![]() |
Bilmezler yalnız yasamayanlar, Nasıl korku verir sessizlik insana; İnsan nasıl konuşur kendisiyle; Nasıl koşar aynalara, Bir cana hasret, Bilmezler. |
Hayat Bize Mutlu Olma Şansı Vermedi Hayat bize mutlu olma şansı vermedi Biz kendimizden başka Herkesin üzüntüsünü Üzüntümüz, Acısını acımız yaptık. Çünkü Dünya'nın öbür ucunda, Hiç tanımadığımız bir insanın Gözyaşı bile içimizi parçaladı... Kedilere ağladık Kuşların yasını tuttuk. Yüreğimizin yufkalığı Kimi zaman hayat karşısında Bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir İnsanın insana yanması Sevgili... Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep Üzüldüm, hep yandım.. Yaşamak ne güzeldir be sevgili Sevinerek, severek, sevilerek, Düşünerek... ve o vazgeçilmez sancılarını Duyarak hayatın Yılmaz Güney |
|
Lanet Olsun!! Seni sevdiğim güne lanet olsun Eğer benimle oynadıysan aşkım sana haram olsun Sevdim demekten utanmam isterse bütün alem duysun Eğer duygularımla oynadıysan aşkım sana haram olsun Berlin/Almanya - 19.06.2005 Yakup Caymaz |
Yalnızım. Gündüzler, geceler boyu yalnız, Ne elimden tutan dost, ne yüzüme gülen kız Dolaşıp durduğum sokaklar ıssız. Sokaklar unutturmaz yalnızlığımı, Bekarım. Beklemez yolumu penceresinde karım. Ne bir türkü duyarım bekar odamda ince Ne dağınık eşyama değer kadın eli Ne olurdu her akşam eve gelince Masal gözlü bir çocuk 'Baba' desydi. Rüyalar unutturmaz bekarlığımı Çirkinim. Usandım tek başıma türküler çağırmaktan Biliyorum güzel değil gözlerim, dudaklarım İçinizden çıkıp gitsem bir gün diyordum Başladığım bütün türküler yarım Öyle bakmayın yüzüme kahroluyorum... Türküler unutturmaz çirkinliğimi... Üstelik şairim bilemezsiniz Her akşam rüzgar gibi sokaklara düşürek Elleri ceplerinde birisi gezer Bir yürek taşı gögsünde duygulu, ürkek Ceylan Yüreğine benzer Mısralar anlatmaz şairliğimi. http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifYavuz Bülent BAKİLER |
Ya Duyarsan? Haykırmak istiyorum tüm dünyaya seni sevdiğimi Bilsin istiyorum herkes bu gerçeği Acılar sona ermese de sevdiğimi, bir kez sevdiğimi Bilsin istiyorum herkes bu gerçeği Peki ama Ya Sen Duyarsan... Şenay Gilor |
Hadi... Yağmur yağsa ıslanır salkım saçak Ellerinde büyür mahzun çiçekler Mahzun bir hal alır bakışların Gözyaşların titrer yanaklarında gezinirken Elimi uzatırım alayım diye isyanını Susturursun ellerimi gelmesin diye Oysa iki yanım masum gökler kadar Ne yağmur var gözlerimde ağlayan Ne de sitem var dudağımda kanayan Anlıyorsun işte durağan bir sevdakeş Çelimsiz bedenim yüreğine kilitli Akıl desen bin bir soru içinde cevapsız Geceler aydınlandı ümitlerimin her biri Bir girift alacası yalnızlığım Ve yorgun bir tebessüm her yanım Kapansa gözlerim hayali vurur sesinin Ne uyurum ne de ölürüm yok uğruna Bir sen vardın evvelinde hasretinin Bir sen varsın damarında sevdanın Damla damla susuyor bakışlarım Şimdi gidiyorum yüreğinin mahzenine Bırak bu kez ben öleyim dudağında İsmimi alıp göm yasak satırlarına Bana yol ver gözlerinde öleyim Bana yol ver ellerinde biteyim... İstanbul - 05.06.2002 Harun Mutlu |
Efkar Gökten kar değil taş yağsa; Gözlerim damla damla yaş olsa Yüreğim hasretinle alev alev yansa Unutma ki seni hergün seveceğim. Heryerde adını anıyorum Seni düşündükçe hep ağlıyorum Hep seninle olmak istiyorum ÇÜNKÜ SENİ ÇOK SEVİYORUM Doğan Yıldırım | |
Dağlar Gebedir Yalnızlığıma... İsyankar bir bakışım artık Yanan her alev yüreğimde Duvarlarda kalır yüzüm. Ağlarken sonsuzluğuna Uzaklarda çok uzaklarda Dağlar gebedir yalnızlığıma. Bir gözyaşı olmak vardı İsyankar bakışların ardından bir umut damlası olmak bir gün unutulmak vardı. Duvarlarda kaldı gençliğim. Bu şehrin duvarları dardı. Çiçekler binlerce mor mor Bana değil artık yollara sor Uzaklarda çok uzaklarda Dağlar gebedir yalnızlığıma. İlk damlanın verdiği acıyla Ağladım yüreğimdeki sancıyla Bir türkü duyar gibiyim. Bir şair düşmüş yollara Uzaklarda çok uzaklarda Dağlar gebedir yalnızlığıma. Kuşların kanatlarında umut Kanatlarında bahar kokusu Ciğerlerimde acı bir bıçak Bir hançer sırtımın ortasında Saklanır ilk damlanın arkasına Uzaklarda çok uzaklarda Dağlar gebedir yalnızlığıma. Bulutsuz yağmurların ardından İklimsiz bir gökkuşağı içimde Biten her gün azaltıyor gücümü Batan güneş bir daha doğmuyor Gökyüzünde kalıyor gözlerim Bir yıldız kayıyor ardından Uzaklarda çok uzaklarda Dağlar gebedir yalnızlığıma. Artık neye inanır insan bilmem Nasıl bağlanır hayatın kollarına Tutuşurken içinde ateşten bir top Hangi güneş yakar bedenimizi Düşlerimiz yanar bu saltanatta Uzaklarda çok uzaklarda Dağlar gebedir yalnızlığıma. Bayram neşesinde olmasa da Arifeden kalma bir şiir gibi Kırlangıçlar gibi göçebeyim Bir ceset gibi yapayalnızım Gözlerim dalıyor giderek Aralıyor bu temmuz akşamını Açıyorum kollarımı sonsuzluğuna Uzaklarda çok uzaklarda... Gürsel Şahin |
İKİ DAMLA YAŞ Dün gece mutlu bir çifte rasladım. Tıpkı aynı bize benziyorlarda. El ele tutuşup karanlıklara. Tıpkı aynı biz gibi koşuyorlardı. Ansızın geriye dönüp geldiler. Oturacak biryerler arıyorlardı. Seninle ilk tanıştıgımız yeri gösterdim. Koşar adımlar,la gidiyorlardı. Yılların izi işte. Nerde ne zaman,karşına çıkar belli olmaz. Akacaktı dirensemde o an. Gözlerimden usul,usul iki damla yaş. Biri senin için,biri benim için. |
Nankör Hani ''pazara kadar'' değil ''Mezara kadardı'' aşkımız Gel gör ki ''Pazartesine'' kadar bile sürmedi Senin gibi nankörden Başka ne beklenirdi? |
::: DOST BİLDİKLERİM ::: Sanırdım gündüzdü onlarla gecem, İçimde ümitti dost bildiklerim, Ne zaman yıkılıp yere düştüysem, Bırakıp da gitti dost bildiklerim. Hepsi varken baharımda, yazımda, Kışın bir burukluk kaldı ağzımda, Seneler senesi oysa gözümde, Cihana eşitti dost bildiklerim. Nerde o sözlere kandığım günler, Her gülen yüzü dost sandığım günler, Acıdan kahrolup yandığım günler, Ta canıma yetti dost bildiklerim. Meydana çıkalı asıl çehreler, Aydınlanmaz oldu artık geceler, Yalanlar tükendi, indi maskeler, Birer birer bitti dost bildiklerim. Korkar oldum bana dostum diyenden, Yoksa yok olandan, varsa yiyenden, Ne onlardan eser kaldı, ne de benden Beni benden etti, dost bildiklerim. Ümit Yaşar OĞUZCAN |
|
YALNIZLIK ÇEMBERİNDE Günlerim herzaman ki gibi karanlık yine acı ile geçiyor saatler özlem ile ne zaman dalmıyorki gözlerim senli sensizliklere durmuyor gözyaşlarım yalnızlık çemberinde. Yorulmuyor hayat dert çile vermeye şarkılar yoldasım sigaramla birlikte tükenmek bilmeyen bir boşluğun içinde savruluyorum rüzgarla birlikte farkında olmadan yalnızlıık çemberinde. Nedeni yok belki bu sensizliğin yada bana verdiğin bu ayrılık yelinin sana yazdığım ilk şiiri hatırlarmısın Ayrılıktı adı ayrılmam dediğin ayrılık yıkılmıştı o gün dünyam gözümde yalandı herşey sevda bile yıkmam demiştin ama bıraktın beni yalnızlık çemberinde. Şimdi soruyorum kendime neden sen, neden sevdim diyorum oysa ne mutluydum senden önce aradığım aramasını beklediğim düşündüğüm kimse yoktu mutluydum yinede yalnızlık çeberinde. Şimdi ise perişanım hasret rüzgarlarını saldın üstüme çaresizliği tanıttın derman bulamıyorum şimdi dertlerime öyle acımasızki şu hayat gelmiyor ECEL\'im YALNIZLIK ÇEMBERİNDE... 03.11.2003 Kadir BORAN |
Gün... Sen, sazın Ben, sözün vurgunu Aynı türküde geçiyor adımız Dudaklarımız, sus yorgunu…. Sen, kadere Ben, kedere bitkin Ayrı yolu seçiyor ayaklarımız Parmak uçlarımızda kin… Sen, yarsız Ben, arsız bir şehre esir Ne zaman gözlerine baksam Nutkum tutulur, soluğum kesilir… Sen, düşüne Ben, döşüne ahir Saçının bir teline dokunsam Yıkılır, talan olur bu şehir…. Sen, ses Ben, sus kadar çığlık Bazen zor geliyor ağlamak Yağmur kokuyor üstüme sinen yalnızlık… Sen, uzak Ben, tuzak vakitlerde sürgün Ölüm gibi bir şey seni yaşamak Sensizliğe dokunduğum her gün… ..... |
Efsane Yıldızlar uzaktan bakarlar, Hayatın akış tarzına, Güneş ise dinlemekle yetinir, Yüreklere fısıldanan şarkılara.. Efsanelere inanır mısın bilmem! İnanmak önemli değil aslında, Mühim olan efsaneyi yaşamak, Az da olsa birşeyler yakalamak. Efsaneye göre, Yıldızlar sevenleri anlarmış, Her zaman yanlarındaymış. Güneş ise sevgilileri yanına alırmış, Onların arası soğumasın diye.. Peki sen ne dersin? Güneşin yanına varmaya Yıldızların yanında olmaya!! 2001 Fuat Polat |
Gittin... Iki askin arasinda saskin, ürkek ve çaresiz bir çocuk gibi savrulan kalbini cebine koyup, baska bir eve gittin uyumaya. Artik senin degildi evin,. "sizin"di. Benim özledigim o eski evin degildi gittigin... O eski ev... Oturup, zamanin o yagmursuz, o parça parça yüzüne bakarak, günesin bütün gün sadece yalayip geçtigi los pencerelerinde dalginligimizi biriktirdigimiz o ev... Susardik bazen... Ansizin, hesapsizca, belki de yorgun düserek... Akildisi bir hizla devinen imgelerin ortasinda, bir çig gibi ömrümüze yigilan anilardan birini seçip, dondurarak... Hayat, çok eskilerden gelen sonsuz bir ritüel gibi, bir gelenek gibi tekrar ederdi etrafimizda, umurumuzda olmadan... Elin çaya uzanirdi... Tenim dudaklarini özlerdi... Bir sözüm siirin olurdu... Demlenirdik. Gömüldükçe düslerin o büyülü uykusuna, askimin kalbimdeki ilahi melodisi çalinirdi kulaklarina birden. Nasil da ürkerdin... Karanliktan korkan bir çocugun teselli isligi gibi bölerdi sesin suskunlugumuzu... Ruhlarimizin biryerlerde bulustuguna, düslerimizin biryerde kesistigine inanmak istedigim bu hayattan çalinti anlari, beni bunun aksine inandirmaya çalisan bir sesle ve ilk önce hep sen bölerdin. Iste böyle anlarda yüzü daha da netlesirdi dünyaya gözlerinden bakan o yarali çocuklugunun... Iste ben en çok seni içimden dogru sevdigim böyle anlari severdim... Hayatin içinde seni barindirdigi her karesinde uzun uzun soluklar alarak, o günlük, o siradan ayrintilarini alabildigince büyütüp, içinde kaybolarak severdim seni... Odanin içinde, varligina yillardir asina oldugun bir esya gibi sessizce kaybolarak seni izlemek ve basinin üzerinden sonsuzluga akip giden düs bulutlarinda sekillenen her sözü, yüregimde senin için büyüttügüm siire misra yapip eklemekti seni sevmek... Sevmek hayatina taniklik etmekti benim için... Sabahlari evden çikmadan önce, uykundaki o en masum halini öpücüklere bogarken "gitme" diye sayiklayan sesine kiyamayip, patrona binbir yalanlar uydurarak * * ise gitmemekti seni sevmek... Sana kahvalti hazirlamakti. Özenle hazirlidigim sofraya istahla oturup, "Sen var ya, bir meleksin, neden seninle evlenmiyorum ki ben... Senden daha iyisini mi bulacagim" diyen muzip sözlerine sevinmek, belki de çocukça inanmakti... Ince ince kiyilmis, tabaga motif gibi islenerek dizilmis ve hep sevdigin gibi üzerinde zeytinyagi ve limon gezdirilmis domateslere, yaptigim mezelere duydugun minnete sasirmakti... Hayatina eklemekten çilginca zevk aldigim o sefkatli inceliklere duydugun minnete... Seni sevmek, bundan yillar önce, seni bir idol gibi içimde büyütüp, hayranligimin yavas yavas aska dönüsünü ürkekçe gizleyerek kaleme aldigim mektuplarima, ayni incelikle, ayni özlemle, ayni hayranlikla verdigin cevaplarina inanmamakti... Tüm israrlarina ragmen, bu essiz büyüyü bozmaktan çekinip, aylarca seni bir kez bile aramamakti. Sonra ansizin yollara düsüp, çocuklugumda kalbimde filizlenen sevdasi senin askinla yeseren bu kentin sokaklarinda izini sürmek, kendi sözlerinle "bu inceligin ve bu derin anlayisin yüzünü", yani o merak ettigin yüzümü, gözlerine tasimakti... Bulustugumuz cafede, aylarin günlerin telasi ve susuzluguyla, anlattigin seylerin hiçbirini algilamadan, sadece hayranlikla seni, o hepimiz gibiligini seyrederken, masanin altindan bir türlü çikartamadigin o telasli, o çocuk ellerinde kendini eleveren heyecanina inanamamakti... Seni sevmek, o gece raki içtigimiz köhne meyhaneden çikip yürüdügümüz sokaklarda, Nisan ayinda bir mucize gibi gökyüzünde dans eden kar tanelerinin Tanri'nin bu ask için gönderdigi bir isaret olduguna inanmakti... Seni sevmek kadinligimi, bedenimi ve hazzi ilk defa seninle kesfetmekti. 17 yildir sanki sadece senin için sakladigim bedenimi, en ufak bir tereddüt duymadan ve beklentisiz bir sarhoslukla sana sunmakti... Her dokunusunda kutsal bir ayinin o sicak ve tatli sarabini yudum yudum içer gibi... Seni sevmek, askin ugruna, ama senden izinsiz, baska bir kentteki hayatimi sifirlayip, yasadigin kente, yasadigin gögün altina, islandigin yagmurlarin altina gelip yerlesmekti. Senden baska, bu koca kentte bir basinalik ve kimsesizlikti seni sevmek... Sokaklarda tek bir tanidik simaya rastlamamaya alismakti güçlükle... Hücrelerimle beraber çogalan askini özgürce ve sinirsizca yasamak için ailemin sefkatli ve anlayisli kollarindan siyrilip kanatlanmak, yillanmis can dostlarin sevgisini çok uzaklarda birakmakti... Seni sevmek, yalnizligin soguk kollarindan biraz olsun siyrilip, nefes alabilmek için geceleri saatlerce tek basima Beyoglu'nun karanlik sokaklarinda kalabaligin soluguyla isinmaya çalismakti. Hiç tanimadigim insanlarin yüzünde senin yüzünü aramak, onlarin kaybetmis, umutsuz hayatlarinda yarali geçmisinin ve çocuksu düslerinin izlerini sürmekti... Seni sevmek, bu kentin tozlu, soluk isiklari ruhumu isirirken, ayni gecenin yildizlari altinda seni deliler gibi özlemekti... O geceyi de kollarinda geçirebilmeye seni ikna edebilmek için saatlerce sokaklarda dolasip, barlarda, kahvelerde oturup eve dönüsünü beklemekti... Bazen bu bekleyislerin sonu, yorgun düsmüs bedenimi sürükledigim evimde, o gece bir baska kadinin yaninda uyumana aglamak olurdu sabaha kadar... Ertesi gün bir sizofren gibi, hiçbir sey olmamis gibi tekrar seni sevmeye koyulurdum...sasirirdin. Çünkü, seni sevmek direnmekti sevgili... Güçsüz olani acimasizca yokeden bu kentin hoyratligina ve senin için artik inanmaktan çoktan vazgeçtigin, yasadigin hayalkirikliklariyla çok uzun zamandir kaybettigin o ask duygusunun gerçekliginin canli ispati olmaya direnmekti... Kalbine inançla ask tohumlari ekmekti seni sevmek... Sevmek o yitirdigin ask sarkisi adina sana umut vermekti... Seni sevmek, ait oldugun gökyüzünde seni özgür birakmakti... Koparmamakti kanatlarini... Ruhunun ve kaleminin tek besin kaynagindan, baska sevgilerin siirine ekledigi misralardan kiskançlikla seni mahrum etmeye yeltenmemekti... Sevmek, ruhumun tek sahibi olan seni sahiplenmemeye kanaya kanaya razi olmakti... Çocuksu bir saflikla tek vazgeçemeyeceginin ben olduguma kendimi inandirarak, hayatina boyun egmekti... Seni sevmek, bir babayi, bir canyoldasini hayatinin sonuna kadar yaninda oldugunu bildigin güvenilir bir dostu, ilgiye ve sefkate doymayan çaresiz bir küçük çocugu, ama en çok da tutkulu, kiskanç ve yüregi sonsuz maviliklere akan bir deli asigi sevmek gibiydi... Birgün ansizin, telefonda duydugun bir sese, ya da yeni tanistigin bir kadina asik oldugunu, sanki tepkimi ölçmek ya da seni nasil kiskandigimi görmek isteyen abartili bir heyecanla söylediginde, telasa kapilmamak, bunun gelip geçici bir duygu olduguna ve asla benden vazgeçemeyecegine inanmakti... Yine de içimdeki o kaçinilmaz endise ister istemez sarardi yüzümü... Sesim solugum kesilirdi birden... Iste, öyle anlarda beni simsiki sarip, tutkulu bir sevismenin ilk öpücüklerini dudagima kondururken, "Sen küçücük bir kizsin, biliyor musun" diyen sefkatli sesini severdim en çok... Ve aslinda ben dahil, hiç kimseye asik olamayacagini düsünür, hüzünlenirdim... Rüyalarimin gül kokusu... Sonra birgün aska açildi yüreginin sürgüleri... Sonra birgün siirlerin baska bir askin kokusuna büründü... Yikildi tabularin... Kirildi zincirlerin... Uzagima düstün.. Bu defa farkliydi, hissetmistim. Yalniz bedenini degil, ruhunu da paylasmaya baslamistin bir baska kadinla... Sonra sevmek yavas yavas kayisini izlemek oldu avuçlarimdan... Seni sevmek, sen sabaha karsi uyudugumu sanarak yanimdan kalkip bir baska yürekle telefonda özlem giderirken, içimde kopan firtinalari susturmaya çalismak oldu sessizce... Habersizce kapini çaldigim o gün, kapinda kalip, içeri girememek oldu... O güne kadar hiç olmazsa bana karsi dürüst olmanla, yasadiklarini benden gizlememenle, yalan söylememenle avunuyordum... Ama bir baskasini incitmemek, üzmemek için ondan gerçekleri gizledigini, yalanlarla da olsa onu korudugunu farkedince bu avuntu da terketti beni... Yalanlarini bile kiskanir oldum. Neden dürüst olmak için beni seçmistin sanki... Gerçegin acimasiz zindanlarinda neden beni kilitli birakmistin... Ne çok düsündüm bu sorularin cevaplarini... Ne çok sorguladim kendimi, nerde hata yaptigimi, neyi eksik biraktigimi... Kadinca oyunlardan haberim olmadi hiçbir zaman. Seçtigin yasam biçiminden koparmak, seni soluksuz birakmak demekti benim için. Hatam seni bir mülk gibi sahiplenmemek miydi? Acaba istedigin bu muydu? Seni yanlis mi tanimistim?.. Bana hep, ne kadar asil bir yüregim oldugunu söyler dururdun... Isyanim, kalbimin ezilmis parçalarinin üstünü örtüp, sessizce çekip kapini çikmak olurdu en fazla... Yalniz kalmak istedigini daha sen söylemeden yüzündeki bulutlardan hisseder, çikip giderdim... Özür diler gibi bir sesle, onun gelecegini söylediginde, sessizce çikip giderdim... Karsinda ben otururken, onunla saatlerce telefonda konustugunda çikip giderdim... Hep giderdim... Bu onurlu tavrimdi belki de ezen yüregini... Vazgeçemedigin tek yanim buydu belki... Sonra, sevmek yarali kadinligimi baska yüreklerle avutma yanilgisina kapilmak oldu... Buna hakkim oldugunu söyleyip dursan da, biliyorum, aslinda içten içe hiç affetmedin beni... Sen çoktan parçalanmistin zaten... Benim de yüregimi böldügümü düsünmek sana bile agir geldi... Oysa ben, seni degil, kendimi cezalandiriyordum baska bedenlerde... Ruhumu kemiren bu deli aski cezalandiriyordum... Bunu anlamadin mi sevgili? Sevmek seni degil çocuklugumu, düslerimi, kendimi aldatmak olmustu artik... Bana baglanan masum asklari seninle aldatmak olmustu... Kimseye veremedim yüregimi. Ne zaman baksalar içime, yüregimin kirik aynasinda kendilerinin degil, senin yüzünün aksini gördüler hep. Sessizce çekip gittiler. Farketmedim bile gittiklerini... Gittin... Seni sevmek, bensiz akip giden hayatina bir yabanci gibi uzaktan bakmak oldu çoktandir... O çocuk ellerinin, bir baskasinin saçlarinda gezindigini, aniden özlemle sarilip bir baska yüzü öpücüklere bogdugunu, sabahlari uykunda bir baska kadina sarilip bir baska yüzü öpücüklere bogdugunu, sabahlari uykunda bir baska kadina "gitme" diye sayikladigini düsünmek oldu, seni sevmek... Geceleri, kokuna hasret yatagimda ter içinde uyanmak, kendimin bile affedemedigi bir bencillikle, kalbindeki tek askin benimki olmasi için gözyaslari içinde Tanri'ya yalvarmak oldu.. Seni yasak bir ask gibi gözlerden uzakta, rutubetli duvarlar arasinda yasamak oldu, sevmek... Beni hayatindan disladigin için öfke nöbetlerine kapilip, bana bile yabanci gelen, hiç tanimadigim bir sesle sana bagirmak, haykirmak, aglamak, sonra pismanlikla affedip tutkuyla sana tekrar sarilmak oldu... Yabani bir ot gibi ruhumu sarip sarmalayan öfke ve kiskançlik duygulariyla benligimden uzaklasmayi kendime yakistirmamak, * kaldigim bu karanlik dehlizde, kendi kalbimde, yalnizligimda, sensizligimde, kendi askimla delirmek oldu artik seni sevmek... Simdi, bu aciya bir son vermesi, kendisini terketmesi, sonsuzluga birakip gitmesi için birbirine yalvaran iki yüregiz artik... "Ayazda Iki Yürek" gibiyiz... Sen benim sizofren askimsin... Bense senin kanayan vicdaninim... Affet beni sevgilim... Verdigim sözleri tutamadim... NOT::Bir abimin sayfasından alıntıdır okuyunca cok etkilendim ve sizlerle paylaşmak istedim [canım abim kusura bakma senden izin alamadım ama abi sende bu kadar güzel yazmasaydın :Pabimin nicki::A ile başlamaktadır]abime cok teşekkürler:smiley32::smiley32::smiley32: |
O An Unutulursun Kalbimin durduğu an, Kanımın donduğu an, Ömrüm son bulduğu an, O an unutulursun. Kefeni giydiğimde, Toprağa girdiğimde, Üstüm örtüldüğünde, O an unutulursun. Mahşeri gördüğümde, Tekrar dirildiğimde, Sensizken güldüğümde, O an unutulursun. Hesabım çok olunca, Günahım çok olunca, Yol cehennem olunca, O an unutulursun. Sevabım çok olursa, Yerim cennet olursa, O an beni bulursun, Yine benim olursun. 21.07.1997 Tuncer Oral |
Elleri kocaman yağmurlarla Pencereden güz yerleşiyor gözlerimize Silkinerek düşünce anılardan Geride kalan zambaklar hüzünlü Mor düşlerimizi uyutuyor sessizce... Hangi sevginin yorgun durağısın Ki dokunsam avuçlarına İçime karanfiller dökülür parmak izlerin kalır gözlerimde Artık uyumalısın hüzün... Gece mavi ürpertilerine sokulur Dipsiz bir göl duruluğuna Yüzünü düşürür bendeki özlem Mum alevine saklar kendini Karanfil kokuları damlar Kırmızı şiirlerini okurken gece Artık uyumalısın hüzün... Ve özleyiş... Avuçlarımda kalan kızıl bir gülümseme Gözlerimde ellerinin izi Ki dokunsam avuçlarına İçime karanfiller dökülür Artık uyumalısın hüzün... |
Söyle söyleyebilirsen, Senden akıp gidenleri. Sanki bir hata yapmışcasına gizlen. Anlat ama söyleme, Bırak, gülsünler gizliden. İşkence çekercesine ağla içinden, ağla ki uyansın uykusundan yılların acemi gözyaşları. Gebze - 10.11.2003 Hakan Gelir |
Büyük Yalnızlık Önce çaresizlik çaldı kapıları Sonra yoksulluk Bütün âşina çehreler silindi aynalardan Bir anda boşaldı dünya Yapayalnız kaldık Tez tükendi umut ekmeği Bitiverdi suların hayali Çevirdik derin bir karanlığa gözlerimizi Sen ey büyük yalnızlık Bir sen terketmedin bizi Ümit Yaşar Oğuzcan |
gitmek gelir içimden gitmek uzaklara çekip alır bir deli rüzgar tutar kara kumda kayar ayaklarım yüreğim soluk soluğa martılar can atar ben ekmek atarım onlara gemiler bensiz gider hayali uzak limanlar avucumda tütün sarısı bir de yaşanmamış zamanlar http://img224.imageshack.us/img224/8366/331215th5fr3dx2.jpg Sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi Dilimizde akşamdan kalma bir küfür Salonlar piyasalar sanat–sevicileri Derdim gülüm insan arasına çıkarmaktı seni Yakanda bir amonyak çiçeği Yalnızlığım benim sidikli kontesim Ne kadar rezil olursak o kadar iyi...... |
Yalnızım Kalabalıklarda Sensiz yalnızım kalabalıklarda sensiz sensiz ve çaresiz uzanıp tutuversen elimi çaresizliğime çare sensizliğime sen olsan yalnızım kalabalıklarda sensiz sensiz ve kimsesiz duysan, duyabilsen sesimi koşup gelsen uzaklardan kimsesizliğime kimse sensizliğime sen olsan yalnızım kalabalıklarda sensiz sensiz ve ümitsiz baksan gözlerimin içine aşkla yeniden hayata bağlasan ümitsizliğime ümit sensizliğime sen olsan yalnızım kalabalıklarda sensiz sensiz, evet sensiz seslensen ötelerden 'gel' desen, koşup gelsem sana ansızın dikilsem karşına bakışsak saatlerce konuşmadan sarılsak sımsıkı, kopmamacasına bedeninde kaybolsam dokunsan dudaklarıma dudaklarınla yalnızlığımı unutsam sensizliğimi unutsam. Ömer Aslan |
İçim İçim sökercesine tırnakla birşey yapabilmek için için düşünüpte kendin için içten bir düş kuramadan hemde bir şüphe bir umutsuz ve ümitsiz aşk düşürüpte içine solarcasına bir güz akşamı sökercesine tırnakla birşey yapabilmek üşendiğinden değil olmadığından hiçbirşeyi titremesi gibi bir çıplak çocuğun senin kalbinin atmaması için tüm şüphe ve umutsuzluklardan uzak sökercesine ve tırnakla birşey yapabilmek kendin için Mayıs 1998 Erol Yılmaz |
Kız kulesi Önce bulut ve deniz vardı Uzaklarda… Bizi anlatan! Sisleri aralanan Güneşe eğimli Kız kulesi yalnızlığının Öpüşen dalgalarında Islanan yağmur. Rıhtımda bekleyen Güz düşkünü biçare Elinde gümüş gül Alnında sahipli sevgiler. Ve… Bir gemi geçiyor uzaklardan Ve yakamoz oluyor gece Limanına çekilip Çapası yüreğine takılı Issız yerlerde özlenen Elerinde kopuk küskünlükle. Şimdi dağılan sesler süslüyor, Yürek de ki taze sızıları Fideye döndürmeye öykünen Açmaya yüz tutmuş yaşamla Elsa’ya mektuplar yazan Bir erkeğin özlemi kayıyor Yıldızlardan… Ne zaman görse kız kulesini Ayrılığına eş tutan izler taşıyor. |
Konuşsam Sessizlik Sussam Ayrılık Resmin rehindir gurbetimde Gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasabada Ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin Alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana Sar,büyüt ellerinle,konuk et sıcaklığına Konuk et kanatlarına kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana Ve akşam birkez daha Saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgarlara Bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır? Çekmiyorsun! Akarsuları imrendiren yüzün de Sabahçı kahveler de biliyor Görüşmeyeli yorgunum Yıkık kentler kanadı sevinçlerimle Görüşmeyeli ya sen nasılsın? Adım,adresim durur mu defterinde? Şimdi Siirt'te koyun kokulu bir gecedeyim Beynimde iklimsiz papatyalar Ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde Sokakların gün batınca neden boşaldığını Ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum Konuşsam:sesizlik/gitsem:ayrılık Sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne Al bu çağrıları sulara göm,o uzak sulara Gurbetini rehnetme özlemimde? Yılmaz Odabaşı |
Sen-ben birde yalnızlık dokundum mısralarıma yalnızlığımın acısını bastırırcasına... her misrada sen-ben birde yalnızlık zaten bir senli- benli sözcükleri birde yalnızlığı anlatmayı severdim bir seni hissediyorum birde yalnızlığımı gözyaşlarıyla silinmiş olanlarda var acısı yüreğimi inletiyor sen varken, seni hissediyorken gözlerimi açıyorum kayboluyorsun... ne acı senli- benli sözcükleri severken senin olmayışın ne acı hayalini kurarak bağrımı yakarak yalnızlıkla kalarak koyu bir sohbetin ortasında konuşanlara ihanet ederek ne acı dedim senli- benli sözcükleri yazarken sensiz olmak ne acı... yalnızlığı sevmek ne acı senli benli sözcükler sen ve ben demek iki yürek, sevgi, emek, sen ve ben senli benli sözcükler yalnızlığın olmaması ama ne acı ben burda hasrette sen gurbette ne acı yalnızlığı yazmak sen varken her mısrada sensiz yaşamak ne acı Turgut Gündoğmuş |
SES bu hiçliği satın almıştım bir cumartesi sabahı beni bekleyen sararmış ince bir kitaptan içinde senin için sakladığım sözler ve arasında yazdığım notlarım şiir üzerine insan üzerine yalnızlık üzerine yalnızlık o büyük hüzün boşluğunda gezinirken gözlerim sarmaşıklar gibi tutunmuş yokluğa bir alaca karanlık üşür gözlerimde bir hayal denizi yanar sonsuz ölümlerin üzerinden içimde tanımadığım bir yabancı geceye ağlar diye yazmışım küçük bir saman kağıda bu dizeler de kalmış arasında yine tarih düşmemişim altına sevmiyorum altına tarih düşülen şiirleri inat ediyorum zamana esir etmemek için duygularımı bilirim ki duygular hayaliyle bütünleşir uyanır seslere çağıranı gelince kesemez yollarını hiçbir dalga yazar yazar seni yazar kendini yazar ölümü yazar ey dost orada mısın duyuyor musun sesimi görüyor musun beni gerçeği bilmemenin derin ıstırabı içinde ey dost yosunlarla kaplı kimliklerimiz bir ateşin başında suyunu arar hayat renkli kağıtlara sarılı yavan bilgiçlik döner durur sarmalar ah ellerimiz ne kadar soğuk bir çocuğu gülerken gördükten sonra dokunmak için ey dost varlığımız her gün yeni baştan oynanan bir oyunun parçası mı sönmeyen ateşimizi körüklemek için hep kendimizi kandırmak için yol çizilmiş nasıl olsa diyerek ey dost orada mısın aşka uzanmış bir elim bir elim yaşama bir elim acıya... ...ORESAY... |
GELDİĞİMDE Geldiğimde, Notun duruyordu masanın üzerinde Sekizde yatmıştın Saatime baktım sekizi beş geçiyor O gün anladım bu ilşkinin yazgısını Takvim tutmazlığı Aramızda düşman gibi duran zamanı O gün anladım Senin bana erken Benim sana geç kaldığımı... Murathan Mungan |
Bana birşeyler anlat Canım çok sıkılıyor Bana birşeyler anlat İçim içimden geçiyor Yanımdasın susuyorsun Susuyor konuşmuyorsun Bakıyor görmüyorsun Dokunsan donacağım İçimde intihar korkusu var Bir gülsen ağlayacağım Bir gülsen kendimi bulacağım Depremler oluyor beynimde Dışarda siren sesi var Her yanımda susmuş insanlar susmuş İçimde ölen biri var Hadi birşeyler söyle Çocuk gözlerim dolsun İçinden git diyorsun Duyuyorum gülüm Gideceğim, son olsun Yanımdasın susuyorsun Susuyor konuşmuyorsun Bakıyor görmüyorsun Dokunsan donacağım İçimde intihar korkusu var Bir gülsen ağlayacağım Bir gülsen kendimi bulacağım İçimde soluyorsun İki can var içimde Korkular salıyorsun üstüme korkular Her an başka biçimde Ahmet Kaya |
Yok Gibi Yaşamak Boğuk bir bakışın oluyor senin Bir girdap derinliğinde kayboluyor gibiyim Yok gibi yaşamak bu kalkıp kurtulmak gibi kalabalıktan Durma bana türkü söyle Anadolu olsun Susuz dudak gibi çatlak olsun Karanlık gibi olsun kara çiçek gibi solgun yüzün Durmadan akıyor kalbim ayaklarına bana karanlık bakma Ağlıyorum bir karayel saçlarına Çekme ülkemden nar yangını gözlerini Beni bu kentten kurtar beni yalnız koy git beni Arıyorum arıyorum o ilk çağ ırmaklarında sedef ellerini Sussam seni ürkütmesin içimde çağlar var bilmelisin. Şu yalnızlık çıkmazında önümde niye sen varsın Niye her şey bir anda kayıyor sen kayıyorsun Kalbim niçin bu kadar yabancı sen niye yoksun Bir sam yüklü geceleri içimden atamıyorum Niye bunları bir anda unutamıyorum Hadi tut elimden gök gibi ölü kadar yalnızım. Erdem Bayazıt |
ACI Yaşamak uğruna Ölmek bu olsa gerek Sevmek uğruna Acı çekmek bu olsa gerek Hayat uğruna Savaşmak bu olsa gerek Peki ya senin uğruna Üzülmek niye? Yılmaz Erdoğan |
Yedi derde dermandı Yalın gülüşlerin Her yönden doğardın Karanlık içime. Canlanan bir bahar olurdu Sonbaharıma gelişlerin. Başında elvan çiçekleri Yeni açmış bir hanımeli Ah elalım ah!.. Koca bir mevsim geçti Sen gittin gideli. Karanlık sabahlarımda Doğan sıcak güneşimdin Umut umut parlayan. Kulağıma sevgi fısıldayan Yıldızımdın karanlık gecemde, Mavimsi bulutların gelirdi Yağmuru olurdun Kuraklık yaşayan düşlerimin. Her düşen damla Bana seni hatırlatırdı Sana gönül verdim vereli. Ah yaralım ah!.. Bu göz sana ağlar Sen gittin gideli. Engin bir Okyanus´tu Mahsun ela bakışların. Ufka açılmış teknemin Rüzgarıydın yelkenlerine dolan Dalga dalga sürüklerdin ruhumu Derin sularında korsan. Büyülü ıssız bir Ada´ydın Koylarında demirlediğim, Bulduğum an kaybettiğim Mavi denizlerin Güzeli Ah karalım ah!.. Kaç vurgun yedim Sen gittin gideli. Türküler seni anlatırdı Sana söylenirdi yanık beyitler. Karacaoğlanın sevda hasreti Veyselin sadık yari, Gündüzü gecesiydin. Ruhumun cıvıl cıvıl gülen Sevda açan bahcesiydin. Buram buram Anadolu kokardın ezgilerimde Sazım seni çalardı Sana ağlardı her teli Ah maralım ah!.. Kaç Türkü yaktım Sen gittin gideli.. 01.09.2002© Cahid Aylar |
Sensizlik Hayalin geçti yüreğimin içinden… sense her kaçışta bir parçanı bıraktın yalnızlığa çektiğim dikenli tellere. Başıboş gecelerin kanamasında ………………kırmızıydı düşlerim Sensiz uyanışların koynunda üşüyor artık sol yanım Terinde denizi yudumlamak Teninde güneşe dokunmak ve küçük askerler dizip gökyüzüne aşkın nöbetini tutmak prangalara vuruyor sesimi Susuyorum. Özlem içinde aynı şehri soluklamak Cümle arasında kalan ‘Seni Seviyorum’lar yoruyor artık Git gide dar geliyor caddeler ve günden güne kalabalığa karışıyor varlığın ‘Sen’ içinde ‘sensizlik’ doluyor gözlerime Sensiz kavgaların yumruğunda Ağır geliyor aldığım darbeler Ellerin diyorum… Omuzun diyorum… Nerde? ve küçük küçük çığlıklar atıyorum sadece hercai menekşeler duyuyor -sen- bakışlı ve bir kardelen gölgesinde ……………………………Ağlıyorum. Seni yalnızlığımda mı daha çok seviyorum Seni senle soluklarken mi? ve biliyorum Aslında ‘yalnızlıkmış’ tutkularım. |
*Yine Yalnızım* Yine yalnızım işte, yine kendi kendimle, Kaderimle baş başa yaşıyorum derdimle, Yine sevgiden uzak, mutluluklar hayalde, Yıkık dökük bir sefil, yine perişan halde. Bana düştü hep sevmek, ne zormuş terkedilmek, Hiç uğruna dert çekmek, işten değil delirmek, Yalanmış herşey demek boşaymış umut etmek, Ne zormuş böyle sevmek, kadere boyun eymek. Biliyorum artık yok, o yok ve olmayacak, Yüreğimde bir ateş, bir volkan kaynıyacak, Biliyorum yaşamak onsuz azap olacak, Ona hasret gözlerim ve onsuz kapanacak. Sanmam birgün bitecek ona olan özlemim, Sanmamki aramasın onu seven gözlerim, Kendi yalnızlığımda hayalini süslerim, Ben ömrümce bu aşkı yüreğimde gizlerim. Mehmet Kesici |
Sensizlikte birikenler Ateşin çıtırtısında dinliyorum İçli kemana ses veren yağmuru tütsü kokusunda tılsımını düşünüyorum teninin tütünle sarıyorum aşkı ay tenine kafa bulmak için... yine de ayık yüreğim ötesinde isyanda sensiz saniyelere saatlerse zaten vurdukça vuruyor göğsüme ve can çekişiyor sen yanım... ateşin kıvılcımında sıçrıyor anılardan öpüşlerin kızgınca düşüyor her hücreme temmuz serili ege'nin tuzu beyaz beyaz yakıyor canımı yok olan parmak izlerinde yine de kurak gözlerim ötesinde isyanda sensiz düşlere uykusuzluk vurdukça vuruyor gözlerime ve can çekişiyor sen yarım... |
Anladım yalnızım Tek umudum vardı, Hayattan... Onlarıda martılara sattım... Alıp götürün dedim Satıyorum canımı, Alan bulursanız satın... Her kanat vuruşlarında bir umut doğuyordu, bir güneş açıyordu, penceremin kenarından martılara bakıyordum ama gökyüzü kara, göremiyodum Bekledim... bekledimm... Martılardan haber geldi.. Sattık canını, Kim aldı diye sordum... yanlızlık dedi... Anladım ki ben yanlızım... Mustafa Guven Hayaloğlu |
Yüklenmiş kanadına uzak kırların ve gecelerin kar ürpertilerini taşıyıp gelmiş buraya dek hâlâ uğulduyor ürkek göğsünde dağ başlarının çelik fırtınaları Çocuksu bakışlarında yorgunluk değil bir hasretin direnci var daha çok ama üşüyor yanlızlıktan.üşüyor tek düşmüşlüğün acımsı utancından boynu eğik bekliyor şafağı şimdi Bir yanlızlık mıdır bunca çoğaltan acıyı ve biberli yanılgıyı ve bir yanlızlığı kabullenmek midir inceden ve usuldan başlatan yürekte burgaçlanan sancıyı Sessizce çekilmiş dostların arasından bir yanlışı sürdürmenin ortasından kendince Ayrımına bile varılmamış o yangın günlerinde Ama üşüyor şimdi kar fırtınasına tutulmuş gibi üşüyor yanlız kuş Şimdi biliyor artık yalnız kuş biliyor ki artık gecikmiştir yolcular varmıştır varacağı yere Anlıyor ki şimdi yalnız kuş yalnızlık yanlışlığın ilk adımıdır. http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAhmet TELLİ |
Yalnızım Artık Bu gece bütün aynalarını kırdım içimde Dünyanın bütün aynalarını Kanatlanıp gök yüzünde turkuaz gözlerine Ne çok isterdim bakıp bakıp ağlamayı Yüreğimi alıp ta gidişin dün gibi Ne çok yanmışım o gün bilemedim Ah ben deli ah ben artık divaneyim Unutamadım unutamıyorum seni Her nefes bir kurşun göğsüme göğsüme Alıyorum ya sen bana sor Her yeni gün bir ateş yüreğime Doğuyor ya güneş işte o an yakıcı bir alev yaşamak kor Ölümlerden ölüm beğeniyorum da Olmuyor bir türlü Ne ***** bir kurşundan payımıza Ne bir kaza düştü Dedim ya bir inat uğruna yaşıyoruz işte Bir şey kalmadı hayatımız da Sen gideli mevsimler kış yüreğimizde Kar boran fırtına Aşk ah aşk ne melanet şeymiş dahası Bir sokak ******si bile ondan daha onurlu Gel desen bu gün koşarım sana kahrolası Yıkamadım bir türlü bu umudu Yıkamıyorum da İçimde bütün aynaları kırdım Kendi yüzüme kendim bakamıyorum da Artık aşkınla ben yapayalnızım Yağmur Damlası |
http://www.siirkolik.com/images/siir.gif Yalnız Geldim Yine Yalnız Giderim Gurbetlik dokunur yine bu aksam Batmakta olan güneşle biterim Yildizlar cogalirken gökyüzünde Yakilan mumlar misali eririm Yazlar kislar gelir gecer üstümden Bir atesim ne azalir ne sönerim Rüzgar gelip oksadikca sacimi Ben oturur dizlerimi döverim Ana baba gardaş yetti hasretlik Biri biter biri baslar çekerim Sarilacak dostumda yok yanimda Yalniz geldim yine yalniz giderim Seher yeli dokunmayasin bana Bir kuru yaprak misali titrerim Hep sen gelip oksadikça saçimi Ben oturur dizlerimi döverim. |
Ağlamalıyım Yalnızlığıma Bazen sıkıldığımda, Alıp başımı gitmek isterim uzaklara. Kimseler olmamalı orda. Sadece ben, Bir de yalnızlığım olmalı. Yalnızlığım, Bir de ben olmalıyım. Ve... Haykırmalıyım, Bağırmalıyım olağan gücümle! Haykırmalıyım yalnızlığıma Ağlamalıyım! .. Gözümde tek bir damla Yaş kalmayıncaya kadar ağlamalıyım. Bütün sinirimi atmalıyım üzerimden. Sonra seni düşünmeliyiz; Ben ve yalnızlığım... Anlatmalıyım yalnızlığıma, Seni ne kadar SEVDİĞİMİ. Anlatmalıyım yalnızlığıma, Seni neden SEVDİĞİMİ. Anlatmalıyım yalnızlığıma, Bütün umutlarımın sende olduğunu. Anlatırken ağlamalıyım yalnızlığıma... Soner Alıç |
TUTSAĞIN OLMASAM Tutsağın olmasam senin Bu gece de tüm geceler gibi Kıyısız okyanuslara düşerim Dalgasız denizlere. Tutsağın olmasam senin Kanayan kanatlarımla Enlemsiz boylamsız gezerim Ülkesiz atlaslarda. Tutsağın olmasam senin Yaşadığım uçlar arasında Çılgınlığı ararım Sığamam küçük kalıplara. Tutsağın olmasam senin Çıktığım yazılarda İsmini ve ismimi kazırım Duvarlara yanyana. Tutsağın olmasam senin Yaşayamam Tutsak et beni Yoksa savaşamam. A.Kadir Bilgin |
Güllerin ağladığı bir saat vardır hani Büyür o saatte yalnızlığı bahçelerin Düşer korkusu kalbe yaklaşan gecelerin Bir dev uzatır gökten o çirkin ellerini Gullerin ağladığı bir saat vardır hani Her şey o saatlerde merhametsiz ve soğuk Gitgide uzaklaşır batan güneşle sesin Bir bakarım ki benden en uzak çizgidesin Baslar geceye doğru upuzun bir yolculuk Her şey o saatlerde merhametsiz ve soğuk Yüzünü hatırlatır gökyüzünde ne varsa Gözlerin bu saatte kopkoyu elemlidir Dudakların kim bilir şimdi nasıl nemlidir Ellerin öyle yanar ufuk nasıl yanarsa Yüzünü hatırlatır gökyüzünde ne varsa Bir çıngırak sesidir uzaklarda kaybolan Umulmadık bir anda bitiverir şarkılar Kapanır yüzümüze o mermer kapılar Özlemler ateş simdi anılar duman duman Bir çıngırak sesidir uzaklarda kaybolan Ak köpükler kararır deniz görünmez olur Çağırır yasamaya bizi tek-tuk ışıklar Böylece üstümüze çöker de karanlıklar Camlar, bir kapanır, odalar, evler uyur Ak köpükler kararır deniz görünmez olur Gullerin ağladığı bir saat vardır hani Cıvıl cıvıl bahçelerden el-ayak çekilir Yapraklar düşünceli, dallar hüzün kesilir Her aksam uzaklara alır oturur seni Gullerin ağladığı bir saat vardır hani. http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifÜmit Yaşar OĞUZCAN |
Kurban bu can "Dost" diyen dillerine, Kurbandır can "Post" olan tenlerine, Aşksa, ta ciğerden, Yakınlıksa sarıp sarmalayarak! Bir kitap gibi okuyarak, Tüm dudak kıpırtılarını, Yazarak en usta harflerden, Anıtsal sözler yaratarak! Gece yolculukları başlıyor, En ızdırablı yanları testereye sürtüyor, Ruhum sen odada yoksun, Nerede bekleyenin, yok sa Orada mısın? Taş yerinde, ruh gönülde, Seven sevdiği yerde, Sevdiklerinin yanında, Ruhum sen bugün burda değilsin! Bazen böyledir işte! Kent kalabalığına karışan bir çoban, Nasıl hasret duyar, Kuzularının boynunda çan seslerine? Durur bir bakar çoban! İnsan kalabalığının ta orta yerinde, Trafiğin kilitlendiği yerde, yapayalnızdır! Kayıp bir an, dağlar çok uzakta! Kurban bu can "Dost" diyen dillerine, Kurbandır can "Post" olan tenlerine, Aşksa, ta ciğerden, Yakınlıksa sarıp sarmalayarak! Oysa ne yamçısı sırtında sıcacık! Ne bastığı yerde otlar! Sevenler, sevilenler ve dehşetli sevişkenler! Ruhum sen burada yoksun! Yalınayak sokaklardasın! Acılı başın, eğelerle öğütülüyor! Üretmek ne güzel ammaaaa! Sürekli üretmek ve tüketmek! Sonunda farkında mısın? Bunlara programlısın! Ne kimseyi okuyabiliyorsun burada, Ne kimse anlayabiliyor, yüreğinin kımıltısını! Ruhum sen kendini tanırsın! Sen burayı terkedeli çok oldu! Cesedini gezdiriyorsun epeydir sokaklarda! İstanbul - 2005 Semih Seyyid |
Hepsi Bu Değişen ben değilim Dönüşen savaş Yaşlanmakla ıslanmak aynı şey: Bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlamak Şimdi ölüm bile yetmiyor Acılarımzı tartmaya Dostlar Alıngan bir sahili pinekliyorlar Bir merhaba'yı bıçaklar gibi artık Selamlaşmalar Değişen ben değilim Dönüşen savaş Artık zaman bile yetmiyor Yaşadığımızı sanmaya Yine de ışıklar bu kenti Güzelmiş gibi gösteriyor Geceleri Geceler Yani Ahmet Haşim'in kafiyeleri Seni aklıma düşüren Yerçekimi değil Yalancı yıldızlar Öyle uzaksın ki Üflesem soğuyacaksın Sarılsam okyanus Bir aşka yetecek kadar Ve anımsatacak kadar Sebebsiz bir ölümü, Acılarımız Ve kafiyelerimiz var İşte hepsi bu kadar Yılmaz Erdoğan |
Sensizlik ve Yalnızlık Sensizlik nedir bilirmisin? Odanda tekbasına otururken Birden gökyüzünden süzülen O güzelim kar tanelerini Yalnız ve sensiz seyretmenin Ne demek olduğunu bilirmisin? Sıcacık sobanın önünde oturup Eriyeceklerini bile bile toprağa düşen Ve hatta düşmek için yarışan O saf kar tanelerini Seninle paylaşamamanın Ne demek olduğunu bilirmisin? Birden canın sıkılıp bi sigara yakarsın Yanına içini ısıtması için bi içki alırsın Seni çürüteceğini bile bile Bi nefes çekersin sigaradan Bi yudumda içkinden alırsın Yalnızlığın ne demek olduğunu bilirmisin? Gözün dalar uzaklara Eski günleri hatırlarsın Ve sonra Üzülmeye başlarsın istemeden Sobanın yanı başındaki kedini alırsın kucağına Yaşanılanları unutmaya çalışırsın Bi yudum daha alırsın içkinden Ve bi nefes daha sigarandan Senin yalnızlığını paylaşmaya çalışır kedin Mırıl mırıl şarkılar söyleyerek Anlamazsın belkide o mırıltıları Ama hoşuna gider Bir de bakmışsın ki Unutuvermişsindir Sensizliği ve yalnızlığı Seni unutmanın Yalnızlığı unutmanın En güzel anlarıyla yaşanan Hatıraları unutmanın Ne demek olduğunu bilirmisin? Erdoğan Tuğsuz |
AYRI AYRI Kaçamak bakışlarımız dokunurdu birbirine, Suçlu suçlu yürürdük Gülmeyi konduramadan dudaklarımıza Acılarla delik deşik Bir olgunluk izlerdi gölgelerimizi Yağmur ıslatırken kaçak evi Kimsesizliğimiz ayrı ayrıydı Aslında yakamıza yapışmasaydı aşk Sahtekarlar cennetinde çakışmasaydı yollarımız Sen ve ben Pekala kandırabilirdik kendimizi Mutluluk oynayarak ayrı ayrı Yas içimizde uzun yolculuğa çıkmış olurdu Ve bitmemiş olurdu takas A.Kadir Bilgin |
Saatler bitmiyor yapayalnızım Gülmek istiyorum,gülemiyorum Sensiz olmak mıdır hep alınyazım Bilmek istiyorum,bilemiyorum. Esirgedin nazlı,hilal kaşını Harap ettin çiçek kokan başını Yüreğime akan gözüm yaşını Silmek istiyorum,silemiyorum. Sanki her şey efsaneydi,masaldı Ayrılık ruhumu elimden aldı Gözlerim yollara takılıp kaldı Gelmek istiyorum,gelemiyorum. Göğüs germek için acılarıma Titreyişlerime,sancılarıma Seni bir kez olsun avuçlarıma Almak istiyorum,alamıyorum. Saçılan bir köpük olmak dilinde Boğulmak saçının ince telinde Sır gibi sonsuza değin kalbinde Kalmak istiyorum,kalamıyorum. Unutuyor beni sırlı gözlerin İçimde bir yara işliyor derin Kulakların,dudakların,ellerin Olmak istiyorum,olamıyorum. Bölerek uykunu rüyalarına O kucak dolusu hülyalarına Gece gündüz uçup aynalarına Konmak istiyorum,konamıyorum. Deli gibi aşık olsa da güle Kim acır çöllerde öten bülbüle Bir gün alev alev yanıp da küle Dönmek istiyorum,dönemiyorum. Hıçkıra hıçkıra ağlamaktansa Başına karalar bağlamaktansa Bu yüreği her gün dağlamaktansa Ölmek istiyorum ölemiyorum. http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifNurullah GENÇ |
HALİL CİBRAN'DAN Yaşam kalbini okuyacak bir şarkıcı bulamazsa,aklını konuşacak bir filozof yaratır. Zihnimiz bir süngerdir,yüreğimizse bir nehir. Çoğumuz akmak yerine,sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip! Yürüyenlerle birlikte yürümeyi yeğlerim,durup yürüyenlerin geçişini seyretmeyi değil. Esin daima şarkı söyler;asla açıklamaya çalışmaz. Eğer ağzın yemekle doluysa nasıl şarkı söyleyebilirsin? Ve elin altınla yüklüyse,şükretmek için nasıl kaldırabilirsin? Güneş'e arkanı dönersen,ancak kendi gölgeni görürsün. Ben onlara güneş'i gösterim. Aptallar parmağıma baktılar. Yüreğin bir volkansa eğer,avuçlarında çiçekler açmasını nasıl umabilirsin? Bana"seni anlamıyorum"demen,hak etmediğim bir övgü,hak etmediğin bir yergidir. Yanlışlarımızı doğrularımzdan daha büyük bir coşkuyla savunmamız ne gariptir! Suskunluğu gevezeden,hoşgörüyü,hoşgörüsüzden ve kibarlığı kaba olandan öğrendim. Ne garip ki,tüm bu öğretmenlerime karşı oldukça nankörüm. Her insan iki insandır;biri karanlıkta uyanık,diğeri ise aydınlıkta uykudadır. Düzenbazlık bazen başarılı olur,ama her zaman kendini öldürür. Diğer yanımla hiç bir zaman tam bir uyum içinde olamadım. Görünen o ki maddenin özü aramızda uzanmakta. Bir gerçek her zaman bilinmek,ama arasıra söylenmek içindir Eğer sırrını rüzgara açarsan,sırrını ağaçlara söyledi diye rüzgarı suçlayamazsın. En acınacak kişi,düşlerini altın ve gümüşe dönüştürmüş olandır. Eğer insanlara boş elimi uzatır ve bir şey alamazsam çok üzücü;ama asıl ümitsiz durum,dolu elimi uzatıp kabul edecek kimseyi bulamamdır. Halil Cibran |
tekli yalnızlığımı çift kişilik yaşarsın sen yine kararıyor işte, sanki yüreğim kararıyor.. olmasın gece, gelmesin karanlık, sabaha uzanan iniltili saatin sesi.. yastığım, yorganım, yatağım yalnız.. onlar bensiz, ben sensiz.. düşüm.. düşünü kurduğum.. nerdesin? hangi çift kişilik yalnızlıkla avutuyorsun kendini? kim alıyor seni? kim saklıyor..? kimin teninde kanıyor ruhun? bilesin; ben hiç kanatmadım sensiz yanımı.. sardım sarmaladım sana sakladım yalnızlığımı.. ne yalancı sevdalara takıldı aklım.. hiçbirini yüreğime koy(a)madım.. ben mi yalancıydım? onlar mı kandı? bunu da hiç sormadım.. yabancı aşıklara bel bağlamadım.. hayalim.. açık gözlerimin bebeği.. nerdesin ? hangi trenin rayı ayrı düşürdü seni benden? ben seni tüm istasyonlarda ararken? hangi dağın ardındasın? hangi köy, hangi şehir? yıldızlara düşmanım senin yüzünden.. çoban yıldınızını ne severim oysa! onlar mı ayrı koyan seni benden? yoksa güneş mi? hep güneş gelince geleceksin sandım bekledim.. ya bana yıldızlar getirecekse seni? yanlış yerde mi durdum? zaman mı yanlış? sen yalnız, ben yalnız.. sen yalancı aşkların bedeninde soğurken, ben sana yandım yalnız.. küçük kağıtlara notlar yazdım sana dair.. çöp bidonlarında dolaştılar sözlerim.. şişeledim denize saldım, kuşun kanadına bağladım.. kaderi değişmedi sözlerimin.. ne onlar bulabildi seni, ne ben aradım.. bir gelseydin.. bir tutsaydın.. bir dokunsaydın.. bir soyunsaydın.. çırılçıplak ruhunu göğsüme bıraksaydın.. bildim.. bildim... sen hiçbir istasyonda inmedin trenden.. ben de hiç trene binmedim.. ondan bu ayrılık.. tekli yalnızlığımı çift kişilik yaşarsın sen.. beni bulamadın.. hayat kısaldı.. geleceksin... bildiğimden hiç ağlamadım...! |
| Saat: 19:06 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık