MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Gitmek mi Kolay? Yoksa Kalmak mı? (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/3960-gitmek-mi-kolay-yoksa-kalmak-mi.html)

Nephthys 17 Nisan 2007 11:24

Bir yanımız ölür bir yanımız doğar şimdi



gidenlerimiz var
birde gelenlerimiz
birde gelmek nedir bilmeyenlerimiz
saniye mi desem dakika mı
saat mi desem gün mü
hafta mı desem ay mı
mevsim mi desem yıl mı
kimi kısa kimi uzun
sırası gelince birer birer
elimizden kayıp gittiler
bir yanımız giden olmuş
bir yanımız kalan
bir yanımız ölür
bir yanımız doğar şimdi
süregelen bir ölüm gibidir yaşam
giden bu kaçıncı günümüz
uçupta elimizden
sessiz bir ölüme kalan dün gibi
sanki duymuştuk yaşamamıştık gibi
ağlamamıştık gülmemiştik gibi
anılar oldu hepsi
kalan bir fatura bize artı eksi
başka nesi


İbrahim Düşkün


royelfra 17 Nisan 2007 11:35

kime gore seven gitmez gizmişse zaten seni sevmiyodur


Misafir 17 Nisan 2007 11:55



Sana bir gül vereceğim
Ne seveceksin ne de üzeceksin
Sadece bakacaksın ona amaçsızca ve
Koruyacaksın sadece
Ağlayacak kimi zaman
Yüzüne bile bakmayacaksın!
Kimi zaman gülecek
Sıcak bir bakış atacak
Ve sen yine
Görmezden geleceksin
Acı çekecek kimi zaman
Sense sadece arkanı dönüp
Gideceksin !!
Asla düşünmeyeceksin
Sonra ne mi olacak ?
Kuruyarak bitecek
Ölecek…
Sonra düşüneceksin
İstemesen de engel olamayacaksın
Bu kez keşke diyeceksin
İşte o zaman anlayacaksın
Her şeyi…
Boşa geçmiş günleri
Ve sensiz beni…


Çağrı KIRILMAZ ..


Mystic@L 17 Nisan 2007 20:36

Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda,
Uzanmış üç adım yatıyordu gül...

Bir adam usulca bir uçuruma,
"Sevi için" deyip atıyordu gül...

Ve bir kız kanatıp hüznü boyuna,
Hepten sevgisizlere satıyordu gül...

Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda,
Uzanmış üç adım yatıyordu gül...

1 Aralık 1997, Londra

Bülent Özcan


Nephthys 18 Nisan 2007 10:44

GİTTİN İÇİMDE KALDI AYRILIK



Gittin
Ayrilirken buz tutmus biyikti gözlerin
Kaçamak ellerimiz komutsuz sallandi
Dudaklarimizda siradan sözcükler
Vedalasmayi bile beceremedik
Son bir bakis kaldi arkanda
Kalabaliga karisan
Her sey düzmece bir dinginlige gömüldü
Gittin.

Içimde
Yiginlarca kitap kaldi uçusan
Sözcükler beynimin köselerinden
Çikip korkuttular gecelerimi
Pesimden geldi gölgeler
Aynalara bakamaz oldum
Hiçbir oyun avutmadi beni
Yasamima sigmayan bir sey kaldi
Içimde.

Kaldi
Yeni bir kent iskenceye hazir
Ödesemedim gittigin mevsimlerle
Bellegimi silkeleyip anilardan
Tik tak çaldin uzun zaman
Alisamadim yarimliga
Düslerimde intihar tutkulari
Sirtimda hançerinin oydugu bosluk
Kaldi.

Ayrilik
Çogalarak giriyor günlerime
Senden baska kim bilebilir
Geçmisin dökümünü yaptigimi
Agir agir pulsara dönüsürken günesler
Sonbahar hüznüne benziyor pencerede
Artik konuk beklemeyen gözlerim
Sayfalar da bitti isik da her yani kapladi
Ayrilik.




A. Kadir Bilgin


Mystic@L 18 Nisan 2007 14:52

Gidişini Anlatıyorum

Sen gidiyorsun ya işşine yetişmek için
Saçlarını, gözlerini, ellerini
Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya
Her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak
Termometrede yükselen çizgi çizgi
Kim bilir nerelerde soğuyorsun

Senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen
İnsan insan bakan gözbebeklerin
Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta
Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder

Ne gelirse onlardan gelir bana
Çalışma gücü yaşama direnci
Mutluluk gibi kazanılması zor
Mutluluk gibi yitirilmesi kolay

Bir açarsın ki mutluyum
Bir kaparsın her şey elimden gitmiş.

Rıfat Ilgaz


Misafir 18 Nisan 2007 15:38

GiTMEK

gün gelir insan anlayıverir
tek başına yaşlanan bir ağaç olduğunu
o yüzden kederi yazmak isteyebilir
rüzgârın gövdesinde açtığı yaralara

sonbaharda şaşarak öğrenirsin
yaprakların rengine inanmamayı
ve zamanın o müthiş yalanını
o müthiş yalanını tutkunun, ihtirasın
anların, anıların,
çılgın bir nehir gibi kör koşularda
yaşadıklarının ve yaşayamadıklarının

dağlarda, odalarda, avunmalarda
çoğaldın sandığın azalmalarda
ışığını yitirmiş o ölü yıldızlarda
düşen bir yaprağın son gülüşünde açan
yankısız çığlıklarda

şaşarak öğrenirsin
zamanın ve hayatın büyük sırrını

gök sadece yağmura anlatır sonsuzluğu
oysa unutur damla toprağa değer değmez
yağmurun da kederli bir ülke olduğunu

unutmaktan başka güz yokmuş gibi
ve hayattan daha gerçek bir yalan

toprağa ne söyler yağmurun sesi
bir şarkı mı, bir şiir mi, bir güz hikayesi mi
yaşlı bir ağaç olsan, çırılçıplak bir ağaç
ne söylerdin, kalbinde esip duran rüzgâra?

"beni terk et
içimde sonbahardan başka bahar kalmadı"

belki de gitmektir aşk, sadece gitmek
avare bir kederi sarıp yaralarına
rüzgârın devirdiği bir ağaç gibi
köklerini sessizce bırakarak toprağa

Ayten Mutlu


Mystic@L 19 Nisan 2007 13:46

Seziyorum ki kaçacaksın..
Yalvaramam koşamam
Ama sesini bırak bende
Biliyorum ki kopacaksın
Tutamam saçlarından
Ama kokunu bırak bende
Anlıyorum ki ayrılacaksın
Cok yıkkınım yıkılamam
Ama rengini bırak bende
Duyumsuyorum ki yiteceksin
En buyuk acim olacak
Ama isini birak bende
Ayrimsiyorum ki unutacaksin
Aci kursun bir okyanus
Ama tadini birak bende
Nasil olsa gideceksin
Hakkim yok durdurmaya
AMA KENDINI BIRAK BENDE

Aziz Nesin


Mystic@L 19 Nisan 2007 18:04

Fotoğraf

Resmine baktığım güzel kız, genç kız
Unuttum, Unuttum, Unuttum seni
Eski bir albümde durursun yalnız
Unuttum, Unuttum, Unuttum seni

İki harf, bir imza, bir tarih; garip
Besbelli üçü de mutsuz muzdarip
Aklımı zorlama karşımda durup
Unuttum, Unuttum, Unuttum seni

Bilemem aradan geçti kaç sene
Memleketin nere, kimsin adın ne ?
"Hatırla" diyerek bakma yüzüme
Unuttum, Unuttum, Unuttum seni.

Abdurrahim Karakoç


Mystic@L 19 Nisan 2007 23:30

Boşaltmak takvimden günleri
Günlerin üstünden yollara bakmak
Rüzgarla esmek, sularla akmak...

Baharı yollamak yollara
Alıkoymak bir nisanın tadını...
Dışarda herkes gibi seslenmek sana
Ve koynunda söylemek asıl adını...

İnanmak,inanmak,inanmak
Ninnilerinle uyuyup,türkülerinle uyanmak...

Arif Nihat Asya


Sedef 21 20 Nisan 2007 00:11

Gidecek misin?


Korkuyorum seni benden alacaklar
Böyle Boynu bükük koyacaklar
Genç yaşta ihtiyar oldun diyecekler
Gitme desem yine gidecek misin?

Mutluluk huzur seninde hakkın
Bu yalan dünyada hiç gülmedi yüzün.
Kötülük yapacaklar budur korkum,
Gitme desem yine gidecek misin?

Yine seni kırıp üzecekler
Dünyanı zindan edecekler,
Herkes seni bana soracaklar
Gitme desem yine gidecek misin?

Sen gidince sanki ne olacak
Başın göklerimi değecek
Şu garip kartal seni ömür boyu sevecek
Gitme desem yine gidecek misin?


Nephthys 26 Nisan 2007 01:47

Gitmek Var mı


Yine coşar deli gönül dağı taşı aşar gider
Gökte uçan kuşla bile nazlı yara selam eder
Seven gönül aşkı için ölse bile kimler ne der
Yollar uzun gelir ona kısa yoldan gitmek var mı

Hasret yüreğimi yakar aşar gider dağı taşı
Gönül dinler mi fermanı ister olsun dağın başı
Elbette ki kolay değil sevda çekmek yürek işi
Uzun yollar sabır ister kısa yoldan gitmek var mı

Yar hasretin cana yetti koşar gönlüm sana doğru
Yüreğim de sevdan coşar sol yanımda sanki ağrı
Feryadı figan eylerim feryatlarım aşka çağrı
Feryatlarım yetişmiyor daha uzun feryat var mı

Alev alev dalgalanan saçların ruhumu okşar
O sevdalı bakışların beni ve benliğimi aşar
Seni gören deli yürek aşka ve sevdaya düşer
Sevdaya giden yollarda azıcık dinlenmek var mı

Deli gönül çağlar gider aşkı için dağı deler
Koyun kuzu yaylaklarda koyun yavrusuna meler
Yollar uzun engeller çok aldırmaz ki daha neler
Sevda ile yanar gönül söndürmeye zaman var mı

Bakışların sevda imiş akıp dolmuş yüreğime
Okyanusta sandaldayım hız veririm küreğime
Sevdan ile yorgun düştüm ulaşamam ereğime
Yar senden bir medet umsam sende azcık insaf var mı



Erol Duran


Nephthys 26 Nisan 2007 12:35

Çocuk Kalmak mı Zor Şair Ölmek mi? ..


Bilincimin kurtarılmış topraklarında
Her akşam sınırlarımı geçiyorlar izinsiz
Sorgusuzca yıkarak beynimin tel örgülerini

Mayınlar ekilmiştir
Kendi hasadını toplayamayan bir yurdun kurak topraklarına
Hüzünle mutluluk arasındaki o yerde
Savrulurken binlerce umut
Sınır boylarının ağrılı gecelerine
Soluk almaya çalışıyorum
Ciğerlerime dolan o eritilmiş kurşun tadıyla

Kirli sakalları ardında saklı kalan çocuklar
Gülümseyerek çürütüyorlar o ağlamayı
Ekmeğe, aşka ve hürriyete kesmiş bir yurdun
Bütün şiirlerini okuyarak
Yürümeyi öğretiyorlar durana
Ve konuşmayı öğretiyorlar susana

Ve bütün güzellikleri bırakıp demir bir kapının ardında
Yepyeni bir hayata merhaba der gibi
Ya da ölüm döşeğinde
Hayatı anlatan öyküler dinler gibi
Uyanıyorlar her sabah
Yaralı bir kuşun
Tekrar kanat çırpışı gibi
Yaşamayı öğretiyorlar

Sancılı bir vatanın uzak topraklarında
Yarını kurtarmaya yeminli bir çocuk doğuyor belki bu sabah
Gözlerinde güneşin yedi rengi
Mayıs’ın kasveti
Daha yeni vuruyor o ölüm ayının yüzüne

Ölmek zor da olsa şaire Haziranda
Kalmak da yürek istiyor ustam
Gidenin ardından...

Söyleyin bana
Çocuk kalmak mı zor şimdi
Şair ölmek mi? ..

Melih Coşkun


Mystic@L 26 Nisan 2007 13:45

Acının bağrından
mavi bir çelik gibi fışkıran öfke
dünyayı değiştirecektir mutlaka
Yani hayat
kendini yeniden yaratacaktır
ona sahip çıkan ellerde
ve bu yüzden öfke
sevda gibidir kimilerinde

Yüreğinin pas tutmakta olan kıvrımları
sarılsın bir an öfkenin gökgürültüsüyle
beyninin her hücresi bir gerilla gibi
kuşansın pusatlarını ve sokağa çıksın
ve bir hançer gibi saplansın
****lukların, ihanetlerin bağrına
Bak o zaman nasıl bitecek yanlışlar
ve cehennemleşen yalnızlığın
Sevdalar duman olmayacak o zaman
Hüznün isyan olmuştur çünkü

Hüznün isyan olmalıdır...


Misafir 26 Nisan 2007 15:59

http://img241.imageshack.us/img241/3382/19bm1.png


Mystic@L 27 Nisan 2007 00:26



hasret geceleri gömülmüş karanlığa
yıldızlara dargın yorganına sarılır
ay
yine öyle eski haliyle
dudakları kırmızı
dökülür nameler buğday başaklarından
balıklar mendil tutar göz yaşlarına
ağaçlar boy verir meyve verir inada
bir de hasret türkülerini çalar radyolar
penceremi özler
bekler sarı güller
yollar düz yollar kıvrımlı
gündüz çiğnendiğinin yorgunluğunu atar
uzanır alabildiğince
hasret geceleri
hasret geceleri
sessiz kimsesiz yorgun
yürekleri çekingen
duymaz ıssız yatağında uzanan
ırmağın sakinliğini
gözler kapalı gök kapalı
yer siyah
karanlık serin
hasret geceleri

Mustafa Küçüktepe


Mystic@L 27 Nisan 2007 11:38

Olmamalıydı

genç kızlar gelinlikler giymeli
ölüler bayrak yarışına katılmalı
annem tebessüm etmeliydi dünkü ağladığı kadar

yollar kabul etmemeliydi kirlerimi
denizler dalgalanmamalıydı
dumanlar ağlatmamalıydı semaları
şimşek aydınlatmamalıydı rüyalarımı
tren uykumu bölmemeliydi
insanlar günleri ağlatmamalıydı
ve tarih bunları yazmamalıydı

genç kızlar gelinlikler giymeli
ölüler bayrak yarışına katılmalı
annem tebessüm etmeliydi dünkü ağladığı kadar

babam her şeye üzülmemeliydi
güller zambak olmamalıydı
gündüzler bayrak taşımamalıydı yıldızlar dururken
putları parçalayan elleriyle insanlar uyumamalıydı

kalplerimizi mahyalar misali aydınlatmalıydık
sloganları gökyüzüne yazmalıydık

kalplere kazamadığımız sloganları
putlara yazdık yazmamalıydık
bunu asla yapmamalıydık
tarih kaydetmemeliydi yasak kitaplar okuduğumuzu şiirler yazdığımızı yazdırdığımızı

şu temmuz sıcağı kavurmamalıydı ekinlerini
sessiz çiftçinin
atlar yokuşa sürülmemeli
terletilmemeliydi boşu boşuna
beyaz gemi limanda demirliyken
uykum rıhtımda zincirlenmemeliydi
şafak sökmeden karanfiller açmadan
kızlar odama gelmemeliydi
göğüsler düşmanca açılmamalı
göz yaşları toprağı eritmemeliydi
dumanlar gökleri sarmışken
silah sesleri duyulmamalıydı stadyumlarda
Itrî temmuzu bestelememeliydi
insanlar tekbir getirirken ya da .....

olmamalıydı olmaması gerekenler
ölmemeliydi insanlar fikirler zihinler
yaşamalı yaşamalıydı haykırmalı haykırmalıydı
şunu anlamalıydı anlaması gerekenler
fikirler sloganlara değil
beyinlere yazılmalıydı

ve bir soru
niye niye olmaması gerekirken olanlar

bundan yıllar önce
rüyalar unutulmuştu
çeyizler hayallerle süslenmişti
tarih seslerle hatırlanmıyordu
yazılanlar olmasa

labirentlere niye girecektik ki
ırmağa giden virajlı yol dururken

niye düşünecekti ki insanlar
kalpleri henüz atarken
hayalleri uçsuz bucaksız okyanusta yüzen
mavi gemiye bağlanmışken

sevmemeliydi kalpler
sevmek uğruna ölmek varken
yaşamak
sisli dumanlı göğün altında
yaşamak
ışıksız beyaz bir çadırda karalık bir gecede
dalgalarla boğuşmak varken
bir ırmakta boğulmak varken
toprak her günahla kabul ederken
inadına yaşamak

tarihe sövmek suçtur kitabımızda
hayır asla sövmemeliyiz
dün ve bugün
beyaz kağıda isli sözler yazıldıysa
yazılmamalıydı

karlı kağıtlardan okudum göz yaşlarını
ağladım ağladım
kardan tepeler eridi

genç kızların saçları gözleri
çileden çıkarmamalıydı
yasak kitap okumamalı şiir yazmamalıydık
at koşturmamalı yarışlara katılmamalı
kelime dalgalarında yüzmemeli
kaptanlık yapmamalıydık

tarih aleyhimize yazılmamalıydı
biz tarihi sevmeliydik

yani bize düşeni yapmalı
olmayanlardan kaçınmalıydık

ve soru sormamalıyız yaşamalıyız

Mustafa Küçüktepe


Nephthys 27 Nisan 2007 15:21

Gitmek mi Gerek / Gitmemek mi?

Kâmuran Esen

Kimler varsa
Gözlerinde / düğümlerimi çözdüğüm,
Yanlarında
Yüreğime hapsettiğim hüzünlerimi
Uçurduğum,
Ömürlerinin henüz baharında,
En vefalısı
Hasat zamanında
Çekip gitti.

Bilirim
Gittikleri yerde
Beni bekler her biri...

Azrail
Dese bir gün
' Haydi gidelim ! '
' Olmaz ' diyemem
Giderim.........
Çünkü
Uzaklara gönderdiklerimi
Çok özledim.

Peki
Ya arkamda bırakacaklarım?

Gitmek mi gerek
Yoksa gitmemek mi?
Bir ikilemdeyim.


Mystic@L 28 Nisan 2007 10:55

Bilmiyorum ayrilik hangimizin gözünü açti.
Yalniz kalmaktan hangimiz kârli çikti.
Ben gözyaslarimi gizlemeye çalisirken.
Senin sevinç çigliklarin bendimi asti.

Gördümya senin benlik anlayisini.
Umursamaz oldum senden kalan matemimi.
Sevmisde olsam bir zamanki halini.
Inan dinlemeyecegim gelecek olan feryadini.

Ahmet Arslan


Mystic@L 28 Nisan 2007 17:07

Bir kere sevdaya tutulmaya gor;
Ateslere yandiginin resmidir.
Asik dedigin, Mecnun misali kor;
Ne bilsin alemde ne mevsimidir.

Dunya bir yana, o hayal bir yana;
Bir mesaledir pervaneyim ona.
Altinda bir omur done dolana
Agladigim yer penceresi midir?

Bir koseye mahzun cekilen icin,
Yemekten icmekten kesilen icin,
Sensiz uykuyu haram bilen icin,
Ayrilik olumun diger ismidir.

Cahit Sıtkı Tarancı


Misafir 28 Nisan 2007 18:21

Ayrılık Hediyesi
şimdi saat sensizliğin ertesi
yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın
avutulmuş çocuklar çoktan sustu
bir ben kaldım tenhasında gecenin
avutulmamış bir ben...

şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
ki bu yaşlar
utangaç boynunun kolyesi olsun
bu da benden sana
ayrılığın hediyesi olsun

soytarılık etmeden güldürebilmek seni
ekmek çalmadan doyurabilmek
ve haksızlık etmeden doğan güneşe
bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun..
şimdi iyi niyetlerimi
bir bir yargılayıp asıyorum
bu son olsun be..bu son olsun!
bu da benim sana
ayrılırken mazeretim olsun!

şimdi saat yokluğunun belası
sensiz gelen sabaha günaydın!
işi-gücü olanlar çoktan gitti
bir ben kaldım voltasında sensizliğin
hiç uyumamış bir ben...

şimdi dişlerimi sıkıp
dudaklarıma kanamayı öğrettim
ki bu kızıl damlalar
körpe yanağında bir veda busesi olsun
bu da benden sana
heba edilmiş bir aşkın
son nefesi olsun...

kafamı duvara vurmadan
tanıyabilmek seni
beyninin içindekileri anlayabilmek
ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü
bütün saatleri öylece durdurabilmek için
çıldırasıya paraladım kendimi
lanet olsun!
artık sigarayı üç pakete çıkardım günde
olsun be! ne olacaksa olsun!
bu da benim sana
ayrılırken şikayetim olsun

gözyaşım utangaç boynunun inciden kolyesi olsun her damla vefasız teninde bir veda busesi olsun isterim sende ben gibi yan ömrüne hep ağla hep ağla bu benden son dua bu benden ayrılık hediyesi olsun)
Yusuf Hayaloğlu


Mystic@L 29 Nisan 2007 00:02

Acılar karartmışsa bile günlerin duvağını
düşürmüşse de ilkyazın tomurcuklarını fırtınalar
hayat kendini yeniden yaratan bir bahardır
verecektir en olgun meyvelerini mutlaka
yeter ki hüzünler sarartmasın yüzünü

Yak sevdanın çırasını türkülerle
barajını yıkan bir ırmak gibi katıl hayata
hüznün isyana dönsün artık
bitsin bezginliğin ölümcül suskunluğu
evde kalmış bir cinsellik değildir çünkü dünya

Ahmet Telli


Misafir 29 Nisan 2007 23:40

Iki yüzlü olduk buralarda biraz: Sokakta bize gelen geçen yabanci, how are you? diyerek selam verince sasirdik önceleri, nerden taniyor beni bu yahu dedik. Sonra ne yapmaciklar diye elestirdik ama Türkiye’ye dönünce nedir bu insanlarin surati, bir merhaba deseler dillerine mi yapisir demeyi ihmal etmedik. Isimlerimizi söylerken katlediyor Amerikalilar diye dem vurduk; ama senelerdir bir Iowa diyemedik dogru dürüst; one, van, won a döndüremedik bir türlü dilimizi. Anam babam, buralar çok medeni, uygarlik baska seymis, diye telefonlara sarildik önceleri; sonra Gandhi’nin What do you think of Western civilization? sorusuna verdigi cevap geldi aklimiza, oturduk agladik.
Benden gayri dursun Yunanli dedik senelerce; sonra Uzoya sarildik raki bulamadigimiz aksamlarda. Burada bize ikinci sinif insan muamelesi yapiyorlar diye sikayet ettik, sonra aklimiza geride biraktigimiz, kendi memleketinde 2.hatta 3. sinif muamelesi gören insanlarimiz geldi, sustuk. Es dost dügününde hadi kizim kalk biraz oyna diyen annelerimizi ben mi, hayatta! diye tersledik; sonra New York barlarinda masalara çikip göbek attik.
Tüketici haklari süper burada dedik; sonra kullandik, kullandik geri verdik aldiklarimizi. Türkiye’deyken, çaldigi yerden kosarcasina kaçtik; burada ise kadehleri kurunca sofraya koy bir Ibo, bir Müzeyyen abla dedik, demekle kalmadik hatta hepsini ezberleyip meze yaptik rakilarimiza. Amerikalilar kör, cahil, dünyadan haberleri yok diye dalga geçtik, ama bize sizler ermenileri katletmisiniz denince, yok biz onlari öldürmedik, onlar göç yolunda öldüler den baska bir sey diyemedik. Saglik sigortasinin pahaliligindan yakindik durmadan, belese getirmenin yollarini aradik, ama basimiza bir is gelse, 911′i arayabilmenin, acilden geri çevrilmeyecegimizi bilmenin rahatligiyla koyduk basimizi yastiga geceleri. Ingilizceyi sardik dilimize, kinandik aralara serpistirdigimiz Ingilizce kelime ve deyimler yüzünden; agiz dolusu Türkçe küfürler savurduk fütursuzca, sanki bu memleketteki tek Türk bizmisiz gibi, rezil olduk zaman zaman; agzimiza gözümüze bulastirdik hepsini.
Hepimiz baska umutlarla geldik buralara. Kimimiz zor atti kendini okyanusun bu yakasina, kimimiz ayaklarini sürüye sürüye indi JFK’ye. Hep özledik. Hem de Alex’in Lyonu, Vi’nin Pekini, Kavita’nin Bombayi özlediginden bir farkli özledik nedense. Kimimiz ince belli bardakta turistik Rize çayinin hasretini çekti, kimimiz anasinin dizinin, kimimiz Kas’in arnavut kaldirimli yollarinin, kimimiz döndürülmüs simit tasidi valizinde, kimimiz dolmalik biber -burdakiler kafam kadar, doldur doldur bitmiyor diyerekten-, en çok da Istanbul’u özledik. Raki-balik girdi nice geceler rüyalarimiza. Erie golüne, Atlas Okyanusuna, Meksika Körfezine döndük yüzümüzü, kapattik gözlerimizi, Kadiköy-Karaköy vapurunda Bogaz rüzgari yaliyor suratimizi diye hayal kurduk. Deli misin, napcaksin dönüp, millet kapagi oraya atmaya çalisiyor azarlariyla, anamizin babamizim kizim yetmedi mi artik? sitemleri arasinda bir gidip bir geldik, gidip-kalma planlari arasinda. Can Dündar’in dedigi gibi hep ufak bir isik görmek için baktik Türkiye’ye. Kimimiz gördü, ilk uçaga atladi..Kimimiz umudunu hepten kesti. Benim ise, yine Can Dündar’in dedigi gibi, bavullarim hep toplu duruyor; “bu ask burada biter ve ben çekip giderim” diyecegim gün için.


NiliM 30 Nisan 2007 11:45

GİTMEK İSTİYORDUN

Gitmek istiyordun, hadi git
bir daha bakma geri
beni unut
beni unut ki devleşsin aşkım
karşıma çıkma bir daha ne olur
dayanmaz kalbim buna
katlanamaz tekrar sana bakmaya
gözlerim bakmasın gözlerine
unutamayacağım bir an daha yaşatma bana
anıları tekrar yaşatma bana
kaldırmaz yüreğim
bir aşk çarpıntısını daha
bir daha akmasın gözyaşım
gerçek acılara saklasın kendini biraz da
biraz da dünya ağlasın bana
yeter benim ağladığım
hadi durma git artık
git ama şunu bil ki
bir daha sevmeyeceğim bir başkasını
seni sevdiğim gibi
ama bir daha bir başkası da kanatamayacak kalbimi
senin gibi
git ama şunu bil ki unutmayacağım seni
sen beni unuttukça ben daha iyi hatırlayacağım seni
sen mutlu oldukça daha çok hüzün basacak beni
olmayacaktı biliyordum zaten
sevemeyecektin beni
ben ona üzülüyordum be güzelim
sana değil
kaderimeydi isyanım sana değil
hadi durma git
git ama bil ki
senin için çarpacak bu çılgın yürek yaşadıkça


A.S.İ





Mystic@L 30 Nisan 2007 14:40

Beni hiç unutmayacaksan sev, usanmayacaksan sev.
Birlikte yaşayacağımız her dakika ömrümüzün bir yılına
bedel olmalı. O dakikaları, hatıraların sonsuz
mezarlığına gömeceksek hiç yaşamayalım.

Önce zamandan kurtullmalıyız öyleyse, önce
zamandan kurtulmalıyız. Birbirini yenilemeli saatlerimiz.
Yarın, bu günü aratmamalı. Yerçekiminden
kurtulurcasına aşmalıyız zamanı seninle.
O dost zamanı, o dostça zamanları.

Bana "gel" dediğin an; mesafeler de anlamını kaybetmeli.
Yolları dakikalarla, günleri kilometrelerle ölçmemeliyiz.
Beraberliğimiz, bütünlüğümüz hiç bitmemeli.
O hiç sönmeyen dostluk ateşinin çevresinde
hep böyle elele, dizdize olalım. Ne yağmur
söndürmeli o ateşi ne rüzgâr. Yüreklerimiz hep
böyle ışıl ışık olmalı alevlerinde.

Hadi sevdiğim, sen de aç yüreğini.
Bana kendinden bahset. Hep ben ol, durmadan
ben ol istiyorum. Dudaklarım kurudu bak!
Bir yudum su ver güzelliğinin pınarından.
Acıktım dersem iyiliğinle doyur beni. Üşüyorsam;
yalnız dostluğunun ateşinde ısınsın ellerim.

Benim olma demiyorum. Ama önce ben ol.
İnan, ben hep senin olacağım,
baştanbaşa sen olduğum için.

Aşkta kaybettiklerimizi dostlukla tamamlayalım.
Gel, aydınlık bizi bekliyor!

A.ERDAL KAYA


Sedef 21 30 Nisan 2007 14:42

Gidiyorsun öylemi?

Gidiyorsun öyle mi?
Gölgelerin rutubetli duvarlara elveda dememişken.
Sesinin sedaları halen o zindan odalarda duruyorken.
Sen gidiyorsun öyle mi?
Sen gidiyorsun;
Canımdan gidiyor can,
Dökülüyor kor taneleri semadan,
Ve bir ömür gidiyor ardına bakmadan...
Gidiyorsun öyle mi?
Beraber söylediğimiz türküler asılı kalmışken bir sazın tenhiliğinde.
Sevgi dolu bakışmalarımız oturmuşken bir köşede.
Sen gidiyorsun öyle mi?
Sen kaçıyorsun;
Geceden ay kaçıyor,
Yıldızlar dökülüyor,
Zifr-i ve safi karanlık zindanlara can giriyor.
Sen gidiyorsun öyle mi? ...
Sen bir ateş yakıp gidiyorsun;
İçimde bir yangın büyüyor,
Bir dağ patlıyor,
Denizde martılar ölüyor,
Yürek gidiyor.
Sen gidiyorsun öyle mi?
Sen küsmüşçesine gidiyorsun;
Alem küsüyor! ...
Yunuslar intihar ediyor,
Arşlar ağlıyor,
Sağanak sağanak içini döküyor,
Baharda yapraklar dökülüyor.
Sen suskunca gidiyorsun;
Alem susuyor! ...
Bülbüller ötmüyor,
Denizde yok tatlı dalga sesleri,
Dağlarda yok o melodiler huzur verici.
Sende mi simitçi sende mi? ...
Sen gidiyorsun öyle mi?
Bu yaşanmışlığın,bu sevdanın,
Bu canın,bu hayatın,
Kibritini çakıp gidiyorsun.
Bu yaşananları hiçe sayıp,
Hayatımı katil gibi vurup,
Küllerimi savurup,
Ardına yine bakmadan gidiyorsun.
Sen gidiyorsun öyle mi?
Gölgelerin rutubetli duvarlara elveda dememişken...
Sessin artık o zindan odalarda sevdalanmayı seçmişken...
Sen gidiyorsun.
Canımdan gidiyor can,
Dökülüyor kor taneleri semadan,
Bir sevda,bir hayat yanıyor;
Zalim olmuş bir zalimin ateşinde,
Ve bir yürek çalınıyor,vuruluyor acınmadan...
Sen sen gidiyorsun...
İbrahim Nazım Ülker


İbrahim Nazım Ülker |


Mystic@L 30 Nisan 2007 14:49

Kafesteki kuşun gözlerinden anlamalı,
Yalnızlığı, unutulmuşluğu, ıztırabı.
Babanın o buğulu sesinden anlamalı,
Sevmeyi, sadakatı, vefayı ve de cefayı.

Yağan yağmurun taneciklerinden anlamalı,
Dalgaların kayaları döğüşünden anlamalı,
Görmeli zaman zaman da ana ile babayı.
Solutmalı onlara da yudum yudum yaşamı.

Bir gün gelir de beni düşünerek ararsanız,
Resmime bakarken hatırlayıp ağlarsanız,
Yılda bir defacık olsun beni anarsanız,
Bilin ki canım kızlarım bu bana yeter.

Bir gün benim mezarıma rastlarsanız,
Bir de taşına bakıp adımı okursanız,
Üstüne küçücük bir kuru gül de koysanız,
Bilin ki canım kızlarım bu bana yeter.

Necdet Çobanlı


Mystic@L 30 Nisan 2007 21:28

Düşlerime girer bir denizaltı
Dağılır gider papatyam
Neye benzerse benzesin bu gemi
Beni yok edecek olduktan sonra
Neyi kollamakta olduğu önemli mi
İçimizde anlatılmadan kalan
Masalları sinsice dağıttı ya
Bundan sonra ne sevgi ona benden
Bundan sonra ne umut ondan bana

Düşlerime girer bir denizaltı
Eksik yazılmış şarkılar gibi
Sesi yankılanır kuşkularımda
Korkmakla küçülmüş mü oluyorum
Düşünüyorum düşünüyorum da
Yıkılmış kentler gibi kalıyorum
Bundan sonra ne inanç ona benden
Bundan sonra ne sevgi ondan bana

Avşar Temuçin


Mystic@L 1 Mayıs 2007 11:54

Aysunun elleri pek temizdi, ipektendi.
Gülleri okşayınca, güller bin bir hale girerlerdi.
Üzülürler sevinirler, özlerlerdi.
Dallarındaki dikenleri.
Aysundan uzak tutmak için.
Kanlı yaşlar dökerlerdi.

Aysunun gözleri alımlıydı, canlıydı.
Gözlere bakınca, gözler utanırlar, sıkılırlar.
Gizliden gizliye ağlarlardı.
Aysunun gözüne, ışık vurmasın diye.
Güneşe her gün isyan ederlerdi.
Açık kalırlarsa canalıcının kucağındayken.
Bilinirki aysunu göremeden gitmişti.

Aysunun teni yumuşaktı, sıcaktı.
Giysiler değince paklığına, titrerlerdi.
Kırışmasın isterler, hafiflerlerdi.
Aysunun aşıklarının eli tenine dokundukça.
Kirlendik diye çıkarılırlardı.

Cansız düşen bezler yeni yetmelere söylenir.
'Sefanız bir aşığın koynuna girene kadardır'.

Adem Özbay


Mystic@L 2 Mayıs 2007 23:30

Her sevda başlangıçtır bir yenisine
Öteki başkaldırır daha bitmeden biri
Biz isteyelim istemeyelim sürüp gider böylece.

Baksak ki unutmuşuz günün birinde her şeyi
Ne o sevdalar, ne ölümsüz sözler kalmış
Toplasak toplasak hepsini işte
Onca sevda bir sevdayı yaratmış
Döner durur başımızın üstünde
Gözlerden ağızlardan saçlardan
Ellerden omuzlardan yapılmış bir hâle.

Ve çınlar herbiri bir silahın yankısı gibi
Bir yaşam boyu biz tetiği çektikçe.

Edip Cansever


CyniX 3 Mayıs 2007 00:28

SON VEDA
bir sonbahar günüydü..
kiripiklerimden yağmur boşalıyordu
ve sen gidiyordun...
dağlıyordu her bir adımın
yüreğimini en gizli köşelerini..
sen.. bakmadan ardına
savrulan kuru yapraklar
estiriyordun üzerime..
yıkılıyordum her çiyneyişinde
ıslak yolları..
sen yüreğimin kurşunlandığını
bense sensiz geçecek günlerin sayısını bilemiyordum
ve sen..
büyük bir kararlılıkla
gidiordun sevdiğim..
yer ayağımdan kayıyor,
düşüyordum..
ve yağmur yağıyordu
ölü toprağı kokuyordu heryer
sen giderken...

ÖLÜYORDUM...


GÖRMÜYORDUN...


Mystic@L 3 Mayıs 2007 01:37

Kendisiyle barışık olmayanlara
söyledi Peyote: Yüreklerinden nehir
geçen insanlar var... hayat dolu
insanlar... Onlara gıpta edip, kendileri
gibi olmasını isteyenlerimiz var.
Onlar için uygun gördükleri tek şey,
siyah bir aynadır. Görebildikleri tek
şey budur, çünkü kördürler der
Peyote... Hayat dolu insanlara da bir
sözü vardır Peyotenin: Seni
anlamayanlara, seni çekemeyenlere,
kalbini kıranlara
şöyle bir gülümse... İçindeki çocuğa
sarılmak istediğinde Peyote ve onun
gibi dosların için
ne kadar değerli olduğunu hatırla...
Bir kitap al eline... Sayfaları arala... Ve
tekrar gülümse...

Aysema Arslan


Mystic@L 3 Mayıs 2007 23:39

Gönül çeşmesini tâ durulunca pâk...
Etmeye bir ömür yetmedi.
Güller ki neyden fazla inlerken,
Nemli gözlerle bir mâzi,
Ve tâlik yazılı çeşme
Nerdeydi?
Zemin denirdi, arz denirdi, sağlam
Ve sıkı basarken ona biz neden?
Serviler, kekik otlarıyla bir âlem,
O eski âlem neden kaydı?
Ölüm beklemezdi serviler gerçi,
Bilmem hangi hayal kırıklığı, yâhut
Hangi kederle müntehir onlar,
Kına giren kılıçlar misali,
Yeraltını süslemektedir şimdi.
Güller, yılanlar ve bütün
O eski âlem’in çocukları,
Semada ararken servileri.

Hüsrev Hatemi


Sedef 21 3 Mayıs 2007 23:47

Kal diyemedim

Neden gittin sanki o karanlik gecede, bilsen gidisinle seni hayati sayani boynu bükük biraktigini
Ardindan bakakalip belki geri gelir diye saatlerce öylesine yola baktigini
Elinden tek ümidini ve yasama gücünü alip onu cikmazlara saldigini
Sevdasi ugruna herseyden ve herkeslerden vazgecip birtek seni kalbinde sakladigini
Her an seninle birlikte nefes alip adini dilinde dua yaptigini
Her gece uyumayip avuc acip Allah´a sana kavusabilmek icin yalvardigini
Kal diyemedi sana belki yanan yüregi oysa icindeki atesi ele veriyordu yasli gözleri
Sana ne kadar ihtiyaci oldugunu anlatmaya yetmiyordu sözleri
Simsicak kollarinda tutunacagi dali bulmus yeniden sensizlige dogru gitmek istemiyordu dizleri
Yüzüne son kez dokundugunda incitmekten korkarcasina titriyordu elleri
Böyle bir sevda, böyle bir tutku bu sekilde sona ermemeli
Belki bu dünyada olmasada bambaska bir alemde kavusacaktir birgün mutlaka seven kalpler
Yarim kalmayacaktir bir hic ugruna sevgiler
Onlari ayirmaya gücü yetmeyecektir kalmayacaktir engeller
Iste seven gönlüm bunun yolu ölümden bile gecse seve seve sevdasinin izini sürer...


Melahat GÖZ


Misafir 4 Mayıs 2007 00:12

Ayrılık Değil

Gün ışığına söyle
Boğamaz içimin karanlığını,
Hep yağmurun sesine karışır,
Hüzün dolu bir şarkı.
Ve hep bir şeyler eksik kalır,
Sende ben,
Bende sen...
Umutsuzca özleriz birbirimizi....

Gün ışığına söyle

Seyhan Demiroğlu


Mystic@L 4 Mayıs 2007 17:47

şimdi yaz yağmuru yağıyor durmadan
gözyaşım gibi sessiz ve durmadan
sen seni kurtarmadan ve evini kurmadan
hem yedi günlük ölüyü bile koymadan
yaz yağmuru yağıyor şaşkın ve durmadan
deniz üzerine gelirken biraz daha doluyor
biraz daha gün yüzüne acı vuruyor
şimdi yaz yağmuru yağıyor durmadan

Ethem Vayvaylı


Mystic@L 5 Mayıs 2007 02:39

Her satırı
mendireğe dizili karabatağa benzeyen
bir mektup bırakarak
balıkçı koyundan
sisler içinde uzaklaşan kayık gibi
bir sabah usulca ayrıldın
koynumdan

Bütün yolcularını
boğaz köprüsünün çaldığı
araba vapurunun
boş seferleri
gibi yalnızca rüzgar
gezinir sensiz
yüreğimde

Durgun bir sudur aslında deniz
ki çocukların
acemi oltalarını denedikleri
kuytu bir iskelenin
tahtaları altına yazdığım
ayrılık şiirini okudukça
dalgalanır

Sunay Akın


CyniX 5 Mayıs 2007 05:55

sen git aşk bana kalsın
her gidişine ayrı anlam yüklüyorum.yapma allah aşkına; ya hep kal benimle söz etme gidişlerden ya da silinsin isminde cisminde. oynama benimle dengemi bozuyorsun. aşkı yaşayacak yürek bırakmıyorsun insanda, böyle değildin sen ne oldu sana. bittiyse heyecanın bileyim bende. seni çok seviyorum diye başlayan ve ama ile devam eden cümleleri duymaktan bıktım. seviyorsan seviyorsundur aması olmaz bu işin. üstelik. bir cümleden ama varsa bir önceki yargının bir hükmü yoktur artık.
seni çok seviyorum ama birlikte olmamız imkansız. ya ya imkansız diyebiliyorsan eğer sevmiyorsun dmektir. bahanelerin arkasına sığınma. insnların hayatına sorgusuz sualsiz girip darma dağan eden sonrada hiçbirşey söylemeden gitmeye çalışanlardan nefret ediyorum. böyle misin sende, gerçekten gitmek mi istiyorsun? yürekli ol birz hadi konuş söylemek istediğini söyle iki çift sözü haketmedimi bu aşk? yaşanılan bunca şeye hiç mi saygın yok. ah ben niye yanılıyorumhep, niye tam işte bu dediklerim sömürüyor aşkımı? biraz daha mı katı olmalıyım, biraz daha mı kapalı tutmalıyım kapılarımı? bazen bu dünyadan olmadığımı düşünüyorum. bu devrin kadını değilim. oyun çeviremiyorum, hesap yapamıyorum, bana ait olmayan kişiliklere bürünüp bir plan dahilinde hareket edemiyorum. insanız biliyorum hepimizin zaafları var hepimizi egolarımıza boyun eğebiliyoruz. yi de hep beni mi bulacak bunlar.
hiçbir kaygıya yer vermeden hiçbir hesabı dşünmeden açsaydın eğer bana yüreğini, ozaman görürdün bir aşkın nasıl bir efsaneye dönüşebileceğini. sen gözlerini kapıyorsun bir sen varsın başka hiç kimseye bakmıyorsun. herşey senin çevrende şekillenmeli her şey sana göre düzenlenmeli. beceremiyorum kusura bakma. şimdi gidiyorum.
aşk tam teslimiyet ister. kendini aşkın kollarına ya bırakırsın ya da bırakmazsın. bir yanım dışarda kalsın dediğin nokto da aşkı boğarsın , yok edersin o güzelim duyguyu. bu yüzden hep cesurların işidir aşk.
kaçışları, yalanları, aptalca oyunlar kabul etmez. aaşk saf duru insnları sever. kafasında bin bir tilki döneneler aşkı yaşayamaz, isteseler de yaşayamaz. arınmalısn. en saf duru halien dönmelisin ki yaşayabilesin aşkı. kısacası sevgilim sna göre değil bu iş. senin yolun açık olsun. hadi hadi git şimdi, git ki ben yaşayayım seni , ben seveyim seni. yokluğun beni boğuyor ama olsun bunu bilmek bile bana huzur veriyor.

bırak beni sevgilim bırak, bırak ki aşk yakışanda, aşk bende kalsın....


NiliM 5 Mayıs 2007 07:04

Ayrılık'ta Ömre dahil

okumam yazmam yok
doğrudan dolambaçsızdır düşüncelerim
Patika, aşındırılarak oluşturulmuş yolarım
üzerinden en az bin kez geçtim sevdanın

Kurgu değil, senaryo olmadi sevmelerim
Anlık heves, Günlük yalan olmadi düşler
Topuğuna hiç sıkılmadı acılarımın
Tükürdüm, Yalamak yakişmazdi, o nedenle sevdim hep seni

Tiryaki umutlaım
Tövbekar, ölümlü tüm hayallerim
İlkbahar Kış'ı unutturan mevsim
Sonbahar hep sensizlik

Düşene vur bir tekme'de sen
Gocunmasın yüreğin
Kasvetinde derin dondurucuda sakla
Pişir pişir yedir, Sevdik ya seni , bize hasret'i

Ahçı'ya zeval birde elçi'ye Kırılmadı gönül .............

Ne söylesen yalan dinlediklerin gibi .......... yazdıkların
Yaşadıkların, Görüp'te göz yumdukların bilipte inkar ettiklerin
Hepsi yekün'de sen Tuttu güzelim...........

M.K. Versac


Mystic@L 5 Mayıs 2007 14:08

Yaralı bayramlar geçti
Mevsimler, bütün anlamlarıyla
Yüreğin koyu yerinde birikenler
Kendi takvimleriyle gelip geçtiler
Gelip geçti şehirler ve ölüler
Unutmadık
Topraktan çobanyıldızına değin
Hey yer
Her şey
Mümkündü
Nazım kadar coşkulu
Aragon kadar aşık
Lorca kadar yaralıydık
Unutmadık
Orada bir coğrafya yağmalanıyor
Orada gazetelerin ofset baskısı
Orada yeniden yazıyorlar 835 satır
Ve umudunu kaybetmeyen şehirler
Gökyüzünün karanlık kefeniyle örttük
Yıldızların delik deşık ettiği ölüleriz
Adsız ölüleriz
Adları bir coğrafya ile yan yana yazılan
Gövdelerinizi unutmadık, unutmadık hiçbirinizi
Savaşlar ve pazarlar çağıydı
Aynı silahlardı kullandığımız
Aynı çarşılar aynı kandı
Sevgiye ve kurşuna açılmayan yüreklerden geçtik
Pusu yataklarından, dağılmış bahçelerden
Viran tarihten
Uykuları çevik, namlularını oğulları gibi seven
Çocuklar gibi küsüp
Kırda gelincikler gibi gülümseyen
Musademe çocuklarını gördük
Geçip gidiyorlardı
Tarihin en uzun gecesinden
Pazarlarda aynı kan
Aynı paranın değiş tokuşunda
Karanlık çarşılar
Aynı kanlı tarih her defasında
Bir biz kaldık bu kadar içindeyken hayatın
Ölüme yakın duran
Bir de on binlerin korosunda haykıran
Intifada intifada intifada
İki güzelliğimiz vardı bizim
Ufkumuzdan inen
Ve bir daha geri dönmeyen iki güzelliğimiz
Birini kurşunlar, ötekini ofset baskılı resimler aldı
Otuz üç kurşun sıkıldı her birimize
Kutuplar kadar uzak, baba ocağı kadar yakın
Doğunun gündüz ve gecelerinde
Otuz üç yıldız
Hala ışığınıi gönderiyor bize
Birkaç çakmaktaşı cebimde gezdirdiğim
Birkaç karanfil
Yol için ipek, uyku için maya
Kalbiniz için
Kara bir yemin gibi çırılçıplak
Kelimeler getirdim
Kaybolmuş yüzyılların vatanında
Ölümün erken takibe aldığıi çocuklar
Dağlarda değilim sizinle birlik
Yalnızca mataranıza su vermeye geldim
Nazım kadar coşkulu
Aragon kadar aşık
Lorca kadar yaralı
Serap ile hakikat arası
Çağın aşamadığıi uçurumlarda
Gider gelirim gider gelirim
Efsanelerin çeşitlendiği yol ağızlarındaki büyük kamaşma
Anda gizlenen zaman
Ateşin avesta dili
Bitkiler, otlar, kökler
Dağlanmış dil, narin rengi
On binlerin dönüştüğü uğuldarken
Doğunun yeni defteri
Topraktan çobanyıldızına değin
Her yer her şey karanlık bir pusuda
Yazının, tekerleğin, tarihin
Ilk çocuklarından
Ey büyük mezopotamya
Iki bin yıllık gece
Dön geri bak
Kardeşlerim ölüyor kalbimin doğusunda

Murathan Mungan


Pollyanna 5 Mayıs 2007 16:26

Ah Şu Gitmeler
Ahh şu gitmelerÂ…
Bazen koşa koşa
Hatta içindeki heyecan, sevinçle
Ayaklar yerden kesilircesine,
Kanatlanıp uçar gidersin.
Gidilecek yoldaki gÜzellikleri,
Yaşanılacak mutlulukları bilir, gidersin.
Ama, maalesef ki bazen deÂ…
Hani ayakları geri geri gider ya insanınÂ…
Defalarca dönÜp arkana bakarsın
Bu mutluluk bırakılır mı dersin
DÜnya dönmese, zaman dursa
Böylece kalsam
Doymadım, doyamadımÂ…
Daha yaşanılacak onca gÜzellik varken
Bu gidiş niye der; isyan edersin
Nafile, gidersinÂ…
Gidersin ama,
Giden sadece bedendir
Ruhun kalır oracıkta
Geride kalanların, her dara dÜştÜklerinde,
Bir umut ışığı yakacaktır
Karanlık gecelerini aydınlatacaktır zaman zaman
Yaşanılacak yarınlara inat savaş başlamıştır
İçindeki umutla savaşır dönÜş için.
Her gidişin bir dönÜşÜ vardır elbet
Gidilen yol bir avuç kara toprak olmazsaÂ…
Beden de dönecektir ruhuna
Doyasıya umutlarını, gÜlÜşlerini yaşamak,
Yarım kalan mutluluğu tamamlamak için


Sedef 21 5 Mayıs 2007 16:45

Kal

Gün soldu, vakit geç, gitme bırak, kal
Omuzlarında şal, başında örtü,
Odamda hülyalı bir akşam üstü
Gölgeler içinde renk ve dudak kal.

Gidersen sana da kırılacak, kal
-Gönlüm ki, böyle her gidene küstü-
Ve deme “buradan bir akşam üstü
“Giderken ardımda hıçkırarak, kal!”

Madem, günlerimiz, sevgilim, kısa,
Gümüşlü sabahlar, altın akşamlar,
Soluk bir gül ıtrı gibiyken bahar...


the_pretty 5 Mayıs 2007 16:53

http://img402.imageshack.us/img402/586/6327776985893172471bwnmyo6.gif
Ben Yokum...!!!!!!!!!


Güzellik bu denli ucuzsa
ve bu denli çirkinse yaşamak
nankörse emek
çıkarsa her kapının anahtarı
ben yokum.


ben yokum
bir gecelik ilişkiler kadar değersizse aşk
parayla ölçülüyorsa dostluklar
ihanetler, savaşlar, karanlıklar üzmüyorsa
ve utandırmıyorsa yoksulluklar
ben yokum


erdem bu denli küçükse
ve bu denli büyükse yalan
hayaller yoksa
umutlar yoksa
çiçek açmıyorsa sevda bahçeleri
özlemi anlatmıyorsa karanfil
ben yokum


varsın sizin olsun
marklar, arabalar, dolarlar
sizin olsun, konfor lüks
şan, şöhret, mevki


bana bir dilim şiir
bir nebze sevgi yeter


yeter
bir içten gülüş
bir tutam düş
ve güneşin yedi rengi


Mystic@L 5 Mayıs 2007 23:20

Öyle dalgalıydı ki saçların...
Bir damla yağmur düşse, hemen yolunu kaybeder
O dalga, bu dalga ha babam dolaşırdı
Sonra yorgun başını bir köşeye yasladığında
Aklından hiçbir şey geçirmezkesizin
Masum uykulara dalardı...

Öyle hırçındı, öyle dalgalıydıki saçların
Bir anda alabora ederdi ellerimi
Koştukça koşardım, dalgaların yamaçlarına
Bir kez daha kaybolurdu damla
Şöyle bir karıştıracak olsam denizi
Fırtınalar kopardı baktığım yerden
O zaman batık gemiler çıkardı su üstüne
Ve yağmur yağardı hepsinin içinde

Öyle dalgalıydı, öyle bir dalgalanırdı ki saçların
Tuz ve kum kokusu birbirine karışırdı
Çölde mi yoksa denizde mi kaybolur bilemezdi damla
Ben de bilemezdim işte, yüreğime sığınırdım anca
İçimizi bir kalmak endişesidir alıp giderdi
Saçlarının örgüsünü açsan uçurumlara varacaktık oysa

Ne uykum kalmıştı benim, ne uyanışım
Ne vakit yastığa düşse başım
Öyle bir dalgalanırdı ki saçların
İçimde ne var ne yok hepsini
Hem de ellerimi alabora ederdi
Nasıl da korkardı denizler senden
Yüzü gülerdi ya limanların
Kanaya kanaya akardı yağmur
Balıklar pullarını kayalıklara bırakır
Martılar çığlık çığlığa kaçışırdı

Bir fırtına kopacak olsa, suları ürküterek
Ben hep kasırgaları özlerdim
Neden bilmem severdim, dalgalara karışmayı
Ama sen çok mu usandın benden bilmem
Bir yaz gecesizdi, kestirdin saçlarını

Oysa ne güzel yağmurlar birikirdi saçlarına
Yosun kokardın sen ne yapsan
Hem de balıklar kayıp giderdi
Tuzlu kayalıkların arasından

Oysa ne zaman saçlarını tarasam
Kırık mısralar dökülürde omuzlarına
Güneş sızardı, sözlerin araladığı dudaklardan
Bilsen ne çok sözcük biriktirmiştim ben
Ne çok yol vardı da, uzar giderdi içimde
Seni bulsam galgalarını okşardım
Ama hiç geçit vermezdi ki saçların
Anca kıyıları hırpalardın

Öyle bir dalgalıydı
Öyle bir dalgalanırdı ki saçların!...

Özlem Sezer


Mystic@L 6 Mayıs 2007 03:45

yollar da giderek uzaklaşır... giderek uzaklaşır
******ler terli kasıklarıyla sabaha uğurlanır
kuşlar inkar edilir, gökyüzü yağmalanır
ben büyürüm bu kederle kalbim uslanır...
*
ağla sömürgem! ağla ve kucakla kumral delikanlını
buralarda çatılmış bir tüfeğim böğrümde taflan kalır
şimdi kızılay'da oturmuşum hasretin kancasında
geçer zaman, geçer yıllar, günlere bir yeni hazan kalır
*
ağla sömürgem... sen hep mağlup bir ağlayışta
ben uzak susarım bu mağlubiyet için hep anlayışta
çöpçüler bu geceyi de *** edip süpürdüler
ben ise haber değeri bile olmayan bir haykırışta
özleminle hala bir yakarışta...
*
ağla! ben de ağlarım gözyaşlarım özlemine az kalır
buralarda nem var! nem varsa sende kalır
daha çağırırken beni
anı bile kalmaya tenezzül etmeyen o dağ dorukları
sömürgem yaslar durur sesime kırgın ayrılıkları...
*
gittim
ve yittim!
oralarda usul usul talazlanan nehirlerde yaz kalır
yaslarım günleri yüzüme gözyaşım beyaz kalır
burada yıllar küfürle uğurlanır
ben büyürüm içimdeki haylaz çocukla

Yılmaz Odabaşı


NiliM 6 Mayıs 2007 09:13

Gitmek VeYa Gitmek

Bazen de bilmek lazım
Gitmeği
Veya kalmayı…
İstenmiyorsan gideceksin
Bir daha görünmemek üzere…
İstendiğini bildiğinde ise kalacaksın,
Ucunda ölümün olduğunu bile bile
Ben hep ölümüm pahasına
İstenmeği isterdim…
Ama olmuyormuş benim istemimle
Asıl istek karşıdan gelmeli
Gelmiyorsa karşıdan istek,
Fazla da yormamak gerek kendini
--ve karşıyı
Bana eyvallah karşıdaki sevgili
Seni sana emanet ederek,
Seni sana bırakarak,
Gözüm sende kalarak gidiyorum…
Unutma ki senden alacağım var.
Sendeki alacağım sadece
Yüreğimin kira bedelidir.
Sendeki alacağım
Sevgimin ödenemez ücretidir
Hoşçakal…
Hoşçakal ve kendine çok ama çok iyi bak…
Unutulmayacak sevgili…

Orhan Çapan


Mystic@L 7 Mayıs 2007 01:51

nasıl var olduysanız öyle kayboldulardı
bir yazın tiniyle bir güzün bedeni
hem birleşti hem de ayrıldı sizde
şair! Gördünüz kimbilir kaç aşkın battığını
o derin sulara kapılmış şiirlerinizde..
Nedeni, ne kayalar ne fırtınalardı:

kultulardı, geçip gittiler sözlerimizden
geriye sadece kuytular kaldı

Hilmi Yavuz


Mystic@L 7 Mayıs 2007 12:13

Ne kadar isterdim,
Günler, haftalar dolusu sevinçlerim olsun
Bulutlar dolusu yağmurum
Çiçek tazeliğinde güneşim, kokum...
Avunurdum çocuklar gibi
Sıcak bir gülüşünle
Herkesleri oynardım deliler gibi,
Herkesler memnun
Bir kendimi oynayamazdım,
Yitiririm korkusundan büyüsünü gözlerinin.


Hamdi Topçu


Misafir 7 Mayıs 2007 12:43

Gitmek Hayat Getirecek

Kör bağın kuru gül kokusunu taşıyor hava
Gözlerim kapıda
Nedensizliğin ertelediği çöküntü
bilincime duyuruyor küf hükmünü
Bir çocuk gibi koşarken düşünce
istemeden saplıyor keskin bıçağı sevince

Aslında bildiğim onun da bildiği
sır gidişlerin arsızı değil yolcu
Öyle yazıldığı için belki
antik serüvenlerin sonucu
tutsak kıldık düşsel söze gerçeği

Gitmek hayat getirecek
yenik düşerek kalmak ölüm
Her geri döndüğünde avluda
öylesine sevişmek zulüm

Kutsal ilişki var oluşuna yoldaş arar
yanıtı geciktirilmiş sorularda
Hüküm dinlemez kayıp giden yıldızlar
aşk sorgulanmamalıdır asla

Arka odada ölesiye susar
günü sonlayacak intihar
Yüreğim kapıda

Babür Pınar


Mystic@L 7 Mayıs 2007 14:56

Nedir bu geceyle gelen birsam?
Duyuyorum serzenislerini.
Karanlikta agzinin yerini
Ariyor deli gibi hafizam.

"Yaniyor unutulmus buhurdan
Yine gecenin icinde sesiz"
Hatiralarla kabaran deniz,
Doluyor ruhun oluklarindan

Isik yagiyor dogan geceden;
Nasil dirilis bu, neden sonra?
Bu ruya gibi geceden sonra
Gidecek mi o maziden gelen?

Seziyorum senelerce susan
Ruhumda taptaze bir gerinis.
Sonuna vardigim colden genis
Ayaklarima acilan umman.

Butun mevsimlerimin ustune
Geriliyor bembeyaz bir kanat.
Gelip durdu artik iste hayat
Bana hep onu vadeden gune.

Artik ebedi huzur deminin
Icebilirim sirli tasindan
Girmek uzereyim dar kapisindan
O eski ruyalar aleminin.

Orhan Veli



Saat: 08:45

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık