![]() |
Yalnızlık...Yalnızlık... Günümüz insanı büyük kalabalıklar içerisinde büyük yalnızlıkları en derin bir biçimde yaşıyor. Bu yalnızlıkla toplumuna da yabancılaşıyor, daha büyük yalnızlıklarla baş başa kalıyor. Yalnızlığı git gide büyüyor. Necip Fazıl, özellikle Kaldırımlar şiirinde insanı adeta kuşatan bu büyük yalnızlığı mısralara taşımış, adeta yalnızlığın acı destanını yazmıştır. İnsanın toplumsal bir varlık olduğu herkesçe bilinen bir gerçek. Ne var ki insan, yaratılışının hilafına, kendi bencilliğini öne çıkararak toplumsal kimliğinden uzaklaşıyor, bunun farkında olsa da olmasa da… Kendini her şeyden daha önemli gören, nefsini, heva ve hevesini putlaştıran insan kendisine de yabancılaşıyor.Bir insan olduğunu unutuyor. Kendi bencilliğiyle herkesi kırıyor, herkese saldırıyor, doyumsuz ihtiyaçlarını tatmin adına büyük sıkıntılarla, streslerle boğuşuyor..İnsanî değerlere yabancılaşıyor, aslî varlığından uzaklaşıyor. Kendine yabancılaşan, kimliğinden uzaklaşan insan , kendi toplumuna da yabancılaşıyor. Ardından toplumsal yalnızlığın dipsiz uçurumuna yuvarlanıyor. Toplumda yaşamasına rağmen toplumsallaşamıyor. Toplumun tedavi edilemeyen bir uru haline dönüşüyor. Sıkıntıları, problemleri büyütüyor. Günümüz insanının önemli bir kesimi, toplumsal sıkıntıların sebebini hep başkalarında arıyor. Hep başkalarını suçluyor. Kendisinden başka herkesi sorumlu tutuyor. Kendisinin de bir ölçüde toplumsal bir sorun olduğunu unutuyor. Ardından şikâyet, tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük… Düşünen insan, bu sıkıntıların kaynağının, insanın kendisine ve toplumuna yabancılaşmasında ve yalnızlaşmasında olduğunu bilir. O, düşüncesiyle kendini bilir, kendini tanır. Sorumluluk bilinciyle toplumsallaşmaya, sosyalleşmeye çalışır.İnsanî değerlere sığınır. Kimi insanlarsa, problemi, sıkıntıyı yalnızca maddî nedenlere dayandırır. Madde hırsını adeta hayatın gayesi haline dönüştürür. Onun yaşamak için gerekli şartlardan biri olduğunu unutur, görmezlikten gelir. İnsan, maddîleştikçe, maddeyi öne çıkardıkça bencilleştiğini, bencilleştikçe de yalnızlaştığını niçin görmez! Madde hırsıyla acımasızlaştığının niçin farkına varmaz? Hayata yalnızca maddî açıdan bakanlara göre hayat; bir kavgadır. Bu kavgada acıma, yardımlaşma, insanlık adeta yoktur. Hırsların, hevaların tatmini adına ne yapılmak gerekiyorsa yapılmalıdır. Halbuki hayat, insanî değerlerle bir anlam taşır. Bir kavga olmaktan çıkar, iyiliğin, doğruluğun ve güzelliğin yaşandığı bir dünyaya dönüşür. Günümüz ticarî hayatında görülen acımasız kavga; haksız kazanç, rüşvet, yolsuzluk, üçkağıtçılık gibi çarpık tercihlerle ne yazık ki sürüyor. Bu tablonun doğru tercihlerle, aslî yoluna çevrilmesi gerekiyor. Çünkü bu tablo, insanımızı bir yandan bencilleştirirken, bir yandan da onu acımasız bir biçimde canavarlaştırıyor. Bu acı tabloyu, toplumsal hayatımızın pek çok kesiminde de görmek, hepimizi üzüyor. Çocuk, ana babaya, karı kocaya yabancılaşıyor. Aynı evde yaşayanların birbirlerinin hatırını sormaya vakitleri bile yok! Hırsların, heveslerin tatmini adına bir koşuşturmaca…Birlikte yaşarken dahi birbirlerine yabancı olma…Ne acı! Toplumdaki bu tablo, bizleri umutsuzluğa düşürmemeli. Her derdin dermanı bir dermanı vardır. İçimizdeki insanî değerleri devreye ********uz an, acı tablo mutluluk tablosuna dönüşecek. Bugün hayatlarını örnek almaya çalıştığımız insanlar bu değerleri yaşadıkları ve toplumlarında yaşattıkları için büyüdüler, örnek insanlar oldular. Yalnızca kendilerini düşünmediler bu insanlar. Kendilerine ve toplumlarına yabancılaşmadılar. Yaratılışlarındaki insanî değerleri toplumun her kesimine taşıdılar. Vakıflar kurdular, darülacezeler açtılar, yardımlaşma kurumları açtılar. Muhtaç insanlara hatta hayvanlara yüreklerini uzattılar. Sevgi köprüleri kurdular.Yardımlaştılar, birbirlerine güvendiler, yalnızca kendileri için yaşamayı değil, birlikte yaşamayı amaçladılar. Hayatı paylaştılar, mutlu oldular. Selâmla birbirlerine yaklaştılar.Dostluk ve kardeşlik adımlarını selâmla attılar.Ruhlarını incelttiler. Kendileri için istediklerini diğer insanlar için de istediler. İnsan olmanın onurunu taşıdılar her zaman. Yalnızlıktan kurtuldular, bir ve beraber oldular. Tarihimiz, medeniyetimiz bu ve benzeri olaylarla, örneklerle dolu. Kişisel ya da toplumsal yalnızlığı alt etmek, hayatımızı mutluluğa çevirmek elimizde. Bu konuda hepimize düşen, kendimizden başlamak üzere toplumumuzu yalnızlıktan ve yabancılaşmaktan uzaklaştırmak. Yüreklerimizi sevgi hamuruyla yoğurmak. Hayatımızı anlamlı kılacak söz ve davranışlarla donatarak onu güzel insanlarla paylaşmak. İnancımız, insanın toplumsallaşmasını sağlamaya çalışır. Cemaatle namaz kılınmasını tavsiye eder. Cuma, bayram namazlarıyla, bayramlaşmalarla, hasta ziyaretleriyle, selamlaşmayla, yardımlaşmayla, zekâtla, fitreyle, başkalarının da derdini ve sıkıntısını düşünme, onlara güler yüzlü davranma emriyle… insanı olgunlaştırmak, onları cennete lâyık kişilere dönüştürmek ister. Bir başka ifadeyle, onları yalnızlıktan ve yabancılaşmaktan kurtarmak ister. Günümüzün yalnız insanı, yalnızlığının acısını, inancımızın değerleriyle giderecek, bir ve beraber olmanın mutluluğunu tadacaktır. |
Ne söylüyor yağmur bak ne diyor dinle Dinlesene gitme gitme kal benimle Yağarsa bütün gece Aşkım büyür böylece Kim aldırır yağmura Seninle olunca <STRONG> |
İkili Yalnızlığımız Suskunuz… hem de çığlık çığlığa bir suskunluk Evet ama bu konuşacak bir şey olmadığından değil.. Konuşmaya çalıştığımız şeylerin bizi alıştığımız yalnızlığımızdan uzaklaştırması aslında korktuğumuz… İkimizde cesaret edemiyoruz Öylesine alışmışız ki içimizde büyüttüğümüz yalnızlığımıza Seviyoruz onu Belki de Yaşandığında yok olacağı korkusu Bizi tereddütte düşüren Kaybetmekten korkacağımız bize ait bir şey oluşturma kaygısı… Sen Yapamadığın hamlenin, Hayatın boyu inanmak istediğin değerlere sahip gibi gördüğün düzeni yok etme girişiminden Başka bir şey olmayacağını düşündün hep… Ben ise yılların verdiği bir alışkanlık çerçevesi içinde var ettiğim varlığa daha fazla acı vermemek için tek yıkım çalışmasından sonra, susmayı tercih ettim… İçimden çığlık atarak susuyorum… Susuyorum… İçimde o kadar güzelsin ki… Sana susuyorum … Demiştim ya yüreğim susmayı öğreniyor.. Aslı yok .. Sevdiğini anladığında içinde duyduğun çığlığın yankısı hiç bitmiyor… O hiç susmayacak… Her gün, her saat bana haykıracak, bağıracak , parçalayacak içimi,benimse yüzümde o gülümsemem yer edinecek tekrar… ona her şey yolundaymış gülücüğü atmaya devam edeceğim… Sadece bundan sonra kimse onun sesini duymayacak ve bundan sonra kimse, onun tarafından sevildiğini öğrenemeyecek… Her soğuk üşütemediği gibi ,her ateş de ısıtamazmış insanı …üşüyorum…alev alev üşüyorum…hani saatlerce sessiz,tek kelime etmeden sana bakışlarım var ya gözlerinde beni ısıtacak olan anlamları yakalamaya çalışma çabamdan başka bir şey değil… Ve her yakaladığımda kaybettiğimi hissetmemden öteye gitmeyen bekleyişler… Ve her kaybettiğimde yeniden yakalama çabam… |
Ö.L.Ü.M Hayat sıkmaya başladı artık, Gidiyorum sensizken sensizliğe, Bir masal gibiydi sen ve dünya Bir varmış bir yokmuş diye başlayan, Ve sona doğru yaklaşılan. Ölümden korkmuyorum artık, Korkularımı sende bıraktım, Ölmekten korkmuyorum artık, Ben ölümü ilk seninle tattım. İlk gördüğümde gözlerini, Dünya sanki cennet oldu bana, Kalbini tanıdığımda Düşlerim yoluma çıktı her sokakta Seninle tanışmam bir anlıktı Kaybetmem de bir anlık oldu. Ölümden korkmuyorum artık, Ölmekten korkmuyorum, Ben ölümü ilk gözlerinde tattım. Kaybetmekten korkmuyorum artık, Ben hayatımı sayende kaybetmeye kalktım. Ne gurur, ne derman kaldı dizlerimde, Uğrunda yıllarımı harcadım, Anlatmaya kalktım aşkımı, Ya ben anlatmayı başaramadım, Ya sen anlamamayı başardın. Ölümden korkmuyorum artık, Son satırlarını yazıyorum, Sensiz hayatın. Ölümden korkmuyorum artık, Ben uğruna canımı adadım. Sevdiğim, gözlerin hiç geceleri Ağlamaktan ağrıdı mı senin. Hiç elin kolunun, bağlı olduğu oldu mu, Sen dünyanın en kalpsiz insanını Sevdin mi hiç, Uğrunda ölmeyi düşündün mü, Bu dünyanın yalan olduğunu, Geç olsa da anladın mı sen. Ölümden korkmuyorum artık, Alıştım ben her gün ölmeye, Ölümden korkmuyorum işte Benim ruhum zaten hiç bedenimde değil ki Senin hep o gözlerini izlemekte. Ölümden korkmuyorum artık, Yaklaşıyorum her geçen dakika, Bu dünyadan göçüp gitmeye. Ölümden korkmuyorum artık, Korkuyorum dünyada sana birşey olmasından, Korkuyorum canının acımasından, Ölümden korkmuyorum artık, Son satırları yazıyorum, Korkmadığım ölüme yaklaşırken, Sana ve hayata. Ben hep gülümseyeceğim, O yaşlarla dolu gözlerimle, Bulutların arasından, Sana ve yalan insanlara.! Eren Özen | |
YALNIZIM Acı veriyor bana yalnızlık Umutsuzluğumu haykırıyor yüzüme Karanlık gecelerde ağladığımı görmek istiyor Yılların intikamını alıyor benden Neden neden böyle yaptın Soruyor her defasında Ağlamamak elimde değil Gözyaşlarım durmadan akıyor Senin ismini her anışımda Ağlıyorum kaderin böylesine İsyan ediyorum sensizliğe Beni bırakıp gitmeseydin O zaman yalnız kalmazdım böylesine. Meryem Krüezi |
Yalnızlık http://www.aruz.com/huya-siir/metin.gif Yalnızlığımı büyütür kalabalık Gökdelen'in gölgesine siner Karanfil Sokak kalınlaşır yoksul kadın çocuklarıyla çöplerin üzerine konar gözleri cam kırıkları sevgilim gelir yalnızlığım büyür çocukken gökkuşağına düştüğüm gökyüzü gelir kirli güvercinleriyle. Kimin öznesiydi mevsimler işkence öyküleri kimindi ayrılığın sesi miydi adımnlarım suyu bekleyen uçurum mu kanatlandım yalnızlığımla son mevsime içimde bir kedi yavrusu. http://www.aruz.com/grafs/resim/kare.gif A. Kadir |
Yalnız Yalniz günlerim, yalniz herseyim. Yalniz yasanmaz diyorsun bana. Cansiz bedenim, ölmüs düslerim, dertli olunmaz, diyorsun bana. Aglarsa anam aglar, gerisi yalan aglar, bitmez iftiralar, yüregim sizlar. Akar gözyasim, damla damla. Erkekler aglamaz, diyorsun bana. Yanmis yüregim, sevda baharinda, beni baglamaz, diyorsun bana. Ahmet Arslan |
Şayet Aşk ebemkuşakları altında bilmem dikkat ettn mi uzakların güzelliği yaz yağmurundan sonra şayet aşkın rahmeti gün olur kesilirse altın kemerler gibi hatıralar önümüzde hadi ver ellerini ufkumdan esen samyellerine sabahın serini karışşın ellerine Behçet Necatigil |
YALNIZ KALINCA Bir ızdırap yalnızlık Dinmek bilmez acısı. Her gün artar biraz daha, Eksilmeden sancısı. Kül bassanda yarana, İçin,için hep kanar. Hiç anlamaz halinden, Ne yatak,ne taş duvar. Göz yaşları içinde, Sürüp gider,şu ömrün. Ne şarkıyla,ne sazla, Teselli olmaz gönlün. Artık son bulsun,dersin, Yalnızlığın bu zulmü, Pervasızca beklersin, Gelsin diye ölümü. Erman Ulusoy |
|
Nereye gitsem sen varsın. geçtiğim sokaklar seni fısıldıyor kulağıma. Sensizlik ruhumu acıtıyor. Öyle yüzüme bakma!! Can çekişen bedenim değil, KALBİM. Beynim ise bozuk bir plak misali seni tekrarlamaktan bıkmıyor. Ne gariptir ki bana seninle sensizliği yaşatan bu hayat, şimdi sensizliğimde seni bıraktırmıyor. Ama artık istemiyorum. Canlı_cansız tüm bedenlerden nefret ediyorum. Sıkılıyorum artık, bunalıyorum!! Haykırışlarım sana değil sevgilim, sensizliğime.. Bu yalnızlık beni alıkoyuyor. İhtiyacım var sana, sevgine, sıcacık yüreğine .. |
|
************Yalnızlık Çöken karanlıklarda esirleşirdi hisler Beklerdi köşesinde korkusuzca Uzatmak isterdi ellerini yaşamın mutlu renklerine Çekiniyordu olacaklardan kararsızdı. Yalnızlığı, geceye bağlardı hep. Tutuk kalmıştı yüreğindeki sevda Arıyordu özgürlüğünü umarsızca. Yalnızlık arkadaş olmuştu geceye çizerdi geçmişin resmini Hesaplaşmak isterdi duygusuzca. |
YALNIZLIK Yalnızlık; Annesizlik babasızlık gibi. Açlık,parasızlık gibi, Koyar adama bazı bazı. Yarım sevdayla gelir, Ölümle gelir bilemezsin Kalırsın böyle bazı bazı. Ne evin huzur verir, Ne de çevren. Gözler alaycı gelir Yürekler sahte. Çırpındıkça batarsın, Elin göğsünde anlamaz kimse....! Cihat Aydın |
Yalnızlıkhttp://www.aruz.com/huya-siir/metin.gif Yalnızlığımı büyütür kalabalık Gökdelen'in gölgesine siner Karanfil Sokak kalınlaşır yoksul kadın çocuklarıyla çöplerin üzerine konar gözleri cam kırıkları sevgilim gelir yalnızlığım büyür çocukken gökkuşağına düştüğüm gökyüzü gelir kirli güvercinleriyle. Kimin öznesiydi mevsimler işkence öyküleri kimindi ayrılığın sesi miydi adımnlarım suyu bekleyen uçurum mu kanatlandım yalnızlığımla son mevsime içimde bir kedi yavrusu. http://www.aruz.com/grafs/resim/kare.gif |
Önce güzeldi yalnızlık Serbest olmak, birilerine bağımlı olmamak Sonra sessizliği çöktü yalnızlığın ve Bir şey olduğunda paylaşmak için birini bulamamak İşte bu zorladı beni burdayım diye bağırmaya Bir daha düşmemek için yalnızlığa |
YalnızımYagmurlu ve soguk bır gece yıne elerım ceplerımde sokaklarda basıbos kahretsın yıne yanlızım. yagmurdan sıcana donmus halınle , sokak lambaları altında ellerım ceplerım de aylak aylak! kahretsın yıne yanlızım oysa ne cok severım... sevdıgım,taptıgımkadınımla kolkola yagmuda ıslanmayı ıslak dudaklarından opmeyı. sokaklarda basıbos , sıcana donmus halımle yıne ellerım ceplerımde... kahretsın...! Cihat Aydın |
YAKILACAK ADAM "İlk ateşi sen yaktın Son yangın da senden olsun Senin canın sağolsun" Bilmeliydim Bir sabah çekip gideceğini Dünyayı başıma yıkıp gideceğini bilmeliydim Ve sen daha kırmadan bu aşkın kalemini Ben herşeye eyvallah deyip Çekip gitmeliydim bu şehirden Ben yakılacak adamım bu şehirde Sana böyle yandığım için Ben asılacak adamım bu şehirde Seni böyle sevdiğim için Oysa Neler öğretti hayat bana Gülerken ağlamayı Sırtımdan vurulmayı Aç susuz yaşamayı... Daha neleri öğretti hayat bana Bir sana yalvarmayı öğrenemedim Bir de seni unutmayı Ben yakılacak adamım bu şehirde Sana böyle yandığım için Ben asılacak adamım bu şehirde Seni böyle sevdiğim için Sen sahte mutlulukların süslü prensesi Sen sosyetik barların şımarık sokak kedisi Sen mutluluğun korkak faresi Sen hep aynı gecelerin Hep aynı şarkıların Hep aynı masaların vazgeçilmez mezesi Senin cirit attığın sokaklarda Ne gezer aşkın vefanın gölgesi Çek git artık! Yaşanmasın bir daha aşkın böylesi Çek git artık! Bitsin burada bu aşkın hikayesi Oysa Bir yudum mutluluğun için Yollarına bir ömür serdim Oysa Bir gelişin için Sokaklarına binlerce sabır ektim Hasretse hasret Acıysa acı Uğrunda en kralını çektim Üstelik yalnız ve tektim Senin bir taş olduğunu nereden bilecektim? Biliyorsun... Seni bebekler gibi sevdim Seni çiçekler gibi sevdim Seni melekler gibi sevdim Çünkü sen Tapılacak kadındın (!) bu devirde Oysa ben Sana böyle yandığım için Sana böyle kandığım için Seni böyle sevdiğim için Asılacak adamım bu şehirde Yakılacak adamım bu şehirde Git git artık... Güle güle! AHMET SELÇUK İLKAN |
Yalnıza Yalnız Unutuldum,paramparça halimle Aynı yaprakların üzerine parça parça sinmiş tozların Yaprakları kapatmışçasına... Yine o paslı demirin üstüne oturmuş mayiyle yeşilin Tamamlanmışlığını seyrediyorum.Yalnızım aslında kendimi Davetkar bir şekilde açık ve saçık hayallerimi Seyrediyorum. Buluyorum o dalgaların yeşillere Kendini göstermişçesine sığıya varmalarını Akşam olurdu yıldızlarıma bakar dinlenir Islatırdım ellerimi yağmurun pençesiyle Bulurdum kendimi toz pembe hayallerle anılarımı Yakardım onları.taki olgunlaşana dek!!! Emre Altınok |
ADIMI UNUT Nasılsa ayrılık bu aşkın sonu Sen de eller gibi adımı unut Kader ikimize çizmiş bu yolu Sen de eller gibi adımı unut Seninle bu aşkı yaşamadık say Birlikte gülüp te ağlamadık say Böylesi unutmak dahada kolay Sen de eller gibi adımı unut İstemem söyleme bir tek kelime Sen de eller gibi adımı unut Değmesin artık hiç elin elime Sar yeni aşkını benim yerime Sen de eller gibi adımı unut... AHMET SELÇUK İLKAN |
Peki Ya Sen Merak edip üzülme sakın Aldatmam seni Unuttum zaten geçen o acı günleri Canım çok yanmıştı gitmenden beri Nasıl da incitmiştin Sana verdiğim çocuk ruhlu kalbimi Zor günler geçse de silemem O güzel gözlerini Eskiden olduğu gibi Tutsana ellerimi Sanma ki ben, sensiz olurum Bana verdiğin gülü koklar dururum Ne edeyim halen deli gibi seviyorum Dünyaları değil bir tek seni istiyorum Umurumda değil dünya sen aklımdayken Kahretsin seviyorum peki ya sen... Fatma Helin Şimşek |
Yokluğunun ödülü olarak Cennette sensiz yaşamaktansa Cehennemin avuçlarında közlenip güller öreyim baharımsı saçlarına.. “ Kar yangını gecenin en dar vaktinde seni düşünüyorum yokluğunu yüreğimde kanatarak. Suskunluğuna uzanmış bedenimle demlenmiş yalnızlığını yudumluyorum dudaklarımı acıtarak. Başucumda yokluğun, bir beden bol gelen hüznün gömleği sırtımda kan ter içinde yalnızlığına akıyorum. Yetim düşlerimi ezip karanlıkların içinde sensizliğini kanatıyorum. Dağ başı ıssızlığına inat rüzgarın avuçlarında açan kır çiçekleriydik biz seninle. İmkânsızlığın toprağına sımsıkı tutunmuş çınar ağacının umuda gülümseyen kökleriydik biz. Ne sen Mecnun’un Leyla’sı ne de ben Şirin’in Ferhat’ ı. Biz seninle aynı uçurumun birbirine hiçbir zaman kavuşmayacak iki yakasıydık. Sevdamızda hep bahar mevsimini yaşadık. Hüznün göğsünden acıyı emip yarılan gökyüzünü ıslak düşlerimizle yamadık bir terzi inceliğiyle. Durmadık seninle zamanın avuçlarında. Aşkın köpüksüz sularında sevdayı hiç kirletmedik. Yalancı baharlara tutunup aynı tomurcuğun ıslak dudaklarında yaşadık aşkın tutsaklığını. Kirpik uçlarımızı bulutlara eğip aynı yağmur tanesinde yıkadık hasretin kör karanlığını. Lakin unuttuğumuz bir şeyler vardı sevdanın geceye örüldüğü zamanlarda. İmkânsızlığın avuçlarında eriyen iki güneş tanesi olduğumuzu unuttuk. Kelimelerin en yalın hallerinde sevişirken dudaklarımız, hasretin çöl sıcağında yavaş yavaş eriyen tenimizi fark edemedik. Aynı kalbin yurdunda sevdaya nefes alırken bir gün terimizin birbirimizin sırtından ayrı yerlere süzüleceğini düşünemedik. Ektiğimiz umut tanelerini ellerimizle biçemedik. Evet, yenildik. Lakin biz zamana değil; imkânsızlığa yenildik. Şimdi bir nefes kadar yakın tenine dokunamıyorum, dudaklarından semaya yükselen nefesinden havaya kanatlanamıyorum. Seni görüyorum lakin görmemezlikten gelmemi istiyorsun benden. Varlığında yaşarken yokluğunda sevmemi bekliyorsun benden. Haklısın belki de. Sana söz sevdiğim; ben seni “ sensizliğin “ avuçlarında seveceğim. Senden tek istediğim; her zaman hayata gülümse. Gülümse ki; gülüşlerin duam olsun kanayan yaralarıma. Bir nefes uzağımdaki sana bir demet gülüşlerimi yolluyorum eriyen umut bahçelerimden. Ellerimle topladım birtanem. Aslında imkânsızlığın duvarını aşıp kavuşabilseydik bu çiçekleri senin saçlarına taç yapacaktım bir kır düğününde. Söz açılmışken seninle bir bahar günü kır düğününde evlenmek isterdim. Saçlarında sarıpapatyalardan örülmüş bir taç durmalıydı ve üzerinde beyaz bir elbise Melek’lerin kollarında gelmeliydin bana. Kelebeklerin gözlerinden düşen yağmur taneciklerinin ıslak havasında ellerimiz birbirini bulmalıydı. Ne olursa olsun senin gözyaşların tek yağmurum, senin gülüşlerin tek güneşim olsaydı. Offf..İmkansızlığını topluyorum bulutların ıslak dudaklarından… Şimdi sensizliğin içinde yokluğunun kıvılcımlarında kurutuyorum ıslak kirpiklerimi. Sıcak nefesini üşüyen tenimin üzerine örtüp avuç içlerinin terine sığınıyorum. Yalnızlığını dudaklarımdan parmaklarıma akıtıp satırlarımda tek başıma ağlıyorum. Ve sen diye karanlık duvarlara yaslanıp geceye kapatıyorum yorgun gözlerimi. Gülüşlerinle yüreğimi öpmeden bu ayrılık uykusundan uyanmayacağım. Bir gün gelmek istersen yalnızlığın sen kokan satırlarına umutlarınla gel. Tövbeleri yarım kalmış günahlarınla gel. İçinde yutkunduğun kelimelerini dudaklarıma sürüp imkansızlığın avuçlarından bana gel. Gözyaşlarınla gel, kurumuş dudaklarıma ab- ı hayat olsun tuzlu yağmurların. Hasretinin kanayan yüreğinle dön yüreğime. Geldiğinde yokluk kelimelerini dudaklarında ezip yavaşca sokul yanıma. Usulca saçlarını çöz. Bahar kokulu saçlarını yüreğimin kıyılarına getir. Başını koy göğsümün sen kokan yastığına. Sesinle dokun üşümüş kirpiklerime. Yokluğunu söküp dudaklarımdan, yüreğini ser yüzümün yalnızlığında bitap düşmüş gamzelerine. Nefesini bir an tutup benim nefesime ver nefesini. Yanan tüm ışıklarını söndürüp gülüşlerini ört üzerimize. “ Rüzgarı giyinip Sana geldim dün gece. Saçlarına dokunmaya gelmiştim. Kıyamadım yüreğinden öpmeye. Kıyamadım gözlerinde gezinmeye. Yatağının yanına usulca çöküp Seni izledim içimde hasretini yutkunarak. Nefes alışını, Meleksi bakışlarını izledim bir nefes uzağından. Ellerimi uzattim ellerine. Bir kez olsun dokunmak istedim işte. Hiçbir zaman dokunmadığım yüreğine Delicesine sarılmak geçti içimden. Dokunsam ölecektim biliyorum. Sarılsam dizlerinde sonsuzluğa göcecektim.. Dokunamadım, sarılamadım. Gidiyorum, Günahlarında yanmaya gidiyorum. Kır düğünü düşlerimi, Gözlerine benzeyen bir kız cocuğu özlemimi, Gözyaşlarında yakmaya gidiyorum. Elimde ne bir resmin, Yüreğimde ne bir nefesin, Seni “ sensiz “ yaşamaya gidiyorum. Yokluğunda Cennette yaşamaktansa, Cehennemin avuçlarında yanıp Dudaklarında son dua olmaya gidiyorum. Gidiyorum hasretim, Gidiyorum helalim.. Seni “sensiz “ yaşamaya gidiyorum. Yarın doğum günüm. Adının yazdığı çağrıdan öte Çok şey istemiyorum sevgili. Seni “ sana “ bugünden yazıp Yarın doya doya ağlamak istiyorum. Ama sakın ağlama sen. Her gözyaşın benim Cehennemim olur. Yokluğuma inat hep gülümse emi. Çünkü her gülüşün duam olur yalnızlığıma. |
|
Sen = Yalnızlık Yalnızlığıma mı alışıyorum Sana alışırken? Yoksa eski bir alınganlıkmıydı bu? Taa çocukluktan hatırlanan... Bölünüyor cümleler Giderek hüzünleniyor şiirler Acemi düştüm; Sözlerinin rüzgarından, Gözlerinin karanlığından korkacak kadar Ben aşkı kırdım Kristal tenine dokunurken... mehmetbaturay |
N'oldu bu gönlüm n'oldu bu gönlüm Derd-u gam ile doldu bu gönlüm Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm Yanmada derman buldu bu gönlüm Yan ey gönül yan yan ey gönül yan Yanmadan oldu derdine derman Pervane gibi pervane gibi Şem'ine aşkın yandı bu gönlüm Gerçi ki kandı gerçeğe yandı Rengine aşkın cümle boyandı Kendide buldu kendide buldu Matlabını hoş buldu gönlüm Sevad-ı a'zam sevad-ı a'zam Belki oluptur Arş-ı muazzam Matlab-ı canan matlab-ı canan Olsa acep mi şimdi bu gönlüm Seyr-i billahtır seyr-i billahtır Li maallahtır fena fillahtır Ayinesinde ayinesinde Gird-i sivayı buldu bu gönlüm El fakru fahrı el fakru fahri Demedi mi ol alemler fahri Fahrini zikrin fahrini zikrin Mahv-u fenada buldu bu gönlüm Bayramı imdi Bayramı imdi Bayram edersin yar ile şimdi Hamd-ü senalar hamd-ü senalar Yar ile bayram kıldı bu gönlüm Hacı Bayram Veli |
YALNIZLIK ŞİİRİ Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım Bu gece dağ başları kadar yalnızım Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından Dudaklarımda eski bir mektep türküsü Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim Gözlerim gözlerini arıyor durmadan Nerdesin? ATTİLA İLHAN |
Gitme ruhum... Sen yokken hicran düser bu sehre Gitme sevgim.. Sen yokken tutsak düserim bir isyan gecesine Ölürüm.. Sen yokken.. Bitanem; Sabahı bekledim saatlerce. Ama ya sonra ? Sen yoksun ya şimdi Korktum.. Belki sabah olmaz diye, Olsada,sen yoksun diye... |
|
http://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10183.jpg http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10183-ustsol.jpg Gel benim ruhumun gerçek sesi gel!http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10183-ustsag.jpg Yıllardır sönmeyen alevim, korum. Gel benim ömrümün hikayesi gel. Şiirim, sonsuzum, gerçeğim, zorum Gökle yerin birleştiği kavşakta Seni bulup bulup kaybediyorum. İlkin rüzgâr değil sanki nefesti, Bir kez başlayınca estikçe esti... Sonra bir upuzun karanlık bastı. Sürdü hep aynı düş, hep aynı yorum Şimdi duraklarda her akşam üstü Seni bulup bulup kaybediyorum. http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10183-isik.jpg Yitiksin baharlar, güzeller içinde Resimler, baharlar, sözler içinde. Bazen bir iz görüp izler içinde Cevap umuduyla titriyor sorum. Sonra en tanıdık yüzler içinde Seni bulup bulup kaybediyorum... http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10183-altsol.jpgBekir Sıtkı Erdoğan http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10183-altsag.jpg |
Yalnız Değiliz Bir ufka vardık ki artık Yalnız değiliz sevgilim. Gerçi gece uzun, Gece karanlık Ama bütün korkulardan uzak. Bir sevdadır böylesine yaşamak, Tek başına Ölüme bir soluk kala, Tek başına Zindanda yatarken bile, Asla yalnız kalmamak. Şafakları ben balığa çıkarım Akan akmayan sularda Benim, bütün tezgahlarda paydosa giden Bir bahar akşamı dünyada. Ben dört duvar arasında değilim Pirinçte, pamukta ve tütündeyim, Karacadağ, Çukurova ve Cibalide. Zehirli kör yılanları Ve sıtmasıyla Gün yirmidört saat insan avında Karacadağda çeltikler. Bir kız çocuğunun gözyaşı gibi - Ayak bileklerinde bir dizi boncuk, Sol omzunda nazarlık, Dağ başında unutulmuş üşümüş, Minicik bir aşiret kızının - Damla-damla, berrak olur pirinci. Kamyonlarla, katır kervanlarıyla Beyler sofrasına gider... Çukurovam, Kundağımız, kefen bezimiz Kanı esmer, yüzü ak. Sıcağında sabır taşları çatlar, Çatlamaz ırgadın yüreği. Dilerse buluttan ak, Köpükten yumuşak verir pamuğu. Külhan, kavgacıdır delikanlısı, Ünlü mahpusanelerinde Anadolumun En çok Çukurovalılar mah****ur, Dostuna yarasını gösterir gibi, Bir salkım söğüde su verir gibi, Öyle içten Öyle derin, Türkü söylemek, küfretmek, Çukurova yiğidine mahsustur... Tütünü bilir misin? 'Kız saçı' demiş zeybekler, Su içmez her damardan, Yerini kolay beğenmez, Üşür Naz eder, Darılır İki parmak arasında kıyılmış, Bir parçası var kalbimin İncecik, ak kağıtlara sarılır, Dar vakit yanar da verir kendini. Dostun susan dudağına... Sokaklardan, Kıyılardan, Gök mavisinden, Ekmeğinden, Canevinden ayrı düşmeye Yani bütün hasretlerin kahrına Ve zehrine çaresiz kalmaların, İlk nefesi Hızır gibi yetişir Cibalide sarılan cıgaranın... Tütün isçileri yoksul, Tütün işçileri yorgun, Ama yiğit Pırıl - pırıl namuslu. Namı gitmiş deryaların ardına Vatanımın bir umudu... http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifAhmed ARİF |
Orhan Veli ile Düet (Niçin + Yalnızlık Şiiri) Akşam parıltılarında yükselen haykırışın Nasıl da düştü yüreğime parçalanarak; Göğü inletip ağlattı yıldızları… Niçin? “Bilmezler yalnız yaşamıyanlar,” Gece sessizliğinde yükselen suskunluğun Nasıl da düştü kulaklarıma zıplayarak; Yeri inletip ağlattı toprağı… Niçin? “Nasıl korku verir sessizlik insana; ” Sabah aydınlığında yükselen fısıltın Nasıl da düştü ellerime ispiyonlanarak; Suyu inletip ağlattı yunusları… Niçin? “İnsan nasıl konuşur kendisiyle; ” Öğle matlığında yükselen cıcıklığın Nasıl da düştü gözlerime dekorlaşarak; İrisi inletip ağlattı kör noktayı… Niçin? “Nasıl koşar aynalara,” İkindi gölgelerinde yükselen vuslatın Nasıl da düştü hasretime ağlayarak; Kalbi inletip ağlattı sevdayı… Niçin? “Bir cana hasret,” Vakitsiz zamanlarda yükselen sevgin Nasıl da düştü ruhuma aldatarak; Teni inletip ağlattı aşkı… Niçin? “Bilmezler.” (Ayrı satırlarda tırnak içinde yazılan mısralar Orhan Veli’nin –Yalnızlık Şiiri- ne aittir.) İzzet Özcan |
Uzun bir gecenin ardından dönüyorum kendime...Yol uzun, şeritleri saymaktan uyumayı unuttum. Sürekli akıyor evler ve yollar bulutlarla yarışıyor. Zamanı sağ şeritte bırakarak akıp gidiyorum. Durup durup " Efkârlıyım " diyor içimde ki tanıdık ses. Biliyor mudur acaba kendisini dinlediğimi? Kimbilir nerededir şimdi ? Eminim çoktan geçmiştir efkârı, eskiyen keder yüzüme düşüyor böyle hüzün günlerinde. Başım, kendini dayadığı camla inatlaşıyor. Ama sarsılmıyorum. İçimden geçenleri yıkamıyor yağmur taneleri. Sadece susuyorum.Yollara susuyorum. Camlara susuyorum. Karanlığa susuyorum. Kendime susamak pahasına…Sonra dayıyorum ağzımı yol çeşmelerine…Yollar çeşme oluyor, çeşmelerden yollar damlıyor. Kanı-yorum kendime…Inanıyorum, ceşmeler olmasada bu ulkede… Uzat dudaklarının kulaklarını. Duyuyor musun, dün geceden kalan sensizliğimi ? Görüyor musun yüzümde ki özenle süslenmiş gülümsemeleri ve ellerimde ki kırmızı gülleri…Mumlu masanın üzerinde dokunulmadan duran sarhoş yunan mezeleri. Çıtkırıldım tabaklar sirtakiye hazır şimdi. İçkiler elbette bizden olmalı, tam şimdi Leman SAM kemanın bam telinden ”Kim İnanır Ayrıldığımıza”yı vurmalı… Gelinin tebessümünü yudumluyor damat, kadehten taşarak dökülüyor ortaya karışık sevişmeler, eller elleri yıkarken, avuç içinde terliyor hevesler, utanmıyorum çırılçıplak kaldı bakışlarım, arzular erojen bir fondip, ayakaltında yerin dibini kırıyor tabular… Hepsinin kıblesine tek kaldırımlık bir şerefe…Kulak memelerinin çukuruna uzandı bakire sesler, ezgiler hep mi arsız olur ki sus denilince...Gözlerimin optik merceğinde tek kare mutluluk, edepsiz duruşu bu yüzden parlak kağıt parçası üzerinde..Özgürlük sığar mı dört köşe bir objektif içine.. Sızanlar usulca ayırken, gece söylene söylene gitti gülenleri ağlatıp…İhanetimin ilk durağından kalkıyorum, sis değil kasabanın bulvarlarında ayaklanan. Susuşuma kandı vicdanım, yanıldı sesim, sadece hüznümün çevirisidir kelimelere dökülen sessizliğim...Kimden biriktim, bilmiyorum… Gözlerime açılan deliğin karasında, isterse hiç aklanmasın kadınlığım, ben ağladıkça kadın olmayı öğreniyorum başka baharlara…Lüks bir hayatın tam ortasından geçiyor üzerimde yollar, tuttu yine yalnızlık beden yakamdan, utanmadan ah bir çıkarsam bu bedenden elbiseyi, sefil bir huzur akıp gidecek içimin kıyılarından… "Böylesi hepsinden güzel" boynu bükük dursun bırak! kenar tabelaları. Üzerlerinden kızarsın ve bozarsın utangaç güneş, sarsılarak geçtiğim bağırları açık tren raylarından bir daha asla bilet kesilmesin geleceğe, Yolculuğa çıkmak için niyet edemesin uzaklar…Madem ki herşey aynı, güneş yeniden damlasın yapraklara, kininden sararsın ormanlar, hep yakışır dudağıma güz şarkıları, güllerinden vazgeçerken sonbaharlar …Vaktim varken yaslandım, gençliğimin ukala omuzuna. Şimdi, döne dolana dökülüyorum satır başlarına…Nokta…Nokta..Nokta... Gözlerimin arka tarafında bir kör noktada sürgündeyim, hadi peşimden gelsin metropol yalnızlık kentleri…Sus/ma..Yol uzun, küçücük ellerimle en mavi bulutlara haber göndereyim, âniden bastırsın hüzzam yağmur, hüznüm ıslansın ve aksın "Anlasana ebruli destan; daha gidecek çok yolumuz var".. |
Fani Dünya Türlü türlü meyve verir Fani dünya, fani dünya Ruha hak'tan nuru gelir Fani dünya, fani dünya Yaşam sınav, karmaşa ki Karanlıkta koşan hani Hayat fani, servet fani Fani dünya, fani dünya Sevgi denen nesne odur Asıl sevgi Hak'ka olur Fani sevgi bil ki sondur Fani dünya, fani dünya Allah adın zikreyleyen Dört boyutu gözle gören Allah için kulu seven Fani dünya, fani dünya Bugün varsın, yarın hiç yok Komşun açken bak karnın tok Şu bilgiyi kafana sok Fani dünya, fani dünya Giresun - 06.04.1994 Özgür Aydoğdu |
anlamın sözüme düşer ....................................... " bir şey duydum , yalnızlığım ; ..........................................yılbaşıymış bu gece ..... “ Sen benim eksiğimsin Uykularıma egemen tutkum Bir ucuna sessizce tutunduğum / gün kokulum .. Bu gece seni Zeytin çiziği gözlerinde çocukların Ve sana terleyen yanımda uyuttum .. Gün ışır / uykun düşer yüzüme İçime / yüreğime adın Dudağıma su damlası .. Anlamın sözüme düşer .. Uyanır sevdam / yıkar günün yüzünü Yanık bir türküye doğar güneş Başlar özlemin üçer beşer .. Tutar bir dizesi elimden / yarım kalmış bir şiirin Gözlerine sürükler .. Daralırım .. Çarpar bedenime gecenin uykusuzluğu Unutup gözlerimi resminde Uyur kalırım .. |
Her Şeyim Vardı Da Bir Sen Yoktun Herşeyim vardı da bir sen yoktun bende Mutlu olmaktı en büyük hayalim ama seninle Gezmekti hergün gezdiğim yerlerde Yada gülmekti ölesiye Tutuşmaktı el ele sahilde denizi seyrederken Sıcacık bir kahve içmekti kafe'de bakışmaktı seninle Her şeyim vardı da bir sen yoktun bende Her şeyim vardı da bir sen yoktun bende Ağlamak güzel seninle yaslanmak omzuna Yürümek de güzel seninle Her şey güzel seninle,hayat güzel Her şeyim vardı da bir sen yoktun bende |
|
YALNIZIM Sessiz kalan yakarışlarımla bitirmeye çalışıyorum Sesime dostlarım bile cevap vermiyor artık Penceresiz kaldım şaarin dediği gibi Kuytu köşelerde acılarımla yalnız kaldım Ve ben bunu artık kabul ediyorum Yapayalnızım şu sınırları dikenli tellerle çevrili açık hava cezaevine benzeyen Mekanda acılarımla ve ızdıraplarımla yalnızım. Yalnızlığım bağrımı sıkıyor kimsesiz oluşum. Duvarlar konuşmuyor,gökyüzü yüzümü güldürmüyor artık. Çalan bir telefonum bile yok Mecburi istikametgahımda, Günleri,tarihi unuttum,zamanın dışında yaşıyorum. Ölü bir beden gibi ruhsuz Yüzü gülmeyen dalgın biriyim artık Oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi Geceleri gizlice gündüzleri gözyaşlarını içine atarak ağlıyorum. Kalabalıklar içinde yalnızım Kimsesiz oluşu öğrendim,kimsesiz kaldı sesim. Ahmet Doğru |
|
Yalnızlık Sensizliğin sabahında seninle uyanmak, Ya da geceden kalıp günü ağırtmak. Hangisi daha kolay dersin? Kendi kendime dahi konuşurken sözcüklerin boğazıma dizilip, kendime bile derdimi anlatamamam, Ya da kendime bile seni ne kadar özlediğimi söyleyememem. Hangisi daha kolay dersin? Arkadaşlarımla eğleniyormuş gibi yaparken tuvalete kaçıp, Ya da tek başıma odamda, gözlerim tavana amaçsızca bakarken ağlamak. Hangisi daha kolay dersin? Rüyalar görüp, onlara inanmak istemek, Ya da gerçeklerin tam ortasında bir hayal dünyasında seni düşünmek. Hangisi daha kolay dersin? Birlikte çektirdiğimiz fotoğraflara bakmak, Ya da onları yırtıp atmamak için kendimi zor tutmak. Hangisi daha kolay dersin? Sen yokken inadına birşeylerden zevk almaya çalışmak, Ya da yaptığım herşeyde senin de benimle olmanı istemek. Hangisi daha kolay dersin? Dünyanın öbür ucuna gidip herşeyden uzaklaştığımı zannedip kendimi kandırmak, Ya da kendi dünyamda anılarından köşeye sıkışmak. Hangisi daha kolay dersin? Uykusuzluktan, Ya da belki bir gün boyu uyumaktan günleri takip edememek. Hangisi daha kolay dersin? Keşke hayatımdan hiç çıkmasaydın diye düşünmek, Ya da yaşattığın herşey için içimden sana binlerce teşekkür etmek. Hangisi daha kolay dersin? Gözlerine bakarken hissettiklerimi hatırlamak, Ya da gözlerini hayal edip, onları hiç unutamamak. Hangisi daha kolay dersin? Bunların hepsinin cevabını ister misin meleğim? En kolayını sen seçtin sanırım... "Hoşçakal" dedin ve ben burda kaldım |
YALNIZ KALDIN MI Sen yalnız kaldın mı hiç; Hani insanın içine inceden bir sızı gelir ya... O işte benim kalbimde Bazen öyle bir titriyor ki engel olamıyorum.... O kadar söylüyorum senin bir sevgilin var seni de seviyor diye! Ama sanki o beni duymuyor... Kulaklarını kapatıyor beni duymak istemiyor... Ve sanki bana... O seni sevmiyor diyecek de! Buna onunda dayanamayacağını bildiği için söyleyemiyor... Arda Serdar Koçer |
Bir Rıhtım Yalnızlığı vakitlerden akşam üstü birini bekliyor gözlerim dört yanım dört aşılmaz umman içimde bir barut çizgisi ve meridyende saat yirmi bekliyorum gelmiyor kırıyorum yönümü yalnızlığa gece başlıyor dudağımda korsan artığı gülüşüyle tüm gece biliyor kederimi bir dili olsa da anlatsa dudakta biriken söz çürüğünü kül kor ateşi gizliyor mermeri andırıyor yüzüm bir sigara yakıp diğerini söndürüyorum giderek çoğalıyor kül zehir sızdırıyor içime pişmanlıklar gelecek mi gelmeyecek mi falına bakılmış papatyalar yapraklarından yoksun su ağlıyor ya rüzgar uzamasını biliyor gece liman sanıyor yüreğimi eskiyor kirlerine sabah susu/yorum grilik siyahlaşmamak gibi bir inat ki ışıklar eritemiyor karanlıklarımı en kuytusunda yalnızlıkların kıvrılıp yanıma ben olmaya soyununca sızı/yorum karanlıklar salkım saçak gülmeler talan olmuş uykudan korkuya geçme sularında mirascısı olduğum acılarımın başında nöbet tutuyorum hüznü demliyor gece usulca tarıyorum gecenin saçlarını bağışıklık kazanıyor sızılarım ellerimde acıların tarihi ellerim ki bağlı gözlerimde ahtapot kollarıyla karanlık sarmışken geceyi yaşamak sancısı saplanıyor boğazıma iki mavi arasındaki karanlıkta ayrılıklar biriktiriyorum Nail Yavuz |
|
MERHABA... BALCA'NIN SAYFASINA HOŞGELDİNİZ. http://www.balcanet.net/resima/cubuk/siir10131-cbk.jpg http://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10131.jpg GİTTİN Gittin... Ben, arkandan sadece baktım. Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki... "Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini. Gidersen sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak. Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi O karanlıkta yolumu kaybedeceğim" diyecektim sana. Konuşamadım... Gittin... Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu bacağımı bu kadar acı duymazdım. Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden. Ağlayamadım... Gittin... Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek, tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı. Anlatamadım... Gittin... Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten? Ürperdin yine biliyorum. Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu. Tutamadım. Gittin... Bir yıkım gibiydi gidişin Sen adım adım uzaklaşırken benden Çöküp kaldı bedenim olduğu yere Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım. Kalkamadım... Gittin... Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum Hazırdım gidişine, Kaçak zamanları yaşıyorduk Zaman bitecek ve sen gidecektin Bense, gidişinin ertesi günü Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım. Başlayamadım... Gittin... Bir şey söyledin mi giderken? "Kal" dememi istedin mi? Son bir kez "seni seviyorum" dedin mi? "Bekle beni döneceğim" diye umut verdin mi? Beynim öylesine uğulduyorduki. Duyamadım... Gittin... Nereye gittiğin önemli değildi Binlerce kilometre uzakta da olsan, iki metre ötemde de farketmiyordu. Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu. Kurtulmalıydım senden, bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım. Kurtulamadım... Gittin... Unutulanların arasına katılmalıydım Anıları bir sandığa koyup hayatı bir yerinden yakalamalıydım. Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim. Yapamadım... Gittin... Bir okyanusun ortasında tek küreği kaybolmuş sandalda Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi. Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni, Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde, Bil ki; seni Unutamadım... Mehmet Coşkundeniz |
Ilk Defa Bir Ilgi Bir ilkti ilgimi çeken Onun dişinda görülmemişin ötesiydi Ne yapacagini bilmeyen bir kararsizim Bir çare, bir yardim kalmadi gibi Korkunun büyüklügü engin denizlere dalmiş Biliyorum nedenler başini almiş gidiyor Cevap kalmadi ama her şey oluruna kaldi Ama beklemenin tahammülü ölümcül Ellerim ve ayaklarim prangalaşti karşisinda Bir yaşam tüketimi ayni heyecani sardi Gerekli sevginin azalmasini verebilsem Yeni ses yeni heyecanlara yer biraktim Yaşamin zevki bu kisa sürede bitti bitecek Ve bu düşüncenin aci yönü üzüyor öylesine Bir izleyenim var biliyorum derinden Fakat itirafimin amaci sir degil Çünkü ben de izliyorum gerektigi gibi. Kaynak: H.I.SBülent Yılmaz |
Hakiykatin ma'nisin şerh ile bilmediler Erenler bu dirliği riye dirilmediler Hakiykat bir denizdir şeriattır gemisi Çoklar gemiden çıkıp denize dalmadılar Bular geldi tapıya şeriat tuttu durur İçeri giribeni ne varın bilmediler Dört kitabı şerh eden asıdır hakıykatte Zira tevsir okuyup ma'nisin bilmediler Yunus adın sadıktır bu yola geldin ise Adın değşirmeyenler bu yola gelmediler. Yunus Emre |
|
Can Sikintisi hani bazen bir boşlukta hani bazen bir yumruk bogazinda hani bazen midende acayip bir burkulma hissedersin ya, işte şimdi ben onu yaşiyorum. bütün umutlarin tükendigi karamsarligin bir karabasan gibi yüklendigi açik hiçbir kapinin kalmadigi o lanet anlar vardir ya, işte şimdi ben onu yaşiyorum. tüm geçmişin içine edilip hatiralarin paçavra gibi atildigi ve gelecegin artik hiç gelmeyecegi sanilan o bitik zamanlar vardir ya, işte şimdi ben onu yaşiyorum. güneşin öldüresiye sicak gölgenin soguk bir karanlik gibi geldigi hiçbirşeyin tad vermeyip herşeye boş verdigin o ugursuz anlar vardir ya, işte şimdi ben onu yaşiyorum. hani bazen daralir gögüs kafesin bir nefeslik ferahliga hasret kalirsin agzin paslanir sigara üstüne sigaradan bir kiyamet yangini gibi ayak tirnagindan bogazina kadar yanan. ne özlemi vardir artik deniz sofrasindaki rakinin ne de, göreceli de olsa katila katila, doyasiya aglamanin. hani hasret türküsü bile söyleyemedigin hani çikiş yolunu sebepsiz kaybettigin hani hüznün yikintisinda yokolmayi istedigin o tarifsiz, o paylaşilmaz, o anlatilmaz anlar vardir ya, işte şimdi ben onu yaşiyorum. 31.07.2002 Yılmaz Oğuz |
Anlatamadım Sizsiz döküldüm güz yaprakları gibi Harabeye döndüm anlatamadım. Keşişlemeden dolu yağdı üzerime Kokmayan kuru bir gül oldum anlatamadım. Bir mum gibi eridim yakamadım lambamı Esir oldum yanlızlığa, yaşanmayan beraberliğe Göz yaşlarım sel oldu, devamılı ardım Bir türlü kendime gelipte sizleri anlatamadım. Sizlerleyken cıvıl,cıvıl neşeli bir kuştum Ayrıldı ordan, geriye bakmadım Devamlı gitmek için sayıkladım Çekip gideceğimi bir türlü anlatamadım. Yaralı kuş misali kırık kanadım Oy saki ben sizleri sabahlara kadar andım Yol bulup gidemyeğimi anladım ama, Bir türlü anladığımı kendime anlatamadım. Hürmüz Demir Söğüt / 3/6/2007 |
Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi. Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün... Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir. Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken... Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı? Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi.. Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi? Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi? Gene ayni korkular, ayni endişeler... Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz? Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için.. O değere sahipken de, yitirdiğimizde de.. Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK.. İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak.. Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak, o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki? Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için. Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz.. Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz. Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli, doğrularımız her zaman tek doğrudur. Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları... Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız? Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki? Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ? Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz. Sonuç YALNIZLIK . Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri, paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar. O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz. Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi? Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku?? Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır. Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen... Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki... Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır. Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur. Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın. Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin. Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar. Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü |
İnan Batmış Şehirler Gibi Onarılmaz Anılar Biri beyaz biri kara iki kedi.. birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak, birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar. Gölgeler akşamüstünü söylüyor. Yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi. Yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. Belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu, uzun yolları da göze alabilen bir dostluk Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Akşam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ... Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? karşımıza çerken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün... Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir... Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa; hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız, omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip 'Nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.' dediğinizdir. Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir O, boş yere bu sokaklarda aranırsınız... http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifMurathan MUNGAN |
| Saat: 11:41 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık