![]() |
Bir yanımız ölür bir yanımız doğar şimdi gidenlerimiz var birde gelenlerimiz birde gelmek nedir bilmeyenlerimiz saniye mi desem dakika mı saat mi desem gün mü hafta mı desem ay mı mevsim mi desem yıl mı kimi kısa kimi uzun sırası gelince birer birer elimizden kayıp gittiler bir yanımız giden olmuş bir yanımız kalan bir yanımız ölür bir yanımız doğar şimdi süregelen bir ölüm gibidir yaşam giden bu kaçıncı günümüz uçupta elimizden sessiz bir ölüme kalan dün gibi sanki duymuştuk yaşamamıştık gibi ağlamamıştık gülmemiştik gibi anılar oldu hepsi kalan bir fatura bize artı eksi başka nesi İbrahim Düşkün |
kime gore seven gitmez gizmişse zaten seni sevmiyodur |
Sana bir gül vereceğim Ne seveceksin ne de üzeceksin Sadece bakacaksın ona amaçsızca ve Koruyacaksın sadece Ağlayacak kimi zaman Yüzüne bile bakmayacaksın! Kimi zaman gülecek Sıcak bir bakış atacak Ve sen yine Görmezden geleceksin Acı çekecek kimi zaman Sense sadece arkanı dönüp Gideceksin !! Asla düşünmeyeceksin Sonra ne mi olacak ? Kuruyarak bitecek Ölecek… Sonra düşüneceksin İstemesen de engel olamayacaksın Bu kez keşke diyeceksin İşte o zaman anlayacaksın Her şeyi… Boşa geçmiş günleri Ve sensiz beni… Çağrı KIRILMAZ .. |
Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda, Uzanmış üç adım yatıyordu gül... Bir adam usulca bir uçuruma, "Sevi için" deyip atıyordu gül... Ve bir kız kanatıp hüznü boyuna, Hepten sevgisizlere satıyordu gül... Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda, Uzanmış üç adım yatıyordu gül... 1 Aralık 1997, Londra Bülent Özcan |
GİTTİN İÇİMDE KALDI AYRILIK Gittin Ayrilirken buz tutmus biyikti gözlerin Kaçamak ellerimiz komutsuz sallandi Dudaklarimizda siradan sözcükler Vedalasmayi bile beceremedik Son bir bakis kaldi arkanda Kalabaliga karisan Her sey düzmece bir dinginlige gömüldü Gittin. Içimde Yiginlarca kitap kaldi uçusan Sözcükler beynimin köselerinden Çikip korkuttular gecelerimi Pesimden geldi gölgeler Aynalara bakamaz oldum Hiçbir oyun avutmadi beni Yasamima sigmayan bir sey kaldi Içimde. Kaldi Yeni bir kent iskenceye hazir Ödesemedim gittigin mevsimlerle Bellegimi silkeleyip anilardan Tik tak çaldin uzun zaman Alisamadim yarimliga Düslerimde intihar tutkulari Sirtimda hançerinin oydugu bosluk Kaldi. Ayrilik Çogalarak giriyor günlerime Senden baska kim bilebilir Geçmisin dökümünü yaptigimi Agir agir pulsara dönüsürken günesler Sonbahar hüznüne benziyor pencerede Artik konuk beklemeyen gözlerim Sayfalar da bitti isik da her yani kapladi Ayrilik. A. Kadir Bilgin |
Gidişini Anlatıyorum Sen gidiyorsun ya işşine yetişmek için Saçlarını, gözlerini, ellerini Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya Her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak Termometrede yükselen çizgi çizgi Kim bilir nerelerde soğuyorsun Senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen İnsan insan bakan gözbebeklerin Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder Ne gelirse onlardan gelir bana Çalışma gücü yaşama direnci Mutluluk gibi kazanılması zor Mutluluk gibi yitirilmesi kolay Bir açarsın ki mutluyum Bir kaparsın her şey elimden gitmiş. Rıfat Ilgaz |
GiTMEK gün gelir insan anlayıverir tek başına yaşlanan bir ağaç olduğunu o yüzden kederi yazmak isteyebilir rüzgârın gövdesinde açtığı yaralara sonbaharda şaşarak öğrenirsin yaprakların rengine inanmamayı ve zamanın o müthiş yalanını o müthiş yalanını tutkunun, ihtirasın anların, anıların, çılgın bir nehir gibi kör koşularda yaşadıklarının ve yaşayamadıklarının dağlarda, odalarda, avunmalarda çoğaldın sandığın azalmalarda ışığını yitirmiş o ölü yıldızlarda düşen bir yaprağın son gülüşünde açan yankısız çığlıklarda şaşarak öğrenirsin zamanın ve hayatın büyük sırrını gök sadece yağmura anlatır sonsuzluğu oysa unutur damla toprağa değer değmez yağmurun da kederli bir ülke olduğunu unutmaktan başka güz yokmuş gibi ve hayattan daha gerçek bir yalan toprağa ne söyler yağmurun sesi bir şarkı mı, bir şiir mi, bir güz hikayesi mi yaşlı bir ağaç olsan, çırılçıplak bir ağaç ne söylerdin, kalbinde esip duran rüzgâra? "beni terk et içimde sonbahardan başka bahar kalmadı" belki de gitmektir aşk, sadece gitmek avare bir kederi sarıp yaralarına rüzgârın devirdiği bir ağaç gibi köklerini sessizce bırakarak toprağa
|
Seziyorum ki kaçacaksın.. Yalvaramam koşamam Ama sesini bırak bende Biliyorum ki kopacaksın Tutamam saçlarından Ama kokunu bırak bende Anlıyorum ki ayrılacaksın Cok yıkkınım yıkılamam Ama rengini bırak bende Duyumsuyorum ki yiteceksin En buyuk acim olacak Ama isini birak bende Ayrimsiyorum ki unutacaksin Aci kursun bir okyanus Ama tadini birak bende Nasil olsa gideceksin Hakkim yok durdurmaya AMA KENDINI BIRAK BENDE Aziz Nesin |
Fotoğraf Resmine baktığım güzel kız, genç kız Unuttum, Unuttum, Unuttum seni Eski bir albümde durursun yalnız Unuttum, Unuttum, Unuttum seni İki harf, bir imza, bir tarih; garip Besbelli üçü de mutsuz muzdarip Aklımı zorlama karşımda durup Unuttum, Unuttum, Unuttum seni Bilemem aradan geçti kaç sene Memleketin nere, kimsin adın ne ? "Hatırla" diyerek bakma yüzüme Unuttum, Unuttum, Unuttum seni. Abdurrahim Karakoç |
Boşaltmak takvimden günleri Günlerin üstünden yollara bakmak Rüzgarla esmek, sularla akmak... Baharı yollamak yollara Alıkoymak bir nisanın tadını... Dışarda herkes gibi seslenmek sana Ve koynunda söylemek asıl adını... İnanmak,inanmak,inanmak Ninnilerinle uyuyup,türkülerinle uyanmak... Arif Nihat Asya |
Gidecek misin? Korkuyorum seni benden alacaklar Böyle Boynu bükük koyacaklar Genç yaşta ihtiyar oldun diyecekler Gitme desem yine gidecek misin? Mutluluk huzur seninde hakkın Bu yalan dünyada hiç gülmedi yüzün. Kötülük yapacaklar budur korkum, Gitme desem yine gidecek misin? Yine seni kırıp üzecekler Dünyanı zindan edecekler, Herkes seni bana soracaklar Gitme desem yine gidecek misin? Sen gidince sanki ne olacak Başın göklerimi değecek Şu garip kartal seni ömür boyu sevecek Gitme desem yine gidecek misin? |
Gitmek Var mı Yine coşar deli gönül dağı taşı aşar gider Gökte uçan kuşla bile nazlı yara selam eder Seven gönül aşkı için ölse bile kimler ne der Yollar uzun gelir ona kısa yoldan gitmek var mı Hasret yüreğimi yakar aşar gider dağı taşı Gönül dinler mi fermanı ister olsun dağın başı Elbette ki kolay değil sevda çekmek yürek işi Uzun yollar sabır ister kısa yoldan gitmek var mı Yar hasretin cana yetti koşar gönlüm sana doğru Yüreğim de sevdan coşar sol yanımda sanki ağrı Feryadı figan eylerim feryatlarım aşka çağrı Feryatlarım yetişmiyor daha uzun feryat var mı Alev alev dalgalanan saçların ruhumu okşar O sevdalı bakışların beni ve benliğimi aşar Seni gören deli yürek aşka ve sevdaya düşer Sevdaya giden yollarda azıcık dinlenmek var mı Deli gönül çağlar gider aşkı için dağı deler Koyun kuzu yaylaklarda koyun yavrusuna meler Yollar uzun engeller çok aldırmaz ki daha neler Sevda ile yanar gönül söndürmeye zaman var mı Bakışların sevda imiş akıp dolmuş yüreğime Okyanusta sandaldayım hız veririm küreğime Sevdan ile yorgun düştüm ulaşamam ereğime Yar senden bir medet umsam sende azcık insaf var mı Erol Duran |
Çocuk Kalmak mı Zor Şair Ölmek mi? .. Bilincimin kurtarılmış topraklarında Her akşam sınırlarımı geçiyorlar izinsiz Sorgusuzca yıkarak beynimin tel örgülerini Mayınlar ekilmiştir Kendi hasadını toplayamayan bir yurdun kurak topraklarına Hüzünle mutluluk arasındaki o yerde Savrulurken binlerce umut Sınır boylarının ağrılı gecelerine Soluk almaya çalışıyorum Ciğerlerime dolan o eritilmiş kurşun tadıyla Kirli sakalları ardında saklı kalan çocuklar Gülümseyerek çürütüyorlar o ağlamayı Ekmeğe, aşka ve hürriyete kesmiş bir yurdun Bütün şiirlerini okuyarak Yürümeyi öğretiyorlar durana Ve konuşmayı öğretiyorlar susana Ve bütün güzellikleri bırakıp demir bir kapının ardında Yepyeni bir hayata merhaba der gibi Ya da ölüm döşeğinde Hayatı anlatan öyküler dinler gibi Uyanıyorlar her sabah Yaralı bir kuşun Tekrar kanat çırpışı gibi Yaşamayı öğretiyorlar Sancılı bir vatanın uzak topraklarında Yarını kurtarmaya yeminli bir çocuk doğuyor belki bu sabah Gözlerinde güneşin yedi rengi Mayıs’ın kasveti Daha yeni vuruyor o ölüm ayının yüzüne Ölmek zor da olsa şaire Haziranda Kalmak da yürek istiyor ustam Gidenin ardından... Söyleyin bana Çocuk kalmak mı zor şimdi Şair ölmek mi? .. Melih Coşkun |
Acının bağrından mavi bir çelik gibi fışkıran öfke dünyayı değiştirecektir mutlaka Yani hayat kendini yeniden yaratacaktır ona sahip çıkan ellerde ve bu yüzden öfke sevda gibidir kimilerinde Yüreğinin pas tutmakta olan kıvrımları sarılsın bir an öfkenin gökgürültüsüyle beyninin her hücresi bir gerilla gibi kuşansın pusatlarını ve sokağa çıksın ve bir hançer gibi saplansın ****lukların, ihanetlerin bağrına Bak o zaman nasıl bitecek yanlışlar ve cehennemleşen yalnızlığın Sevdalar duman olmayacak o zaman Hüznün isyan olmuştur çünkü Hüznün isyan olmalıdır... |
|
hasret geceleri gömülmüş karanlığa yıldızlara dargın yorganına sarılır ay yine öyle eski haliyle dudakları kırmızı dökülür nameler buğday başaklarından balıklar mendil tutar göz yaşlarına ağaçlar boy verir meyve verir inada bir de hasret türkülerini çalar radyolar penceremi özler bekler sarı güller yollar düz yollar kıvrımlı gündüz çiğnendiğinin yorgunluğunu atar uzanır alabildiğince hasret geceleri hasret geceleri sessiz kimsesiz yorgun yürekleri çekingen duymaz ıssız yatağında uzanan ırmağın sakinliğini gözler kapalı gök kapalı yer siyah karanlık serin hasret geceleri Mustafa Küçüktepe |
Olmamalıydı genç kızlar gelinlikler giymeli ölüler bayrak yarışına katılmalı annem tebessüm etmeliydi dünkü ağladığı kadar yollar kabul etmemeliydi kirlerimi denizler dalgalanmamalıydı dumanlar ağlatmamalıydı semaları şimşek aydınlatmamalıydı rüyalarımı tren uykumu bölmemeliydi insanlar günleri ağlatmamalıydı ve tarih bunları yazmamalıydı genç kızlar gelinlikler giymeli ölüler bayrak yarışına katılmalı annem tebessüm etmeliydi dünkü ağladığı kadar babam her şeye üzülmemeliydi güller zambak olmamalıydı gündüzler bayrak taşımamalıydı yıldızlar dururken putları parçalayan elleriyle insanlar uyumamalıydı kalplerimizi mahyalar misali aydınlatmalıydık sloganları gökyüzüne yazmalıydık kalplere kazamadığımız sloganları putlara yazdık yazmamalıydık bunu asla yapmamalıydık tarih kaydetmemeliydi yasak kitaplar okuduğumuzu şiirler yazdığımızı yazdırdığımızı şu temmuz sıcağı kavurmamalıydı ekinlerini sessiz çiftçinin atlar yokuşa sürülmemeli terletilmemeliydi boşu boşuna beyaz gemi limanda demirliyken uykum rıhtımda zincirlenmemeliydi şafak sökmeden karanfiller açmadan kızlar odama gelmemeliydi göğüsler düşmanca açılmamalı göz yaşları toprağı eritmemeliydi dumanlar gökleri sarmışken silah sesleri duyulmamalıydı stadyumlarda Itrî temmuzu bestelememeliydi insanlar tekbir getirirken ya da ..... olmamalıydı olmaması gerekenler ölmemeliydi insanlar fikirler zihinler yaşamalı yaşamalıydı haykırmalı haykırmalıydı şunu anlamalıydı anlaması gerekenler fikirler sloganlara değil beyinlere yazılmalıydı ve bir soru niye niye olmaması gerekirken olanlar bundan yıllar önce rüyalar unutulmuştu çeyizler hayallerle süslenmişti tarih seslerle hatırlanmıyordu yazılanlar olmasa labirentlere niye girecektik ki ırmağa giden virajlı yol dururken niye düşünecekti ki insanlar kalpleri henüz atarken hayalleri uçsuz bucaksız okyanusta yüzen mavi gemiye bağlanmışken sevmemeliydi kalpler sevmek uğruna ölmek varken yaşamak sisli dumanlı göğün altında yaşamak ışıksız beyaz bir çadırda karalık bir gecede dalgalarla boğuşmak varken bir ırmakta boğulmak varken toprak her günahla kabul ederken inadına yaşamak tarihe sövmek suçtur kitabımızda hayır asla sövmemeliyiz dün ve bugün beyaz kağıda isli sözler yazıldıysa yazılmamalıydı karlı kağıtlardan okudum göz yaşlarını ağladım ağladım kardan tepeler eridi genç kızların saçları gözleri çileden çıkarmamalıydı yasak kitap okumamalı şiir yazmamalıydık at koşturmamalı yarışlara katılmamalı kelime dalgalarında yüzmemeli kaptanlık yapmamalıydık tarih aleyhimize yazılmamalıydı biz tarihi sevmeliydik yani bize düşeni yapmalı olmayanlardan kaçınmalıydık ve soru sormamalıyız yaşamalıyız Mustafa Küçüktepe |
Gitmek mi Gerek / Gitmemek mi? Kâmuran Esen Kimler varsa Gözlerinde / düğümlerimi çözdüğüm, Yanlarında Yüreğime hapsettiğim hüzünlerimi Uçurduğum, Ömürlerinin henüz baharında, En vefalısı Hasat zamanında Çekip gitti. Bilirim Gittikleri yerde Beni bekler her biri... Azrail Dese bir gün ' Haydi gidelim ! ' ' Olmaz ' diyemem Giderim......... Çünkü Uzaklara gönderdiklerimi Çok özledim. Peki Ya arkamda bırakacaklarım? Gitmek mi gerek Yoksa gitmemek mi? Bir ikilemdeyim. |
Bilmiyorum ayrilik hangimizin gözünü açti. Yalniz kalmaktan hangimiz kârli çikti. Ben gözyaslarimi gizlemeye çalisirken. Senin sevinç çigliklarin bendimi asti. Gördümya senin benlik anlayisini. Umursamaz oldum senden kalan matemimi. Sevmisde olsam bir zamanki halini. Inan dinlemeyecegim gelecek olan feryadini. Ahmet Arslan |
Bir kere sevdaya tutulmaya gor; Ateslere yandiginin resmidir. Asik dedigin, Mecnun misali kor; Ne bilsin alemde ne mevsimidir. Dunya bir yana, o hayal bir yana; Bir mesaledir pervaneyim ona. Altinda bir omur done dolana Agladigim yer penceresi midir? Bir koseye mahzun cekilen icin, Yemekten icmekten kesilen icin, Sensiz uykuyu haram bilen icin, Ayrilik olumun diger ismidir. Cahit Sıtkı Tarancı |
Ayrılık Hediyesi şimdi saat sensizliğin ertesi yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın avutulmuş çocuklar çoktan sustu bir ben kaldım tenhasında gecenin avutulmamış bir ben... şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim ki bu yaşlar utangaç boynunun kolyesi olsun bu da benden sana ayrılığın hediyesi olsun soytarılık etmeden güldürebilmek seni ekmek çalmadan doyurabilmek ve haksızlık etmeden doğan güneşe bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun.. şimdi iyi niyetlerimi bir bir yargılayıp asıyorum bu son olsun be..bu son olsun! bu da benim sana ayrılırken mazeretim olsun! şimdi saat yokluğunun belası sensiz gelen sabaha günaydın! işi-gücü olanlar çoktan gitti bir ben kaldım voltasında sensizliğin hiç uyumamış bir ben... şimdi dişlerimi sıkıp dudaklarıma kanamayı öğrettim ki bu kızıl damlalar körpe yanağında bir veda busesi olsun bu da benden sana heba edilmiş bir aşkın son nefesi olsun... kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni beyninin içindekileri anlayabilmek ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü bütün saatleri öylece durdurabilmek için çıldırasıya paraladım kendimi lanet olsun! artık sigarayı üç pakete çıkardım günde olsun be! ne olacaksa olsun! bu da benim sana ayrılırken şikayetim olsun gözyaşım utangaç boynunun inciden kolyesi olsun her damla vefasız teninde bir veda busesi olsun isterim sende ben gibi yan ömrüne hep ağla hep ağla bu benden son dua bu benden ayrılık hediyesi olsun) Yusuf Hayaloğlu |
Acılar karartmışsa bile günlerin duvağını düşürmüşse de ilkyazın tomurcuklarını fırtınalar hayat kendini yeniden yaratan bir bahardır verecektir en olgun meyvelerini mutlaka yeter ki hüzünler sarartmasın yüzünü Yak sevdanın çırasını türkülerle barajını yıkan bir ırmak gibi katıl hayata hüznün isyana dönsün artık bitsin bezginliğin ölümcül suskunluğu evde kalmış bir cinsellik değildir çünkü dünya Ahmet Telli |
Iki yüzlü olduk buralarda biraz: Sokakta bize gelen geçen yabanci, how are you? diyerek selam verince sasirdik önceleri, nerden taniyor beni bu yahu dedik. Sonra ne yapmaciklar diye elestirdik ama Türkiye’ye dönünce nedir bu insanlarin surati, bir merhaba deseler dillerine mi yapisir demeyi ihmal etmedik. Isimlerimizi söylerken katlediyor Amerikalilar diye dem vurduk; ama senelerdir bir Iowa diyemedik dogru dürüst; one, van, won a döndüremedik bir türlü dilimizi. Anam babam, buralar çok medeni, uygarlik baska seymis, diye telefonlara sarildik önceleri; sonra Gandhi’nin What do you think of Western civilization? sorusuna verdigi cevap geldi aklimiza, oturduk agladik. Benden gayri dursun Yunanli dedik senelerce; sonra Uzoya sarildik raki bulamadigimiz aksamlarda. Burada bize ikinci sinif insan muamelesi yapiyorlar diye sikayet ettik, sonra aklimiza geride biraktigimiz, kendi memleketinde 2.hatta 3. sinif muamelesi gören insanlarimiz geldi, sustuk. Es dost dügününde hadi kizim kalk biraz oyna diyen annelerimizi ben mi, hayatta! diye tersledik; sonra New York barlarinda masalara çikip göbek attik. Tüketici haklari süper burada dedik; sonra kullandik, kullandik geri verdik aldiklarimizi. Türkiye’deyken, çaldigi yerden kosarcasina kaçtik; burada ise kadehleri kurunca sofraya koy bir Ibo, bir Müzeyyen abla dedik, demekle kalmadik hatta hepsini ezberleyip meze yaptik rakilarimiza. Amerikalilar kör, cahil, dünyadan haberleri yok diye dalga geçtik, ama bize sizler ermenileri katletmisiniz denince, yok biz onlari öldürmedik, onlar göç yolunda öldüler den baska bir sey diyemedik. Saglik sigortasinin pahaliligindan yakindik durmadan, belese getirmenin yollarini aradik, ama basimiza bir is gelse, 911′i arayabilmenin, acilden geri çevrilmeyecegimizi bilmenin rahatligiyla koyduk basimizi yastiga geceleri. Ingilizceyi sardik dilimize, kinandik aralara serpistirdigimiz Ingilizce kelime ve deyimler yüzünden; agiz dolusu Türkçe küfürler savurduk fütursuzca, sanki bu memleketteki tek Türk bizmisiz gibi, rezil olduk zaman zaman; agzimiza gözümüze bulastirdik hepsini. Hepimiz baska umutlarla geldik buralara. Kimimiz zor atti kendini okyanusun bu yakasina, kimimiz ayaklarini sürüye sürüye indi JFK’ye. Hep özledik. Hem de Alex’in Lyonu, Vi’nin Pekini, Kavita’nin Bombayi özlediginden bir farkli özledik nedense. Kimimiz ince belli bardakta turistik Rize çayinin hasretini çekti, kimimiz anasinin dizinin, kimimiz Kas’in arnavut kaldirimli yollarinin, kimimiz döndürülmüs simit tasidi valizinde, kimimiz dolmalik biber -burdakiler kafam kadar, doldur doldur bitmiyor diyerekten-, en çok da Istanbul’u özledik. Raki-balik girdi nice geceler rüyalarimiza. Erie golüne, Atlas Okyanusuna, Meksika Körfezine döndük yüzümüzü, kapattik gözlerimizi, Kadiköy-Karaköy vapurunda Bogaz rüzgari yaliyor suratimizi diye hayal kurduk. Deli misin, napcaksin dönüp, millet kapagi oraya atmaya çalisiyor azarlariyla, anamizin babamizim kizim yetmedi mi artik? sitemleri arasinda bir gidip bir geldik, gidip-kalma planlari arasinda. Can Dündar’in dedigi gibi hep ufak bir isik görmek için baktik Türkiye’ye. Kimimiz gördü, ilk uçaga atladi..Kimimiz umudunu hepten kesti. Benim ise, yine Can Dündar’in dedigi gibi, bavullarim hep toplu duruyor; “bu ask burada biter ve ben çekip giderim” diyecegim gün için. |
GİTMEK İSTİYORDUN Gitmek istiyordun, hadi git bir daha bakma geri beni unut beni unut ki devleşsin aşkım karşıma çıkma bir daha ne olur dayanmaz kalbim buna katlanamaz tekrar sana bakmaya gözlerim bakmasın gözlerine unutamayacağım bir an daha yaşatma bana anıları tekrar yaşatma bana kaldırmaz yüreğim bir aşk çarpıntısını daha bir daha akmasın gözyaşım gerçek acılara saklasın kendini biraz da biraz da dünya ağlasın bana yeter benim ağladığım hadi durma git artık git ama şunu bil ki bir daha sevmeyeceğim bir başkasını seni sevdiğim gibi ama bir daha bir başkası da kanatamayacak kalbimi senin gibi git ama şunu bil ki unutmayacağım seni sen beni unuttukça ben daha iyi hatırlayacağım seni sen mutlu oldukça daha çok hüzün basacak beni olmayacaktı biliyordum zaten sevemeyecektin beni ben ona üzülüyordum be güzelim sana değil kaderimeydi isyanım sana değil hadi durma git git ama bil ki senin için çarpacak bu çılgın yürek yaşadıkça A.S.İ |
Beni hiç unutmayacaksan sev, usanmayacaksan sev. Birlikte yaşayacağımız her dakika ömrümüzün bir yılına bedel olmalı. O dakikaları, hatıraların sonsuz mezarlığına gömeceksek hiç yaşamayalım. Önce zamandan kurtullmalıyız öyleyse, önce zamandan kurtulmalıyız. Birbirini yenilemeli saatlerimiz. Yarın, bu günü aratmamalı. Yerçekiminden kurtulurcasına aşmalıyız zamanı seninle. O dost zamanı, o dostça zamanları. Bana "gel" dediğin an; mesafeler de anlamını kaybetmeli. Yolları dakikalarla, günleri kilometrelerle ölçmemeliyiz. Beraberliğimiz, bütünlüğümüz hiç bitmemeli. O hiç sönmeyen dostluk ateşinin çevresinde hep böyle elele, dizdize olalım. Ne yağmur söndürmeli o ateşi ne rüzgâr. Yüreklerimiz hep böyle ışıl ışık olmalı alevlerinde. Hadi sevdiğim, sen de aç yüreğini. Bana kendinden bahset. Hep ben ol, durmadan ben ol istiyorum. Dudaklarım kurudu bak! Bir yudum su ver güzelliğinin pınarından. Acıktım dersem iyiliğinle doyur beni. Üşüyorsam; yalnız dostluğunun ateşinde ısınsın ellerim. Benim olma demiyorum. Ama önce ben ol. İnan, ben hep senin olacağım, baştanbaşa sen olduğum için. Aşkta kaybettiklerimizi dostlukla tamamlayalım. Gel, aydınlık bizi bekliyor! A.ERDAL KAYA |
Gidiyorsun öylemi? Gidiyorsun öyle mi? Gölgelerin rutubetli duvarlara elveda dememişken. Sesinin sedaları halen o zindan odalarda duruyorken. Sen gidiyorsun öyle mi? Sen gidiyorsun; Canımdan gidiyor can, Dökülüyor kor taneleri semadan, Ve bir ömür gidiyor ardına bakmadan... Gidiyorsun öyle mi? Beraber söylediğimiz türküler asılı kalmışken bir sazın tenhiliğinde. Sevgi dolu bakışmalarımız oturmuşken bir köşede. Sen gidiyorsun öyle mi? Sen kaçıyorsun; Geceden ay kaçıyor, Yıldızlar dökülüyor, Zifr-i ve safi karanlık zindanlara can giriyor. Sen gidiyorsun öyle mi? ... Sen bir ateş yakıp gidiyorsun; İçimde bir yangın büyüyor, Bir dağ patlıyor, Denizde martılar ölüyor, Yürek gidiyor. Sen gidiyorsun öyle mi? Sen küsmüşçesine gidiyorsun; Alem küsüyor! ... Yunuslar intihar ediyor, Arşlar ağlıyor, Sağanak sağanak içini döküyor, Baharda yapraklar dökülüyor. Sen suskunca gidiyorsun; Alem susuyor! ... Bülbüller ötmüyor, Denizde yok tatlı dalga sesleri, Dağlarda yok o melodiler huzur verici. Sende mi simitçi sende mi? ... Sen gidiyorsun öyle mi? Bu yaşanmışlığın,bu sevdanın, Bu canın,bu hayatın, Kibritini çakıp gidiyorsun. Bu yaşananları hiçe sayıp, Hayatımı katil gibi vurup, Küllerimi savurup, Ardına yine bakmadan gidiyorsun. Sen gidiyorsun öyle mi? Gölgelerin rutubetli duvarlara elveda dememişken... Sessin artık o zindan odalarda sevdalanmayı seçmişken... Sen gidiyorsun. Canımdan gidiyor can, Dökülüyor kor taneleri semadan, Bir sevda,bir hayat yanıyor; Zalim olmuş bir zalimin ateşinde, Ve bir yürek çalınıyor,vuruluyor acınmadan... Sen sen gidiyorsun... İbrahim Nazım Ülker İbrahim Nazım Ülker | |
Kafesteki kuşun gözlerinden anlamalı, Yalnızlığı, unutulmuşluğu, ıztırabı. Babanın o buğulu sesinden anlamalı, Sevmeyi, sadakatı, vefayı ve de cefayı. Yağan yağmurun taneciklerinden anlamalı, Dalgaların kayaları döğüşünden anlamalı, Görmeli zaman zaman da ana ile babayı. Solutmalı onlara da yudum yudum yaşamı. Bir gün gelir de beni düşünerek ararsanız, Resmime bakarken hatırlayıp ağlarsanız, Yılda bir defacık olsun beni anarsanız, Bilin ki canım kızlarım bu bana yeter. Bir gün benim mezarıma rastlarsanız, Bir de taşına bakıp adımı okursanız, Üstüne küçücük bir kuru gül de koysanız, Bilin ki canım kızlarım bu bana yeter. Necdet Çobanlı |
Düşlerime girer bir denizaltı Dağılır gider papatyam Neye benzerse benzesin bu gemi Beni yok edecek olduktan sonra Neyi kollamakta olduğu önemli mi İçimizde anlatılmadan kalan Masalları sinsice dağıttı ya Bundan sonra ne sevgi ona benden Bundan sonra ne umut ondan bana Düşlerime girer bir denizaltı Eksik yazılmış şarkılar gibi Sesi yankılanır kuşkularımda Korkmakla küçülmüş mü oluyorum Düşünüyorum düşünüyorum da Yıkılmış kentler gibi kalıyorum Bundan sonra ne inanç ona benden Bundan sonra ne sevgi ondan bana Avşar Temuçin |
Aysunun elleri pek temizdi, ipektendi. Gülleri okşayınca, güller bin bir hale girerlerdi. Üzülürler sevinirler, özlerlerdi. Dallarındaki dikenleri. Aysundan uzak tutmak için. Kanlı yaşlar dökerlerdi. Aysunun gözleri alımlıydı, canlıydı. Gözlere bakınca, gözler utanırlar, sıkılırlar. Gizliden gizliye ağlarlardı. Aysunun gözüne, ışık vurmasın diye. Güneşe her gün isyan ederlerdi. Açık kalırlarsa canalıcının kucağındayken. Bilinirki aysunu göremeden gitmişti. Aysunun teni yumuşaktı, sıcaktı. Giysiler değince paklığına, titrerlerdi. Kırışmasın isterler, hafiflerlerdi. Aysunun aşıklarının eli tenine dokundukça. Kirlendik diye çıkarılırlardı. Cansız düşen bezler yeni yetmelere söylenir. 'Sefanız bir aşığın koynuna girene kadardır'. Adem Özbay |
Her sevda başlangıçtır bir yenisine Öteki başkaldırır daha bitmeden biri Biz isteyelim istemeyelim sürüp gider böylece. Baksak ki unutmuşuz günün birinde her şeyi Ne o sevdalar, ne ölümsüz sözler kalmış Toplasak toplasak hepsini işte Onca sevda bir sevdayı yaratmış Döner durur başımızın üstünde Gözlerden ağızlardan saçlardan Ellerden omuzlardan yapılmış bir hâle. Ve çınlar herbiri bir silahın yankısı gibi Bir yaşam boyu biz tetiği çektikçe. Edip Cansever |
SON VEDA bir sonbahar günüydü.. kiripiklerimden yağmur boşalıyordu ve sen gidiyordun... dağlıyordu her bir adımın yüreğimini en gizli köşelerini.. sen.. bakmadan ardına savrulan kuru yapraklar estiriyordun üzerime.. yıkılıyordum her çiyneyişinde ıslak yolları.. sen yüreğimin kurşunlandığını bense sensiz geçecek günlerin sayısını bilemiyordum ve sen.. büyük bir kararlılıkla gidiordun sevdiğim.. yer ayağımdan kayıyor, düşüyordum.. ve yağmur yağıyordu ölü toprağı kokuyordu heryer sen giderken... ÖLÜYORDUM... GÖRMÜYORDUN... |
Kendisiyle barışık olmayanlara söyledi Peyote: Yüreklerinden nehir geçen insanlar var... hayat dolu insanlar... Onlara gıpta edip, kendileri gibi olmasını isteyenlerimiz var. Onlar için uygun gördükleri tek şey, siyah bir aynadır. Görebildikleri tek şey budur, çünkü kördürler der Peyote... Hayat dolu insanlara da bir sözü vardır Peyotenin: Seni anlamayanlara, seni çekemeyenlere, kalbini kıranlara şöyle bir gülümse... İçindeki çocuğa sarılmak istediğinde Peyote ve onun gibi dosların için ne kadar değerli olduğunu hatırla... Bir kitap al eline... Sayfaları arala... Ve tekrar gülümse... Aysema Arslan |
Gönül çeşmesini tâ durulunca pâk... Etmeye bir ömür yetmedi. Güller ki neyden fazla inlerken, Nemli gözlerle bir mâzi, Ve tâlik yazılı çeşme Nerdeydi? Zemin denirdi, arz denirdi, sağlam Ve sıkı basarken ona biz neden? Serviler, kekik otlarıyla bir âlem, O eski âlem neden kaydı? Ölüm beklemezdi serviler gerçi, Bilmem hangi hayal kırıklığı, yâhut Hangi kederle müntehir onlar, Kına giren kılıçlar misali, Yeraltını süslemektedir şimdi. Güller, yılanlar ve bütün O eski âlem’in çocukları, Semada ararken servileri. Hüsrev Hatemi |
Kal diyemedim Neden gittin sanki o karanlik gecede, bilsen gidisinle seni hayati sayani boynu bükük biraktigini Ardindan bakakalip belki geri gelir diye saatlerce öylesine yola baktigini Elinden tek ümidini ve yasama gücünü alip onu cikmazlara saldigini Sevdasi ugruna herseyden ve herkeslerden vazgecip birtek seni kalbinde sakladigini Her an seninle birlikte nefes alip adini dilinde dua yaptigini Her gece uyumayip avuc acip Allah´a sana kavusabilmek icin yalvardigini Kal diyemedi sana belki yanan yüregi oysa icindeki atesi ele veriyordu yasli gözleri Sana ne kadar ihtiyaci oldugunu anlatmaya yetmiyordu sözleri Simsicak kollarinda tutunacagi dali bulmus yeniden sensizlige dogru gitmek istemiyordu dizleri Yüzüne son kez dokundugunda incitmekten korkarcasina titriyordu elleri Böyle bir sevda, böyle bir tutku bu sekilde sona ermemeli Belki bu dünyada olmasada bambaska bir alemde kavusacaktir birgün mutlaka seven kalpler Yarim kalmayacaktir bir hic ugruna sevgiler Onlari ayirmaya gücü yetmeyecektir kalmayacaktir engeller Iste seven gönlüm bunun yolu ölümden bile gecse seve seve sevdasinin izini sürer... Melahat GÖZ |
Ayrılık Değil Gün ışığına söyle Boğamaz içimin karanlığını, Hep yağmurun sesine karışır, Hüzün dolu bir şarkı. Ve hep bir şeyler eksik kalır, Sende ben, Bende sen... Umutsuzca özleriz birbirimizi.... Gün ışığına söyle Seyhan Demiroğlu |
şimdi yaz yağmuru yağıyor durmadan gözyaşım gibi sessiz ve durmadan sen seni kurtarmadan ve evini kurmadan hem yedi günlük ölüyü bile koymadan yaz yağmuru yağıyor şaşkın ve durmadan deniz üzerine gelirken biraz daha doluyor biraz daha gün yüzüne acı vuruyor şimdi yaz yağmuru yağıyor durmadan Ethem Vayvaylı |
Her satırı mendireğe dizili karabatağa benzeyen bir mektup bırakarak balıkçı koyundan sisler içinde uzaklaşan kayık gibi bir sabah usulca ayrıldın koynumdan Bütün yolcularını boğaz köprüsünün çaldığı araba vapurunun boş seferleri gibi yalnızca rüzgar gezinir sensiz yüreğimde Durgun bir sudur aslında deniz ki çocukların acemi oltalarını denedikleri kuytu bir iskelenin tahtaları altına yazdığım ayrılık şiirini okudukça dalgalanır Sunay Akın |
sen git aşk bana kalsın her gidişine ayrı anlam yüklüyorum.yapma allah aşkına; ya hep kal benimle söz etme gidişlerden ya da silinsin isminde cisminde. oynama benimle dengemi bozuyorsun. aşkı yaşayacak yürek bırakmıyorsun insanda, böyle değildin sen ne oldu sana. bittiyse heyecanın bileyim bende. seni çok seviyorum diye başlayan ve ama ile devam eden cümleleri duymaktan bıktım. seviyorsan seviyorsundur aması olmaz bu işin. üstelik. bir cümleden ama varsa bir önceki yargının bir hükmü yoktur artık. seni çok seviyorum ama birlikte olmamız imkansız. ya ya imkansız diyebiliyorsan eğer sevmiyorsun dmektir. bahanelerin arkasına sığınma. insnların hayatına sorgusuz sualsiz girip darma dağan eden sonrada hiçbirşey söylemeden gitmeye çalışanlardan nefret ediyorum. böyle misin sende, gerçekten gitmek mi istiyorsun? yürekli ol birz hadi konuş söylemek istediğini söyle iki çift sözü haketmedimi bu aşk? yaşanılan bunca şeye hiç mi saygın yok. ah ben niye yanılıyorumhep, niye tam işte bu dediklerim sömürüyor aşkımı? biraz daha mı katı olmalıyım, biraz daha mı kapalı tutmalıyım kapılarımı? bazen bu dünyadan olmadığımı düşünüyorum. bu devrin kadını değilim. oyun çeviremiyorum, hesap yapamıyorum, bana ait olmayan kişiliklere bürünüp bir plan dahilinde hareket edemiyorum. insanız biliyorum hepimizin zaafları var hepimizi egolarımıza boyun eğebiliyoruz. yi de hep beni mi bulacak bunlar. hiçbir kaygıya yer vermeden hiçbir hesabı dşünmeden açsaydın eğer bana yüreğini, ozaman görürdün bir aşkın nasıl bir efsaneye dönüşebileceğini. sen gözlerini kapıyorsun bir sen varsın başka hiç kimseye bakmıyorsun. herşey senin çevrende şekillenmeli her şey sana göre düzenlenmeli. beceremiyorum kusura bakma. şimdi gidiyorum. aşk tam teslimiyet ister. kendini aşkın kollarına ya bırakırsın ya da bırakmazsın. bir yanım dışarda kalsın dediğin nokto da aşkı boğarsın , yok edersin o güzelim duyguyu. bu yüzden hep cesurların işidir aşk. kaçışları, yalanları, aptalca oyunlar kabul etmez. aaşk saf duru insnları sever. kafasında bin bir tilki döneneler aşkı yaşayamaz, isteseler de yaşayamaz. arınmalısn. en saf duru halien dönmelisin ki yaşayabilesin aşkı. kısacası sevgilim sna göre değil bu iş. senin yolun açık olsun. hadi hadi git şimdi, git ki ben yaşayayım seni , ben seveyim seni. yokluğun beni boğuyor ama olsun bunu bilmek bile bana huzur veriyor. bırak beni sevgilim bırak, bırak ki aşk yakışanda, aşk bende kalsın.... |
Ayrılık'ta Ömre dahil okumam yazmam yok doğrudan dolambaçsızdır düşüncelerim Patika, aşındırılarak oluşturulmuş yolarım üzerinden en az bin kez geçtim sevdanın Kurgu değil, senaryo olmadi sevmelerim Anlık heves, Günlük yalan olmadi düşler Topuğuna hiç sıkılmadı acılarımın Tükürdüm, Yalamak yakişmazdi, o nedenle sevdim hep seni Tiryaki umutlaım Tövbekar, ölümlü tüm hayallerim İlkbahar Kış'ı unutturan mevsim Sonbahar hep sensizlik Düşene vur bir tekme'de sen Gocunmasın yüreğin Kasvetinde derin dondurucuda sakla Pişir pişir yedir, Sevdik ya seni , bize hasret'i Ahçı'ya zeval birde elçi'ye Kırılmadı gönül ............. Ne söylesen yalan dinlediklerin gibi .......... yazdıkların Yaşadıkların, Görüp'te göz yumdukların bilipte inkar ettiklerin Hepsi yekün'de sen Tuttu güzelim........... M.K. Versac |
Yaralı bayramlar geçti Mevsimler, bütün anlamlarıyla Yüreğin koyu yerinde birikenler Kendi takvimleriyle gelip geçtiler Gelip geçti şehirler ve ölüler Unutmadık Topraktan çobanyıldızına değin Hey yer Her şey Mümkündü Nazım kadar coşkulu Aragon kadar aşık Lorca kadar yaralıydık Unutmadık Orada bir coğrafya yağmalanıyor Orada gazetelerin ofset baskısı Orada yeniden yazıyorlar 835 satır Ve umudunu kaybetmeyen şehirler Gökyüzünün karanlık kefeniyle örttük Yıldızların delik deşık ettiği ölüleriz Adsız ölüleriz Adları bir coğrafya ile yan yana yazılan Gövdelerinizi unutmadık, unutmadık hiçbirinizi Savaşlar ve pazarlar çağıydı Aynı silahlardı kullandığımız Aynı çarşılar aynı kandı Sevgiye ve kurşuna açılmayan yüreklerden geçtik Pusu yataklarından, dağılmış bahçelerden Viran tarihten Uykuları çevik, namlularını oğulları gibi seven Çocuklar gibi küsüp Kırda gelincikler gibi gülümseyen Musademe çocuklarını gördük Geçip gidiyorlardı Tarihin en uzun gecesinden Pazarlarda aynı kan Aynı paranın değiş tokuşunda Karanlık çarşılar Aynı kanlı tarih her defasında Bir biz kaldık bu kadar içindeyken hayatın Ölüme yakın duran Bir de on binlerin korosunda haykıran Intifada intifada intifada İki güzelliğimiz vardı bizim Ufkumuzdan inen Ve bir daha geri dönmeyen iki güzelliğimiz Birini kurşunlar, ötekini ofset baskılı resimler aldı Otuz üç kurşun sıkıldı her birimize Kutuplar kadar uzak, baba ocağı kadar yakın Doğunun gündüz ve gecelerinde Otuz üç yıldız Hala ışığınıi gönderiyor bize Birkaç çakmaktaşı cebimde gezdirdiğim Birkaç karanfil Yol için ipek, uyku için maya Kalbiniz için Kara bir yemin gibi çırılçıplak Kelimeler getirdim Kaybolmuş yüzyılların vatanında Ölümün erken takibe aldığıi çocuklar Dağlarda değilim sizinle birlik Yalnızca mataranıza su vermeye geldim Nazım kadar coşkulu Aragon kadar aşık Lorca kadar yaralı Serap ile hakikat arası Çağın aşamadığıi uçurumlarda Gider gelirim gider gelirim Efsanelerin çeşitlendiği yol ağızlarındaki büyük kamaşma Anda gizlenen zaman Ateşin avesta dili Bitkiler, otlar, kökler Dağlanmış dil, narin rengi On binlerin dönüştüğü uğuldarken Doğunun yeni defteri Topraktan çobanyıldızına değin Her yer her şey karanlık bir pusuda Yazının, tekerleğin, tarihin Ilk çocuklarından Ey büyük mezopotamya Iki bin yıllık gece Dön geri bak Kardeşlerim ölüyor kalbimin doğusunda Murathan Mungan |
Ah Şu Gitmeler Ahh şu gitmelerÂ… Bazen koşa koşa Hatta içindeki heyecan, sevinçle Ayaklar yerden kesilircesine, Kanatlanıp uçar gidersin. Gidilecek yoldaki gÜzellikleri, Yaşanılacak mutlulukları bilir, gidersin. Ama, maalesef ki bazen deÂ… Hani ayakları geri geri gider ya insanınÂ… Defalarca dönÜp arkana bakarsın Bu mutluluk bırakılır mı dersin DÜnya dönmese, zaman dursa Böylece kalsam Doymadım, doyamadımÂ… Daha yaşanılacak onca gÜzellik varken Bu gidiş niye der; isyan edersin Nafile, gidersinÂ… Gidersin ama, Giden sadece bedendir Ruhun kalır oracıkta Geride kalanların, her dara dÜştÜklerinde, Bir umut ışığı yakacaktır Karanlık gecelerini aydınlatacaktır zaman zaman Yaşanılacak yarınlara inat savaş başlamıştır İçindeki umutla savaşır dönÜş için. Her gidişin bir dönÜşÜ vardır elbet Gidilen yol bir avuç kara toprak olmazsaÂ… Beden de dönecektir ruhuna Doyasıya umutlarını, gÜlÜşlerini yaşamak, Yarım kalan mutluluğu tamamlamak için |
Kal Gün soldu, vakit geç, gitme bırak, kal Omuzlarında şal, başında örtü, Odamda hülyalı bir akşam üstü Gölgeler içinde renk ve dudak kal. Gidersen sana da kırılacak, kal -Gönlüm ki, böyle her gidene küstü- Ve deme “buradan bir akşam üstü “Giderken ardımda hıçkırarak, kal!” Madem, günlerimiz, sevgilim, kısa, Gümüşlü sabahlar, altın akşamlar, Soluk bir gül ıtrı gibiyken bahar... |
http://img402.imageshack.us/img402/586/6327776985893172471bwnmyo6.gif Ben Yokum...!!!!!!!!! Güzellik bu denli ucuzsa ve bu denli çirkinse yaşamak nankörse emek çıkarsa her kapının anahtarı ben yokum. ben yokum bir gecelik ilişkiler kadar değersizse aşk parayla ölçülüyorsa dostluklar ihanetler, savaşlar, karanlıklar üzmüyorsa ve utandırmıyorsa yoksulluklar ben yokum erdem bu denli küçükse ve bu denli büyükse yalan hayaller yoksa umutlar yoksa çiçek açmıyorsa sevda bahçeleri özlemi anlatmıyorsa karanfil ben yokum varsın sizin olsun marklar, arabalar, dolarlar sizin olsun, konfor lüks şan, şöhret, mevki bana bir dilim şiir bir nebze sevgi yeter yeter bir içten gülüş bir tutam düş ve güneşin yedi rengi |
Öyle dalgalıydı ki saçların... Bir damla yağmur düşse, hemen yolunu kaybeder O dalga, bu dalga ha babam dolaşırdı Sonra yorgun başını bir köşeye yasladığında Aklından hiçbir şey geçirmezkesizin Masum uykulara dalardı... Öyle hırçındı, öyle dalgalıydıki saçların Bir anda alabora ederdi ellerimi Koştukça koşardım, dalgaların yamaçlarına Bir kez daha kaybolurdu damla Şöyle bir karıştıracak olsam denizi Fırtınalar kopardı baktığım yerden O zaman batık gemiler çıkardı su üstüne Ve yağmur yağardı hepsinin içinde Öyle dalgalıydı, öyle bir dalgalanırdı ki saçların Tuz ve kum kokusu birbirine karışırdı Çölde mi yoksa denizde mi kaybolur bilemezdi damla Ben de bilemezdim işte, yüreğime sığınırdım anca İçimizi bir kalmak endişesidir alıp giderdi Saçlarının örgüsünü açsan uçurumlara varacaktık oysa Ne uykum kalmıştı benim, ne uyanışım Ne vakit yastığa düşse başım Öyle bir dalgalanırdı ki saçların İçimde ne var ne yok hepsini Hem de ellerimi alabora ederdi Nasıl da korkardı denizler senden Yüzü gülerdi ya limanların Kanaya kanaya akardı yağmur Balıklar pullarını kayalıklara bırakır Martılar çığlık çığlığa kaçışırdı Bir fırtına kopacak olsa, suları ürküterek Ben hep kasırgaları özlerdim Neden bilmem severdim, dalgalara karışmayı Ama sen çok mu usandın benden bilmem Bir yaz gecesizdi, kestirdin saçlarını Oysa ne güzel yağmurlar birikirdi saçlarına Yosun kokardın sen ne yapsan Hem de balıklar kayıp giderdi Tuzlu kayalıkların arasından Oysa ne zaman saçlarını tarasam Kırık mısralar dökülürde omuzlarına Güneş sızardı, sözlerin araladığı dudaklardan Bilsen ne çok sözcük biriktirmiştim ben Ne çok yol vardı da, uzar giderdi içimde Seni bulsam galgalarını okşardım Ama hiç geçit vermezdi ki saçların Anca kıyıları hırpalardın Öyle bir dalgalıydı Öyle bir dalgalanırdı ki saçların!... Özlem Sezer |
yollar da giderek uzaklaşır... giderek uzaklaşır ******ler terli kasıklarıyla sabaha uğurlanır kuşlar inkar edilir, gökyüzü yağmalanır ben büyürüm bu kederle kalbim uslanır... * ağla sömürgem! ağla ve kucakla kumral delikanlını buralarda çatılmış bir tüfeğim böğrümde taflan kalır şimdi kızılay'da oturmuşum hasretin kancasında geçer zaman, geçer yıllar, günlere bir yeni hazan kalır * ağla sömürgem... sen hep mağlup bir ağlayışta ben uzak susarım bu mağlubiyet için hep anlayışta çöpçüler bu geceyi de *** edip süpürdüler ben ise haber değeri bile olmayan bir haykırışta özleminle hala bir yakarışta... * ağla! ben de ağlarım gözyaşlarım özlemine az kalır buralarda nem var! nem varsa sende kalır daha çağırırken beni anı bile kalmaya tenezzül etmeyen o dağ dorukları sömürgem yaslar durur sesime kırgın ayrılıkları... * gittim ve yittim! oralarda usul usul talazlanan nehirlerde yaz kalır yaslarım günleri yüzüme gözyaşım beyaz kalır burada yıllar küfürle uğurlanır ben büyürüm içimdeki haylaz çocukla Yılmaz Odabaşı |
Gitmek VeYa Gitmek Bazen de bilmek lazım Gitmeği Veya kalmayı… İstenmiyorsan gideceksin Bir daha görünmemek üzere… İstendiğini bildiğinde ise kalacaksın, Ucunda ölümün olduğunu bile bile Ben hep ölümüm pahasına İstenmeği isterdim… Ama olmuyormuş benim istemimle Asıl istek karşıdan gelmeli Gelmiyorsa karşıdan istek, Fazla da yormamak gerek kendini --ve karşıyı Bana eyvallah karşıdaki sevgili Seni sana emanet ederek, Seni sana bırakarak, Gözüm sende kalarak gidiyorum… Unutma ki senden alacağım var. Sendeki alacağım sadece Yüreğimin kira bedelidir. Sendeki alacağım Sevgimin ödenemez ücretidir Hoşçakal… Hoşçakal ve kendine çok ama çok iyi bak… Unutulmayacak sevgili… Orhan Çapan |
nasıl var olduysanız öyle kayboldulardı bir yazın tiniyle bir güzün bedeni hem birleşti hem de ayrıldı sizde şair! Gördünüz kimbilir kaç aşkın battığını o derin sulara kapılmış şiirlerinizde.. Nedeni, ne kayalar ne fırtınalardı: kultulardı, geçip gittiler sözlerimizden geriye sadece kuytular kaldı Hilmi Yavuz |
Ne kadar isterdim, Günler, haftalar dolusu sevinçlerim olsun Bulutlar dolusu yağmurum Çiçek tazeliğinde güneşim, kokum... Avunurdum çocuklar gibi Sıcak bir gülüşünle Herkesleri oynardım deliler gibi, Herkesler memnun Bir kendimi oynayamazdım, Yitiririm korkusundan büyüsünü gözlerinin. Hamdi Topçu |
Gitmek Hayat Getirecek Kör bağın kuru gül kokusunu taşıyor hava Gözlerim kapıda Nedensizliğin ertelediği çöküntü bilincime duyuruyor küf hükmünü Bir çocuk gibi koşarken düşünce istemeden saplıyor keskin bıçağı sevince Aslında bildiğim onun da bildiği sır gidişlerin arsızı değil yolcu Öyle yazıldığı için belki antik serüvenlerin sonucu tutsak kıldık düşsel söze gerçeği Gitmek hayat getirecek yenik düşerek kalmak ölüm Her geri döndüğünde avluda öylesine sevişmek zulüm Kutsal ilişki var oluşuna yoldaş arar yanıtı geciktirilmiş sorularda Hüküm dinlemez kayıp giden yıldızlar aşk sorgulanmamalıdır asla Arka odada ölesiye susar günü sonlayacak intihar Yüreğim kapıda Babür Pınar |
Nedir bu geceyle gelen birsam? Duyuyorum serzenislerini. Karanlikta agzinin yerini Ariyor deli gibi hafizam. "Yaniyor unutulmus buhurdan Yine gecenin icinde sesiz" Hatiralarla kabaran deniz, Doluyor ruhun oluklarindan Isik yagiyor dogan geceden; Nasil dirilis bu, neden sonra? Bu ruya gibi geceden sonra Gidecek mi o maziden gelen? Seziyorum senelerce susan Ruhumda taptaze bir gerinis. Sonuna vardigim colden genis Ayaklarima acilan umman. Butun mevsimlerimin ustune Geriliyor bembeyaz bir kanat. Gelip durdu artik iste hayat Bana hep onu vadeden gune. Artik ebedi huzur deminin Icebilirim sirli tasindan Girmek uzereyim dar kapisindan O eski ruyalar aleminin. Orhan Veli |
| Saat: 08:45 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık