![]() |
Yemek yemeyi biliyor musunuz? Sadece karın doyurmak bu işi en basite indirgemek olur, öyle bile olsa yediğiniz besinlerin besin değeri açısından uyumu ve yeterliliği çok önemlidir. Dilara Koçak Yemek yemek fizyolojik bir ihtiyaç olduğu kadar sosyal bir olaydır da. Tokluk ve açlık hissini sadece fizyolojik olarak tarif etmek eksik olur çünkü bu iki duygu aynı zamanda psikolojik olarak maskelenebilmekte veya aşırı aktive olabilmektedir. Hatalı yeme şekilleri Ayaküstü atıştırmak, aceleye getirmek, iki işin arasına sıkıştırmak televizyon seyrederken, telefonda konuşurken, arabada yemek yemek birçoğumuzun sık sık yaptığı hatalı yeme şekilleridir. Bu şekilde yenilen yemek doygunluk hissi vermez ve dolayısıyla gün sonunda daha fazla yemek yenmiş olmasına sebep olur. Aynı şekilde arada sırada mutfağa gidip buzdolabının önünde “bir iki lokma bir şeyler yemek”, tencerenin kapağını açıp “yemeğin tadına bakmak” da toplamda yenilen miktarın farkına varılmamasına, her zamankinden çok daha az yenmiş gibi hissedilmesine yol açar. En doğru yemek yeme şekli sofrada oturarak, küçük lokmalar halinde, yavaş yavaş çiğneyerek, tadına vararak ve yemek yediğini hissederek yemektir. Kalabalık sofralarda ise yemekle birlikte dostların ve sohbetin tadına varmak ihmal edilmemelidir. Ev ziyaretlerinde hanımların çeşit çeşit pasta börek yapma yarışması varmış gibi efor sarf etmeleri de aslında hem kendilerine hem de misafirlerine karşı yapılmış bir hatadır. Yemeğe başlamadan önce tüm çeşitleri ev sahibine sormak ve hangilerinden ne miktarda yiyeceğinize karar vermek iyi bir yoldur. Yemekli davet, düğün gibi organizasyonlarda masada mönü bulunması benim çok hoşuma gidiyor. Çünkü ana yemeğe göre başlangıç yemeğinden ne kadar yemeliyim, ekmek yemeye gerek var mı veya sevdiğim bir tatlı varsa ana yemekten vazgeçeyim gibi dengelemeler ertesi sabah tartı üzerinde mutsuz olmamı engelliyor. Çay davetinden mutsuz dönmeyin Bence ev davetlerinde çay toplantılarında da böyle bir düzen, hem ev sahibi hem de misafir açısından hoş olur. Böylece misafiriniz de mide hacmini ve kalori hakkını bu şekilde ayarlayabilir ve siz de yersiz ısrar etmek zorunda kalmazsınız. Çay saatinde bir davete katılacaksanız en güzeli hafif bir öğle yemeği yemek ve akşam yemeğini tamamen kaldırmaktır. Akşam eve gittiğinizde 1 kase yoğurt veya 1 meyve ile 10-15 fındık ile yetinebilirsiniz. Eğer sınırları çok aştığınızı düşünüyorsanız o zaman mutlaka ertesi gün kahvaltıdan önce 45-50 dakika tempolu yürüyün kahvaltı ve öğle yemeğini normal yiyip akşam öğününü hafif geçin. Ertesi sabah kendinizi daha iyi hissedeceksiniz ve tartı size daha dost davranacak, emin olun. Orucunuzu zeytinle açabilirsiniz Yapılan araştırmalarda zeytinin önemli bir sağlık kaynağı olduğu artık kesinleşmiş bulunuyor. Zeytinin içinde bulunan omega 6 (linoleik asit) tüm yaş grupları için çok önemli. Sağlık örgütleri kalp damar hastalıklarının olduğu toplumlarda düzenli miktarlarda linoleik asitin diyette olması gerektiğini belirtiyorlar. Zeytinin tek faydası içerdiği linoleik asit değildir. Bu faydaların yanı sıra zeytinyağı da önemli bir besin öğesidir. Çünkü zeytinyağı katı yağların aksine kandaki kolesterol oranını kontrol altında tutar. Zeytinyağı kalp damar hastalığının gelişmesini önleyici özellikleri ile LDL adı verilen kötü kolesterolü düşürürken, HDL adı verilen iyi kolesterolün seviyesini yükseltir. Sahur ve iftar sofralarınızda 4- 5 adet zeytinin 1 tatlı kaşığı yağa eşit olduğunu bilerek tüketmeniz yağ alımınızı ayarlamada yardımcı olacaktır. Ayrıca içindeki tuz da yoğun olduğu için tuzu azaltılmış veya tuzsuz zeytinler tüketmek sahur ve iftardan sonra çok susamanızı engelleyecektir. İçerdiği tuz sebebiyle yüksek tansiyonu olanların tüketim miktarlarına özen göstermesi gerekir. ÖNERİLER 4- 5 tane zeytin 1 tatlı kaşığı yağa eşittir. Sebze yemeklerinde 1 kg sebze için 2 çorba kaşığı zeytinyağı kullanın. Salatalarınıza koyacağınız yağ miktarını ise 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ile sınırlandırın, salatalarınıza yağ yerine zeytin de ilave edebilirsiniz. |
Ramazan'da baş ağrısını nasıl önleriz? http://i.milliyet.com.tr/HaberAnaResmi/2008/09/08/fft17_mf99860.Jpeg Oruç tutanların aç kalma süresi uzun olduğu için yaşayabilecekleri baş ağrılarının, nefes egzersizleriyle giderilebileceği belirtildi Anadolu Sağlık Merkezi Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşen Yücel, oruç tutanların aç kalma süresi uzun olduğu için yaşayabilecekleri baş ağrılarının, nefes egzersizleriyle giderilebileceğini bildirdi. Prof. Dr. Yücel, yaptığı yazılı açıklamada, bu yıl ramazan ayının eylül ayına denk gelmesi nedeniyle oruç tutulan süre uzadığından, insan vücudunda bazı ağrıların oluşabileceğini belirtti. Orucun özellikle gün boyunca çalışmak zorunda kalanları zorladığını ifade eden Yücel, şunları kaydetti: "Oruç tutmak çok çeşitli ağrılara neden olabilir. Bunların başında beslenme düzeninin değişmesi ve çok uzun süre aç kalınması nedeniyle oluşan, mide-bağırsak sisteminden kaynaklanan ağrıları sayabiliriz. Yine oruca bağlı olarak, kan basıncı oynamalarına bağlı bir takım sorunlar ortaya çıkabilir. Bu durumun da baş ağrısı olarak karşımıza çıktığını görebiliriz ya da ani kan şekeri düşmesine bağlı olarak çok şiddetli baş ağrısı gelişebilir." Kronik ağrısı bulunanlarda orucun, bu ağrıyı tetikleyeceğine dikkati çeken Yücel, geceleri sahur dolayısıyla uyku düzeni bozulduğu için yaşanan stresin, açlığın da eklenmesiyle gerilim ve baş ağrısına yol açabileceğini kaydetti. Yücel, kafeinli içeceklere bağımlılığı olan kişilerde de oruç sırasında baş ağrıları yaşanabileceğini, ani başlayan ve vücutta meydana gelen herhangi bir bozukluğun habercisi olan ağrının ciddiye alınması gerektiğini bildirdi. NEFES EGZERSİZİ Prof. Dr. Ayşen Yücel, "Vücutta hafif ve orta şiddette meydana gelen ağrılar, nefes ya da gevşeme egzersizleriyle geçirebilir. Ama ağrıyı çeken kişinin bu egzersizleri nasıl uygulayacağını bilmesi gerekir. Fakat ağrı, orta şiddetten fazlaysa, bu egzersizlerin faydası olsa bile tam olarak ağrıyı geçiremeyebilir" dedi. Özellikle gerilim ağrılarında nefes ve gevşeme egzersizlerinin yanı sıra dikkati dağıtma egzersizlerinin uygulanabileceğini ifade eden Yücel, şu bilgileri verdi: "Dikkati dağıtma egzersizleri, başka bir şeyle uğraşma, müzik dinleme veya kişinin kendisini rahatlattığını önceden bildiği herhangi bir şeyle uğraşması şeklinde gerçekleştirilir. Ayrıca imkan varsa, loş ve sessiz bir ortamda uzanma, temiz havaya çıkma gibi bir takım tedbirler de ağrının azalmasını sağlayabilir. Nefes egzersizleri tıpkı doğum sancıları sırasında uygulandığı gibi yapılabilir. İnsanın vücudunu zihni ile yönlendirerek kontrol altına almasını sağlayan birçok yöntemden biridir. Ağrıyı kendi kendinize kontrol etmeye çalışırken, bir yandan da vücudun iyi oksijen almasını sağlayarak dokulara daha fazla oksijen göndererek ağrıyı azaltma üzerine yapılan egzersizler, ağrı kontrolünde çok yararlı olmaktadır." |
Ramazan'da gereken sıvıyı böyle alın Beslenme Uzmanı Hayrettin Mutlu, 15 saat bulan oruç süresinde vücudun ihtiyacı olan sıvıyı nasıl alabileceğimizi anlattı. Mutlu, iftarın da iki öğüne ayrılmasını önerdi: Ramazan’ın uzun ve sıcak günlere denk geldiği şu günlerde, beslenme ve sıvı alımı nasıl olmalı? Bu konuda Sema Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hayrettin Mutlu bilgiler verdi. Ramazan ayının Eylül ayına denk gelmesiyle, günde ortalama 14-15 saat aç ve susuz kalacağımız düşünülürse, bu günlerde beslenme ve sıvı tüketimine çok dikkat edilmesi gerekiyor. Peki, yeterli sıvıyı nasıl alacaksınız? İftar yapıldıktan yatılana kadar yaklaşık her yarım saatte bir bardak su tüketilmeli. Sahurda da tüketeceğiniz 2 bardak su ile yaklaşık olarak günlük su tüketiminizi düzenlemiş olacaksınız. İFTARI İKİ ÖĞÜNE AYIRIN Su haricideki sıvı alım kaynakları ise yoğurt-süt grubu besinler, sebze ve meyveler. Meyve ve sebzelerden sıvı alımını nasıl düzenleyebiliriz? Ramazan'da yemek yemeye ayrılan zaman kısıtlı bir süre olduğu için, iftarı 2 öğüne ayırmanızda fayda var. İftarın açılması ve akşam yemeği olarak beslenme düzeni oluşturulmalı. Bu iki öğünün arasının 10-15 dakika olmasını tavsiye ediyoruz. İlk öğünde besleyici 1 kase çorba içilmeli. Çorba mümkünse hazır çorba olmamalı.( tarhana, mercimek ya da karışık sebze çorbası olabilir.) bir hurma ya da incir yiyebilirisiniz. 1 bardak su ve 1 kase salatayı da iftar açarken tüketmenizde fayda var. İftarın ikinci öğününde ise 1 bardak ayran ya da yoğurt, etli sebze yemekleri, 4 yemek kaşığı kadar pilav ya da makarna ve yine 1 kase salata tüketin. Meyve yemeye de çok vakit olmadığı için 2 porsiyonda bu öğünde meyve tüketmeyi tavsiye ediyoruz. Sahurda da 2 porsiyon meyve tüketmelisiniz. Çay ve kahve yerine de limonata veya komposto tüketmelisiniz. Uzun süren oruçlarda yetersiz beslenme sorunları ortaya çıkabilir. Bu nedenle yeterli ve dengeli, vitamin, protein ve karbonhidrat tüketilmeli. Günde 2 bardak süt ya da yoğurt,3-4 köfte kadar balık ya da et 4-5 dilim ekmek (özellikle de çavdar ekmeği tüketilmeli. Çavdar ekmeği sahurda 'yenildiği zaman 5 saat tokluk hissi verir), 3-4 porsiyon sebze yemeği, 4-5 porsiyon meyve tüketilmesi gerekiyor. Şerbetli tatlılar yerine de sütlü tatlıların tüketilmesinin daha uygundur. |
İşte zayıf görünmenin sırrı Dikey çizgili giysilerin insanları zayıf gösterdiğine dair kanaatin doğru olmadığı ortaya çıktı. http://i.milliyet.com.tr/HaberAnaResmi/2008/09/12/fft17_mf101798.Jpeg İngiliz Bilim Derneği'nin düzenlediği bilim festivalinde sunum yapan York Üniversitesi'den psikolog ve görsel algı uzmanı Peter Thompson, bu anlayışın bilimsel bir temeli olmadığını kaydetti. İngiliz The Independent gazetesi, yatay çizgilerin insanları şişman göstermediğini yazdı. Dr. Thomson'un iddialarını sayfalarına taşıyan gazete, "Aslında yatay çizgili giysilerin insanları zayıf gösterdiği ortaya çıktı." dedi. Thomson, dikey çizgili giysilerin insanları şişman gösterdiğine dair kanaatin yanlış bir algı olduğunu söyledi. Thomson yaptığı araştırma sonucunda dikey çizgili giysiler giyen insanların, yatay çizgili giysiler giyenlere göre yüzde 6 oranında daha geniş gözüktüğünü belirledi. 20 kişi üzerinde araştırma yapan Thomson, "Yatay çizgili giysiler sizi şişman göstermez. Aslında dikey çizgili giyenler, yatay çizgili giysiler giyenlere göre daha şişman gözüküyor. " dedi. Thomson, dikey çizgili giysilere dair inancın nereden kaynaklandığını bilmediğini söyledi. "Zayıf görünmek isteyen kadınlar ne yapmalı?" sorusu karşı Thomson, "Siyah giymek güzeldir. Üzerinde birkaç yatay çizgi bulunan siyah kıyafetler giysinler." tavsiyesinde bulundu. |
Domates suyu iç genç kal Ünlü İsviçreli bitki bilimci Alfred Vogel'a göre mide yanmasının ilaçlarından biri sıcak suyun içine çiğ patates doğrayıp içmek. Domates suyu ise vücudu yeniliyor. Vücutta insan yaratılısının aynası olarak değerlendirilebilecek bir organ varsa, o da kuskusuz midedir. Çünkü sinir sisteminizin nasıl çalıştığını bu hassas organdan anlamak mümkün. Duygusal ve ruhsal durumunuz mide suyunun salgılanışını etkilediği için fark etmeseniz de mideniz bu durumdan zarar görebilir. Bu nedenle beslenme tarzıyla mideyi korumak çok önemli. Bunda da dikkat edilmesi gereken nokta tüm öğünlerde doğal besinleri tüketmeye çalışmak. Bunun yani sıra çalışma temponuz da midenizi etkiliyor. Hiç durmadan stresli bir ortamda çalışıyorsanız ve sürekli mide ağrısından şikâyetçiyseniz, bunun sebebini çok da araştırmanıza gerek yok. Çünkü sıkıntı midenin bas düşmanı. Bu yüzden ise gidip gelirken yürüyüş yapmaya ve temiz hava almaya özen gösterin. Aslında mide problemleri çağımızda en çok rastlanan sağlık sorunlarının basında geliyor. Mide ağrılarınız artik size büyük sıkıntı vermeye başladıysa, yemek yediğiniz ortama da özen göstermeniz gerekiyor. Öncelikle yemek yerken sıkıntılarınızı da masaya getirmeyin. Ayrıca yorgunluktan dolayı aç olduğunuzu hissetmiyorsanız, yemekten önce küçük bir dinlenme molası verebilirsiniz. Bunun yani sıra yemekleri çok sıcak ve iyi çiğnemeden mideye göndermek, sorunların artmasına sebep oluyor. Ayrıca sıcak bir yemeğin üzerine dondurma yemek de oldukça sağlıksız. Doktora başvurarak midenize uygun bir beslenme programı da hazırlayabilirsiniz. Ancak bu noktada İsviçreli bitki bilimci Alfred Vogel dikkat etmeniz gereken bazı noktalar olduğunu anlatıyor. Örneğin beyaz seker yerine esmer seker tüketmek, midenin sindirimi açısından çok daha faydalı. Sirke gibi mide asidini artırıcı sosları da kullanmamaya dikkat edin. Mide yanması sorununuz varsa sıcak suyun içine çiğ patates doğrayarak için. Patates fikri cazip gelmediyse, havuç suyu veya lahana suyunu da deneyebilirsiniz. Faydasını göreceksiniz. Süt yerine yoğurt Şimdiye kadar mideye faydalı olduğu konusunda uzmanlar tarafından pek çok yiyecek tavsiye edilmiştir. Ancak bunların arasında en yanlış inanca sahip olunanın süt olduğu artik biliniyor. Alfred Vogel da sütün yerine yoğurdu öneriyor. Çünkü yoğurt, süt gibi midede pıhtılaşmaya sebep olmuyor. Yoğurdun bir diğer özelliği ise bağırsakların çalışmasına yârdim etmesi. Bu da sindirim sisteminin daha iyi çalışmasının sağlıyor. Daha da faydalı olmasını istiyorsanız yemekten önce tüketmeye dikkat edin. Meyveyle birlikte tüketmek ise midede yanmaya sebep olabilir. Midenin bas düşmanlarından biri olan kahve, aslında başka organlara da büyük zarar veriyor. Kahvenin istediğiniz zaman sizi uyanık tutmayı sağladığı tartışılmaz bir gerçek. Ancak uzun vadede sinirleri yıpratıyor. Günde üç bardaktan fazla kahve içiyorsanız ve hala kendinizi güçsüz hissediyorsanız, bunun sebebi artik bir bağımlı olduğunuz anlamına gelebilir. Bunun yani sıra Türk kahvesi diğer kahvelerden daha az zararlı. Havuç suyu yararlı Meyve ve sebze sularının ne kadar faydalı olduğunu çocukluk yıllarından beri öğrendik. Ancak hangi meyve suyunun neye iyi geldiğini de biliyor musunuz? Örneğin havuç suyu kan dolaşımına ve bağırsakların çalışmasına yardımcı oluyor. Havuç suyunun dengeleyici bir özelliği olmasından dolayı ishale iyi geldiğini söylemek de mümkün. Bunun yani sıra sogukalginliginda da tüketmek faydalı olacaktır. Demir eksikliği bulunanlar ise pancar suyu içmeli. Çünkü pancar suyunun her yüz graminda beş gram demir bulunuyor. Özellikle iki yasına kadar bebekler, hamileler ve menopozdaki kadınlar bolca tüketmeli. Kereviz suyu da vücuttaki fazla toksinlerin atılmasını sağlıyor. Vücudunuzun yenilenmesini ve temizlenmesini istiyorsanız domates suyu içebilirsiniz. Çünkü erken yaslanmayı önlemede büyük etkisi var. |
Yürümek her derde deva ABD'de yapılan araştırmalara göre, yürümenin insan sağlığına pek çok yönden yararlı olduğu tespit edildi. Düzenli olarak yürüyüş yapmanın, kasların kuvvetlendirilmesinden, düşünce potansiyelini arttırmaya, yaşlanma sürecini geciktirmekten zayıflamaya kadar birçok yararı olduğu ifade ediliyor. Mayo Klinik tarafından yayınlanan rapora göre, yüzyıllardır doktorlar tarafından bir tedavi yöntemi olarak kullanılan yürüyüşün sağlıklı olması için düzenli ve programlı yapılmasında fayda var. Düzenli bir yürüyüş için de kısa ve uzun dönemli gerçekçi hedefler koymak, tepeden tırnağa kadar kullanılacak malzemenin kaliteli ve iyi seçilmesinin göz önünde tutulması gerekiyor. Uzmanların bu konudaki tavsiyeleri şöyle: "- Amaç kilo vermekse vücut sentetik maddelerle sarılmalı - Doktordan uygun görüş alınmadan böyle bir programa başlanmamalı - Yemeklerden sonra uzun ve tempolu yürüyüşlerden kaçınılmalı - Herhangi bir rahatsızlık hissedildiğinde yürüyüş bırakılmalı - Yürüyüş, akşam yemeğinden en az 2 saat sonra yapılmalı - Diyabet, tansiyon yüksekliği, kalp ve karaciğer rahatsızlığı ya da kronik rahatsızlığı olanlar yorucu ve uzun yürüyüşlerden kaçınmalı." Bu tavsiyelere uyulması halinde düzenli bir yürüyüş programının vücuda yararları ise şöyle: "- Kan akışının hızlanması, kan dolaşımının iyileşmesi, kalp, damar ve beyin rahatsızlıklarının giderilmesi - Vücudun tüm kaslarının güçlenmesi - Kalp kasılması ile meydana gelen kan miktarının artması ve dinlenme esnasında nabzın azalması - Kan basıncının düzenlenmesi - Hareket ve stres anında tansiyonun yükselmesinin önlenmesi - Şişmanlığın önüne geçme - Barsak hareketlerinin arttırılması ile sindirimin kolaylıkla sağlanması - Beyine giden oksijen miktarının artması ile zihinsel keskinlik ve düşünce potansiyelinin artması - Lenf dolaşımını düzene sokma - Akciğerlerin hava kapasitesini arttırma - Hareketlilik veya dinlenme sırasında metabolizmayı uyararak sürekli dinç tutma - Travma sonrası toparlanma sürecini hızlandırma - Kandaki yağ oranını düşürme - İyi ve kötü huylu kolestrol dengelerini düzenleme - Vücuttaki tüm organlar arasındaki koordinasyonu düzenleme - Eklemlerin esnekliğinin artması, bel ve boyun ağrılarının hafifletilmesi - Kemiklerin sertleşmesi - Vücudun hastalıklara karşı dayanıklılığının artması ve bağışıklık sisteminin direncinin artması - Yorgunluğun hafiflemesi - Uykusuzluk sorununun giderilmesi ve bünyesel rahatlamanın sağlanması - Vücudun endorfin adı verilen keyif hormonlarını hareketlendirme - Yaşlanma sürecinin geciktirilmesi ve deriye zinde bir görünüm kazandırma - Moral, özgüven ve iyimserliğin artması." |
Vejeteryanlar için diyet önerileri Vejeteryan diyetlerin çoğu dikkatli düzenlendiği takdirde besin ögeleri yönünden yeterlidir. Özellikle vejeteryan diyet az da olsa bazı hayvansal besinleri içeriyorsa tüm besin ögelerini bu diyetle karşılamak mümkündür. Süt, peynir ve veya yumurta yiyen vejeteryanlarda hiç hayvansal besin yemeyenlere oranla besin ögesi yetersizliklerine çok az rastlanır. Ancak veganlar, fruvitaryanlar ve Zen makrobiyotik diyet uygulayanlar protein, riboflavin, B12 vitamini, demir, kalsiyum ve çinkoyu yeterince alamayabilirler. B12 vitamini yetersizliği yönünden riskli gruplardan biridir. Bu risk özellikle hayvansal besinleri hiç tüketmeyen veganlar için önem taşımaktadır. Laktovejeteryanlar süt ve türevlerinden, laktoovovejeteryanlar da bunlara ek olarak yumurtadan yeterli B12 vitamini almaktadırlar. Veganlarda genellikle serum total B12 vitamini düzeyleri bir miktar düşük olmasına karşın beklenenin aksine klinik ve biyokimyasal yetersizlik belirtilerine sık rastlanmaz. Bunun nedenlerinden biri gelişmiş ülkelerdeki veganların düzenli olarak vitamin B12 içeren multivitamin ilaçlarının kullanmalarıdır. Az gelişmiş ülkelerde ise diyete kontamine olan bakteriler B12 vitamini sentezleyerek alıma katkıda bulunmaktadırlar. Ayrıca vejeteryanlarda B12 vitamininin enterohepatik dolaşımının daha etkin olduğu, ince barsaklara safrayla ve besinlerden bakteri kontaminasyonu ile gelen vitaminin geri emiliminin % 100 e kadar ulaştığı bildirilmektedir. Böylelikle yetersizliğin başlaması 20-30 yıla kadar uzamaktadır. Vejeteryanlarda yetersizliği kolaylaştırabilecek en önemli faktör mide veya pankreas bozukluklarıdır. Bu durumda yetersizlik 1-3 yıl gibi daha kısa sürede ortaya çıkabilir. Vejeteryan annelerin bebeklerinde B12 vitamini yetersizliği görülebilir. Annenin sütündeki vitamin miktarı da oldukça düşüktür. Bebekler ilk 4 ay normal iken daha sonra uyuşukluk, hareketsizlik gibi yetersizlik belirtileri göstermeye başlarlar. Gelişme geriliği görülebilir. Anneye kobalamin verilmesi, sütün vitamin içeriğini de arttırır. Bebeğe verilen kobalamin düzelme sağlar. Vejeteryan yetişkin ve çocuklarda dengeli bir diyet tüketildiği takdirde demir depoları bir miktar düşük olmasına karşın aşikar anemi omnivorlardan (hem hayvansal hem bitkisel yiyenlerden) farklılık göstermemektedir. Ancak Kanada’ya göç etmiş laktoovovejeteryanlarda demir yetersizliği anemisi rapor edilmiştir. Bunda mayalandırılmamış tam buğday unundan yapılmış çapati, taninden zengin baharat ve çayların çok tüketilmesinin rolü olduğu belirtilmiştir. Vejeteryanlarda hem olmayan demirin emilimini arttıran C vitamini kaynaklarının her öğünde ve yeterince alınması, emilimi azaltan çay kahve vb içeceklerin aralarda tüketilmesi ve çok fazla içilmemesi, gebelikte ihtiyacın artması ve zayıflama diyetlerinde diyetle alınabilen miktarın düşük olması nedeniyle demir preparatlarının kullanılması, demir emilimini bozan antiasit gibi ilaçların kullanımına dikkat edilmesi durumunda aynen omnivorlarda olduğu gibi demir yetersizliği anemisinden korunmak mümkün olmaktadır. |
Aerobik egzersiz nedir? Nasıl yapılır? Aerobik egzersizi, geniş kas guruplarını kullanarak, düşük şiddetli uzun süreli aktivite olarak düşünün. Aerobik aktivite; yürüyüş, bisiklet, jog, yüzme gibi aktiviteleri içerir. Anaerobik aktivite kısa süreli yüksek şiddetli çalışmalardır. Tenis, ağırlık kaldırma, kısa süreli hızlı koşular, futbol, basketbol, henbol gibi aktivitelerde anaerobi hakimdir. Şayet bu tür çalışmalara yeni başlıyor iseniz, yürüyüş-hızlı yürüyüş başlanmak önerilir, bu tür aktivite haftada 5-6 kere 1 saatten az olmamak kaydıyla uygulanmalıdır. Bir hafta sonra çok düşük tempoda koşuları programınıza alabilirsiniz. Koşuların tempo ayarlamasının önemli olduğunu belirtmiştik. Diğer yöntemlerin yanında, koşu hızını ayarlamak için; solunum sıklığından yararlanılır, şöyle ki; koşu, rahatça soluk alıp verebileceğimiz bir tempoda gerçekleşmelidir. En kolay tempo ayarlama adım sayısı ile yapılır, 4-5 adımda yavaş yavaş soluk alınır, göğüs kafesi şişirilir, yine 4-5 adımda yavaş yavaş karın kasları kasılarak soluk verilir. Bu davranış solunum kaslarının güçlenmesine ve daha etkili solunuma olanak sağlar. Bu davranış biçimi ayni zamanda “solunum eğitimi” çalışmasıdır. Akciğerlerdeki havayı çok az yenileyebildiği için, kısa süreli sık solunum yapmak önerilmez. Çalışmalar bu şekilde mi devam edecek? İnsan organizması mükemmel bir yapıya ve eşi benzeri olmayan sistemlere sahiptir. Bilinçli ve düzenli yüklenmeler ile onun kapasitelerini artırabilirsiniz, aşırı yüklenmeler ile tüm sistemleri felçe uğratabilirsiniz. Satın aldığınız bir araba saatte 200 km sürat yapıyorsa, 5 sene sonra saatte 201 km hız yapmaz, belki de daha düşük bir hız yapacaktır. Oysa ki, spor branşlarında dünya rekorları devamlı yenilenmektedir. Bu bilimsel ve düzenli çalışmalar ile sağlanmaktadır. Kısaca, sağlıklı gelişim için uygulanacak yüklenmeler azar azar giderek artan yoğunlukta olmalı, organizma yükleri “sindirmeli” dir. İlerleyen çalışmalarda, hızınızı, azar azar, eforunuzun sınırlarına kadar, derin ve hızlı nefes alacak duruma gelinceye kadar ya da bu durumu sürdüremeyeceğinizi düşünene kadar artırın. Bu noktaya kadar her şey aerobiktir ki onun anlamı; enerji eldesi oksijenin varlığında gerçekleşiyor demektir. Eğer egzersiz yoğunluğunu arttırmayı sürdürürseniz, anaerobik enerji üretimine baş vurursunuz, bu anda solunum sıklığı artar ve kanda laktik asit birikimi başlar. Bu durumda egzersizi kesmek zorunda kalabilirsiniz. Laktik asit hem bir enerji taşıyıcı ve hem de şiddetli eforun ürettiği, artan çalışma yoğunluğunu gösteren bir işarettir. Aşırı eforun ürettiği laktik asit ve yüksek düzeydeki karbondioksitle beraber yüksek solunum, genel rahatsızlık ve stres duygusu oluşur. Aerobik egzersiz, çok sözü geçen anaerobi eşiğin altındaki egzersiz olarak tanımlanabilir. Glikoz molekülünün aerobik metabolizması anaerobikten çok daha verimlidir; aerobik metabolizma, 1 mol glikozdan 38 yüksek enerji bileşimli adenosine trifosfat (ATP) adlı moleküller üretirken, anaerobik metabolizma sadece 2 molekül üretilir ve aerobik metabolizma daha az laktik asit üretir. Yani aerobik egzersiz daha hoş ve dinlendiricidir, sıkmaz ve aşırı yormaz. Birikmiş yağların aerobik kullanımı ilerleyen efor periyotlarında gerekli enerji için uygun bir rezerv oluştur. Aerobik egzersiz, uygun bir şekilde birkaç dakikadan saatlerce uzatılabilir. Orta düzeyde aerobik egzersiz esnasında, bir söyleşi de yapılabilir. Şişmanlık nedir? Nasıl oluşur? Kilo verme ve diyet endüstrisi son yıllarda milyarlarca doların döndüğü ticari bir yapı haline gelmiştir. Bir takım diyet listeleriyle, oldukça sağlıklı ve kendisiyle barışık kişiler bile zayıflama çılgınlığına itilmektedir. Reklamlardaki ve televizyonlardaki vücut tipi, sağlıksız bir şartlanma oluşturmaktadır. Sopa gibi zayıf olma modası son derece sağlıksızdır. Ancak aşırı şişmanlık da pek çok sağlık sorunlarına yol açmaktadır; yüksek tansiyon, diyabet, kalp rahatsızlıkları, aşırı uyku ve horlama, böbrek problemleri ve eklem iltihaplanmaları bunlardan sadece bir kaçıdır. Kilo vermek kan basıncını düşürdüğü gibi; kolesterolü azaltır, ayrıca kalp krizi geçirme riskini de düşürür. Aşırı kilolu olanlar, normal kilolulara oranla hastalıklara karşı daha büyük risk altındadır. Kaç kilo vermeliyiz ? Bunu doktorunuz belirleyecektir ama ideal kiloya ulaşayım diye kendinizi zorlamayınız. Fazla kilolarınızın bir kısmını vermeniz ve daha sonra kilonuzu korumanız, sağlığınız için yararlı olacaktır. Böylelikle kendimizi daha zinde ve enerjik hissedersiniz. Kim şişmandır ? Kilolarla, santimlerle ölçmenin yanı sıra şişman olup olmadığınızı ortaya koyan pek çok usûl vardır. Parmaklarınızla içi yağ dolu derileri tutabiliyor musunuz? Asıl test ise, dürüstlükle aynaya bakmanız olacaktır. Vücudunuzda fazla yağ varsa bunu bilecek, görecek, hissedeceksiniz. Bırakın en iyi hakem, gözleriniz olsun. Kişinin şişman olup olmadığını anlaması için birinci metot, boyu kilo olarak söylemektir. Bu rakamı erkekler için aynen, kadınlar için 3 eksilterek söylersek normalin üst, şişmanlığın alt sininin buluruz. Sözgelimi 1.78 boyu olan bir erkek için şişmanlık sınırı 78′den, hanımsa 75′ten itibaren başlar diyebiliriz. Fakat şişmanlığın değerlendirilmesinde en son kriter, beden kitle indeksi (BKI) ölçülmesidir. BKI’nin 20-25 arasında tutulması sağlıklı hayat göstergesi olarak kabul edilir. BKI’sı 25-30 arasında olan kişiler toplu, 30′un üzerinde olanlar şişman olarak kabul edilir. Şimdi kilosu 79 ve boyu 1.79 olan kişiyi ele alalım: BKI- Ağırlık (kg) / Boy (metrekare) idi. BKI= 79: (1.79)2 = 79:3.2041 = 24.2 bulduk. Bu 20-25 arasında bir rakam olduğu için kişi normal sınırlar içerisinde demektir. Şişmanlamamak için yapılması gerekenler Aktivite önerileri Güne erken başlayın, 7-8 saatten fazla uyumayın, uyandıktan sonra yatakta kalmayın. Asansör yerine merdiven kullanın, hızlı tempoyla yürümeye çalışın. Haftanın 4-5 günü egzersiz yapın, pasif yerine aktif jimnastiği tercih edin. Aktif ve hareketli kişilerle birlikte olmaya özen gösterin. Hafta sonlan için aktif planlar yapın. Ayakta durmaya ve yürümeye daha fazla zaman ayırın. Bir şey getirip götürmek için çocuklarınızı kullanmayın. Her gün yarım saatten daha az televizyon seyredin. Beslenme önerileri Acıkma duygusunun bastırılması için salatalık, domates, marul gibi düşük kalorili yiyeceklerin tercih edilmesi, her gün sebze ve meyve yemeye dikkat edilmesi, yemekler için küçük, yağsız salatalar için ise büyük tabak kullanılması da öneriler arasında yer aldı. Alışveriş önerileri Çarşıya, yemekten sonra, tok karnına çıkın, alışveriş listenizden fazlasını almayın, hazır yiyecekleri satın almayın, yanınızda fazla para bulundurmayın, yeme isteği uyandıran televizyon programları ve reklâmları izlemeyin. |
Ayaklarınız isyan etmesin Vücudunuzun tüm yükünü taşıyan ayaklar yürüyüş sırasında en fazla özeni hak ederler. Peki nasıl bir ayakkabıyla yürüyüş yapmak gerekir? Yürüyüşün işkenceye dönüşmemesi için mutlaka kaliteli bir yürüyüş ayakkabısı edinmelisiniz. Belki de bu sporun tek masrafı ayakkabılar için harcadığınız para olacaktır. Aslında iyi marka bir spor ayakkabı sizin için ideal olacaktır. Ayakkabıyı alırken ise şunlara dikkat etmeniz yararınıza olur:
|
Sol kulağı iyi duyan daha zeki A.A http://www.hurriyet.com.tr/_np/4748/6584748.jpg Sol ellerini kullananların sol kulaklarının daha iyi işittiği, daha iyi işiten sol kulağın da matematiksel başarıyı olumlu etkilediği bildirildi. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şenol Dane, ''Üniversite Matematik Bölümü Öğrencilerinden İşitme Süresi ve Göz Kayma Derecesi ile Non-Verbal Zeka Arasındaki İlişki'' konulu çalışmayı Erzincan Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Çetin Doğar ve Yrd. Doç. Dr. Arif Dane ile gerçekleştirdiklerini söyledi. Prof. Dr. Dane, Matematik bölümünden öğrenciler üzerinde yapılan araştırmada, sol kulak işitme sürecinin solaklarda sağ ellerini kullananlara göre anlamlı derecede yüksek olduğunu belirlediklerini belirterek, ''Araştırmada sol kulak işitme süresi artıkça zeka puanının arttığını ortaya koyduk'' dedi. Yapılan çalışma ile matematiksel başarıda sol kulağın işitmesinin sağ kulaktan daha önemli olduğunu kaydeden Dane, ''Sol elini kullananların sol kulakları, sağ elini kullananların sağ kulakları daha iyi işittiğini belirledik. Ayrıca sol kulak işitme süresi arttıkça matematiksel zekanın arttığını ortaya çıkardık. Bu sonuçların ışığında işitmenin hatta özellikle sol kulak işitmesinin matematiksel başarı açısından önemli olduğunu söylenebilir''dedi. |
SİNDİRİM SİSTEMİ RAHATSIZLIKLARI İÇİN DOĞAL ÇÖZÜMLER Hastalıklara yakalanmamak ve sağlıklı bir yaşam sürmek için kontrol altına alabileceğimiz en önemli etkenlerden birisi beslenme tarzımızdır. İlaçta aspirin neyse, yiyecekler içinde elmanın da o olduğunu söyleyen Londra Üniversitesi uzmanlarının hazırladıkları beslenme önerilerine uyarak çeşitli sindirim sorunlarından korunabiliriz.SİNDİRİM SORUNLARI Arpa: İçerdiği kalsiyum ve potasyum gibi mineraller ile B vitamini vücuda direnç kazandırır. Ayrıca ABD`deki bir araştırma, 6 ay boyunca her gün arpa ürünü şeylerin yenmesinin kolesterol oranını yüzde 15 düşürdüğünü kanıtladı. Yoğurt: Günde 150 gram yoğurt vücudun bir günlük kalsiyum ihtiyacını karşılar. Meyveli yoğurtlara 3 çay kaşığı şeker eklendiği için şeker oranları daha yüksektir. Yoğurttaki potasyum, kan basıncı ve kalp atışlarını düzenler. Midenin yiyecekleri düzenli olarak öğütmesini sağlar. KARIN AĞRISI Papatya çayı: Bağırsak yollarında toplanan gazı çıkartır, sindirim sistemini düzenler, mide ağrısını keser. HEMOROİD (BASUR) Hindistan cevizi: İçerdiği myristin adlı madde kusmayı engeller, basur tedavisinde birebirdir. (Dikkat!fazlası basur için tehlikelidir). KARACİĞER HASTALIKLARI Enginar: Cynarine adlı madde sayesinde en sert yiyecekleri dahi sindirimine yardımcı olur. Karaciğer hastalarının yanı sıra romatizma, artirit ve gut hastalığına yakalananlarla, hamilelere şiddetle tavsiye ederiz. Meyan kökü: Dünya üzerinde birçok kabile yüzyıllardır ülser, artirit, bronşit ve karaciğer rahatsızlıklarına karşı meyan kökünü "doğal ilaç" olarak kullanır. Adrenalini yükseltir, insanın strese girmesini engeller, kan basıncını düşürür. Zerdeçal: Karaciğer rahatsızlıklarının yanı sıra sindirime de yardımcı olur. DİŞ SAĞLIĞI İÇİN Ekmek: Şekerli yiyecek yenildiğinde içindeki asitler dişlere her 20 dakikada bir saldırır. Ekmek, dişleri korur. Gün boyunca 6 ila 11 dilim ekmek yiyin. Meyve: (Her çeşit) Günde 2 ila 4 öğün meyve tüketin. Sebze: (Her çeşit) Günde 3 ila 5 öğün tüketin. Yoğurt veya beyaz peynir: Eğer yemekler arası atıştırırken diş sağlığınızı düşünüyorsanız, kalsiyum deposu olan bu iki yiyeceği tercih edin. Muz: Yüksek miktarda karbonhidrat içerir. Zengin bir potasyum kaynağıdır. Bu mineral, kalbin düzenli olarak çalışmasını ve tansiyonun düzenli olmasını sağlar. MİDE RAHATSIZLIKLARI Tarçın: Mide yanmalarını ve kusma hissini alır. Hindistan cevizi: Sütlü içeceklere eklendiği zaman mideyi gevşetici ve gazını alıcı bir etki yaratır. Mide bulantılarını önler. Lahana: Mayalanma sırasında laktik asit üretir. Bu da sindirim sistemindeki zararlı bakterileri öldürerek sindirime yardımcı olur. ÜLSER Lahana: Ülseri olan kişiler için tonik, yani mideyi temizleyici etki yaratır. Yüksek oranda C vitamini içerir. Kırmızı lahana vücutta antioksidan özelliğe sahip A vitamini içerir. Kanseri önleyici etkiye sahiptir. Çiğ olarak salatalara katılması tavsiye edilir. ÇÖLYAK HASTALIĞI Kestane: Önemli bir enerji kaynağıdır. Kolayca sindirilebilir. Çölyak hastaları için buğday içermeyen un kaynağı olabilir. E ve B6 vitaminleri içerir. yağ oranları düşüktür. LAKTOZ DAYANIKSIZLIĞI Badem: Yüksek oranda kalsiyum, magnezyum, potasyum, fosfor, E vitamini, B2 vitamini, antioksidan içerir. Bu nedenle laktoz (süt şekeri) dayanıksızlığı bulunan ve günlük gıdalar yiyemeyen kişiler için badem ideal bir besin kaynağıdır. BAĞIRSAK Elma: Protein, vitamin ve doğal kimyasallar sayesinde sindirime yardımcı olur. Sindirimi kolaylaştırır. Bağırsak sorunları çeken kişiler için dengeleyici ve normalleştirici besin olarak nitelenirler. |
Salgın Hastalıklar Uydu İle Önceden Belirlenecek Bilimadamları oluşturdukları modelle, kolera salgınını önceden tahmin edebiliyor. Uydular, bu model için gerekli verileri sağlayacak. Maryland Üniversitesi’nden bilimadamaları, uydu görüntülerini değerlendirerek 4-6 hafta öncesinden kolera salgınını önceden haber vereceklerini umuyorlar. Bu keşif dünyada milyonlarca hayatı kurtarabilir ve diğer mevsimsel ya da iklime bağlı hastalıklar için bir örnek oluşturabilir. Çalışmayı yürüten ekibin başı Rita Colwell on yıllar kolera üzerine çalışıyor. Colwel konuyla ilgili; ‘kıyı kesimlerde kolera salgınlarını tetikleyen koşulların önceden haber verilmesi genel sağlık için çok değerli olabilir. Eğer bunun geldiğini görebilirsek, bu bölgelere temiz su ve tıbbi yardımla gidebilir ve hayatları kurtarabiliriz.’ diyor. Kolera, Vibrio Cholerae adlı bir bakterinin neden olduğu ölümcül bir hastalık. Kurbanları hastalık yüzünden ağır ishal geçiriyor ve bu yüzden 18 saat içinde ölebiliyor. Kirli su ya da temizlenmemiş yiyeceklerin neden olduğu hastalık, Hindistan, Bangladeş ve Afrika’daki gelişmekte olan ülkelerde sık görülüyor. Colwel ve öğrencileri çevresel etkenlerle enfeksiyon istatistikleri arasındaki ilişkiyi bir çok farklı ülkede yaptıkları çalışmalarla gözlemlediler ve buna göre bir model oluşturdular. Bu modele göre ilk hastalık görülmeden dört-altı hafta öncesinde salgın öngörülebiliyor. Model için gerekli verilerden birçoğu uydulardan elde edilebiliyor, yakın gelecekte tüm verilerin uydulardan sağlanması bekleniyor. Hastalığa neden olan bakterinin ‘copepod’ adı verilen bir deniz kabuklusu ile yakın ilişkisi var. Bu deniz kabukluları da enerjisinin büyük bölümünü fotosentez yaparak sağlayan planktonlarla besleniyor. Colwel ve ekibi bu besin zincirini, salgınla mücadelede avantaj olarak kullanıyor. Yüksek deniz seviyesi bu planktonları, sonrasında da kolerayı insanlara yakınlaştırıyor. Uydular şu anda, deniz saviyesindeki değişiklikleri, denzisuyu sıcaklığını ve klorofil yoğunlşmasını hesaplayabiliyor. Yakın gelecekte, ekibin hazırladığı modele göre hastalık riski ile ilişkili tuzluluk, oksijen ve diğer değişkenlerin de uydular tarafından hesaplaması bekleniyor. Ekip, mevsime bağlı kolera salgınlarının görüldüğü, çevresel etkenlere ait verilerinin gözlemlenebildiği ama salgında toplam kaç kişinin hayatını kaybettiğinin bilinmediği Bangladeş’te bir çalışma yaptı ve modellerini bir deneyle sınadı. Kurdukları modeli kullanarak, rastgele seçtikleri bir hastaneye giren her 1000 kişiden 24’ünün koleraya nedeniyle hastaneye başvuracağını öngördüler. Sonuçları test etmek için, hastanedeki doktorlara e-mail atarak Nisan ve Haziran ayları arasında kaç kişinin bu hastalığa yakalandıklarını sordular. Bu süre içinde hastaneye giren her 1000 kişiden 25’inin kolera şikayeti için geldiğini öğrendiler. Colwell, geçmişe dönük yapılan hesapların teorik olarak yararlı olduğunu ancak gelecek 18 saat içinde kaç kişinin öleceği söz konusu ise bunu bir işe yaramayacağını söylüyor ama hemen ardından ekliyor; ‘önümüzdeki üç-dört yıl içinde çalışmalarımız sonucunda dört ile altı hafta öncesinden kolera salgınını haber verecek sonuçlara ulaşmayı umuyoruz.’ Colwell, kurguladıkları modelin 1991’de Peru’da olduğu gibi, beklenmeyen salgınlara da uygulanabileceğini söylüyor. Böylelikle uyduların sağladığı veriler kurdukları modelle değerlendirilerek hastalık riski önceden öngörülebilecek ve buna göre önlem alınabilecek. Görme engellilere biyonik göz İngiliz bilim adamları, görme engellilerin görebilmesini sağlayan dünyanın ilk gerçek biyonik gözünü tanıttı. İngiltere'de ilk kez yapılan ‘mucize’ olarak nitelendirilen ameliyat sayesinde, ‘biyonik göz’ takılan iki görme engelli ilk defa yakınlarını görebildi. Londra’da dünyanın en büyük ve en eski göz hastanelerinden Moorfields Göz Hastanesi'nde görevli doktorlar, ilk defa gerçekleştirdikleri ‘Biyonik Göz Ameliyatı’ sayesinde 50’li yaşlarda iki görme özürlü hastanın yeniden görmesini sağladı. Tıp dünyasını sarsacağı belirtilen sistem, gözlüğe yerleştirilmiş bir kamera ve alıcıdan alınan bilginin, gözdeki elektrotlara aktarılması yoluyla çalışıyor. Şu ana kadar bu buluşun daha az gelişmiş türlerini deneyen uzmanlar, hastalarda ışık, karartı ve hareketleri görebilme duyularını tedavi edebildiği belirtildi. Görme özürlülere yeniden görme şansı tanıyan bu yeni teknoloji, bir gözlüğe takılan küçük bir kamera ve vericiden oluşuyor. Cihaz, sinyallerini kablosuz olarak göze nakledilen küçük bir elektronik alıcı ve elektrot paneline gönderiyor. Gözün arkasındaki retinaya bağlı elektrotlar ise mevcut sinirleri uyandırarak, sinyallerin optik sinir boyunca beyne ulaşmasına izin veriyor. Beyinde ışığın desenleri ve karanlık noktalar algılanıyor ardından hastaya temel görüşü veriyor. Uygulamanın özellikle ‘maküler dejenerasyon’ ya da Retinitis Pigmentosa (Gece körlüğü) diye tanımlanan hastalıklar sonucu meydana gelen körlüklerde yararlı olacağı açıklayan uzmanlar, deneyin klinik ortamında gerçekleştirildiğini ve bir kaç yıl içerisinde Ulusal Sağlık Hizmeti’nde (NHS) uygulamaya hazır olacağını tahmin ediyor. Geçen hafta 2 operasyon gerçekleştirdiklerini ve hastaların durumunun iyi olduğunu söyleyen Göz Cerrahı Lyndon da Cruz, bu heyecan verici yeni teknolojinin geliştirilmesinde kendilerine sunulan imkanın önemine değinerek, operasyonun ‘Argus II' adlı teknolojiyi geliştiren Amerikalı doktorların gözetiminde ve Second Sigh firmasının katkılarıyla yapıldığını belirtti. Benzer operasyon Amerika’nın Los Angeles eyaletinde bulunan ‘Doheny Göz Enstitüsü’nde daha önce gerçekleştirmişti. Amerikalı uzmanlar, bezelye büyüklüğündeki video kameranın 3-5 yıl içerisinde bütün hastanelerde kullanılabileceğini söylüyor. 1804 yılında yapımı tamamlanan Moorfields Göz Hastanesi, dünyanın en eski ve en büyük göz hastanesi olma özelliğini taşıyor. Uluslararası üne sahip tedavi yöntemleri uygulayan hastanede yılda 23 bin hasta ameliyat ediliyor. |
Körlüğe yol açan gen keşfedildi İngiliz bilim adamları, körlüğün en yaygın nedenlerinden biriyle bağlantılı bir gen mutasyonu keşfetti. Bilim adamlarının bu keşfinin, körlük tedavisine yardımcı olması umuluyor. Keşfi yapan Southampton Üniversitesi’nden Sarah Ennis ve Andrew Lotery, “Serping1 adlı bir genin içinde yaşla bağlantılı makula dejenerasyonuyla (AMD) ilişkili 6 değişke bulduk” dedi. Bilim adamları bu buluşlarının, körlüğün tedavisine giden yolu açabilecek AMD genetiğinin anlaşılmasına yardımcı olacağını söyledi. Retinanın merkezindeki bir bölge olan makulanın hassas hücrelerinin zarar görmesi anlamına gelen AMD yaşlandıkça ortaya çıkıyor. Hastaların yaklaşık yüzde 90’ında da AMD’nin tedavisi olmayan kuru versiyonuna rastlanıyor. AMD’nin, küçük kan damarlarının retina ile gözün arkasında oluştuğu ıslak versiyonu ise günümüzdeki ilaçlarla tedavi edilebiliyor. TÜRKAN YILMAZER |
Kısırlığın nedeni ergenlikte yatıyor! Ergenlik çağındaki çocuklarda görülebilecek “ergenlik gecikmesi, erken ergenlik, aşırı kıllanma, erkek çocuklarda meme büyümesi ve düzensiz adet kanamaları" gibi rahatsızlıkların ilerleyen yaşlarda kısırlığa neden olabileceği bildirildi. Op. Dr. Osman Denizhan Özgün, ergenlik çağındaki çocuklarda görülebilecek “ergenlik gecikmesi, erken ergenlik, aşırı kıllanma, erkek çocuklarda meme büyümesi ve düzensiz adet kanamalarıö gibi rahatsızlıkların ilerleyen yaşlarda kısırlığa neden olabileceğini bildirdi. Op. Dr. Özgün, bu konuda anne ve babaların dikkatli olması gerektiğini belirterek “Her çocuğun daha ergenlik çağında, üreme sağlığı konusunda anne babalarının yönlendirmesiyle uzman doktorlar tarafından takip edilmesi gerekiyorö dedi. Op. Dr. Osman Denizhan Özgün, kız ve erkek çocuklarda ergenliğe geçiş sırasında görülebilecek bazı sorunların; ilerleyen yaşlarda normal yollarla anne baba olabilmelerini doğrudan etkilediğini söyledi. Op Dr. Osman Denizhan Özgün, ergenlik çağındaki çocuklarda görülebilecek “ergenlik gecikmesi, erken ergenlik, aşırı kıllanma, erkekler çocuklarda meme büyümesi ve düzensiz adet kanamalarıö gibi rahatsızlıkların ilerleyen yaşlarda kısırlığa neden olabileceğini belirtti. Op. Dr. Özgün, ergenlik gecikmesinin kızlarda 13.5, erkeklerde 14 yaşında halen ergenlik bulgularının başlamaması durumu olduğunu söyleyerek “Nedeni yapısal ya da ailevi olabileceği gibi bazı doğumsal ya da hormonal hastalıklar olabilir. Mutlaka hekime başvurulmalıdır. Beslenme bozuklukları, aşırı egzersiz ve süreğen hastalıklar da ergenlik gecikmesine neden olabilirö dedi. Op. Dr. Özgün erken ergenliğin ise, kızlarda 8, erkeklerde 9 yaşından önce ergenlik bulgularının ortaya çıkması olarak tanımlanabileceğini ifade ederek şunları söyledi: “Kızlarda genelde erken dönemde tek veya çift taraflı meme gelişimi, erkeklerde testislerde büyüme ve genital bölgede kıllanma gözlenir. Bu durumda mutlaka çocuk endokrin hekimi tarafından muayene gereklidir. Kızlarda genelde neden saptanamazken, erkeklerde çoğunlukla altta yatan bir hastalık vardır. Boy kısalığı ve psikolojik sorunlara neden olduğundan tedavisi gereklidir. Aşırı kıllanma ise, kızlarda görülür. Yapısal, ailevi ve etnik özelliklere bağlı olabileceği gibi hormonal dengesizlikler de söz konusu olabilir. Erkeklerde meme büyümesi; adölesanın erken evrelerinde sık görülür. Genellikle geçici bir hormonal düzensizlik söz konusudur. Çoğunlukla kendiliğinden düzelebilir. Düzensiz adet kanamaları ise kızlarda özellikle ilk adet görmeyi izleyen 1-3 yıl içinde sık görülür. Aşırı kanama ya da düzensizliğin uzun sürmesi kansızlık gibi sağlık sorunlarına yol açabileceğinden hekimin izlemi gereklidir. -ADET DÜZENSİZLİKELERİ VE SANCILAR KISIRLIĞA GÖTÜREBİLİR- Kız ve erkek çocuklarında dikkat edilmesi gereken durumlar ve önemli hastalıkların takibine ilişkin olarak da değerlendirme yapan Op. Dr. Osman Denizhan Özgün, şöyle devam etti: “Tüberküloz, infertiliteye neden olabilir. Rahimiçi yapışıklıklara, adet düzensizliklerine ve bozulmuş rahimiçi doku hasarıyla, tekrarlayan gebelik kayıplarına ve tüplerde doku hasarıyla yapışıklıklara ve tıkanıklıklara neden olur. Ayrıca vajinal akıntılarda mutlaka rahmi ilgilendiren durumların olup olmadığının teşhisi için doktor kontrolü gerekmektedir. Adet kanamalarının düzensizliği varsa, mutlaka doktor tarafından kontrol edilmelidir. Teşhise yönelik testler sonucunda ileriye yönelik kalıcı problemler ekarte edilmelidir. Adet kanamaları sırasında ve kanama harici aşırı ağrılar ihmal edilmemelidir. Doktor kontrolü sonucunda yumurtalığa ait kistler, tüplere ait iltihaplanmalar ekarte edilmelidir. Özellikle kız çocuklarında yumurtalık kisti tespit edilmişse, ameliyat kararları çok dikkatli olarak verilmelidir. Yumurtalığa ait kist ameliyatları, ilerleyen dönemlerde yumurtalık rezerv problemi olarak karşımıza çıkabilir, mümkünse ilaç tedavisi veya gözlem ile takip protokolü uygulanmalıdır. Mutlak ameliyat gerekirse yapışıklıkları önlemek için kapalı ameliyat türü olan laparoskopik uygulamalar tercih edilmelidir. Ve mutlaka kısırlık üzerine çalışmalar yapan infertilite uzmanlarından görüş alınmalıdır. -TESTİS İLTİHABINA DİKKAT- Erkek çocuklarında da dikkat edilmesi gereken noktalara işaret eden Op. Dr. Özgün, inmemiş testis sık görülen, doğumsal bir anomali olduğunu söyledi. Görülme sıklığının doğum haftası ve doğum ağırlığı ile ilişkili olduğunu bildiren Op. Dr. Özgün, “Bin 500 gram ve altında doğan erkek çocuklarda görülme sıklığı yüzde 60-70’leri bulur. İnmemiş testisin tespiti son derece basit olup, ebeveynler tarafından bebeğin testisinin kontrolü sırasında şüphelenilen her durumda mutlaka doktora başvurulmalıdırö dedi. Özellikle testisin torbalarda hiç olmaması durumlarında mutlaka operasyon gerektiğine işaret eden Op. Dr. Özgün, “Operasyon zamanı çeşitli merkezlerde farklılık göstermekle birlikte, 12 ile 18 aylık dönem arasında yapılması önerilmektedirö diye konuştu. Orşit yani testis iltihabının da ilerleyen dönemde kısırlığa aday olabileceğini kaydeden Op. Dr. Özgün şunları söyledi: “Bu nedenle son derece hassas davranılmalıdır ve mutlaka doktor kontrolü sağlanmalıdır. Yumurtalıkta şişme, hassasiyet ve ateş yükselmesi genellikle orşiti hatırlatır bu bulguların tespitinde derhal doktora başvurulmalıdır. Masum gözüken kabakulak enfeksiyonunun testisleri etkilemesi nadir de olsa beklenir. Etkilendiğinde de özellikle sperm sayısı, hareketi ve şekli bozulabilir, bu da ilerleyen dönemde çocuğun kısırlığa aday olmasına neden olur. Eskiden sık rastlanan bu hastalık kullanılan aşı sonucunda artık eskisi kadar sık rastlanılmamaktadır. Kabakulak aşısı mümkünse yaptırılmalıdır. Orşitin diğer nedenleri genellikle, cinsel yolla bulaşan hastalıklar da (zührevi) dahil olmak üzere bakteriyeldir. Özellik cinsellikle yeni tanışan gençlerin iyi sorgulanması ve cinsel eğitim verilerek cinsel yolla bulaşan hastalıklara sebebiyet verebilecek davranışlardan kaçınılması, orşitten korunmada etkili olacaktır. Testisi etkileyen tıbbi durumlardan biriside hidrosel yani testisin su toplaması halidir. Orşite nazaran ateş ve hassasiyet olmaması nedeniyle, genellikle ihmal edilir. Hidrosel halinde de mutlaka doktora başvurulmalıdır zira sperm yapımını bozabilir. Bir diğer ihmal edilen husus; testise alınan darbelerdir. Bu konu ihmal edilmemelidir, testis dokusunun harabiyeti ve ilerleyen dönemde sperm yapımını etkileyen durumlar söz konusu olabilir.ö(ANKA) |
Zayıflık Alınan enerjinin harcanandan az olması sonucunda organizmada zayıflık denen hastalık oluşur. Vücuttaki yağ dokuları kullanılır ve daha sonra kas dokuları kullanılarak enerji sağlanır ve alınan enerji az olduğu sürece bu böyle devam eder. NEDENLERİ: 1 - Zayıflığın oluşmasındaki esas neden iştahsızlıktır. Bunu etkileyen sebepler: a-) Enfeksiyonel durum: tüberküloz, zaturiye vb. b-) Troid hormonunun aşırı artışıyla iştah azalması. 2 - Doku katabolizması: Doku yıkımına bağlı olarak zayıflık görülür. a-) Kanser türü hastalıklar doku katabolizmasını arttırır. 3 - Malabzobsiyon : Alınan besinlerin gastrointestinal sistemdeki herhangi bir patolojiden dolayı sindirilememesidir (emilim bozukluğu). Kilinik Belirtiler : Anorektik ve kaşektik durumlar görülür. ZAYIFLIĞIN İLİŞKİLİ OLDUĞU HASTALIKLAR 1- Diyabetes Mellitus: Diyabet insülin bağımlı ve bağımsız olarak ikiye ayrılır. İlk safhada hiper glisemi (osmatik diürez)' e bağlı zayıflık görülür. Eğer hasta kontrol altına alınmadıysa insülin yüksek olsa da kandaki glikoz kullanılamaz. Bu yüzden yağları yıkarak enerji elde etmeye çalışır. Bu sebeple oluşan doku yıkımı zayıflığın başlangıcı olur. Yağların kullanımı sonucunda yağ metabolizması hızlandığı için kanda keton cisimcikleri artar. Keton cisimciklerinin ( aseton, b hidroksi bütirik asit, aseto asetik asit ) artması ve idrarla dışarı atılmasıyla hastada zayıflık başlangıcı saptanmalıdır. 2- Ülser: Hasta protein, vitamin ve minerallerden, yeterli miktarda alamadığı için sindirim sistemi mukozasında atrofiler oluşur. Bu atrofilerin mide mukozasındaki oluşumuna ülser adı verilir. 3- Troidin Fazla Çalışması: Troid hormonunun aşırı çalışması sonucunda BMH artar ve hastada zayıflama görülür. 4- İmmün Sistem Yetersizliği: Beslenmeye bağlı olarak bağışıklık sisteminin yetersiz çalışması yüzünden organizma enfeksiyonlara dirençsiz hale gelir. Çünkü yeteli antikor oluşturulamaz. Enfeksiyonlarsa zayıflık nedenlerindendir. 5- Kanser: Kanserli hastalarda iştahsızlığa ve doku yıkımına çokça rastlandığı için zayıflık oluşumu yüksektir. Ayrıca kullanılan ilaçların çoğu iştahsızlığı arttırıcı özellik gösterir. Bununla beraber gastrointestinal sistem, özefagus vb. kanserlerinde ise yetersiz beslenmeden dolayı aşırı zayıflık oluşur. ZAYIFLIĞIN TEDAVİSİ Kişinin günlük enerjisi saptandıktan sonra + 1000 kalorilik enerji eklenerek bir tedavi uygulanılır. Bu yüzden ilk önce beslenme alışkanlığı saptanır. Öğünler artırılır ve üç ara üç ana öğün olarak düzenlenir. Ara öğünlerin içeriği besin değeri yüksek yiyeceklerden oluşmalıdır. Enerji daha çok karbonhidratların çoğaltılmasıyla sağlanmalıdır. Yağlarda yapılan artış bulantıya sebep olmaktadır. Diyet proteini 1,5 gr\kg şeklinde ayarlanmalıdır. Proteini daha yüksek vermek mümkün olmakla beraber bazı amino asitlerin serotonini arttırmalarıyla iştahsızlık oluşur. Bu yüzden proteini daha fazla arttırmak olumsuz etki yapar. Diyetin vitamin ve mineral içeriği zengin olmalıdır. Özellikle B grubu vitaminler yoğun verilmelidir. Bu gruptaki vitaminler iştah artışı sağlarlar. Diyetin en önemli özelliklerinden biriside hacim yönünden az besin kalitesi yönünden zengin besinlerden oluşturulmasıdır. Vücut nasıl kilo kaybediyor Alınan enerji = Harcanan enerji kilo sabit Alınan enerji > Harcanan enerji kilo artışı Alınan enerji < Harcanan enerji kilo kaybı Bu denklemden çıkartmamız gereken sonuç harcadığımız enerjiyi arttırmamız gerektiği.Bu da egzersizle mümkün olabilir.Günde 15 dakikayla başlayan ve arttırılan tempolu yürüyüş egzersizleri kilo veriminizi destekleyecek ve dinlenme metabolik hızını ( BMH ) düşmemesini sağlayacak. Sık aralıklarla kilo kaybı ve kilo alımı : Kilo kaybının dinlenme metabolik hızına, Lipolitik Aktiviteye etkisi başlığından yapılan araştırmaya göre ; Şişman kadın grubu 14 haftalık egzersiz ve zayıflama diyetine tabii tutularak beden bileşimi , oksijen tüketim gücü,dinlenme metabolik hızı ve karın yağındaki yağ aktiviteleri ölçülmüştür.Kişiler ; 1 ) Diyet + Egzersiz sık sık uygulayan 2 ) Diyet + Egzersiz sık uygulamayan 3 ) Sadece diyet uygulayan olmak üzere gruplandırılmıştır. Bu süre sonunda 3. ve 1. Grup karşılaştırılmış kilo kaybı ve yağ kaybı yönünden 1. Grubun karşılaştırılması sonucunda kayda değer sonuçlara ulaşılamamıştır. Bu araştırmaya göre sadece diyetle zayıflayan 3.grupta dinlenme metabolik hızında düşme saptanmıştır. Bu araştırmadan çıkan sonuç ; 1) Sık sık diyet yapmanın kilo kontrolünde etkili bir yöntem olmadığı 2) Egzersizle birlikte enerji sınırlaması yapıldığında kilo ve yağ kaybının olduğudur. Kilo kaybetmek sadece diyet yapmakla mümkün değil bu araştırma umarım egzersiz yapmanın önemi konusunda bir fikir yandırmıştır.Masa başında , asansör kullanarak arabamızı en yakın yere park ederek pekiştirdiğimiz tembellik ve bu huyumuzun bize kazandırdığı kiloyu yürüyüş yaparak,tenis oynayarak , yüzerek en azından evimizin temizliği kendimiz yaparak sarf edeceğimiz enerji ve doğru beslenme bizi sağlık ve örüntü yönünden mükemmele ulaştıracaktır. |
Daha çok balık yemeliyiz Balık çok iyi bir protein kaynağı olmanın yanı sıra omega3 ve selenyum içeriği ile de iyi bir antioksidant, kansere karşı koruyucu, kalp ve damar sağlığı için vazgeçilmez bir besin. Dilara Koçak Balık sezonu başladı, bu konuda geçtiğimiz günlerde Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, balık üretiminde dünyada 32. olduğumuzu açıkladı. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz için gerçekten bu durum çok üzücü. Balık çok iyi bir protein kaynağı olmanın yanı sıra omega3 ve selenyum içeriği ile de iyi bir antioksidant, kansere karşı koruyucu, kalp ve damar sağlığı için vazgeçilmez bir besin. Ülkemizde genel olarak var olan protein eksikliği ve özellikle hayvansal protein tüketiminde eksiklik çocuk gelişimi, zeka geriliği ve boy kısalığı için önemli bir problem. Bu yüzden ucuz protein kaynakları sağlanması ve balık mevsiminde halkın daha fazla balık yemesi konusunda fırsat yaratılması daha sağlıklı nesiller için üzerinde durulması gereken bir konu. 2008 -2009 balık avlama sezonunu açılış konuşmasında belirtildiği üzere Türkiye’de 2003’te 627 bin ton balık üretilmiş, 2007 yılında ise tüketim 772 bin tona ulaşarak, yüzde 24 artmış. Bu rakama çiftliklerde üretilen 140 bin ton balık da dahilmiş. Bu kadar su potansiyeli olan bir ülkeye dünya 32’ncisi olmak yakışmıyor. Maalesef balık yeme alışkanlığımız yok. Dünyada kişi başına tüketilen balık miktarı yılda 15, Türkiye’de yedi kilogram. Avrupa’da ise bu rakam yaklaşık 22 kilogram olarak bildiriliyor. Sağlığımız için vücudumuza her gün yeterli miktarda karbonhidrat, protein, yağ, vitamin, mineral ve su almamız gerekir. Karbonhidrat, protein ve yağ bize enerji yani kalori verirken, vitaminler, mineraller ve su bağışıklık sistemimizi güçlendirici etki göstererek bizi hastalıklara karşı korur. Proteinler vücutta hücrelerde meydana gelen bütün biyolojik olayların anahtar noktasıdır. Sağlıklı yetişkin bir bireyin ağırlığı oranında, kilogram başına günde ortalama 1 gram protein alması gerekli. Çocuklar için çok önemli Çocuklarda protein gereksinimi, erişkinlerdeki gibi sadece dokuların tamiri ve yeniden yapılanması için değil, vücudun büyümesi için de gereklidir. Bu nedenle çocuklara hayvansal kaynaklı olan iyi kaliteli protein verilmelidir. Hayvansal kaynaklı proteinler tam proteinlerdir aynı biyoyararlığı bitkisel proteinden daha yüksektir. Büyüme ve gelişim devamlılığının sağlanmasın yumurta, et, tavuk, balık, süt ve peynir biyolojik değeri yüksek proteinlerdir. Mevsiminde balık tüketimi hem protein hem de omega 3, fosfor ve selenyum açısından da önemlidir. OKURLARDAN SORULAR Daha fazla sarımsak ve soğan yemeyi istiyorum ama ağız kokusu için ne yapabilirim? Sarımsak ve soğan güçlü aroması ve keskin kokusu ile kalbinizin en iyi dostudur Soğangiller familyasının bu aromasını sağlayan madde allidisülfid, sağlık için çok faydalı bir bileşendir. Bugünkü araştırmalar, bu aromatik bileşiklerin LDL kolesterolü düşürdüğü, kan basıncını kontrol ettiği ve damarlardaki pıhtılaşmayı önlediğini doğruluyor. Bunlar ayni zamanda antioksidandırlar ki buda kanser riskini azaltır ve bağışıklık sistemini arttırır. Eğer bu kokulu yiyecekler burnunuza ve tat tomurcuklarınıza tiksindirici geliyorsa; elledikten sonra ellerinizi tuz veya limon suyu ile ovun. Eğer gözlerinizi yaşartıyorsa, onları kesmeden önce buzdolabında bekletin, aroması ağır geliyorsa, önce kaynamış su dökün ardından soğuk su dökün veya pişirin. Nefesinizi tazelemek için maydanoz veya nane veya fesleğen tercih edin. Nane çayı için ama sarımsak ve soğana mutlaka beslenmenizde yer verin. Boyuma göre, kilom normal olmasına rağmen 30 yaş itibariyle karın bölgemde ve bel kısmında birikmeler başladı. Karın bölgemin daha kaslı olması yağlardan kurtulması ve belimin çevresinde oluşan kalınlığı nasıl bir diyetle giderebilirim? Bölgesel zayıflama için maalesef sadece diyet ile istenen sonuca ulaşmak mümkün değildir. Biz besinlere adres göstererek hangi bölgeyi zayıflatmaları gerektiği gibi bir yönlendirme yapamayız. Vücut genetik dağılım ve yağ yakma kapasitesine göre belirli bölgelerin daha önce incelmesine kendi karar verebilir. Bu konuda en iyi destek egzersizdir. Yağ yakımına yönelik egzersiz sizi mutsuz eden yağlı bölgeleri enerji olarak kullandığında sonuç istediğiniz gibi olacaktır. Yağ yakmak için en iyi egzersiz sabah aç karnına yapılan yürüyüşlerdir. Çünkü 8 -12 saat uykudan sonraki açlıkla kanımızdaki serbest yağ asit miktarı en yüksek seviyede olur. Sabah aç karnına yapacağınız kardiyo tarzı egzersizlerle (yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme) daha fazla yağ yakarsınız. AYRICA sabah egzersiz yaptığınızda, metabolizma egzersiz sonrasında yüzde 7 -12 daha hızlı çalışmaya devam eder. Haftada en az 3 gün 40-45 dakika egzersiz yapmalısınız. Günde 2 litre kadar su içmeyi de ihmal etmeyin. Bazı çalışmalar yeşil çay ekstresinin tablet olarak kullanımı ile karın bölgesi yağlarında azalma olduğunu bildiriyor hekim veya diyet uzmanı muayenesinden geçtikten sonra kullanmayı deneyebilirsiniz. |
Hasta olmamanın ipuçları Hiç hastalığa yakalanmadan yaşamak hayal değil! Biz ne düşünüyorsak O'yuz" diyor Dr. Drauzio Varella. Varella'ya göre ruh beden ikilisi tam bir koordinasyon içinde çalışıyor ve beynin verdiği komutları tüm hücrelere iletiyor. Hücre hafızanızı temizleyip, iyi ve güzel düşünceler yükleyerek hiç hasta olmadan yaşamak ise hayal değil. Yapmanız gereken tek şey "İyi olma sanatı"nı öğrenmek... Dünya üzerindeki insanların çok azının iyi olma sanatını uyguladığının altını çizen Dr. Drauzio Varella "İnsan genetik şifrelerinden sıyrılmayı, kendi ve iyi olmayı öğrenebilirse, ölene kadar sağlıklı, huzurlu ve mutlu yaşayabilir" diyor. Varella'nın formülü aslında hepimizin bildiği ama günlük çark içinde fırsat bulup uygulayamadığı basit formüllerden ibaret. İşte her zaman neşeli, sağlıklı, iyilik ve mutluluk dolu bir yüreğe sahip olmak için Dr. Varella'nın önerdiği kurallar. ÜLSER VE FITIK OLMAMAK İÇİN: DUYGULARINIZI ANLATIN Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular gastrit, ülser, belfıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar. Zamanla duyguların bastırılması kansere dönüşür. Öyleyse sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız. Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel terapidir. HASTANE KADERİNİZ OLMASIN OLDUĞUNUZDAN FARKLI YAŞAMAYIN Gerçeği saklayan, rol yapan her zaman mutlu görüntüsü veren mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir. Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur. Kaderleri ilaç, hastane ve acıdır. KISKANÇ VE REKABETÇİ OLMAMAK İÇİN ELEŞTİRİLERİ KABULLENİN Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır. Kendimizle barışık olmak sağlık yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir. Çözümler bulun. Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler. Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı. Arı ufacıktır fakat varolan en tatlı şeylerden birisini üretir. Biz ne düşünüyorsak oyuz. Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir. SAĞLIĞA GÜÇ KATMAK İÇİN GÜVENİN Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güvensizlik içinizdeki inancın azlığıdır. Hayatı üzgün yaşamayın. Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir. Mutlu kişi yaşadığı çevresinin geliştirir. İyi mizah bizi doktorun elinden korur. Mutluluk ve sağlık terapidir. MİDE VE SİNİR HASTASI OLMAMAK İÇİN Kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur. Kararsızlık sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır. İnsanlık tarihi kararlardan oluşur. Karar vermek, diğerlerinin kazanması için vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir. Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanıdırlar. Fıtık boğulması, Fıtık Hastalığı Bağırsak tıkanmasına benzer. Fakat çifte sorun çıkartır: Bir yandan fıtık torbası içinde kalan bağırsak bölümü, bükülür (böylece her türlü sindirim trafiği durur); diğer yandan da bağırsağın bu bölümünü besleyen atar ve toplardamarlar da ezilir. Bu büzülme, bağırsağın o parçasında çok çabuk boğulmaya ve doku kangrenine yol açar. Fıtık Boğulması Tedavisi ve Yapılması gereken Acilen çağrılan doktor gelene kadar, hastayı rahatça yerine yerleştirin. İstese bile, içecek hiçbir şey vermeyin. Çünkü kusmaları artırmaktan başka bir işe yaramaz. Ağrıyan her fıtık, mutlaka doktora gösterilmelidir. Aksi halde acil bir durumla karşılaşılabilir. 2 DAKİKADA 'VİTİLİGO' TEDAVİSİ Deride beyaz yama tarzı lekelerle seyreden Vitiligo hastalığı toplumda oldukça yaygın. Şimdi, bu hastalığın tedavisi çok kolaylaştı. Yüksek dozda ultraviyole ışınlarının kullanıldığı BClear yöntemiyle lekeler yok ediliyor. Deride renk kaybına bağlı olarak beyaz yama tarzı lekelerle seyreden vitiligo hastalığında "fiber optik iletim sistemli BClear" yöntemi, Amerika, İngiltere ve İsrail'den sonra Türkiye'de de uygulanmaya başlandı. İstanbul Kozmed Dermatoloji Merkezi'nden Dr. Canan Savaş, inatçı ve sinsi bir hastalık olarak nitelendirilen vitiligo tedavilerini anlattı: "Sedef ve vitiligo hastalığının tedavisinde günümüze kadar kabin tedavisi ve lambalar şeklinde uygulanan ultraviyole ışınları, sadece sınırlı hastalarda kullanılabiliyordu. Yan etkileri sebebiyle yüksek dozlara çıkılamıyordu. Sağlıklı deriyi ışığın etkisinden koruma imkânı olmayan bu yöntem, yan etkiler göz önüne alınarak az sayıda lezyonu olan hastalarda tercih edilmiyor, genelde vücudun yüzde 20- 25'inden fazla alanda hastalığı bulunanlar tedaviye alınıyordu. BClear yönteminde ise, bu ışınlar sadece hastalıklı bölgeye uygulanabilir hâle geldi." BClear, hedeflenmiş ışık sistemi ile sadece hastalıklı bölgeye uygulandığı için, sağlıklı bölgeler ışınların yan etkilerinden korunabiliyor. Hastalıklı alanlarda yüksek dozlara çıkılabiliyor, böylece tedavinin süresi de kısalıyor. Hastanın durumuna göre, 8 yaşından sonraki herkese uygulanabilen yöntemde, seans sayısı hastaya, vitiligonun çeşidine ve bulunduğu bölgeye göre değişiyor. Tedaviden 8-15 seans arasında cevap alınmaya başlanıyor. 10 cm 'lik bir vitiligonun lokal UVB tedavi süresi ise, sadece 1-2 dakika. Yüzde daha başarılı Her vitiligo tedavisinde olduğu gibi yüz bölgesi, tedaviye en iyi cevap veren bölge. Hastanın vitiligo tipi, deri rengi, hastalığın süresi başarıyı etkileyen temel kavramlar arasında yer alıyor. Vitiligo nasıl bir hastalıktır? Deride tebeşir veya süt beyaz renkte, yuvarlak veya oval, keskin sınırlı yama tarzında lekelerle seyreden bir hastalıktır. Nokta kadar küçük ya da avuç içi kadar büyük olabilir. Genellikle simetriktir. Vücudun herhangi bir bölümü etkilenebilir. Sık tutulan alanlar, yüz, eller, kollar, bacaklar ve genital bölgedir. Her yaşta görülebilen vitiligoya her yüz kişinin 1 -2 sinde rastlanır. Hastaların yarısında 20 yaşından önce başlar. Çocuk ve gençlerde psikolojik yükler oluşturabilir. Erken ve başarılı tedavi özellikle bu dönemde çok önemlidir. Sıkıntı, stres, ateşli hastalıklar ile çarpma ve güneş yanığı hastalığın şiddetlenmesine ya da yeni vitiligo alanlarının oluşmasına yol açabilir. |
Son Yılların En Çok Aranan Meyvesi Kalp krizini önlüyor, vücut direncini artırıyor, karaciğeri güçlendiriyor ve daha fazlası... Üvez meyvesinin kış hastalıklarına karşı vücut direncini artırıcı özelliği olduğu, bu gibi meyveleri kışın bol miktarda tüketmek gerektiği bildirildi. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Resul Gerçekçioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üvez meyvesinin Kuzeybatı Anadolu, Orta Karadeniz Bölgesi ile diğer bazı bölgelerde tüketildiğini söyledi. Üvezin, toprak ve su isteği açısından kanaatkar olup atıl tarım alanlarında alternatif ürün olarak kullanılabildiğini anlatan Prof. Dr. Gerçekçioğlu, üvezin tıpta kullanıldığını bildirdi. Yapılan araştırmalarda üvez meyve kurusunun kaynatılıp içildiğinde ya da yenildiğinde yapraklarının kabız yapıcı etkisi bilindiğini anlatan Prof. Dr. Gerçekçioğlu, ''Taze meyvesi de bol tüketilirse müshil etkisi gösterebilir. Diğer yandan meyve ve özellikle yapraklarının şeker hastalığına iyi geldiği, kan şekerini düşürücü etkiye sahip olduğu laboratuvar testleriyle kanıtlanmıştır'' diye konuştu. Yine üvezin yapraklarının göğüs yumuşatıcı etkiye sahip olduğunu anlatan Prof. Dr. Gerçekçioğlu, Üvez meyvesinin kanamayı durduran ve güçlendirici ilaç olarak kullanımı Hipokrat'a kadar uzanır'' dedi. SON YILLARDA ARANAN MEYVE TÜRÜ OLDU Üvezin şu ana kadar herhangi bir yan etkisinin olmadığını söyleyen Prof. Dr. Gerçekçioğlu, şunları kaydetti: Kış aylarına doğru hasadı yapılan üvez özellikle son yıllarda aranan meyve türü oldu. Üretimin artırılmasında çok kaliteli sanayi ürünü ve inanılmaz bir müşterisi olan meyve haline geleceğine inanıyorum. Son yıllarda üniversitelerde bu konuda akademik çalışmalar başlamış. Bu çalışmaların yakın gelecekte yaygınlaşacağı kanısındayız. Üvezin kış hastalıklarına karşı vücut direncinin artırıcı özelliği var. Üvez gibi meyveleri kışın bol miktarda tüketmek lazım. Çünkü hiçbir yan etkisi yok, tamamen doğal.'' Prof. Dr. Gerçekçioğlu, üvez meyvesinin serin yeri ve nemli ortamları sevdiğini söyledi. İÇERİĞİNDEKİ MADDELER Prof. Dr. Gerçekçioğlu, bu meyve üzerinde yapılan son araştırmalarda, içeriğinde tanen (kalp krizini önleyici ve vücut direncini arttırır), sorbitan asidi (altı değerli alkol, karaciğeri güçlendirir), elma asidi, limon asidi, kehribar asidi, tartarik asit, sorbin asidi, C vitamini (antioksidant), amygdalin (bazı türlerinde az olarak rastlanır), uçucu yağlar ve renk maddesi olarak antosiyanin (bağırsak temizleyici, iltihap giderici, müshil, idrar söktürücü, kanamayı durduran ve lenf uyarıcı özelliklere sahiptir) maddeleri tespit edildiğini belirtti. ÜVEZ Gülgiller familyasından 5-10 metre yüksekliğinde mayıs-haziran ayında beyaz renkli çiçekler açan ve kışın yaprağını döken bir ağaç olan üvezin meyveleri, küre veya armut seklinde yeşilimsi sarı veya kırmızımsı-esmer renkli ve buruk bir lezzete sahip. Sarbus aucuparia türü kuş üvezi olarak bilinen ve Kuzey Anadolu'da yaygın olan üvezin, sorbus domestica türünün (üvez) Karadeniz Bölgesi'nde tabii olarak yayılış gösterdiği gibi meyveleri için birçok bölgede yetiştirildiği ifade ediliyor. Üvez meyvesi, muşmula gibi olgunlaştığı zaman yeniyor. Muzla mutluluk Muz ve çilek yiyenlerde mutluluk ve canlılığın arttığı belirlendi. Uzmanlar, muzun kokusuyla bile mutluluk verdiğini iddia ederken, çileğin de vücuttaki salgı bezlerini çalıştırdığını söyledi. Mutluluğun formülleri Çilek ve muz yiyenlerde mutluluk ve canlılığın arttığı belirtiliyor. Çileğin vücutta tüm salgı bezlerini çalıştırarak vücuda gençlik ve kuvvet kazandırdığını belirten uzmanlar, muzun da kokusuyla bile mutluluk verebildiğini kaydediyor. Kendisini güçsüz ve sinirli hissedenlere muz yemelerini öneren uzmanlar, kalsiyum ve magnezyum içeren muzun strese de iyi geldiğini belirtiyor. |
Hızlı yemek şişmanlatıyor http://www.internethaber.com/images/news/53567.jpg Japon araştırmacılar, yemeğini hızlı yiyenlerin şişmanlama ihtimallerinin diğerlerine nazaran 3 kat fazla olduğunu ortaya koydu. Japon araştırmacılar, yemeğini hızlı yiyenlerin şişmanlama ihtimallerinin diğerlerine nazaran 3 kat fazla olduğunu ortaya koydu.Günümüzde "fast food" gibi beslenme tarzlarının artması ve geleneksel yemek alışkanlıklarının azalmasıyla bir sorun halini alan şişmanlığa, hızlı yemek yeme alışkanlığının katkıda bulunduğuna ilişkin araştırma kapsamında 30 ile 69 yaşları arasındaki 3 binden fazla Japona nasıl yemek yedikleri soruldu. Sonuçları İngiliz Tıp Dergisi'nde yayımlanan araştırma, ne kadar ya da ne yendiğinin değil yeme tarzlarının obeziteye nasıl yol açtığına ışık tutuyor.Araştırmayı yapan Osaka Üniversitesi'nden Hiroyasu ve meslektaşları, soru sorulan 3 bin kişinin yarısından fazlasının hızlı yemek yeme alışkanlığı olduğunu saptadı. Hızlı yemeyenlerle karşılaştırıldığını hızlı yemek yiyen erkeklerin şişmanlama ihtimalleri yüzde 84 çıkarken, kadınlarda bu oran iki katını bulabiliyor. Yemeklerini bir çırpıda yemelerinin yanı sıra tıka basa doyana kadar yemeğe meyilli kişilerin şişmanlama ihtimalleri ise 3 katı fazla oluyor. Uzmanlar, "hızlı yenince mideden tokluk sinyali beyne gidene kadar mide çoktan tıka basa doluyor, bu yüzden de hızlı yemek şişmanlatıyor" diyor. Uzmanlar bu nedenle eskilerin "her lokmanın 40 kez çiğnenmesi gerektiği" sözünü hatırlatıyor. İNTERNET HABER |
Uykuyla yaşlanmayı durdurun http://arsiv.sabah.com.tr/2005/12/21/gny/im/D0E802C16D6D5141846536CAb.jpg Bebeklerimize ninniler söyleriz. 'Uyusun da büyüsün' diyerek sevgiyle mırıldanırız ancak bu sözlerin de boş olmadığını gayet iyi biliriz. Peki ya biz yetişkinler? Bizim için uyku daha mı az önemlidir? Kesinlikle değil! Uyku, doğanın yarattığı en değerli sağlık ve güzellik iksiridir. Uyku düzeni ve süresi, kalitesi sağlığımızın ve biyolojik yaşımızın dolaysız bir göstergesidir. TOKSİNLER TEMİZLENİR * Uyurken yeniden doğarız * Uyurken, tüm organlarımız, kalbimiz, midemiz, karaciğerimiz ve kaslarımız da dahil olmak üzere her şey yavaşlayarak dinlenir, temizlenir ve yenilenir. * Beynimiz boşalır. Rüyalarla tortuları dışarı atarız ve zihnimiz güçlenir. * Vücudumuzdaki toksinler temizlenir ve hücrelerimiz yenilenir. * Bu arada gün boyunca oluşan DNA hasarları onarılır. * Uyku sırasında bağışıklık sistemimiz güçlenir ve dayanıklılığımız artar. * Uyku hali, testesteron, östrojen ve adrenalin gibi önemli hormonların salgılanmasına yardımcı olur. Bu da bizi gençleştirir ve cinsel gücümüzü arttırır. * Öte yandan stresten kaynaklanan aşırı kortizonu dengeler ve yine stresten kaynaklanan her türlü hasarı onarır. * Bizi uyutan hormonlar, gün doğarken mutluluk hormonu olarak tanıdığımız seratonin'e dönüşür ve gözlerimizi umutla, neşeyle açmamızı sağlar. * Vücut saati mucizesi: Uyku doğanın gizemlerinden biridir. Tüm canlılar için bir aydınlık-karanlık ritmi olduğunu biliyoruz. Uykuya dalışımız beynimizdeki küçücük bir bezin kimyasal uyarıları sayesinde olur. Vücut saatimiz, gündüzleri aktif olmak, geceleri dinlenmek üzere ayarlanmıştır. Hava kararırken, beyin epifizi Melatonin adı verilen ve ana görevi vücut saatini ayarlamak olan bir hormon salgılar. Melatonin gece saat 23.00 ile 03.00 arasında en üst seviyeye çıkar. İnsan gerçekten derin bir uykuya dalmışsa, diğer hormonlar faaliyete geçer ve sabah keyifli uyanmamızı, günümüzü dengeli, huzurlu, aktif ve verimli geçirmemizi sağlar. EN İYİ BESİNDİR * Uyku ile doğal detox: Uyumamızı sağlayan Melatonin hormonu çok güçlü bir antioksidandır. Gece boyunca vücudumuzdaki tüm hasarları onarmaya çalışır. Diğer anti-oksidanların etkisini de arttırır. Bu nedenle anti-oksidanları yatarken almamız son derece yararlıdır. Bağışıklık sistemimizin en iyi besini ise uykudur. * Uyku bir gençlik iksiridir:Uyku sorunları olan bir insanın cildi hızla değişir, yüzü ve vücudu çöker, çeşitli hastalıklar baş gösterir ve cinsel yaşamı bozulur. Ortalama 40-50 yaşlarında beyin epifizinin faaliyeti yavaşlar. Uyku kalitesi bozulur ve bağışıklık sistemi de zayıflamaya başlar. Önlem alınmazsa, bu gerilemeyi diğer yaşlanma belirtileri ve hastalıklar takip eder. Yaşlı insanlar uyku uyuyamamaktan yakınırlar. Çünkü yaşımız ilerledikçe melatonin üretimi azalır. Esasen kanımızdaki melatonin miktarı biyolojik yaşımızı gösteren önemli bir ölçüdür. SABAH |
ÇOK YAZILIP ÇİZİLİYOR AMA... Diyette doğru bilinen 10 yanlış İnternet, gazete ve dergilerdeki yazılar, beslenme ve diyet hakkında önerilerle dolu. Peki bu bilgilerin ne kadarı yanlış, ne kadarı doğru? Chicago'da Amerikan Diyetetik Derneği'nin yıllık toplantısında konuşan Georgia State Üniversitesi'nden Christine Rosenbloom, diyette doğru bilinen 10 yanlışı ortaya çıkardı. İşte diyette doğru bilinen 10 yanlış: 1-Gece yemek yemek şişmanlatır. Doğrusu: Bunun bir kanıtı olmadığını söyleyen Rosenbloom, gece ya da gündüz alınan toplam kalorinin önemli olduğunu, ve gece ya da gündüz yenen yemeklerin kalorisinin hesaplanması gerektiğini belirtti. 2-Kan şekerini yükselten yiyeceklerden uzak durun. Doğrusu: Rosenbloom, yiyeceklerin karbonhidrat seviyelerine göre ayarlanabileceğini söyleyerek, kilo kaybetmek ya da kan şekerinizi dengeli tutmak için bunun tek strateji haline getirilmemesini önerdi. 3-Yüksek fruktozlu mısır şurubu kilo artışına neden olur. Doğrusu: Araştırmacılar, 2003 yılında obezitenin yüksek fruktozlu mısır şurubu kullanımıyla arttığına dair açıklama yaptıklarında, Rosenbloom bunun yanlış olduğunu açıkladı. Bunu destekleyen herhangi bir kanıt olmadığını savunan Rosenbloom, Amerikan Medikal Derneği'nin geçtiğimiz günlerde yüksek fruktozlu mısır şurubunun obeziteye katkıda bulunmadığını açıkladığını söylüyor. 4-Kafein sağlıklı değil. Doğrusu: Rosenbloom, kafeinin ünlü zindelik veren etkisinin yanında Parkinson hastalığı ve gut gibi bazı hastalıklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deliller bulunduğunu belirterek, "Ancak düzenli olarak kafein tüketen insanlarda, kafein su kaybına yol açmaz" dedi. 5-Az şişmanlatan yiyecekler daha iyidir. Doğrusu: Bazı insanlarda kilo kontrolü için yağ gramının hesaplanmasının işe yaradığını, ancak bazılarında bunun geçerli olmadığını belirten Rosenbloom, "Kalp hastalığı, diyabet ve metabolik sendromlu hastalar için karbonhidrat kesilerek tekli doymamış yağ gibi çok az miktarda sağlıklı yağ ilavesi yapılabilir" dedi. 6-Daha az sodyum yiyin, tuzlu yiyeceklerden uzak durun, sofra tuzu yerine deniz tuzu kullanın. Doğrusu: Tat alma duyusunun her zaman sodyum ve deniz tuzunu fark edemeyeceğini ya da diğer gurme tuzları sofra tuzundan daha sağlıklı olmadığını açıklayan Rosenbloom, işlenmiş birçok yiyeceğin çok fazla tuz içerdiğini ve bu nedenle yiyeceklerin etiketlerinin kontrol edilmesi gerektiğini öneriyor. 7-Günde çok fazla su içmek kilo kaybına neden olur. Doğrusu: Suyun kilo kaybettirdiğine dair bir kanıt olmadığını belirten Rosenbloom, "Çorba gibi su içeren yiyecekler, sizi tamamen doyurur. Fakat sadece su içmek aynı etkiyi yapmaz. Susuzluk ve açlık mekanizmamız iki farklı şeydir" dedi. 8-Tam hububatlar, rafine edilmiş ve arıtılmış olanlardan daha sağlıklıdır. Doğrusu: Tam hububatların sağlıklı bir seçim olduğunu ifade eden Rosenbloom, "Fakat rafine edilmiş hububatları da terk etmenize gerek yok. İkisinden de biraz yemelisiniz" 9-Şeker çocuklarda davranışsal sorunlara yol açar. Doğrusu: Birçok çocuk için "Çocuklar şeker yediklerinde daha coşkulu, hareketli oldukları söylenir" tezi üzerine Rosenbloom, şeker yemeseler dahi çocukların bazen daha hiperaktif davrandıklarını gösteren araştırmalar olduğunu belirtiyor. 10-Protein, atletler için çok önemli bir besin. Doğrusu: Atletlerin hareketsiz insanlardan daha fazla proteine ihtiyacı olduğunu doğrulayan Rosenbloom, "Ancak düşünüldüğü gibi çok proteine ihtiyaçları yok. İlave olarak protein almalarına gerek yok, yedikleri besinlerle bol miktarda protein alıyorlar" dedi. Fakat zamanlama sorunu yaşadıklarını belirten Rosenbloom, ağırlık antrenmanından sonra atletlerin yaklaşık 8 gram protein tükettiklerini ve bunu küçük bir kutu az yağlı çikolatalı süt ile karşılayabileceklerini açıkladı. ZAMAN |
Kuaförde saç yıkatmak boyun fıtığı nedeni Florence Nightingale Hastaneleri Nöroşirurji Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Cengiz Kuday, kuaförlerde başın geriye doğru yatırılarak yakınma şeklinin, boyun fıtığının en önemli nedeni olduğunu bildirdi. İSTANBUL - Kunday, yaptığı yazılı açıklamada, kadınların en önemli uğrak yerlerinden biri olan kuaförlerde saçların, oturur vaziyette baş geriye doğru yatırılarak yıkandığına, saç boyanması durumunda bu şekilde oturulma süresinin daha da uzun sürdüğüne dikkati çekti. ''Başın geriye doğru yatırılarak yıkanma şekli boyun fıtığının en önemli nedenidir'' diyen Kuday, kadınların ense adalelerinin zayıf olması nedeniyle boyun fıtığı hastalığının kadınlarda daha çok görüldüğüne işaret etti. Boynun vücudun en hareketli bölgelerinden biri olduğunu belirten Kuday, kuaförde başın geriye doğru yatırılması, arabaların ani fren yapması, voleybol ve basketbol oynamak, denize balıklama atlamak gibi nedenlerin boyun fıtığına yol açtığını kaydetti. Televizyon seyrederken ya da koltukta uyuyakalmak gibi nedenlerle boynun bir tarafa kontrolsüz düşmesi sonucunda ise boyun fıtığı hastalığının yavaş yavaş oluştuğuna işaret eden Kuday, 50'li yaşlardan sonra boyun fıtığı olma olasılığının yüksek olduğunu vurguladı. Parmaklarda ya da kolda ağrı, hissizlik ve his değişikliği, omuzda ise kürek kemiğinin arkasında ağrının fıtık belirtisi olduğunu ifade eden Kuday, boyun fıtığının omurganın ortasına doğru baskı yapması durumunun tehlikeli olduğuna dikkat çekti. Fıtığın omurgaya ortadan baskı yapması durumunda hastanın hemen ameliyat edilmesi gerektiğini ifade eden Kuday, ameliyat olunmaması durumunda geriye dönüşü olmayan bozuklukların başlayacağını belirtti. Boyun fıtığının MR ile görüntülenebileceğini anlatan Kuday, boyun fıtıklarının yüzde 60-70'nin fizik tedavi ve ilaçla iyileştirilebileceğine dikkat çekti. A.A GAZETEPORT |
Hastanelere çiçek götürmeyin! Operatör Dr. Ahmet Çakır, "Canlı çiçekler hem enfeksiyon riski taşıyor hem de odaların oksijen seviyelerini düşürüyor" dedi. Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi, hastalara götürülen çiçekler konusunda uyarıda bulundu. Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Operatör Dr. Ahmet Çakır, hastanenin her türlü sağlık ihtiyacına zamanında cevap vermek amacıyla nöbetçi hekim kadrosu ile 7 gün 24 saat hizmet verdiğini söyledi. Çakır, hastanede yatan hastalara çiçek götürülmemesi konusunda da uyarılarda bulunarak, "Canlı çiçeklerin gerek enfeksiyon taşıma riski gerekse odaların oksijen seviyelerini düşürdüğünden dolayı mümkün olduğunca kabul etmeyiniz" dedi. Hastane hakkında bazı bilgiler veren ve uyulması gereken konuları anlatan Çakır, "Hastanemize evcil hayvanlar kabul edilmemektedir. Her hasta için 1 refakatçi eşlik edebilir. Refakatçiler, herhangi bir sorunla karşı karşıya kalmamaları için 'Refakatçı kartlarını' takmayı unutmasın. 4207 sayılı kanun gereği hastane içi ve kafeterya dahil olmak üzere sigara içilmesi kesinlikle yasaktır. Doktorunuzun hemşirenize taburcu olabileceğinizi bildirmesi üzerine, hasta danışmanlarımızın yardımıyla işlemlerinizi hızlı bir şekilde kapatabilirsiniz. Ziyaret saatlerimiz her gün öğlen 12.30 ile 14.00 ve akşam 18.00 ile 19:00 saatleri arasındadır. Lütfen 7 yaşın altındaki çocukları ziyaretçi olarak getirmeyiniz, kabul etmeyiniz. Sağlığınız için aynı anda iki kişiden fazla ziyaretçi kabul etmemenizi ve ziyaret süresini 10 dakika ile sınırlandırmanızı öneriyoruz. Hastalarımızın ve hastanemizin güvenliği kameralar ve güvenlik personeli tarafından sağlanmaktadır. Acil bir durumda telefonla arayabilirisiniz. Kıymetli eşyalarınızı açıkta bırakmayınız ve koruyunuz. Kaybolan eşyalardan hastanemiz sorumlu değildir" dedi. |
Soğuk algınlığı saç döküyor Erkeklik hormonları, soğuk algınlığı, yüksek ateş kelliğe neden oluyor... Zonguldak Karaelmas Üniversitesi (ZKÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Cevdet Altınyazar, ergenlik döneminde saç köklerinin erkeklik hormonlarına gösterdiği aşırı duyarlılığın, kelliğe yol açtığını bildirdi. Doç. Dr. Altınyazar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sağlıklı bireylerde saçların yüzde 85-90'ının büyümeyi sürdürdüğünü, günde 50 ile 100 saç telinin dökülmesinin normal olarak kabul edildiğini söyledi. Saç dökülmesinde birbirinden bağımsız rahatsızlıklar arasında erkek tipi saç dökülmesi durumunun ergenlikle beraber görülmeye başlandığını belirten Doç. Dr. Altınyazar, şöyle devam etti: ''Bu durumda, saçlar tepe bölgesinden dökülürler ve zamanla kellik oluşur. Ergenlik döneminde saç köklerinin erkeklik hormonlarına gösterdiği aşırı duyarlılık, kelliğe yol açar. Kalıtımsal unsurlar da bunda etkilidir. Bu tip saç dökülmesi, erkeklerde en sık rastlanan durumdur. Modern tedavi yöntemleri ancak kısmi ve geçici fayda sağlamakta, tedavi kesildikten sonra dökülme devam etmektedir. En yoğun dökülme 20;li yaşlarda olmakta, 35 yaşından sonra dökülme azalmakta ya da durmaktadır. Bu dönemden sonra medikal tedaviler etkisizdir, ancak saç ekimi gibi cerrahi yaklaşımlar denenebilir.'' -HASTALIKLAR DA SAÇ DÖKÜYOR- Bağışıklık sistemi hastalıkları, duygusal stres, vitamin ve demir eksikliği, yetersiz beslenme ve bazı ilaçların da saç dökülmelerine neden olduğunu bildiren Doç. Dr. Cevdet Altınyazar, şunları kaydetti: ''Soğuk algınlığı, yüksek ateş ve ağır infeksiyon sırasında saçların büyümesi durur ve dinlenme aşamasına geçer. Daha sonra hastalıktan 3 ay sonra dinlenen saçlar dökülür. Bu zamanla düzenlenen bir durumdur. Tiroit hastalıklar sonrası ile memoterapi ve doğum kontrol hapları da saç dökülmelerine neden olmaktadır. Altta yatan problemin düzeltilmesi ya da ilaçların kesilmesi saçların geri gelmesini sağlamaktadır. Bazı deri hastalıklarında ise saç kökleri tamamen tahrip olduğundan yeni saç çıkması mümkün değildir. Tedavinin en önemli yolu kaynağın tespit edilmesidir'' AA EN SON HABER |
Sinirleri yatıştıran yiyecekler Bu aralar sorunlu bir dönem mi geçiriyorsunuz, herşey sizi sinirlendiriyor mu? İşte sizi sakinleştirecek lezzetli öneriler.. http://3.bp.blogspot.com/_EjcUW8xBBEs/SRL80IyyuNI/AAAAAAAAAlA/asngbA5Encw/s400/az-yemek-yemek-sismanlatiyor-zayiflik-diyet.jpg Kiraz, çilek ve böğürtlen gibi meyveler sizi rahatlatabilir İçeriğindeki karbonhidrat yavaşça şekere dönüşürken sizi mutlu edecek ve aynı zamanda vücudunuz bir şeker bombardımanına tutulmamış olacaktır. C vitamini açısından güçlü olan meyveler sayesinde vücudunuzdaki kortizol hormonu azalacak ve daha az stresli hissedeceksiniz. Siyah çikolatayı deneyin %70 kakao içeren siyah çikolatadan vazgeçmeyin! İçeriğindeki güçlü antioksidanlardan olan flavanoid sayesinde rahatlayacak ve kendinizi daha mutlu hissedeceksiniz. Kuşkonmazın stresinizi azaltabileceği aklınıza gelmiş miydi? İçeriğinde doğal olarak bulunan folik asit sayesinde kendinizi rahatlamış hissedeceksiniz. Bir kap yoğurdun içine karıştırarak yiyebilirsiniz. Bir Meksika mezesi olan Guakamole yapmaya ne dersiniz? B vitamini deposu olan avokadaların sizde yaratacağı etki çok iyi olacaktır. Tarif: 2 avokadayı soyun. Çekirdeklerini çıkartarak 4’e bölün. Yoğurt, maydonoz, limon suyu, sivri biber, soğan ve sarımsağı bir kaba avokadolar ile birlikte koyun. Hepsini iyice ezilene kadar karıştırın. Bunun için mutfak robotunuzu kullanabilirsiniz. Sonrasında 2 domatesi küp küp kesin, ve hazırladığınız karışımın içine ekleyin. Buzdolabında yaklaşık 1 saat beklettikten sonra çıkarın ve işte muhteşem bir stres düşürücü lezzetiniz |
Midye severler dikkat Deniz sularının ağır metallerle kirletilmesi bazı deniz canlılarını da etkisi altına aldı. MİDYE YEMEYİN Suların kirlenmesindeki bir diğer konu da sanayi bölgelerinde ağır metallerin denize akıtılmasıdır. Civa ve ağır metaller denizdeki oksijeni ve yaşamı yok etmiş, yumuşakçaların bünyesine ve bu yolla insan vücuduna girmiştir. Midye, karides, ahtapot gibi canlıların bünyesine yerleşen civa ve ağır metaller insanda doğrudan kanser yapmaktadır. Bu nedenle ne ağır metallerin olduğu denizlere girilmesi ne de bu denizlerden çıkan yumuşakçaların yenmesi doğrudur. Ülkemizde kanserin yaygın olmasının bir nedeni de budur. Aynı sütte olduğu gibi suda da kontamine olmamış, ağır metallerin bulaşmasından uzak suları içmek, suyu doğal kaynak suyu sattığı bilinen markalardan almak, kirli sulara girmemek ve suların kirletilmesini önlemek, bireysel çabalarla kirlenmesinin önüne geçmek vatandaş olarak hepimizin görevi olmalıdır. LAĞIMLAR DENİZE AKIYOR Ülkemizde ne yazık ki denize lağım akıtılıyor. Lağımlardan denize akan mikropların içinde en önemlisi koli basilidir. Koli basili insanın bağırsak florasında doğal olarak yaşayan ve insana vitamin sağlayan yaşamımız için önemli mikroorganizmalardan biri. Ancak bağırsak ortamından dışarı çıktığında insan için en öldürücü organizmalardan biri, çünkü kolera hastalığına neden oluyor. EN SON HABER |
FAZLASININ CİLDE BİR FAYDASI YOK Cilt güzelliği için 2 bardak yeterli Çok su içmenin cildi güzelleştirdiği ve kırışıklıkları önlediğine dair herhangi bir kanıt bulunamadı. Cilt güzelliği için iki bardak su içmek yeterli. İnsanın ihtiyacı olan günlük su tüketim miktarı üzerinde yaptıkları araştırmalarda her gün yeni bir sonuca ulaşan ABD'li bilim adamları, oranın bilinenin aksine daha az olabileceğini açıkladı. 'Günde sekiz bardak su içilmeli' inanışının yanlışlığına değinen uzmanlar, çok su içmenin cildi güzelleştirdiği ve kırışıklıkları önlediği teziyle ilgili herhangi bir kanıt bulunmadığını belirtti. New York Times'ta yer alan haberde, konuyla ilgili 2007 yılında yapılan bir çalışmaya yer verildi. Çalışmada günde 500 ml su içmenin cilde giden kan akışını artırdığı ortaya çıktı. Ancak suyun kırışıklıkları azalttığı veya ten rengini, görünümü iyileştirdiğine dair hiçbir delile rastlanmadı. Yapılan diğer çalışmalarda ise C vitamininin kırışıkları önlediğine işaret edildi. Östrojen kullanımının, menopoz öncesi dönemde görülen cilt kuruluğunu engellediği ve cilt yaşlanmasını geciktirdiğine dikkat çekildi. Amerikan Dermatoloji Akademisi'nden Dr. Margaret Parsons, fazla suyun cilde olumlu etkisi olmadığını ancak susuz, kurumuş ciltlerde kırışıkların daha belirginleştiğini söyledi. ZAMAN |
ASİMO'YU ÜRETEN EKİPTEN YAŞLILARA ARMAĞAN Yaşlılar için müthiş icat Honda, zorlanan yaşlıların merdiven çıkmasına yardımcı olan robot yürütgeç icat etti. İnsansı robotların öncüsü Japon Honda Motor şirketi, yürüme yardımcısı yeni makineyi dün kamuoyuna tanıttı. Bilgisayarlı robot bacaklar, yaşlıların merdivenleri çıkmasına yardımcı olduğu gibi fabrika işçilerinin işlerini de kolaylaştırıyor. 2000 yılında dünyanın ilk iki bacaklı yürüyen robotu ASIMO'yu üreten Honda'nın yürüme teknolojisine en son eklediği makine 6.5 kilo ağırlığında, bisiklet gibi oturulan bir sele ve bacak benzeri metal eklemler ve ayakkabılardan oluşuyor. Henüz deney aşamasında bulunan motorlu alet, merdiven veya yokuş yukarı tırmanırken vücudun ağırlığını destekleyerek güç sarfını önlüyor. Alet esas olarak kas ve eklemlerini kullanmakta zorlanan yaşlı ve hasta insanları hedefliyor. Honda, ayrıca işçilerin çalışırken hareketlerini kolaylaştırması da beklenen aleti Tokyo'daki fabrikalarından birinde deneyecek. Alet ayakkabıların içindeki alıcılardan gelen sinyaller tarafından kontrol edilen iki motorla iki ayrı bacak için çalışıyor. |
Cildiniz soğuktan etkilenmesin Cilt hastalıkları uzmanı Dr. Betül Şengör, cildini soğuk havalardan korumak isteyenlere önerilerde bulundu. Dr. Şengör, soğuk günlerde kuruyan ciltleri, daha sağlıklı ve daha güzel hale getirebilmek için başta turunçgillerle, palamut ve lüfer gibi yağlı balık tüketilmesi gerektiğini söyledi. Dr. Betül Şengör, Muğla'nın Marmaris İlçesi'nde bir güzellik merkezinin düzenlediği paneli izleyen yaklaşık 50 kadına, kozmetik dünyasındaki yenilikleri anlattı. Sorular üzerine, yaklaşan kış mevsiminde insanların ciltlerini koruyabilmek, güzelleştirmek için neler yapmaları gerektiğini de anlatan Dr. Şengör, havaların soğumasıyla birlikte kurumaya başlayan cildin bakımının zor olduğunu, nemlendirilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Kurumayla birlikte çatlaklar ve lekeler oluşan cildin nemlendirilmesi gerekir. Bunun için de ilk önerim işin uzmanlarına başvurulması olacaktır. Kliniklerde uygulanacak kimyasal soyma yöntemi, cildi nemlendirmede en etkili yönetimdir. Bunun yanı sıra yine uzmanlık merkezlerinde uygulanacak maskelerle ışık tedavileri aracılığıyla cildin dış etkenlere karşı savunması artırılabilir, hücre üretimi hızlandırılabilir.” Dr. Şengör, maddi yetersizlikler nedeniyle evinde cilt bakımı yapmak zorunda kalanlara da eczanelerde satılan nemlendirici kremleri tercih etmelerini önererek, “(Bitki, her ilacın ana maddesi) dememek lazım. Çünkü, hangi bitkinin neye iyi geldiği konusunda bilimsel bir veri yok. Bitkiyi cilde yararlı hale getireyim derken, tam tersine zarar görebilirsiniz. Yan etkileri oluşabilir” dedi CİLDİNİZ İÇİN BUNLARI YİYİN Dr. Şengör, daha güzel ve daha sağlıklı bir cilt için soğuk havaların hüküm sürdüğü zamanlarda tüketilmesini önerdiği besinleri ve faydalarını da şöyle sıraladı:Turunçgiller (Portakal, greyfurt, limon, mandalina): İçerdikleri A ve C vitaminleri, kış güneşinin olumsuz etkilerini yokeder. Hücrelerinin yeniden yapılanmasına katkı sağlayarak cildin lekelenmesini engeller. Koyu yeşil sebzeler: Salatalık, roka gibi koyu yeşil renkli sebzeler, ciltteki ter bezlerini çalıştırır, bol vitamin ve madeni madde vererek cildin taze ve pürüzsüz olmasını sağlar.Kekik ve nane: Kan dolaşımını canlandırdığı cildin sağlıklı bir görünüm kazanmasına katkı sağlar. Bitki çayları (Ada çayı, kuşburnu ve yeşil çay): Bunlar da kan dolaşımın yanı sıra sindirim sisteminin düzenliçalışmasına yardım ederek cilde sağlık görünüm kazandırır. Yağlı balıklar: Özellikle lüfer ve palamutun içerdikleri omega 3 yağ asitleri cilt hücrelerini saran zarı güçlendirir, kırışıklıkları önleyen kusursuz dengeler oluşturmaya katkı sağlar. |
Kanseri anlamak için yeni yöntem ABD’li bilim adamları, deney farelerinin iç organlarını adeta bir pencere gibi gösterecek bir yöntemle kanserin yayılma sürecine ışık tutmayı umuyor. Nature Methods dergisinde yer verilen bir araştırmaya göre bilim adamları, bu yöntemi kullanarak 21 gün boyunca bir deney faresini yaşatmayı ve meme kanseri hücrelerinin yayılma sürecini incelemeyi başardılar. İngiltere’de Kanser Araştırmaları Derneği Cancer Research UK, bunun insanlarda “metastaz” diye tanımlanan ve kanserin ilk oluştuğu organdan başka yerlere sıçraması sürecinin anlaşılmasında büyük fayda sağlayabileceğini söylüyorlar. Kanserlerin bir çoğunda, hasta ilk tümörden değil, bu tümörün başka organlara yayılması sonucu hayatını kaybediyor. Ancak buna sebep olan metastaz süreci, pek az biliniyor. Uzmanlar, bunu kısmen metastazın yeterince gözlenememesine bağlıyor. Kanser hücrelerinin laboratuar ortamındaki hareketleri, organlar üzerindeki davranışlarından tamamen farklı olabiliyor. Geçmişte denenen yöntemlerde, farenin derisi kaldırılarak mikroskop altında kanser hücrelerinin tutumu izleniyordu. Ancak bu şekilde metastazın bir kaç günde ya da haftada gerçekleşmesi nedeniyle ve farenin yaşam süresi yetmediğinden verimli sonuç alınamıyordu. Yeni teknik kapsamında, deney faresinin vücuduna bir tür lamel yerleştiriliyor, bu sayede hem kanser hücreleri gözlemlenebiliyor hem de fare hayatta tutulabiliyor. |
UYKUSUZLUKTAN TUTUN DA KANSERE KADAR... Bu cihazlar tehlike saçıyor ! Kış aylarının gelmesi ile yeni bir tartışma başladı. Kanser yaptığı iddia edilen infared teknolojisi ısıtıyor mu yakıyor mu? Kullanımı son yıllarda yaygınlaşan ve yıllık satışı 1,5 milyon adedi bulan elektrikli ısıtıcıların sağlığımıza etkileri konusunda ciddi soru işaretleri var. Uzmanlara göre, bu infrared ısıtıcılardan, bebek alarmlarına ve mikrodalga fırınlara kadar evimizi çevreleyen elektromanyetik alanlar, cinsel isteksizlikten baş ağrısına, uykusuzluktan kansere kadar birçok ciddi sorunun kaynağı. Yeni Aktüel'den Özgür Gürbüz'ün haberine göre bu alanda büyük tartışma yaşanıyor. İlk olarak, pazarın lider markası olan UFO Işıkla Isıtma Sistemleri Ltd. Şirketi tarafından tasarlanan infraredli ısıtıcı piyasası, yılda 1,5 milyon cihaza ulaşmış durumda ve bu rakamın 1 milyonu UFO'ya ait. UFO Yönetim Kurulu Başkan Vekili Abdullah Yeşil, piyasada çok sayıda “merdiven altı” tabir edilen firma olduğunu belirtiyor. Yeşil, infrared teknolojisini ısıtmada kullanarak yarattıkları yeni cihazlarını taklit eden 84 firma tespit ettiklerini bunun 17'sine de dava açtıklarını belirtiyor. Birçoğuna ise dava bile açamadıklarını çünkü firmaların ticari sicil kayıtlarının bile olmadığından yakınıyor. “Güneş ışınları daha zararlı” İnfrared ile ısıtma kısaca ısının ışık yoluyla taşınması olarak açıklanabilir. Güneşin dünyayı ısıtması da bu yolla olduğu için çoğu zaman “güneş gibi ısıtıyor” da deniyor. Tam da bu noktada bazı itirazlar geliyor. Güneş ışınlarının deride incelme ve kırışıklığa yol açma, katarakt ve cilt kanseri gibi ciddi sorunlara yol açtığı biliniyor. Pazarın lider markası UFO'nun Yönetim Kurulu Başkan Vekili Abdullah Yeşil, “Kullandığımız özel direnç teliyle 2,4 mikro/metre dalga boyunda infrared dalgalar oluşturuyoruz. 2,4 mikro/metre güneşin ısısını dünyaya getiren, ısıyı en iyi taşıyan dalga boyu aralığıdır. O yüzden de güneş gibi ısıtıyor diyoruz. Zararsızdır diye bir şey söz konusu değil, her şey zararlıdır” diyen Yeşil, “Dünyada yaşayan her insan risk altındadır. Öğle vakti gelen güneş ışınları bizim cihazlardan 10 kat daha zararlıdır. Biz, uzun dalgayı (infrared) çıkarıyoruz. Güneşin ışınlarında ise daha kısa dalgalar da (ultraviyole) geliyor” açıklamasını yapıyor. Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) tarafından hazırlanan sağlık raporunda da cihazlarının insan sağlığına zarar vermediğinin kanıtlandığını söylüyor. Erken doğan bebeklerin kuvözlerinde de benzer ısıtıcıların kullanılmasını örnek veren Yeşil, yurtdışında onlarca ülkeye ihracat yaptıklarını ve gerekli tüm standart belgelerine sahip olduklarının altını çiziyor ve 50 herz frekansında çalışan cihazlarının kesinlikle bir sağlık sorunu yaratmadığını öne sürüyor. Sağlık raporu hatalı mı? Bu konuda ikna olmayanlar da var. İnfrared ile çalışan bu cihazların insan sağlığı açısından ciddi tehlikeler içerebileceğini belirten Boğaziçi Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nden Prof. Dr. Selim Şeker öncelikle UFO'nun YTÜ tarafından hazırlanan raporuna itiraz ediyor. Cihazın elektromanyetik spektrum’un “infrared” bölgesinde çalıştığını belirten Şeker, bu bölgenin iyonize eden radyasyon bölgesi olduğunu (300-1000000 GHz) , ölçümde kulanılan cihazın ölçme aralıgının ise 5Hz-3GHz arasında kaldığını bu nedenle ölçümdeki aletin infrared bölgesinde kullanılamayacağını söylüyor. UFO'nun 50 herz'de çalıştığı bilgisine de şöyle itiraz ediyor: “UFO 50 herz'de calısıyor ama verdigi ısı infrared frekanslarında. Standartlar kısa vadede ısısal etkileri nazara alır uzun vadede neler olabilir onunla ilgili bir sey söylemez. Hastahanelerde kaç dakika kullanılıyor bilmiyorum ama bu bir bilimsel kanıt degildir. Kanser yapan sigarayı doktorun içmesi kanser yapmadıgının delili olur mu?” Prof. Şeker, 50 herz frekansında çalışan aletlerin yarattığı manyetik alan standartları konusunda Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) Ekim 2001'de uyarıda bulunduğunu da anımsatıyor ve cep telefonların 1 watt'tan az güçleri, TV ve bilgisayarların 50 watt civarındaki güçleri için standartlar ve pek çok önlemler tavsiye edilirken böyle bir gücün yanımızda bulunmasını normal ve güvenli kabul edemiyorum” diyor. Bu tartışmanın ciddi ve bağımsız bir kuruluş tarafından incelenip sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılması gerektiği ortada. Bu konuda aslında bir girişim de var. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin CHP'li üyeleri, Çevre Komisyonu'na “İyonlaştırmayan Radyasyondan Korunma Kurulu” kurulması için teklif vermiş durumda. Çevre Komisyonu Başkanı Haluk Özdalga, tekliften henüz haberda olmadığını belirtse de, böyle bir kurulun kurulması baz istasyonlarından evimizdeki aletlere kadar birçok konuda kontrolün sağlanmasına yol açabilir. Ev ve işyerlerinde elektromanyetik alan üreten cihazlar: Bebek alarmı Bilgisayar oyun setleri Elektrikli traş makinesi Elektrikli saat Radyolar Elektrikli fırın ve ısıtıcılar Elektrikli battaniyeler Soketler Elektrikli süpürge Aydınlatma lambaları Çamaşır makinesi Bilgisayarlar Fotokopi makineleri Saç kurutma makinesi Mikrodalga fırın Televizyonlar Dizüstü bilgisayarlar Hi-Fi müzik setleri Elektrikli dikiş makineleri Elektromanyetik alanların sağlık etkileri Elektromanyetik alanların (EMA) insanlar üzerindeki etkileri çok çeşitli ve vücut yapılarına göre de değişiklik gösteriyor. En basit ve kısa süreli etkiler, baş ağrısı, göz yanması, halsizlik ve baş dönmeleri olarak belirtiliyor. Uzun sürede ortaya çıkan etkiler ise bağışıklık sistemini zayıflatmak, hücrelerarası aktiviteyi, hormon salgısını etkilemek, şehvet (libido) azalmasına yol açmak ve embriyonlarda anormal gelişmelere neden olmak olarak özetlenebilir. Bağışıklık sisteminin zayıflaması ve hücre yapılarının bozulmasının muhtemel bir sonucunun da kanser olduğunu belirtmekte fayda var. Bu aletlerden vazgeçemiyor ve doğru kullanmıyorsanız bu suçun bir bölümü de size ait. Türkiye'de standart ve denetim eksiğinin olması da başka bir problem. Baz istasyonları ve yerleşim yerlerinin üzerinden geçen yüksek gerilim hatları bunun en çarpıcı ve kamusal örnekleri... Elektrikli aletler, etkileri, korunma yöntemleri Bilgisayar monitörü Bilgisayar ve televizyonlar çevrelerine ultraviyole, mikrodalga, x ışınları, radyo dalgaları, kızılötesi ve düşük frekanslı elektrik ve manyetik alan kirliliği yaparlar. Bilgisayar yakınında çalışan kimselerde gözde ağrı, hassas cilde sahip olanlarda yüz ve kol derilerinde isilik oluşması, mide bulanması, baş ağrısı ve yorulma gibi şikayetler oluşmaktadır. Göz problemlerini önlemek için bilgisayar masasının pozisyonunda değişiklik yapın. Ekran filtreleri kullanın ve yansımayı önleyecek koyu renk giysi giyin. Bilgisayar ekranlarının CE etiketi taşıyıp taşımadığını kontrol edin. Bilgisayarınızı hem kendinize hem de yakınınızdakilere en az 1 metre uzak kalacak şekilde yerleştirin. Yaratılan manyetik alanın duvardan da geçebildiği unutulmamalı. Bebek alarmları Beşikten en az 1 metre uzakta durmalılar. Bu üniteler radyo frekanslı enerji yayar. Alarm saat ve radyolar Elektrikle çalışan alarmlı saat ve radyoları beyne gereksiz radyasyon yollamamak için yataktan en az 1,5 metre uzakta durması gerekir. Pilli olanlar ise sanılanın aksine daha fazla manyetik alan üretir. Dizüstü bilgisayar Genelde düşük seviyede manyetik alan üretir ancak adaptör bağlantısı yapıldığında metre başına yüz voltu bulan yüksek şiddette elektrik alan üretir. Dizüstünü oturduğunuz yerin uzağında şarj etmeniz öneriliyor. Bilgisayar Oyun Setleri Bu tür oyun setleri transformöter içermesi nedeniyle yüksek şiddette denebilecek elektrik alanı yayar. Kullanılmadığı zaman fişten çekilmesi, çocukların oynarken belirli bir mesafede tutulması önerilir. Elektrik Fırınları Çalışma sırasında mikrotesla seviyesinde hayli yüksek manyetik alan üretirler. Pişirme süresi boyunca yaklaşılmamalıdır. Elektrikli Battaniyeler Battaniyelerin altında ve üstünde yüksek seviyede alan oluşur. Yatağa girmeden mutlaka prizden çıkarılması gerekir. Bazı uzmanlar hiç kullanılmamasını tavsiye etmektedir. YENİ AKTÜEL |
“Yaşlılarda diz ağrıları protezle gideriliyor” Kireçlenmeye ya da bazı romatizmal hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan diz ağrıları yaşlı insanların en büyük sorunları arasında yer alıyor. Ancak çoğu bu sorunu gelişen tedavi yöntemleriyle çözmek yerine ağrılara katlanmayı tercih ediyor. Bunun en önemli nedeni ise “Yaşlıyım, ameliyat olamam” ya da “Ameliyat olursam kötüleşirim” korkusu. Oysa uzmanların söylediklerine göre ağrılarla yaşamaya hiç de gerek yok. Çünkü gelişen diz protezleri sayesinde diz ağrısından dolayı yürüyemeyen, eve kapanan, hatta evin içinde bile işini göremeyen kişilerin yaşam kalitelerini yükselterek hayatın içinde yer almaları mümkün. Türkiye’de yılda yaklaşık 20 bin diz protezi uygulaması yapıldığını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Aydın Yücetürk, bunun korkulacak bir ameliyat olmadığını söylüyor... • Hangi durumlarda diz protezleri gerekiyor? Diz protezi genellikle 60 yaş üzerinde gerekiyor. Buna genellikle kireçlenmeler ve romatizmal hastalıklar nedeniyle başvuruyoruz. Protez takılmasının en büyük nedeni ise ağrı. Kişide ağrı varsa, hastanın günlük yaşantısı olumsuz etkileniyorsa, yürüme mesafesi çok kısalmışsa, evin içinde günlük işlerini bile ağrı nedeniyle yapamıyorsa diz protezi uyguluyoruz. • Diz protezinin başarı oranı ne kadar yüksek? Türkiye’de yılda yaklaşık 20 bin diz protezi uygulanıyor. Başarı ve hasta memnuniyet oranı ise yüzde 90’larda. Bu çok yüksek bir rakam. Diz protezinin başarısız olmasının en büyük nedeni enfeksiyon. Bu da uygun olmayan ameliyathane koşullarında ortaya çıkıyor. Enfeksiyonun olmaması lazım. Örneğin şeker hastalarında ve romatizmal hastalıkları olanlarda enfeksiyon riski yüksek oluyor. Bu hastalara ve varis hastalarına da dikkat etmeli. Varis hastalığı olanlarda akciğerde emboli riski çok yüksek. Akciğer embolisi, akciğer atardamarı veya onun dallarından bir ya da birkaçının kan pıhtısı ile tıkanması sonucu ortaya çıkan bir klinik tablo. Bu tür hastalarda kan sulandırıcı ilaçlar kullanıyoruz. Diz protezinin başarılı olması için ayrıca teknik olarak da iyi yerleştirilmesi çok önemli. • “Ameliyat olursam kötüleşirim” korkusu olan hastalara ne diyelim? Sadece enfeksiyon oluşursa ya da protezi yerleştirirken sinir yaralanması oluşursa hastanın durumu daha kötü olur. Ancak burada eğer ağrı çok şiddetliyse yapılabilecek başka bir tedavi yöntemi yok. Mesela diz eklem içi enjeksiyonları çok fazla yapılıyor. Bunların, ağrısı çok şiddetli olan, ciddi kireçlenme sorunu olan hastalarda artık bir yararı yok. Hasta ya bu ağrıyla yaşayacak ya da protez takılacak. 60 yaş üzeri hastalarımızın çoğu namaz kılıyor. Biz, özellikle diz sorunu olan hastalarımızın mutlaka oturarak namaz kılmalarını istiyoruz. Protez uygulansa bile namazı oturarak kılmaları gerekiyor. Hastalarda “Ben yaşlıyım, bu ameliyatı nasıl olacağım?” korkusu çok yaygın. Oysa bu ameliyat zaten yaşlılarda yapılan bir ameliyat. Burada ana kriterimiz ağrı. Ve bu şiddetli ağrının başka çözümü yok. “Hasta ameliyattan bir gün sonra yürüyebiliyor” • Yöntem nasıl işliyor? Ağrının nedeni, dizdeki iki kemiğin birbirine sürtmesi ve kıkırdağın tamamen ortadan kalkması. Diz kemiği üç kemik ve iki eklemden oluşuyor. Bir de diz kapağı var. Diz kapağı da ağrı yapar. Ameliyatlarda zaten çoğunlukla diz kapağını da değiştiriyoruz. Burada proteze uygun kemik kesileri yapıyoruz. Kesileri, bu protezi oturtacak şekilde yaptıktan sonra protezi yerine yerleştiriyoruz. Hasta ise ertesi gün ayağa kalkabiliyor. Tabii ki biraz ameliyat ağrısı oluyor. Ancak bu ağrı ve bacaklardaki şişlikler 1 buçuk-3 ay içerisinde geçiyor. Bu dönem biraz rahatsız bir dönem olabiliyor ama hemen yürümelerine izin veriyoruz. • Ameliyat sonrası dikkat edilmesi gerekenler neler? En önemli şey ön taraftaki adalenin birtakım egzersizlerle güçlendirilmesi. Hastalar dizlerine dikkat etmeliler. Ayrıca yüksek yerlerde oturmalılar, tuvalet de yükseltilmeli. Alaturka tuvalet kullanılmamalı. Yer sofalarında oturmak ya da bağdaş kurmak da dizlere zarar verir ve de müsaade edilmez. Dizin hareketlerini aşırı derecede zorlamamak gerekiyor. Ancak protez günlük yaşantı için gerekli olan hareketleri sağlamış oluyor. • Kilonun zararı var mı dize? Elbette. Fazla kilo dize zararlı. Ayrıca fazla kilo ameliyatı da zorlaştırıyor. Bu tür hastalarda ameliyat sonrası enfeksiyon gelişme riski de daha fazla oluyor. Kilo protezin ömrünü de kısaltıyor. Çünkü her adım attığınızda dize vücut ağırlığının 4-5 katı yük biniyor. Yani bir insanın 10 kilo fazlası varsa her adımda dizler 40-50 kilo fazladan yük taşımış oluyor. Bu ağırlık da protezleri zorluyor. Kilolu insanlarda dize protez takılmasına yol açan kireçlenmeler de daha sık görülüyor. Kilosu olmayan hastalarda protez ameliyatlarının sonuçları da daha başarılı. • Protezin ömrü ne kadar? Hasta dikkat ederse ve iyi bir teknikle uygulanırsa protezin ömrü yaklaşık 15 yıl. Tabii ki burada kemik kalitesi de çok önemli. Mesela kemik erimesi fazla olan kadınlarda protezin ömrü biraz daha kısalıyor. Ancak protez doğru ortamda doğru hastaya takılırsa yaşam kalitesini yükseltiyor. Bu, korkulacak bir ameliyat değil... |
Müzik kalp - damar sistemi için de iyi İnsanın, sevdiği bir müziği dinlemesinin kalp-damar sistemine iyi geldiği belirlendi. ABD Maryland Üniversitesi Tıp Merkezi Önleyici Kardiyoloji Merkezi Başkanı Dr. Michael Miller, sevilen bir müziğin dinlenmesi sırasında kan damarlarının genişlediğini belirlediklerini söyledi. Miller, ''Kan damarları o sırada, tıpkı kahkaha atıldığı veya kanla ilgili ilaç alındığı sıradakiyle aynı derecede genişliyor. Ulaştığımız bu sonuç çok etkileyici. Kan damarlarının çapı genişliyor, damarlar mükemmel biçimde açılıyor. Damarlardaki bu açılma düzeyine, eksersiz ve benzeri aktiviteler yapılırken ulaşılıyor'' dedi. Miller'in verdiği bilgiye göre ''statin ve ACE inhibitörü'' grubu ilaçlar alındığında da aynı etki elde ediliyor. Damarlar açıldığında kan, daha sakin ve düzenli akmaya başlıyor ve bu sırada, kalp krizleri ve felçlere yol açan pıhtıların oluşması azalıyor. Bulgularını New Orleans'taki Amerikan Kalp Derneği'ne sunan Miller, yine de ilaç kullanmak zorunda olanların veya eksersiz yapanların bunu kesmesini tavsiye etmiyor, ancak sevilen müzikleri dinleyerek, kalbin genel sağlığına katkıda bulunulabileceğimizi belirtiyor. Miller'in ekibi, bu çalışmaları sırasında sağlıklı ve sigara içmeyen toplam 10 kadın ve erkek üzerinde incelemeler yaptı. Gönüllüler, yarım saat sevdikleri parçaları, yarım saat de hoşlarına gitmeyen hatta kendilerini kaygılandıran parçaları dinlediler. Bu sırada bu kişilerin damarları, ultrasonla izlendi. Sonuçta gönüllülerin, sevdikleri müziği dinlerlerken kan damarlarının yüzde 26 oranında genişlediği, hoşlanmadıkları müziği dinlediklerinde ise damarlarının yüzde 6 oranında daraldığı belirlendi. A.A GAZETEPORT |
Az Yenilen En Faydalı 11 Besin http://3.bp.blogspot.com/_zobBdeNqqfs/SJ-HkZDkyYI/AAAAAAAACk0/HkOpUTx7EYI/s320/meyveler+g%C3%BCzellik.jpg Amerikalı beslenme uzmanı Jonny Bowden, insanların tüketmesi gerekirken genelde tüketmedikleri faydalı yiyeceklerin listesini yaptı. Ancak, onun favorisi olan, guava (tropik bir meyve), goji kirazı gibi bazı meyve ve sebzeleri her manavda bulmak zor.Yeryüzünün en sağlıklı 150 yiyeceği" adlı kitabın yazarı Bowden'e, her yerde de bulunulabileğimiz en sağlıklı besinlerin kısa bir listesi soruldu. Bowden'ın hazırladığı 11 maddelik liste şöyle: 1 - Pancar: Pancarı, kırmızı ıspanak gibi düşünebilirsiniz. A ve B vitamini açısından zengin. Ayrıca doğal kırmızı rengi, kanserle mücadelede etkili olduğunun işareti. Çiğ olarak ya da salataya rendeleyerek tüketin. Pişirmek antioksidan özelliğini azaltır. 2- Lahana: İçerdiği "sulforaphan" adı verilen kükürt enzimleriyle, tümör oluşumunu önleyen bir besin kaynağıdır. Uzakdoğulular gibi lahana salatası olarak veya burger sandviçlerdeki gibi gevrek şekilde tüketilmesi tavsiye edilmektedir. 3- Pazı: Özellikle İsviçre pazısı (Swiss chard) türü tavsiye edilmekte. İçerdiği karotenlerle, ihtiyar gözler için faydalıdır. Küçük parçalar şeklinde zeytinyağına doğranarak yenilmelidir. 4 - Tarçın: Kan şekeri ve kolesterol kontrolü için çok faydalıdır. Kahvenize, çayınıza veya kahvaltıda yediğiniz sütlü gevreğinize serperek tüketebilirsiniz. 5 - Nar suyu: Tansiyonu düşürücüdür, Hücrelerdeki oksitlenmeyi önler. Başka bir şeyle karıştırmadan doğrudan içmek daha faydalıdır. 6 - Kuru erik: Kanser savaşan iyi bir antioksidan deposudur. 7- Kabak çekirdeği: Kabağın en besleyici kısmı çekirdeğidir. Magnezyum deposudur. Erken ölüm riskini azaltır, mineral değeri yüksektir. 8 - Sardalye balığı: Dr Bowden bunu, konservede sağlık olarak tanımlıyor. Kalsiyum içeren, kurşunsuz "omega 3" adlı yağ asidi miktarı yüksektir. Demir, magnezyum, fosfor, potasyum, çinko, bakır, manganez içerir ve bunların yanında B vitamini deposudur. Sade veya salata ile yiyebilirsiniz. Zeytinyağı veya sardalye yağı ile karıştırın. 9- Zerdeçal: Hint safranı olarak da anılan bir zencefil türüdür. Kansere karşı oldukça faydalı bir besindir. Yağda pişmiş yumurtaya serpilerek veya herhangi bir sebze yemeğine katılarak tüketilebilir. 10 - Taze veya Donmuş yaban mersini: Dondurmak bir çok besinin besin değerini azaltırken, yaban mersini dondurularak çok uzun seneler muhafaza edildiği halde değerini kaybetmemektedir. Başta Alzheimer olmak üzere bir çok hastalığa karşı iyi gelen bir ilaçtır. Yoğurtla karıştırarak, çikolatalı süte bademle birlikte serpilerek tüketilebilir. 11 - Taze veya Konserve kabak: Düşük kalorili bir sebze konservesi. A vitamini deposu. Biraz tereyağı ve üzerine tarçın ve hindistancevizi tozu serperek tüketebilirisiniz. |
Grip mi geçiriyorsunuz? Soğuk Algınlığı mı? Havaların soğumaya başladığı bugünlerde hapşırık nöbetleri geçiriyor ve sürekli burnunuz aktığı için elinizde mendillerle mi dolaşıyorsunuz? Hemen grip oldum diye endişeye kapılmayın. Çünkü yaşadığınız bu şikayetler soğuk algınlığından da kaynaklanıyor olabilir. Medical Park Fatih Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. İlker İnanç Balkan, grip ve soğuk algınlığı hakkında bilgi verdi. Havaların soğumaya başladığı bugünlerde hapşırık nöbetleri geçiriyor ve sürekli burnunuz aktığı için elinizde mendillerle mi dolaşıyorsunuz? Hemen grip oldum diye endişeye kapılmayın. Çünkü yaşadığınız bu şikayetler soğuk algınlığından da kaynaklanıyor olabilir. Medical Park Fatih Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. İlker İnanç Balkan, grip ve soğuk algınlığı hakkında bilgi verdi. Üst solunum yolu enfeksiyonu olan soğuk algınlığı ve grip genelde bulaşma yolu, klinik seyir ve belirtileri ile birbirinden ayrılamadığı için iki hastalık yanlış olarak birbirinin yerine kullanılıyor. Soğuk algınlığında genellikle burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, boğaz ağrısı, boğazda yanma ve öksürük görülüyor. Bu tabloya bazen Ateş de eklenebiliyor. Ancak soğuk algınlığında görülen ateş, gripte yaşanan ateşe göre oldukça düşük seyrediyor. Soğuk algınlığında vücut direnci yeterli ve bağışıklık sistemi sağlam olanlar için yatak istirahati şart değil. Gripte ise ani başlayan yüksek ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı, kas ağrısı ve kuru öksürük ile karakterize daha ağır bir klinik tablo vardır. Yol açtığı ciddi halsizlik nedeniyle grip, kişiyi birkaç gün yatağa bağlar ve işgücü kaybına neden olur. GRİP ZATÜRREYE, SOĞUKALGINLIĞI ORTA KULAK İLTİHABI VE SİNÜZİTE YOL AÇABİLİR! Grip ve soğuk algınlığı her yaşta görülebiliyor. Ancak yaşlılar, kronik hastalığı bulunanlar ve küçük çocuklar her iki hastalığı da daha ağır geçiriyor. Gribin en önemli iki komplikasyonu; gribin zatürree ile seyretmesi ve ikincil bakteriyel enfeksiyonların tabloya eklenmesidir. Soğuk algınlığında ise orta kulak iltihabı ve sinüzit görülebiliyor. GRİP SALGINA DÖNÜŞEBİLİR Grip, Influenza A,B ve C virüslerinin neden olduğu bir solunum yolu enfeksiyonudur. Ancak zatürreeye dönüştüğü zaman ölümle sonuçlanabiliyor. Gripte, soğuk algınlığından farklı olarak, ani başlayan yüksek ateş, halsizlik, şiddetli baş ve kas ağrıları görülüyor. Gribin üç etkeninden Influenza C çok hafif atlatılan bir klinik tabloya yol açarken, Influenza B mevsimsel salgınlarda sebep olabiliyor. Influenza A ise, yapısında barındırdığı değişken antijenik özellikler nedeniyle dünya çapında salgınlara karşımıza çıkabiliyor.1918'de “İspanyol gribi” olarak adlandırılan Influenza A salgınında 21 milyon insan hayatını kaybetmiştir. 1978'de görülen son pandeminin ardından yeni bir grip salgını beklenmekte, bunu önlemek için gerekli çalışmalar Dünya Sağlık Örgütü tarafından yürütülmektedir. Her yıl dünya üzerinde görülen Influenza A virüs alt tiplerinin referans laboratuvarlarda tespiti ve bu tespit doğrultusunda bir sonraki yılın grip aşısı bileşiminin belirlenerek aşı üreticilerine verilmesi bu çalışmalardandır. Grip mevsimi başlangıcında, o yıl için etken olması beklenen grip virüsüne uygun içerikle hazırlanmış grip aşısını yaptırmak, gripten korunmanın en doğru şeklidir. GRİP AŞISINI İHMAL ETMEYİN Neden olduğu ağır komplikasyonlar nedeniyle, grip salgınından en çok kronik tıkayıcı akciğer hastalığı, astım, diyabet, kanser, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, bağışıklık bozukluğu, kronik kan hastalığı (ör:hemoglobinopati) rahatsızlığı olanlar etkileniyor. Bu tip hastalıkları olan kişilerin, dördüncü ayından itibaren gebelerin, 50 yaş üzerindekilerin, sık seyahat edenlerin, işgücü kaybı tolere edilemeyecek meslek gruplarının, öğrenci ve askerlerin sonuç olarak gripten korunmak isteyen herkesin grip aşısı yaptırması öneriliyor. Çünkü aşının koruyuculuğu yüzde 70-90 arasında yer alıyor. Aşı olduğu halde grip geçirenler ise hastalığı daha kolay atlatıyor. GRİP AŞISI SOĞUK ALGINLIĞINDAN KORUMAZ! Ancak unutmamalıdır ki “Grip aşısı” kişiyi soğuk algınlığından, nezleden, diğer virüs ve bakterilerin neden olduğu enfeksiyonlardan korumaz. Bunlardan korunmada yakın temastan kaçınmanın, el yıkamanın, dengeli ve düzenli beslenmenin faydası vardı. GRİP VE SOĞUK ALGINLIĞI KIŞI SEVER Grip ve soğuk algınlığına neden olan bazı virüsler yapısı gereği nem oranının düştüğü soğuk aylarda uygun yaşama koşullarını bulabildiklerinden bu hastalıklar daha çok kış aylarında meydana gelir. Özellikle ocak ayı, grip vakalarının en çok görüldüğü aydır. Ayrıca kış aylarında grip ve soğuk algınlığının salgın haline dönüşmesinde, kapalı ortamlarda toplu olarak bulunmadaki sıklık ve sürelerinin artmış olması da önemli rol oynuyor. ÖPÜŞMEYİN Grip ve soğuk algınlığına neden olan virüsler damlacık yolu ile bulaşır. Konuşma, öksürme, hapşırma sırasında havaya saçılan virüs yüklü damlacıklar, bir metre ve daha yakın mesafe içeren yakın temaslarda kişiden kişiye rahatlıkla bulaşır. Bulaşmayı izleyen 3 gün içinde hastalık belirtileri ortaya çıkar. Bulaştırıcılık ise, hastalık belirtilerinin başlamasından 1 gün önce başlar ve hastalık belirtileri başladıktan sonra 3-7 gün devam eder. ELLERİNİZİ SIK SIK YIKAYIN Gripte damlacık yolu ile bulaşma ön planda iken soğuk algınlığı ve nezle bulaşmasında (Rhinovirüsler cansız yüzeylerde uzun süre canlılığını koruyabildiği için) eller çok önemli bir rol oynuyor. Bu nedenle nezle veya soğuk algınlığı geçirmekte olanların ve onlarla temas halindekilerin sık sık ellerini yıkaması gerekir. BOL BOL IHLAMUR İÇİN Grip, soğuk algınlığı ve nezle gibi virüslere bağlı enfeksiyonların tedavisi birbirine benzer. Geleneksel bitkisel çaylar( ıhlamur vb) dahil her türden bol sıvı ve C vitamini alınması, istirahat semptomlara yönelik tedavi için yeterlidir. Nadir görülen ikincil bakteriyel enfeksiyonlar tabloya eklenmedikçe tedavide antibiyotiklerin yeri yoktur. “İLAÇLA 1 HAFTADA İLAÇSIZ 7 GÜNDE GEÇER!” Hiçbir ilaç kullanılmasa da gerek grip gerek diğer viral üst solunum yolu enfeksiyonları en geç bir hafta içinde kendi seyrini tamamlar ve iyileşir. Bu süreç, sigara içicilerinde (geçmeyen öksürük) ve bağışık yanıtı baskılanmış kimselerde daha uzun sürebilir. Ateşin düştükten bir süre sonra yeniden yükselmesi, koyu sarı-yeşil renkli burun-geniz-kulak akıntısı, koyu balgamlı öksürüğün ortaya çıkması ikincil bakteriyel enfeksiyonlar açısından uyarıcıdır, mutlaka hekime başvurulmalıdır. |
Suda damacanayla gelen tehlike Günlük hayatın vazgeçilmezleri arasına giren damacana sularının mikrobiyolojik incelemesi sonucunda, suların yüzde 53.1’inde mikroba rastlandı. Ankara'da damacana sularının mikrobiyolojik incelemesi sonucunda, suların yüzde 53.1’inde mikrobik etkenlerin pozitif olduğu bildirildi. Sağlık Araştırmaları Sitesi’nde yer alan çalışmaya göre, Araştırma Ankara'da Gülhane Askeri Tıp Akademisi lojmanlarında, Doç. Dr. Ö.Faruk Tekbaş ve arkadaşları tarafından yürütüldü. Araştırma kapsamında GATA lojmanları bölgesinde bulunan 400 evde kullanılan damacana suyundan numunesi alındı. Mikrobiyolojik incelemesi sonucunda, damacana sularının yüzde 10.2’sinin bulanıklık ve renk açısından, yüzde 99’unun sülfat, kalsiyum ve potasyum açısından, yüzde 98’inin sodyum ve magnezyum açısından, yüzde 94.9’unun klor ve yüzde 14.3’ünün nitrit açısından uygun olmadığı sonucuna ulaşıldı. Alınan su numunelerinde mikrobiyolojik üremenin ve suların anyon-katyon değerlerinin yüksek olduğunun belirlendiği araştırmada, mikrobiyolojik kirliliğin nedeninin ise pompa temizliğine gereken önemin verilmemesi olabileceği belirtildi. POMPADAKİ BÜYÜK TEHLİKE Çalışmaya dahil edilen katılımcıların yüzde 90'ının damacana suyu kullandıkları, söz konusu kullanıcıların yüzde 50’sinin damacana pompasını hiç değiştirmedikleri, yüzde 15.3’ünün de pompayı hiç temizlemedikleri saptandı. Damacana suyu kullanan kişilerin damacanalarının pompalarını haftada 1 kez klorlu suyla temizlemeleri öneriliyor. |
STRESTEN UCUZ KURTULMANIN YOLU Şekersiz sakız strese yeni çözüm Stresi ve bunalımı azaltmanın en ucuz yolu bulundu: Şekersiz sakız çiğnemek. Yapılan araştırmada, sakız çiğnemenin zindeliği arttırdığı ve çoklu görevlerde performansı geliştirdiği bulundu. Swinburne Üniversitesi'nden Davranış Bilimleri Profesörü Andrew Scholey, Northumbria Üniversitesi'nde yürüttüğü çalışmada, sakız çiğnemek ile pozitif, rahatlatıcı sosyal davranışlar arasında bir bağ bulduğunu söyledi. Kontrollü çalışmada yaklaşık 22 yaşlarında rastgele seçilen 40 kişi, güvenilir bir şekilde strese teşvik edildikleri ve performanslarının ölçüldüğü platform olan "Tanımlı Şiddet Stresör Simülasyonu (DISS)" testine katıldı. Katılımcıların endişe, zindelik ve stres seviyeleri şekersiz sakız çiğnerlerken ve çiğnemedikleri anlarda, DISS testini tamamlamadan önce ve tamamladıktan sonra ölçüldü. Araştırmada, sakız çiğneyenlerdeki "ağız sulanması kortizol seviyesi"nin (psikolojik stres belirleyicisi) sakız çiğnemeyenlere oranla yüzde 16 daha az olduğu bulundu. Psikoloji ve Davranış Dergisi'nde yayınlanan araştırma için Scholey, "Araştırma bulguları bize sakız çiğnemenin günlük yaşamın stresiyle başa çıkmamızda yardımcı olabileceğini gösterdi" dedi. |
Sağlık için havalandırın Beynin de diğer bütün organlar gibi oksijen ve gıdalarla beslendiğini belirten uzmanlar, çevre kirliliğinin hafızanın zayıflamasına yol açtığını belirterek, temiz havanın beyin sağlığı için önemini vurguladı. Açık havada oksijen bol olur. Bunun için kapalı odaları sık sık havalandırmalıyız. Beynin ağırlık olarak vücudun yüzde 2’sine sahip olduğu halde vücuda giren oksijenin yüzde 20’sini, şekerin ise büyük bölümünü tek başına tükettir. Oksijen oranının büyük şehirlerde ortalama yüzde 20’lerde gezindiğini belirten uzmanlar, beyni korumak için ilk yapmanız gerekenin bol oksijenli hayata önem vermek olduğunun altını çiziyor ve ekliyorlar: Çevre kirliliği hafıza zayıflamasının ilk sorumlularından. Temiz hava beyin sağlığı için birinci şarttır... Kapalı bir odada bir süre kalınca, başınız ağrımaya başlar. Dersten her çıkışımızda öğretmenimiz, pencereleri açmamızı, sınıfı havalandırmamızı niye isterdi sanıyorsunuz... Nefes alırken akciğerlerimize hava dolar. Aldığımız bu havanın oksijeni, kanımızın temizlenmesini sağlar. Nefes verirken kanımızdaki kirli gazları, özellikle karbondioksit gazını dışarı atarız. Oksijeni bol olan hava temiz havadır. Sağlıklı olabilmek için her fırsatta, açık havada gezmeliyiz. Temiz hava, vücudumuza canlılık verir. Kapalı yerde uzun süre oturduğumuzda başımız ağrır, vücudumuzda bir halsizlik hissederiz. ODAMIZIN HAVASININ TEMİZLİĞİ Oturduğumuz odanın, çalıştığımız ortamın, ders yaptığımız sınıfın havası çabuk kirlenir. Nefes alıp verdikçe, bu kapalı yerlerin havası bozulur, oksijeni azalır. Odamızda yanan soba, ocak ve benzeri ısınma araçları da içerdeki havanın bozulmasına sebep olur. Sık sık havalandırmadığımız yerlerin kirli havası temizlenmez. Sağlıklı yaşamak istiyorsak, oturduğumuz yerleri sık sık havalandırmalıyız. Kapı ve pencereleri açmak, içeriye oksijenli havanın dolmasını ve içerdeki karbondioksitli havanın da dışarı atılmasını sağlar. Kirli hava hafiftir. Kapı ve pencere açılınca hemen üstten dışarı çıkar. Ağır olan temiz hava ise alttan içeriye dolar. Yatak odasına canlı çiçek koymayın Ayrıca yatak odalarında geceleri çiçek ve benzeri saksı bitkilerini de bulundurmamak gerekir. Bitkiler geceleri oksijen alır, karbondioksit çıkarır. Bu durum havadaki oksijeni azaltır, zararlı bir gaz olan karbondioksiti çoğaltır. Oksijenin azalıp karbondioksit gazının artması havanın kirlenmesi demektir. NTVMSNBCE |
Elleriniz ne kadar temiz? Günlük hayatta kullandığımız şeyler gerçekte ne kadar temiz? İngiltere’de yapılan araştırmada, her yıl 100 binin üzerinde insanın, steril olmayan maddelerden kaynaklanan zehirlenmeler sebebiyle hastanelere yattığı ortaya çıktı. Günlük hayatımızda kullandığımız pek çok şeyin temizliğinden tam olarak emin olamıyoruz. Bırakın kullanılanları, temizliğin temeli olan suyun bile mikrop kapmak için yeterli olduğu yapılan araştırmaların sonuçları arasında. Merkezi İngiltere’de bulunan Çevre Sağlığı Enstitüsü’ne göre, kullanılan su veya gıdaların temizliğinden hiç bir zaman emin olunamıyor. Enstitü yetkilileri, bu nedenle kişilerin temizlik kurallarına ayrı bir özen gösterilmesini önemle istiyorlar. İşte, sizlerin de asla ihmal etmemesi gereken noktalar; Elleriniz: İngiltere ve Amerika’da yapılan araştırmalarda kişilerin ancak yüzde 68′inin tuvaletten sonra ellerini yıkadığı ortaya çıktı. Ellerin yetersiz temizliği, sayısız hastalığa davetiye çıkarıyor. Özellikle, gıdayla uğraşan kişilerde temizlik kurallarına dikkat edilmemesi, ani zehirlenmelere bile yol açabiliyor. Büro telefonlarında 2 binin üzerinde bakteri bulunuyor. Bunların bir bölümü zararsız da olabiliyor. Sağlıklı bir deri bu bakterilere karşı koruyucu görev yapıyor. Ancak, sizden önce telefonu kullanan kişinin geçirdiği basit bir hastalığın mikrobunun ahizeyi elinize, gözünüze veya ağzınıza sürdüğünüzde size geçmesi ihtimal dahilinde. En basit büro malzemeleri arasında bulunan kalemleri ağzınıza götürmeden önce bir kez daha düşünün. Salzburg Üniversitesi’nde yapılan çalışmalarda, her gün kullandığımız kalemlerde sayısız mikrobun bulunduğu ortaya çıkmış. Ülser yapıcı mikroplar, bazı üriner hastalıklar, deri hastalıkları da bunlar arasında. Bu arada, bir hastanede veya laboratuvarda çalıyorsanız, asla bir doktorun kalemini kullanmayın. Çünkü, hastayı tutmuş olan doktordan da size hastalık geçmesi mümkün. Diş fırçalarının, hijyenik açıdan ne kadar önemli olduğunu söylemeye gerek yok. Bu nedenle, diş fırçasının kullanıldıktan sonra çok iyi çalkalanması gerekiyor. Ve fırçaların üç aydan fazla kullanılmamasına dikkat edilmeli. Tuvalet klozetleri: Evleriniz dışında herhangi bir yerdeki klozetleri kullanmadan önce, temiz olduğundan emin olmalısınız. Son yıllarda, klozetler için steril bandlar kullanılıyor. Ülkemizde de satılan bu bantlardan kullanabilirsiniz. Veya, temizliğinden emin olmadığınız klozetlerde, tuvalet kağıtlarından kendiniz steril bir band yapmayı deneyebilirsiniz. Mutfakta her gün yemek hazırlamak için kullandığımız kesim tahtaları da iyice temizlenmedikçe birer mikrop kaynağı haline gelecektir. Kurumuş sebze artıkları, üzerinde kesilen etler, soğanlar veya balıkların kurumuş suları her an sizde diare hatta zehirlenme yapmaya hazırlar. Uçak yolculukları da sizi hasta edebilir. Özellikle, uzun süreli uçak yolculuklarında, aynı havanın temizlenerek tekrar verilmesi, çeşitli hastalıkların tetikleyicisi olabiliyor. Örneğin, 100 kişinin nefes alıp verdiği en basitinden 3 saatlik bir uçak yolculuğunda, aynı havanın solunması bazı bakteri ve virüslerin havada asılı olması anlamına geliyor. Uçak içindeki kuru havanın solunum yollarını etkilediği de ispatlanmış bir gerçek. Uzun süreli yolculuğa çıkacaksınız, vücut bağışıklığını kuvvetlendirecek bazı ilaçlar almanız yararlı olacaktır. Öpüşmenin de tehlikeleri var. Dudaktan ve sıvılardan bazı mikrobik hastalıkların geçebildiğini asla aklınızdan çıkarmayın. |
ÜYÜK GÖBEK ÖLÜM RİSKİNİ ARTTIRIYOR Eğer siz de bu kilodaysanız dikkat ! Vücudunuzda bulunan fazla yağlar ve aşırı kilolar sizi öldürebilir! Almanya'daki Potsdam Üniversitesi'nin araştırmasına göre, şişmanlık ve büyük göbek; diyabet ve kalp hastalıklarını tetikleyip, ölüm riskini arttırıyor. 25 bin İsveçli deneğin yer aldığı geniş çaplı araştırma 9 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilirken, çalışmaların 16 yıldır kesintisiz yürütüldüğü öğrenildi. Araştırma, bel ölçüsü odaklı yürütülürken, göbek büyüklüğünün her türlü hastalığa davetiye çıkardığı anlaşıldı. Beldeki 5 santimetrelik artış erkeklerde yüzde 17, kadınlarda yüzde 13 ölüm riski doğuruyor. Beli 120 cm. olan erkeklerde ve 115 cm bele sahip kadınlardaki ölüm riski ise, diğer insanlara göre iki kat daha fazla. Şişmanlık ve göbek sadece kalp-damar hastalıklarını değil, kanser, özellikle de göğüs kanserine, prostat tümörlerine sebep oluyor. Prof. Göran Hallmans, “Göbek kanserde önemli rol oynuyor. Araştırmanın bu kadar büyük olması, emin olmamızı sağlıyor. Doktor, hastasını muayene ederken, göbek çapını da ölçmeli”dedi. |
Odun ateşinde yemek pişirmek zararlı Deutsche Welle'de yer alan habere göre dünyada her iki kişiden biri yemeğini odun, bitki artıkları ya da tezek ateşinde pişiriyor. Ateşten çıkan zehirli dumansa her yıl 1,5 milyon insanın ölümüne yol açıyor. Dünya üzerinde yaklaşık üç milyar kişi yemeğini odun, çalı, bitki artıkları ve tezekle yaktığı ateşin üzerinde pişiriyor. Bu işlem en çok Afrika, Asya ve Latin Amerika’da yaygın. Ateşte yemek pişirmek, Malarya’dan daha tehlikeli Özellikle az gelişmiş ülkelerde yemek pişirmek için ateş yakılması yaygın. Etraftan ateş için gerekli malzemeyi toplamaksa genelde kadınların görevi. Ancak bu geleneksel yemek pişirme yöntemi ve yemek alışkanlıkları çevrede yakılabilecek odun ya da benzer yanıcı maddelerin azalmasıyla değişime uğruyor. Örneğin uzun süre pişmesi gereken nohut, kuru fasulye gibi baklagiller, yemek menülerinden çıkarılıyor. Ayrıca birçok aile yeterli yakacağı temin edemediği için sıcak yemek yiyemiyor. Yakacak madde sıkıntısı yüzünden kullanılan yaş bitki dalları ile yakılan ateşten daha fazla duman çıkıyor. Bu tür ateşlerin önünde yemek yapan kadınlar her gün sigara tiryakilerinden daha fazla zehirli gazı içine çekiyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bu durumu “Indoor Air Pollution” olarak tanımlıyor. Örgütün verilerine göre, bunun gibi iç mekânlarda yaşanan hava kirliğinden her yıl 1,5 milyon kişi hayatını kaybediyor. Uzmanlara göre, ateşte yemek pişirmeden kaynaklanan ölümler Malarya hastalığı yüzünden ölen kadın ve çocukların sayısından daha fazla. Çevreye etkisi Her gün yaklaşık üç milyon ton odun tencere ve tavaların altına yakılan ateşler için tüketiliyor. Yerleşimin sık olduğu ormanlık alanların sayısı yakacak temini için giderek azalıyor. Ancak yemek pişirmek için yakılan odun ateşinin çevreye zararı bununla sınırlı değil. Dünya genelinde metan gazının yüzde 5’i ve karbondioksit salınımının yüzde 14’ü yemek pişirme sırasında gerçekleşiyor. Odun ateşine alternatifler Peki odun ateşi yerine ne kullanılabilir? Bu soruya tek ve kesin bir cevap vermek imkansız. Zira şehirde yaşayanlarla köylerde yaşayanların yemek pişirme alışkanları birbirinden farklı. Coğrafi yapı ve o bölgede tüketilen mevcut gıda ürünleri de insanların yemek yeme ve pişirme kültürünü etkiliyor. Hangi ocağı kullandıkları hem alım güçlerine hem de yeni teknolojiye olan ilgileriyle alakalı. Ancak uzmanlara göre yakacak olarak odun bile kullanılsa, dumanı evin içine vermeyen iyi yalıtılmış ocakları tercih etmek en doğrusu. CNNTÜRK |
ÇOKÇA TÜKETİLMESİ GEREKEN BESİNLERDEN BİRİ Piramidin içine bile konulan gıda Kan şekeri ve tansiyon düşürücü etkisinin yanı sıra pek çok vücut fonksiyonu üzerine de olumlu etkisi bulunuyor. Soğanın antibakteriyel etkisinden faydalanılarak salgın hastalıklarla mücadelede eski devirlerden beri kullanılmakta olduğu biliniyor. Mısır piramitlerinin inşası sırasında bin 600 gümüş talenlik değerde soğan, turp ve sarımsak dağıtıldığı ve piramitlere konulduğu kaydediliyor. Soğanın sağlık üzerine etkileri ise şunlar: - İdrar söktürüyor. - Kan şekerini düşürüyor. - Mide asidini arttırıcı ve sindirimi kolaylaştırıcı etkisi var. - Bağırsak hareketlerini artırıyor. - Müshil etkisi var. - Antibakteriyel özelliğe sahip. - Yara iyileşmesini kolaylaştırıyor. - Tansiyonu düşürüyor. - Kalp fonksiyonlarını destekliyor. BUGÜN |
Kanserden Koruyan Gıdalar Brokoli, karnabahar, beyaz lahana gibi iç içe yapraklı, dallı ve köklü sebzeler de içindeki “isotiyonat” adlı maddenin etkisiyle kanser oluşumunu engelliyor Mide ve bağırsak kanserinden korunmak için patates kızartırken kabuklarının soyulmaması, elma, şeftali, domatesin kabuklu tüketilmesi öneriliyor. İçerdiği Omega 3 yağ asitleri dolayısıyla kansere karşı koruyucu olan balık tüketilmesi öneriliyor Sucuk, salam ve ızgara yapılan gıdaların sık tüketilmemesi gerekiyor Özellikle enginar ve kereviz, kandaki kolesterolün fazlasını safra asidine dönüştürerek, kolesterolün dengede tutulmasını sağlıyor,kandaki yağ ile toksiklerin dışkı ile atılımınını sağlayarak kansere yakalanma riskini azaltıyor Prostat ve mide kanserlerine yakalanma riskini düşürmede muz, şeftali, kayısı, brokoli, ıspanak, maydanoz, semiz otu gibi gıdaların tüketilmesi gerekiyor. Havuç, domates, soğan, sarımsak, kereviz, enginar ve semizotunun mutfakta bol kullanılması gereken ürünlerden... Güçlü bir antioksidan olan C vitamini içeren meyve ve sebzelerin her gün düzenli olarak tüketilmesi öneriliyor.Ayrıca portakal ve limon mide kanseri riskinide azaltıyor Mantarların kansere karşı koruyucu etkisi olduğu, bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği ifade ediliyor. Ahududunun kansere yakalanma riskini azalttığı, özellikle siyah ahududunun yemek borusu kanserine yakalanma riskini düşürdüğü, tümör oluşumundan itibaren de tümörün gelişimini yavaşlattığı belirtiliyor. |
İşte ömrü uzatan 20 gıdanın listesi Bilim adamları ömrü uzatan gıdaların listesini yaptı http://www.habercem.com/imgs/0.gifİngiltere"deki Leeds Üniversitesi gıda bilimi departmanından Profesör Garry Williamson, ömrü uzatan gıdalardan oluşan 20 maddelik bir liste hazırladı. Tamamı polifenol olarak bilinen doğal kimyasallar açısından zengin olan bu gıdaların, kalp krizine karşı koruma da dahil sağlığa birçok faydası bulunuyor. Meyve ve sebze ağırlıklı listede yer alan gıdalar yaşlanma sürecini yavaşlatıyor, hücreleri koruyor. Ömrü uzatan gıdalar şunlar: “Elma, böğürtlen, siyah çay, yaban mersini, brokoli, kepek, kiraz, domates, kahve, kızılcık, siyah çikolata, yeşil çay, portakal, şeftali, erik, ahududu, kırmızı üzüm, kırmızı soğan, ıspanak, çilek.” |
Kış hastalıklarından korunmanın en kolay yolu : Bitki çayı tüketin Kış aylarında artan grip ve soğuk algınlığı gibi hastalıklardan korunabilmek için bağışıklık sistemini destekleyen kuşburnu, ıhlamur ve adaçayı gibi bitki çaylarının tüketilmesi önerildi. Kara kış geldi, kapıya dayandı. Peki vücudunuz kış hastalıklarına ne kadar hazırlıklı? Konya Vakıf Hastanesi diyetisyeni Serpil Koygun, havaların soğumasıyla birlikte bağışıklık sisteminin, vücut direncinin zayıfladığını belirtti. Bunun sonucunda da grip, soğuk algınlığı gibi hastalıkların baş gösterdiğini vurgulayan Koygun, ''Bağışıklık sisteminin güçlü tutulması ve hastalıklara karşı daha dirençli olabilmek için gün içerisinde tüketilen gıdaların karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve mineral içeriklerinin yeterli ve dengeli olmasına dikkat edilmeli'' dedi. Koygun, günlük tüketilen yağ miktarının fazla olmasının bağışıklık sisteminin baskılanmasına neden olacağından aşırı yağlı gıdalardan uzak durulması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti: ''Balık, balık yağı, fındık ve cevizde bulunan omega-3, ayrıca zeytin ve fındık yağında bulunan omega-9 yağ asitleri ve E vitamini, bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesinde önemli rol oynar. Güneşin azaldığı bu günlerde vücudumuz güneşten alınan D vitamininden yoksun kalır. Bu nedenle kemik ve diş gelişimi için önemli olan D vitamininin ana kaynağı balığın da haftada 2 -3 kez tüketilmesinde fayda vardır.'' Soğuk günlerde çay ve kahvenin yerine çok önemli bir antioksidan olan, bağışıklık sistemini destekleyen, C vitamini kaynağı kuşburnu, ıhlamur, adaçayı gibi bitki çaylarının tüketilmesini öneren Koygun, vücuttaki toksik maddelerin atılması için de kışın mutlaka günde 2 -2,5 litre su alınması gerektiğini bildirdi. Koygun, kışın her öğünde mutlaka sebze, taze salata ve günde ortalama 5 porsiyon meyve tüketilmesi gerektiğini belirterek, şöyle devam etti: ''Yumurta, süt ve süt ürünleri, balık, taze sebze ve meyveler güçlü bir antioksidan olan A vitamininin kaynaklarıdır. A vitamini enfeksiyonlara karşı vücudu korur. Bu nedenle her gün 3 -4 kuru kayısı, haftada 1 -2 yumurta, günde 2 -3 bardak süt ve ürünleri tüketilmeli. Kaliteli protein içermesinden dolayı da düzenli olarak haftada 3 -4 kez kırmızı et, tavuk ve haftada 2 kez bakliyat grubu yenmelidir.'' Koygun, kış aylarında özellikle vitamin ve mineral tabletlerinin sağlığı korumak amacıyla bilinçsizce kullanıldığını, bu ilaçların doktor önerisi dışında vücuda alınmasının sakıncalı olabileceğini sözlerine ekledi. |
REFLÜSÜ OLANLAR DİKKAT! Kemerinizi çok sıkmayın çünkü... Reflü, son yılların en sık rastlanılan hastalıklarından birisi. Hastalığın artmasının bir çok sebebi var. Ama aralarında birisi var ki... Kayseri Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Yücesoy, reflünün toplumda sık görülmesinin en önemli sebepleri arasında sıkı bağlanan kemer, şişmanlık ve kullanılan bazı ilaçlar olduğunu söylüyor. Yücesoy'a göre damar ve kas gevşetici ilaçlar, kemik erimesi tedavisinde kullanılan ilaçlar, kalsiyumlu ilaçlar, bazı tansiyon ve antidepresan ilaçlar yemek borusundan kaçağı önleyen mide kapağının bozulmasına sebep olarak reflüyü artırıyor. Prof. Yücesoy, reflüyü artıran sebeplerden birinin de kemerin sıkı bağlanması, korse ve kuşaklar olduğunu anlattı. Yücesoy, turşu ve yağda kızartılmış yemekler ile çiğ soğan, sarımsak, nane, turp, tere gibi sebzelerin de fazla tüketildiğinde reflüyü artırdığını kaydetti. 13.Aralık.2008 08:39:01 |
Kahvaltının Yerini Hiçbir Şey Tutmaz http://4.bp.blogspot.com/_M4vFqVpDfcc/SUzMqUk0wzI/AAAAAAAALdw/WgwfWhm8agc/s200/kahvalti.jpg Dünyanın dört bir yanında, onlarca farklı tarz kahvaltı alışkanlığı var. Değişmeyen tek gerçek ise kahvaltının benzersiz bir keyif olduğu! Ruslar kahvaltıda baharatlı yiyeceklere ağırlık verirken, İtalyanlar kahvaltıda mozarella, salam, domates ve fesleğenden vazgeçmiyor. Türkler demli çayla güne başlarken, Amerikalılar sert bir kahve içmeden kendine gelemiyor. Birbirinden leziz peynirleri ile ünlü Hollandalılar kahvaltı sofrasında ringa balığı yiyor, deniz ürünleri İsveçlilerin ve Portekizlilerin de değişmez kahvaltılığı. Peki nedir sağlıklı bir kahvaltının sırrı? ÇAY Çaydaki tein adlı madde uyarıcı ve susuzluğu giderici özellikler içeriyor. E vitamininden 20 kat daha güçlü bir antioksidan olan polifenol dolaşımı hızlandırırken, hücrelerin oksitlenmesini önlüyor ve cildin yaşlanmasını geciktirerek sıkılaştırıcı bir etki sağlıyor. SÜT Süt, bebeklikten, yaşlılığa kadar yaşamın her döneminde sağlık ve güzellik için en önemli ve komple bir besin. Kemikler için son derece yararlı olan kalsiyumun ana kaynağı. Vücut ve cildin beslenmesi için gereken tüm proteinleri içeriyor. KAHVE Sabah kahvaltısında içilen 1 fincan kahve, güne enerjik başlamak için ideal. İçerdiği zengin kafein ile beyni uyarıp konsantrasyonu artırıyor. Hem ruhsal hem de bedensel açıdan zindelik veriyor. PORTAKAL SUYU Sabah kahvaltısını mutlaka taze sıkılmış 1 bardak portakal suyu ile tamamlayın. İçeriğinde bulunan A vitamini cildi güçlendirerek nemlendirip besliyor ve elastikiyetini artırıyor. C vitamini bozulan hücreleri onarıp cildin savunma mekanizmasını güçlendirerek olumsuz dış etkenlerden koruyor. Portakal suyu, doğal antioksidan olarak serbest radikallerle savaşıp kırışıklıkların oluşumunu engelliyor. BAL Şeker, fruktoz ve glikoz içeren bal doğal bir tatlandırıcı. Ayrıca antibiyotik özelliği ile mikroplara karşı güçlü bir dezenfektan. Vitamin, mineral ve protein kaynağı olan balın yapısındaki meyve asitleri cildi arındırıyor, azot ve glüsit gibi maddeler nemlendirici özellikler içerip cildin nem dengesini düzenliyor. ZEYTİNYAĞI Zeytinyağının içeriğinde bulunan E vitamini kansere karşı koruyucu etki yapıyor ve saç dökülmelerini önlüyor. A, D, E ve K vitaminleri ile kalsiyum, fosfor, potasyum, kükürt, magnezyum, az miktarda demir, bakır, manganez gibi mineraller, kemik gelişimini dertekliyor. DOMATES Damarları yumuşatıyor, kanı durultuyor, üre miktarını düşürüyor ve vücudu gençleştiriyor. Domatesin kalp, karaciğer ve böbreği koruyucu etkisi var. TEREYAĞI Yiyeceklerdeki diğer besin öğelerinin emilimini artırıyor. Yüksek besin değerine sahip. |
KULAKTAN DOLMA BİLGİLER NE KADAR DOĞRU? Diş sağlığında doğru bilinen 8 yanlış Dişleri korumak için başvurulan yöntemler artık değişti. İşte ağız ve diş sağlığı konusunda doğru bildiğimiz yanlışlar... Diş hekimliğindeki hızlı gelişmeler ve bunların ağız ve diş sağlığına olan olumlu etkilerine rağmen birçoğumuz halen kulaktan dolma bilgileri uyguluyoruz. Halk arasında doğru olduğuna inanılan birçok bilginin aslında yanlış olduğunu belirten Diş Hekimi Onur Öztürk ağız ve diş sağlığı konusunda doğru bildiğimiz yanlışları ve yaptığımız hataları anlattı. 1-Dişleri sert fırçalamak Dişleri sert fırçalamak, dişlerin mine tabakasında aşınmalara neden olur. Dişlerin mine tabakasının aşınması sonucunda da alttaki sarı tabaka ortaya çıkar ve dişler daha sarı gözükür. Sert fırçalamak, dişlerde hassasiyete ve diş eti çekilmesine neden olur. 2-Diş kalitesi aileden gelir Ağız ve diş sağlığında genetik özellikler küçük bir rol oynar. Ağız ve diş sağlığı sizin onlara ne kadar iyi baktığınızla alakalıdır. Ağız kanserleri erken dönemde teşhis edilmezse ağrı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz ve ağız deformitelerine neden olabilir. 3-Çürük yok hekim de yok Dişlerinizde görünen bir problem olmaması diş hekiminize yapacağınız genel kontrollerinizi aksatmanız için bir neden değildir. Altı ayda bir yapılacak olan diş hekimi ziyaretleri ağız ve diş sağlığı için oldukça önemli. Doktorlar erken teşhis için yılda iki kez dişçiye gidilmesi gerektiğini belirtiyor. 4-Fırça kalitesi önemli değil Dişlerinize ve dişetlerinize hasar vermemesi için yumuşak diş fırçası kullanın. Diş fırçalanmasında fırçanın duruşu dışındaki temel hareket aynıdır: Fırça diş eti çizgisine eğimli olarak yerleştirilir. Bu durum bozulmadan küçük dairesel hareketlerle dişler fırçalanır. Fırça, bir fırça boyu kadar kaydırılarak fırçalama sürdürülür. 5-Sakız çürük yapar mı? Şekersiz veya tatlandırıcılı sakız çiğnenmesi, diş sağlığı için yararlı. Çünkü sakız çiğneme sırasında, tükürüğün salgılanmasında artış oluyor. Tükürüğün üretimi artınca, dişlerin üzerindeki yıkayıcı fonksiyonu da artmış oluyor. Sakızın günde 5-7 defa, 15 dakikalık aralıklarla çiğnenmesi öneriliyor. 6-Beyazlatma zararlıdır Diş hekimliğinde kullanılan son teknolojiler sayesinde artık dişlerinize yapılacak olan estetik uygulamalar çok kolay ve son derece güvenli. Diş Hekimi Onur Öztürk, estetik uygulamalardan diş beyazlatma işlemini yaptırmak isteyen hastaların bunu diş hekimi kontrolünde güvenle yaptırabileceklerini, söyledi. Öztürk, diş beyazlatmanın diş hekimi kontrolünde yapılmasının diş minesine zarar vermediğini ifade etti. 7-Kolonya ve aspirin acıyı alır Ağrıyan dişinizin olduğu bölgeye asprin ya da kolonya koymak "alkol, asprin yanığı" denilen komplikasyonlara neden olur. 8-Karbonhidratla beyazlatma Dişleri karbonatla fırçalamak beyazlatmanın aksine dişin mine tabakalarını çizer ve aşındırır. Bunun sonucunda; dişin parlaklığı gider ve dişler daha kısa zamanda renkleşmeye başlar. |
Yüksek ses kulak çınlamasının nedeni http://www.hurriyet.com.tr/_np/5164/6985164.jpg Endüstriyel gürültü, yangın alarmları, trafik gürültüsü ve yüksek sesle müzik dinleme gibi çevresel etkenlerin kulak çınlaması rahatsızlığının en sık rastlanan nedenleri arasında yer aldığı bildirildi. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Hastalıkları Ana Bilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Oğuz Güçlü, kulak çınlamasının çoğu zaman kişilerin normal hayatlarını etkileyecek boyutlara ulaşabildiğini söyledi. Kulak çınlamasının birçok olası nedeni bulunduğunu, küçük bir kulak kirinin dahi geçici bir süre çınlama yapabileceğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Güçlü, bunun yanında enfeksiyon, kulak zarında delinme, orta kulakta sıvı birikmesi, orta kulaktaki kemiklerin eklem yerlerinin sertleşmesi, baş, boyun bölgesindeki damar genişlemeleri, denge ve işitmeyi sağlayan sinirde kaynaklanan bir tümörün bu rahatsızlığa yol açabileceğini vurguladı. Yrd. Doç. Dr. Güçlü, her durum için tedavinin çok farklı olduğunu, yüksek ya da düşük tansiyon, şeker hastalığı, tiroid problemleri, baş ve boyun bölgesine gelen darbeler, bazı romatizma ilaçları ile antibiyotikler, sakinleştirici ilaçlar ve aspirinin de kulak çınlamasını ortaya çıkarabildiğini söyledi. Bu tip rahatsızlıkların teşhis ve tedavisinde uzmanlaşmış bir doktora kontrol olmak ve kulak çınlamasının gerçek nedenini bulmanın önemli olduğuna işaret eden Yrd. Doç. Dr. Güçlü, şöyle konuştu: “Kulak çınlaması, çoğunlukla işitme sinirlerinin uçlarında meydana gelen hasarlardan dolayı gelişir. Bu sinir uçlarında meydana gelecek bir hasar, işitme kaybı ve çınlamaya yol açar. Yüksek ses kulak çınlamasının en sık rastlanan nedenidir. Birçok insan endüstriyel gürültünün, yangın alarmlarının, yüksek sesle müzik dinlemenin ne kadar zararlı olduğundan ya habersiz ya da bunları umursamıyor. Stereo kulaklıklarla yüksek sesle müzik dinlemek riski daha da fazlalaştırıyor.” Yrd. Doç. Dr. Güçlü, her şeyden önce işitme sisteminin vücudun en hassas ve kırılgan sistemi olduğunu belirterek, kulak çınlamasından korunmanın yöntemleri hakkında şu bilgileri verdi: “Kan basıncı sürekli kontrol ettirilmelidir. Tuz alımı kısıtlanmalıdır. Sinir sistemine uyarıcı etkisi olan kahve, kola ve sigara tüketimi azaltılmalıdır. Günlük egzersizler yapılmalıdır. Çok yorulmaktan kaçınılmalıdır. Sesten endişelenilmemelidir, kulak çınlaması insanların sağır olmasına ya da aklını kaybetmesine neden olmaz. Bu nedenle, sesler rahatsız edici, ama önemsiz bir gerçek olarak kabul edilmeli, olabildiğince yok sayılmasının öğrenilmesi gerekir. Sinirlilik ve gerginlik en aza indirilmeli, stresi kontrol altına alınmalıdır.” |
BİTKİ ÇAYLARINI FAZLA İÇMEK ZARARLI KONYA - Murat Aslan - İçinde bulunduğumuz kış aylarında yoğun şekilde tüketilen bitki çaylarının tıpkı ilaç gibi düşünülmesi, günde 3 fincandan fazla içilmemesi öneriliyor. Selçuk Üniversitesi Çumra Meslek Yüksekokulu Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Gümüşçü, soğuk algınlığı ve grip gibi rahatsızlıkların arttığı bugünlerde, iyileşmek ya da hastalanmamak için bitki çayları tüketiminin arttığını belirtti. Bazı rahatsızlıklara iyi gelen bitkilerin ortak özelliğinin vücut direncini artırması ve bağışıklık sistemini güçlendirmesi olduğunu vurgulayan Gümüşçü, son dönemde en fazla talep gören şifalı bitkilerin melisa, ada çayı ve kekik olduğunu ifade etti. Şifalı bitkilerin çay gibi kaynatılmadan, sıcak suyun içine salınıp bir kaç dakika bekletildikten sonra içilmesinin en doğru yol olduğunu dile getiren Gümüşçü, şu bilgileri verdi: ''İçinde bulunduğumuz kış aylarında yoğun şekilde tüketilen bitki çayları tıpkı ilaç gibi düşünülmelidir. Nasıl ki 'bir an önce iyileşeyim' diye düşünüp, günde belli ölçekte kullanılması gereken ilaçlardan fazla fazla içemiyorsak, bitki çaylarında da aynı prensibe uymamız gerekir. Melisa, ada çayı ve kekik gibi ürünlerden günde en fazla 3 fincan içilmelidir. Bu oran hemen hemen tüm şifalı bitkiler için aynıdır. Gereğinden fazla miktarda alınan bitki çayları, kişinin bazı kan değerlerinde yükselmelere neden olarak rahatlıklara yol açabilir.'' anadolu ajansı.. |
| Saat: 06:40 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık