![]() |
YALNIZLIK Sonsuzluğa doğru yol almış gidiyorum Yolunu kayıp etmiş bir rehber misali Nerden gideceğimi Nerde duracağımı Bilmiyor sürekli ilerliyorum Bu ilerleyiş nereye kadar, bilmiyorum .......... .......... Çetin Akgün |
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer... Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer... Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer... Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer... Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer... O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer... Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer... Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer... Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer... Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer... Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer... Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer... Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer... O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer... O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer... Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer... Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer... Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer... Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer... Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer... Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer... İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer... Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer... Issızlığa teslim olmazdı sahiller, Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer... SEN GİTTİKTEN SONRA YALNIZ KALACAĞIM !!! YALNIZ KALMAKTAN KORKMUYORUM DA... YA CANIM ELLERİNİ TUTMAK İSTERSE !!! Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer !!! CAN YÜCEL |
Bir ruh, o derin bahçede bir def'a yaşarsa Boynunda O'nun kolları, koynunda O varsa, Dalmışsa O'nun saçlarının rayihasiyle, Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle. Yıldızları, boydan boya doğmuş gibi, varlık Bir mucize halinde o gözlerdendir artık. Kanmaz, en uzun buseye, öptükçe susuzdur Zira, susatan zevk, o dudaklardaki tuzdur. İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan... Bir sir gibidir azçok ilah olduğumuzdan. Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler. Bir gün nereden hangi tesadüfle gelirler? Aşk, onları sevkettiği günlerde, kaderden Rüzgar gibi bir şevk alır, oldukları yerden. Geldikleri yol, ömrün ışıktan yoludur o; Alemde bir akşam ne semavi koşudur o! Dört atlı o gerdune, gelirken dolu dizgin, Sevmiş iki ruh ufku görürler daha engin, Simaları her lahza parıldar bu zaferle; Gök, her tarafından, donanır meş'alerle! Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar, Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda, -Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da- Bir an uyanirlarsa leziz uykularından, Baştanbaşa, heryer kesilir kapkara, zindan... Bir faciadır böyle bir alemde uyanmak... Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak... Ey tali! Ölümden ne beterdir bu karanlık! Ey aşk! O gönüller sana maloldular artık! Ey vuslat! O aşıkları efsununa ramet! Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et! Yahya Kemal Beyatlı |
Şu an yalnızım,her zaman ki gibi Seni anlatan,seni hatırlatan şarkılar dinliyorum Sebebi sensin.. Ama sen benden habersiz,nerden bileceksin ki! Aylar oldu görüşmeyeli Telefonlar bile sustu çalmıyor artık Hiç özlemedin mi? diye sormuyorum Seninde benden farkın yok biliyorum Özledimm sevgiyle bakan Sımsıcak şefkat dolu, gözlerini özledim Huzur veren bakışlarını özledim O bakışlar yok artık olmayacakta Sensiz yaşamaya alışmak zorundayım Ne kadar seni düşünmek istemesemde Aklımdan çıkaramıyorum seni Sonra kendi kendime kızıyorum Düşünme artık,unut onu Yeteeer yeteeer diye.... Ama olmuyor aklımdan çıkaramıyorum seni Hele yatağıma uzandığımda Seninle hayaller kuruyorum Gerçeklermesi imkansız hayaller Nasılda mutlu ediyor beni Seninle hayallerde buluşuyor Hayallerde buluşuyor Gerçekte imkansızı,hayallerde başarıyoruz. Her taraf karanlık olduğunda Seninle paylaşıyoruz geceyi Yalnız değilim artık,hayalin yetiyor bana Zaten uykularımda terketti beni Sebebi sensin! Gecem sensiz olmuyor,sen nerden bileceksin..MERT GÜNEY |
Aysunun elleri pek temizdi, ipektendi. Gülleri okşayınca, güller bin bir hale girerlerdi. Üzülürler sevinirler, özlerlerdi. Dallarındaki dikenleri. Aysundan uzak tutmak için. Kanlı yaşlar dökerlerdi. Aysunun gözleri alımlıydı, canlıydı. Gözlere bakınca, gözler utanırlar, sıkılırlar. Gizliden gizliye ağlarlardı. Aysunun gözüne, ışık vurmasın diye. Güneşe her gün isyan ederlerdi. Açık kalırlarsa canalıcının kucağındayken. Bilinirki aysunu göremeden gitmişti. Aysunun teni yumuşaktı, sıcaktı. Giysiler değince paklığına, titrerlerdi. Kırışmasın isterler, hafiflerlerdi. Aysunun aşıklarının eli tenine dokundukça. Kirlendik diye çıkarılırlardı. Cansız düşen bezler yeni yetmelere söylenir. 'Sefanız bir aşığın koynuna girene kadardır'. Adem Özbay |
İşte bir hikayenin başlangıcı, Başta göz göze gelinir, Sonrası zaten masal gibi... Baş harfiyle başlar bir aşkın öyküsü, Sevgiliye dökülen birkaç mısra ile pekişir. O kadar kolay değildir, Tuttuğun eli bırakmak Yada tutacağın o eli bulabilmek İşte en zoru da bu olsa gerekti... Bir yalnızlık kitabında, Aşk kokan bir gözlerde başlar hikaye, Ellerde konuşur nameler, İlmek ilmek işler mısralarda... O kadar kolay değildir aşığım demek, Kalp sever de söyleyemez, Göz görür de anlatamaz, Her şeyde bir deşelemek gerekse, Yalnızlıkta aşka dahildir... Ve bir şey daha vardır ki, Başlayan her masalın bir sonunun da olduğu, En büyük acıda bu olsa gerekti, Söz bitttiğinde bir allahaısmarladık diyebilmekti... Aşk gerçekten bir onursa, Yalnızlıkta aşka dahil olsa gerek... KADİR ESENGÜL |
Yalnızsın Bir akşam ışıkların dağlara güldüğünü Bir akşam bulutların seyre döküldüğünü Görürsün hasretiyle sabah ezgilerinin Bir akşam gözlerin ufka dalar pek derin Kuşlar öter, uçuşur yeşil dallara konar Umutlar yaprak yaprak alevlenir de yanar Son mutluluk sesleri dökülür dudaklardan İnsanlar gölge gibi çekilir sokaklardan Rüzgar okşamaktayken anne gibi tenini Gecenin kolları sessizce yakalar seni Anlarsın gözlerinin dolup boşaldığını Anlarsın yalnızlığı ve yalnız kaldığını... Nurullah Genç |
Bilir misin yalnızlık ne demek? Bilir misin gökyüzündeki yıldızlardan medet ummayı? Uzattın mı elini bir yıldız boyunca, belki, tutarım diye farkında olmadan? Uykusuz kalmayı bilir misin sabaha kadar? Hiç küstün mü hayata? Aslında kendinsindir küstüğün küçüğüm? Kapatıp gözünü hayaller kurduğun oldu mu geleceğe dair? Bazen küçük bir masumiyet belirir tebessümünde, bazen gözünde hırçın bakışlar. Kızdın mı kaderine günlerce? Kendini tanıyamadığın oldu mu hiç? Bazen cesaret edemeyen konuşmaya ve bazen de hiç susmayan sen. Sevdin mi birini? Her yağmur yağışında saatlerce bekledin mi sevdiğini pencerenin önünde? Bir yudum sevgi dilendiğin oldu mu sert bakışlardan? Yaslanacak bir omuz aramadın mı? Birden güldüğün oldu mu sebepsiz? Her şiirde kendinden bir şeyler bulmadın mı hiç? Rüyalarda yaşadığın oldu mu hayatını, istemediğin oldu mu uyanmayı? Baktığın ama göremediğin oldu mu etrafı? Ufak bir sorunu büyütüp ölmeyi de mi istemedin hiç? Sebebini bilmediğin bir ağırlık çökmedi mi üstüne? Büyüdüğünü farkedip zamana düşman oldun mu? Hecelerin az geldiği, kelimelerin yetmediği oldu mu duygularını anlatmaya? Ağladığın oldu mu sebepsizce sabaha kadar? Belki, sen, ağlamayı bilmiyorsundur, sevmeyi bilmediğin gibi. İki damla yaş değildir ağlamak... Önce hüzünlenmek, sonra düşünmek, hayal etmek.. Anıları yaşamak, büyük bir özlem içinde o küçük oyuncak bebeğe sarılmak. İşte budur ağlamak ve yeniden yaşamak. NEDİM GÖRKEM |
Hiçbir şey gideremez iç sıkıntılarını Memleketin şarkıları ve tütünü gibi Ve usulcacık okşar Karadeniz vapurunu nazım Yanar elleri Zamanın bağrında kanayan Birer zakkumdur her sürgün Hasretin elleriyle yoğurur hüznü Ve kanatır gurbetin Kadim yarasını Dersim sürgünden öte birşey Zilan bir kerbeladır aslında Hala anlatır ki aşiret çocuklarına Bir zulümdur gurbet Zulümden de öte Gurbet ne ki yüzyılımızda Demek de bir yabancılaşmadır Çünkü varolduğu sürece Dünyada zulüm Gurbet mutlaka olacaktır Ahmet Telli |
Aç kalktım yine bu sabah Etrafa bakıp kendimi aradım Islak yastıklardan gözyaşı topladım Senin aşkına susadım Mutsuzluğumu yedim yine de doymadım... Bir sigara yaktım Yanınada koyu bir nescafe Yalnızlığımla kaldım küçücük bir evde Balkon kapısına kilit vurdum Camları Kara bezle gizledim Mutsuzluğumu vcd ye takıp izledim Her zamanki gibi acıttı canımı sensizliğim Avare dolaştım odalarda Yorgun gözlerimi koydum boş yastıklara Lanet ettim ıslak sokaklara Bir kere daha defol dedim yalnızlığıma... Bir sigara bitiyor diğeri yanıyordu Duman kara bulut gibi zehir yagdırıyordu Sıcak nescafe kanımı donduruyordu Mutsuzluğum kara pencereden bana sırıtıyordu. Hala açım Bu mutsuzluk bana yetmedi Çeke çeke sigaram bitmedi Ve ben hala sensizliğimle başbaşa Soğuk gecelerdeki yokluğunla Gözyaşıyla yıkanmış ıslak yastığımla Seni bekliyorum... Mutsuzluk tekrar gelmeden Sen gel.... BURCU YAKUP |
| Saat: 11:14 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık