![]() |
Ben hep sensiz kalacağım Biliyorum, Ölümsüz sevgimle ben Hep sensiz yaşayacağım. Beklemek alın yazım olurken Sensizlik kaderimin vazgeçilmezi. Ama hep bekleyeceğim Birgün benim olacaksın diye Bir gün bana döneceksin diye... Ellerim duada bekleyeceğim. Bir gün değil Bir yıl değil Kaç yıl istersen bekleyeceğim, Ömrümün yettiği zamana kadar ben hep Bekleyeceğim Yüreğimin kapısı açık olacak Ve gözlerimin kapalı senden başkasına. Ama bekleyeceğim İçime atıp sensizliğimi Senden hep bir haber isteyeceğim. Gücümün yettiği yere kadar Gözyaşlarım kuruyana kadar ben hep bekleyeceğim... Dayanacağım güne kadar Sitem etmeden sana Sitem etmeden zamana yakınmadan aşkına Ben burda Ben nöbette bekleyeceğim. Göreceksin sevgimi Hak vereceksin bana. Ve beni bulamadığın bir gün Anlayacaksın gücümün bittiğini. Bir avuç toprağa sakladım sevgimi Yine seninim merak etme Bekleme yerimi değiştirdim Bunu unutma sevdiğim... Ben hep sensiz kalacağım...YAVUZ TELLİ |
yeterince yundum suyunda ah aman sevgilim üz beni bir parmak dokunuşu bıraktım burnunda alıp başımı gitmek isterim vakit gelince hüzünle elele kaçar gibi kaytarmış bir çocuğun ürkek adımlarıyla acele yağmurun peşini takip edeceğim göğsümde pıtırtılı atışlar anneme seni şikayet edeceğim dilimde sahte yakarışlar ah aman sevgilim gitmeliyim başımda çığlıklanan martılar kendime esrik garip bir yelim aklımda özlenecek arkadaşlar İlhami Atmaca |
Yalnız Geldim Yine Yalnız Giderim Gurbetlik dokunur yine bu aksam Batmakta olan güneşle biterim Yildizlar cogalirken gökyüzünde Yakilan mumlar misali eririm Yazlar kislar gelir gecer üstümden Bir atesim ne azalir ne sönerim Rüzgar gelip oksadikca sacimi Ben oturur dizlerimi döverim Ana baba gardaş yetti hasretlik Biri biter biri baslar çekerim Sarilacak dostumda yok yanimda Yalniz geldim yine yalniz giderim Seher yeli dokunmayasin bana Bir kuru yaprak misali titrerim Hep sen gelip oksadikça saçimi Ben oturur dizlerimi döverim. MAHKUM |
YALNIZLIKLARDAYIM Yalnızım Yalnızlıklardayım Gene senden uzaktayım Nasıl ihtiyacım var içimi dökmeye, Dertlerimi anlatmaya bir bilsen. İstiyorum ki seni düşünürken, Rüzgar esmesin hoyratça içimde Toz duman içersinde kalmasın hiçbir yer Yaslanmışım bir ağaca Dalmış Gözlerine, gözlerim. Uzakta bir boşluğa asılı kalmış. Şimdi en güzel gördüğüm düşsün Bir ressamın tuvalinde resmin, Arkanda dağlar. Bir perde gibi inmiş gökyüzünden bulutlar. Bir gök kuşağı sanki başındaki taç. Sislerle boğulmuş güneş, Senin aydınlığına muhtaç. Yine bir gün ansızın Yüreğine baskın yaptım geceden Esir alınmış soluklarında yaşadım ilk heyecanı. İlk kez Mecalsiz kaldı sevgimin hücreleri Sana teslim oldu yüreğim. Yaşamın en zor yanı Seni düşünmekmiş bilemedim. Yaşamın en güzel yanı, Seni düşünürken ölüşün Ve tekrar dirilişin özlediğimde yarınıma. Ne güzel bir başka renkten sevmek seni Bir başka mekanda düşünmek Bir başka gözle görüp, Sevmenin gür soluklarında hissetmek nefesini. Ve sonra inmek derinliklerine aşkın Tekrar tekrar hissetmek, Keskin ve yakıcı tadını öpüşün. Ahhhh! Güzelim, bir tanem Ne olur, Güzelliklerinde gizlensin çirkinliklerin. Bak şimdi, Yalnızlığın uç verdiği yeni filizlerde büyüyorsun. Oysa sen, Yorgun dalgaların kıyılarındaki izlerde olmalısın. Kum tanecikleri gibi yıkanmalısın tuzlu suda. Ve ben sana Yalnızlıklarımı yazmalıyım, Yalnızlıklarımda Bu satırlarımı kuma. Biliyor musun? İçimde hep Sensizliğin korkusunu taşıyorum. Anlaşılan, Ben hep senin Yalnızlığını yaşıyorum. Yüzüme baktığında okuyacaksın yalnızlığımı Yalvarışlarımı hissedeceksin, Benim hissetmediğim. Duruşumun sana Nasılsın der gibi olduğunu. İyiyim diyeceksin sadece gülerek Belki de sarılmanı bekleyeceğim kendimi zor tutup. Sen hissetmesen de, Bir çocuğu okşar gibi okşamanı kim bilir. Senin o gizemli dünyanda Benim yalnızlığım olacak senin düşündüğün. Senin hissettiğine benim gülmem olacak Güldüğümü hissedip, Sende güleceksin. Sana değecek sözlerimin her kelimesi Şarkılarım olacak dudaklarında söylediğin. Beni hatırlayabildiğin yalnızlığında, İçin sıkılacak, Yüreğin daralacak. Dokunmak, sevmek gibi, Tatminlerin en güzelinden uzakta, Sen ve ben, Bir araya gelemediğimiz İki ayrı kutupta, İki ayrı yalnızlığı yaşayacağız. Yalnızlıklarda, Yalnız Ahmet Canbaba |
Herseyın bır kacısı var degılmı hayatta... Aşklardan, sevdalardan, insanlardan, yasamdan, düşlerden. Hep bir kaçış vardır... Sende cok yaparsın ya bu kaçışı... Düşlerini bırakırsın bir yerlere şimdi sırası değil dersin... Sevdalarını aşklarını bırakırsın beklemeye.. Senin daha önemli işlerin vardır çünkü... Bir sevdaya zaman ayırmak gerekir çünkü... Ve senın zamanın degerlidir... Hiç bir sevda senin istediğin gibi değildir çünkü... Hep bir eksik, hep bir yanlıs vardır seni sevenlerde, beklentilerin gibi değildir. Mükemmelliyetçi ruhuna ters düşer bu sevdalar.. Eksiktır çünkü hep birşeyler... Hiç bir şey demeden devam edersin yoluna, daha önemlidir senin beklentilerin... Herseyın zamanında yasamalı diye düşünürsün ama nedense senin zamanların bir turlu gelmez, hep biryerlerde beklemeye alınmış aşkların vardır ve yaşama sırası bekleyen mutlulukların... Öyle güzel gidişin/kaçısın var ki... Herseyi havada asılı bırakırsın giderken... Sanki birgün dönecekmissin gibi, hep bir muallak bırakırsın ardında.. Arada dönersin geriye bıraktıklarına; bazen bır kac gunluk gorusmelerle kısıtlı kalır bu donuslerın, bazende bır kac aylık ilişkilerle.... Her şehirde seni bekler bıraktıkların sayısını sen bile hatırlamazsın ve hoşuna gider her daim beklenmek, özlenmek, sevilmek... Seninde vardır sevdiğin ama tıpkı senin onların olmadıgın gibi oda senin değildir... Aşk bir çemberdir. "Sevdim Sevilmedim Seveni Sevemedim" gibi ve bu çember içinde döner durursun her seven gibi .. Nasılsa her dönüşümde kapım açık dersin kendi kendine ve senin olmayana gitmek istersin belki bu sefer olur diye.. Olur ama tıpkı senin terk edişlerin gibi oda seni terk eder yada aldatır.. Acısını yasarsın gözyaslarını tutamazsın... Sığınacak bir liman sıcak bır kucak ararsın işte o zaman seni sevenler gelir aklına... Çünkü bilirsin döndüğünde bıraktıgın o kalplerin kapısı sana acık olacaktır.. Taki bir gün; bir gün telefonlar tek tek olumsuz cevaplarla kapanana, seni bekleyenlerin artık senı beklemekten vazgectıgını görünceye kadar... Dünya dönmeye devam etmektedir. Belki unutulmamışsındır ama sende artık tozlu raflarda gidip gelmelerinle kırık bir aşk olarak yeri almışsındır.. Bir yalnızlık başlar içinde... Hoş zaten hep yalnız olduğunu düşünmüşsündür hayatta ama bu yalnızlık başkadır ve acıtır canını... Yıllar geçmiştir Ve bu sefer gercekten de yalnızsındır.. Seni seven yoktur artık yanında ve senin sevdiğin bır baskasının yanındadır. Yıllarca beklettiklerin senden bırer bırer vazgecmiş ve seni yalnızlığınla baş başa bırakmıştır.. Kör bir boşluk, dipsiz bir kuyu gibisindir artık.. Yalnızlığın ve Sen Sen ki Kaçışların Ustası Sen ki Gidişlerin Padişahı Herseyden ve herkesten kactın bugune kadar... Hadi Şimdide Kaç İçindeki Yalnızlıktan... cihan eser |
Gece... Kopkoyu bir örtüyle kaplanmış bir resim gibiydi o gece İstanbul’un çehresi. Aylardan Mayıs’tı. Hani Mayıs’ta alabildiğine sıcak olur ya geceler. Veya öyle olsun ister insan... İşte o gece; serinliğini almış üzerine, ne kadar başka olduğunu gösterir gibiydi tüm güzelliğiyle. Boğaz yine her zamanki gibi ışıl ışıldı. Aslında İstanbul’un zamana inat yitirmediği tek şey; gecenin karanlığında bir yıldız gibi parlayan Boğaz’ın güzelliğiydi belki de... Kadın ıssız geceye eşlik edercesine yavaş ve sessizce yürüyordu sokaklarda. Bir an duraksadı. O kadar uzun zamandır yürüyordu ki nerede olduğunu anımsayamadı bir süre. Yorulmuştu. Gözüne bir bank kestirdi ve kendini yavaşça bankın üzerine bıraktı. O kadar yavaş hareket ediyordu ki üzerinde bir ağırlığı taşırcasına zorlanıyordu. Rahatladığını hissetti. Sanki bedenine işlemiş yorgunluğu banka bırakmıştı geri almamak üzere... Başını kaldırdı, çevresine baktı. Bomboş bir sokak... Hafifçe yanan bir sokak lambası ve birkaç kedi köpek; yani sokağın küçük sahipleri. Bir süre onları izledi. Sonra gözleri koluna odaklandı. Işıl ışıl parıldayan saati gözünü aldı. Baktı, saat gecenin ikisi olmuştu. O ise hala sokaklardaydı. Durdu, etrafına bakındı tekrar. Bir insan yüzü arayışındaydı sanki. Sonra doğruldu yerinden. Çantasını aldı sakince. Ve bir tıkırtı sesi duyuldu birden... Çantasının aralık olan ağzından düşen çakmağının sesiydi bu. O da farkındaydı ama dönüp bakmadı bile. Aslında bir sigara yaksaydı şimdi, tam şimdi dumanıyla kaplasaydı yorgun bedenini. Düşündü ama vazgeçti. Sokağın sonuna doğru yürüdü. Ve küçük bir caddeye vardı. Köşede bekleyen taksiye yöneldi. Kapıyı açtı, arka koltuğa oturdu. Taksiciye gitmek istediği yeri söyledi. Yol boyunca sürekli düşündü. Camdan yansıyan suretiyle gözgöze gelmemeye gayret gösteriyordu. Öyle ki kendisiyle yüzleşmekten korkar haldeydi. O sırada taksicinin onu süzen bakışlarını farketti. Fakat önemseyemeyecek kadar boşvermiş haldeydi. Dalmıştı...Bedeni aracın hareketinin yarattığı ritme alışmış gibiydi. Birdenbire hareket kesildi. Gözlerini kaldırdı. Taksiciye baktı, birşeyler söylüyordu. ‘Geldik abla!’ cümlesini duyar gibi oldu. Çantasından çıkardığı bir miktar parayı adama uzattı. Ve çabucak dışarı attı kendisini. Sanki az önce yorgunluktan bitkin düşen o değilmişcesine çevik bir hareketle indi taksiden. Apartmanın kapısına doğru yürüdü. Apartmanın çevresinde küçük bir çocuk gördü. Üstü başı kir içinde, pantolonu yırtık, ceketinin kolları ise ellerini kapatmış, gizler gibiydi...Çocuğa doğru yöneldi. Yakınlaştıkça çocuğun o masum güzelliğini farketti. Bu kapkaranlık gecede görebileceği en güzel şeydi bu belki de. Masmavi bir çift göz ve sapsarı saçlar. Sanki gecenin karanlığına inat, insanın gözünü alan renklerle kuşanmış gibiydi. ‘‘Adın ne?’’ diye sordu çocuğa. ‘‘Rüzgar.’’ dedi küçük çocuk. Sonra ‘‘Sokakta mı yaşıyorsun?’’ diye sordu yine kadın. ‘‘Evet’’ dedi çocuk, utançtan başını eğerek. ‘‘Nasıl yaşıyorsun sokakta? Zor değil mi?’’ dedi kadın. ‘‘Zor, evet’’ dedi çocuk. ‘‘Ama alıştım. Çünkü alışıyorsun zamanla herşeye...’’ diye de ekledi. ‘‘Bak benim evim burası. İçeri gelmek ister misin?’’ diye sordu kadın apartmanı işaret ederek. Çocuk cevap vermeden koşmaya başladı. Ve kayboldu gecenin içinde. Hayatın içinde kaybolduğu gibi... Çocuğun kaçışına anlam verememişti kadın. Bir süre arkasından baktı ve sonra başını diğer tarafa çevirdi. Apartmana yöneldi bakışları. Küçük ve gayet eski bir yapıydı. Eski olduğu için duvar boyaları dökülmüştü. Bir süre apartmana bıraktı bakışlarını. Kendisini görür gibi oldu. Yorgun, umutsuz ve çaresiz... Bir an ağlamaklı oldu. Durdu. Sanki çevresinde onu izleyen insanlar varmışcasına utandı. İçeri doğru koştu. Giriş katındaki evinin kapısını açtı, içeri girdi. İşte tam o an, sanki dünya değişmişti onun için. Gerçek dünyadan kendi küçük dünyasına dönmüş gibiydi. Eski kanepenin üzerinde buldu kendisini. Gözleri tavandaydı şimdi. Bomboş, dümdüz bir duvardaydı bakışları... Ne kadar uzun bir gündü onun için. Hiç bitmeyecek sanmıştı. Ama bitmişti işte. Ve biten yalnızca bir gün değildi, biten bir sevgi de vardı. ‘‘Aslında sevgi bitmez ki.’’ diye söylendi kendi kendine. Düşündü. Ayrılığın acısıyla tanıştığının farkına varmıştı. Doğruldu. Kanepenin üzerinde bacaklarını gövdesine doğru çekerek oturdu. Küçüldü yavaşça, iyice azaldı... Kabuğuna çekildi. Kendi dünyasında olmanın verdiği rahatlıkla içinde biriken öfkeyi ve acıyı bıraktı ruhundan dışarı. Gözleri doldu. Ağlıyordu, küçük bir kız çocuğu gibi. Babasını anımsadı o an. Şimdi onun omzunda ağlıyor olmayı düşledi. Ağlamaklı yüzüne hafif bir tebessüm yerleşti. Yerdeki çantasını aldı, içinden küçük aynasını çıkardı. Kendi suretiyle yüzleşebilecek cesareti toplamıştı. Kendi dünyasında olmanın verdiği cesaretti bu. Yalnız onun olan dünyasında... Sonra aynayı yavaşça doğrulttu. Yüzünü kaldırdı, aynaya baktı. Bir an için kendini tanıyamadı. Yüzü ona bir palyaçonun suretini andırdı. Makyajı akmıştı. Yüzü akıl almaz bir renk cümbüşündeydi. Küçükken annesinin odasında gizlice yaptığı makyajlar, daha doğrusu makyaj denemeleri geldi aklına. Yine gayri-ihtiyari gülümsedi. Ağlamak hiç yakışmamıştı ona. Farkına vardı bu durumun. Kalktı, duşa girdi. Üzerini değiştirdi. Ve tekrar salona döndü. Müzik setine bir cd yerleştirdi. Sesini sonuna kadar açtı. Ve bağıra çağıra eşlik etmeye başladı: ‘‘Belki şehre bir film gelir Bir güzel orman olur Yazılarda İklim değişir Akdeniz olur Gülümse...’’ Gülümsedi olanlara inat. Farkına vardı yaşamın ayrılıklarla yenilendiğinin. Ve bedenini bırakıp uykuya yepyeni bir günün umuduyla gözlerini kapadı...Çünkü ‘‘Alışıyorsun zamanla herşeye...’’ |
Geniş, siyah gölgesi hayatımı kaplayan, Tepemde kanat germiş bir kartaldır yalnızlık. Kalp çarpıntılarıyla günleri hesaplayan Bir benim, benim olan bir masaldır yalnızlık. Gördüm yapraklarımın bir bir döküldüğünü, Baharda yaşamanın bilmedim nedir tadı. Gemi yüzü görmeyen bir limanın hüznünü Kimsesiz gönlüm kadar hiç kimse duymadı. Bir ayna parçasından başka beni kim anlar, Bir mum gibi erirken bu bitmeyen düğünde? Bir kardeş tesellisi verir bana aynalar; Aynalar da olmasa işim ne yer yüzünde? Cahit Sıtkı Tarancı |
Çocukların düşlerinde bir Markut bir kurbağa zıplıyor yaşamamızdan hergün zıplıyor, hergün eksiliyor, hergün Markuuuut Torbanı sarkıt. Her doğal güzelliğin bir ucunda aptallık öbür ucunda o kambersiz geçen düğün. Kadın. Kadını bir dilime katık ettiler Markuuuu! Torbanı sarkıt. Siz büyüyün kan kuşları siz büyüyün güzün gelişi bir öğürtüdür korkmayın korkmayın ölüm bir başka ağzıdır yarasaların. Aşınmış eşikler, aşınmış yaygaralar aslan gibi bir kocası var mıydı bu kadının? Gömleğimi zorlayan kuş sesleri İsmet Özel |
Yaşamayı deniyorum sensiz.... Beklemiyorum artik seni.. Biliyorum artik, gelmeyeceksin; yine umut ciceklerim solacak, yine aglayacagim, yine hickiriklar arasinda bogulacagim.. Ama sen gelmeyeceksin. Ben hep burada kalacagim... Yasamayi deniyorum sensiz..... Pismanliklar icinde. Bogazimdaki dügümlenmis hatiralarin anisiyla, seni icimde bitirircesine resimlerimizi kestim tek tek, mektuplarimizi yaktim kül olana dek... Yasamayi deniyorum sensiz... Unutmanin zor oldugunu bile bile... Beni sevmediginin farkinda, bir ömür gecirdiginin gerekcesiyle... Yüregimdeki, icimdeki isyani susturmaya calisarak... Yasamayi deniyorum sensiz... Karanlik yollarda tek basima gezerek. Sabaha dek zamanla yarisip, günesi sahit tutuyorum tövbelerime. Biten her sey için yeniden baslatiyorum icimdeki mücadeleyi... Yasamayi deniyorum sensiz... Bir masal misali siliyorum seni düsüncelerimden... Hayalin gölgem gibi pesimdeyken, ben geceleri yasakladim kendime. Zaman gün isiklariyla baslayip bitiyor benim icin... Yasamayi deniyorum sensiz... Rüzgara saldim maziyi, alevlere verdim yüregimi.. Tipki ömrümü yoluna verdigim gibi... Ama bu sefer baska bir amac icin: sensizlik icin yapiyorum bunu... Yasamayi deniyorum sensiz... Sahile carpan dalgalarin, bizim müzigimizi kulagima fisildamasina izin vermiyorum. Artik mehtapli gecelerde yakamozlari gözlemiyorum. Hicbir vapura binmiyorum; kendime engel olamayip sana gelirim diye... Yasamayi deniyorum sensiz... O cok sevdigim aynaya bakmiyorum artik. Kendimi, gözlerimde gözlerini, yanagimda buseni, saclarimda ellerini görmekten korktugum icin. Dayanamayacagim yeni bir firtinaya kapilmamak icin... Yasamayi deniyorum sensiz... Aklimdan her gecisinde yüregimin burkulmasina katlanarak, ismin her anildiginda duymamazliktan gelerek... Sanki seninle hic olmamisim gibi devam ediyorum... Yasamayi deniyorum sensiz... Siirlerime düsman oldum, yazmiyorum artik. Bütün hislerimi, hayallerimi, düslerimi bir cöl yalnizligina mahkum ettim. Susuz birak onlari. Belki biraz akillanirim... Yasamayı deniyorum sensiz... Yüregimdeki acilarla, aldigim yaralarla, dayanmaya zamansiz gidisinle; alismaya çalisiyorum bu hayatta. Belki caresiz, belki acizim ama basim bir KARDELEN gibi dik ve ayakta olarak.... |
http://img.blogcu.com/uploads/mustafaergun_ffff.jpgSadece bunu söyleyip susmak isterdim...Ebediyyen susmak.Çünkü canım acıyor...Konuştukça,arzuladıkça,özledikçe,en kötüsü yaşadıkça canım acıyor." Ruhumu yaktıktan sonra şimdi de damarlarımda dolaşan sensizliğin etimi yakan acısını mı?O acıyı uyutsun diye sığındığım,ama sevgini orada da hep ama hep kaybettiğim soğuk rüyalarımı mı?Odamın tavanındaki yoksulluğumu ve kimsesizliğimi harç yapıp içine doldurduğum o derin,o sonsuz çatlakların altında ,sen,diye her gece koynuna girdiğim o zamansız ölümlerimi mi? Şimdi burada değilsin.Ama beni duyabiliryorsun,biliyorum.Kapat gözlerini benim için ve dinle n'olur.Çünkü bunu sana ancak bir kez söylemeye cesaretim var.Seni ait olduğun çevre için değil,bana ait olman için değil,karşılığında beni sevmeniz için değil. Sadece sen olduğun için sevdiğimi söyleyebilseydim...Ne zaman sevgine acıksam kendi kalbimi yedim. Kendi etimi...Aşkımı....Ruhumu yedim. "YÜREĞİMİN EN SAKLI YERİNDE YALNIZCA SENİN ELİN DOLAŞMIŞTI" Seni yollarca,şehirlerce uzağından sevdim. Seni kelimelerce,şiirlerce yakınından sevdim. Seni,dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp yazdığın mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzağından. Zamanla kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için.Unutmanın en ağırı unutamadan unutmaktır.Seni sonsuza kadar kaybetmek,kimlik değiştirdi ve unutmak oldu benim için... Anlamadın mı artık,varlığım sana acı vermek iin değil,sadece seni sevebilmek için yaşadım ben...Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla ,tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi...Seninle geçen zaman bir daha tekrarı mümkün olmayan,doğaçlama bir melodi gibi benim için.Sanki birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum.Öyle birikmişsin ki içimde...Seni yaşamakla tüketmem,seni sıradanlaştırmam mümkün değil.İçime çektikçe çoğalıyorsun sevgili... "Sevgilim,beni bensiz bırakma olur mu?Çünkü sen nereye gidersen git,ben oradayım.Benim başka gidecek bir yerim yok. Benim senden başka gerçeğim yok.Sende yaşıyorum ben sadece..." ARZU KARAKOÇ |
| Saat: 20:25 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık