak ayrılmalı, günlük pişirilecek miktarlara bölünmeli ve buzdolabı poşetine veya yağlı kağıda sarılarak, buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır. Bu şekilde hazırlanan etler buzlukta (-2 derece) birkaç hafta, derin dondurucu da ise (-18 derece) daha uzun süre ile saklanabilir.

-Etler çözdürülürken oda ısısında değil, mutlaka buzdolabı ısısında veya mikrodalga fırınlarda çözdürülmelidir.

-Pişirilecek miktarlarda et çözdürülmeli, çözdürülen etler hemen pişirilmeli, tekrar dondurulmamalıdır.

-Etlerin pişirilmesinde haşlama, ızgara gibi yöntemler tercih edilmeli, kızartmalardan kaçınılmalıdır. Çok yüksek ısıda uzun süre pişirme ve kızartma yöntemi çeşitli kanserojen maddelerin oluşumuna neden olabileceği için tercih edilmemelidir.

- Et ile yapılan yemekler kendi yağı ile pişirilmeli, ilave yağ eklenmemelidir”

Ayrıca şeker ve şekerli ürünleri satın alırken Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan izinli olmasına, son kullanma tarihinin geçmemiş ve ambalajının bozulmamış olmasına dikkat edilmesi gerektiği belirtilerek, tatlı tüketiminde hamurlu ve şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıların tercih edilmesi gerektiği vurgulandı.


_PaPiLLoN_ 19 Aralık 2007 20:23

Dört soruna dört bitki

Hazımsızlık, yorgunluk, kötü nefes kokusu ve reflü... Bu sorunların çaresini her zaman ecza dolabınızda mı arıyorsunuz? Bizim başka bir önerimiz var: Şifalı bitkiler.

Hazımsızlık

Çare: Melisa
Ne sağlıyor: Şifalı bitkilerle uğraşan uzmanlar, melisanın hazımsızlığa karşı birebir olduğunu söylüyorlar. Ayrıca antideprasan özelliği olan bu bitki, kendinizi kısa bir sürede iyi ve daha mutlu hissetmenizi sağlayabiliyor. Aynı zamanda, anksiyete ve uyku problemlerini gidermede de etkili olan melisanın hafızayı güçlendirdiği de biliniyor.
Bunu deneyin: Hazımsızlıktan yakınıyor ve melisanın olumlu etkilerinden faydalanmak istiyorsanız, 3–4 çay kaşığı kuru melisa yaprağıyla demlediğiniz çaydan günde 2 fincan için.

Mide bulantısı

Çare: Papatya
Ne sağlıyor: Papatya sindirim sistemi üzerinde pek çok olumlu etkiye sahip bir bitki ve mide spazm ve kramplarını da önlüyor. Bu özelliğiyle de mide bulantısının yanı sıra, şişkinlik, hafif gastrit semptomları ve gaz şikâyetlerini gidermede de etkili olabiliyor. Uzmanlar, papatyanın araba ve gemi yolculuklarında oluşan bulantıları önlemede de etkili olabileceğini belirtiyor.
Bunu deneyin: Marketlerde hazır satılan papatya çaylarını deneyebileceğiniz gibi aktarlardan kuru papatya alıp kendi çayınızı kendiniz de demleyebilirsiniz. Ayrıca büyük bir kapta demlediğiniz papatya suyuna batırdığınız minik bir havluyla karnınıza 20 dakika boyunca kompres yapmak da bulantınızı hafifletecektir.

Halsizlik

Çare: Ginseng
Ne sağlıyor: Ginseng, özellikle Uzakdoğuluların enerji kaynağı olarak kullandıkları ve asla vazgeçemedikleri bitkilerin başında geliyor. Aynı zamanda hafızayı güçlendiren, anksiyete ve huzursuzlukla da savaşan ginsengten bol bol tüketmek, oruç tutanların sık sık yaşadığı halsizlik ve yorgunluk sorununa karşı ida oldukça yi geliyor.
Bunu deneyin: Ginseng kökünü aktarlardan temin edebilir, bununla çay demleyebilir ya da yemeklerinizin içine rendeleyerek kullanabilirsiniz. (Günde yaklaşık 1 – 2 gr.) Ayrıca doğal ürünler satan mağazalardan aldığınız ginseng haplarını bir uzmana danışarak kullanabilirsiniz.

Kötü nefes kokusu

Çare: Biberiye
Ne sağlıyor: Sindirim sistemini düzenlemek için kullanılan biberiye kötü nefes kokusunu gidermede son derece etkili. Ayrıca açlık nedeniyle oluşan baş ağrılarını gidermek için de biberiye yapraklarını parmaklarınızın arasında sıkabilir elinize gelen yağı, şakaklarınıza sürüp hafifçe ovabilirsiniz.
Bunu deneyin: Taze biberiye yapraklarını salata ve et yemeklerinin üzerine lezzet vermek için serpebilirsiniz. Kurumuş biberiye yapraklarını ise çay demlemek için kullanabilirsiniz.


Sedef 21 21 Aralık 2007 20:48

AYAKÜSTÜ BESLENME

Ayaküstü yiyeceklerle beslenen kişilerde glikoz oranının düzensiz olduğunu, şeker hastalığı riskinin ikiye katlanabildiğini gösterdi.
Hamburger türü yiyeceklerde çok fazla miktarda doymuş yağ ve tuz bulunduğu, bu yiyeceklerin düşük kalitede karbonhidrat içerdiği biliniyor. Yemekten sonra televizyon karşısında zaman harcamanın şişmanlık riskini artırırken, yemekten sonra mutlaka yürüyüş yapılması gerektiğine işaret edildi.
Büyük boy bir hamburger, patates kızartması ve kolanın 1600 kalori içerdiğine dikkat çeken araştırmacılar, bir yetişkine günde 2000 kalorinin yetebildiğini, fazla kalorinin yağa dönüştüğünü belirtti.
Araştırma sırasında, haftada iki defadan fazla ayaküstü yiyeceklerle beslenen ve her gün 2-2,5 saatini televizyon karşısında geçiren kişilerde şişmanlık riskinin üçe, şeker hastalığı riskinin ise ikiye katlanabildiği belirlendi.


Demir YumruK 22 Aralık 2007 15:12

Nasıl yağ depoluyoruz?

Bilim adamları, vücut hücrelerinin yağı nasıl depoladığını ortaya çıkardı.

22 Aralık 2007 Cumartesi

Bilim adamlarının bu yeni buluşu, obezite için yeni tedavi yöntemlerinin bulunması açısından önem taşıyor.Amerikalı bilim adamları araştırmalarında, yağın damlalar halinde fosfolipid ve protein tabakaları içinde depolanmasını denetleyen iki gen keşfetti. Bu süreç, hücrelerin yağı enerji kaynağı olarak kullanmasını mümkün kılıyor, ancak fazla yağ depolandığı takdirde obezite ortaya çıkıyor. Yeshiva Üniversitesi Albert Einstein Tıp Fakültesinden araştırmacılar, yaptıkları bir dizi deneyden sonra yağın depolanma sürecinde rol oynayan iki genin "FIT1 ve FIT2" olduğunu bildirdi. "Proceedings of the National Academy of Sciences" dergisinde yayımlanan araştırmayı yapan bilim adamları, genleri ve proteinleri tespit etmeleri sayesinde depolanma sürecini düzenleyebilecek ilaçların geliştirilebileceğini kaydetti.


_PaPiLLoN_ 25 Aralık 2007 23:18



Nar tanesi MUCİZE

Şimdi tam zamanı. Şeker hastaları için birebir. Sadece bu da değil, bakın nelere çare oluyor.

Nar şifa kaynağı. Narın şifalı özelliklerinden en iyi şekilde faydalanabilmek içinse ya meyveyi tazeyken yemeli ya da taze sıkılmış suyunu içmeli. İşte nar mucizesi...

Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Karadeniz, kalbi kuvvetlendiren nar suyunun, karaciğer zafiyetini giderdiğini, mide iltihabını ve ağrısını geçirdiğini söyledi.

Nar meyvesinin yüzde 15'inin karbonhidrat, yüzde 0,8'inin protein olduğunu, ayrıca B1 ve B2 vitaminleri ile kalsiyum, fosfor ve demir bakımından zengin olduğunu ifade eden Karadeniz, "Nar mideyi temizlemekte, deniz tutmasına karşı iyi gelmektedir. Ayrıca nar içindeki zarları ile yendiğinde mide ülserini iyileştirmektedir." dedi.

Nar suyunun böbrek ve karaciğer hastalıklarına karşı çok faydalı olduğuna dikkati çeken Turan Karadeniz, şu bilgileri veriyor:

• Nar suyu yüksek tansiyon hastalığının tedavisinde, kalp ağrılarında, basur hastalığının tedavisinde faydalı olmaktadır.
• Böbrek zafiyetine karşı nar suyu içilmesi yararlıdır.
• Nar suyunun harareti giderici özelliği bulunmakta, şeker ve kurdeşen hastalığına iyi gelmektedir.
• Kalbi kuvvetlendiren nar suyu, karaciğer zafiyetini gidermekte, mide iltihabını ve ağrısını geçirmektedir.
• Nar ekşisi şeker hastalarına tavsiye edilmektedir.
• Nar şırasının şekerle hazırlanan şerbetinin idrar söktürücü özelliği vardır.
• Romatizma ağrılarının hissedildiği eklem ve uzuvlara nar şırası sürüldüğünde, ağrı kesici özelliği bulunmaktadır.
• Bayılmalara karşı nar şerbeti içilmelidir. Tatlı nar suyu, ses kısıklığı ve zatürreye karşı şifalıdır.
• Narın meyvesi ve suyunun yanı sıra çiçekleri ve kabuğu da yararlarıdır. Nar çiçeği bağırsak yara ve iltihaplarını iyileştirir. Boyun tutulmasında nar çiçeği lapası boyna konursa şifalı gelir.
• Narın kabuğu çay gibi demlenerek içildiğinde, mide ve bağırsak hastalıkları ile ishal ve dizanteriye karşı oldukça faydalı olmaktadır.

Mucizevi meyvenin market raflarında satılan suları ise bu faydaları sağlamaktan uzak. Pastörizasyon işlemi ve kutuda bekleme sonucunda meyvenin besin değerinde kayıplar oluşabiliyor. Meyveyi taze olarak yemeli veya taze sıkılmış suyunu içmeli.


yaremce 27 Aralık 2007 10:39

Kışın Fazla Tokalaşmayın! Tokalaşmak öpüşmekten daha çok hastalık saçıyor!

Tokalaşmak öpüşmekten daha çok hastalık saçıyor




Kışın fazla tokalaşmayın !

Bilim adamlarının yaptığı çalışmaya göre nezle ve gribin yaygın olduğu dönemlerde el sıkışmanın öpüşmekten bile tehlikeli olduğu ortaya

Amerikalı ve İngiliz bilim adamlarından oluşan bir grup, el hijyeninin birçok rahatsızlık üzerindeki önemi hakkında bugüne kadar yapılmış en detaylı raporu hazırladı. British Medical Journal'da da yayımlanan rapora göre el, bakteri ve virüslerin vücudumuza girmesini engellemekte hayati bir öneme sahip. Prof. Dr. Sally Bloomfield ve Prof. Dr. Elaine Larson, "Salgınlarda ilk savunma cephesini ellerimiz oluşturuyor. El hijyenine dikkat etmediğimiz takdirde bakteri ve virüslere karşı kendimizi korumak zor" diye konuştu.


Ellerimiz Taşıyıcı

Hijyen konusunda uzman olan iki isim, samimi olmayan yanaktan küçük bir öpücüğün hijyenik bakımdan el temasından çok daha masum olduğunu söyledi. Bloomfield ve Larson "Ellerimizle gözlerimize, burnumuza dokunuyoruz başkalarıyla tokalaşınca bu mikroplar geçiyor. Bu şekilde öpüşmekten daha fazla mikrobu fark etmeden karşımızdakine bulaştırıyoruz" dedi.


Misafir 28 Aralık 2007 23:31

Yiyeceklerin etkileri ile ilgili olarak bilinen doğru ve yanlışları haberleştiren İngiliz The Times gazetesi, acı biberin gerçekten bağımlılık yaptığını, yaşlandıkça kilo alındığı inanışının ise gerçeği yansıtmadığını yazdı.
Şeker boğaz ağrısına iyi gelir: Doğru Şeker, bal ve pekmez, boğazdaki tahriş olmuş mukus zarının üzerini kaplar ve ağrıyı hafifletir. Hardal, yabanturpu ve güçlü soğanlar da mukusu sökerek boğaz ağrısını rahatlatır.
Şeker boğaz ağrısına iyi gelir: Doğru
Şeker, bal ve pekmez, boğazdaki tahriş olmuş mukus zarının üzerini kaplar ve ağrıyı hafifletir. Hardal, yabanturpu ve güçlü soğanlar da mukusu sökerek boğaz ağrısını rahatlatır.
Bakırlı yiyecekler saçların ağarmasını önler: Yanlış
Bakır eksikliği saçların ağarmasını hızlandırsa da, bu minerali içeren yengeç, istiridye, ayçekirdeği, fıstık ve badem gibi yiyeceklerin yenmesiyle saç ağarması önlenemez. Saçlardaki pigment eksikliği renk kaybına yol açar
Acı biber bağımlılık yapar: Doğru
Acı biber yendiğinde hissedilen acı, vücudun "doğal ağrı kesici" olarak bilinen endorfin hormonunu salgılamasına yol açar. Endorfin, aynı zamanda haz hissi de verdiği için insanlar bir süre sonra bu hazzı yeniden hissetmek için daha acı biberler yemeye başlar.
Pişirmek mineralleri yok eder: Yanlış
Demir, çinko, iyot, selenyum gibi çoğu mineral, besinlerin pişirilmesiyle kaybolmaz. Yalnızca potasyum pişirme sıvısına karışır ve bu sıvı kullanılmazsa mineral yok olur.
Çekirge, ıstakozdan daha besleyici: Doğru
İki çekirgede 28 gram protein (erkeklerin günlük ihtiyacının yarısı, kadınlarınkinin yüzde 75'i) ve 6 mg demir (günlük ihtiyacın yarısı) bulunur. Bütün bir ıstakoz ise 22 gram protein, 0.8 mg demir içerir.
Pizza abur cubur grubuna girer: Yanlış
Yarım margarita pizza ve balzamik sirkeli bir salata yiyerek yalnızca 360 kalori ve 12 gram yağ tüketmiş olursunuz. Ayrıca, bir porsiyon sebze yemiş olursunuz.
Kadınlar yağlı ve tatlı yiyecekleri sever: Doğru
Birçok araştırma, kadınların bisküvi, kek gibi yağlı ve şekerli yiyecekleri, erkeklerinse cips gibi yağlı ve tuzlu yiyecekleri tercih ettiğini gösteriyor.
Yaşlandıkça kilo almak kaçınılmazdır: Yanlış
Yaşlandıkça kas kütlemiz azalsa ve kalori yakma hızımız düşse de, düzenli egzersiz yaparak bu durumun önüne geçebiliriz. Üstelik spor salonuna gitmeden evde basit hareketlerle kilo almayı önleyebilirsiniz.
Elma uçuğu iyileştirir: Doğru
Bir elmada 150 "süper besleyici" maddenin yanı sıra vitaminler, mineraller ile tansiyon ve kolesterolü düşüren pektin maddesi bulunur. Elmanın içindeki kuersetin maddesi, uçuğa yol açan virüsleri öldürür. Kuersetin maddesi kabuğun hemen altında bulunduğu için elmayı kabuğuyla yemek en iyisidir.
A.A.


Sedef 21 30 Aralık 2007 15:49

Kalbe ilaç ararken migrene çare buldu

28 Aralık 2007

http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/4676475.jpg

Kalp için kullanılan bir ilacın migrene de iyi geldiğini keşfeden doktorların araştırmaları sonuç verdi.

Kalp tedavisi için kullanılan bir ilacın migrene de iyi geldiğini keşfeden İngiliz doktorun araştırmaları sonuç verdi. Kanda pıhtılaşmaya karşı kullanılan ilacın migren ağrılarını da dindirdiği belirlendi.

LONDRA’daki Guy’s Hospital London’ın kardiyoloji danışmanı olan Dr. John Chambers, kan pıhtılaşmasına karşı kullanılan "Clopidogrel" adlı ilacı, beş migren hastası üzerinde denedi. Bazı deneklerde "olağanüstü başarılı" sonuçlar veren ilaç, 280 migren hastası üzerinde daha denenecek. İngiliz doktorun ilk deneylerde aldığı sonuçlar, önümüzdeki yıl yapılacak araştırmalarda da doğrulanırsa, migrene kesin çare bulunmuş olacak.

MİGRENİN KAYNAĞI

Dr. Chambers, daha önce denenmeyen bu ilacı kullanmadan önce, migrenin kalpte oluşan küçük kan pıhtılarının beyne ulaşmasıyla oluşabileceğini öne sürdü. Bu hipoteze göre, beyne giden kan pıhtıları, kan akışını engelliyor ve migren nöbetine neden oluyor. Baş ağrısı, zonklama, mide bulantısı ve ışığa karşı hassaslık gibi belirtileri olan migren nöbeti, yaklaşık her 10 insandan birini etkiliyor. Bu tür nöbetler bazen üç gün sürebiliyor ve her yıl ortalama 13 nöbet geçiren hastalar, tüm enerjilerini günlerce kaybediyorlar. Hormonal değişiklikler nedeniyle özellikle kadınlarda daha çok görülen hastalık, hareket edilmesi halinde ağrıyı daha da artırıyor.

YAPIŞKAN TROMBOSİT

Günümüzde migrene karşı uygulanan tedavilerde tansiyon düşürücü ilaçlar, sakinleştiriciler ve ağrı kesiciler kullanılıyor; ancak bunlar kesin çözüm sağlamaktan uzak. İngiliz doktorun ilk kez kullandığı ve aslında kalp hastalarına reçeteyle verilen "Clopidogrel" adlı ilaç ise kanın daha zor pıhtılaşmasını sağlıyor. İlaç, kanda bulunan ve bir damar zarar gördüğünde pıhtılaşmaya yardımcı olan trombositi "daha az yapışkan" hale getiriyor. Alyuvar ve akyuvarlardan sonra kanda en çok bulunan madde olan trombositin fazla yapışkan olması durumunda, aşırı pıhtılaşma oluşuyor ve bu felce bile neden olabiliyor.

KALP-MİGREN İLİŞKİSİ

Trombositin, migrende çok önemli bir rol oynadığına inanan İngiliz doktor Chambers, "Kimse migrene neyin yol açtığını tam bilmiyor. Bir başka tedavi yöntemi bulmak çok yararlı olabilir. İlacı ilk denediğim hasta 20 yıldır her gün migren nöbeti yaşıyordu. Tedaviyi uyguladım ve nöbetler zamanla yok oldu. Hayatı değişti" dedi. Kalp ameliyatı olan bazı hastaların daha sonra migrene yakalandığı gerçeği de, Chambers’ın tezini doğruluyor. İngiliz doktor, yeni tedaviye cevap veren hastaların kalbinde teşhis edilmeyen çok küçük bir delik olabileceğini ve bu yüzden kanda hafif bir pıhtılaşma oluşabileceğini söylüyor.

BEYİNDEKİ MERKEZİ FRANSIZLAR BULDU

Fransız bilim adamları ise migren ağrılarının beyindeki kaynağını buldu. Gönüllü deneklerin beyin tomografilerini inceleyen Toulous’daki Rangueil Hospital uzmanları, beynin tabanındaki hipotalamus bölgesinin migren nöbetleri sırasında daha faal olduğunu keşfetti. Headache Dergisi’nde yayınlanan keşif, gelecekte daha etkili ilaçlar üretilebilmesini sağlayacak. Açlık gibi durumlarda fizyolojik tepkileri düzenleyen hipotalamusun migren konusunda da kilit bir rol oynadığı daha önce tahmin ediliyor, fakat bu kanıtlanamıyordu. Bazı bilim adamları, beynin birden fazla bölgesinin migren nöbetlerinde faaliyete geçtiğini savunuyor.


nünü 30 Aralık 2007 19:48

Amerikan ERKEK SAĞLIK dergisi, Amerikalı erkeklere 100 YIL YAŞAMANIN PÜF NOKTALARINI Verdi; işte onlar:
Ölümsüzlüğün sırrı çözülür mü bilinmez AMA uzun yaşamak kendi elinizde. İşte yapmanız gereken 12 şey

Bol bol gülün 9 yıl fazla yaşayın: Esprili kişiler hastalıklara karşı yüzde 30 daha dayanıklı. Gülmek, beyinde kanser riskini azaltan hormon salgılanmasını DA sağlıyor.

Bulmaca çözün 4.6 yıl fazla yaşayın : Zihni canlı tutmak için beyni meşgul etmek gerekiyor. Bulmaca gibi beyini çalıştıran faaliyetler ileri yaşlarda zeka gerilemelerini geciktiriyor.

Dişlerinizi fırçalayın 6.8 yıl fazla yaşayın : Yetişkinlerin yüzde 80'inde dişeti hastalıkları görülüyor ve bu kişilerin pankreas kanserine yakalanma riski yüzde 63 daha fazla.

Dua edin 3.5 yıl fazla yaşayın: Pittsburg Üniversitesi'ne göre dua Eden kişiler stresle kolay başa çıkıyor. İbadet kişileri rahatlattığı gibi hayatlarını daha anlamlı hissetmelerini sağlıyor.

Köpek alın 9.9 yıl fazla yaşayın: Evcil hayvan besleyenlerin kalp krizi geçirme riski daha düşük. Özellikle köpek sahiplerinin kolesterol ve tansiyon seviyesi daha düşük oluyor.

Spor yapın 9 yıl fazla yaşayın:Aşırı stres fiziksel hasara yol açıyor. Düzenli spor yapmak stresi azaltıyor, kasları koruyor kalp ve akciğerleri kuvvetlendiriyor.

Tansiyonunuzu ölçün 25.2 yıl fazla yaşayın: Tansiyonunu sürekli kontrol altına tutan insanlar daha fazla yaşıyor. Tansiyonu ortalama 11.5 / 7.5 olan kişiler yüksek tansiyonlu olanlara oranla 25 yıl fazla yaşıyor.

Temiz havaya çıkın 1.4 yıl fazla yaşayın: Temiz havaya sahip bir bölgede yaşamak sağlığınız için birebir. Ancak ömrünüzü gerçekten uzatmak istiyorsanız ortalama yaşam süresinin 83 olduğu Andorra'ya taşının.

Hayat arkadaşı bulun 8.5 yıl fazla yaşayın: Hayatı sevgi dolu bir eşle paylaşmak 7.5 yıl, düzenli bir cinsel hayata sahip olmak DA bunun üzerine bir yıl daha ömrü uzatıyor.

Süt için 8.2 yıl fazla yaşayın: Taze süt yaşlanmayı geciktiriyor. Cildi tazeleyen, ağrı kesici ve kas sistemini onarıcı etkisi olan sütün ayrıca sakinleştirici özelliği de bulunuyor.

Düzenli muayene olun 12 yıl fazla yaşayın: Daha uzun yaşamanın sırrı doktora gitmek için hastalanmayı beklememekte saklı. Düzenli olarak doktor kontrolünden geçenler erken teşhis imkanına sahip oluyorlar.

Güneş banyosu yapın 1.9 yıl fazla yaşayın: Gün ışığından uzak yaşayanlar depresyona daha çok giriyor. Günde 30 dakika gün ışığı alanın morali de yüksek oluyor.


Demir YumruK 31 Aralık 2007 19:17

"Yılbaşı yemeğine çok aç gitmeyin"

Bayramda kilolar kontrolden çıktı derken şimdi bir de yılbaşı geliyor. Beslenme uzmanı Dilara Koçak Yılbaşında sofraya çok aç oturmayın. Hafif seçimler yapmanızda yarar var diyor

31 Aralık 2007 Pazartesi

Bade Gürleyen Ömrünü diyet yaparak geçiren, "yaramasın" diye su bile içmeyenlerdenseniz beslenmeyi öğrenmenizde yarar var. Beslenme uzmanı Dilara Koçak, "Dilara Koçak ile İyi Yaşam" (Doğan Kitap) adlı yeni kitabında işte bunu söylemeye çalışıyor. Sanılanın aksine zayıflamak ya da zayıf kalmak için bir kibrit kutusu beyazpeynir ve iki zeytine mahkum bir şekilde yaşamak zorunda değilsiniz. Hamburger, kızarmış patates, alkol ya da kaymaklı baklava da tüketerek zayıflamak mümkün. Tabii ki bunları haftanın beş günü yememek şartıyla... Bir kere diyet yapmaya başlayan insanın hayatı diyet yapmakla geçiyor. Neden diyetler işe yaramıyor? Bu sebeple "diyet" kelimesi yerine "beslenme tedavisi" kavramını kullanmak daha doğru. Doğru beslendiğinizde vücut, üzerindeki fazlalığı zamanla atar. Bilinçsiz diyet yapmak kilo aldırır. Diyet listesi tek başına işe yaramaz. Önemli olan davranış değişikliği. Diyetle birlikte psikolog desteği daha iyi sonuç veriyor. Gerçek açlık ile duygusal açlık birbirinden çok iyi ayırt edilmeli, boşlukların yerini yemek doldurmamalı.
"Herkes için özel bir beslenme çözümü ve tipi mutlaka var" "Beslenme çözümünüzü kendiniz bulun" derken ne kastediyorsunuz? Kişiler kendi kendilerine nasıl çözüm bulabilirler? Beslenme konusunda probleminiz varsa, bunu çözmek için önce beslenmeyi öğrenmelisiniz. Diyet listesine bağımlı kalmak çözüm değil. Hiçbir besin tek başına suçlu değildir, hiçbir besin de mucize yaratmaz. Bu nedenle önemli olan besin çeşitliliğinde miktar ve sıklık açısından ölçüyü bulmak. Sevdiğiniz besinleri hayatınızdan çıkarmanız gerekmiyor. Doğal gıdaları seçmek tabii ki en doğrusu. Sevdiğiniz şeyleri yiyerek de zayıflayabilirsiniz o zaman. Kesinlikle. Ben hiçbir besinin yasaklanması taraftarı değilim. Hamburger, patates kızartması, tatlı yiyebilir, içki de içebilirsiniz. Ama haftanın beş günü değil. Zayıf olacaksınız diye sevdiğiniz tüm zevklerden mahrum kalırsanız mutsuz olursunuz. Bu da sağlıksız bir durum. Beslenme çocuklukta mı öğrenilir? Evet. Sabah güne gofretle başlayan çocuklar var. İncelediğinizde ebeveynlerin de benzer davranışlar gösterdiği ortaya çıkıyor. Anne ve babalar billinçli olmalı. Her birey için özel bir beslenme çözümü ve tipi mutlaka var. Sebze sevmeyen bir insana örneğin lahanayı nasıl sevdirirsiniz? Bazı sebzeleri sevmeyen insanlar olabilir tabii. Ancak en azından bireyin sevdiği sebzeleri ortaya çıkarmak, farklı sebze pişirme şekillerini denemek, çorba içinde veya tavuk ile sote etmek, fırında börek gibi pişirmek ya da püre haline getirmek gibi birçok yöntem denenebilir. "Canınızın istediği her şeyin tadına bakın ama ölçüyü kaçırmayın" Yılbaşında şampanya yerine portakal suyu mu içmeli? Zaman zaman "raydan çıkıp" bir-iki kadeh alkol almanın sağlığa çok zararı olur mu? Dünya Sağlık Örgütü'nün tavsiyelerine göre alkol tüketimine ılımlı miktarda izin var. Alkolün cinsi ve miktarı çok önemli. Yüksek alkol içeren (yüzde 45-50) rakı, votka, viski yerine, daha düşük alkol içeren (yüzde 12-14) şarabı tercih etmek daha doğru olur. Çünkü bir kadeh rakı neredeyse üç kadeh şarabın kalorisine eşit. Üstelik şarapta üzümden kaynaklanan antioksidanlar var. Sağlıklı bir yılbaşı sofrası nasıl olmalı? Canınızın istediği her şeyin tadına bakın ama ölçüyü kaçırmayın. Yılbaşı yemeğine çok aç gitmemek önemli veya evdeyseniz geç saatler için daha hafif seçimler yapılabilir. Yemeğin ve alkolün dozunu biraz fazla kaçırdıysanız ertesi gün hemen bu durumu düzeltmenizi öneririm. Alkol vücutta su tutar, ertesi sabah eliniz yüzünüz şiş uyanabilirsiniz. Bu nedenle bol su içmek çok önemli. "Zayıflamanın tek bir hapı, otu ya da formülü yok" Obezitenin tek suçlusu fast food mu? Eskiden de sık sık kızarmış patates ile kızarmış köfte yer ama kilo almazdık.
Tabii ki değil. Eğer fast food ürünleri "yeterli ve dengeli" beslenmenin içinde bir çeşit olarak kullanılıyor, sürekli yenmiyorsa şişmanlatmaz. Şişmanlıkta genetik faktörler de büyük önem taşır. Anne babadan birinin şişman olması halinde çocuğun şişman olma riski yüzde 40'ken, her ikisinin de şişman olması halinde bu oran yüzde 80'e çıkıyor. Dolayısıyla genetik olarak şişmanlığa meyilli kişilerin dengeli beslenme ve egzersiz konusunda daha dikkatli olması gerekir. Vejetaryenler sağlıklı mı? Beslenmesini iyi yöneten vejetaryenler sağlıklı. Eğer süt, peynir, yumurta ve yoğurt yiyorsanız, hayvansal protein desteğiniz oluyor. Ama bunları hiç tüketmiyor ve sadece sebze yiyorsanız, ciddi bir şekilde magnezyum, çinko, demir, kalsiyum açısından yetersizlikler oluyor. Bunları da kesinlikle tablet şeklinde almalı. Kurubaklagiller ve soyadan elde edilen bitkisel proteinler yeterli değil. "Beslenmeyi öğrenmek zorundayız" Light ürünler ne kadar sağlıklı? Bunları bilinçli tüketmeli. Bunların da kalorisi sıfır değil. Bir paket diyet bisküvide yaklaşık 150 kalori var. Bu da iki dilim ekmek demek. Dolayısıyla iki dilim ekmekle daha mutlu olan kişi iki dilim ekmeğini yiyebilir. Zayıflamanın tek bir hapı, otu ya da formülü yok. Beslenmeyi öğrenmek zorundayız. Erkekler de artık sağlık konusunu ciddiye alıyor. Onlara "light erkek" diyenlere ne demek istersiniz? Light değiller kesinlikle. Beslenme uzmanına giden, sağlığına dikkat eden erkeklerde gerçekten ciddi bir artış var. Hiç sorunu olmayan, boyu ve kilosu arasındaki orantı iyi olan erkekler bile "Doğru besleniyor muyum acaba?" diye bize başvuruyor. Ancak erkeğin üstündeki stres o kadar büyük değil. Kadına hem erkek hem kadın bakıyor çünkü. Kitapta neler var? Kitabın ilk bölümünde enerji kaynakları (karbonhidratlar, proteinler, yağlar, vitaminler, mineraller) irdeleniyor. Ardından "Neden yemek yeriz?", "Yeme krizi nasıl başlar?", "Sık tartılmak problem mi?" gibi sorulara cevap veriliyor. Hamileyken, emzirirken, ergenlikteyken, menopozdayken, sınavınız varken gibi yaşamın birçok dönemine ait ipuçları var. Dünyada en çok uygulanan diyetler de inceleniyor. Özel günlerde (evlilik hazırlığı, ramazan, bayram, yeni yıl, sonbahara girerken, kış depresyonu, bahar yorgunluğu, yaza geçiş gibi) nasıl sağlıklı beslenilebileceğini de anlattım. Son bölümde ise iyi yaşamı hedeflemek için yapılacakları özetlemeye çalıştım.

2008 de formda girin

Yeni yılı mutlu ve aynı zamanda formda karşılamak istiyorsanız bu gece yapmanız gerekenler hakkında sıraladığım önerilere kulak verin

31 Aralık 2007 Pazartesi

Dilara KoçakYeni bir yılı karşılarken sevdiklerinizle beraber eğlenceli ve güzel bir akşam yemeği için büyük ihtimalle sofrada daha uzun süre vakit geçireceksiniz ve her zamankinden daha zengin bir akşam yemeği sofranız olacak. Eğer ertesi gün pişman uyanmak istemiyorsanız aşağıdaki önerilerime kulak verin. Yeni yıl kararları için ise Mezura kliniğimizden psikolog Tracy Kazmirci'nin çok değerli önerileri var. Özel günlerde ve tatilde diyet yapmak yerine kilo almamaya çalışın çünkü hayatın keyfini çıkarmak da sağlığın önemli bir göstergesi. Yeni yılı karşılarken canınızın istediği her şeyin tadına bakın ama ölçüyü abartmayın. Yemeğe çok aç gitmeyin saat 18.00 -19.00 civarı diyet kraker ayran veya bitki çayı ile bisküvi veya bir dilim ekmek peynir veya 10 - 15 fındık atıştırın ve bol su için. Yeni yıl akşamı evde iseniz geç saatler için daha hafif seçimler yapılabilir, taze sebze ve meyveleri atıştırmalık olarak tercih edebilirsiniz. Midenizi doldurmak ve kilo almak istemiyorsanız istediğiniz kadar salatalık, biber, marul yaprağı, çiğ karnabahar, kabak, kereviz sapı gibi sebzeleri yağsız yoğurt ve light labne peynire batırarak tüketin bu sizi tüm gece oyalar ve tok tutar.
Yemek öncesi peynir, salata ve sebzeyle başlangıç yapılabilir. Ana yemek olarak hindi eti iyi bir seçimdir . Yanında pilav yerken dikkatli olmakta fayda var. Yemek sonrası tatlı yemek istiyorsanız pilav almamanızı öneririm. Yılbaşı tatlısı olarak yağ içermeyen hafif meyve tatlıları seçilebilir. Cevizli kabak tatlısı, kaymaksız ayva tatlısı, fırında armut veya elma dondurma ile servis edilebilir. Kuruyemiş seçiminizde de dikkatli olun bir avuç beyaz leblebi 70 kalori içerir oysa bir avuç şamfıstığı yaklaşık 180 - 200 kaloridir.
Ertesi sabah şiş uyanmak istemiyorsanız alkol ile birlikte bol su tüketin çok tuzlu yemeyin. Yeni gelen yılı kutlamak için yemeğin ve alkolün dozunu normal zamana göre biraz daha fazla kaçırdıysanız ertesi gün hemen bu durumu düzeltmenizi tavsiye ederim. Yeni yıl aynı zamanda yeni kararlar demek Yeni yıla girerken o yıla dair kararlar almak yaygın geleneklerden biri. Böyle bir liste yaparak insanlar kendilerine söz vermiş oluyorlar. Bu kararlara zaman zaman uyulamasa veya kısa sürede unutulup vazgeçilse de yeni bir yıla başlarken kişiye geleceğe dair umut sağlamış ve kişiyi motive etmiş oluyorlar. Listede en çok yer alan kararlar arasında canlılık, fiziksel sağlık ve dış görünüşle ilgili olanlar yer alıyor. Örneğin bir kişinin hedefi alkol veya sigara kullanımını azaltmak veya tamamen bırakmak olabilir. En çok rastlanan karar ise kilo vermek. Listede neler var? Listede yer alabilecek başka bazı kararlar aileyle daha çok vakit geçirmek, kendine daha çok vakit ayırmak, görmek istenilen bir yere gitmek, çocuk sahibi olmak olabilir. Listenizi hazırlarken hayal gücünüze izin verin. İlla çok büyük veya çok küçük hedefler seçmek zorunda değilsiniz. Örneğin istenen, satın alınacak bir ev veya araba da olabilir, çoktandır beğendiğiniz bir çanta da. Amaç yeni yıla girerken hayatta yeni bir sayfa açmak, yeni yılın ilk gününe, hayatınızın geri kalanının ilk günü gibi bakmak, yapmak istediklerinizi belki de ilk kez böylesine somut olarak dile getirmek ve görmek. Listeyi yaparken başlangıçta aklınıza gelmeyen şeylerin geldiğini görebilirsiniz veya zamanında istemiş olup da sonra hayatın getirdikleriyle bir şekilde arka plana atılmış hayallerinizin. Herkese hediye almak için vakit bulurken bu da sizin kendinize hediyeniz olsun, kendinize bu vakti armağan edin ve oturup ''Yeni Yıl Kararlarınızı'' hazırlayın. Bir kerede oturup yazmanız da şart değil. Aklınıza geldikçe eklemeler yapabilir, listeyi genişletebilirsiniz. Psikolog Tracy Kazmirci Alkol şişliğine karşı özel reçetelerAlkol vücutta su tutar ertesi sabah eliniz yüzünüz şiş uyanabilirsiniz bunun için bazı önerilerim şunlar; Bir litre su, bir demet maydanoz, bir çay kaşığı toz zencefili kaynatın daha sonra içine bir çay kaşığı bal ve yarım limonun suyunu ekleyin ve taze nane yaprakları ile aromasını kuvvetlendirin. Gün boyu için veya bir kilo salatalığın katı meyve suyu sıkacağı ile suyunu çıkarıp üzerine, iki greyfurt, bir portakal, bir limon suyunu ekleyin gün boyu için.


Demir YumruK 3 Ocak 2008 15:55

Şişmanlığın 8 gizli nedeni!

Fazla kilolarımıza sebep olan şeyin sadece beslenme alışkanlıklarımızdan kaynaklanmadığını artık hepimiz biliyoruz.İşte şişmanlığın 8 gizli nedeni


Formsante DergisiHareketsiz yaşam şişmanlığın en büyük sorumlusu. Ancak uzmanlar geçtiğimiz günlerde şişmanlığa yol açan yeni faktörlerden söz ettiler. Bugüne kadar hesap basitti: Çok fazla yemek ve az hareket etmek kocaman bir göbek demekti! Ancak bu bilgiyi küçücük çocukların bile bilmesine rağmen değişen bir şey olmadı. Dünyada genel olarak baktığımızda obezite azalmıyor tersine artıyor. Ancak endokrinoloji uzmanları geçtiğimiz günlerde şişmanlığa sebep olan yeni faktörler de keşfettiler. Bilimadamları 'elbette ki insanların yakabileceğinden daha fazla kalori edinmesi her zamanki gibi en büyük problemimiz'diyor ancak işin içinde başka faktörleri de olduğunu belirtiyorlar. İşte şişmanlığa sebep olan gizli düşmanlar! 1. Uyku problemleriYapılan araştırmalar, günde 12 saatten az uyuyan okul çağı çocuklarının, 12 saat ve daha çok uyuyanlara göre 3.5 kat daha fazla obezite riskine sahip olduklarını ortaya koyuyor. İşin en ilginci anne-babanın obez olması, hareketsizlik, uzun saatler TV seyretmek gibi faktörlerin hiçbir bu çocuklarda uyku kadar etkili olmuyor! Bilimadamları bunu uyku sırasında leptin hormonunun seviyesinin düşmesine bağlıyor. Çünkü leptin vücutta metabolizmanın hızlanmasına yardımcı oluyor ve açlık hissini önlüyor. Bu süreç yetişkinlerde de aynı şekilde işlediği için gece uykusuna özellikle dikkat etmeniz gerekiyor. Uyku öncesinde yapacağınız ılık bir duş ve içeceğiniz bir bardak sıcak süt sizi daha da rahatlatacak. Eğer kronik bir uyku probleminiz varsa mutlaka bir doktora danışmalısınız. 2. Genetik miras Gen araştırmaları şimdilerde şişmanlıkla ilgili araştırmaların en önemli ayağını oluşturuyor. Çünkü açlığın sorumlusunun bazı genler olduğu düşünülüyor. Tek yumurta ikizleriyle yapılan araştırmalar gösteriyor ki vücut ağırlığının yüzde 70'ine kadar olan kısmını genlerimize sadece yüzde 30'luk bir bölümünü ise çevre faktörlerine borçluyuz. Bilimadamları şişmanlığa yol açan gen sayısının 30-100 arasında olduğunu söylüyor. Hepsinin tek başına çok küçük bir etkileri var. Ancak bir araya geldiklerinde tartının ibresini fırlatıveriyorlar! Buna göre iştahı artıran genler, vücuda elma veya armut formunu veren genler, metabolizmayı yöneten genler belirlenmiş durumda. Yuvarlak genlere sahip olanların maalesef yediklerine çok dikkat etmesi gerekiyor. Her şeyden önce özellikle yaşamın belli dönemlerinde özellikle dikkat etmeniz gerekiyor. Örneğin hamilelik döneminde veya menopoza girerken... Doktorlar gelecekte bu gen durumunu dengeleyecek ilaçların çıkacağını söylüyor. Ama o zamana dek yapılacak şey beslenme alışkanlıklarına dikkat etmek. 3. İlaçların etkisi Pek çok kadın bazı doğum kontrol ilaçlarının yarattığı kilo problemlerinden haberdar. Aslında sadece doğum kontrol ilaçları değil genel olarak pek çok ilaç fazla kiloya sebep olabiliyor. O yüzden hastasına ilaç yazan bir doktorun bu konuda hassas davranması gerekiyor. Örneğin bazı depresyon ilaçları 3-4 kiloya kadar artışa sebep olabiliyor. Tansiyon için kullanılan kimi ilaçlarsa ekstra 2 kilo anlamına gelebiliyor. Diyabet ilaçlarının 3-4, insülin şırıngalarının ise uzun vadede 10-15 kiloya kadar artışa sebep olduğu biliniyor. Bu yüzden özellikle diyabet problemi olanların erkenden spor yapmaya başlamaları tedavi sırasında gelebilecek kilolara karşı koymaları açısından önemli. Eğer ilaç kullanımında kilo alma gibi bir endişeniz varsa bunu mutlaka doktorunuzla paylaşmalısınız. Belki de daha ince bir alternatifiniz olabilir! 4. KlimalarÜşüdüğümüzde veya terlediğimizde vücudumuz ısıyı ayarlamak zorunda kalır ve bunun içinde enerjiye ihtiyacı olur. Klimalar ise işte bu görevi üstlenirler! Hayvanlar üzerinde yapılan bir deneyde sıcakta veya soğukta kilo verdikleri gözlemlenmiş. Gün boyunca sabit olarak ısıtılan veya klimayla soğutan mekanlarda yaşıyoruz. Bu ısı ortalama 26 derece civarında. Ve tam da bu ısıda ekstra hiçbir şey yakmak mümkün değil! Bu yüzden vücudunuza rahat vermeyin ve onu zaman zaman ısı değişimlerine maruz bırakın. Mesela saunaya girin ardından buz gibi havuzda yüzün. Hatta bazı geceler pencereler açık olarak uyumaktan korkmayın. Bu sizin bağışıklık sisteminizi de harekete geçirecek emin olun. 5. EvlenmekSadece kişisel tecrübeler değil bilimsel araştırmalar da evliliğin yemek alışkanlıklarını hem kadın hem de erkek açısından bilinçsizce değiştirdiğini ortaya koyuyor. İngiltere Newcastle Üniversitesi bilimadamları, yaptıkları çalışmalarda evlendikten sonra erkeklerin daha sağlıklı beslendiklerini, kadınlarınsa yemelerine çok fazla dikkat etmeyip kilo aldıklarını ortaya çıkarmış. Uzmanlar bunun sebebini kadınların daha fazla et ve büyük porsiyonlarda yemek yemesine, evlilikle ilgili strese daha yatkın olmalarına ve genel olarak sağlıksız beslenmelerine bağlıyor. Peki bu konuda ne yapılabilir? Bilimadamları esprili bir cevap veriyor ya bekar kalacaksınız ya da eski sabit beslenme alışkanlığınızı devam ettireceksiniz! 6. Nikotin Her geçen gün daha çok insanın sigaradan vazgeçmesi sağlık açısından çok güzel bir şey. Ancak bunun etkilerini sadece ciğerlerde ve deride değil maalesef tartıda da görüyorsunuz! Amerika'daki Michigan Üniversitesi bilimadamları sigarayı bıraktıktan sonra sanıldığından da çok kilo alındığına dikkat çekiyor. Diyelim sigara içerken 2-6 kilo fazlanız varsa sigarayı bıraktıktan sonra bu fazlalık rahatlıkla 7-8 kiloyu bulabiliyor. Çünkü nikotin iştahı kesiyor ve metabolizma çalışmasını hızlandırıyor. Ancak kilo bile alsanız yine de değer çünkü sağlığa nikotinden daha fazla zarar veren bir şey yok.
Uzmanlar sigarayı bırakanların özellikle ilk 6 ay çok dikkat etmeleri gerektiğini söylüyor. Kilo alımını önlemek, kilo almaktan daha kolay! Önemli olan bunun bilincine içtiğiniz son sigarada varmak ve buna göre bir bilanço yapmak. Yani daha az yemek ve daha çok spor yapmak. 7. Yaş Araştırmalar, insanoğlunun 20 yaşının ortasına kadar her ay 300 gram aldığını gösteriyor. Yaşlandıkça da kas grubundan kaybediyoruz. Ancak bu kas grubu önemli çünkü tek başlarına bile kalori yakmak için onlara ihtiyacımız var. 25-30 yaşlarında kilo daha da çok artıyor. Bu 40 yaşına kadar böyle gidiyor. Menopoz döneminde östrojen azaldığı için ekstra kilolar alınıyor. Bu yüzden yaşlandıkça kas egzersizlerine önem vermelisiniz. Ayrıca protein tüketimini de artırmalısınız. Çünkü kas gücünü artırmak için proteine ihtiyacınız var. 8. StresBütün bir gün etrafta koşuşturursak aslında kilo vermemiz gerek değil mi? Ancak Amerika'daki Chicago üniversitesi'nde yapılan bir araştırma bunun aksini gösteriyor! Özellikle kadınlar stres zamanlarında lüzumsuz bir şekilde kilo alıyorlar. Üstelik stres faktörleri ne kadar artarsa o kadar çok kilo alıyorlar! Çünkü stres sırasında kortizol denilen bir madde salgılıyoruz. Bu da yağ hücrelerini harekete geçiriyor ve enerjinin görevini yapmasını engelliyor! Bu stres yükü haftalar boyu sürerse o zaman vücut, yağ deposu rezervini artırıyor! Bu yüzden kendinize zaman zaman mutlaka özel vakit ayırın. Stresinizin üstesinden gelebilmek için birileriyle konuşmak ya da düşüncelerinizi yazıya dökmek de iyi gelebilir! Boston Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre gerilimden en kolay kurtulmanın yolu onun üzerine gitmek!


_PaPiLLoN_ 5 Ocak 2008 22:05

Yemekle tüketilen meyve, alkole dönüyor

KONYA - Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Nefroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Türk, vücut için çok önemli bir besin grubu olan meyveleri yeme zamanlamasının sağlık için büyük önem taşıdığını anlattı.

Salatanın ana yemekten önce yenmesinin sindirim sistemine sağladığı yararlar gibi, meyvelerin tüketiminin de bir doğru zamanlaması olduğunu dile getiren Türk, bu kurala uyulmaması durumunda vücut için büyük yararı bulunan meyvelerin, yararı şöyle dursun, adeta vücuda ek bir yük oluşturduğuna dikkati çekti.

BİR NEVİ MİDEDE ALKOL OLUŞUYOR


Yemekte ve yemekten sonraki 2 saat içinde tüketilen meyvelerin, midede fermantasyona (mayalanma) yol açarak, asit ve gaz üretimine neden olduğunu vurgulayan Türk, şunları kaydetti:
“Yemekle birlikte tüketilen meyve, fermante oluyor, midede şişkinliğe neden oluyor, yiyen kişiye rahatsızlık veriyor. Bir nevi midede alkol oluşuyor. Ancak bu dışardan alınan alkolle aynı değil... Bu durum yenen gıdaları besin olmaktan çıkarıyor, vücuda yük haline getiriyor. Yani besinler gıda maddesi özelliğini kaybediyor. Ayrıca meyvenin vücuda sağladığı yararlar da azalmış oluyor. Meyvenin vücuda yararlı olabilmesinin en garanti yolu, açken tüketmektir. Karaciğer başta olmak üzere ilgili tüm organlara, bu asit ve gazı yok edebilmek için normalden daha fazla yük biniyor.”

Prof. Dr. Türk, meyvenin vücuda sağladığı katkılardan yararlanılmak isteniyorsa, elma, armut, portakal gibi tüm meyvelerin yemekten en az 2 saat önce ya da yemekten en az 2 saat sonra yenmesi gerektiğini söyledi.

SALATAYI, YEMEKTEN ÖNCE TÜKETMEK DOĞRU


Salatanın ise yemekten önce yenilmesinin sağlıklı beslenme açısından doğru bir davranış olacağını ifade eden Türk, Batı ülkelerinde salataların hep ana yemekten önce geldiğini, salatada kullanılan sebzelerdeki liflerin mideyi rahatlattığını, bu nedenle salatanın yemekten önce tüketilmesinin tavsiye edildiğini sözlerine ekledi.




_PaPiLLoN_ 5 Ocak 2008 22:08

Bitki çayını ‘ilaçlarla’ almayın

ADANA - Vücut direncinin düştüğü kış aylarında kullanımı artan bitki çaylarının, bayat olması ya da bilinçli tüketilmemesi halinde sağlığa zarar verebileceği vurgulandı.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazilet Aksu, bitkisel ilaçlar ve çayların, alternatif yöntem olarak görülmesinin yaygınlaştığını, ancak tedavide bilimsel ilaçların etkinliğinin tartışma götürmez olduğunu belirtti.

Aksu, özellikle kış aylarında tüketimi artan bitkisel çayların vücudu dinlendirici ve rahatlatıcı etkisinin olabileceğini, ancak bunların bazı tıbbi ilaçlarla ters etkileşim yaptığının da unutulmaması gerektiğini vurguladı.

Tıbbi ilacın bir başkasıyla veya bitkisel çaylarla aynı anda kullanılmasının ters etkileşim yaratabileceğine dikkati çeken Aksu, özellikle kronik rahatsızlığı bulunan, sürekli ilaç kullanan kişilerin, bitkisel çayları tüketirken mutlaka doktora danışmaları gerektiğini ifade etti.

Bitkinin içindeki etken maddeler ile kullanılan ilacın etkileşiminin mutlaka sorgulanması gerektiğine işaret eden Aksu, şunları söyledi:
“Aksi takdirde, bazı bitkisel çaylar kandaki pıhtılaşma mekanizmasını bozabilir, kanama riskini artırabilir. Bunun yanı sıra bitkinin toplandığı yer ve tazeliği de çok önemli. Bu nedenle bu çaylar, Sağlık Bakanlığı kontrolünde satılmalı ve poşette son kullanım tarihi mutlaka bulunmalı.”

Aksu, bitkisel çay içmeleri risk taşıyanlara, kış aylarında vücutlarının savunma mekanizmasını yükseltmek için C vitamini deposu olan narenciye, lifli besinler ve demir içeriği yüksek kuru meyveler tüketmeleri ve bol su tüketmeleri önerisinde bulundu.

AKTARLARIN GÖZDESİ


Bu arada, kış mevsimi nedeniyle grip ve soğuk algınlığı başta olmak üzere kış hastalıklarına karşı önlem almak isteyenler ıhlamur yaprağı başta olmak üzere kuşburnu, ada çayı ve zencefili adeta can simidi olarak görüyor. Aktarların gözdesi olan bu ürünlerin büyük bir bölümü çuvallara doldurulup açıkta satılıyor.

Aktarlara göre, en fazla tercih edilen ise ıhlamur yaprağı ve kuşburnu karışımına, demleme yöntemiyle ada çayı ve zencefil eklenmesiyle oluşturulan bitkisel çay.


_PaPiLLoN_ 5 Ocak 2008 22:12

50 diyet takipçisinden 50 diyet hatası

İSTANBUL - ‘Bugünün insanı sanki yalnızca yemek yiyebilmek için yaşıyor, yiyeceğini satın alabilmek için çalışıyor ve ardından uğrunda çabaladığı gıdalardan ötürü hastalanıyor’ 1874-1965 yılları arasında yaşayan Prof. Dr. Johannes Ude’un bu sözlerinin günümüzde daha fazla anlam ifade ettiğini söyleyen Diyetisyen Berrin Yiğit, diyete yanlış hedeflerle başlayıp hatalı yöntemler uygulayanların başarısız olduklarını söylüyor. Yiğit, sağlıklı zayıflama sürecini sekteye uğratan diyet hatalarına dikkat çekiyor. İşte 50 farklı diyet takipçisinin belirlediği ve sık tekrarlanan 50 diyet hatası.

HER ÖZEL ANI YEMEKLE ÖDÜLLENDİRMEYİN

1- Zayıflayabileceğine inanmamak, karamsar tavırlar sergilemek
2- Kısa süreli çözümler getiren zorlayıcı diyetler uygulamak, hayat boyu çözüm getirecek sağlıklı yolların arayışına girmemek
3- Zayıf olmak uğruna her gün aynı tatsız, tuzsuz yemeği yiyeceğine kendini ikna etmek. Tek tip diyetleri uygulayabileceğine inanmak
4- Kalori sayma konusunda obsesif olmak. Unutmayın kilo kaybında kalori kısıtlaması tek kıstas değildir, yediklerimizin içeriği, miktarı, zamanı, kombinasyonu, vücutta metabolizma olma hızı ve verimi ile hazırlama şekli de çok önemlidir.
5- Çok sık tartılmak ve her tartıda büyük kilo kayıpları beklemek
6- Yeteri kadar sıvı almamak. Su yerine çay, kahve ve gazlı içecek tüketmek
7- Bolca şekerli meşrubatlar, bol kalorili, kremalı kahveler içmek
8- Evlendikten sonra, hamilelik süresince ve özel günlerde kendine sınırsız yemek yeme özgürlüğü tanımak. Her özel anı yemekle ödüllendirme yoluna gitmek
9- Taze gıdalardan çok hazır gıdalara yönelmek, aşırı katkılı, şekerli ve yağlı yemekler tüketmek

GİZLİ KALORİLERE TUTSAK OLMAYIN


10- Sos veya eklenen malzemeleri kalorisiz gibi değerlendirip salata veya sebze tabaklarını tüketerek zayıflamaya çalışmak. Fark etmeden gizli kalorilere tutsak olmak
11- Plansız olmak. Beslenmenizi planlayacak size özel bir mönü olmadan başarı sağlayamazsınız. Mutlaka diyetisyen kontrolünde size özel olarak hazırlanmış bir mönü takip edin
12- Başarısızlık durumunda başkalarını suçlamak, hatalardan ders almamak
13- Çabuk pes etmek, minik bir sıkıntıda diyeti terk etmek
14- Yenilen yüksek kalorili besinlerin zararlarından bihaber olmak, sadece kilo kaybına odaklanıp, ne kaybettiğinin farkında olmamak. Unutmayın gerçek kilo kaybı yağ kaybıdır, su veya kas değil.
15- Doygunluk hissine rağmen tabağı silip süpürmek, durma noktasını bilmemek

’BATTI BALIK YEN GİDER’ DEMEYİN


16- ‘Battı balık yan gider’ mantığı ile ufak kaçamakları tehlikeli boyutlara taşımak
17- Paranın karşılığını almak adına veya şuursuzluktan açık büfelerde sınırları zorlarcasına yemek
18- Kahvaltıyı atlamak
19- Bütün gün aç kalarak kilo vermeye çalışmak
20- Bir öğünde aşırı yiyip, akabinde kendini cezalandırırcasına bir diğer güne kadar bir şey yememek
21- Genetik olarak şişman olmaya programlanmış olduğuna inanmak
22- Değişime açık olmamak
23- Spor yapacak vakit bulamadığından yakınmak
24- Sporun iştah artışına neden olabileceğini düşünerek uzak durmak. Sizin ihtiyaç ve performansınıza uygun, spor uzmanı tarafından hazırlanmış programlar kendinizi daha doygun hissetmenize yardımcı olacaktır. Fiziksel olarak aktif hale gelen vücudunuzun besin gereksiniminin, harcanan kalori miktarı ile paralel planlanması gereğini de unutmayınız

ZAYIFLIĞA ODAKLANIP HAYATI ERTELEMEYİN


25- Her günü tam anlamıyla sindirerek yaşamamak, zayıf olacağı günlere odaklanıp hayatı ertelemek, dolayısıyla depresif ruh haliyle yemekle kendini mutlu etmeye çabalamak
26- Arkadaş sohbetlerinde alınan diyet veya bitkisel sanılan ilaçlarla zayıflamaya çalışmak
27- Kullanılan bazı ilaçların iştah artırıcı yan etkilerinden kaynaklı aşırı besin tüketimi karşısında doktor ile temasa geçmeden durumu kendi kendine kontrol etmeye çalışmak
28- Meyve yiyerek ya da sadece haşlanmış sebze tüketerek tek tip diyetlerle, kendi kendine zayıflamayı beklemek
29- Sauna veya sıvı kaybettiren aktivitelerle zayıflamaya çalışmak
30- Destek ürünler, vitaminler, çaylar vb. uygulamaların zayıflamada yapılan diyet veya spordan daha önemli olduğuna inanmak
31- Sporu zorunluluk olarak görmek, yaşam standardı içine alamamak, günlük yapılacak işler listesine egzersizi eklememek

TATMİN OLMA EŞİĞİNİ ARTIRMAYIN


32- Şeker eşiğini yükseltmek, doğal şeker kaynakları ile yetinmeyi bilmemek. Bu durum, kişilerin her geçen gün tatmin olma eşiğini artırmakta ve ‘şeker ne kadar fazla ise o kadar iyi’ noktasına ulaşmalarına neden olmaktadır
33- Aşırı alkol tüketmek, yanlış içki tercihleri yapmak
34- Televizyon karşısında, telefonda konuşurken, bilgisayarda çalışırken yemek yemek bu sayede kişiler yemek yeme eylemine odaklanamamakta ve aldıkları fazla kalorilerin farkına varmadıkları gibi doyma eşiğini de algılayamamaktadırlar
35- Çok fazla televizyon izleyerek, playstation oynayarak veya bilgisayarda çalışma saatlerini uzatarak fiziksel aktivite zamanından çalmak
36- Çok bol ve rahat kıyafetler giyerek, beden imajından kaçmak
37- Kişisel gelişime kapalı olmak, kendi ile barışık olmamak
38- Kendini şişman olarak kabul etmek, daha iyiye ulaşmak için inançsız olmak
39- Atılmasın, ziyan olmasın diye tabakta yemek bırakmamak
40- Yemek pişirirken veya sofrayı kurarken tadım yapmak
41- Özel günler haricinde de pasta, börek, hamur işleri ve özel yemekler hazırlamak

DİYETE BAŞLAMAK İÇİN GELMEYEN YARINLARI BEKLEMEYİN


42- Misafire servis etmek üzere her zaman evde hazır ve yüksek kalorili besinler bulundurmak
43- Şekerleme, abur cubur veya çikolatayı her an görünür kaplarda ve ortamlarda bulundurmak
44- Her öğünde sebze tüketmemek, yemeğe eşlik etmesi için ekmek, makarna, patates püresi gibi yoğun karbonhidrat kaynakları hazırlamak
45- Açılan paketi bitirmeye odaklanmak, porsiyon kontrolü yapamamak
46- Başkaları istiyor diye kilo vermeye çalışmak
47- Zayıflama programına girmeye hazır olmadan diyete başlamak
48- Gazlı içeceklerin mideyi şişirip doygunluk hissi sağladığına inanmak
49- Çok sık fast food tüketmek ve yemekleri çok hızlı yemek
50- Diyete başlamak için gelmeyen yarınları beklemek.



Sedef 21 6 Ocak 2008 01:16

Kanseri Neler Tetikliyor ?




En sevdiğimiz gıdalar aslında bizim düşmanımız. İşte kanseri tetikleyen gıdalar :

21 ünlü uzman tarafından yapılan ve beş yıl süren araştırmadan kanserle ilgili şu sonuçlar çıktı.

Günde 1 porsiyon köfte bile kanser riskini artırıyor.
Beş yıl süren araştırma sonucuna göre günde bir dubleden fazla içki de kanseri tetikliyor.

Dünya Kanser Araştırmaları Fonu tarafından yapılan bir araştırmaya göre, kırmızı et ve alkol çok az miktada tüketilse bile kanser riskini artırıyor. Kamu sağlığı, diyet ve beslenme konusunda 21 dünyaca ünlü uzman tarafından yapılan ve beş yıl süren araştırmaya göre, günde 100 gram bile kırmızı et tüketmenin özellikle bağırsak kanseri riskini artırdığı belirlendi.

Uzmanlar tarafından yayınlanan tavsiye raporunda günde 80 gramın üzerinde kırmızı etin kesinlikle tüketilmemesi gerektiği kaydedildi. Rapora göre, alkol tüketiminin ise sıfır olması gerekiyor. Erkekler günde iki bardak, kadınlar ise bir bardak alkolü geçtiklerinde kanser riski katlanıyor.

HANGİ MENÜDE KAÇ GRAM ET VAR ?

* Hamburger’deki köfte 110 gr.
* İskender 120 gr.
* Bir porsiyon köfte 100 gr.


Organik gıda kanser düşmanı

Organik gıdalar üzerinde bugüne kadar yapılan en büyük araştırmanın sonuçlarına göre, organik besinler diğer besinlerden çok daha sağlıklı. 4 yıl süren ve tam 24 milyon dolar harcanan araştıma sonucunda organik meyve ve sebzelerin yüzde 40 daha fazla antioksidan içerdiği, diğer meyve sebzelere oranla demir ve çinko açısından çok daha zengin olduğu belirlendi.

Organik yöntemlerle üretilen sütte ise antioksidan oranı yüzde 90 daha fazla olabiliyor. Organik besin tüketenlerde kanser ve kalp rahatsızlıkları azalıyor. Bu araştırmayla AB hükümetlerinin organik yiyeceklerle ilgili tavsiye kararları alması bekleniyor.





nünü 10 Ocak 2008 12:16

Şişkinliği Azaltmanın Yolları

Gaz çıkarmak, can sıkıcı ve bazen çok utanç verici bir olaydır. Ancak, yediklerinize dikkat ederek bunun üstesinden gelebilirsiniz.
Şişkinliğe neden olan bazı yiyecekler şu şekilde sıralanıyor:

Süt ürünleri: Süt ürünlerinin içinde bulunan laktoz, gaz oluşumunun başlıca nedenlerinden biridir. Laktoz içermeyen süt ürünleri bu konuda yardımcı olabilir. Ayrıca, yoğurt veya eski peynir, süt ürünlerinden rahatsız olan pek çok kişide problem oluşturmuyor.

Bazı sebzeler: Soğan, turp, lahana, kereviz, havuç, brüksel lahanası, brokoli, karnabahar, ve kuru fasulye gibi sebzelerin içinde bulunan bazı karbonhidratlar, gaz üretimine neden olabiliyor. Simetikon içeren ürünler bu konuda çözüm olabilir.

Aşırı meyve şekeri: Kuru erik, kuru üzüm, muz, elma, kayısı, veya kuru erik, üzüm ve elmadan yapılan meyve suları, gaza neden olabilir.

Aşırı lif: Öncelikle yüksek oranda lif içeren yiyeceklerin tüketimine son verip, daha sonra aşamalı olarak bu gıda maddelerini diyetinize ekleyerek, bedeninizin lifli yiyecekler konusunda tolerans gösterdiği en son miktarı bulabilirsiniz.

Bazı tatlandırıcılar: Şeker içermeyen çikolataların ve şekerlemelerin yapımında kullanılan, sorbitol, mannitol, ve ksilitol gibi tatlandırıcılar, bazı kişilerde ishale neden olabilir.

Yağlı yiyecekler: Yağda kızartılmış yiyecekler, yağlı etler ve bazı soslar şişkinliğe neden olabilir.

Asitli ve içkili içecekler: Bu tür içeceklerden uzak durmak, gaz üretiminin azalmasına yardımcı olabilir.


Misafir 10 Ocak 2008 20:12

Mide düşmanı ilaçlar

Sık kullanılan aspirin, ağrı kesiciler ve özellikle antiromatizmal ilaçların mide zarına zarar vererek ülser oluşumunu kolaylaştırdığı bildirildi.

Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Gastroentroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Macit Gülten, toplumda oldukça sık görülen ülserin, mide veya özellikle onikiparmak bağırsağının iç yüzeyinde meydana gelen yaralar olduğunu söyledi.

Gülten, erkeklerde daha fazla görülen ülserin, karın bölgesinde, genellikle önde ve üst-orta bölgede rahatsızlık hissi, ağrı, bulantı, yanma, ekşime gibi belirtilerle kendini gösterdiğini, bazı ülserlerin de hiç belirti göstermediğini belirtti.

Gülten, şunları kaydetti:
''Peptik ülserler, kanama veya delinme gibi durumlara yol açarak ölüm riskini arttırlar. Peptik ülserin meydana gelmesinde midenin ürettiği asit, ülserin ortaya çıkmasında en önemli etkendir. Normalde mide ve onikiparmak bağırsağı mide asidine karşı dirençlidir. Ancak 'Helicobacter Pylori' bakterisinin varlığı, aspirin ve antiromatizmal bazı ilaçlar, mide ve onikiparmak bağırsağının iç yüzeyinin bütünlüğünün ve direncinin, mide asidine karşı bozulmasına, böylece ülserlerin
meydana gelmesine sebep olurlar.''

Gülten, 1980'li yıllardan itibaren ''Helicobacter Pylori''nin saptanması ve tedavi edilmesi sonucunda peptik ülser hastalığının daha az görülmeye başladığını belirterek, ''Helicobacter Pylori'ye bağlı ülserler azalmasına rağmen aspirin ve antiromatizmal ilaçların gereksiz ve kontrolsüz kullanımına bağlı ülser ve ülser kanamalarına son yıllarda daha sık rastlamaktayız. Aspirin ve bazı antiromatizmal ilaçlar mide veya onikiparmak bağırsağında ülser oluşturarak veya mide iç çeperinde gastrit oluşturarak, ciddi kanamalara yol açabilirler'' dedi.A.A.


Sedef 21 10 Ocak 2008 20:17

İşte uzun yaşamanın sırrı

http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/4742598.jpg

20 bin kişi üzerinde yapılan araştırmaya göre 14 yıl daha uzun yaşamak için yapılması gerekenler şunlar...

İNGİLTERE’DEKİ Cambridge Üniversitesi’nde yapılan geniş çaplı araştırma, sigarayı bırakmak, meyve tüketmek, az alkol almak ve biraz spor yapmak gibi basit değişikliklerle insanın ömrünü 14 yıl uzatabileceğini ortaya koydu. 1993 ile 2006 yılları arasında 45 ile 79 yaş arasındaki 20 bin kişi üzerinde yapılan araştırmaya göre 14 yıl daha uzun yaşamak için yapılması gerekenler:
* Hiç sigara içmemek.
* Haftada 7 kadehten fazla içki tüketmemek.
* Her gün beş adet meyve-sebze yemek.
* Günde yarım saat spor yapmak ya da koşuşturma gerektiren bir iş sahibi olmak.


Misafir 15 Ocak 2008 22:01

Strese karşı 100 yeni yöntem

Çağın belası stresle zaman zaman herkesin kapısını çalıyor. Kuşkusuz stresle savaşma yolları konusunda pek çok haber ve öneri okunudunuz ama bunlara yenileri eklendi:
İçimizi kemiren sinsi düşman strese karşı geliştirilen yöntemlere bir yenisini de yazar İpek Özmen ekledi. Stresle savaşma yollarının anlatıldığı "Hayatın Baskısına Karşı Sağlıksız Tepki / Stres" adlı çalışma Lamia Yayınları'ndan çıktı. Kitapta yer alan "Stresi Önlemenin Yolları" adlı bölüm günlük hayatta stresle mücadalede işinizi kolaylaştıracak birçok ipucu veriyor.
1) Her zamankinden 15 dakika erken kalkın.
2) Sabah için bir gece önceden hazırlık yapın.
3) Dar giysiler giymeyin.
4) Kimyasal ürünler kullanmayın.
5) Randevularınıza vaktinde gidin.
6) Hafızanızı kurcalamayın, aklınıza gelenleri yazın.
7) Her zaman aynı şeyleri tekrar etmeyin.
8) Yedek anahtarlarınız olsun.
9) Daha sık hayır deyin.
10) Hayatınızdaki öncelikleri belirleyin.
11) Negatif insanlardan uzak durun.
12) Zamanı etkili bir şekilde kullanın.
13) Yemeklerinizi zamanında yiyin.
14) Önemli evraklarınızın her zaman kopya- larını hazırlayın.
15) İhtiyaçlarını giderin.
16) Bozulan aletleri tamir ettirin.
17) Hoşunuza gitmeyen işler için yardım alın.
18) Büyük işleri küçük parçalara ayırın.
19) Sorunlara meydan okuyun.
20) Sorunlara karşı farklı bir bakış açısıyla yaklaşın.
BEBEĞİ GIDIKLAYIN
21) Hayatınızı organize edin.
22) Bol bol gülümseyin. Hem maliyeti sıfırdır, hem de bedeli para ile ölçülemez.
23) Bir bebeği gıdıklayın.
24) Yağmurda yürüyün.
25) Gümüş bir yüzüğünüz olsun.
26) Evcil hayvan edinin.
28) Köpük banyosu yapın.
29) Her gün çocuğunuzla oyun oynayın.
30) Kendinize inanın.
31) Kendinize olumsuz şeyler söylemekten vazgeçin.
32) Kendinizi kazanırken hayal edin.
33) Mizah duygunuzu geliştirin.
34) Yarının bugünden daha iyi olacağını düşünmekten vazgeçin.
DANS EDİN
35) Kendinize hedefler koyun.
36) Dans edin.
37) Tanımadığınız birine merhaba deyin.
38) Kendinizi kazanırken hayal edin.
39) Bir arkadaşınızla kucaklaşın.
40) Yıldızlara bakın.
41) Yavaş yavaş nefes alın.
42) Ahenkli bir şekilde ıslık çalmayı öğrenin.
43) Şiir okuyun.
44) Klasik müzik dinleyin.
45) Kötü bir alışkanlığınızdan vazgeçin.
46) Kendinize bir çiçek alın.
47) Yanında rahatlayacağınız bir arkadaşınız olsun.
48) Bugünün işini yarına bırakmayın.
49) Görünüşünüze özen gösterin.
50) Mükemmel değil iyi olmak için çalışın.
KUŞLARA YEM VERİN
51) Sergileri gezin.
52) Bir şarkı mırıldanın.
53) Kilonuzu koruyun.
54) Bir ağaç dikin.
55) Kuşlara yem verin.
56) Baskı altında iken dahi nezaketinizi elden bırakmayın.
57) Ayağa kalkın ve gerinin.
58) Her zaman bir B planınız olsun.
59) Kağıda gelişigüzel şeyler karalayın.
60) Bir şakayı hatırlayın.
61) Duygularınızın sorumluluğu- nu alın.
62) Daha iyi bir dinleyici olun.
63) Sınırlarınızı bilin ve başkaları- nın da bunları bilmesine izin verin.
KAĞITTAN UÇAK YAPIN
64) Kağıttan uçak yapın.
65) Yeni bir şarkının sözlerini öğre- nin.
66) İşe erken gidin.
67)Bir bebekle birlikte ellerinizi çırpın
68) Sır tutmasını bilin.
69) Ağız dolusu kahkalarla gülün.
70) Kendinizi diğer insanlara göre ayarlamaktan vazgeçin.
71) Daha az konuşun ve daha az dinleyin.
72) Diğer insanları özgürce övün.
73) Bitmemiş ilişkilerin üzerine yeni bir ilişki kurmayın.
74) İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşünün.
75) Sizi dikkate almayanı siz hiç dikkate almayın.
76) İnsanlara doğru değer verin haketmeyenleri silin.
AŞKIN ÖNEMİNİ ANLAYIN
77) Herhangi bir şarta bağlı olmayan birden- bire gelişen aşkın öneminin farkına varın
78) Hakettiğiniz sevgiyi alamadınız mı? Kendinizi üzmeyin sorun siz değilsiniz
79) Başkalarının sözleriyle dolduruşa gelme- yin ama aklınızın bir köşesinde tutun
80) Dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartışmayın.
81) Eğer verdiğiniz sır o kişide kalmıyorsa ikinci bir şans vermeyin.
82) Kendinize saygınızı yitirmenize neden olacak davranışlarda bulunmayın.
83) Siz istemediğiniz sürece kimsenin sizi üz- meyeceğini aklınızdan çıkarmayın.
84) Değerli zamanınızı haketmeyenler için kullanmayın.
85) Size bahşedilen zekayı mutlaka kullanın.
86) Herşeyden önce kendinizi sevin.
87) Dışarıdaki güneşe bakıp gülümseyin önü- nüzde koskocaman bir gelecek olduğunu unutmayın.
88) Dostluğunuzla yetinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapmayın.
89) Gerektiğinden fazla verici olmayın. Za- man zaman hayır demesini öğrenin.
İLK ÖNCE SİZ MERHABA DEYİN
90) Hayatınızın her alanında sorumluluğu üstlenin, suçu başkalarına yıkmayın.
91) Hakettiğinizi düşündüğünüzde maaşınıza zam isteyin.
92) İlk önce siz 'merhaba' deyin.
93) Cesur olun.
94) Teklifin ne olduğunu öğrenmeden asla bir kapıyı kapamayın.
95)Saatinizi daima 5 dakika ileriye ayarlayın.
96) Sıkı tokalaşın.
97) Merhametli ama karalı olun.
98) Dün rüya, yarın hayaldir. Rüyayı mutlu, hayali ümitli yapan bugündür. Öyleyse bugüne iyi bakın.
99) İnsanları yargılarsanız onları sevmeye zamanınız kalmaz.
100) Düşünmeden konuşmak, nişan almadan ateş etmeye benzer.
Bugün Gazetesinden alıntıdır


nünü 19 Ocak 2008 18:12

NE ZAMAN SU İÇMELİYİZ?

Su olmadan sağlıklı bir hayat düşünülemez. Uzmanlar ise suyun soluduğumuz hava kadar gerekli olduğu ve yaşamın kaynağı olduğu konusunda hem fikirler. Peki, sağlıklı bir yaşam için ne kadar su içmeliyiz? İşte Türkiye'de tamamlayıcı tıp denilince ilk akla gelen isimlerden bir olan Dr.Hüseyin Nazlıkul'un bu konu hakkındaki yazısı:

1) Yeni güne su içerek başlayın. Bu bir bardak su böbreklerinizi boşaltmanıza ve detoks sisteminizin gün boyu çalışmasına yardımcı olacaktır.

2) Kahvaltıdan bir saat öncesine kadar yavaş yavaş ama kısa aralıklarla içilen suyun birçok kronik hastalıklarda tedavi edici özelliği olduğu açıklanmaktadır.

3) Günde en az sekiz bardak su için, mümkün olursa sağlıklı alkali su için, içtiğiniz su ne kadar temiz ve sağlıklı olursa bedeniniz suyu o derecede faydalı kullanır.

4) Canınız bir şeyler atıştırmak istediğinde bir şeyler atıştırmaktansa onun yerine bir bardak su için ve biraz bekleyin. Göreceksiniz ki bedeniniz sizden yemek değil su istiyormuş!

5) Vücudunuzun size ne söylediğini anlamaya çalışın, başınız veya mideniz ağrıyorsa veya bitkinseniz veya kendinizi iyi hissetmiyorsanız ilaç almadan önce bir bardak su için ve neticeye göre hareket edin.

6) Baş ağrısı çekiyorsanız ilaca saldırmayın. Sadece su yeterli gelmemişse o zaman suda bir magnesium tablet eritin ve için. Ağrı kesici kullanmadan da baş ağrılarınızın geçtiğini şaşkınlıkla keşfedeceksiniz.

7) Yemek yerken kesinlikle su ve sulu içecekler içmeyin, suyu yemekten yarım saat önce ve sonra için.


8) Yediğimiz yiyeceklerle de su alırız. Çünkü onların içinde de su vardır. Organik olarak üretilen ürünleri tercih ederseniz yiyeceklerle beraber aldığınız suyun kalitesi de iyi olur.

9) Su her yiyecekte aynı kalite ve özellikte bulunmaz, bu durum bedenimizde bulunan sular içinde geçerlidir. İçimizdeki su bizim ruh halimize göre sürekli kendi kendini değiştirme gücünü içinde barındırır.

10) Stresli ya da endişeli olduğunuzda bir bardak su için. Su vücut sıvınızı ve elektrolit dengesini düzenleyerek sakinleşmenize yardımcı olacaktır. Farkında mısınız? Sinirlenince ya da heyecanlanınca dudaklarınız kurur ve yapışmaya başlar. Bu, bedenin doğal olarak o anda su ihtiyacını size göstermesidir.

11) Akılıca yemek yiyin. Kalori, karbonhidrat ve yağları çok fazla hesaplamanıza gerek yoktur. Sadece asidik ve hijyenik olamayan yiyecekleri yemeyin.

12) Karaciğerinizin yediğiniz yiyecek ve içeceklerdeki bakteri, virüs, ve kimyasalları temizlemek zorunda olduğunu unutmayın! Bol, temiz ve kaliteli alkali su içerek karaciğerinize asli görevini yapabilmesi için yardımcı olun.

13) Hazır yiyeceklerden, fast-food'lardan, gazlı içeceklerden, katkı maddeleri içeren her tür hazır gıdadan uzak durun. Tabii burada asıl suçlu olan food'dan ( yemek ) çok işin fast ( hızlı ) kısmıdır. Çünkü hızlı yemek pek çok rahatsızlığın kaynağıdır.

14) Yediğiniz yemeklerden keyif almaya çalışın, iyi çiğneyin ve yemek esnasında gazete okumayı ve TV izlemeyi bırakın. Yediklerinizi iyice inceleyin, onlarla bir diyalog içinde olun.

15) Fazla çay, kahve, alkollü içecek içmeyin. Bu tür içecekler diüretik olduklarından, vücudunuzda su kaybına neden olurlar. Şayet mecbur kalırsanız bunlardan fazla içtiğinizde dengelemek için bol miktarda su ya da mümkünse alkali su için.


Demir YumruK 20 Ocak 2008 18:16

Süt için, kilo verin!

Son araştırmalar yeterli kalsiyum alımının, kalori yakılmasına yardımcı olduğunu ve yağ hücrelerinin çalışmasını önlediğini gösteriyor. 18 Ocak 2008 Cuma

Dilara Koçak Beslenme bilimi, yaşam süresi, sağlıklı bir ömür, hastalıklara karşı korunmanın yolları, daha sağlıklı nesilleri için besinlerin önemi, hastalıkları iyileştirmede beslenmenin önemi, gıda sanayini geliştirme, besin zenginleştirme gibi birçok konuda sürekli yenileniyor her gün pekçok araştırma sonucu yayınlanıyor. Bugün bunlardan bazılarını özellikle günlük hayata uygulanması kolay olanları sizlerle paylaşmak istedim.
Süt ve kilo ilişkisiYeni çalışmalar süt içmenin kemiklerinizi güçlendirmekten daha fazlasını yapabileceğini söylüyor. Gerçekte kalsiyum, vücutta kalori yakılmasına yardımcı olabilir ve yağ hücrelerinin yağ yapmasını önleyebilir. Kalsiyum alımı ve kilo kontrolü ilişkisi üzerine birçok çalışma yapmıştır. Sonuçlar gösteriyor ki fazla kalsiyum tüketen kişilerin, az tüketenlere göre vücut ağırlığı daha azdır ve daha az kilo kazanımları olmuştur. Sağlık açısından en yararlısı günde 1000 miligram kalsiyum tüketmektir. En iyi kaynakları; günlük süt ürünleri peynir, ayran, süt kefir, yeşil yapraklı sebzeler, balık kıkırdakları, kalsiyumla zenginleştirilmiş yiyeceklerdir.
Erkekler ve osteoporozOsteoporoz genellikle kadın hastalığı olarak bilinir ancak erkeklerde de görülebilir. Oregon Üniversitesinin istatistiklerine göre, 50 yaşlarındaki her sekiz erkekten biri kalça çatlağıyla karşılaşıyor. Bunun da nedeni, osteoporoz. Bu tehlike, kemikleri kırılana kadar erkekler tarafından fark edilmiyor. Hem erkekler hem de kadınlar için osteoporozu engelleme, çocuklukta başlar.
Günlük süt ürünleri kalsiyumun en iyi kaynaklarıdır. Ayrıca kalsiyumla zenginleştirilmiş ürünler ve tabletler ile fiziksel aktivite de güçlü kemikler sahip olmanıza yardımcı olacaktır. Düzenli fiziksel aktivite, yürümek, dans ve tenis kemik oluşumunuza yardımcı olacaktır.
Salata yardımcı mıdır?Kilo kontrolü ve kilo koruma stratejisi konusunda yapılan çalışmalara göre, düzenli bir fiziksel aktiviteyle beraber porsiyon miktarının azaltılması kalori alımını düşürüyor. Penisylvania Üniversitesinin araştırmalarına göre salatayı yemekten önce tüketmenin kişinin yediği miktara etkisi var. 42 kadın üzerinde yapılan çalışma sonuçlarına göre salatayı ilk yemek olarak fazlaca tüketen kadınlar tüketmeyenlerle kıyaslandığında, ilk yemek olarak tüketenlerin yemek alımlarında yüzde 12 azalma olduğu gözlemlendi. Araştırma sonuçlarına göre yemekten önceki düşük kalorili salata kilo kontrolünde etkili bir stratejidir.
Kahvaltıyı önemseyin
Kahvaltıyı atlamak, gün içindeki enerji seviyenizi olumsuz etkileyebilir. Kahvaltı atlamayla ilgili yapılmış 47 araştırmanın incelenmesi sonucunda kahvaltı eden çocukların etmeyen akranlarından daha iyi bir beslenme profili olduğu, kahvaltı eden kişilerin gün içinde daha fazla kalori tüketmelerine rağmen daha nadir fazla kilolu olduğu, kahvaltı yapmanın hafıza gibi bilişsel fonksiyonlar, sınav sonuçları ve okula katılımı iyi yönde etkilediği bulundu. Sağlıklı bir kahvaltının yüksek lifli ve besin değeri yüksek tam tahılları, meyve ve süt ürünü içermesi gerekir. Balık gerçekten beyin yemeği mi? Balık tüketmek kişiyi daha zeki yapar diye duymuşuzdur hep büyüklerimizden. Artık araştırmalar bu söylemi doğruluyor. Bu konuda bir ruh sağlığı merkezinde yaşları 65 ile 94 olan alzheimer hastalığı gelişen 800 kadın ve erkekte çalışma yapıldı. Araştırmacılar haftada en azından bir porsiyon balık tüketen kişiler ile hiç tüketmeyenlerle kıyasladığında, tüketenlerde alzheimer gelişiminin daha az olduğu gözlemlediler. Bu çalışma diğer çalışmalarda bulunmuş olan omega 3 yağ asitlerinin beyin hücreleri üzerindeki pozitif etkisini destekliyor. Omega 3 DHA, beyin hücre membranlarını sağlıklı tutması ve beyin hücreleri arasındaki bağlantıyı sağlaması yönünden biliniyor. Beslenmenize daha çok balık yağı ekleyerek beyninizi ve kalbinizi koruyabilirsiniz.


Akpunktur ile kansere çare!

Gazi Üniversitesi (GÜ) Akupunktur Kurs Koordinatörü ve Akupunktur ve Alternatif Tıp Derneği Başkanı Prof. Dr. Cemal Çevik, akupunkturun vücutta bulunan kanser hücreleriyle savaşan hücrelerin sayısını ve etkinliğini arttırdığını söyledi.
18 Ocak 2008 Cuma

1. Ulusal SPA ve Wellness Kongresine katılan Prof. Dr. Çevik, "alternatif değil, tamamlayıcı tıp" olarak adlandırdığı akupunktur tedavisinden yararlanmak isteyenlerin sayısının her geçen yıl arttığını söyledi. Hastaların yüzde 50sinin akupunktura kilo vermek için yöneldiğini ifade eden Prof. Dr. Çevik, "Oysa akupunktur, kanser ağrılarını ve kemoterapinin yan etkilerini azaltmaktan, menapoz tedavisine, ağrılardan, psikiyatrik rahatsızlıklara, uyku bozukluğundan, sigara, alkol bağımlılığı, kısırlık ve alerji tedavilerine kadar 300e yakınrahatsızlığın tedavisinde tek başına ya da tamamlayıcı olarak kullanılabiliyor" dedi. Bütün bunlara rağmen, akupunkturun öneminin henüz yeterince anlaşılamadığını ifade eden Prof. Dr. Cemal Çevik, yöntemden sadece maddi durumu iyi olanların yararlanabildiğini vurguladı. Akupunkturun iyileştirici etkisiyle ilaç kullanımının da azaldığını dile getiren Prof. Dr. Çevik, bunun ekonomiye büyük katkı sağlayacağını belirterek, söz konusu tedavi yönteminin sosyal güvenlik şemsiyesinden yararlananların ücretsiz kullanabileceği hale getirilmesi gerektiğini kaydetti. Kanser ağrılarını azaltıyorAkupunkturun kanser ağrılarını azaltmada da kullanıldığını anlatan Prof. Dr. Çevik, Avrupa ülkelerinde kanser tedavisi sırasında bilinen yöntemlerin, akupunkturla eş zamanlı kullanıldığına dikkati çekti. Kemoterapinin neden olduğu bulantı gibi yan etkilerin de akupunkturla azaltıldığını söyleyen Prof. Dr. Çevik, ayrıca akupunkturun tek başına kanseri iyileştirici etkisinin bulunduğunu anlattı. Prof. Dr. Çevik, "Bunun iddialı bir söz gibi algılanmasını istemem. Ancak akupunkturun vücutta bulunan kanser hücreleriyle savaşan hücrelerin sayısını ve etkinliğini artırdığı biliniyor" dedi. Prof. Dr. Çevik, akupunkturun menapoz döneminde, uyku düzensizliklerinde, migrende, bel ve sırt ağrılarında da kullanıldığını ve başarı oranının hastalık türüne bağlı olarak, ortalama yüzde 70 düzeyinde olduğunu anlattı. 700 uzman doktor kurs aldıTürkiyede 4 üniversitede akupunktur polikliniği ve 700e yakın uzmanın bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Çevik, 2005-2007 yılları arasında Gazi Üniversitesi Akupunktur Polikliniğine 856 hastanın başvurduğunu, bunların yüzde 75ini de kadınların oluşturduğunu belirtti. Hastaların yüzde 50sinin de kilo vermek üzere akupunkturu tercih ettiklerini, bunu ağrının takip ettiğini söyleyen Prof. Dr. Çevik, "Ayrıca diğer tedavi yöntemlerinden yanıt alamayan hastalar da geliyor. Sonuçta bizim hastalarımız zor hastalar. Pek çok yöntemi denedikten sonra geliyorlar" diye konuştu. Prof. Dr. Çevik, tedaviden yararlanmak isteyenlerin çoğunluğunu 30-39 yaş grubundaki hastaların oluşturduğunu da söyledi.


Misafir 20 Ocak 2008 20:05

Tarçınlı Salep Ve Faydaları

Kış günlerinin vazgeçilmezi salep tam bir vitamin deposu...
Tamamıyla doğal olarak toplanan ve kilosu aktarlarda 120 YTL'ye satılan salep mide dostu olarak tanımlanırken, tarçınla tüketiminin ise üst solunum yolları ve bronşite iyi geldiği bildirildi.
Çukurova İniversitesi (Çİ) Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim İyesi Prof. Dr. Menşure Özgüven, orkidenin salep elde edilebilen türlerinin Türkiye'de sadece bir kaç ilde yetiştiğini ve dağlardan doğal olarak toplandığını söyledi.
Salebin içecek olarak kullanılmasının yanı sıra bileşiminde bulunan nişasta ve diğer kıvam artırıcılar dolayısıyla dondurma yapımında da değerlendirildiğini belirten Özgüven, salebin normal metotlarla bahçelerde yetiştirilmesinin ise çok zor olduğunu söyledi.
Salebin, az bulunduğu için aktarlardaki fiyatının 120 YTL'ye kadar çıktığını anımsatan Özgüven, ''Salep sadece içimizi ısıtan, lezzetli bir içecek değil aynı zamanda çok sayıda yararı var.
Yetişme dönemi olan bu aylarda bolca salep tüketilmeli'' dedi. Salebin halk arasında yapışkan olarak bilinen müsilaj özelliğinin, sağlık açısından çok sayıda faydası olduğunu ifade eden Özgüven, şunları söyledi:
''Salebin müsilaj özelliği dokular üzerine yumuşatıcı etki yapar, bir nevi dokunun üzerine katman oluşturuyor, koruyor ve rahatlık veriyor. Özellikle mide rahatsızlıklarında etkili olan salep, hazmı kolaylaştırarak mideyi rahatlatıyor. Bunun yanı sıra tarçınla tüketiminde ise özellikle üst solunum yollarında etkili oluyor. Öksürük ve bronşiti tedavi ediyor.''
-''BİLİNÇSİZ TOPLAMA, NESLİNİ BİTİRİYOR''-
Salebin, yer orkidelerinin toprak altında bulunan yumrularından elde edildiğini belirten Özgüven, bilinçsiz toplamanın salep neslini tehlikeye soktuğunu söyledi.
Salep elde edilen orkidelerde bir kaç yumru bulunduğunu belirten Özgüven, ''Çok toplayınca, yumruları, yani üreme organları ortadan kalkıyor, nesli tüketiyor. Bir bitkinin altında 2 -3 tane yumru vardır, bunlardan biri alınırsa bitki önümüzdeki yıl da çoğalır ancak, hepsi alındığı takdirde o bitki bir daha ürün vermez'' dedi.
Toplanan yumruların yıkanıp, kurutulmasının ardından dövülerek toz haline getirildiğini ve salep elde edildiğini belirten Özgüven, 6-10 gram salebin ise bir kilo süte kıvam verebildiğini sözlerine ekledi.
Bugün Gazetesinden alıntıdır


Sedef 21 20 Ocak 2008 20:12

Lösemide mucize gelişme

Aynur TATERSALL/LONDRA, (DHA)

İNGİLTERE'nin Kent bölgesinde yaşayan 5 yaşındaki tek yumurta ikizleri Olivia ve İsabella Murphy üzerinde yapılan kan testleri sonucu, lösemi (kan kanseri) hastalığına neden olan hücrenin tespit edildiği belirtildi.

İkisinin de kemik iliğinde lösemi kök hücreleri saptanmış olmasına rağmen, ikizlerden İsabella’nın sağlıklı bir şekilde hayatını sürdürürken, sadece Olivia’nın hastalığa yakalanması bilim adamlarını şaşırtmıştı. Bu farkılıklardan yola çıkarak uzun süre araştırma yapan İngiliz bilim adamları sonunda lösemi hastalığına sebep olan hücreyi tespit etti.

İkizleri üzerinde yapılan araştırmalar sonunda aralarında tespit edilen farklılıklar lösemi hastalığına çarede ilk ışığı yaktı. Elde edilen sonuçlar kemoterapi tedavi yönteminin tamamen ortadan kalkıp hastalığın sadece ilaçla tedavi edilebilecek olması anlamına geliyor.

Bugün milyonlarca Lösemili çocuk için umut olan bu buluş hakkında konuşan İngiltere Kanser Araştırmaları Enstitüsü'nden Prof. Dr. Mel Greaves Olivia ve İsabella üzerinde yaptılan araştırmanın bu hastalığa yakalanan lösemili çoçular için tıp aleminde büyük bir bulgu olduğunu söyledi.


nünü 21 Ocak 2008 09:59

İnsanı yorgun düşüren 11 enerji düşmanı

Bilim adamları, kronik yorgunluk ile tüm bu etkenler arasında şaşılacak bağlantılar olduğunu tespit ettiler.

1- Derin uykuda bizi rahatsız edenler:
Gürültü stres yaratır ve stres tansiyonu yükseltir. Sonuçta sürekli halsiz ve uykulu oluruz. Bunun için size önerimiz, yatak odanızdan saat gibi ses çıkarabilecek tüm eşyaları kaldırmanız olacaktır.

2- Kahve ve çay: 6 fincandan sonrası zarar:
Kafein uyarıcı etki yapar, yani beyne daha fazla enerji emri verir. Günde 3 fincan kadar çay veya kahve içersek, bu canlandırıcı özellikten iyi şekilde faydalanırız. Fakat miktar ikiye katlanırsa, kafein ve tein, vücudumuzdaki demiri emer. Bu durumda beyin ve kalbe yeterli oranda oksijen gitmez. Sonuçta kendimizi çok yorgun hissederiz.

3- Karbonhidrat uyku hapı etkisi yapar:
Tüm karbonhidratlar, aç karnına yenildiği zaman ağırlık yapar. Siz siz olun, aç karnına bu besinleri tüketmemeye özen gösterin.

4- Su eksilirse dikkatiniz de dağılır:
Her gün yaklaşık 8 bardak su içmemiz gerekiyor, yoksa hissedilir bir biçimde enerji boşluğuna düşeriz. En iyisi, her saat başı içine biraz limon suyu sıkılmış bir bardak su içmektir.

5- Cep telefonu hipnozdan beter:
20 dakikadan uzun telefon görüşmelerinin uyku hipnozu gibi bir etki yaptığı ortaya çıktı. Dolayısıyla, uzun süreli ve sık olarak telefonla konuşmak bizi yorar.

6- Duş alacağımıza yatağa geri dönelim daha iyi:
Suyun sıcaklığı vücut sıcaklığının çok üzerindeyse bünyemiz uyku getiren hormonları fazlasıyla salgılamaya başlar. Akşamları iyi uyumak için sıcakla, sabahları enerji depolamak için ılık suyla yıkanın!

7- Bazı besinlere karşı dayanıksız olabilirsiniz:
Her şeyi doğru yaptığınız halde zinde değilseniz, "çölyak" hastası olabilirsiniz. Bu bünyenizin tahıl nişastalarını işleyememesi anlamına gelir. Baş ağrısı ve yorgunluktan şikayet eden bu kişilerin buğday, arpa gibi tahıllardan uzak durması gerrekir.

8- Kola bünyeyi aside boğar:
Az harekete bir de aşırı kola, çay ve et tüketimi eklenirse, bünyede aşırı asit meydana gelir. Sonuçta da dolaşım bozuklukları, migren, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi rahatsızlıklar yaşanır.

9- Gürültü de yorar:
Uzun süreli gürültüye maruz kalan insanların enerjisi tükeniyor. Bağıra çağıra konuşan insanların arasında olmak bile insanı yormaya yetiyor.

10- Floresan ışığı kronik esnemeye neden olur:
Floresan ışık, öğrenme ve konsantrasyon yetimizi yüzde 60 oranında düşürür. Gün içinde saatlerce bu ışığa maruz kalan birinin bağışıklık sisteminin zayıfladığı ispatlandı. Bu da kronik yorgunluğa neden olabilir.

11- Küften uzak durmalı:
Bulunduğunuz ortam yeterince havalanmıyorsa küf oluşabilir. Bünye, küfe tıpkı mikroplarda olduğu gibi karşılık verir, bununla mücadele eder. Bu da açıklanamayan sürekli yorgunluğa neden olabilir. Bol su mide yüzeyinde kan akımına direkt olarak emilen birkaç maddeden biridir.
Yapılan araştırmalara göre sıcak su içmek vücut için çok yararlı. Sıcak su, çay veya su bazlı içeceklere benzemeyen şekilde, bol su mide yüzeyinde kan akımına
direkt olarak emilen birkaç maddeden biridir.


Demir YumruK 29 Ocak 2008 16:52

Unutkanlığa son verin!

Unutkanlığın çok çeşitli nedenleri olsa da, belki de sizin tek ihtiyacınız dinlenmek.

29 Ocak 2008 Salı

Kişi, yaşadığı hayatın temposundan yorulduğunda, stresli anlarında, depresyon halinde unutkanlık sorunları yaşayabilir.
Belirtiler kişiden kişiye farklılık gösterse de en sık rastlananlar, isim ve kelimeleri unutmak, eşyaların konulduğu yerin unutulması, yakın geçmişe yönelik deneyimlerin hatırlanmaması gibi yakınmalardır. Bunların ardında her zaman ciddi bir hastalık bulunmayabilir.
Hafızanın gereksiz bir çok bilgiyle kirletilmesi, gereksiz ve önemsiz şeylerin hafızaya alınması, bir işi öğrenirken birden fazla işle uğraşmak, dikkat eksikliği ve endişe gibi dikkati yoğunlaştırmayı güçleştiren etkenler, yapılan işe gereken önemin verilmemesi, dağınık çalışma düzeni gibi faktörler de hafızayı etkiler.
Gerçekten önemli bir hastalığın söz konusu olması ihtimaline karşı, uzman denetiminde gereken tetkiklerin yapılmasında fayda vardır. En sık rastlanan hafıza rahatsızlıklarından Alzheimer hastalığında olduğu gibi diğer hastalıklarda da erken tanı, uygun tedavi ve eğitimler, hastalığın yıkıcı etkilerinin yavaşlatılmasını sağayabilir.
İstenmeyen hafıza problemleriyle karşılaşmamak için yapabileceğiniz en uygun şey hafızanızı güçlendirmektir. Aşağıdakileri yapmanız, faydalı olacaktır: Düzenli ve dengeli bir yaşam sürdürün
Yeterli ve dengeli beslenin
İyi uyuyun
Alkolü azaltın
Sigara kullanmayın
Temiz havada yürüyüş yapın
Sosyal ilişkilerinizi artırın
Düzenli kan basıncına sahip olmaya özen gösterin
Kolay hatırlamak için öneriler:


Zihninizi zorlayın
Dikkatinizi verin
Her şeyi hatırlamaya çalışmayın
Mineral ve vitamin desteği alın
Kahve ve sigarayı azaltın
Yapılacak işler listesi hazırlayın
Stresten uzaklaşın
Hobilerinize zaman ayırın
Hafızayı güçleştiren ilaçlara dikkat edin
Hafif egzersiz yapın


Misafir 30 Ocak 2008 22:11

Melatonin


Melatonin denilen hormon beyinde ve sadece 23.00 ile 05.00 saatleri arasında salgılanan bir hormondur.

Hormonun temel görevi vücudun biyolojik saatini koruyup ritmini ayarlamak, Jetlag denilen hadisenin sebebi de bu hormon.


Hormon diğer aktioksidan tesirlerini de güçlendiriyor, kanserli hücrelere karsı koruma sağlıyor, üreme sistemiyle bağlantısından tutun da yorgunluk, isteksizlik gibi durumların nedenlerini de oluşturabiliyor.


Su anda bu hormon yaşlanmayı geciktirici etkisinden dolayı da üzerinde önemle durulan bir hormon. İşin can alıcı noktalarından birisi hormonun çocuklar üzerindeki tesiridir. Avrupa da lösemili ve kanserli çocuk sayılarının artmasından ötürü yapılan araştırmalar sonucunda ailelerden istenen bir husus da çocukların kesinlikle karanlık ortamlarda yatırılmaları.


Çünkü melatoninin güçlü salgılanmasının kansere karşı koruyucu etkisi olduğu biliniyor. Ancak, bu hormon ışığa duyarlı.


Deneylerde uyuyan kişinin hormon salgısı izlenirken ışık açıldığında hormonun azaldığı, karanlıkta yoğun olarak salgılandığı tespit edilmiş bilimsel bir gerçek.

Lütfen karanlıkta yatın ve Çocuklarınız uyurken ışığı kapatın...

Unutmayın körlerde kanser olma oranı sıfıra yakındır.


Demir YumruK 1 Şubat 2008 20:07

Acısız güzellik olur!

Yüksek topuklar diz ağrısından eklem iltihabına kadar çeşitli sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Seksi ayakkabılardan vazgeçmiyorsanız en azından rahat olanlarını tercih edin.

1 Şubat 2008 Cuma

İngilterenin çok satan dergilerinden Readers Digestte rastladım bu fotoğrafa-grafiğe. Anlaşılan seksi ayakkabılar sağlığa zararlı olabiliyor. Eğer yüksek topuklardan vazgeçmek sizin için bir seçenek değilse, o zaman en azından rahat olanlarını tercih edin. Uzmanlar kadınlara yüksek topuklu ayakkabılar giymemesini öğütlüyor ama ille de giyecekseniz en azından şu ipuçlarına dikkat etmenizde fayda var: Ayakkabının burnunun ayağınızın şeklinde olmasına özen gösterin; daha dar olmamalı. Ayrıca başparmağınızla burun arasında bir santimetrelik boşluk olmalı. Ayakkabının içinde ne kadar tabanlık varsa o kadar iyi. Taban çukurunu saran sıkı bir bant ayağın öne doğru kaymasını engelleyerek daha iyi destek sağlar. Bağcıklı ayakkabılar ayağı iyi kavrar ve kan dolaşımını engellemeyecek şekilde ayarlanabilir.Ne kadar yüksek bir topuk sizi tatmin eder? İki-iki buçuk santimetreden yüksek topuklu ayakkabıları mümkünse tercih etmeyin.İnce topuklar pek sağlıklı değil. Kalın topuklu ayakkabıları tercih etmenizde fayda var.
Aynı ayakkabıyı iki gün üst üste giymeyin. En az bir gün dinlendirin. Bel
Omuriliğinizin eğim derecesi arttığında bel ağrıları yaşayabilirsiniz. Leğen Kemiği
Leğen kemiğini eğme sonucunda leğen kemiği kasları zayıflayabilir. Diz
Dizlere yüklenmenin sonucunda diz ağrıları çekebilirsiniz, hatta kimi durumlarda eklem iltihabı ortaya çıkabilir.
Baldır
Ayaklarınızın ucuna basarak yürümeniz sonucunda baldır kaslarınız kısalabilir. Bilek
İnce topuklu ayakkabılarla salınırken bilekleriniz burkulabilir. Ayak
Dengenizi öne doğru ittikçe ayak parmaklarınızın kökünde kemikler çıkabilir. Saçınızı bahara hazırlayın Şimdiden önümüzdeki ilkbahar ve yaz modasının nasıl olacağını biliyoruz. Belki soğuk günlerde yazlık giysiler pek umurunuzda değil. Ancak en azından moda saçları merak ediyor olabilirsiniz. Uzun bir süre sonra değil, şunun şurasında iki ay sonra bu moda kapımızı çalacak. İlkbahar-yaz koleksiyonlarının sergilendiği podyumlarda soğuk sarılardan mantar kahverengisine doğal renklerde saçlar dikkat çekti. Koyu kakao rengi esmerler tercih edebilir. Sarışınlar ise mercan ve bej gölgeli vizon rengini deneyebilir. Saçınızı farklı tarzlarda örebilirsiniz. Süslü topuzlardan dağınık şekilde toplanan saçlara ve düzgün at kuyruklarına kadar farklı modelleri deneyebilirsiniz.


Siz de bağımlı olabilirsiniz! Her gün ya da iki üç günde bir ağrı kesici ilaç kullandığı için ağrı kesici bağımlısı olanların oranı hiç de az değil. Ağrı kesici bağımlılığından kurtulmak için arınma tedavisi şart.

1 Şubat 2008 Cuma

Ayşegül Aydoğan Atakan


Aşırı ağrı kesici kullanımına bağlı gelişen ''ağrı kesici bağımlılığı'' aynı eroin ya da alkol bağımlılığı gibi kişinin kendi kendine vazgeçemediği, tedavi gerektiren bir sorun. Ağrı kesici almadıklarında yoksunluk belirtisi çeken ağrı kesici bağımlıları, bu nedenle mecburen tekrar ağrı kesici almak zorunda kalıyorlar.
Anadolu Sağlık Merkezi nöroloji uzmanı Prof. Dr. Mustafa Ertaş, ağrı kesici bağımlılığı hakkında sorularımızı yanıtladı. Ağrı kesici bağımlılığı kimlerde görülür? Aşırı ağrı kesici kullanımına bağlı başağrıları, migrenli kişilerde ortaya çıkabilen bir başağrısı. Yani önce kişide migren olması gerek. Migreni olanlar migren için veya başka bir nedenle, örneğin romatizması için veya vücudunun herhangi bir yerindeki bir ağrı için, sık, örneğin, ayda 10 - 15 gün ağrı kesici veya migren atak durdurucu ilaç kullanırsa migren sıklaşıyor ve ''aşırı ağrı kesici kullanımına bağlı başağrıları'' ortaya çıkıyor. Her migren hastasının potansiyel olarak taşıdığı bir özellik bu. Bu bağımlılık kişide ne kadar sürede ve neden gelişir?Migrenli insanların özelliği sadece baş ağrıları değil. Örneğin çoğunluğunda koku duyusu çok gelişmiştir, kokuları hemen farkederler ve ağır kokular, parfüm gibi, hemen rahatsız edebilir. Bunun gibi bir özellik olarak da, ağrı kesicileri sık kullanınca migrenlilerin beyinlerinde ağrıya karşı koymada gerekli yapılarda bir yıkım gelişiyor ve artık olur olmaz her şey migreni tetikleyebiliyor. Bağımlılık oluşunca migrenlinin ağrısının şekli de değişiyor. Çoğunlukla şiddetli migren ağrısı çeken bir kişi bağımlılık geliştiğinde daha az şiddetli, fakat başında daha yaygın ve sürekli bir baş ağrısından yakınır hale gelebiliyor ya da migren ağrıları değişmeden devam edebiliyor. Aşırı ağrı kesici kullanımı nedir? Tanı kriterlerimize göre kişinin 3 aydır ayda en az 15 gün başağrısı çekiyor ve ağrı kesicileri ayda en az 10 gün kullanıyor olması gerek. Ama bu, bağımlılığın 3 ayda geliştiği anlamına gelmiyor. Bağımlılık haftalar içinde bile gelişebilir. Ülkemizde de, Avrupa ülkeleri veya Amerikada da, ortalama 100 kişiden (migreni olan olmayan herkes içinde) 2si, her gün ağrı kesici kullandığı için başağrısı çekiyor, yani ağrı kesici bağımlısı. Yaptığımız bir değerlendirmede bağımlılık, eğitim düzeyi düştükçe artıyordu. Belki bu, sık ağrı kesici kullanımının sakıncalarından haberdar olmamakla, uyarıları yeterince dinlememek ya da dikkate almamakla ilgili olabilir. Bu kişilerin toplumda ve özel hayatlarında yaşadıkları sorunlar neler?Aşırı ağrı kesici kullanımına bağlı sürekli başağrısı çeken, yani bağımlı kişiler yalnızca ağrı yaşamıyorlar, unutkanlık, dikkat eksikliği, enerji eksikliği, yorgunluk, depresif durum, çarpıntı, baş dönmesi gibi şikâyetleri de oluyor. Tipik bir bağımlı gibi, ağrı kesici almadıklarında kriz geçiriyorlar ve bu kriz başağrısı şeklinde oluyor. En fazla bir iki gün dayanıyorlar ağrı kesicisizliğe. En sık hangi grup ilaçlar kullanılıyor?En çok alınan ağrı kesici grubunu romatizma ilaçları veya basit ağrı kesiciler oluşturmakla birlikte en hızlı bağımlılık yapan ilaçlar ergotamin içeren ilaçlar ve triptan grubu ilaçlar olmakta. Ergotamin bağımlılığında bundan daha uzun sürede kurtulunurken triptan grubu ilaçlarla bağımlılıktan kurtulmak daha çabuk oluyor. Bu bağımlılığın yol açtığı riskler neler?Ağrı kesici aşırı kullanımının riskleri de yüksek. Örneğin ergotamin grubu ilaçların kalp damarları dahil tüm damarlar üzerine uzun süreli daraltıcı etkileri var ve sık kullanıldıklarında bu ilaçlar çevre sinirlerde beslenme bozuklukları ve sonucunda nöropatilere yol açabiliyorlar. El, ayaklarda üşümeler, karıncalanma, uyuşmalar şeklinde sonuçlanabiliyor. Veya bu damar sorunları kalp krizine ve ölüme kadar götürebiliyor. Antiromatizmal ilaçlar aşırı kullanıldığında ise mide problemleri kaçınılmaz olabiliyor. Tedavisi nasıl yapılıyor?Bu hastalar iki üç hafta yoğun geçen temizlenme, arınma tedavisiyle iki ayda bu sorundan kurtuluyorlar. Hatta bazen birkaç haftada kurtulabiliyorlar. Bu tedavi olmadan hastaların kurtulması mümkün değil. Yani tipik bir bağımlılık tedavisi yapılıyor.


_PaPiLLoN_ 2 Şubat 2008 00:17

Bel ağrısına 40 çözüm

Yanlış oturmak, ani hareketler ve hareketsizlik gibi pek çok faktör, bel ağrılarına neden olabiliyor. Eğer siz de bel ağrısından şikayet ediyorsanız, bu yazımıza bir göz atın. İşte bel ağrısından kurtulmanın 40 altın kuralı...

1- Herhangi bir ağırlık taşımanız gerekirse, yükü vücudunuza asimetrik olarak paylaştırdıktan sonra taşıyın. Cisimleri bir yerden başka bir yere taşırken, belinizin dik pozisyonda olmasına dikkat edin.

2- Ağır bir yükü kaldırmayı denemeyin. Kaldırmak zorundaysanız başkalarından yardım isteyin.

3- Hafif bile olsa bir yerden cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın, belden eğilmeyin. Yükü belinizle değil, bacaklarınızla kaldırın.

4- Bir eşyayı taşırken gövdenize yakın tutun.

3- Hafif bile olsa bir yerden cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın, belden eğilmeyin. Yükü belinizle değil, bacaklarınızla kaldırın.

4- Bir eşyayı taşırken gövdenize yakın tutun. Taşınacak eşya vücudunuza ne kadar yakın olursa, omurganıza binen yük o kadar azalacaktır.

5- İki kişiyseniz ve bir eşyayı iki ucundan tutarak taşımanız gerekiyorsa, birbirinize haber vermeksizin eşyanın ucunu sakın bırakmayın.

6- Ağır bir yükü belinizden daha yükseğe kaldırmayın. Hele bu yükü başınızdan yukarı kaldırmayı denemeniz tam bir felaket olabilir.

7- Ayaktayken belinizi sağa veya sola doğru rotasyon yaptırıp eğilerek yerden bir şey almayın.

8- Yük elinizdeyken dönmeniz gerekiyorsa, belinizle değil ayaklarınızın yerini değiştirerek dönün.

9- Ağır bir cismi bir yerden bir yere çekerek ve ya iterek tek başınıza götürmeyin.

10- Sandalye ve ya koltukta otururken dik pozisyonda olmaya gayret edin ve bunu alışkanlık haline getirin. Bu esnada diz eklemlerinizin kalça eklemlerinden daha yüksekte bulunmasında, ayak tabanlarının yere temas ederken düz konumda olmasında ve yere rahatça basmasında yarar var.

11- Yumuşak, alçak ve derin koltuklarda oturmayın. Stabil olmayan bozuk koltukların ve yumuşak iskemlelerin belinizi tehdit ettiğini unutmayın.

12- Sandalyede otururken ayaklarınızın altına bir basamak çekerseniz daha rahat ederseniz.

13- Abdest alırken, dişlerinizi fırçalarken ya da elinizi, yüzünüzü yıkarken lavaboya doğru eğilmeyin.

14- Her gün en az 15 dakika yürüyün. Yürüme mesafesini giderek arttırın.

15- Bir defa bel rahatsızlığı geçirmiş ve iyileşmişseniz, uzman doktorunuzun önerdiği egzersizleri aksatmadan yapın, çünkü düzenli egzersiz yapanlarda ağrının tekrarlaması daha seyrek görülür.

16- Sağlıklı olsanız bile her gün kaslarınızı güçlendirici egzersizler yapın.

17- Egzersizleri altında sunta ve ya tahta bulunan halı ya da battaniye gibi sert bir zemin üzerinde yapın.

18- Spor veya egzersiz yaparken ani ve zorlayıcı hareketlerden kaçının. Spora başlamadan önce mutlaka ısınma hareketleri yapın.

19- Egzersiz sonrasında şiddetli ve 15 dakikadan fazla süren bir rahatsızlık ortaya çıkarsa mutlaka bir uzman doktora danışın.

20- Günlük yaşamınızda ani hareketlerden sakının.

21- Her gün beyaz peynir ya da bir kase yoğur yemeyi veya bir bardak az yağlı süt içmeyi alışkanlık haline getirin. Güneş ışınlarından yararlanın.

22- Vücut ağırlığınızı sürekli kontrol altında tutun. Alınan her fazla kilonun vücudunuz ve beliniz için ilave bir yük olduğunu unutmayın.

23- Uzman bir hekime danışmadan bel korsesi kullanmayın. Çelik balenli korselerin uzun vadede bel ve karın adalelerini zayıf bırakacağını unutmayın.

24- Kesin teşhis konulup bel ağrınızın nedeni anlaşılmadan, belinizi asla çektirmeyin. Bunun bazen felce kadar giden sonuçlara yol açtığını unutmayın.

25- Üzüntü ve stresin bel sağlığınızı da olumsuz yönde etkilediğini bilerek, ruh sağlığınıza özen gösterin. Ailevi, sosyal veya iş hayatınızla ilgili problemlerinizi çözmek için gerekirse ilgili doktor ve şahıslardan yardım isteyerek köklü bir çözüme gidin.

26- Yüksek topuklu veya topuksuz ayakkabı giymeyin. Ayakkabılarınızın topuklarının yüksekliği normal, ökçeleri yumuşak olsun.

27- Sandalye ya da koltukta otururken, bir cismi hafif dahi olsa öne doğru eğilerek yerden almayın.

28- Daha önce bel rahatsızlığı geçirdiyseniz, güreş, boks, judo, futbol, basketbol gibi mücadele gerektiren ve halter, jimnastik, golf, tenis gibi zorlayıcı sporlardan uzak durun. Bunların yerine yürüme yada yüzme gibi sporları tercih edin.

29- Raflardan kitap veya herhangi bir eşyayı alırken önce ayağınızın altına yükseltici bir şey koyun ve eşyanın hizasına yükseldikten sonra onu alın.

30- Otomobil kullanırken koltuğunuz sert olsun, arkaya dayandığınızda koltuk belinizi desteklesin. Uzun yola çıkarken belinizi ince bir yastıkla destekleyin.

31- Otomobile bindiğinizde, koltuğunuzu pedallara yakın olacak şekilde ayarlayın. Dizlerinizin, kalçanızın biraz yukarıda durmasını sağlayın. Aksi halde beliniz rahat etmez.

32- Uzun süre araç kullanmayın, kullanmak durumunda kalırsanız sık sık mola vermeyi ve bu esnada biraz yürümeyi tercih edin.

33- Yatağınız sert olsun. es ederken düz konuYattığınız zaman vücudunuz yatağa gömülmesin. Vücudu değişik şekillere sokan, stabil olmayan, yumuşak veya çöküntülü yataklar sağlıklı değildir. Altında sunta ile tahta olan yatakları ve üzerine yatıldığında omurganın fizyolojik kıvrımlarına uyum gösterebilen kaliteli ortopedik yatakları tercih edin.

34- Bilgisayar karşısında saatlerce hareketsiz veya uygun olmayan pozisyonlarda kalmak beli rahatsız eder. Bilgisayarda çalışırken başınız dik, beliniz ve kalçanızın arka kısmı destekli, köprücük kemikleriniz yere paralel durumda olmalı. Gözleriniz, ekranın üst hizasına yakın konumda ve ekranı tam karşıdan görebilecek pozisyonda bulunmalı. Kollarınız rahat, ön kol ve bilekleriniz aynı çizgi üzerinde yere paralel olmalı. Ayaklarınızı da bir destek üzerine koymanız daha iyi olur.

35- Daha önce bel rahatsızlığı izleri altında sunta ve ya tahta bulunan halı ya da battaniye gibi geçirdiyseniz, zıplama hareketi yapmayın ve yüksek bir yerden asla atlamayın.

36- Yürürken veya ayakta dururken vücudunuzun dik bir pozisyonda olmasına özen gösterin. Ağırlığınızı her iki bacağınıza eşit olarak paylaştırın. Ayakta dururken omuz ve kalçanızın aynı hizada olmasına dikkat edin. Doğru duruşta çene içeri çekilmiş, baş dik, sırt ve bel düzdür. Bu duruşta kulaktan yere indirilen dik çizgi, omuz ve kalçanın ortasından, ayak bileğinin önünden geçer. Ayakta dururken sırt kambur, bel çukur, karın öne sarkık, göğüs yassılaşmış ve çene öne çıkmış olursa bu duruş yanlıştır. Böyle bir pozisyon bele rahatsızlık verir ve iç organlar basınç altında kalır.

37- Tarlada, inşaatta, işyerinde, evde çalışırken veya kar kürerken beliniz aniden ağrımaya başladıysa, geri kalan işi bitirmek üzere gayret sarf etmeyip hemen istirahata çekilin. Sert bir zeminde sırt üstü uzanıp, dizlerimizi hafifçe bükerek bacaklarınızı yukarıya doğru toplamış vaziyette 15-30 dakikalık istirahat oldukça rahatlatıcı olur. Eğer bu süre sonunda durumunuzda iyiye gidiş yoksa, mutlaka doktorunuza başvurun. Hastalığınız esnasında istirahat süresinin uzun mu yoksa kısa mı olacağını önceden kestirebilmek çok zordur. Manyetik rezonans görüntüleme metodu uzman doktora bu konuda fikir verir.

38- Bel rahatsızlığı geçirdiyseniz, uçak yolculuğu sırasında ayağınızı rahatça uzatabileceğiniz bir yeri tercih edin. Uzun süreli yolculuklarda koltuğunuzu hafifçe arkaya yatırın ve belinizi ince bir yastıkla destekleyin. Yolculuk esnasında sürekli oturmayın, ara sıra ayağa kalkarak biraz yürüyün. Yolculuk bitiminde valizlerinizi tekerlekli arabaya koyarak taşıyın.

39- İş yerinde devamlı oturarak çalışıyorsanız, bu durumun beliniz için sakıncalı olduğunu bilin ve mutlaka ara sıra kısa da olsa yürüyüşler yapın. Çünkü oturur pozisyondayken belinize binen yük, ayakta olduğunuzdan belirgin şekilde daha fazladır. Yapılan araştırmalarda, günlük mesaisinin büyük bir kısmını oturarak geçirenlerde bel fıtığına yakalanma riskinin, ayaktakilere oranla daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Oturarak çalışırken belinizi ince bir yastıkla desteklemenizde yarar vardır.

40- Tek bir çeşit bel fıtığı olmadığı gibi, tek bir çeşit bel fıtığı tedavisi de yoktures ederken düz konu. Bazı bel fıtığı tedavisi için yalnızca ilaç ve istirahat yeterli olur. Bazıları ise fiziki tedavi ve bazı geleneksel tedavi türleriyle iyileşir. Bazı bel fıtıkları da mutlaka cerrahi girişim gerektirir. Bu nedenle, elindeki tek bir tedavi çeşidiyle tüm bel fıtığı hastalarını iyileştirdiğini söyleyen şahıslara inanmayın, sağlığınızı uzman doktorlara emanet edin


Sedef 21 2 Şubat 2008 16:40

Tiroide dikkat

http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/4895526.jpg

Tiroit bezi fonksiyonlarındaki aksaklıkların hamilelik sürecinde fark edilmemesinin, düşük riskine, doğacak çocukta zeka geriliğine neden olabileceği ve kimi durumlarda anne adayının hayatını tehlikeye sokabileceği belirtildi.

Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, hamileliğin kimi anne adayları için rutin kontroller ve hekim desteğiyle tehlikesiz ve huzurlu bir şekilde atlatılacak bir dönem, kronik rahatsızlıkları olan anne adayları ve doğacak bebek içinse temkinli yaklaşılması gereken bir süreç olduğunu söyledi.

Özellikle tiroit bezi fonksiyonlarındaki aksaklıkların hamilelik sürecinde fark edilmemesinin hem anne adayı hem bebek açısından ciddi sağlık problemlerine yol açabileceği uyarısında bulunan Şatıroğlu, tedavi edilmeyen tiroit hastalıklarının doğacak çocukta zeka geriliğine neden olabileceğine dikkati çekti. Şatıroğlu, “Hamilelik sürecinde yaşanan tiroit hastalıkları, bebekte zeka geriliğine, düşüğe ve anne karnında ölüme neden olabilir hatta anne adayının hayatını riske sokabilir” dedi.

“HİPOTİROİDİ, BEBEĞİN GELİŞİMİNİ ETKİLİYOR”

Şatıroğlu, hamilelik sürecinde tedavi edilmeyen “hipotiroidi” nin (yetersiz tiroit salgılama), doğacak bebekte ciddi komplikasyonlara neden olabileceğini söyledi.

Bebeğin, hamileliğin birinci yarısında sağlıklı gelişebilmesi için anneden plasenta yolu ile tiroit hormonu alması gerektiğini ifade eden Şatıroğlu, annedeki tiroit azlığı sebebiyle bebeğin ihtiyaç duyduğu tiroidi alamadığını belirtti.

Şatıroğlu, hamileliğin ikinci 3 aylık döneminde bebeğin beyin gelişiminin başladığını belirterek, “Bu nedenle ikinci 3 aylık dönemde oluşan hipotiroidi, çocuğun beyninde geri dönüşümsüz bozukluklara neden olur. Gebeliğin ikinci yarısında annedeki tiroit hormon azlığı çocuğun IQ'sunun normale göre düşük olmasına, tedavi edilmeyen hamilelerde ise çocuğun IQ'sunun normalden çok daha düşük olmasına yol açar. Tedavi edilen vakalarda ise çocuğun IQ'su normaldir” dedi.

“HİPERTİROİDİ, DÜŞÜK RİSKİNİ ARTIRIYOR”

Hamile bir kadında tiroit hormonlarının aşırı düzeyde üretilmesinin “hipertiroidi” olarak adlandırıldığını belirten Şatıroğlu, her bin gebeliğin 1-2'sinde hipertiroidinin görülebildiğini söyledi.

Şatıroğlu, hastalık hamileliğin erken evresinde ortaya çıkarsa bebeğin anne karnında ölümü, düşük ya da bebekte gelişme geriliğinin görülebileceğine işaret ederek, “Hastalık, hamileliğin son aylarında ortaya çıkarsa bebekten ziyade annenin hayatı tehlikeye girer” diye konuştu.

Şatıroğlu, bu hastalığı taşıyan kadınların adet periyotlarının da düzensiz olabileceğini ve gebe kalmada sıkıntı yaşayabileceklerini söyledi. Hipertiroidi hastası olan anne adaylarına uygulanabilecek tedavi yöntemlerinin zor olduğunu belirten Şatıroğlu, şunları kaydetti:

“Bu tür hastalara genellikle ameliyat yapılmaz. Bunun nedeni yüksek tiroit hormonları varlığında anestezi vermenin çok riskli olmasıdır. Ayrıca bu hastalarda radyoaktif iyot (RAI) tedavisi de kesinlikle uygulanmaz. Kullanılabilen tiroit karşıtı ilaçlar ise çok etkili olmaz ve de bebek üzerine zararlı etkileri olur. Zehirli guatrı hafif düzeyde olan hamilelerde pasif takip yani ilaçsız yakın takip yapılabilir ve gerektiğinde ilaçla müdahale edilebilir.”

Şatıroğlu, çarpıntı, terleme, kilo kaybı ve boğazda şişliğin hipertiroidinin en önemli belirtileri olduğunu ifade ederek, anne adaylarının bu gibi durumlarda vakit kaybetmeden doktora gitmeleri gerektiğini söyledi.

“TİROİT TESTLERİ YAPILMALI”

Hamilelik öncesi tiroit fonksiyonlarının kontrolünün yapılması gerektiğini vurgulayan Şatıroğlu, doğuma yakın dönemde tiroit fonksiyon testlerinden serbest T3, serbest T4 ve TSH'la birlikte tiroit antikorları denilen Anti TPO ve Anti Tg değerlerine bakılması gerektiğini söyledi.

Şatıroğlu, tiroit sorunuyla karşılaşan g****** ihtiyaç duyduğu tiroidi ilaç tedavisi ile karşılayabileceğini belirterek, doğum sonrasında da annenin kontrollere devam etmesi ve tedaviyi sürdürmesi gerektiğini dile getirdi.

Normal yollarla çocuklarının olmadığı gerekçesiyle tüp bebek merkezlerine başvuran hastaların ilk olarak tiroit fonksiyonlarının gözden geçirildiğini ifade eden Şatıroğlu, “Tüp bebek tedavisinde başarı oranını yükseltmek için anne adayının tiroit fonksiyonlarını normal değerlerde tutmak önemli. Bozuk tiroit fonksiyonu tüp bebek tedavisini başarısızlıkla sonuçlandırabilir” uyarısında bulundu.

Şatıroğlu, tiroit rahatsızlığı olan anne adaylarının hamile kalmaya karar vermeden önce mutlaka tedavi sürecinden geçmesi gerektiğini sözlerine ekledi.


firstlady 6 Şubat 2008 17:43

Siroz Nedir??

karaciğerin kronik (süregen) bir hastalığıdır. Çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir,ama hücre temelindeki oluşum süreci hep aynıdır. Sirozda yineleyen hücre ölümü, halka biçiminde bağdoku artışı ve yumrular biçiminde doku yenilenmesi görülür. Belirtileri ise (Vena porta) toplardamar sisteminde portal kan basıncı yükselmesi ve ilerleyici karaciğer yetmezliğidir.


Karaciğer sirozunun kalıtsal yatkınlık dışındaki en önemli nedenleri, geçirilmiş viral hepatit hastalığı ve alkolizmdir. Bir takım siroz olgusunda ise hastanın öyküsünde alkolizme ya da sarılığa rastlanmaz. Kriptogenetik (nedeni bilinmeyen) siroz adı verilen bu olguların bazısında hastanın sanlıksız bir viral hepatit geçirmiş olabileceği düşünülür. (Ömeğin karaciğer iltihabı sonrasında gelişen siroza özgü büyük yumrıılar görülebilir.) Karaciğerde demir birikmesi (hemokromatoz) ve kronik konjestif kalp yetmezliği de siroza neden olabilir.
Karaciğer sirozu birçok nedene bağlı olabilirse de oluşum süreci değişmez. Bir dış etken yapısal bir işlev azalmasının ya da henüz tam aydınlatılmamış olan kalıtsal bir yatkınlığın bulunduğu karaciğerde (belki de antikor yapısındaki) bir mekanizmayı harekete geçirir. Daha sonra kendi kendine işlemeyi sürdürebilen bu mekanizma sirozu başlatan bir tetik gibi işlev görür. Bir başka bir deyişle karaciğer, hastalığın nedeni kendi hücreleriymiş gibi davranmaya başlar. Karaciğer hücresine zarar veren herhangi bir etken karşısında bağdoku yalnızca ölen hücrelerin yerini almakla kalmaz; karaciğer hücreleri de işlevsel bir lobcuk oluşturacak katmanlar biçiminde yenilenmez. Tam tersine, karaciğer dokusunun araları aşırı bağdokuyla dolar ve bunun sonucunda lobcuğu parçalara ayıran yalancı lobcuklar oluşur. Böylece hücre yenilenmesi amaçsız ve yaygın bir yangı oluşumuna dönüşür. Aşırı çoğalan bağdoku daha sonra büzülerek yakınındaki hücre ve damarları sıkıştınr ve organda oksijen yetersizliğine neden olur. Karaciğer sirozunda görülen sinüzoit ağ (ince damar işlevi gören boncuklar) azalması hastalığın ileri evrelerinde şiddetlenerek dolaşımı durdurabilir. Böylece başka hücrelerin de ölmesiyle tamamlanan döngü, bir kez daha başlayıp yayılmaya hazır hale gelir. Bazı uzmanlann iyi huylu bir tümör hastalığı olarak nitelemesine yol açacak kadar aşırı bir üreme gösteren siroz hücreleri organdaki besleyici maddeleri tüketir. Asalak gibi öteki karaciğer hücrelerinden beslenen siroz hücreleri artık hastalığın ve hücre ölümünün nedeni olmuştur.
Sirozun en az bilinen yanı aşın bağdoku üretimidir. Bu olay zehirlenme ya da bağışıklık tepkisine bağlı olarak retiküloendotelyal sistem etkinliğinin artmasından kaynaklanabilir. Herhangi bir nedenle zedelenen ya da ölen karaciğer hücresi bağışıklık sistemi tarafından "yabancı" olarak tanınır ve sistemin antikor oluşturarak yanıt vermesine yol açar (kandaki belirgin gammaglobulin artışı buna bağlıdır). Karaciğer hücrelerindeki antijen-antikor tepkisi hücre ölümüyle sonuçlanır ve böylece retiküloendotelyal sistemin uyarılmasıyla aşırı miktarda üretilen bağdoku karaciğer hücrelerinin yerini alır.
Viral hepatit, alkol gibi bir dış etkenin neden yalnızca bazı insanlarda karaciğer hücrelerini vücuda "yabancı" kıldığı sorusuna henüz doyurucu bir yanıt getirilememiştir. Ama yanıtın allerji ya da immun (özbağışıklık) süreçlerinde olmadığı söylenebilir.

SİROZLU KARACİĞERİN DURUMU

Yukarıda sözü edilen siroz tiplerinin (alkolik, doku ölümü sonrası, safra sistemi kökenli) her birine özgü belirli anatomik ve patolojik değişildikler vardır. Ama bazı temel özellilder bunlann hepsinde, özellikle de karaciğer kökenli siroz olgulannda görülür. Alkole bağlı sirozda karaciğer önce büyür, hastalığın son evresindeyse küçülür. Yüzeyi ince pürtüklü yapıdadır. Doku ölümü sonrasında gelişen sirozda ise karaciğer büyüyebilir ya da büyümeyebilir; yüzeyi her zaman düzensiz ve kaba pürtüklüdür.
Biyopsiyle alınan ömeğin mikroskopla incelenmesi tipik siroz bulgularını ortaya koyar. Karaciğer tam bir yapısal düzensizlik içindedir. Sağlıklı organdaki düzenli karaciğer lobcukları artık tümüyle ya da hemen hemen yok olmuştur. Asıl işlevi karaciğerin destek sistemini oluşturmak olan bağdoku bölmeleri (septum) tam bir dağınıklık içinde her yana doğru gelişmiştir. Damarlar daha da düzensizdir. Her yerde eşmerkezli olarak yerleşmiş hücre kümeleıi görülür. Bunlar sağlıklı lobculdara benzemekle birlikte merkezlerinde bir toplardamar yoktur ve dağılımlan düzensizdir. Yumru biçimindeki bu oluşumlara yalancı lobcuk denir.
Gerek bağdoku oluşumu, gerekse yalancı lobcuk oluşumu yıkıma uğrayan karaciğer hücrelerinin yeni hücre üretme ve çoğalma yoluyla giriştiği onarım çabasını temsil eder. Ama yeni hücre üretimi aşırı miktardadır ve dağılımı düzensizdir.

HASTALIĞIN BELİRTİLERİ

Başlangıçta hastamn yakınmaları çok azdır ve belirtiler yalnızca bu hastalığa özgü değildir. İştahsızlık, çabuk yorulma, bulantı, sindirim bozukluklan, barsak işlevlerinde düzensizlik (kabızlık), midede ağırlık duygusu, yağlı besinleri sindirememe, aşırı gaz, ayaklarda ödem (şişlik), hafif ateş gibi bu belirtilerin çoğu sirozdan başka hastalıklarda da görülür. Bunlar aşırı alkol alımı ya da safra yolları hastalıklanyla eşzamanlı olarak ortaya çıkan bir mide-onikiparmakbağırsağı iltihabından da kaynaklanabilir. Ayrıca bu belirtiler kronik hepatit belirtilerine çok benzer. Siroz çeşitli hastalıkların sonunda gelişebildiğinden gerçekte birçok geçiş tablosu vardır ve bazen tanı biyopsiyle bile kesinleştirilemez.
Hastalığın ileri evresine dekompanse siroz adı verilir. Bu dönemde iştahsızlık tam bir iştah kaybına dönüşür. Hasta halsizdir ve sürekli zayıflar, çünkü genellikle dokularda su tutulmaz. Cinsel istek gittikçe azalır ve sonunda cinsel iktidarsızlık ortaya çıkar. Özellikle sabahları ve aç karnına olmak üzere bulantı ve kusma görülür. Bağırsaklarda aşırı gaz birikmesi en ağır ve kesin belirtinin ortaya çıkmak üzere olduğunu gösterir. Hasta geceleri gündüzden daha çok idrar çıkarır ve sonunda en ağır belirti olan assit (karın boşluğunda sıvı birikmesi) ortaya çıkar.

KARINDA SIVI BİRİKMESİ (ASİT)

Hasta bir yandan karnının rahatsızlık verecek biçimde şiştiğini, bir yandan da günlük idrar miktarının azaldığını ve idrar renginin koyulaştığını fark eder. Karın gittikçe gerilir; deri ulaşabileceği en yüksek gerginlik düzeyine ulaşır. Hasta oldukça garip bir görünüm alır. Karındaki şişkinlik ve gerginlikle birlikte solunum güçlüğü ortaya çıkar. Biriken sıvı diyaframa baskı yaparak hareketlerini sınırlar ve solunumu çok güçleştirir. Assit gelişimiyle birlikte kanda albümin düzeyi düşer, aldosteron salgısı artar ve özellikle toplardamar sisteminde kan basıncı yükselir.
Toplardamar sisteminde tansiyonun yükselmesi siroza doğru giden bir karaciğerde olanların incelenmesiyle açıklanabilir.

Vena PORTA TOPLARDAMAR SİSTEMİNDE KAN-BASINCI YÜKSEKLİĞİ (Portal Hipertansiyon)

Yeni oluşan bağdoku ve özellikle de çok miktarda yalancı lobcuk kümelenmesi karaciğer dolaşımının bir bölümünü yıkıma uğratır; bir bölümünde de baskı ve boğulmaya yol açar. Bu durum karaciğer toplardamarlarının lobcuk içi küçük dallarında, yani portal toplardamarların doğduğu yerlerde daha belirgindir. Bu damarların görevi karaciğerden çıkan kanı toplamaktır. Bunların bazısının bile kapanması doğal olarak karaciğer içi kan akışında belirgin zorluğa yol açar ve karaciğerde kan göllenmeye başlar.
Kapiller toplardamarı bağırsaklardan ve dalaktan gelen bütün kanı karaciğere geçiren ana damardır ve taşıdığı kanın karaciğere girmesi de karaciğerde dolaşım koşullarının böyle kötüleşmesi durumunda zorlaşır. Kanın karşısındaki direnç arttıkça, onu yenmek için gereken güç de artar ve böylece portal toplardamar sisteminde kan basıncı yükselir. Yapılan ölçümler portal toplardamarında basıncın normalde 20 cm su basıncından az olması gerekirken, sirozlularda 25-60 cm su basıncına kadar yükseldiğini göstermiştir.
Yan dolaşım gelişmesi - Sirozun çok ağır bir belirtisi de portal toplardamarda kan basıncı yükselmesine bağlı olarak bir yan dolaşımın ortaya çıkmasıdır. Yan dolaşım yemek borusu (özofagus) düzeyindeki toplardamarlarda varis oluşumu biçiminde ortaya çıkar ve hastanın yaşamını tehlikeye soktuğundan ayrıca tedavi edilmesi gerekir.
Portal toplardamarı kanının karaciğere zor akması ve damarda basıncın yükselmesi sonucunda kan daha kolay akabildiği yeni yollara yönelmeye başlar. Buraya kadar kötü bir durum yoktur; tam tersine bu gelişmenin pratik bir yararı da vardır. Vücudun kendiliğinden aldığı bu acil önlemden sonra, karaciğerdeki kan göllenmesi biraz hafifler. Ama bir de komplikasyonu vardır: Kanın bulduğu yeni akış yollarından biri, portal toplardamara akan mide koroner (taç) toplardamarıdır. Kan bu yoldan yemek borusu toplardamarlarına ve daha sonra üst anatoplardamara yönelir.
Yemek borusu toplardamarlarları zayıf damarlardır. Bazen yeni kan kütlesinin oluşturduğu yüksek basıncına dayanamazlar. Duvarları daha da zayıflar ve genellikle bacaklardakilere benzeyen varisler oluşur. Bu varisler yemek borusu boşluğuna doğru büyüdüğünden büyük ve sert bir lokma ya da mukoza örtüsünü sindirerek yıkıma uğratan ülser gibi bir etken varisleıin yırtılmasına neden olur. Sirozun dengelenebildiği (kompanse) evresi bu noktada aşılır ve hastada tehlikeli bir iç kanama başlar. Kanama dursa da sorun bitmez, çünkü vücut artık sirozu düzenleyici etki gösteremez (dekompanse siroz) ve aşırı kansızlık hastada temel bir tedavi sorunu yaratır. Yemek borusu varisleri radyolojik incelemeyle belirlenebilir. Yan dolaşım gelişmesi yemek borusu varisleri dışında basur ve yüzeysel karın toplardamarlarının genişlemesine de yol açabilir.
SİROZLU HASTANIN GÖRÜNÜMÜ
Sirozlu hasta zayıftır ve bacaklarda daha belirgin olan bu zayıflık, assit varsa karındaki şişiik nedeniyle daha da dikkat çekicidir. Derisi toprak renginde, normalden daha koyu, griyle kahverengi arası bir renktedir. Bazen sanlık da gelişir.
Deride sarılık gelişmese bile gözlerde her zaman san bir gölge vardır. Özellikle yanaklar ve burun, alkoliklerdeki gibi kızarmıştır; bu bölgelerde parlak kırmızı renkte noktalar gözlenir. Aynı gelişme avuçlarda ve tabanlarda da görülür. Tipik olmamakla birlikte sık rastlanan bir belirti de yüz, boyun, sırt, göğüs ve kollarda görülen ince damar 'yıldızları'dır; “örümceksi ben” (spider angioma) olarak da bilinen bu oluşumlar yaklaşık 5 mm çapında, bir merkezden yayılan küçük damar genişlemeleridir. Başta koltukaltındakiler olmak üzere genellikde vücut kılları da dökülür. Bütün bu belirtiler iç salgı sistemi kökenli bozukluklara, yani karaciğer işlevlerinin bozulmasıyla ortaya çıkan hormonal dengesizliğe bağlıdır.
TEDAVİ
Siroz ağır bir hastalıktır ve genel kabule göre tedavisinden çok, önlenmesine ağırlık verilmesi gerekir.
Düzenli olarak alınan asırı miktarlarda alkolün çok zararlı olduğu kesindir. Dolayısıyla siroza yakalanma tehlikesine karşı ilk önlem olarak alkol kısıtlanmalıdır. Bir başka önemli siroz nedeni de hepatittir. Hepatitte hekimin iyileşme dönemine ilişkin öğütleri tutulmalı ve karaciğerin tümüyle iyileşmesi için ortam sağlanmalıdır.
Sirozlu hastanın yaşaması hekimin önerilerine uymasına bağlıdır. Alkolden kesinlikle uzak durmalı, artık “az” içmenin yetmediğini; "hiç" içmemek gerektiğini bilmelidir. Beslenmenin temel bir önemi vardır. Karaciğer besinlerle alınan bütün maddelerin metabolizmasmda etkili olan bir organdır. Genel görüşe göre hasta dengeli beslenmeli, günde 100 gr protein (yağsız et, balık, yağsız peynir), 10 gr bitkisel ve kesinlikle kızarmamış yağ ile 300-400 gr karbonhidrat (şeker, ekmek, hamur vb) almalıdır.
Bir başka önemli kural da olabildiğince az tuzlu yemektir. Barsakların düzenli çalışması sağlanmalı, kabızlık önlenmelidir. Kabızlık hem atılması gereken maddelerin barsaktan emilmesiyle karaciğeri aşırı çalışmaya zorlar, hem de sindirim kanalının dışkılama için aşırı zorlanmasına yol açarak yemek borusu varislerinin birinin yırtılmasıyla sonuçlanabilir. Genel önlemler arasında ise hastanın soğuktan, aşırı yorgunluktan ve enfeksiyon hastalığı olanlarla temastan kaçınması yer alır.
Sirozlu hastalarda yemek borusu varislerini ve asiti tedaviye yönelik uygulamalar vardır. Son yıllarda, ilerlemiş siroz olgularında karaciğer nakli ameliyatına da başvurulmaktadır.


beyazelif 12 Şubat 2008 12:27

Alkolden sonra B vitamini
 
Alkol vücuttaki B vitaminini yok ediyor. Kaybedileni yerine koymak için takviye ürün kullanmak gerekiyor.

Uzmanlar alkol tüketiminden sonra kaybedilen B vitaminlerini aksatmadan yerine koymak gerektiğini söylüyor.

Beslenme önemli
B vitaminleri vücutta depolanmıyor ve günlük olarak alınıyor, metabolizma ihtiyacı kadarını kullanıyor, gerisini ise sindirim yoluyla atıyor. Alkolün B vitaminlerini yok ettiğini söyleyen İstanbul Özel Hizmet Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Bedia Sander, alkol tüketiminden sonra kaybedilen B vitaminlerini yerine koyabilmek için hem bu vitaminden zengin beslenmek, hem de takviye ürün kullanmak gerektiğini söylüyor.

Bulgur, yulaf, çavdar, kepek ekmeği, tam buğday ekmeği, bamya, yer fıstığı ve dolmalık fıstığın B1 vitamininden zengin besinler olduğunu belirten Dr. Bedia Sander şu bilgileri veriyor:

Bu besinleri tüketin!
B6 vitamininden zengin besinler; pul biber, sivri biber, kereviz yaprakları, ceviz, dereotu, keten tohumu, tahin, tam buğday ekmeğidir. B2 vitamininden zengin besinler ise süt, tavuk karaciğeri, dereotu ve pul biberdir. Sığır eti, balık, kuzu böbreği ve yüreği, beyaz peynir, yumurta sarısı B12 vitamininden zengin besinleri oluşturur.

Alkolü meyveyle tüketin
Alkolle beraber meyve ve sebze tüketilmesi oluşabilecek bazı sorunları önleyebilir. Örneğin; alkolle birlikte limon suyu içinde havuç ve salatalık dilimleri ya da taze soyulmuş meyve tüketilebilir. Alkol tüketiminde aşırıya kaçılmaması ve alkolün sigara ile birlikte tüketilmemesi de önem taşır. Çünkü sigaranın olumsuz etkisi alkolle birleşince daha da artar.

Baş ağrısı ve kırgınlığı önlemek için...
Vücut susuz kaldığı için alkol alımından sonra baş ağrısı ve kırgınlık hissi gelişebilir. Beyin susuz kaldığında baş ağrısına, vücut susuz kaldığında ise halsizliğe neden olur. Bu şikayetleri önlemenin en iyi yolu; içki içtikten sonra yatmadan önce 3 bardak su içmek ve yine yatmadan önce sulu meyve yemek. Bu basit tedbirler, alkolün ertesi gün vereceği rahatsızlığı önler.

Diyabet hastaları alkolü tok karnına tüketmeli
Alkol insülinin etkisini arttırır. Diyabetlilerde hipoglisemi çok ciddi sorunlara yol açar, hatta öldürücü olabilir. Bu nedenle diyabet hastaları alkolü hiçbir zaman açken tüketilmemelidir. Açken alkol tüketilirse karbonhidrat hızlıca absorbe olur ve hipoglisemi (şeker düşmesi) gelişebilir. Alkol tüketiminden sonra en az 4 saate kadar hipoglisemi riski devam eder.

İnsülin kullanmayan diyabetliler diyette yerine hangi yiyeceklerden ne miktarda azaltma yapacaklarını bilerek bir miktar alkol alabilirler. Bütün alkollü içkiler enerji içerir. Ancak daha az enerji veren beyaz şarap, kırmızı şarap gibi içkilerin tercih edilmesi daha doğru olur. Alkolden gelen kalori total enerji alımının yüzde 10’unu aşmamalıdır.

NTV-MSNBC


Demir YumruK 13 Şubat 2008 13:37

Hızlı atıştırmayın!

Çok hızlı yemek yemek vücudunuzun aşırı yemek yemeye karşı geliştirdiği koruma mekanizmasını bozabilir. Yemek yemenizi yavaşlatmak için size çok basit iki ipucu vereceğim.

13 Şubat 2008 Çarşamba

Dilara Koçak Hızlı yemek yeme yarışına katılmış gibi davranıyorsanız arkanıza yaslanıp derin bir nefes almanızı tavsiye ederim. Sadece kilolu bireylerin sorunu değil bu durum. İnce olan çoğu kişi de o kadar hızlı yemek yer ki ağızdaki tat memecikleri yemeğin hızla geçişini zorlukla hisseder. Bu da yemekten alınan zevki azaltır. Daha da önemlisi, çok hızlı yemek yemek vücudunuzun aşırı yemek yemeye karşı geliştirdiği koruma mekanizmasını bozabilir. Bedeninizin içsel bir doymuşluk mekanizması bulunur. Yeterince yemek yediğinizde, bu mekanizma ''Yeter artık!'' sinyallerini yolmaya başlar. Her ne kadar mideyi, bağırsaklardaki hormonları, beyindeki kimyasalları ve diğer faktörleri içeren karmaşık bir süreç olsa da bu sürenin yaklaşık olarak 20 dakika sürdüğünü düşünülmektedir. Eğer çok hızlı yemek yerseniz bu mekanizma daha payına düşeni yapamadan çok fazla yemek tüketirsiniz. Bedeninizin içsel kontrol dengesini bozabilirsiniz. Yemek yemenizi yavaşlatmak hızla giden bir yük trenini durdurmak gibidir. Hayatınızda bir sürü öğününüz olmuştur, dolayısıyla hızlı yemek yeme alışkanlığı binlerce kerelik bir tekrarın sonucunda davranış kalıplarınıza yerleşmiş olmalıdır. Sabırlı olun ve aşağıdaki teknikleri, eski teknikler yenileriyle yer değiştirene kadar deneyin.
Yavaşlatacak tekniklerYemek yemenizi yavaşlatacak iki önemli yol vardır. Her ikisi de yemek yerken mola vermenize yardımcı olur ve yiyeceklerden aldığınız zevki artırır. Çatalınızı iki lokma arasında bir kenara koyun. Yiyecekten bir ısırık aldığınızda, çatalınızı masaya koyun. Yemeği tamamen çiğneyin, yutun ve sonra başka bir ısırık için çatalı yeniden alın. Aynı şeyi kaşıkla da yapın ve eğer sandviç gibi parmaklarınızla yenecek bir yiyecek yiyorsanız lokmalarınız arasında sandviçi masaya koyun. Öğünde mola verin. Öğününüz sırasında bir ara verin. Kısa bir ara ile başlayın, belki 30 saniyelik olabilir. Zaman içinde bu süreyi bir, sonra iki ve sonra da üç dakikaya kadar uzatın. Bu ara size yediklerinizi hazmedene kadar zaman verir.
Böylece daha fazla yiyerek devam edip etmeyeceğinize dair bir karar verebilirsiniz. Bu ayrıca daha az yemenize de yardımcı olacaktır. Diyetisyen İtalyan restoranında ne yapar? Ben İtalyan yemeklerine bayılıyorum bu sebeple her gittiğimde farklı bir şey yiyerek hem keyif alıyorum hem de vicdanımı rahatlatıyorum. Diğer bir yöntem ise kalabalık bir grupla gidip herkesi ikna ederek paylaşma yöntemini seçiyorum. Milano'nun ünlü Restaurantı L'Altra Risacca'ya geçtiğimiz hafta gidebildim.
Bu defa da paylaşma yöntemini uyguladık. Başlangıçlarımız şöyleydi; mozerella ile fırınlanmış patlıcan ve kabak, üzerinde iri parçalı domates sos. Diyete çok uygun ve lezzetliydi. Sorrentina usulu ''Angel Midye'' farklı ama güzeldi. Scamorza peyniri ile rokaya sarılmış kabak ve patlıcan ruloları da çok sağlıklıydı. Roka ve parmesan yapraklarıyla dana carpaccio'nun ardından limoncello ile marine edilmiş levrek geldi. Neyse ki ardından Truf mantarlı ev yapımı tagliolini ile siyah mürekkepli risotto, deniz tarağı ve ahtapotla geldi.
Sicilya usulü kılıç balığı Aslında ana yemek yemeye mide ve kalori limiti açısından yer kalmamıştı ama paylaşmak üzere şöyle seçtik; pane edilmiş dana pirzola ile kılıç balığı. Balık geleneksel Sicilya usulü acılı domates sosla sunuldu. Dana pirzola ise marine edilmiş kiraz domates, fesleğen, roka ve fırında taze patatesle geldi. Tatlı yememe konusunda anlaştık ama bu kez de çikolata likörüne yakalandım. Mutlaka denemelisiniz.



Sedef 21 13 Şubat 2008 19:09

CİLDİNİZE ÖNEM VERİN

http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/4695746.jpg Süleyman Demirel Üniversitesi Dermatoloji Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Vahide Baysal Akkaya, deri hastalıklarında hava kirliliğinin etkin rol oynadığını belirterek, havanın çok kirli olduğu saatlerde zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmaması gerektiğini söyledi.

Akkaya, Isparta'nın hava kirliliği yüksek iller arasında yer aldığına dikkati çekerek, “kış aylarında hava kirliliği ciddi boyutlara ulaşmaktadır. Maalesef Isparta'da da son yıllarda ciddi boyutlarda hava kirliliği oluşmaktadır. Havanın çok kirli olduğu saatlerde zorunlu değilse dışarı çıkmamak deri sağlığı ve genel sağlığımız için yararlıdır” dedi.

Kirli havanın içinde zehirli maddeler bulunduğuna işaret eden Akkaya, cildin de bu havayla direkt temas halinde olduğunu kaydetti. Zehirli maddelerin, ciltle temas ettiğinde canlı hücrelere zarar verdiğini, gözeneklerin zararlı maddelerle dolmasına ve liflerin gerilmesine neden olduğunu anlatan Akkaya, şöyle konuştu:

“Böylece ciltte kırışıklıklar oluşur. Kir, makyaj artıklarıyla birleşir ve serbest radikalar yani zararlı moleküller üretir. Bu da cildin boğulmasına neden olur. Gözenekler kapanır, cildin nefes alması engellenir. Sağlıklı cildin kirli ortamlarda yoğun olarak yıprandığını ve tahriş olduğunu görmekteyiz. Kirli havadan zarar gören ciltlerde, cilt sertleşir, nemini yitirir, kuruluklar meydana gelir, solgunlaşma, zamansız yaşlanma, kaşıntı, tahriş, iltihaplanma, alerjik reaksiyonlar ortaya çıkarır. Tabii tüm bu etmenler çeşitli deri hastalıklarını doğurur.”

KORUNMA ÖNLEMLERİ

Vatandaşlara, havanın kirli olduğu dönemde mümkün olduğunca dışarı çıkmamaya özen göstermeleri uyarısında bulunan Akkaya, sözlerini şöyle tamamladı:

“Hava kirliliğinin dışında kış aylarında deri temizliğine özen göstermek gereklidir. Özellikle akşamları derimizi ılık su ve deri pH'ına uygun asidik (pH, 5.5) veya nötr (pH 7) temizleyiciler kullanarak yıkamak önemlidir. Yüzün ve ellerin çok sık alkali sabunlar (normal banyo ve lavabo sabunları) kullanarak yıkanması kuruluğu artırabilir. Yüz ve eller yıkandıktan sonra mutlaka kurulanmalı ve nemlendirici kremler kullanılmalıdır. Kışın sıvı alımı genellikle azalmaktadır. Derinin nemlendirilmesi için sadece dışardan nemlendiricilerin kullanılması yeterli değildir, bol sıvı alınması da gereklidir. Kış aylarında ihmal edilen bir durum da güneşten koruyucu kullanımıdır. Kış aylarında özellikle karlı havalarda mutlaka güneşten koruyucuların kullanılması gereklidir. Kardan yansıyan güneş ışınları güneş yanıklarına neden olabilir. Güneşten koruyucular dışarıya çıkmadan 20-30 dakika önce güneş görecek tüm bölgelere ince bir tabaka halinde sürülmeli, 3-4 saat aralarla tekrarlanmalıdır.

Kış aylarında özellikle kalorifer ile ısınan evlerde havanın kuruduğunu belirten Prof. Dr. Akkaya, “Evlerde radyatör üzerine ıslak havlu veya su koyarak havanın nemlendirilmesi derinin kurumasını önleyebilir. Bu önlemler sağlıklı deriye sahip olan kişilerin dikkat etmesi gereken durumlardır. Soğuk ile tetiklenen deri hastalığı olan kişilerin hekimleri ile görüşerek dikkat etmeleri gereken durumları ayrıca öğrenmeleri gerekir” dedi.


Demir YumruK 15 Şubat 2008 14:46

Selülite masajla çözüm!

Selülitle mücadelenin yeni yöntemi lipomasaj zamandan ve paradan tasarruf sağlıyor.

15 Şubat 2008 Cuma

Selülit kadınların en büyük kâbuslarından biri. Malum mevsim kış. Ama ''mayo, bikini mevsimi'' hazırlıkları bu aylarda başlıyor. Birçok kadın bu dertten kurtulmak için tedbiri önceden alıyor. Şimdi kadınların selülitleriyle baş ederken destek alacakları yeni bir yöntem var: Lipomasaj. Selüliti yok ederek incelmeye yardım ettiği belirtilen bir yöntem bu. Üstelik selülit tedavisinin süresini yarı yarıya azalttığı, zamandan ve paradan tasarruf sağladığı ifade ediliyor. Cihazın selülitleri nasıl yok ettiğine gelince... LPG markalı cihaz cilt yüzeyini vakumla kavrıyor. Rulmanlar farklı hızlarda ve yönlere doğru çalışarak cilde değişik açılarda ve şekillerde etki ediyor. Selülit bölgelerine daha çok kan akışını başlatarak hücrenin daha çok oksijen ve besin almasını sağlıyor. Bu sayede yağlar sıvılaşıp hücre dışına atılıyor ve cilt altındaki kapsüllerin içerisindeki yağ miktarı azalıyor.
'6-10 seansla sonuç alınıyor' LPG cihazlarının Türkiye distribütörü Medi-Kim'in Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Ustaoğlu ''Lipomasajla 6-10 seans arasında selülitten kurtuluyorsunuz. Eğitimli estetisyenlerin yönlendirmesiyle tedaviye aktif olarak katılıyor. Kaslarını kasarak cihazın yağ hücrelerini daha iyi kavramasına yardımcı oluyor'' diyor. İncelme ve selülit tedavisinin yeni keşfi lipomasaj Türkiye'de Medi-Kim'le çalışan yaklaşık 350 estetik ve güzellik merkezinde kullanılıyor.


Demir YumruK 16 Şubat 2008 16:19

Hareketli yaşa, genç kal!

İngilterede yapılan bir araştırmayla fiziksel aktivitenin, kişilerin genç kalmasında etkili olduğu belirlenerek fiziksel olarak daha aktif olanların ikiz kardeşlerine göre daha genç kaldığı saptandı.

15 Şubat 2008 Cuma

Araştırmacılar ayrıca, hareketsiz yaşamın, yaşlılığa bağlı hastalık ve erken ölüm riskini artırdığının ortaya konduğunu belirterek, düzenli egzersiz ile, yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları, kanser, obezite ve osteoporoz gibi pek çok hastalığın da önlenebileceğini belirtti. Archieves of Internal Medicinenın Ocak sayısında yer verilen, 2 bin 400 ikiz kardeşin katıldığı çalışmada katılımcılara yaptıkları egzersiz düzeyi, sigara kullanımı, ve sosyo ekonomik durumlarıyla ilgili sorular yöneltildi. Sağlık durumları iyi olan katılımcıların DNA incelenmesi de yapıldı. Araştırmada, lökosit kromozomlarının sonunda bulunan ve yaşlandıkça kısaldığı için kişinin biyolojik yaşının belirlenmesinde önemli bir gösterge olan telomer zinciri uzunluğu (LTL) ölçüldü. Telomer zinciri uzunluğuyla ilgili verilere, yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, sigara, sosyo ekonomik durum ve işyerindeki fiziksel aktivite gibi faktörler de eklenince, sonuç olarak, hem erkeklerde hem de kadınlarda fiziksel aktivite düzeyi düşük kişilerin, diğer kişilere göre daha kısa LTLye sahip olduğu belirlendi. Hareketsiz yaşam ölüm riskini artırıyor!Araştırmacılar, bu konuda daha önce yapılan çalışmalarda da, hareketsiz yaşamın yaşlılığa bağlı hastalık ve erken ölüm riskini artırdığının ortaya konduğunu belirterek düzenli egzersizle; yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları, kanser, obezite ve osteoporoz gibi pek çok hastalığın önlenebileceğini söylediler. Yapılan çalışmada ayrıca en aktif katılımcıların haftada ortalama 199 dakika egzersiz yaptıkları, en hareketsiz katılımcıların ise haftada 16 dakika egzersiz yaptıkları, bunun yanı sıra LTL ile fiziksel aktivite arasındaki bağlantının, özellikle ikiz kardeşler için yapılan değerlendirmelerle daha da kuvvetlendiği belirtildi.

Tuz yerine maydanoz kullanın

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesinden (OMÜ) Beslenme ve Diyet Uzmanı Canan Asal Ulus, fazla tuz tüketiminin kemik erimesi yaptığını belirterek, bir kişinin günlük tuz alımının 6 gramı geçmemesi gerektiğini söyledi.

14 Şubat 2008 Perşembe

Ulus, Yemeklerin lezzetini artırmak için tuz yerine maydanoz, nane, kekik, dere otu ve fesleğen gibi bitkilerle baharatlar kullanılabilir'' dedi. Fazla tuz tükeminin idrarda kalsiyum atılımını artırarak kemiklerde kalsiyum kaybına neden olduğunu vurgulayan OMÜ Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Beslenme ve Diyet Uzmanı Canan Asal Ulus, fazla tuz tüketiminin kemik erimesi yaptığını kaydetti. Tuzun yüksek tansiyon, kalp krizi ve felç riskini tetiklediğini söyleyen Ulus, şöyle konuştu: Aşırı tuz aynı zamanda mide kanserine neden olur. Fazla tuz tüketimi, kemik erimesini (osteoporoz) ve kemiklerin kırılma riskini artırır. Özellikle çocukların erişkinlere oranla daha az tuz tüketmeleri gerekmektedir. Çünkü çok tuzlu beslenen çocuklar, daha az tuz tüketenlere göre daha yüksek tansiyona sahip olur.'' Aileleri fast food beslenmeye karşı da uyaran Ulus, özellikle çocukların fast foodlardan uzak tutulması gerektiğini vurgulayarak, Çünkü fast foodtaki tuz oranı diğer besinlere oranla çok yüksek. Çocukken yüksek tansiyonu olanların erişkin yaşamlarında da hipertansiyon riski altındadır. Bir kişinin günlük tuz alımı 6 gramı geçmemeli. Yemeklerin lezzetini artırmak için tuz yerine maydanoz, nane, kekik, dere otu ve fesleğen gibi bitkilerle baharatlar kullanılabilir'' diye konuştu.


Demir YumruK 17 Şubat 2008 23:01

Kırmızı etten kaçan kansızlık çekiyor!

Kansızlığın nedeni kırmızı et yememek olabilir.Kansızlık doktorunuz tarafından bilinmeli ve dikkatlice incelenmelidir.

14 Şubat 2008 Perşembe

Dr. Hasan İnsel İç hastalıkları uzmanı Dr. Üstün Çeliklerle öğle yemeğinde sohbet ediyoruz. Muayenelerinin yanında, uzun yıllardır İntermedde şirket ve şahıs check uplarını yapar Dr. Üstün hocamız. ''Son yıllarda kişiler kırmızı etten o kadar korkar oldu ki orta yaşlı kişilerde, demir eksikliği anemilerini bayağı sık görür olduk'' dedi. ''Bu demir eksikliği anemileri kırmızı et yememekten mi, yoksa bir yerlerden gizli bir kanama mı oluyor diye insan bayağı şüpheye düşüyor'' diye devam etti. Dr. Üstün Çelikler, sizin için anlattı demir eksikliği anemisini.
Normalde yetişkin bir kişide kansızlık görürsek, ilk olarak ''Acaba gizli bir kanama mı var?'' diye şüpheleniriz. Mide, bağırsak, mesane ve benzeri organlardan olabilecek kronik kanamalar hafif derecede olduklarından bulgu vermezler, ama kansızlığa neden olurlar. Bu tip bir anemi bizim için çok önemlidir ve herhangi bir tümörün bu gizli kanamaya sebep olup olmadığı araştırılmalıdır. En önemli demir kaynağı Kırmızı et bizim en önemli demir kaynağımız olduğundan, kırmızı et yemeyip, bunun yerine başka önlemler de almayınca ortaya kansızlık yani anemi çıkabiliyor. Tabii normal bir kişinin herhangi bir eksikliği yoksa, durup dururken demir takviyesi almasına gerek yoktur, hatta zararı bile olabilir. Çeşitli sebeplere ve hastalıklara bağlı anemiler vardır. Burada anlatılan demir eksikliğine bağlı anemilerdir. Demir eksikliği en sık rastlanan kansızlık nedenlerinden biridir; erişkinlerde demir eksikliğinin, hemen hemen tek nedeni kan kaybıdır. Yeterince demir içermeyen beslenme, büyümekte olduklarından daha fazla demire ihtiyaçları olan bebekler ve küçük çocuklarda eksikliğe neden olabilir. Demir eksikliğinin nedenleri Erkekler ve menopoz sonrası dönemdeki kadınlarda demir eksikliği, genellikle mide bağırsak kanalında kanamadan kuşkulandırır. Üreme çağındaki kadınlarda aylık adet kanaması da demir eksikliğine neden olabilir. İşte son zamanlarda gördüğümüz demir eksikliği anemileri, orta yaşlılarda ve özellikle adet kanaması olan hanımlar grubunda görülmekte. Kırmızı etten aşırı bir kaçma nedeniyle, vücut kırmızı etten alması gereken demiri alamıyor ve bu başka bir yoldan yerine konmadığı için, eksikliğe bağlı anemi gelişiyor. Besinlerle normal demir alımı genellikle kronik kanama sonucu meydana gelen demir kaybını yerine koymaya yetmez. Vücuttaki demir deposu çok küçüktür. Bunun sonucunda demirin eklerle yerine konması gerekir. En iyi demir kaynağı kırmızı ettir. Bitkisel lifler, fosfatlar, kepek ve mide asidini bağlayan ilaçlar demire bağlanarak, demirin emilimini azaltır. C vitamini demir emilimini artıran tek besin elementidir. Vücutta besinlerden günde 1 - 2 miligram demir emilir, bu da kabaca vücuttaki normal günlük kayba eşittir. Önemli demir kaynağımız olan kırmızı etten kaçınılıyorsa, bu miktar daha da düşeceğinden anemi görülebilir. Son zamanlarda, haftada iki üç sefer kırmızı et yiyin diye önerdiğimde, ''Doktor bey ben ağzıma kırmızı et sürmüyorum, hem kolesterol, hem de biliyorsunuz hayvani yağlar'' diye reaksiyon verenler var. Ancak doktorunuzun veya diyetisyeninizin önerilerini almadan sizin için önemli olacak besinlerde kesinti yapmak, sağlığınızda istenmeyen sonuçlara neden olabilir.
Yerine koyma tedavileri Anemi tanısı koymak için kan testleri kullanılır. Demir eksikliği olup olmadığına bakılır. Kandaki demir ve türevleri düzeyleri ölçülebilir. Bazen tanı koymak için daha ileri testlerin yapılması gerekir. Demir eksikliğinin en sık görülen nedeni aşırı kanama olduğundan, ilk adım kanamayı durdurmaktır. Örneğin aşırı adet kanamasını kontrol altına almak, kanayan bir ülseri onarmak, kolondaki bir polipi veya tümörü çıkarmak, böbreklerden veya mesaneden kanamayı tedavi etmek gibi tedaviler uygulanır.
Demir eksikliği anemisinin demir ekleriyle düzeltilmesi genellikle kanama durduktan sonra bile 3 - 6 hafta sürer. Kansızlığın önemli belirtileri Anemi devam edip kan değerleri ciddi düşmeler gösterince yorgunluk, nefes darlığı, egzersiz yapamama gibi belirtilere yol açar. Dilde tahriş görüntüsü, ağzın kenarlarında çatlaklar ve tırnakların kaşığa benzeyecek şekilde deforme olması gibi, demir eksikliğinin kendi belirtileri ortaya çıkabilir.


Demir YumruK 18 Şubat 2008 13:27

Diyet hakkında 30 ipucu!
Türk mutfağı ve yaşam şekli ile bizim alışkanlıklarımıza göre en uygun 30 öneri.

18 Şubat 2008 Pazartesi
Dilara Koçak

Sağlık ile ilgili haberler içinde en çok ilgi çeken konunun ''zayıflama ve diyet '' olduğunu söylersem abartmış olmam diye düşünüyorum. Bu durum sadece Türkiye için değil obeziteyle mücadele eden birçok Avrupa ülkesi ve Amerika için de geçerli. Bu konuda her ülkenin beslenme ve diyet uzmanları ile ilgili dernekler bir çok çalışma yapıyorlar. Uluslararası araştırmalar ve sonuçlar ortak platformlar ile paylaşılıyor. Bugün size bunlardan birini hazırladım. Bu liste, Amerikan Diyetisyenler Derneğinin önde gelen uzmanları tarafından birçok kişinin ortak problemi ve başarısı göz önünde bulundurularak hazırlanmış 100 maddelik bir listeydi. Ama ben sizin için inceleyip Türk mutfağı ve yaşam şekli ile bizim alışkanlıklarımıza göre en uygun 30 öneri haline getirdim. 1.Her öğün en azından iki porsiyon meyve ya da sebze yiyin, hedefiniz 5-9 prosiyona çıkmak olsun.
2.Yemek porsiyonlarınızı kesinlikle büyütmeyin, tabii giysi bedeninizin de büyümesini istemiyorsanız. Ufak tabaklarda yemeyi deneyin.
3.Yemek yeme zamanınızı belirleyin, bu konuda düşüncesizlik etmeyin, geçiştirmeyin, ertelemeyin.
4.Güne büyük bir kahvaltıyla başlayın. Bu, gün boyunca daha az kalori tüketmenize yardımcı olur. Kahvaltıyı atlamayın.
5.Öğlen ve akşam yemeklerinde tabağınızdaki yiyeceklerin yarısının sebze olmasına dikkat edin veya salata ekleyin.
6.Dışarıda yemek yerken eğer tatlı sipariş edecekseniz mutlaka biriyle paylaşın.
7.Ne yediğinizi görün. Bir sandviç paketi ya da torbanın içinden yemektense yiyecekleri bir tabağa koyun ve her lokmanın tadına varın, geçiştirmeyin.
8.Önce tabağınızdaki düşük kalorili yiyecekleri yiyin, yedikçe daha yüksek kalorili olanlara geçin. Salata, sebze ve çorba ile başlamak iyi seçimdir.
9.Tam yağlı süt yerine yüzde 1 yağlı süte geçin tadını beğenmezseniz yüzde 50 yağlı sütle kademeli geçiş yapın.
10.Çiğnediğiniz yiyeceklerden kalori almayı tercih edin. Meyve suyu yerine taze meyve yiyin, daha uzun süre tok tutar ve kan şekerinizi hızlı yükseltmez.
11.Bir yiyecek günlüğü tutun. Gerçekten şaşırtıcı biçimde çok işe yarıyor kendinizin polisi olun.
12.Çinlilerin dediği gibi: ''Mideniz yüzde 80 dolana kadar yiyin.'' Veya Türk atasözü ''az yiyen melek çok yiyen helak olur'' sözünü hatırlayın.
13.Mayonez yerine hardal kullanın veya diyet ketçap tercih edin. Yoğurtla kendiniz soslar yaratın.
14.Daha fazla çorba için. Kremasız olanları hem doyurucudur, hem de daha düşük kalorilidir.
15.Oturarak yemek yiyin, ayakta atıştırmayın.
16.Meyve suyundan vazgeçemiyorsanız daha az kalori almak için sulandırın, maden suyu ekleyin.
17.Alkol tüketiminizi hafta sonları ile sınırlandırın, düşük alkollü içkileri tercih edin.
18.Sebzeden gerçekten nefret mi ediyorsunuz? Rahatlayın. Eğer meyve ve salata seviyorsanız, bunları yiyin; onlar da sebzeler kadar sağlıklıdır.
19.Akşam evde sebze yapmaya vaktiniz yoksa en sevdiğiniz yedi donmuş sebze çeşidini alın. Herhangi bir kombinasyon oluşturun, mikrodalgaya koyun ve en sevdiğiniz düşük yağlı sos ile tatlandırın.
20.Kendi kendinizi motive edin ve içinizden şöyle tekrar edin: ''Bu iştah kabarmaları ile başa çıkacağım. Eğer dikkatimi başka bir yöne verirsem 10 dakika içinde iştahım ortadan kalkacaktır.''
21.Kendinize yapacağınız en büyük kötülük öğün atlamak. Sağlıklı beslenen çoğu kişi gündüzleri diyet, geceleri ise yemek ziyafeti yapar ve sabah pişman olur.
22.Yağlı yiyecekler ile arkadaşlık etmeyin çok kısa zamanda kolaylıkla 600 kalori değerinde tuzlu fıstık veya cips tüketebilisiniz.
23.Kuruyemiş sağlıklıdır ama kaseler dolusu yediğiniz zaman değil. Tane tane tüketin.
24.Tatlı yemek istediğinizde yağsız süt, donmuş meyveyle kendinize sağlıklı ve lezzetli içecekler hazırlayabilirsiniz.
25.Fast food tüketmek istediğinizde en küçük boy burger (mayonezli değil, ketçap ve hardal ile) tercih edin ve kalorisiz bir içecek alın. Eve gelince de bir elma ya da küçük boy bir muz tüketin.
26.Eve gelince arkadaşınıza hızlı bir şeyler hazırlamak isterseniz yarı pişirilmiş donmuş tavuğu mikrodalgada pişirmek ve üzerine parmesan peyniri serpilmiş donmuş brokoli iyi bir çözüm olabilir.
27.Sebzelerle çırpılmış ve yapışmaz tavada pişirilmiş yumurta da akşam yemeği için iyi seçimdir. Kolesterolünüz varsa 1 sarı 2-3 adet yumurta beyazı kullanın.
28.Hızlı ve doyurucu bir ara öğün için doğranmış meyvelerden salata yapın ve üzerine yoğurt ekleyin.
29.Herhangi bir partiye gitmeden önce kendinize küçük bir öğün hazırlayın, çok aç gitmeyin.
30.Alışverişe başlamadan önce alışveriş merkezinde üç tur atın.


Bebekler gibi uyumak için

Yıllardan beri dinlediğimiz 'iyi yatak sert yataktır, 'en iyisi yaylı yatak gibi söylemler uzay teknolojisi ile üretilmiş yataklar karşısında güç durumda.
18 Şubat 2008 Pazartesi


Yıllardan beri dinlediğimiz 'iyi yatak sert yataktır, 'en iyisi yaylı yatak gibi söylemler uzay teknolojisi ile üretilmiş yataklar karşısında güç durumda... Tempo dergisi, son yıllarda büyük atılıma geçen 'uyku endüstrisini işlediği dosyasında, sağlıklı uykunun sırlarını da veriyor
Günde sekiz saatten hesaplarsak, insan ömrünün üçte biri uykuda geçiyor. Peki yatağın hayatımızdaki öneminin farkında mıyız? Dünya Sağlık Örgütünün 2000 yılında yayımladığı veriler gösteriyor ki Türkler, yataklarını ortalama 20 yılda bir değiştiriyor. Amerikan Hastanesi Uyku Bozuklukları Bölüm Şefi Nörofizyolog Dr. Sabri Derman, konu yatağımıza gelince şunları söylüyor: ''Bir çift evlenince ilk önce yatağını alıyor. 15 yıl o yatağın üzerinde yatıyor ama değiştirmek aklına gelmiyor. '' Bütün bu olumsuz tabloya rağmen, Türkiyede artık bir 'uyku endüstrisi gelişiyor. Bu gelişme, 1999da ABDli markaların Türk piyasasına girmesiyle başladı. Böylece yıllardan beri dinlediğimiz 'iyi yatak sert yataktır masalı da yıkılmaya yüz tuttu. Yaylı yataklar, yerini yavaş yavaş uzay teknolojisi ile üretilmiş visko ve kauçuk sütü gibi elastik malzemelere bırakıyor. İthal edilenlerin fiyatı bin 500 ile 12 bin euro arasında ama Türk markalarından, en fazla bin YTLye bu ürünler alınabiliyor.
Karanlık şart
Omurga ve eklemlerle, ciğerleri rahatlatan ürünlerin yanı sıra iyi uyku için gözler ve kulaklar da unutulma-malı. Gözleriniz hassas ise ikisini en fazla 20 YTLye alabileceğiniz uyku gözlüklerinden ve kulak tıkaçlarından edinebilirsiniz. Yatakta teknolojik devrimİyi yatağın sırrı şu cümleyle özetlenebilir: 'Omurga ve eklemlerin doğal pozisyonlarında dinlenmelerini sağlamak, kas ve sinirler üzerinde en az baskıya yol açmak.'' 2007de sadece yatak değil, yorgan ve yastıkla da tüketiciye ulaşan markalar, yatak odalarımızda teknolojik bir devrimi de başlattı. İleri düzeyde teknolojik malzeme kullanılarak üretilen yataklar, 'yaylı yatak efsanesinin de sonunu getirecek gibi görünüyor. Soluduğumuz hava önemliSağlıklı uykunun tek şartı sağlıklı yatak, yorgan, yastık değil. Yatılan yer kadar solunan havanın da büyük önemi var. Kuru hava boğazı kurutuyor, oksijensiz ortam nefes darlığına yol açıyor. Çözüm, önce yatılan yerin havalandırılması. Sonra pek çok markada bulunan hava nemlendiricilerden almak. Fiyatları 40 YTL ile 200 YTL arasında değişiyor ama hepsi aynı işlevi görüyor. Elektrikle çalışıyor ve içindeki suyu buhara dönüştürerek havaya veriyor. Uyku testi... Yeterli süre uyumama rağmen sabahları zor uyanıyorum, kendimi yorgun hissediyorum.
İyi uyumama rağmen gün içinde yorgun oluyorum.
Uyku hijyeni kurallarına iki hafta boyunca uymama rağmen tatmin edici şekilde uyuduğumu düşünmüyorum.
Haftada en az iki gece uykuya dalmakta güçlük çekiyorum.
Akşam saatlerinde veya yatağa girdiğimde bacaklarımda tanımlayamadığım bir huzursuzluk hissediyorum.
Uyurken bacaklarımda ritmik hareketler olduğu söyleniyor.
Horlamamın diğer odalardan bile duyulduğu söylenir.
Gece, nefes alamama hissi ile uyanıyorum.
Uykuda nefesimin durduğu söyleniyor.
Gece, en az bir kez tuvalete gitmek zorunda kalıyorum.
Geceleri baş, boyun veya göğsümde terleme oluyor.
Sabah, ağız kuruluğu ile uyanıyorum.
Sabah, baş ağrısı ile uyanıyorum.
Geceleri, bacaklarıma kramp girebiliyor.
Toplantılarda, okurken veya TV seyrederken uyuyakalabiliyorum.
Uykulu olduğum için eskisi kadar uzun süre otomobil kullanamıyorum.
Gün içinde dayanılmaz uyku atakları yaşıyorum.
Çok sık rüya görüyorum.
Geceleri uykudan bağırarak uyandığım söyleniyor. İyi uykunun sırları Uyku öncesi kendinize rutin program belirleyin (Işığı kısın, hafif bir müzik koyun, bir şeyler okuyun).
Yatmadan önce en az 10 dakika egzersiz ve ılık banyo yapın.
Sigara içmeyi uykudan en az iki saat önce bırakın.
Gün içinde kafein tüketimini azaltın.
Yatmadan en az iki saat önce hava nemlendiricisini çalıştırın. Yatarken kapatın.
Odanızı en az 10 dakika havalandırın.
Oda sıcaklığını 19 dereceyi aşmayacak şekilde ayarlayın.
Sesten etkileniyorsanız, odadaki saatleri kaldırın. Çevredeki gürültülerden etkilenmemek için pamuklu kulak tıkacı kullanın.
Yattığınız odada cep telefonu, radyo, televizyon gibi manyetik alan yaratacak eşyalar bulundurmayın.
Yastığınız boynunuzu destekleyecek, başınızı rahat ettirecek şekilde dizayn edilmiş olmalı.


Sedef 21 18 Şubat 2008 17:58

Gribe karşı aşısız koruma

http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/4989146.jpg
BİLİM adamları, organizmanın "doğal anti-virüs sistemi"ni güçlendirerek grip ve diğer ölümcül virüslerle baş edebilmesini sağlayacak bir mekanizma keşfettiler.

Hücrelerde yaratılan bağışıklık, grip ve öldürücü virüslere karşı etkili. Kanada’daki McGill Üniversitesi araştırmacılarının bulduğu yöntem, hücrelerin ilk savunma hattı olan "interferon" proteininin üretiminin uyarılmasıyla harekete geçiyor. Fareler üzerinde denemeler yapan araştırmacılar, interferon proteinini kontrol altında tutan iki geni devre dışı bırakarak sonuca ulaştılar. Bu genleri bloke edilen fareler, çok daha yüksek seviyede interferon salgılayarak, virüslerin çoğalmasını engelleyebildiler.


Demir YumruK 18 Şubat 2008 18:22

Sağlıklı düşünme

Spor yaparken hem beyin hem vücut olarak kendimizi daha iyi hissediyoruz. Hareket sırasında beyin başka düşüncelerden arınıp, vücudun hareketlerine odaklanıyor. Böylece beyin-vücut bir bütün olarak bir ritm içine girmiş oluyor.


Demir YumruK 20 Şubat 2008 16:22

Kaloriyi nasıl ölçeceğiz?

Yiyeceklerdeki su, vitamin ve minerallerin kalorisi yoktur. Bu nedenle su oranı yüksek salatalık, marul gibi besinler düşük kalorili, su içermeyen badem, mayonez gibi besinler ise yüksek kalorilidir.

20 Şubat 2008 Çarşamba

Dilara Koçak Kalori bir ölçü birimidir. Nasıl ki kilogram ağırlık ölçüsünü, metre uzunluk ölçüsünü, litre hacim ölçüsünü belirtirse kalori de vücutta tüketilen enerjinin ölçüsüdür. Bir şey yediğiniz zaman, o yiyeceğin içerdiği kalori miktarı, onun vücuda sağladığı enerji birimi sayısıdır. Kalori aynı zamanda vücudunuzun harcadığı enerjinin de ölçüsüdür, yani hem giren hem de harcanan enerjinin ölçüsüdür. Bu yüzden egzersizler boyunca da sürekli olarak yakılan kalori miktarından bahsederiz. Yemeklerdeki kalorileri nasıl ölçeriz?Bunun için biz diyetisyenlerin pratik hesaplama yöntemleri ve eğitimimizin bir parçası olarak çok geniş bilgimiz vardır ancak asıl ölçme yöntemi şöyledir. Yiyecekler kalorimetre kabı (bomb kalorimeter) adı verilen özel bir alet içinde yakılır. Yiyecek, önce içeriğindeki suyu çıkarmak için kurutulur ve sonra da suyun içinde duran özel bir konteynırın içine yerleştirilir. Yiyecek yakılınca ortaya çıkan ısı, bu kap sayesinde suya aktarılır. Suyun kaynadığı miktar, kalorinin ölçüsünü belirler. Bir kalori, bir gram suyun sıcaklığının bir santigrat artması için ihtiyaç duyulan enerji miktarıdır.
Kalori değerlerini bilinYiyecekler içeriklerinde protein, karbonhidrat (şeker ve nişasta) ve yağ içerir, bunların her biri kalori içerir. Yiyeceklerdeki su, vitamin ve minerallerin ise kalorisi yoktur. Bu sebeple su kalorisizdir su oranı yüksek besinler düşük kalorili (salatalık, domates, marul gibi) su içermeyen yağlı besinler ise (badem, mayonez gibi) yüksek kalorilidir. Çoğu yiyecek aslında kilokalori ile ölçülür. Bu da bir kalorideki enerjinin bin katıdır. Ancak pratikte ''kalori'' kullanılır. Bu sebeple bazı etiketlerde veya diyet kitabında gördüğünüz kilokalori kelimesi aslında kalori anlamında olabilir. Bu size biraz teknik gelebilir, dolayısıyla sizin tek bilmeniz gereken yiyeceklerin kalori değerleridir. Bir büyük dilim havuçlu kekin yaklaşık 400 kalorisi, büyük boy taze bir elmanın ise 90 -100 kalorisi vardır. Yani kek size elmanın dört katı kadar enerji (kalori) verir. Bu kaloriyi yakabilecekseniz almanız elbette iyidir ama temel enerji ihtiyacınız zaten karşılanmışsa, vücut kalan fazla kaloriyi yağ olarak depolayacaktır. Bu durumda kek, elmaya göre dört kat daha fazla yağ depolar. Vücut yediğiniz her besinin fazlasını yağ olarak depolar bu besinin sadece yağ olması gerekmez. İnsanlar nasıl kalori kaybettiği konusunda birbirlerinden farklılık gösterirler. Hepimiz sınırsızca yemek yiyen ancak çok az kilo alan insanları biliriz. Bu şanslı kişiler yemeğin bol olduğu ve ince olmanın da makbul olduğu toplumlarda kabul görürler. Ancak herhangi bir açlıkta da ilk gidecek onlardır, çünkü vücutları mideye indirilen kalorileri enerji olarak depolayamazlar (yağ).
Bazı şanssızlar ise yemeksiz yaşayamayız hep yemek düşünür ve yer ve bu yüzden de kilo alma eğilimindeyizdir. Yemeğin az bulunduğu zamanlarda bu adaptif bir davranıştır, ancak yemeğin bol olduğu durumlarda kilo alımına neden olur. Kilo verebilmek için bunun gibi biri kalori alımını düşürmek durumundadır. Kilolu bir insanın kilo vermek için diğerlerinden daha zor zaman geçirmesinin sebebi de budur.
Herkes eşit yaratılmamıştır Şimdi iki ayrı savaş veren iki ayrı insanı karşılaştıralım (Sibel ve Neşe). İkisinin de ağırlığı 90 kilo olsun. Sibel kilosunu korurken günde 2500 kalori yemektedir ve günlük kalori alımını 2000e indirirse haftada bir kilo verebilir.
Diğer yandan Neşe ise günlük ortalama 1800 kalori tüketiyor ve her hafta bir kilo verebilmek için kalori alımını günde 1300 kaloriye kadar azaltmalıdır. Bu şaşırtıcıdır, çünkü Neşe kilo vermek için Sibelden daha zor zaman geçirecektir. Bu bireysel farklı-lıklar yüzünden bu iki kişinin günlük olarak aynı sayıda kalori tüketmelerini beklemek pek verimli olmaz. Her gün 500 kalori azaltmanın yararı7000 kalorinin bir kiloya eşit olduğunu duyarız (yani bir kilo almak için 7000 ekstra kalori alındığını). Eğer haftada 7000 kalori daha az alırsak, vücudumuz bir kilo daha verecektir. Aslında aritmetik şu şekildedir. Eğer günlük tüketiminizden her gün 500 kalori azaltırsanız, haftada 3500 kalori daha az tüketmiş olur ve böylece yarım kilo verebilirsiniz. Bu sayılar kalorilerin nasıl kiloya dönüştüğünü göstermek için yardımcı olur. Ama yine de şu unutulmamalıdır, sayılar kaba ortalamalardır. İnsanlar bir kilo vermek için ne kadar kalori yakmaya ihtiyaç duyduğu konusunda farklılık gösterirler. Dolayısıyla bu sayılar sizin için uygun olmayabilir. Önemli olan her besin grubundan dengeli miktarlarda tüketerek ve orta seviyede egzersiz yaparak aldığı-nız ve harcadığınız kaloriyi dengelemektir.


Demir YumruK 21 Şubat 2008 17:22

Dişlerinizi saklayın!

Kök hücreler, kordon kanı bankacılığı derken şimdi de kaybedilen dişlerin yerine getirilmesini sağlayacak ''diş bankacılığı'' gündemde.

21 Şubat 2008 Perşembe

Ayşegül Aydoğan Atakan Süt dişlerinden alınan kök hücrelerle, dişlerin yeniden çıkması mümkün olacak. Gelecekte pek çok hastalığın tedavi umudu, kök hücre tedavilerine bağlanıyor. Birkaç yıl öncesine kadar az sayıda hastalık için çare olacağı söylenen kök hücre tedavilerinin sınırı giderek genişliyor. Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu da süt dişi ve 20 yaş dişlerinin, vücutta kemik, kıkırdak, kas, sinir hücre ve dokularına dönüşebilme potansiyeline sahip olduğunu belirterek, kök hücre tedavilerinin diş hekimliğinde de önemli bir yer edineceğini söylüyor. Diş hekimi Çağdaş Kışlaoğlu, kaybedilen dişlerin yerine yenisinin çıkmasını sağlayacak kök hücre tedavileri ve diş bankacılığı hakkında bilgi verdi. Diş bankacılığının getireceği yararlar ne olacak?Özellikle süt dişlerinin özünde bol miktarda kök hücre bulunur. Diş kök hücrelerinin gelecekte başta dişsizlik olmak üzere birçok hastalığın tedavisinde önemli avantajlar sağlayacağı tahmin ediliyor. Diş bankacılığı sayesinde, dökülen süt dişlerinden alınarak muhafaza edilen kök hücreler, kaybedilen dişlerin yerlerine ekilerek yeniden diş çıkması sağlanacak. Diş kök hücrelerinin farkı nedir?Kök hücreler, insan vücudundaki tüm hücrelerin gelişimini sağlayan kaynak hücrelerdir. Kök hücrelerin sahip oldukları çoğalma ya da başka hücre çeşitlerine dönüşme özelliği, bilim adamlarını bu hücrelerin yeni kullanım alanlarını keşfetmeye itiyor. Diş kök hücrelerinin, yetişkin kök hücrelerine nazaran tam gelişmemiş ve farklılaşmamış olması sebebiyle çok fazla doku tipi oluşturma potansiyeline sahip olduklarına inanılıyor. Diş kök hücreleri; kemik, kıkırdak, kalp, kas ve sinir hücre ve dokularına dönüşebilme potansiyeline sahip olmaları bakımından da büyük önem taşıyor. Hangi dişlerden kök hücre elde ediliyor? Süt dişleri ve 20 yaş dişlerinden elde edilen kök hücreler dondurularak gelecekte kullanılmak üzere kök hücre ''Diş Bankası''nda saklanabiliyor. Ancak her dişin pulpası olmasına rağmen özellikle üst ön dört ve alt ön dört süt dişi ile 20 yaş dişleri kök hücre canlılığı açısından üstünlük sağlıyor. Çekilen dişler, bankaya nasıl ulaştırılır?Dişler, kök hücrenin canlılığını yitirmemesi için özel solüsyonlu kit içinde diş bankasına ulaştırılır. Kitlerin içinde, çekimden sonra 15 dakika içinde dişin konulması gereken ve oda sıcaklığında 52 saat bekleyebilen solüsyon vardır. Diş bankasının merkezi nerede ve Türkiyede şubesi var mı? Diş Bankasının merkezi, ADBnin Boston şehrinde. 1995 yılında kordon kanından elde edilen kök hücreleri depolamaya, 2007 yılında da dişlerden alınan kök hücrelerin bankacılığına başladı. Merkezin Türkiyede Nişantaşında şubesi var. Dişimizi saklamak için ne yapmamız gerekiyor? Öncelikle diş çekim tarihi için diş bankasını aramanız gerekiyor. Diş bankasından gelen uzmanlar, çekim bittikten sonra imzalanan sözleşmeyi ve dişin konulacağı kiti diş bankasının Türkiye şubesine getirecektir. Gerekli evrakların oluşturulması sonrasında diş, ABDdeki merkeze gönderilecektir. Pulpadaki kök hücrelerin yeterli sayıda olduğu ve saklanabildiği bilgisinin gelmesini takip eden altı hafta içerisinde, size özel bir kullanıcı numarasının (ID number) bulunduğu sertifikanız ve beraberinde imzalamış olduğumuz sözleşme, onaylanmış olarak iletilecek. Yaptığınız sözleşme 20 yıl geçerli olacaktır. Kök hücrelerimizi neden saklamalıyız? Tıpta kök hücre nakli ile tedavi edilebilen hastalıkların sayısı her geçen gün artıyor. Bu bakımdan, kök hücrelerin saklanması, ailenizin geleceği için adeta paha biçilmez bir sigorta poliçesidir. Kişilerin kendi kök hücrelerini gelecekte mümkün olabilecek tedaviler için alıp saklayabilecekleri çok az durum vardır. Diş kök hücresinin saklanması bu durumlardan biridir.

kaynak:saglik.milliyet.com.


Demir YumruK 24 Şubat 2008 13:08

Bel ağrısının 10 nedeni

Bel ağrısı en sık karşılaşılan ağrı nedenlerinin başında geliyor. Erişkinlerin yüzde 85i yaşamlarının bir döneminde en az bir kez bel bölgesinde ağrıdan yakınıyor.

Bel ağrısı şiddetli ya da uzun süreli olduğu zaman kişilerin günlük ve iş yaşamlarını olumsuz yönde etkileyerek, yaşam kalitelerini belirgin derecede düşürebiliyor. Türk Böbrek Vakfı Hizmet Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü Uzm. Dr. Suna Mahmuti Roylas, bel ağrısının nedenlerini şöyle özetliyor. 1. Beli kötü kullanma: Uzun süre aynı pozisyonda durmak günlük hayatta bel mekaniğine uygun olmayan yanlış hareket veya kötü duruş belinizde yıpranmaya neden olur.
2. Kas spazmı: Genellikle beli destekleyen kasların veya bağların aşırı gerilmesi, ağır bir şey kaldırmak, atlamak, düşmek ve spor aktivitesi bel tutulmasına neden olabilir. Vücudun buna cevabı ağrılı kas spazmıdır. Mevsimsel ısı değişimleri, rüzgar ve hava akımı kas spazmını artırır.
3. Bel fıtığı: Her iki bel omuru arasında yastık görevi yapan jölemsi dokunun disk kayması veya taşmasıdır. Böylece omuriliklten çıkarak bacağa, ayağa inen sinire baskı yaparak bel ve bacak ağrısı oluşur. Öksürükle, hapşırmakla, ıkınmakla ağrı artar.
4. Omurga kanalında darlanma (Spinal Stenozu): Omurilik ve sinirlerinin geçtiği kanalların daralması, sinirleri sıkıştırması ile oluşur. İleri yaşlarda özellikle belli bir mesafe yüründüğünde bacaklarda ağrı, uyuşma ve topallama ile kendini gösterir.
5. Omurlarda kayma ve biçim bozuklukları: Bel omurlarının birbirinin üzerinden kaymasıyla karakterize ''Spondilolistezis'' de bel ağrısı sebebidir. Hareketle ağrı artar. Ayrıca beldeki eğrilikler, düzleşmele, beldeki açıklıklar, fazla veya eksik bel omuru bel ağrısı nedeni olabilir.
6. Gerilim, stres, sigara: Bel ağrısını artıran ve kronikleştiren en önemli sebeptir. Ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunlar bel ağrısını artırır. Sigara da bel bölgesine giden damarlarda tıkanıklığa neden olduğundan diskte harabiyet daha hızlı, kemikte iyileşme daha geç olur. Gülmek, çalışmak, sosyal uğraşılar ve hayata bağlılık ağrıya karşı etkilidir.
7. Fazla kilo: Belimizin taşıdığı yük miktarını arttırdığı için sakıncalıdır.
8. Kireçlenme - Osteoartirit: Yaşın ilerlemesi ile kemik yapıda, bağlarda ve disklerde yıpranma başlar. Yıpranmış dokular kireçlenir, hareket kabiliyeti azalır.
9. Kemik erimesi, osteoporoz: Osteoporoz kemiklerde yumuşamaya yol açarak kolay kırılma ve ağrıya sebep olur. Beslenmede kalsiyum ve D vitamini eksikliği, hareketsiz yaşam, erken menopoz, alkol kortikosteroidler ve sigara riski artırır.
10. Romatizma: Vücudun bağışıklık sisteminin kendi öz hücrelerine savaş açması sonucu gelişir. Omurgadaki normal kemik ve kıkırdak dokuları hasara uğrar.
Sabahları görülen eklem sertliği ve tutulmalar romatizmal hastalıklarda uyarıcıdır.


Sedef 21 24 Şubat 2008 16:18

Light ürünlere dikkat

http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/5023961.jpg Şişmanlığın görülme sıklığının artmasıyla beraber önem kazanan light ürünlere karşı uzmanlar uyarıyor.

Diyet Uzmanı Dyt. Şeçil Kenar, light ürünlerin miktarında ve çeşidinde tehlikeli bir artış yaşandığına dikkati çekerek “Bu artış aynı zamanda günlük alınan kalori miktarının da artmasına neden oluyor. Az yağlı-diyet-light diye piyasaya sunulan ürünlerin normal ürünlerle arasında ciddi farklar bulunmuyor” dedi.

DİYET ÜRÜNLER DAHA FAZLA KALORİ ALIMINA NEDEN OLABİLİYOR

Diyet Uzmanı Dyt. Şeçil Kenar, zayıflamak ya da kilosunu korumak isteyen bireylerin piyasadaki light ürünlerin çok düşük kalorili veya kalorisiz olduğunu sanmasından dolayı, günlük tüketilen light ürün miktarında ve çeşidinde büyük bir artış gözlemlediklerini belirtti. Bu artışın aynı zamanda günlük alınan kalori miktarının da artmasına neden olduğunu ifade eden Dyt. Şeçil Kenar, “Az yağlı-diyet-light diye piyasaya sunulan ürünlerin normal ürünlerle arasında ciddi farklar bulunmuyor. Yani bu ürünler referans ürüne göre çok az veya kalorisiz değildir” dedi. Tüketicinin light ürün tüketimindeki yanlış bilgiye de değinen Dyt. Kenar, “Tüketicide bu gıdaların üzerindeki etiket kavramını değerlendirme şekli 'daha az kalorili bunu alayım' ya da 'bu diyet bunu daha çok yiyebilirim' olursa light-diyet tüketilerek total olarak daha fazla kalori alınmış oluyor. Örneğin light tatlılarda sükroz molekülü yerine yapay tatlandırıcılar kullanıldığı halde oldukça fazla kalori değerleri vardır. Fakat kişiler şeker içermediği için bu besinleri çok fazla tüketebilmektedirler” diye konuştu.

DİYABETİK ÜRÜNLER ZAYIFLAMAK AMACIYLA BİLİNÇSİZCE TÜKETİLİYOR

Kilo vermek isterken yapılan hatalardan birinin de özel hastalıkları bulunan kişiler için üretilen gıdaların bilinçsizce tüketilmesi olduğunu belirten Dyt. Kenar, "Diyet döneminde yapılan en büyük hatalardan sağlıklı bireylerin, özel hastalıklarda tüketilmek için üretilen ürünleri bilinçsizce ve sıkça tüketmeleridir. Daha az kalori alayım, zayıflayayım veya kilomu koruyayım derken bu gıdalar ile tüketici daha fazla kilo bile alabilmektedir” dedi. Burada önemli olanın yeterli ve dengeli bir beslenme alışkanlığını hayat tarzı haline getirmek olduğunu belirten Diyet Uzmanı Dyt. Kenar, “Unutmamak gerekir ki asla bir besin gıda teknolojisinin müdahalesiyle sihirli bir hale getirilemez” diye konuştu. Etiket kontrolünün devletin denetiminde olması gerektiğinin altını çizen Dyt. Seçil Kenar “Besinleri; karbonhidrat, yağ, protein, mineraller ya da vitaminler açısından analiz etmek tabii ki tüketici için mümkün değildir. Bu değerler ancak laboratuvar şartlarında bilimsel analizlerle bulunur. Bu yüzden tüketicinin etiket bilgilerini doğru - yanlış olarak değerlendirmesi de mümkün değildir. Etiket kontrolünün hukuksal yaptırımlarıyla devletin denetiminde olması bizce en makul yoldur” dedi.


Demir YumruK 4 Mart 2008 14:40

Suyun sonsuz vaatleri!

Üç milyon yıldır, hiçbir canlı organizma - bitki, hayvan ya da insan, su olmadan hayatta kalmayı başaramamıştır. Shiseido'nun yaptığı araştırma bildiğimiz ama göz ardı ettiğimiz birçok gerçeği su yüzüne çıkarıyor.

4 Mart 2008 Salı

Kırışıklıklar? Bu kelimeyi asla 30 yaşında kullanmazsınız, ilk mimik çizgileri cildin en ince olduğu yer olan göz çevresinde oluşmaya başlamış olsa bile. Yine de, yüzde ortaya çıktığı gözlenen küçük değişimler endişeye neden olur. "Cildim iki-üç yıl öncesine göre sıkılığını kaybetmiş gibi görünüyor", "Yeterince
bilir miyiz? Evet, çünkü cilt beyin ile aynı embriyonik dokudan (ektoblast) meydana gelmektedir. Her iki organ da yirmidört saat boyunca bir "özel hat" ile iletişim kurarlar -sinir uçlarının olağanüstü elektrik ağı ile. Evet son derece sıra dışı, ancak asla yorulmak bilmez. Cilt 30 yaşındayken 20 yaşındaki gibi görünüyor olsa bile, yine de yorgunluk belirtileri gösterebilir. İyi cilt alışkanlıklar gerektirir Sizce de herkes farklı yaşlanmıyor mu? Aslında Bu artık günümüzde çok da doğru sayılmaz. Her ne kadar hücrelerimizin DNA'sını kontrol edemesek de, iyi önlemler alarak yaşlanmayı minimize edebiliriz, hatta her gün düzenli olarak doğru cilt bakımı ürünleri kullanarak yaşlanma sürecini yavaşlatabiliriz bile. Başlangıç olarak, nemlendirici bakım ürünleri kullanarak. Düşmanlarınızı tanımakta da yarar var. Güneşe maruz kalmak cildin en ciddi tehditlerinden olsa da, aslında kaçınılması en kolay olanıdır. UVB ışınları cildi kurutur ve zarar verirken, UVA ışınları daha derinlere inerek, serbest radikallerin oluşması yoluyla erken yaşta elastin liflerinin onarılamayacak şekilde "kırılmasına" neden olur. Cildi heliodermiden (güneş ışınlarından kaynaklanan erken yaşlanma) korumak demek, yüzü gölgede tutmak ve yıl boyu güneş koruması kullanmak anlamına gelmektedir. Peki ya hava kirliliği? Kaçınılması çok zor olsa da, en azından sigara dumanından kaçınabilir, daha düzenli uyuyabilir ve cildinize daha fazla özen gösterebilirsiniz. Zayıf noktalarınızı tanıyın! Bunun için yüzünüzü incelemeniz gerekiyor. Bakıma ve neme en çok ihtiyacı olan bölgeleri daha iyi hedef almak için oluşmakta olan ince çizgileri okumayı öğrenin. Talepkar, tedirgin, endişeli biri misiniz? Kaşlarınızı çattıkça ilk oluşacak çizgiler kaşlarınız arasında olacaktır. Çok mu gülersiniz? Kaz ayağına karşı korumak için göz kenarlarınıza daha fazla özen göstermeniz gerekir. Meraklı mısınız? Alında oluşacak enine çizgileri dikkat edin. Göz çevrenizde koyu halkalar oluşma eğilimi mi var? Göz kapaklarınız en büyük önceliğiniz olmalı. İdeal bir cilt bakımıAşama 1: Temizleme: Avrupa pazarında yenilikçi bir varoluş ile Shiseido 60'larda çoğu Japon kadının uyguladığı cilt bakım alışkanlığının öncülüğünü yaptı: Köpük temizleyiciler. Bugün Shiseido The Skin-care Extra Gentle Cleansing Foam, fayda sağlama ve narinliğin mükemmel denge¬sini sunuyor. 1 [afif köpük hidrolipidik ta¬bakayı korurken yüzünüzü derinlemesine temizlemekte. Cleansing Massage Brush ile kullanıldığında, mikrodolaşımı hareke¬ti- geçiren narin bir masaj sayesinde sağ¬lıklı ve aydınlık bir cilt sağlıyor. Aşama 2: Dengeleme: Japon kadınların %90'ı dengeleyici losyon kullanır, acaba kaç Avrupalı katlın gerçekten bunun nedenini bilir? Temizlemenin ardından ve nemlendiriciden önce, bu önemli aşama, hijyen ve cilt bakımı arasındaki sınırı belirler. Shiseido The Skincare 1 lydro-Nou-rishing Softener hafif bir enzimatik soyma işlemiyle yumuşatma özelliğinin faydalarını birleştirir. Tüm Shiseido dengeeme losyonları gibi ciltin üst tabakasında maksimum yumuşaklık sağlar ve uygulama sonrasında cildi kurutmaz. Böylece, dengelevici losvonun ardından uygulanan bakım ürünlerinin faydalar en iyi şekilde ve en doğru miktarda alınır. Aşama 3: Nemlendirme: Nemlendirme, "normal" bir cildin temelindeki esas ba¬kımdır. Gündüz ve gece kremi ayrımı ilk olarak 30 yaşında yapılır. Gün içerisinde cilt çevresel bir organdır, gece ise kalp atışları yavaşladığında, faaliyetleri ve beslenme oranı zirveye ulaşır. Dolavısıv la. gündüz ve gece dönemlerindeki ihtiyaçları farklıdır. Bu nedenle, Shiseido The Skincare Dav Moisture I'rotection cildin nem* ihtiyaçlarını hedef alır ve cildi UV ışınlarının hasar verici etkilerine karşı korur. The \ight Moisture Recharge ise, nem vermenin yanı sıra, cildin dokusu üzerinde etkili olan besleyici içerikler sağlar. Tüm bu bakım ürünleri aromakolojik parfüm ile formüle edilmiştir. Ürünlerin uygulanmadan önce parfüm formülünün etkilerini arttırmak için avuç içinde hafifçe ısıtılması tavsiye edilmektedir.


Lavie 5 Mart 2008 09:51

Sütün bilinmeyen faydaları!
 
Süt içmek yerine süt yemekten daha fazla hoşlanıyoruz. Bir bardak süt yerine bir kase sütlaç veya keşkül, kazandibi, sütlü nuriye tatlısı yemek genelde daha fazla tercih ediliyor ve seviliyor. Çocuklara sütü sevdirmek için çeşitli aromalar ve farklı tatlar karıştırmayı deniyor anneler.
Çocuğunun süt tüketimi için elinden geleni yapan anne, çoğu zaman kendisi için aynı özeni göstermiyor. Her gün çocukların 2 - 3 su bardağı, yetişkinlerinse 1 - 2 su bardağı süt tüketmeleri sağlık açısından çok değerli. Bu konuda yapılmış çok fazla araştırma var
Süt içmek, böbrek taşı oluşumu riskini azaltmaya yardımcı olabilir: Böbrek taşı geçmişi olmayan 81 bin kadınla yakın zamanda yapılmış olan epidemiyolojik bir araştırmada yağsız süt tüketimiyle böbrek taşı riskinin düşüklüğü arasında bir bağlantı olduğu bulunmuştur.
Günde üç porsiyon koruyor
Bir başka araştırmanın sonuçları da göstermiştir ki kalsiyum açısından en zengin yiyecekleri tükettiklerini rapor eden kadınlar (günde üç veya daha fazla porsiyon süt ürünü) sekiz yılı aşkın süre boyunca böbrek taşı oluşumu riski en düşük olan grubu oluşturmuş. Bunun tersine araştırmacılar kalsiyumu besinle almak yerine supleman (takviye) olarak alanlarda böbrek taşı oluşumu üzerine hiçbir etki olmadığını buldular.
Süt tüketimi, salyanın yerine geçerek diş çürümesi riskinin azalmasına yardımcı olur: Nem sağlayarak dişte oyuk oluşumunu artıran maddelerin (örneğin sukroz gibi basit şekerler) temizlenmesine yardımcı olmaya ek olarak süt, oral asitlere tampon oluşturur. Diş minesinin çözülebilirliğini azaltır ve diş minesinin tekrar mineralize olmasına yardımcı olur.
Daha düşük vücut yağı için etkilidir: İki yıllık bir egzersiz programına kayıt olan 18 - 31 yaş arası genç yetişkin kadınlardan süt ürünlerinden daha yüksek kalsiyum alımını tercih edenlerin, daha düşük vücut ağırlığı ve vücut yağına sahip oldukları görülmüştür.
Folat için önemli. Penn State Üniversitesi’ndeki araştırmacılar günde en az üç porsiyon süt tüketen kadınların diğer yiyeceklerde bulunan folatın kullanımını daha etkin olarak sağladığını öne sürmektedir. Folat, kalp hastalıkları ve inmeleri önlemeye yardımcı olabilir ve özellikle çocuk doğurma yaşındaki kadınlar için, bebekte doğumsal anomali riskini azaltma açısından önemlidir.
İyi bir sporcu içeceğidir. Kanada’da yapılan yeni bir araştırmaya göre egzersizden sonra spor içecekleri yerine süt içenler, daha fazla kas yapıyor ve daha çok yağ yakıyor. Araştırmacılara göre bunun nedeni sütün hidrasyon için, sıvı ve enerji için karbonhidrata ek olarak protein açısından da zengin olması.
İdrar yolu iltihabının engellenmesi: Bir araştırmada yoğurt ve belli tiplerde peynir gibi fermente olmuş süt ürünlerini hafta üç veya daha fazla yiyen kadınların, bu tip yiyecekleri haftada bir veya daha az yiyen kadınlardan yüzde 79 daha az idrar yolu iltihabı olduğu görülmüştür.


Demir YumruK 9 Mart 2008 17:41

3 doz aşı yeter!

Son yıllarda tıp alanındaki gelişmeler, bize rahim ağzı kanseri ile ilgili sevindirici bir haber verdi: Bu virüsten aşı ile korunabilirsiniz!!

8 Mart 2008 Cumartesi(kaynak:milliyet.sağlık)

Bulaşıcı HPV virüsünün sebep olduğu rahim ağzı kanseri yüzünden her yıl 300.000 kadın hayatını kaybediyor1. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre bugüne kadar 630 milyon kişinin HPV ile infekte olduğu tahmin ediliyor2. Dünyada her 10 kişiden biri taşıdığı3 ve belirti göstermediği için4, başka insanlara farkında olmadan bulaştırılan HPV, başta rahim ağzı kanseri olmak üzere kadın sağlığını tehdit eden genital bölgedeki diğer kanserlerin, kanser öncesi lezyonların ve genital siğillerin de en önemli sebebi5. Her iki dakikada bir kadının ölümüne sebep olan rahim ağzı kanseri6 ile mücadelede çok önemli bir ilerleme olan aşı, koldan 3 doz olarak uygulanıyor. Siz bu satırları okurken bir kadın rahim ağzı kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Daha fazla kadının ölümünü engellemek ve sağlıklı bir nesil oluşturabilmek için hemen kendiniz ve sevdikleriniz için önlem alın ve doktorunuza başvurun! Sağlıklı Nesiller İçin Kendimizi ve Kızlarımızı Koruyalım Eşimiz, çocuklarımız, kadınlarımız için böyle bir hastalığa karşı koruyucu bir aşının varlığını duymak hepimizi sevindirdi ama kaçımız bu aşıyı yaptırmak için harekete geçti? Kadınlarımızı düşünmek için maalesef her zaman küçük bir hediye ya da bir çiçek almak yeterli olmayabiliyor. Onları, hayatlarını kurtarabilecek aşı konusunda bilinçlendirmek ve harekete geçirmek ona vereceğimiz en değerli hediye olabilir. 8 Martta kadınlar seslerini duyurmalı! Başta Dünya Sağlık Örgütü (WHO) olmak üzere pek çok önemli derneğin tavsiyeleri8 üzerine Fransa ve Avustralya, Almanya, Belçika gibi pek çok ülkenin hükümetleri doktorlara ve halkına, yayınladıkları bir bildiriyle aşılanma önerisinde bulundu. Bu gelişmelerin ışığında birçok ülke ücretsiz aşılama kararı aldı. Aşının kullanılmaya başlandığı günden bu yana dünyada milyonlarca kadın9 kendini ve kızlarını aşılatarak rahim ağzı kanserine karşı önlemlerini aldılar ve sağlıklı gelecek nesillerin temellerini attılar.
Ülkemizde de yakın zamanda rahim ağzı kanseri hastalığı ve bu hastalığı önlemeye yardımcı olan aşı ile ilgili kamuoyunda bilinç oluşturulmuştur. Türkiyenin genç kız ve kadınları da hastalığa karşı giderek artan sayıda aşılanmaya devam etmektedir. Bilinçli bir anne olmak sadece çocuk büyütmek değil, genç kızlık çağındaki çocuklar için her türlü önlemi de almak ve hayatta karşılaşabileceği risklere karşı önlem almak demektir.
Tüm dünyada kutlanan 8 Mart Kadınlar Gününde, sağlıklı gelecek nesillere sahip olabilmek adına bilinçli annelere düşen görev kızamık, verem, grip gibi hastalıklardan kızlarını korumak için gösterdikleri hassasiyeti rahim ağzı kanseri içinde göstermeleri ve geç olmadan, hemen doktorlarına danışarak önlemlerini almalarıdır. Ayrıca bize düşen görev de çevremizdeki tüm kadınları, bu aşının varlığından haberdar etmek ve onları harekete geçirmektir.


Demir YumruK 10 Mart 2008 16:57

Ergenliğe geçiş yaşı düşüyor!

Hormonlu yiyecekler ve katkı maddeleri yüzünden kızların ergen olma yaşının 6ya kadar düşebildiği bildirildi.

10 Mart 2008 Pazartesi(milliyet.sağlık)

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Emre Atabek, yaptığı açıklamada, kadınlarda ergenliğe geçişin tamamen hormonlarla ilgili olduğunu söyledi. Çocukların cinsel gelişimini etkileyen hormonların doğumdan sonra bir süre aktif olduğunu belirten Doç. Dr. Atabek, kısa süre içinde bu hormonların etkisini kaybettiğini ve belli bir yaşa kadar sessiz kaldığını bildirdi. Zamanla bazı etkenlerle hormonların tekrar aktifleşmesiyle ergenlik dönemine geçişin başladığını belirten Doç. Dr. Atabek, şunları kaydetti: "Bu dönemden sonra hormon düzeyleri artmaya başlar ve cinsel gelişim basamakları ilerler. Günümüzde, ergenliğe ilköğretim çağından önce girenlere de rastlanıyor. Özellikle hormonlu yiyecekler ve katkı maddeleri yüzünden kızların ergen olma yaşı 6ya kadar düşebiliyor. Bu düşüşte meyve ve sebzelerde kullanılan hormonlar, uzun raf ömrü için tercih edilen katkı maddeleri kadar, plastik, tekstil, boya, yapıştırıcı, elektronik sanayide kullanılan kimyasallar, hava kirliliği gibi hormon bozucular da etkili." Hormonlu gıdalar ve katkı maddelerinin östrojenik etkiyi artırdığını ifade eden Doç. Dr. Atabek, "Bu etkiyle henüz oyun dünyası içinde olan çocuk regl olmaya başlıyor. Hormonlu yiyecek yüzünden 6 yaşında ergenliğe geçen kız çocuğu bana geldi. Bunun gibi birçok örnek var" dedi. Erken yaşta reglin, boyun uzamasına engel olduğunu bildiren Doç. Dr. Atabek, şöyle devam etti: "Gelecek nesillerin daha uzun olacağı söyleniyordu, ancak bu durum gidişatı tam tersine çevirecek. Özellikle genç kızların boyları gelecek yıllarda daha kısa olacak. Aynı etkiler nedeniyle sperm bozukluğu yüzünden erkeklerin de boy konusunda sorun yaşaması bekleniyor. Erken ergenlik psikososyal sorunlara yol açıyor. Düşünün, 6 yaşında regl, olan bir kız çocuğu, bu sorumluluğu nasıl üstlensin? Ayrıca ergenliğe erken geçiş nedeniyle henüz çok küçükken göğüsleri büyüyor. Taşıyamıyor,kamburluk ortaya çıkıyor. Bütün bunlar çocuğun sosyal hayattan, arkadaşlarından uzaklaşması anlamına geliyor." Doç. Dr. Atabek, çevresel etkilerin erkek çocuklarda da bazı sorunlara yol açtığını belirterek, şunları söyledi: "Son yıllarda halk arasında doğuştan sünnetli olarak bilinen üreme organında deformasyon da çok görülmeye başlandı. Hormonlu yiyeceklerle katkı maddeli gıdalarla beslenen, aşırı kirliliğe maruz kalan annelerin karnında bebeklerin etkilenmesi sonucu bu tür sorun görülüyor. Doğuştan sünnetli çocuklardaki sorun özel ameliyatla düzeltiliyor."


Sedef 21 11 Mart 2008 19:00

Anti-depresanlar işe yaramıyor

http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/5066816.jpg Prozac ve Seroxat gibi dünya çapında milyonlarca kişinin kullandığı anti-depresanlar üzerinde yapılan bir araştırmada, bu ilaçların aslında işe yaramadığı sonucuna varıldı.

Prozac'ı dünya çapında milyonlarca kişi kullanıyor
Araştırmada, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bilgi edinme yasası uyarınca ilaç şirketlerinin bu ilaçlar üzerinde yaptığı, ancak yayınlamadığı klinik deneylerin sonuçları elde edildi.
Bu şekilde değerlendirilen 47 klinik deneyden çıkan veriler ışığında da anti-depresanların, hiçbir etkisi olmayan placebo, ya da şeker haplarından çok farklı olmadığı belirlendi.
Çalışma sonucu, anti-depresanların ciddi depresyon hastalarında işe yaradığı, ancak bunun da sınırlı düzeyde olduğu saptandı.
İngiliz, Amerikalı ve Kanadalı bilimadamlarından oluşan araştırma ekibinin başkanı Profesör Irving Kirsch "Anti-depresan ve placebo alan hastalar arasındaki gelişme farkı da çok değil. Bu depresyon hastaların kimyasal tedaviler olmadan da gelişme kaydedebileceğini gösteriyor" dedi.
Araştırmanın eski klinik veriler üzerinden yapıldığına dikkat çeken ilaç şirketleriyse yeni kanıtların tam tersi yönde olduğunu savunuyor.
Seroxat'ın üreticisi GlaxoSmithKline'dan bir sözcü çalışmada mevcut araştırmaların küçük bir kısmına bakıldığını savundu.
Prozac'ın üreticisi Eli Lilly'den de "kapsamlı bilimsel ve tıbbi araştırmalar Prozac'ın etkin bir anti-depresan olduğunu göstermiştir" denildi.


DreamLiKe 12 Mart 2008 03:16

ANTİOKSİDAN


Çayın sağlık için en önemli faydalarından birisi, doğal bir Antioksidan kaynağı olması. Peki Antioksidan nedir? Vücudumuza ne gibi etkileri var? Faydaları nelerdir?

Çay ve Saglık


Antioksidanlar, hücrelere zarar veren serbest radikalleri etkisiz hale getirerek, kanser dahil pek çok hastalığa ve erken yaşlanmaya neden olabilecek zincir reaksiyonları önleyen moleküllerdir. Bu moleküllerin vücutta gerekli seviyelerde bulunabilmesi için, yüksek oranda antioksidan içeren çay, meyve, sebze gibi besinler alınmasına dikkat edilmelidir.

Vücudumuzun kendini tahrip etme özelliği olduğu gibi, kendini savunma mekanizmasından ileri gelen tedavi özelliği de bulunur. İçeriğinde antioksidan bulunduran besinler de bu mekanizmayı tetikleyerek serbest radikallerin ve toksinlerin oluşumunu engeller ve hatta yaşlanma etkilerini azaltırlar.

Camelia Sinensis, yani çay, gerçek ve doğal bir antioksidan kaynağıdır. Çaydaki antioksidan madde Flavonoid olarak adlandırılır. En güçlü antioksidanlardan biri olan flavonoidlere, çay dışında sebze meyvelerde de rastlanır.
Çay tüketimiyle alınan antioksidanların faydaları, bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Yeşil ya da siyah çay içerek elde edilebilecek faydalar arasında, kalp- damar hastalıkları riskini azaltması, bazı kanser türlerine karşı direnç sağlaması, bağışıklık sistemini güçlendirmesi, dişlerde plak oluşumunu azaltması gibi faydalar sayılabilir.
Tein ve Teanin nedir?

Tein, diğer adıyla kafein, kahvenin içerdiği maddeyle aynıdır. Çayda, kahvenin yarısı kadar kafein bulunur. Günde içilecek 8 bardak çay, vücudunuzun ihtiyacı olan kafeini doğal yoldan karşılayarak zinde kalmanıza yardımcı olur.
Teanin ise sadece çayda bulunan bir amino asittir. Çay yapraklarında bulunur ve hem rahatlatır, hem konsantrasyon sağlar.
Tein ve teanin, yeşil ve siyah çayda bulunur. Bu iki mucizevi madde, çayın diğer bileşenleriyle birlikte vücudunuzun ve zihninizin canlanmasını sağlar.



Saat: 06:40
Sayfa 10 / 15

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık