![]() |
Gülüm Yıl 1979.bursa iktisadi ve ticari ilimler akademisi iktisat bölümü 1.sınıf öğrencisiyim. Kastamonu’da bir köy Okulu’ndan sonra Göl Öğretmen Lisesi’nde altı yıl yatılı olarak okudum. köy hayatını bilirsiniz.çocukluk yıllarım kışları okul,yazları ise hayvan otlatmakla geçti.babamın öğretmen olması dolayısıyla mıdır bilemiyorum,biraz farklıydım diğer köy çocuklarından ben.küçük cep radyosu hep yanımdaydı.radyo oyunlarını dinlerdim.arkası yarın diye bir kuşak vardı,şimdiki TV dizileri gibi hiç kaçırmazdım.şarkılar,türküler dinlerdim.dışarıdaki dünyayı radyodan öğreniyordum diyebilirim. öğretmen lisesi yıllarında,sinemayla tanıştım.okulumuzun sinema salonu vardı ve sadece cuma,cumartesi akşamları film gelirdi.çoğunlukla da yerli filmler oynardı. okulumuzda kız öğrenci sayısı oldukça azdı.bütün yatılı öğrenciler erkekti.sadece okul görevlilerinin kızları ve civar köylerden bir kaç kız öğrenci vardı o kadar.yaklaşık bin öğrencinin okuduğu bir okulda 15-20 kadar. bu yüzden kızlar benim için ,sanki yaşadığımız dünyadan birileri değildi.radyodan dinlediğim oyunlarda,izlediğim filmlerde,okuduğum romanlarda hep sevdiği için acı çekenler vardı.Leyla ile Mecnun,Kerem ile Aslı,Ferhat ile şirin gibi halk hikayelerinde bile böyleydi bu.yerli filmlerde de sonu mutlu biten bir aşk hikayesine rastlamadım ben. O dönemlerde şiirler,küçük hikayeler yazmaya başladım.bir köy çocuğuydum ve yerli filmlerin bende oluşturduğu düşünce,şuydu : sevgi benden hep uzak kalacaktı.sevilmek için zengin olmak gerekti. bu olası mıydı?hayır.o halde kendi içimde yaşamalıydım sevgilerimi.şiirlerde yaşamalıydım.hep defterlerimde sevdim ben,orada söyledim hissettiklerimi,istediğim yanıtları da orada alabildim rahatça.çölleri rahatça aştım,dağları kolayca deldim. Ta ki ona rastlayıncaya kadar.üniversitedeki ilk günlerimden biriydi.Sınıfta bir taraftan hocayı dinliyor,bir taraftan da yanımdan hiç ayırmadığım şiir defterine bir şeyler karalıyordum. birden omzuma bir el dokundu. -affedersiniz şiir mi yazıyorsunuz. döndüm.radyo oyunları sustu,filmler koptu.ilk gördüğüm uzun, siyah saçlar ve onların arasında bir yüz..hayalimde bile oluşturamayacağım,anlamlı..insana hafif bir yağmurdan sonraki bir bahar günü huzurunu veren bir yüz. -‘evet’ dedim usulca. -okuyabilir miyim defterimi uzattım.okumaya başladı.ellerindeki yüreğimdi.ondan sonraki günlerde ben yazıyordum..o okuyordu.o okuyordu ben yazıyordum.yüreğim sanki defterlerden çıkacağı günü beklemişti ,coştukça coşuyordu. olacakları bilseydi hiç çıkar mıydı defterlerin arasından? günler geçtikçe arkadaşlar çoğaldı.bu arada aynı sınıftan bir arkadaşın onunla ilgilendiği haberini almıştım.benim onunla şiir dostluğumu bilen ortak arkadaşlarımız değişik haberler getirip duruyorlardı. -duydun mu?bu gün pastanede buluşmuşlar. dünyam kararıyordu.defterlerimin sayfaları sararıyordu.şiirler ağlıyordu.okula gitmemeye başladım.bu günlerde bazen şiir defterlerimle birlikte,ders notlarını da alıyor,derste aldığı notları bana da yazabileceğini söylüyordu. dedikodu muydu hala bilmiyorum,ama ortalıkta hep onunla,onu sevdiği söylenen diğer arkadaşla ilgili haberler dolaşıp duruyordu.bu dönem zarfında ben de sadece bir kez duygularımı açabildim.çok zor ve çok kısa oldu tabi ki. -arkadaşız ve böyle kalalım gibi yanıtları anımsıyorum sadece. okulmuş,dersmiş,hayatmış her şey bitti.her gün odama kapanıyorum,bir kaç şişe bira..biraz leblebi...şarkılar...sigara dumanları ve şiir defterlerim. epeyce bir süre devam etti bu böyle.bir sabah kalktığımda ev arkadaşlarımdan biri saçlarıma bakıp duruyor. -ne var dedim. -saçların gitmiş dedi. aynaya koştum.saçlarımın arasında aşağı yukarı altı-yedi santimetre çapında bir alan dökülmüş gitmişti. o gün arkadaşlardan borç para aldım,koşa koşa bir doktora gittim. doktorun ilk sorduğu soru: -öğrenci misin?aşık mısın oldu. -her ikisi de diye yanıtladım. -saçkıran olmuşsun sen dedi.iki türlüsü vardır bunun.birincisi üzüntü ve sıkıntıdan,diğeri de mikrobik.seninki üzüntü ve sıkıntıdan olmuş. bir kaç ilaç yazdı.ilaçları aldım ve eve gittim.ilaçların yanında bir kaç şişe de bira.ilaçları kullanmaya başladım,ama suyla değil birayla içiyorum. bir iki gün geçti böyle.bir akşam yine ilaçlarımı içiyorum.dışarıda hafif yağan bir yağmur...hava karardı kararacak. bir elimde sigara,bir elimde haplar..bira şişesi hazır.ilaçlarımı banyoda içiyorum çoğunlukla.bir taraftan da saçlarıma bakıyorum çünkü. hapları ağzıma doğru götürürken,beynimde birden bire şimşekler çakmaya başladı.biraları lavaboya dökmemle birlikte,ağzımı musluğa dayadım...içtim.. içtim suyu. sokağa fırladım sonra.yağmur,soğuk ve karanlık.yürüyorum hızlı ..hızlı. yürürken düşünüyorum...evden çıkıp caddeye ulaşıncaya kadar 100 metre kadar bir mesafe var.o mesafede 18 yılı yeniden yaşadım sanki.bir roman aktı gitti yüz metrede.annem,babam,çocukluğum.. köyüm,radyo oyunları,filmler,şarkılar ,türküler... sevmek bu olmamalıydı herhalde.ben sevgilerimi,bir tutam saçın dibine onları kurutsun diye mi dökmeliydim.ben anamın,babamın umutlarını şişelerde mi bitirmeliydim. Caddeye çıktığımda birden onu gördüm. ***** Aradan 26 yıl geçti.şu anda onu gördüğüm andan sonra, o güne ait (ama sadece o güne)hiç bir şey anımsayamıyorum.konuştum mu?konuşmadım mı? konuştuysam neler söyledim,bilemiyorum. ****** Sonraki günlerde normal yaşantıma döndüm.şiir defterime sarıldım yeniden.o günlerde onun için son şiirimi yazdım.adı: gülüm’dü ve: ‘ben kalmışım sensiz bir şey mi ki gülüm.’ diye bitiyordu.bu benim direnişimdi bir bakıma. onunla bir daha hiç konuşmadık bile diyebilirim.yalnızca bu olaydan iki yıl sonra bir gün,teneffüste sınıfa girdiğimde elinde bir ders kitabının arasına koyduğu,başka bir şeyi okuduğunu gördüm. O BENİM ŞİİR DEFTERİMDİ. |
HİÇ HAYALLERİNİZDEN SIFIR ALDINIZ MI.....! » HİÇ HAYALLERİNİZDEN SIFIR ALDINIZ MI Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışta koşarak atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin genç oğluna kadar uzanır. Babasının işi nedeniyle çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı. Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası.. Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi. Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir "0" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı. "Neden "0" aldım?" diye merakla sordu hocasına, çocuk.. "Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal" dedi, hocası.. "Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız" ve ekledi: "Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm." Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı. "Oğlum" dedi babası "Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!." Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına.. "Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin" dedi.. "Ben de hayallerimi.."..... O orta 2 öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde çerçevelenmiş olarak asılı. Öykünün en can alıcı yanı şu: Aynı öğretmen, geçen yaz 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi. Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine "Bak" dedi, "Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken, hayal hırsızıydım. O yıllarda öğrencilerimden pek çok hayal çaldım. Allah' tan ki, sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın." |
BEN BİR MELEĞE AŞIK OLDUM Ben Bir Meleğe Aşık Oldum Kader ızdırap ağını ömrüme örer gibi,mutluluk senin neyine, aşk senin neyine gerek be Yavuz Emre derdim kendi kendime.Şu dünyada ne sevenim nede sevilenim var, yalnız geceler bana oldu yar, gözlerim uykusuz, dudaklarım susuz, ellerim boş, gönlüm ezelden sarhoş. Dertlerim kör bir kuyu, dost bildiklerimin kötü huyu, herkesin gönlü karalı, benim kalbim yaralı. Haykırıyorum, uzatıyorum ellerimi, duyan yok sesimi, boğuluyorum kaldım nefessiz, gömülüyorum, ölüyorum kefensiz. Sevgi satılık, saygı satılık, aşk satılık, can satılık, kuyuda üstüme kum attılar, her yer oldu bataklık.Ve öldüm.Gelen yok mezarımın başına, çekilen bu dertler, acılar, kederler boşuna. Ama bazılarının da gidiyor hoşuna. Ama bir gün geldi, önce serin güzel bir yağmur yağdı. İçim ferahladı, ardından güneş çıktı, toprağım canlandı, bir filiz verdi toprağım, bu filiz zamanla büyüdü ve tüm toprağımı, tüm bedenimi sardı,eşsiz bir kokusu ve güzelliği vardı.Toprakta çürümeye terkedilmiş kalbimi sardı bu koku ve güzellik. Derken gözlerim açıldı. Kalbim çalışmaya başladı, bedenim yeniden canlandı. Ve artık tüm kokuyu, tüm güzelliği bedenimin her noktasında hissetmeye başladım. Ardından bir ses duydum, beni çağırıyordu, sese doğru yöneldim ve bana sesleneni gördüm. Nuruyla gözlerim kamaştı, gözleriyle kalbim hızla çarpmaya başladı, sesiyle içim ısındı. Bu tek bir şey olabilirdi. Yüce Allah’ım bu bir melekti. Birden gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Bunu gören melek yanıma gelip ağlama, artık acılar yok, artık yalanlar yok. Bu fani dünyada ben varım artık yanında dedi. İşte o an ben bir meleğe aşık oldum. Beni dirilten, beni baştan yaratan, bana güç veren, bana değer veren meleğe. Yani sana Aşık oldum |
Resim Bir zamanlar bir köyde mavi gözlü, sarı saçlı ve çok güzel bir kız yaşarmış. Bu kız hayata olan bağımlılığıyla bütün köyün sevgisini kazanmış. Bu kızın resime karşı büyük bir ilgisi varmış ve şehire resim okuluna gitmiş. Okuldan mezun olduktan sonra bu kız bir resme başlamış ama yaptığı resmi kimseye göstermemiş. Birgün bu kız merdivenlerden düşmüş ve ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmış ama kız yolda ölmüş. Annesi de kızının gözlerini bir kuruma bağışlamış. İki hafta sonra kadının evine bir genç gelmiş. Bu genç kızın gözleri ile dünyayı yeniden görmeye başladığını söylemiş ve kadına çok teşekkür etmiş. Kadının o anda aklına kızının yaptığı resim gelmiş. Kızının odasından resmi aldığında büyük bir sürprizle karşılaşmış... Kızın yaptığı portre aynı gelen çocuğa benziyormuş yalnız kızın resimde tek tamamlamadığı yer gözleriymiş.. |
Gümüş Balığı Zamanlardan bir zaman küçük bir kıyı kasabasında genç bir balıkçı yaşarmış. En büyük hayali senelerden beri kimsenin göremediği ama dillerde efsane olmuş gümüş balığını yakalayabilmekmiş. Çok parlak, upuzun kuyruklu bir balıkmış bu gümüş balığı. Her gün daha güneş doğmadan küçük sandalıyla denize çıkar, gece hava kararana kadar da dönmezmiş. Bu gence sevdalı bir kız varmış. Kız her sabah kimseye görünmeden sessizce genç balıkçının gidişini izler, akşam da dönmesini beklermiş. Balıkçıysa o kadar çok istiyormuş ki gümüş balığını kızın farkında bile değilmiş. Günler böyle akıp gidiyor, kızın aşkıysa kalbinde büyüyüp duruyormuş. Bu aşk artık acı veriyormuş genç kıza. Bir gece yatağında doğrulup dua etmeye başlamış. "Ne olurdu sanki gümüş balığı kadar değerim olsa gözünde, onu özlediği gibi özelese, onu beklediği gibi beklese, onu aradığı gibi arasa, onu sevdiği gibi sevse beni Tanrım".... Ve uyumuş. Gün doğmadan hergün yaptığı gibi gizlice balıkçıyı uğurlamaya gitmiş. O gün çok güçlü bir fırtına varmış. Hiçkimse balık için denize çıkmazken, genç adam tutkusuna yenilerek küçük sandalıyla açılmaya başlamış. Genç kız, "Madem" diye düşünmüş, "Madem benim aşkımı gözün bile görmezken, o balık için ölümü göze alabiliyorsun, bende kendi aşkımı denizlere gömüyorum"... Kendini denize atmış ve ölümü beklemeye başlamış. Ama ölmüyormuş. Anlayamamış önce, suyun altında nasıl nefes alabildiğine aklı ermemiş. Birden geriye doğru baktığında, upuzun, pasparlak kuyruğunu görmüş. İnanamıyormuş... Durmamış, hemen genç balıkçının teknesini bulmaya onu kurtarmaya gitmiş. Ama artık çok geçmiş. Balıkçının küçük sandalından geriye parça bile kalmamış. Cansız bedeni dalgalar arasında sallanıp duruyormuş. Upuzun pasparlak kuyruğunu göstererek boşu boşuna seslenmiş cansız bedene, "bak işte, istediğin gibi oldum, artık gör beni" Genç kız gözyaşları içinde sevdiğine ilk ve son kez sarılmış. "Hayalini kurduğun şey gözlerini okadar kör etmişti ki, aslında yıllardır aradığının ben olduğunu hiç bilemedin...." |
Ruhum Sana Teslim Bu falda çıkmıyor bu sevdada bitmiyor yakamı bırakmıyor senin benimle olman kışın ortasında yazdan kalma bir günde denize girmek olsa gerek karşına çıkamaz oldum içimdeki his bana aşık oldun diyor ama öyle değil işte biraz yardım etsen bana ellerimden tutup denizden çıkarıp yanına alsan bu yalnızlık korkusunu daha yenemedim alıştım hep yanımda sen olunca yine seni bekleyeyim mi çamlık parkında yada o hep gittiğimiz sahildeki bankta sen yine omzuma başına koyup uyu ben ise özlediğim yüzüne bakayım sana gelirken çok sevdiğin o pastadan alıyım üzerine de gelin damat olsun yağmur altında o köşe başında seninle konuşmak için bekleyeyim marketten dönerken torbalarını taşıyıp hasret kaldığım gözlerine bakayım sana masal anlatayım aşk bahçesi o bahçede bir tek sen eksinsin çamların altında duran bir evim bile var ama sen yoksun geri dönersin diye bekledim ama sen gelmez oldun bu mevsimde bekledim seni ama takvim yaprakları biter oldu bu mevsimde yapraklardan silindi ama gelmedin belki öbür mevsim kuşlarla dönersin seni nerede bekleyeyim.aslında bilmediğim bir şeyi senin önüne serdim: Ruhumu sana teslim ettim yine gelmedin bedenimi de versem de gelmez misin? |
Yağmur Saçlı Kız Yağmur saçlı Kız unutma! bir tek seni sevdim ben, bir tek seni özledim ... Sen benim ilham kaynağımdın, sevinç tomurcuğum, sevgi çağlayanım, hayat pınarımdın bir zamanlar... Bir zamanlar saçların bahçemin nazlı çiçeğiydi her dokundukça yeşeren, okşadıkça kokulu güller açan; doyamazdım bakmaya, dokunmaya kıyamazdım... Ellerimi tuttuğunda tanımsız bir sevinç kaplardı içimin denizlerini; gökyüzü benim olurdu, yeryüzü benim... Yaşamak bir rüyaydı seninle Yağmur saçlı kız, en güzel rüya sendin. İlkbaharda gökkuşağım olurdun, yazmevsiminde yağmurum, sonbaharda rüzgarım, kışmevsiminde fırtınam olurdun, her halini severdim senin... Seni görmediğim gün bir şeyler eksik gelirdi bana, yabancı kalırdım hayata. Hüzünlü ırmak kuşları gibi bekler dururdum bir kıyıda, sen gelir geçersin diye... Ne güzeldi özlemin çiçeklerinde yağmur yağmur gülüşün, geçişin her sabah gülümseyerek kapımızın önünde; rüzgarın saçlarına vuruşu, fistanının savruluşu rüzgarda ne güzeldi... Yazyağmurum olur ıslatırdın beni, güzgüneşim olur ısıtırdın. Düştüğüm her kuyuda gözlerindeki sevdalı imgeye tutunup çıkardım yeniden yeryüzüne, kirpiklerinde dinlenirdi ruhum... Beyazlar içinde gelirdin her gelişinde, nazlı utangaç bir gülüş olurdu dudağında, yanağında dağ gülleri; nefesinde serin serin sevgi olurdu. Yasemin kokulu bir sevinçle süslenirdi gönlümüz, ay kokardı bakışların, oturup saatlerce yıldızları seyrederdik... Şimdi geride kalan zaman dilimlerinde kare kare mutluluklar geçiyor gözlerimin önünde, korkular, tehtitler geçiyor... Ne zaman seninle buluşsak çabuk geçerdi zaman, kırmak isterdim dünyadaki bütün saatleri, zincire vurmak isterdim... Korka korka buluşurduk kuytu yerlerde, sarılıp dururduk biribirimize, sadece gözlerimiz konuşurdu. Sonra ayrılırdık istemeye istemeye. Sorguya çekerlerdi seni, döverdi kardeşlerin, elimden bir şey gelmezdi. Gözyaşların gücüme giderdi, oturup ağlardım senin yerine... Unutma! Bir tek seni sevdim ben, bir tek seni özledim bahar gülüşlüm... Şimdi buluştuğumuz yerden ne zaman geçsem içim burkulur, gözlerim durup durup dolar. Her esen yelde, yağan yağmurda, çağlayan ırmakta, uğuldayan ormanda senin kokunu duyarım çünkü... Anladım ki, bütün iççekişler sevgililerine kavuşmayan sevdalıların hüzünlü gözlerinden gelirmiş, yaşamın kıyısında kırılmış tomurcuklardan... Şimdi acılar simsiyah bir sarmaşık esrarıyla büyüyor bedenimde her gece, inciterek sarıyor yüreğimin yalnızlığını... Yokluğun bir rüzgardır şimdi eser gönlümün soğuk duvarlarına her gece. Gözyaşlarım yağmurlara karışır, yağmurlar gözyaşlarıma, düşer damla damla yitirilmiş sevda közlerine... Özlem tek yönlü uzun bir yol işte Yağmur saçlı kız, gidipte dönüşü olmayan... Aklıma düştükçe bakışların, bir hüzün şarkısı kırılır kalbimde, ki, canıma batıyor kırıkları her defasında.. Hiç çiçeklenmiyor dallarım artık, meyve de vermiyor. Kalbimin batısında battı güneş, doğusunda ise güneş yok... Ah yıllar ah! Şarkılardaki gibi her şeyi yıpratır, yorar, yaşlandırır ve alıp götürür bilinmeyen bir meçhule doğru... Nuri CAN |
BIRAKIP DA GİDENE... BIRAKIP DA GİDENE... Burnu bir karış havada, gözü yükseklerdeydi ben onu sevdiğimde. Hele hele benim aşkımı yerden yere vurup, nasıl kırmıştı kalbimi zalim. Dudaklarından dökülen acı sözleri; öyle ki, bugün bile unutamadım. Ne tebessümdü o, zehirden beter. Her olayda içim paramparça, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı olurdu. Yorgun düşerdim onsuz geçen, onunla dolu, koyu siyah gecelerden. Pişmanlıktan kendime lanetler eder, sevgimi söylediğim günü düşündükçe, kaleme sarılıp yazardım ona nefretin aşkla kucaklaştığı o uzun mısralarımı. Derdim ki; alın yazımdı, onbeşimin çocuksu aşkıydı. Nasıl da gülerdi canı istedi mi... En anlamlı bakışlarıyla önce ümitlendirir, ardından bir uçurumun kenarına yapayalnız bırakır giderdi. Ben çaresiz, ben yorgun, ben bıkkın bu sevdadan. Ah bilirdi o insafsız, diri diri yanardım o böyle yaptıkça... Şubatın buz gibi kasvetli soğuğunda; onda ne bulduğumu bugün bile bilemem. Ama o günlerde hayatımın amacı, varolma gibi gelirdi bana. Çocukluk mu, yoksa gençliğimin safça tutkusu muydu bu kölesiye bağlanış, içten içe kopan fırtınalar, bu delice yakarış? Kimbilir, belki de sevilmeye muhtaç bir kalbin bitmek bilmeyen kaprisi... Ondan hiçbir şey istememiştim. Sadece sevgi... Evet, şimdi yıllar sonra ben, onu düşünüyorum ilk defa kucağımda resimler, hatıralarla. Hava yine soğuk, yine kasvetli gözleri gözlerimde yine sevgi, derin yüreğimde. Unuttum sanırdım, meğer aldanmışım, ağladım saatlerce. Bu onun "ölüm yıldönümü"dür. 17'sinde toprakla kucaklaşan, o zalimin hikayesidir anlatılan. Bir melodidir kırık, umutsuz... Doldururken sensizlik o an odayı gönlüm hala boş, kafam yine dumanlı. Bir feryat yankılanmıştı acı dolu tam 15 yıl önce bugün bomboş kırlarda. Deli gibi koştum sınıfa, sırası boştu. Benim kadar çaresizdi her köşe. Kendi kendime konuşarak yaklaştım sırasına; "Sen ölemezsin; canımsın, sevgimsin, emelimsin Dileğince nefret et, alay et duygularımla Kızmam sana Ama ne olur bir yalan olsun, acı bir şaka. Evet, evet beni üzmek için yapıyorsun. Herşeyini özledim... Allahım son defa göreyim yeter bana" Bu sensiz yakarış defalarca sürmüştü ta ki, ölümün o sinsi kokusunu içimde duyana kadar. Hıçkıra hıçkıra ağladım, sıraya kazıdığın ismini öptüm. Sonra, ona ait birşeyler bulmak için aradım her köşeyi... Yalnızca buruşturulmuş bir sayfa, rengi solmuş. Yazı, onun yazısı. Bir mektuptu, özenilerek yazılmış, belki de çok emek verilmiş her satırına... Çok şaşırdım, mektup bana hitabendi. Korkakça, kaybolmasından korkarak, acıyla okudum her cümleyi kalbimde büyüyen bir özlemle... Hele hele o ilk satırı... Öyle ki, bugün bile unutamam, okudukça ağlarım. "İnsan sevdiğini yerden yere vururmuş bir tanem, AFFET BENİ !!!..." http://ozel.balca.net/resima/ivirzivir/hikaye10023-flash.gif |
BİR SONBAHAR AKAŞAMI AKŞAM OLMAK ÜZEREYDİ HAVA YENİ YENİ KARARIYORDU DALGIN AMA SANCILIYDI AĞRILARI ARTMIŞ HASTA GİBİYDİ YILLAR ONDAN ÇOK ŞEYLER ALIP GÖTÜRMÜŞTÜ HEP YANLIZ YAŞAMIŞ HAYAT DENİLEN BU IRMAK ONUN İÇİN BOŞAMI AKIP GİTMİŞTİ SANKİ AĞARAN SAÇLARINDA MAZİYİ ARAR GİBİYDİ AĞIR AĞIR YÜRÜDÜ SOKAK BOMBOŞTU BİR AN DURDU O KADAR DALMIŞTIKİ CEP TELEFONUN ÇALDIĞINI BİLE FARKETMEMİŞTİ ARAYAN BİR DOSTTU BİRAZ ÜRKEK BİRAZ HEYECANLA TİTREYEREK ALO DİYE BİLDİ ÇÜNKÜ ONA YÜREĞİNİ AÇAN TEK DOST DOST GİBİ DOST YÜREĞİNE BİLEĞİNE DOST YOLDA YOLDAŞI SAĞLAM OLMALIYDI KİŞİNİN SEVGİ BUMUYDU DİYE DÜŞÜNDÜ YILLARCA BU DUYGUYU HEP SAKLAMIŞ HİÇ BAHAR YAŞAMAMIŞTI ŞİMDİ BİRİ ONA HAYATIN VAR OLDUĞUNU BU YOLCULUK NEŞARTLARDA OLURSA OLSUN BİR SON DURAĞI OLDUĞUNU ONA HEP HATIRLATMIŞTI OYSA ONUN BAZI DEĞERLERİ YIKILMAZ SANDIĞI TABULARI VARDI OYSA YIKILMAZ SANILAN NE KALELER NE SURLAR VARDI TELEFONU BİRDEN KAPATTI ZAMAN EPEY GEÇ OLMUŞTU AMA ONUN İÇİN YENİ BAŞLIYORDU KOŞTU KOŞTU EVE KENDİNİ ZOR ATTI OYSA YILLARDIR ONUN EVİNİ BİLE NE BİLEN NEDE SORAN VARDI SANKİ KARANLIK DÜNYADAN AYDINLIĞA TEKRAR SAMANYOLU YILDIZI GİBİ KARANLIKTA KAYBOLMUŞ GİBİ SABAH OLMUŞ KARARINI VERMİŞTİ BİR YERDE BULUŞTULAR YÜREĞİ KIPIR KIPIRDI SEVDİĞİ İNSANIN ELİNİ TUTUĞUNDA ELLLERİ ATEŞİ TUTUYOR GİBİYDİ NE OLURSA OLSUN HAYAT YAŞAMAYA DEĞERDİ ÇÜNKÜ SEVGİ YILLARDAMI SAKLANMIŞTI SADECE GÖZLERİNİN İÇİNE BAKARAK SEVDA DENİZİNDE KAYBOLMUŞTU DIŞARIDA YAĞMUR YAĞIYORDU YAŞAMAK NE GÜZELDİ AŞK YAĞMUR ALTINDA BİR BAŞKA GÜZELDİ ELELE TUTUŞMAK ONUN İÇİN BAHAR YENİ GELMİŞ HAZAN MEVSİMİ ONUN İÇİN ÇOK AMA ÇOK UZAKTAYDI ŞİMDİ BAHARdı.. |
| Saat: 10:59 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık