![]() |
Sabah Sevdaları Sevda yüklü bulutlar günaydın dedi bana bu sabah Arkalarına saklayıp kahkahası bol bir güneşi, Umutları toplamışlar yıldız uçlarından dün gece Yüreklerinde o çok sevdiğim yasemin çiçekleri... Kırmızı bir gülün kokusunda kondular pencereme Kanatlarında denizi taşıyan martılarla el ele... Ben de katılabilir miyim size, dedim Güldüler... Anlayamadım. Yüreğimi uzatıp penceremin pervazına, Onları izledim uzun uzun... Suskundum...Ve ürkek Bakışlarımı bıraktım bir yasemin yaprağına, Sustu... Dudaklarımla ağladım bir zaman Düşüncelerimi yıkadım, Ve bir bardağa koyup bıraktım Martının ayakları ucuna Gagasına aldı martı hepsini ve... gitti! Ellerimi uzattım, yağmurlar tuttu Bakışlarım ıslandı dudaklarımın kupkuruluğunda Anlıyordum... Koca bir yalnızlıktı her yağmur öncesinde yaşanan Bir martıyı bekliyordu düşünceler Terketmek için suskunlukları Yürekler hep el eleydi yasemin çiçekleriyle Ve güller kırmızı açardı sevda bahçelerinde hep Tatlı bir melodi uğradı kulaklarıma, sarsıldım! Sevincim gözlerimde nemdi yine işte Bitmişti nihayet yalnızlıklarım Gülümsemeleri getirdi melodiler başka dudaklardan, Gözlerinde sevda sözcükleri, Tellerinde mektuplar... |
Yalnızlıksın bir tek ben yalnızım, gecede, semada yıldızlar başı boş rüzgar ve yalancı güzellikler... sahilde sarhoş balıklar demir atmış yanlızlığa jilet olmayı bekleyen gemiler bitten şeyler mi yanlız acıklı? değil... nasılda verir ağaç, köksalarken toprağa ve acıyla büyür her insan toprak misali yalnızlıkta acıdır kaybetmek kadar hemde şimdi gece çırılçıplak düşünceler alt üst ve sen beyin hücrelerimde başlayan sağnak yağmur üstüme örtün dur yanlızlık senle olsun gelmesende otur... kal yüreğimde bir dağ gibi hasretin çöksün yüreğime yalnızlık mı sadece bana kalan değil... sen ve senden artakalan birde kör olmayasıca yalnızlık sevdan Mustafa Yanardağlı |
Hüzün Karası Gözlerin Yalnız gecelerimin derin sensizliklerinde Hüzün karası gözlerinden Sağanak yüklü Kara bulutlar geçer... Gök gürler Şimşekler, yıldırımlar Derken kara bulutlar parçalanır Sağanaklar boşanır Daha küllenmemiş Sevda yangınlarına Hüzün karası gözlerinden Yalnız gecelerimin derin sensizliklerinde... Yalnız gecelerimin derin sensizliklerinde Hüzün karası gözlerinden Boşanan sağanaklarda Gün ışığının yedi rengi Süzülür iplik iplik Gökkuşağından Hasret kumaşı dokur Ve o hasret kumaşından Hicran elbisesi dikip Giydirir bedenime Hüzün karası gözlerin Yalnız gecelerimin derin sensizliklerinde... |
Sen merhamet sen rüzgar sen tiril tiril kadın Sen bir mahşer içinde en aziz yalnızlığı yaşadın Sen başını çeviren cellatbaşının güne Sen öyle ki sen diye diye seni anlıyamayız Şehrazat ah Şehrazat Şehrazat Sen sevgili sen can sen yarsın Sezai Karakoç |
anımsıyor musun? bir çetemiz vardı: Vahşi Siyah Atlar ısmarlama serserilikler yaşardık kimseden bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak yabancıları mahalleye sokmamak gibi Ve bir gün gideceğimiz bir Amerika vardı herkesin bir Amerika'sı vardı o zamanlar herkes gece istasyonlarında kendi Amerika'sını aradı kısık ışıklı arkadaş odaları plağın bir yüzünü kaplayan uzun parçalar eşliğinde kendi rüyalarımıza dalar, dağılırdık okyanuslar, gemi yolculukları, kanayan ıslıklar ve dunyanın bütün limanları önümüzde sessizce uzardı biterdi plak, disk boşa dönerdi. düşlerimiz çarpıp geri dönen sulardı şimdi böyle zamanlarda ilk sözü söylemekten kaçınırdı herkes sonra bir usulca kalkar, herkese çay koyardı anımsıyor musun? vahşi siyah atlardık kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan deri ceketlerimize sığdıramadığımız düşlerimiz kadar aşık ve düşmandık dünya acıtırdı bizi. her şey kanatır, her şey yaralardı sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey geceleri uyuyamayan çocuklardık, otobüs garlarında uzun maceralar umar apansız yolculuklara çıkardık uykulu kentlere girerdik gece yarıları ıssız ağaçlar olurdu yol kenarlarında gökyüzünde parlak yıldızlar, her yere aynı uzalıkta sarhoş bindiğimiz otobüsün pencersinden sanki bambaşka bir dünyaya bakardık sonra saklayarak yüzümüzü birbirimizden yumruklarımızı sıkar sessizce ağlardık ışığı açık kalmış pencerelere, kepengi örtülü dükkanlara, yaz bahçelerinden taşan çiceklere, adını bile bilmediğimiz bu kente neye olduğunu bile bilmediğimiz bir hasretle uzun uzun bakardık anımsıyor musun? ahh o gece yolculukları bir başka kentte, bir başka insan olmanın umutları kaç yol arkadaşı kaldı şimdi geriye gençliğin ilk acılarını birlikte keşfettiğimiz kaç yol arkadaşı? sürüyerek götürdüğümüz dargın beraberlikleri saymazsak ne kalıyor elimizde? ölenler, terk edenler, bir de telefonları, adresleri, kendileri değişenler vahşi, siyah atlardık; yılkıya bırakıldık içimizden kimse gidemedi Amerika'ya kendi Amerika'sı da olmadı hiçbirimizin yağmur aldı rüzgar aldı zaman aldı o vahşi siyah atları herşey o eski rüya da kaldı çarpıp geri dönen düşlerimizin üstünde çürümüş cesetleri yüzüyor şimdi vahşi siyah atların öldukleri sahilleri kendileri de bilmiyorlar peki sen anımsıyor musun? Murathan Mungan |
Yalnız Geldim Yine Yalnız Giderim Gurbetlik dokunur yine bu aksam Batmakta olan güneşle biterim Yildizlar cogalirken gökyüzünde Yakilan mumlar misali eririm Yazlar kislar gelir gecer üstümden Bir atesim ne azalir ne sönerim Rüzgar gelip oksadikca sacimi Ben oturur dizlerimi döverim Ana baba gardaş yetti hasretlik Biri biter biri baslar çekerim Sarilacak dostumda yok yanimda Yalniz geldim yine yalniz giderim Seher yeli dokunmayasin bana Bir kuru yaprak misali titrerim Hep sen gelip oksadikça saçimi Ben oturur dizlerimi döverim. Mahkum |
YALNIZ GECELER Bir gece yine bekliyorum kapı ha çaldı, ha çalacak Yanlızım odada eşyalar katıdı yanlızlığıma Hepsi suskun, duvarlar sanki üstüme geliyor Sessiz... sessiz... Bir kedi miyavladı bahçede, oda sustu katıldı yanlızlığıma Saat sanki konuştu benimle bir diye Eski gün bitti, yeni gün başladı, Çekildi kendi alaemine Sessiz... sessiz... Perdeyi araladım dışarısı ne kadar karanlık, Ne kadar sessiz Bir kaç sokak lambası var nöbette Onlarda uyumuş gecenin sessizliğinde Işıkları loş loş, nöbet tutuyor Sessiz... sessiz... Gökyüzüne baktım, yıldızlarla süslenmiş elbisesi Sessizce, gündüzden hiç eser yok, Ne güneş çoşarcasına ışık saçıyor, ne bulutlar oynaşıyor. Gecenin karanlığında uyuyor tüm alem Sessiz... sessiz... Bir bebek saklanmış annesine Emiyor mutlu, gülerek o geceleri daha çok seviyor. Hiç ses yok annesinin kalp atışlarından başka. Gelecekten habersiz dünyadan haberi yok. Emiyor sessiz... sesssiz... Bir delikanlı uzanmış kanepeye, Elinde bir resim, belliki sevdiği dalmış hayallere, Düşünmüş geleceğini uyuya kalmış elbisesiyle Kanı kaynıyor deli dolu, haberi bile yok geceden Umutlarıyla uyuyor Sessiz... sessiz... Bir ihtiyar öksürdü çiğerleri sökülürcesine. Oturmuş yatağının yanında elinde bastonu, Klkmaya gücü kalmamış. Geceler bitmiyor onun için. Dalmış uzaklara yorgun gözleri, Kimbilir belki gençliği geldi aklına; Yağız at gibi koşturduğu yılları, Belki de diyor: "Ben geceden korkmazdım Kırış kırış olmadan yüzler" diye Çaresiz sığınmış yalnız gecenin karanlığına Ağlıyor sessiz... sessiz... |
Gece yarisi yine seni düsündügüm bi vakitte elime sigarayi alip yaktim Dumanlarin arasindan ise senin o güzel yüzünü hayal ettim Sana söyleyemedigim seyleri ona söyledim Ama sonra da aniden kayboluverdi Ve ben yine yapayalniz, dört duvar arasinda kaldim! Senin hasretini cekiyorum, artik dayanamiyorum Vakit gecmek bilmiyor, günler ilerlemek bilmiyor bi türlü.. Bazen de acaba zaman durdu mu diye düsünmekten alamiyorum kendimi..!! Kimse bilmiyor ki benim buralarda ne cektigimi.. Bazen diyorum, bi resmin olsaydi da hic olmazsa Kendimi onunla avutsaydim Ama oda yok oda yook!! Sadece arada bi hayalin canlaniyor gözlerimin önünde, okadar.. Benim hakkediklerim bunlar mi?? Eger öyleyse yasamaktan vazgecebilirim..!! Eger sevipte hasret cekenlerin ödülleri bunlarsa, canima kiyabilirim..!! |
Olur mu sevdasız aşık? Anlamaz irfansız şaşık. Olduğumuz su bulaşık, Yanmayınca kor olur mu? Olur mu dağlardan yüce? Elif ile Nun'dan hece. Cim veElif ile İNCE, Sarmayınca yar olur mu? Sabit İnce |
Bütün yalnızlıklarımı Bütün yalnızlıklarımı, sığdırdım ceplerime inanmazsın. Sırtımda akşamdan kalma güneş, ve sardunya başlı çocuklar pencerelerde... Bütün duygularımı, sığdırdım ceplerime inanmazsın. Gözlerimde akşamdan kalma hüzün, ve yüzümde özlemlerin çarpık çizgisi… Bütün duygularımı, sığdırdım ceplerime inanmazsın. Ellerimde bitmeyen isyanlarımın izleri, ve bitmeyen yanlışlarımın amansız geçişleri… Bütün, bütün duygularımı sığdırdım ceplerime, inanmazsın… Serdar Öztürk |
| Saat: 10:59 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık