![]() |
YAŞAMA DÜŞEN GÖLGE Yalnızım…. Kalabalıklar içerisindeyim… Nedenini bilmediğim bir his… Yürüyorum mavi sonsuzluğa… Acı, tatlı yılları sığdıramıyorum cümlelere… Cümleler dargın kelimelere.. kelimeler ise harflere... “tek bir söze sığdırabilseydim yaşamı” düşüncelerimi parçalardım, yüreğimde tutmaya kıyamadığım güvercinim de… Beyaz gelincikler içerisinde… Bir panter’in pençesinde bulurdum kendime acırken… “Yalnızım…Yalnızsın…Yalnız” “Yalnızsınız” O Söz ki gökleri deliyor… yüreğe şimşek gibi çakıyor, yatağınıza yıldırım düşüyor. Sessizce uyuyorsunuz ay adamın gölgesinde… Bakıyorsunuz, saf uyuyan çocuğa… Kendinle barışık sarılmak ve öpmek istercesine… Sokuluyorsunuz yanına beni kabul et dercesine… Bilseniz ne kadar hastalık hastasıyım… Bilseniz ne kadar kendini küçük görmeler… Bundandır kalemimin doğum sancıları… Bundandır aynanın yansıması…Bundandır adını yazmaya bile korktuğum öfkem…nefretim… Yalnızlığım… Ben ve Sen! ... Bu gün de yatağıma yalnızlık düştüğü bundandır. Kalemimin notalar üzerinde gezindiği bundandır…Bilseniz derin okyanusların ıssızlığında bir gölge gibi yüzümü okşadığı bundandır…. Kaygılarım bundandır…imkansızlıklarım bundandır… olmazsa olmazlarım bundandır…Tedirginliğim… sevgisizliğim bundandır… aşka inanmayışım hep bundandır… Kalabalıklar içerisinde yalnızlıklardır kilime işlenircesine… Yaşama sevincine düşmüş yağmur taneleri neden bir gölge benden önce yürür… Yalnızlık Sana sarılmak seni öpmek istiyorum... Her yanına dokunmak rahatladığını görmek… süreyya aktaş |
sen geldin eskidi biryerleri zamanın, eskidi gözleri kadınların - sen geldin evler eskidi birden - eskidi evimsilerde kölemsi yalnızlıklar bayramlar eskidi gülüm, derinlikler eskidi - ve pişmanlıklar eskidi yatakbiçimlerde iğreti ikililer - ve çok çok saksılarda çölbitkileri, salonlarda kartpostal mutluluklar eskidi maskelerin sırıtan düşmanlıkları - ve nice yazlar oh ne güzel yeniden - bu senin güzelliğin ne demek sel ne demez azime'm, savaşlarda durma ne demek, güzel ne demek sen geldin ey benim kadınülkem - yepyeni ufuklar geldin dürülü bayraklarım güldü gülüm - sen geldin kutuplarım değişti bir horoz öter biryerlerde bir horoz bir horoz bir horoz daha bir ateş yanar biryerlerde bir ateş bir ateş bir ateş daha bir yumruk sıkılır biryerlerde bir yumruk bir yumruk bir yumruk daha düşer barış cemreleri sabah çaylarımıza biter *****lik biter bu gökyüzünün çok uzaklığı sen geldin ey anamın en güzel kızı - yaşamak geldin badem çiçek açar gibi geldin, yürek sızlar gibi geldin - sen geldin al beni kankırmızılardan vur beni kankırmızılara dürülü bayraklarım gülsün gülüm, kutuplarım değişsin ey benim ülkem bitsin bu zulüm bitsin bu zulüm bitsin bu zulüm sanki dünyada ilk şafaktı kollarımda uyanmaların o büyük barışa bir adım kala (temmuz bildirisi) Hasan Hüseyin Korkmazgil |
Kör bir talihti peşimi bırakmayan.. Hayat seninle oyun oynadı dedi, arkadaş, Güldüm geçen zamana Ben miyim ilk yanlız şu dünyada... Sana değildi yazmak istediklerim aslında. İsyanın yalnız bana oynadığı oyuna. Kaç sabahlar eskittim, sensizliğin koynunda Umarsızca. Kaç yıllarım geçti sensiz, bu fani dünyada? Bekliyorum bir gün geleceksin papatya fallarında.... |
Yalnızca Yalnızlıkla Süzülünce pencereden Sabahın ilk ışığı Terk eder mavi düş perisi Kalır ulu orta Boş yatakla baş başa Eser esrik bir rüzgar Soyunan çılgın geceden Mahzun, hüzünbaz yürek Kayıp can aramakta Koşar canhıraş aynalara Dökülür sırrı pul pul, çehresiz Harelenmiş göz bebekleri Yandan çarklı acı kahve elinde Tüter kıvılcım bekleyen iğreti sigara İki dudağı arasına sıkışmış hayat Tutturur bir sohbet Sohbetin en koyusu, en acısı Yanar dil, kül olur her bir harf Yok olur şiir, silinir imge Kayar avuçtan Yansımasız çırılçıplak ayna Kırıkları arasında kan revan Kör karanlık bir de ağlamaklı yürek Dibe vurur panik deryasında Alabora arzular Duyulmasa da feryat figan Paylaşır yalnızca yalnızlıkla Sessiz, çaresiz Basar sırra kadem Meral Yağcıoğlu |
Ağıtlarımızı Gizledik Ağıtlarımızı perçemlenmiş dişlerimiz arasına gizledik. Sarışın bir bedenin pamuk tenine dokunurken Ağlamadık, sızlamadık... Gün olur dedik, Zemheri ayını bekledik, Siftah ederken Ölümün sıcak nefesini ensemizde Çıkardık Zulamızdaki kızılcık şerbetini. Savurduk suratlarına. Ağıtlarımızı gün batımından gün doğumuna birer birer söyledik. Abdülvasi Köse |
YALNIZLIK hangi hain mızrak deşti yarayı, hangi büyük ateş yaktı, dağladı? insanoğlu yandı, döndü, ağladı. eğmedi başını selvi yalnızlık. yangınlar taşıdı kırık beliyle, kızgın demirleri dövdü eliyle, ateşe ram olmuş emelleriyle, ömrümü bitirdi, yedi yalnızlık. ne bir su sarnıcı yolum bekleyen, ne bir gölgesine sindiğim sedir, ne ***** dünyanın sesine gelir, yalnızlık ateşse, yaşamak nedir? gülme hallerime, anla yalnızlık. ruhunu, sevdayla dağla yalnızlık. göğsümde taşıdım bunca yıl, yeter! kendini mezara bağla, yalnızlık. Bilge Esra |
Bir rıhtım Yalnızlığı başlıklı şiirim aktarılmış ancak altına yazarı yani ismim yazılmamıştır. bilginize Nail Yavuz |
Ben hep yalnızlıklarımda düştüm. Yanlışlarım, yalnızlıklarımdan bana kaldı. Yalnızlıklarımda katmerli burukluklarda yatılı kaldım. Yalnızlıklarımda en çok dizlerime sarıldım. Pencereye bi daha yapıştım. Yalnızken, rüzgara yenik düştü tabelalarım. Sağ elimin boş olduğu zamanlar ayağım kaydı. Ben hep yalnızlıklarımda düştüm. Yanlış insanları hep yalnızken gördüm. Yanlış söylemlerim hep yalnızken çıktı ağzımdan Yalnızken duruşumda eksiklik oldu. Yalnızken yan bastım. Yalnızken izbe sokaklarda dolaştım. Çamuru yalnızken tanıdı ayaklarım. Ben hep yalnızlıklarımda düştüm. Yalnızlıklarımda telefonumu tekmeledim. Yalnızlıklarımda gözlerim güz baktı. Yalnızlıklarımda yüreğimi yok saydım. Yalnızlıklarımda insanları sokaklardan çaldılar. Yalnızlıklarımda lambalarım söndü. Yalnızlıklarımda tökezledim. Ben hep Ben hep yalnızlıklarımda düştüm. Lokman Ali Yavuz |
Bu gece de... O gecelerden biri daha… Tek kişilik uyku bekler beni Oysa tüm şehir sen… Şehirdeki tüm sesler Seslerdeki tüm dudaklar, yine sen Anlayacağın ana baba günü ortalık. Düşlerin çıplaklığında Üşür parmak izlerin Ben üşürüm… Arzularım kan ter içinde ayazım sen. Anlayacağın, sana titrer gece. Kirpiğimde intihar eder gülüşler Gönül kıyılarıma vurur kendini İhanetinde bir hançer çıkar kınından Delik deşik aşk Pişmanlığın ben. Anlayacağın iç çekişlerimdesin. Şişe dibi öfkelerim Sarhoşsa yıldızlar, benim yüzümden Başımda döner, başım da döner Birini üflesem sen soluğumla Karanlığın ben. Anlayacağın o gecelerden biri daha Tek kişilik yağmurların efendisiyim Gel gör ki gölgene kul köle. Sensiz, ana baba günü yalnızlığım Sen kaç kişilik uykudasın ? yine sen...yine... Anlayacağın bu gece de Kendimle sevişteyim. Arzu Altınçiçek |
insandır suda akan yaprakta yeşil gülde kırmızı zorlu bir dal gibi eğleniriz de fırtınalarla ince bir sızı birdenbire kırar kollarımızı ve bir akşam kuşlar gibi elimizden uçup giden mutluluk bir sabah ebemkuşaklarının altından dörtnala gelir yaşayalım çocuklar her şey bizimdir bir giysi örtüsünde buldum ben bu yedi satırı bozkırda yüzükoyun bir hitit kasabası yedi satır yedi bülbül yavrusu vurmuşlar ******* da kalmış yavrusu bir sürgün şair yazmış vaktin birinde bir genç kız işlemiş onu örtüye yedi renk ipek iplik, yedi bülbül yavrusu ak örtüde yedi satır, gökkuşağı iğrisi bu yalnızlık bu sürgün, insan olmak acısı aldım yedi yavrucuğu koydum buraya yaşıyor mu bilmiyorum o sürgün şair yaşıyorsa bilsin diye o sürgün şair bir gün çıkıp gelsin diye o sürgün şair ‘uçun kuşlar’ ‘uçun kuşlar’ koydum adını bir giysi örtüsünde yedi bülbül yavrusu yedi satır, yedi renk, gökkuşağı iğrisi Hasan Hüseyin Korkmazgil |
| Saat: 13:22 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık