![]() |
Sana büyük bir sır söyleyeceğim Zaman sensin Zaman kadındır ister ki hep okşansın Diz çökülsün hep Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına. Bir taranmış Bir upuzun saç gibi zaman Soluğun buğulandırıp sildiğin ayna gibi. Zaman sensin, uyuyan sen Şafakta ben uykusuz seni beklerken Sensin gırtlağıma dalan, bir bıçak gibi... Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın Bu mavi çanaklarda kan gibi Durdurulmuş zamanın işkencesi Ah bu daha beter işkence hiç mi hiç giderilmemiş istekten Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada Bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini Daha beter seni kaçak Seni yabancı bilmekten Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan Tanrım ne ağırdır sözcükler Asıl demek istediğim bu. Hazzın ötesinde sevgim Hiç bir zararın erişemeyeceği yerde bugün Sevgim Sen ki benim saat-şakağımda vurursun Boğulurum soluk alıp vermesen Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın. ...... Sana büyük bir sır söyleyeceğim Korkuyorum senden Korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan Korkuyorum senden. Sana büyük bir sır söyleyeceğim Kapat kapıları Ölmek daha kolaydır sevmekten Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam Aragon Sevgilim. |
Sana geliyorum Görmeden, doğduğum gecenin seherini Ellerim değmeden anama, Ve günah izi yokken dudaklarımda, Bebeklere has bir dille ağlayarak, SANA geliyorum SANA Çırıl- çıplak Köklerim siğmadı zamana; Silktim ham meyvelerimi utandım da, Bir garip ağaç oldum aşk uükesinde, Kutsal duygularınla donandım yaprak yaprak SANA geliyorum SANA Dal- budak Ne bir dürüm ekmek var heybemde Ne içecek suyum kana kana... Bir tutam umutla düştüm yollara, Bazan yürüyerek, bazan koşarak SANA geliyorum SANA Yalınayak Yollar uzadıkça yük ağırlaştı, Ateş düştü gönlümdeki harmana Bıraktım ağrıyı, sızıyı bir yana; Hasretinden ipil ipil yanarak, SANA geliyorum SANA Bir avuç toprak Seyrettim uzaktan benliğimi ki, Et, kemik, kan değilmiş mana Habibin hakkına, İsmin hakkına Af dilemek icin ağlayarak, SANA geliyorun SANA Ya HAKK... Abdurrahim Karakoç |
Her Sabah Seninle Başlar Önce gözlerin girer odamdan içeri Sonra ellerin, saçların dudakların Bir bir hatırlarım Her sabah senin olan ne varsa Yüzüm aydınlanır Şarkılar söylemek gelir içimden Yakında bir kuş öter Uzaklarda bir tren sesi Sonra kornalar, çocuk ağlamaları Vapur düdükleri Sesler bir uğultu halinde yükselir büyük şehirlerden Ve alışılmış bir yaşamaktır çöker omuzlarıma Sarar benliğimi birden Büyük, devamlı dalgalar halinde duygularım Her sabah seninle başlar Ve ben her sabah Ta içimde bir ağrı gibi yokluğunu duyarım Her sabah Rezil insanlar bekler her köşebaşında beni Yüzleri, yürekleri kadar kirlidir Biri gider, biri gelir Biri gider, biri gelir Yakamda duygusuz iğrenç elleri Ve soğuk gözbebekleri gözlerimde O alışılmış yaşamak ki her sabah İğreti bir elbise gibi durur üzerimde Bir isyandır sarar içimi Her şeyi üzerimden çıkarıp atasım gelir Fakat insanlar, insanlar bırakmaz beni Biri gider, biri gelir Hep aynı ses, aynı şarkı Aynı sağır gökyüzü Dilsiz bir deniz Kör bir düzen Hep aynı kör döğüşü Yalancı yüzler, aptalca bakışlar O iki yüzlü selamlar Hep aynı tempoda geçen manasız bir gün Hep o değişmeyen puslu ikindi üstleri Ve hep aynı yorgun, zoraki akşamlar Ya o geceler satılmış, utanç dolu Büyük avizelerin aydınlattığı sefil yüzlerimiz Renkli kumaşlar, altın kol düğmeleri Kristal kadehlerde kral içkiler O hesaplı dostluklar Satın alınmış sevgiler Ben alışılmış şeyleri sevmem, bilirsin Yaşamaksa dilediğim gibi yaşamalıyım Sevmekse gönlümce sevmeliyim Kendi ellerimle yazmalıyım alın yazımı Ölmekse istediğim anda ölmeliyim ve yaşıyorsam Her şey bambaşka olmalı seninle Alışılmış şeylerden öte Yalanlardan, düzenlerden uzak Yeter, yeter artık Dönmesin o eski plak Her şey gölümüzce olsun Bulsun Dilediği zaman ellerim ellerini Paylaşalım seninle bütün geceleri Sabahları, akşam üzerlerini Görülmemişi görelim, tadılmamışı tadalım Şarkılar söyleyelim kimsenin bilmediği Yüzüm her zaman aydınlık olsun aydınlığında Her zaman sevgiyle gülsün gözlerimin içi Yeter artık, yeter Kırılsın o çemberler Sarsın her yanımızı bir yaşama sevinci Ayrılıklar, kederler, gözyaşları bitsin Bütün bir ömür boyunca Seninle başlayan sabahlarım Seninle sürüp gitsin. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Umudumu yazdım sana yalnız saatlerimde Kimi zaman uykusuzluğum da Kimi zaman düş diye yattığım bu derin uyku da Kanlı yaşla suladım kalemimi Sayılı gün sayfalarına yazmak için seni Kimi zaman özledim seni üşüdüğün de ellerim Kimi zamansa bomboş resmine baktım Gözlerinin derinliklerine, Ama en çok sensizliğime yandım Bilinmeyenleri beklerken Bazen “sus” diyorum içimdeki ufaklığa Hani kimi yanları senden, kimi yanları hayattan Büyüyen, o masum çocuğa “Ağlama hasretlik için, Ayrılık dediğin bazen yaraları bazen de sevdaları Büyüten ana kucağıdır” diyorum Şimdi ben büyütüyorum o masumu Herkesin elinden alıp yüreğini ellerime Tek tek yargılıyorum hatalarımı Ve hatalarını bilmem kimlerin Bir daha ağlatmamak için o KOCABEBEĞİ Tunahan Ermihan |
Bir gün yenik düşmesin yine sevdamız siyaha, Gözyaşıyla anlatılmasın yalanlar bir daha. Bir ikindi serinliğinde ömrümüzü gölgeler sarmasın, Gecenin en karanlık yerinde yine sen varsın. Hiçbir zaman sonu gelmesin bu düşüncelerin, Kimse olmasa da ben dostu kalayım gecelerin. Biliyorsun gözyaşına sığmaz ayrılık inleyişlerde, Kavuşmak tutsaktır sabırsız bekleyişlerde. Zamanın ellerinde yalnızlıklar ateş, ayrılıklar kor, Aynalardaki yorgun benim, istersen yüreğine sor... -Ayrılık Gözyaşına Sığmaz isimli kitabından Ahmet Beltekin |
İki Köşeli Yalnızlık Gökyüzüne asılı kalmış bir yankı Arıyor kendisini bırakan ağzı Yeniden, yeniden sesini bulmak için İki köşeli yalnızlığın bir ucunda sen, bir ucunda ben Birleşip ayrılıyor çizgilerimiz Hangi boyuttan koparılmıştık ki biz Anı bile yok, ses, koku bile Bir elin yazdığını öteki el karalıyor sanki Silgiler hatırlıyor, kalemler unutuyor bizi... Ahmet Erhan |
Yalnızım sevdiğim. Hem de çok yalnız... Gün batımında seninle hayel kurduğumuz Deniz sahiline gidiyorum. Yüksek kayalıkların üstüne çıkıyor, Denizin üzerinden süzülerek batan, güneşi seyrediyorum. İnanmazsın ama, sanki burası kendimle hesaplaştığım yer Sen gittin gideli hayatımda çok şey değişti. Senden sonra Güneşin ilk doğuşunu hiç seyretmedim. Çünkü o bana, seninle tanıştığım günün başlangıcını hatırlatıyor Birde güneş tam tepedeyken hiç sokağa çıkmadım. O da seninle dolaştığım şehri anımsatıyor. Senden sonra Sadece güneşin batışını izlemeye geliyorum buraya Benden ayrılışın, derin derin gözlerime bakışın, sebepsiz gidişin var ya İşte o anı tekrar yaşıyor, isyan ediyorum. Uçsuz bucaksız deryaya burada haykırıyorum, neden neden diye Denizin üstünden yükselen dalgalar Büyüyerek oturduğun kayalara vuruyor Çığlık çığlığa üzerimde uçuyor martılar Denizin kıyıda bıraktığı çakıl taşları, Hepsi bir şeyler anlatıyor, Hepsinin de bir anlamı bir nedeni var Anlamsız olan tek şey senin beni terk edip gidişin, Yalnızım sevdiğim hem de çok yalnız Bazen çoraplarımı çıkarıp sahil boyu yürüyorum Dalgalarla kucaklaşıyor onların dilini çözmeye çalışıyorum. Denizin kıyıya gönderdiği o çakıl taşlarını birer birer topluyor Onlara saatlerce bakıyor, sonrada onları denize fırlatıyorum Bazı çakıl taşları var ki onlar diğerlerinden çok farklı Onlara bir türlü kıyamıyorum Denize atmak içimden gelmiyor. İşte sen sana kıyamadığım o çakıl taşlarından biriydin. Ben seni denize atmamıştım Nasıl oldu bilmiyorum belki benim ihmalim Belki de sen derin sularda kaybolup gittin, İşte sevgilim o gün bu gün bu sahilde Senin bir gün kıyıya vurmanı bekliyorum. Yalnızım sevgilim. Hem de çok yalnız.... ASUDE PINARLI.. |
Yalnızım Yalnızsın Yalnızız kimse içimdeki boşluğu görmüyor bir adresi yitirmek neler hissettirir insana kalp atışlarından uzak olmak soluğunda duyamamak mevsimleri, düşünmüyor çok şey bilmenin hoş karşılanmadığı zamanlardayız ciddiye alınmıyor sorularımız gün afrikalı kalmaya kararlı bu dünyadan olmamak da yetmiyor ve siz geliyorsunuz, sarı elbisenizle bir silüet hayatımdaki eksikleri gösteriyorsunuz küçülüp silikleşiyorum, hafifliyor bedenim yalnızlığım dağılıp çoğalıyor sesinizde ben artık sadece kuşların şarkısını dinliyorum Metin Celâl |
Yalnızlık zor be gülüm bu iskelede Alışmışım her gün denizin yosun kokusunu seninle koklamaya… Ekmek kırıntılarını atmasını martılara Güneşin doğuşunu alışmışım gülüm seninle! Ne zormuş sensiz oturmak bu iskelede! Bu sefer ellerim ellerinle değil de Bir sigara bir şişede şarapla dolması koydu be gülüm! Mazi aklıma geliyor, her yer sen dolu bu iskelede Çok sevmiştim seni… Ayın denize mehtaplaşması kadar gerçek Ve büyüleyiciydi benim SEVGİM! Gece iskeleye iniyorum Yıldızlara küfür ediyorum! Çünkü sen demiştin bana Yıldızlar kadar gerçekçi benim sevgim diye! Hadi oradan sende… Kalbimi yakıyor be gülüm bu iskele! Yaralı kalbime tuz basıyor her gece Yeter artık! Ve sona yaklaştık… Ben dayanamıyorum her gün bu iskelede ölmeye Artık benim gitme vaktim geldi Kendine iyi bak! Bu arada elindeki mektubu iki yere gönderdim İkisi de aynı mektup ama Tek farkı var sadece Biri sende biriyse iskelede… Cansız bedenimde! ARİF ARGÜL |
Kaç kere yaşadım ben bu romanı Ne zaman sevdimse ayrılık vardı Hep kendim kuruttum gözyaşlarımı Ne zaman sevdimse yalnızlık vardı Ecelim zamansız gelirse bir gün Ona bu şarkımı dinletiverin Bu en son dileğim, en son sözümdür Benden başkasına gitmiş olsa da O güzel aşkımız bitmiş olsa da Üstünden mevsimler geçmiş olsa da Ona sevdiğimi söyleyiverin Her köşe başında seni gözledim Geceler koynunda umut gizledim Hep seni bekledim seni özledim Senden uzaklarda ah neler çektim Sensizken seninle bir de söz kestim Bilmedin sevdalım bilmedin gitti Umutlarımın mavisini alıp gittin Denizlerimin mavisini çalıp gittin Masmavi dünyama Simsiyah bir çivi çakıp gittin... Gittin Ve sen de her yalan gibi Bittin.. öyle zalimdir ki yüreği sevdanla ölsende,gururunu yere gömsende diz çöküp önünde sevdiğini söylesende birgün anlarsın ki hiç bir şeye değmez öyle kalp tanıdımki bencil yüreğinde sevda var mı yok mu bilinmez yalanda olsa sever sevdiğini belli etmez bırakıp gider biranda ne olduğunu anlamadan baka kalırsın arkasından DİLEK ÖZBEN |
| Saat: 15:00 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık