MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Yalnızlığıma (Yalnızlık) (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/8336-yalnizligima-yalnizlik.html)

Misafir 1 Mart 2007 23:46


Yalnızlık...Yalnızlık...


Günümüz insanı büyük kalabalıklar içerisinde büyük yalnızlıkları en derin bir biçimde yaşıyor. Bu yalnızlıkla toplumuna da yabancılaşıyor, daha büyük yalnızlıklarla baş başa kalıyor. Yalnızlığı git gide büyüyor.
Necip Fazıl, özellikle Kaldırımlar şiirinde insanı adeta kuşatan bu büyük yalnızlığı mısralara taşımış, adeta yalnızlığın acı destanını yazmıştır.
İnsanın toplumsal bir varlık olduğu herkesçe bilinen bir gerçek. Ne var ki insan, yaratılışının hilafına, kendi bencilliğini öne çıkararak toplumsal kimliğinden uzaklaşıyor, bunun farkında olsa da olmasa da…
Kendini her şeyden daha önemli gören, nefsini, heva ve hevesini putlaştıran insan kendisine de yabancılaşıyor.Bir insan olduğunu unutuyor. Kendi bencilliğiyle herkesi kırıyor, herkese saldırıyor, doyumsuz ihtiyaçlarını tatmin adına büyük sıkıntılarla, streslerle boğuşuyor..İnsanî değerlere yabancılaşıyor, aslî varlığından uzaklaşıyor.
Kendine yabancılaşan, kimliğinden uzaklaşan insan , kendi toplumuna da yabancılaşıyor. Ardından toplumsal yalnızlığın dipsiz uçurumuna yuvarlanıyor. Toplumda yaşamasına rağmen toplumsallaşamıyor. Toplumun tedavi edilemeyen bir uru haline dönüşüyor. Sıkıntıları, problemleri büyütüyor.
Günümüz insanının önemli bir kesimi, toplumsal sıkıntıların sebebini hep başkalarında arıyor. Hep başkalarını suçluyor. Kendisinden başka herkesi sorumlu tutuyor. Kendisinin de bir ölçüde toplumsal bir sorun olduğunu unutuyor. Ardından şikâyet, tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük…
Düşünen insan, bu sıkıntıların kaynağının, insanın kendisine ve toplumuna yabancılaşmasında ve yalnızlaşmasında olduğunu bilir. O, düşüncesiyle kendini bilir, kendini tanır. Sorumluluk bilinciyle toplumsallaşmaya, sosyalleşmeye çalışır.İnsanî değerlere sığınır.
Kimi insanlarsa, problemi, sıkıntıyı yalnızca maddî nedenlere dayandırır. Madde hırsını adeta hayatın gayesi haline dönüştürür. Onun yaşamak için gerekli şartlardan biri olduğunu unutur, görmezlikten gelir.
İnsan, maddîleştikçe, maddeyi öne çıkardıkça bencilleştiğini, bencilleştikçe de yalnızlaştığını niçin görmez! Madde hırsıyla acımasızlaştığının niçin farkına varmaz?
Hayata yalnızca maddî açıdan bakanlara göre hayat; bir kavgadır. Bu kavgada acıma, yardımlaşma, insanlık adeta yoktur. Hırsların, hevaların tatmini adına ne yapılmak gerekiyorsa yapılmalıdır. Halbuki hayat, insanî değerlerle bir anlam taşır. Bir kavga olmaktan çıkar, iyiliğin, doğruluğun ve güzelliğin yaşandığı bir dünyaya dönüşür.
Günümüz ticarî hayatında görülen acımasız kavga; haksız kazanç, rüşvet, yolsuzluk, üçkağıtçılık gibi çarpık tercihlerle ne yazık ki sürüyor. Bu tablonun doğru tercihlerle, aslî yoluna çevrilmesi gerekiyor. Çünkü bu tablo, insanımızı bir yandan bencilleştirirken, bir yandan da onu acımasız bir biçimde canavarlaştırıyor.
Bu acı tabloyu, toplumsal hayatımızın pek çok kesiminde de görmek, hepimizi üzüyor. Çocuk, ana babaya, karı kocaya yabancılaşıyor. Aynı evde yaşayanların birbirlerinin hatırını sormaya vakitleri bile yok! Hırsların, heveslerin tatmini adına bir koşuşturmaca…Birlikte yaşarken dahi birbirlerine yabancı olma…Ne acı!
Toplumdaki bu tablo, bizleri umutsuzluğa düşürmemeli. Her derdin dermanı bir dermanı vardır. İçimizdeki insanî değerleri devreye ********uz an, acı tablo mutluluk tablosuna dönüşecek.
Bugün hayatlarını örnek almaya çalıştığımız insanlar bu değerleri yaşadıkları ve toplumlarında yaşattıkları için büyüdüler, örnek insanlar oldular. Yalnızca kendilerini düşünmediler bu insanlar. Kendilerine ve toplumlarına yabancılaşmadılar. Yaratılışlarındaki insanî değerleri toplumun her kesimine taşıdılar. Vakıflar kurdular, darülacezeler açtılar, yardımlaşma kurumları açtılar. Muhtaç insanlara hatta hayvanlara yüreklerini uzattılar. Sevgi köprüleri kurdular.Yardımlaştılar, birbirlerine güvendiler, yalnızca kendileri için yaşamayı değil, birlikte yaşamayı amaçladılar. Hayatı paylaştılar, mutlu oldular.
Selâmla birbirlerine yaklaştılar.Dostluk ve kardeşlik adımlarını selâmla attılar.Ruhlarını incelttiler. Kendileri için istediklerini diğer insanlar için de istediler. İnsan olmanın onurunu taşıdılar her zaman. Yalnızlıktan kurtuldular, bir ve beraber oldular.
Tarihimiz, medeniyetimiz bu ve benzeri olaylarla, örneklerle dolu.
Kişisel ya da toplumsal yalnızlığı alt etmek, hayatımızı mutluluğa çevirmek elimizde. Bu konuda hepimize düşen, kendimizden başlamak üzere toplumumuzu yalnızlıktan ve yabancılaşmaktan uzaklaştırmak. Yüreklerimizi sevgi hamuruyla yoğurmak. Hayatımızı anlamlı kılacak söz ve davranışlarla donatarak onu güzel insanlarla paylaşmak.
İnancımız, insanın toplumsallaşmasını sağlamaya çalışır. Cemaatle namaz kılınmasını tavsiye eder. Cuma, bayram namazlarıyla, bayramlaşmalarla, hasta ziyaretleriyle, selamlaşmayla, yardımlaşmayla, zekâtla, fitreyle, başkalarının da derdini ve sıkıntısını düşünme, onlara güler yüzlü davranma emriyle… insanı olgunlaştırmak, onları cennete lâyık kişilere dönüştürmek ister. Bir başka ifadeyle, onları yalnızlıktan ve yabancılaşmaktan kurtarmak ister.
Günümüzün yalnız insanı, yalnızlığının acısını, inancımızın değerleriyle giderecek, bir ve beraber olmanın mutluluğunu tadacaktır.


Misafir 2 Mart 2007 10:59

Ne söylüyor yağmur bak ne diyor dinle
Dinlesene gitme gitme kal benimle
Yağarsa bütün gece
Aşkım büyür böylece
Kim aldırır yağmura
Seninle olunca
<STRONG>


Pollyanna 2 Mart 2007 13:24

İkili Yalnızlığımız

Suskunuz… hem de çığlık çığlığa bir suskunluk

Evet ama bu konuşacak bir şey olmadığından değil.. Konuşmaya çalıştığımız şeylerin bizi alıştığımız yalnızlığımızdan uzaklaştırması aslında korktuğumuz…

İkimizde cesaret edemiyoruz

Öylesine alışmışız ki içimizde büyüttüğümüz yalnızlığımıza

Seviyoruz onu

Belki de

Yaşandığında yok olacağı korkusu

Bizi tereddütte düşüren

Kaybetmekten korkacağımız

bize ait bir şey oluşturma kaygısı…

Sen
Yapamadığın hamlenin,

Hayatın boyu inanmak istediğin değerlere sahip gibi gördüğün düzeni yok etme girişiminden Başka bir şey olmayacağını düşündün hep…

Ben ise yılların verdiği bir alışkanlık çerçevesi içinde var ettiğim varlığa daha fazla acı vermemek için tek yıkım çalışmasından sonra, susmayı tercih ettim…

İçimden çığlık atarak susuyorum…

Susuyorum…

İçimde o kadar güzelsin ki…

Sana susuyorum …

Demiştim ya yüreğim susmayı öğreniyor.. Aslı yok .. Sevdiğini anladığında içinde duyduğun çığlığın yankısı hiç bitmiyor… O hiç susmayacak… Her gün, her saat bana haykıracak, bağıracak , parçalayacak içimi,benimse yüzümde o gülümsemem yer edinecek tekrar… ona her şey yolundaymış gülücüğü atmaya devam edeceğim…

Sadece bundan sonra kimse onun sesini duymayacak ve bundan sonra kimse, onun tarafından sevildiğini öğrenemeyecek…

Her soğuk üşütemediği gibi ,her ateş de ısıtamazmış insanı …üşüyorum…alev alev üşüyorum…hani saatlerce sessiz,tek kelime etmeden sana bakışlarım var ya gözlerinde beni ısıtacak olan anlamları yakalamaya çalışma çabamdan başka bir şey değil…

Ve her yakaladığımda kaybettiğimi hissetmemden öteye gitmeyen bekleyişler…

Ve her kaybettiğimde yeniden yakalama çabam…



Mystic@L 2 Mart 2007 15:09

Ö.L.Ü.M

Hayat sıkmaya başladı artık,
Gidiyorum sensizken sensizliğe,
Bir masal gibiydi sen ve dünya
Bir varmış bir yokmuş diye başlayan,
Ve sona doğru yaklaşılan.
Ölümden korkmuyorum artık,
Korkularımı sende bıraktım,
Ölmekten korkmuyorum artık,
Ben ölümü ilk seninle tattım.
İlk gördüğümde gözlerini,
Dünya sanki cennet oldu bana,
Kalbini tanıdığımda
Düşlerim yoluma çıktı her sokakta
Seninle tanışmam bir anlıktı
Kaybetmem de bir anlık oldu.
Ölümden korkmuyorum artık,
Ölmekten korkmuyorum,
Ben ölümü ilk gözlerinde tattım.
Kaybetmekten korkmuyorum artık,
Ben hayatımı sayende kaybetmeye kalktım.
Ne gurur, ne derman kaldı dizlerimde,
Uğrunda yıllarımı harcadım,
Anlatmaya kalktım aşkımı,
Ya ben anlatmayı başaramadım,
Ya sen anlamamayı başardın.
Ölümden korkmuyorum artık,
Son satırlarını yazıyorum,
Sensiz hayatın.
Ölümden korkmuyorum artık,
Ben uğruna canımı adadım.
Sevdiğim, gözlerin hiç geceleri
Ağlamaktan ağrıdı mı senin.
Hiç elin kolunun,
bağlı olduğu oldu mu,
Sen dünyanın en kalpsiz insanını
Sevdin mi hiç,
Uğrunda ölmeyi düşündün mü,
Bu dünyanın yalan olduğunu,
Geç olsa da anladın mı sen.
Ölümden korkmuyorum artık,
Alıştım ben her gün ölmeye,
Ölümden korkmuyorum işte
Benim ruhum zaten hiç bedenimde değil ki
Senin hep o gözlerini izlemekte.
Ölümden korkmuyorum artık,
Yaklaşıyorum her geçen dakika,
Bu dünyadan göçüp gitmeye.
Ölümden korkmuyorum artık,
Korkuyorum dünyada sana birşey olmasından,
Korkuyorum canının acımasından,
Ölümden korkmuyorum artık,
Son satırları yazıyorum,
Korkmadığım ölüme yaklaşırken,
Sana ve hayata.
Ben hep gülümseyeceğim,
O yaşlarla dolu gözlerimle,
Bulutların arasından,
Sana ve yalan insanlara.!

Eren Özen |


tikkymelike 2 Mart 2007 15:55

YALNIZIM

Acı veriyor bana yalnızlık
Umutsuzluğumu haykırıyor yüzüme
Karanlık gecelerde ağladığımı görmek istiyor
Yılların intikamını alıyor benden
Neden neden böyle yaptın
Soruyor her defasında
Ağlamamak elimde değil
Gözyaşlarım durmadan akıyor
Senin ismini her anışımda
Ağlıyorum kaderin böylesine
İsyan ediyorum sensizliğe
Beni bırakıp gitmeseydin
O zaman yalnız kalmazdım böylesine.

Meryem Krüezi


Misafir 2 Mart 2007 17:34

Yalnızlık http://www.aruz.com/huya-siir/metin.gif
Yalnızlığımı büyütür kalabalık
Gökdelen'in gölgesine siner
Karanfil Sokak kalınlaşır
yoksul kadın çocuklarıyla
çöplerin üzerine konar
gözleri cam kırıkları
sevgilim gelir yalnızlığım büyür
çocukken gökkuşağına düştüğüm
gökyüzü gelir kirli güvercinleriyle.

Kimin öznesiydi mevsimler
işkence öyküleri kimindi
ayrılığın sesi miydi adımnlarım
suyu bekleyen uçurum mu
kanatlandım yalnızlığımla son mevsime
içimde bir kedi yavrusu. http://www.aruz.com/grafs/resim/kare.gif

A. Kadir


BARIŞ 2 Mart 2007 20:07

Yalnız

Yalniz günlerim, yalniz herseyim.
Yalniz yasanmaz diyorsun bana.
Cansiz bedenim, ölmüs düslerim,
dertli olunmaz, diyorsun bana.

Aglarsa anam aglar,
gerisi yalan aglar,
bitmez iftiralar,
yüregim sizlar.

Akar gözyasim, damla damla.
Erkekler aglamaz, diyorsun bana.
Yanmis yüregim, sevda baharinda,
beni baglamaz, diyorsun bana.


Ahmet Arslan


Mystic@L 3 Mart 2007 00:57

Şayet Aşk

ebemkuşakları altında
bilmem dikkat ettn mi
uzakların güzelliği
yaz yağmurundan sonra

şayet aşkın rahmeti
gün olur kesilirse
altın kemerler gibi
hatıralar önümüzde

hadi ver ellerini
ufkumdan esen samyellerine
sabahın serini
karışşın ellerine

Behçet Necatigil


tikkymelike 3 Mart 2007 16:23

YALNIZ KALINCA

Bir ızdırap yalnızlık
Dinmek bilmez acısı.
Her gün artar biraz daha,
Eksilmeden sancısı.
Kül bassanda yarana,
İçin,için hep kanar.
Hiç anlamaz halinden,
Ne yatak,ne taş duvar.
Göz yaşları içinde,
Sürüp gider,şu ömrün.
Ne şarkıyla,ne sazla,
Teselli olmaz gönlün.
Artık son bulsun,dersin,
Yalnızlığın bu zulmü,
Pervasızca beklersin,
Gelsin diye ölümü.

Erman Ulusoy


NiliM 3 Mart 2007 17:56

http://img113.imageshack.us/img113/84/ayrilik014jo9.jpg


Misafir 3 Mart 2007 20:27

Nereye gitsem sen varsın. geçtiğim sokaklar seni fısıldıyor kulağıma.
Sensizlik ruhumu acıtıyor. Öyle yüzüme bakma!!
Can çekişen bedenim değil, KALBİM.
Beynim ise bozuk bir plak misali seni tekrarlamaktan bıkmıyor.
Ne gariptir ki bana seninle sensizliği yaşatan bu hayat,
şimdi sensizliğimde seni bıraktırmıyor.
Ama artık istemiyorum. Canlı_cansız tüm bedenlerden nefret ediyorum.
Sıkılıyorum artık, bunalıyorum!!
Haykırışlarım sana değil sevgilim, sensizliğime.. Bu yalnızlık beni alıkoyuyor.
İhtiyacım var sana, sevgine, sıcacık yüreğine ..


NiliM 3 Mart 2007 23:45

http://img236.imageshack.us/img236/4306/e9obas7pv3xq9.jpg


HayLaZ61 4 Mart 2007 00:19

************Yalnızlık

Çöken karanlıklarda
esirleşirdi hisler
Beklerdi köşesinde korkusuzca
Uzatmak isterdi ellerini
yaşamın mutlu renklerine
Çekiniyordu olacaklardan
kararsızdı.
Yalnızlığı,
geceye bağlardı hep.
Tutuk kalmıştı yüreğindeki sevda
Arıyordu özgürlüğünü
umarsızca.
Yalnızlık arkadaş olmuştu geceye
çizerdi geçmişin resmini
Hesaplaşmak isterdi
duygusuzca.


tikkymelike 4 Mart 2007 00:33

YALNIZLIK

Yalnızlık;
Annesizlik babasızlık gibi.
Açlık,parasızlık gibi,
Koyar adama bazı bazı.
Yarım sevdayla gelir,
Ölümle gelir bilemezsin
Kalırsın böyle bazı bazı.
Ne evin huzur verir,
Ne de çevren.
Gözler alaycı gelir
Yürekler sahte.
Çırpındıkça batarsın,
Elin göğsünde anlamaz kimse....!

Cihat Aydın


HayLaZ61 4 Mart 2007 01:36

Yalnızlıkhttp://www.aruz.com/huya-siir/metin.gif
Yalnızlığımı büyütür kalabalık
Gökdelen'in gölgesine siner
Karanfil Sokak kalınlaşır
yoksul kadın çocuklarıyla
çöplerin üzerine konar
gözleri cam kırıkları
sevgilim gelir yalnızlığım büyür
çocukken gökkuşağına düştüğüm
gökyüzü gelir kirli güvercinleriyle.

Kimin öznesiydi mevsimler
işkence öyküleri kimindi
ayrılığın sesi miydi adımnlarım
suyu bekleyen uçurum mu
kanatlandım yalnızlığımla son mevsime
içimde bir kedi yavrusu. http://www.aruz.com/grafs/resim/kare.gif


erd_drknght 4 Mart 2007 01:48

Önce güzeldi yalnızlık
Serbest olmak, birilerine bağımlı olmamak
Sonra sessizliği çöktü yalnızlığın ve
Bir şey olduğunda
paylaşmak için birini bulamamak
İşte bu zorladı beni burdayım diye bağırmaya
Bir daha düşmemek için yalnızlığa


nazlisu 4 Mart 2007 13:10

YalnızımYagmurlu ve soguk bır gece
yıne elerım ceplerımde
sokaklarda basıbos
kahretsın yıne yanlızım.

yagmurdan sıcana donmus halınle ,
sokak lambaları altında
ellerım ceplerım de aylak aylak!
kahretsın yıne yanlızım

oysa ne cok severım...
sevdıgım,taptıgımkadınımla
kolkola yagmuda ıslanmayı
ıslak dudaklarından opmeyı.

sokaklarda basıbos ,
sıcana donmus halımle
yıne ellerım ceplerımde...
kahretsın...!

Cihat Aydın


BARIŞ 4 Mart 2007 13:17

YAKILACAK ADAM


"İlk ateşi sen yaktın
Son yangın da senden olsun
Senin canın sağolsun"

Bilmeliydim
Bir sabah çekip gideceğini
Dünyayı başıma yıkıp gideceğini bilmeliydim
Ve sen daha kırmadan bu aşkın kalemini
Ben herşeye eyvallah deyip
Çekip gitmeliydim bu şehirden

Ben yakılacak adamım bu şehirde
Sana böyle yandığım için
Ben asılacak adamım bu şehirde
Seni böyle sevdiğim için

Oysa
Neler öğretti hayat bana
Gülerken ağlamayı
Sırtımdan vurulmayı
Aç susuz yaşamayı...
Daha neleri öğretti hayat bana
Bir sana yalvarmayı öğrenemedim
Bir de seni unutmayı

Ben yakılacak adamım bu şehirde
Sana böyle yandığım için
Ben asılacak adamım bu şehirde
Seni böyle sevdiğim için

Sen sahte mutlulukların süslü prensesi
Sen sosyetik barların şımarık sokak kedisi
Sen mutluluğun korkak faresi
Sen hep aynı gecelerin
Hep aynı şarkıların
Hep aynı masaların vazgeçilmez mezesi
Senin cirit attığın sokaklarda
Ne gezer aşkın vefanın gölgesi
Çek git artık!
Yaşanmasın bir daha aşkın böylesi
Çek git artık!
Bitsin burada bu aşkın hikayesi

Oysa
Bir yudum mutluluğun için
Yollarına bir ömür serdim
Oysa
Bir gelişin için
Sokaklarına binlerce sabır ektim
Hasretse hasret
Acıysa acı
Uğrunda en kralını çektim
Üstelik yalnız ve tektim
Senin bir taş olduğunu nereden bilecektim?

Biliyorsun...
Seni bebekler gibi sevdim
Seni çiçekler gibi sevdim
Seni melekler gibi sevdim
Çünkü sen
Tapılacak kadındın (!) bu devirde
Oysa ben
Sana böyle yandığım için
Sana böyle kandığım için
Seni böyle sevdiğim için
Asılacak adamım bu şehirde
Yakılacak adamım bu şehirde

Git git artık...
Güle güle!


AHMET SELÇUK İLKAN


nazlisu 4 Mart 2007 13:21

Yalnıza Yalnız
Unutuldum,paramparça halimle
Aynı yaprakların üzerine parça parça sinmiş tozların
Yaprakları kapatmışçasına...
Yine o paslı demirin üstüne oturmuş mayiyle yeşilin
Tamamlanmışlığını seyrediyorum.Yalnızım aslında kendimi
Davetkar bir şekilde açık ve saçık hayallerimi
Seyrediyorum. Buluyorum o dalgaların yeşillere
Kendini göstermişçesine sığıya varmalarını
Akşam olurdu yıldızlarıma bakar dinlenir

Islatırdım ellerimi yağmurun pençesiyle
Bulurdum kendimi toz pembe hayallerle anılarımı
Yakardım onları.taki olgunlaşana dek!!!

Emre Altınok


BARIŞ 4 Mart 2007 13:33

ADIMI UNUT


Nasılsa ayrılık bu aşkın sonu
Sen de eller gibi adımı unut
Kader ikimize çizmiş bu yolu
Sen de eller gibi adımı unut

Seninle bu aşkı yaşamadık say
Birlikte gülüp te ağlamadık say
Böylesi unutmak dahada kolay
Sen de eller gibi adımı unut

İstemem söyleme bir tek kelime
Sen de eller gibi adımı unut
Değmesin artık hiç elin elime
Sar yeni aşkını benim yerime
Sen de eller gibi adımı unut...



AHMET SELÇUK İLKAN


Mystic@L 4 Mart 2007 23:19

Peki Ya Sen

Merak edip üzülme sakın
Aldatmam seni
Unuttum zaten geçen o acı günleri
Canım çok yanmıştı gitmenden beri
Nasıl da incitmiştin
Sana verdiğim çocuk ruhlu kalbimi
Zor günler geçse de silemem
O güzel gözlerini
Eskiden olduğu gibi
Tutsana ellerimi
Sanma ki ben, sensiz olurum
Bana verdiğin gülü koklar dururum
Ne edeyim halen deli gibi seviyorum
Dünyaları değil bir tek seni istiyorum
Umurumda değil dünya sen aklımdayken
Kahretsin seviyorum peki ya sen...

Fatma Helin Şimşek


HayLaZ61 5 Mart 2007 01:23

Yokluğunun ödülü olarak Cennette sensiz yaşamaktansa Cehennemin avuçlarında közlenip güller öreyim baharımsı saçlarına.. “
Kar yangını gecenin en dar vaktinde seni düşünüyorum yokluğunu yüreğimde kanatarak. Suskunluğuna uzanmış bedenimle demlenmiş yalnızlığını yudumluyorum dudaklarımı acıtarak. Başucumda yokluğun, bir beden bol gelen hüznün gömleği sırtımda kan ter içinde yalnızlığına akıyorum. Yetim düşlerimi ezip karanlıkların içinde sensizliğini kanatıyorum.
Dağ başı ıssızlığına inat rüzgarın avuçlarında açan kır çiçekleriydik biz seninle. İmkânsızlığın toprağına sımsıkı tutunmuş çınar ağacının umuda gülümseyen kökleriydik biz. Ne sen Mecnun’un Leyla’sı ne de ben Şirin’in Ferhat’ ı. Biz seninle aynı uçurumun birbirine hiçbir zaman kavuşmayacak iki yakasıydık.
Sevdamızda hep bahar mevsimini yaşadık. Hüznün göğsünden acıyı emip yarılan gökyüzünü ıslak düşlerimizle yamadık bir terzi inceliğiyle. Durmadık seninle zamanın avuçlarında. Aşkın köpüksüz sularında sevdayı hiç kirletmedik. Yalancı baharlara tutunup aynı tomurcuğun ıslak dudaklarında yaşadık aşkın tutsaklığını. Kirpik uçlarımızı bulutlara eğip aynı yağmur tanesinde yıkadık hasretin kör karanlığını. Lakin unuttuğumuz bir şeyler vardı sevdanın geceye örüldüğü zamanlarda. İmkânsızlığın avuçlarında eriyen iki güneş tanesi olduğumuzu unuttuk. Kelimelerin en yalın hallerinde sevişirken dudaklarımız, hasretin çöl sıcağında yavaş yavaş eriyen tenimizi fark edemedik. Aynı kalbin yurdunda sevdaya nefes alırken bir gün terimizin birbirimizin sırtından ayrı yerlere süzüleceğini düşünemedik. Ektiğimiz umut tanelerini ellerimizle biçemedik. Evet, yenildik. Lakin biz zamana değil; imkânsızlığa yenildik. Şimdi bir nefes kadar yakın tenine dokunamıyorum, dudaklarından semaya yükselen nefesinden havaya kanatlanamıyorum. Seni görüyorum lakin görmemezlikten gelmemi istiyorsun benden. Varlığında yaşarken yokluğunda sevmemi bekliyorsun benden. Haklısın belki de. Sana söz sevdiğim; ben seni “ sensizliğin “ avuçlarında seveceğim. Senden tek istediğim; her zaman hayata gülümse. Gülümse ki; gülüşlerin duam olsun kanayan yaralarıma.
Bir nefes uzağımdaki sana bir demet gülüşlerimi yolluyorum eriyen umut bahçelerimden. Ellerimle topladım birtanem. Aslında imkânsızlığın duvarını aşıp kavuşabilseydik bu çiçekleri senin saçlarına taç yapacaktım bir kır düğününde. Söz açılmışken seninle bir bahar günü kır düğününde evlenmek isterdim. Saçlarında sarıpapatyalardan örülmüş bir taç durmalıydı ve üzerinde beyaz bir elbise Melek’lerin kollarında gelmeliydin bana. Kelebeklerin gözlerinden düşen yağmur taneciklerinin ıslak havasında ellerimiz birbirini bulmalıydı. Ne olursa olsun senin gözyaşların tek yağmurum, senin gülüşlerin tek güneşim olsaydı. Offf..İmkansızlığını topluyorum bulutların ıslak dudaklarından…
Şimdi sensizliğin içinde yokluğunun kıvılcımlarında kurutuyorum ıslak kirpiklerimi. Sıcak nefesini üşüyen tenimin üzerine örtüp avuç içlerinin terine sığınıyorum. Yalnızlığını dudaklarımdan parmaklarıma akıtıp satırlarımda tek başıma ağlıyorum. Ve sen diye karanlık duvarlara yaslanıp geceye kapatıyorum yorgun gözlerimi. Gülüşlerinle yüreğimi öpmeden bu ayrılık uykusundan uyanmayacağım.
Bir gün gelmek istersen yalnızlığın sen kokan satırlarına umutlarınla gel. Tövbeleri yarım kalmış günahlarınla gel. İçinde yutkunduğun kelimelerini dudaklarıma sürüp imkansızlığın avuçlarından bana gel. Gözyaşlarınla gel, kurumuş dudaklarıma ab- ı hayat olsun tuzlu yağmurların. Hasretinin kanayan yüreğinle dön yüreğime. Geldiğinde yokluk kelimelerini dudaklarında ezip yavaşca sokul yanıma. Usulca saçlarını çöz. Bahar kokulu saçlarını yüreğimin kıyılarına getir. Başını koy göğsümün sen kokan yastığına. Sesinle dokun üşümüş kirpiklerime. Yokluğunu söküp dudaklarımdan, yüreğini ser yüzümün yalnızlığında bitap düşmüş gamzelerine. Nefesini bir an tutup benim nefesime ver nefesini. Yanan tüm ışıklarını söndürüp gülüşlerini ört üzerimize.
“ Rüzgarı giyinip
Sana geldim dün gece.
Saçlarına dokunmaya gelmiştim.
Kıyamadım yüreğinden öpmeye.
Kıyamadım gözlerinde gezinmeye.
Yatağının yanına usulca çöküp
Seni izledim içimde hasretini yutkunarak.
Nefes alışını,
Meleksi bakışlarını izledim bir nefes uzağından.

Ellerimi uzattim ellerine.
Bir kez olsun dokunmak istedim işte.
Hiçbir zaman dokunmadığım yüreğine
Delicesine sarılmak geçti içimden.
Dokunsam ölecektim biliyorum.
Sarılsam dizlerinde sonsuzluğa göcecektim..
Dokunamadım, sarılamadım.

Gidiyorum,
Günahlarında yanmaya gidiyorum.
Kır düğünü düşlerimi,
Gözlerine benzeyen bir kız cocuğu özlemimi,
Gözyaşlarında yakmaya gidiyorum.
Elimde ne bir resmin,
Yüreğimde ne bir nefesin,
Seni “ sensiz “ yaşamaya gidiyorum.
Yokluğunda Cennette yaşamaktansa,
Cehennemin avuçlarında yanıp
Dudaklarında son dua olmaya gidiyorum.
Gidiyorum hasretim,
Gidiyorum helalim..
Seni “sensiz “ yaşamaya gidiyorum.

Yarın doğum günüm.
Adının yazdığı çağrıdan öte
Çok şey istemiyorum sevgili.
Seni “ sana “ bugünden yazıp
Yarın doya doya ağlamak istiyorum.
Ama sakın ağlama sen.
Her gözyaşın benim Cehennemim olur.
Yokluğuma inat hep gülümse emi.
Çünkü her gülüşün duam olur yalnızlığıma.


Misafir 5 Mart 2007 12:06

http://www.sevgidenizi.com/kartlar/images/sevgi031.jpg


Misafir 5 Mart 2007 13:02


Sen = Yalnızlık

Yalnızlığıma mı alışıyorum
Sana alışırken?
Yoksa eski bir alınganlıkmıydı bu?
Taa çocukluktan hatırlanan...

Bölünüyor cümleler
Giderek hüzünleniyor şiirler
Acemi düştüm;
Sözlerinin rüzgarından,
Gözlerinin karanlığından korkacak kadar

Ben aşkı kırdım
Kristal tenine dokunurken...

mehmetbaturay


Mystic@L 5 Mart 2007 14:10

N'oldu bu gönlüm n'oldu bu gönlüm
Derd-u gam ile doldu bu gönlüm

Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm
Yanmada derman buldu bu gönlüm

Yan ey gönül yan yan ey gönül yan
Yanmadan oldu derdine derman

Pervane gibi pervane gibi
Şem'ine aşkın yandı bu gönlüm

Gerçi ki kandı gerçeğe yandı
Rengine aşkın cümle boyandı

Kendide buldu kendide buldu
Matlabını hoş buldu gönlüm

Sevad-ı a'zam sevad-ı a'zam
Belki oluptur Arş-ı muazzam

Matlab-ı canan matlab-ı canan
Olsa acep mi şimdi bu gönlüm

Seyr-i billahtır seyr-i billahtır
Li maallahtır fena fillahtır

Ayinesinde ayinesinde
Gird-i sivayı buldu bu gönlüm

El fakru fahrı el fakru fahri
Demedi mi ol alemler fahri

Fahrini zikrin fahrini zikrin
Mahv-u fenada buldu bu gönlüm

Bayramı imdi Bayramı imdi
Bayram edersin yar ile şimdi

Hamd-ü senalar hamd-ü senalar
Yar ile bayram kıldı bu gönlüm

Hacı Bayram Veli


Misafir 5 Mart 2007 14:28

YALNIZLIK ŞİİRİ
Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır
Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
Bu gece dağ başları kadar yalnızım

Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından
Dudaklarımda eski bir mektep türküsü
Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim
Gözlerim gözlerini arıyor durmadan
Nerdesin?

ATTİLA İLHAN


Misafir 5 Mart 2007 16:56

Gitme ruhum...
Sen yokken hicran düser bu sehre
Gitme sevgim..
Sen yokken tutsak düserim bir isyan gecesine
Ölürüm..
Sen yokken..


Bitanem;

Sabahı bekledim saatlerce.
Ama ya sonra ?
Sen yoksun ya şimdi
Korktum..
Belki sabah olmaz diye,
Olsada,sen yoksun diye...


KaRKeLeBeĞi 5 Mart 2007 17:02

http://www.balcanet.net/resima/jpg/duygularim10117.jpg


Misafir 5 Mart 2007 17:25

http://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10183.jpg
http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10183-ustsol.jpg Gel benim ruhumun gerçek sesi gel!http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10183-ustsag.jpg
Yıllardır sönmeyen alevim, korum.
Gel benim ömrümün hikayesi gel.
Şiirim, sonsuzum, gerçeğim, zorum
Gökle yerin birleştiği kavşakta
Seni bulup bulup kaybediyorum.


İlkin rüzgâr değil sanki nefesti,
Bir kez başlayınca estikçe esti...
Sonra bir upuzun karanlık bastı.
Sürdü hep aynı düş, hep aynı yorum
Şimdi duraklarda her akşam üstü
Seni bulup bulup kaybediyorum.
http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10183-isik.jpg

Yitiksin baharlar, güzeller içinde
Resimler, baharlar, sözler içinde.
Bazen bir iz görüp izler içinde
Cevap umuduyla titriyor sorum.
Sonra en tanıdık yüzler içinde
Seni bulup bulup kaybediyorum...


http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10183-altsol.jpgBekir Sıtkı Erdoğan http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10183-altsag.jpg


Misafir 5 Mart 2007 19:28

Yalnız Değiliz
 
Bir ufka vardık ki artık
Yalnız değiliz sevgilim.
Gerçi gece uzun,
Gece karanlık
Ama bütün korkulardan uzak.
Bir sevdadır böylesine yaşamak,
Tek başına
Ölüme bir soluk kala,
Tek başına
Zindanda yatarken bile,
Asla yalnız kalmamak.

Şafakları ben balığa çıkarım
Akan akmayan sularda
Benim, bütün tezgahlarda paydosa giden
Bir bahar akşamı dünyada.
Ben dört duvar arasında değilim
Pirinçte, pamukta ve tütündeyim,
Karacadağ, Çukurova ve Cibalide.

Zehirli kör yılanları
Ve sıtmasıyla
Gün yirmidört saat insan avında
Karacadağda çeltikler.
Bir kız çocuğunun gözyaşı gibi
- Ayak bileklerinde bir dizi boncuk,
Sol omzunda nazarlık,
Dağ başında unutulmuş üşümüş,
Minicik bir aşiret kızının -
Damla-damla, berrak olur pirinci.
Kamyonlarla, katır kervanlarıyla
Beyler sofrasına gider...

Çukurovam,
Kundağımız, kefen bezimiz
Kanı esmer, yüzü ak.
Sıcağında sabır taşları çatlar,
Çatlamaz ırgadın yüreği.
Dilerse buluttan ak,
Köpükten yumuşak verir pamuğu.
Külhan, kavgacıdır delikanlısı,
Ünlü mahpusanelerinde Anadolumun
En çok Çukurovalılar mah****ur,
Dostuna yarasını gösterir gibi,
Bir salkım söğüde su verir gibi,
Öyle içten
Öyle derin,
Türkü söylemek, küfretmek,
Çukurova yiğidine mahsustur...

Tütünü bilir misin?
'Kız saçı' demiş zeybekler,
Su içmez her damardan,
Yerini kolay beğenmez,
Üşür
Naz eder,
Darılır
İki parmak arasında kıyılmış,
Bir parçası var kalbimin
İncecik, ak kağıtlara sarılır,
Dar vakit yanar da verir kendini.
Dostun susan dudağına...

Sokaklardan,
Kıyılardan,
Gök mavisinden,
Ekmeğinden,
Canevinden ayrı düşmeye
Yani bütün hasretlerin kahrına
Ve zehrine çaresiz kalmaların,
İlk nefesi Hızır gibi yetişir
Cibalide sarılan cıgaranın...

Tütün isçileri yoksul,
Tütün işçileri yorgun,
Ama yiğit
Pırıl - pırıl namuslu.
Namı gitmiş deryaların ardına
Vatanımın bir umudu...
http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifAhmed ARİF


Misafir 5 Mart 2007 19:57


Orhan Veli ile Düet (Niçin + Yalnızlık Şiiri)

Akşam parıltılarında yükselen haykırışın
Nasıl da düştü yüreğime parçalanarak;
Göğü inletip ağlattı yıldızları…
Niçin?

“Bilmezler yalnız yaşamıyanlar,”

Gece sessizliğinde yükselen suskunluğun
Nasıl da düştü kulaklarıma zıplayarak;
Yeri inletip ağlattı toprağı…
Niçin?

“Nasıl korku verir sessizlik insana; ”

Sabah aydınlığında yükselen fısıltın
Nasıl da düştü ellerime ispiyonlanarak;
Suyu inletip ağlattı yunusları…
Niçin?

“İnsan nasıl konuşur kendisiyle; ”

Öğle matlığında yükselen cıcıklığın
Nasıl da düştü gözlerime dekorlaşarak;
İrisi inletip ağlattı kör noktayı…
Niçin?

“Nasıl koşar aynalara,”

İkindi gölgelerinde yükselen vuslatın
Nasıl da düştü hasretime ağlayarak;
Kalbi inletip ağlattı sevdayı…
Niçin?

“Bir cana hasret,”

Vakitsiz zamanlarda yükselen sevgin
Nasıl da düştü ruhuma aldatarak;
Teni inletip ağlattı aşkı…
Niçin?

“Bilmezler.”

(Ayrı satırlarda tırnak içinde yazılan mısralar Orhan Veli’nin –Yalnızlık Şiiri- ne aittir.)
İzzet Özcan


Misafir 5 Mart 2007 23:20

Uzun bir gecenin ardından dönüyorum kendime...Yol uzun, şeritleri saymaktan uyumayı unuttum. Sürekli akıyor evler ve yollar bulutlarla yarışıyor. Zamanı sağ şeritte bırakarak akıp gidiyorum. Durup durup " Efkârlıyım " diyor içimde ki tanıdık ses. Biliyor mudur acaba kendisini dinlediğimi? Kimbilir nerededir şimdi ? Eminim çoktan geçmiştir efkârı, eskiyen keder yüzüme düşüyor böyle hüzün günlerinde. Başım, kendini dayadığı camla inatlaşıyor. Ama sarsılmıyorum. İçimden geçenleri yıkamıyor yağmur taneleri. Sadece susuyorum.Yollara susuyorum. Camlara susuyorum. Karanlığa susuyorum. Kendime susamak pahasına…Sonra dayıyorum ağzımı yol çeşmelerine…Yollar çeşme oluyor, çeşmelerden yollar damlıyor. Kanı-yorum kendime…Inanıyorum, ceşmeler olmasada bu ulkede…

Uzat dudaklarının kulaklarını. Duyuyor musun, dün geceden kalan sensizliğimi ? Görüyor musun yüzümde ki özenle süslenmiş gülümsemeleri ve ellerimde ki kırmızı gülleri…Mumlu masanın üzerinde dokunulmadan duran sarhoş yunan mezeleri. Çıtkırıldım tabaklar sirtakiye hazır şimdi. İçkiler elbette bizden olmalı, tam şimdi Leman SAM kemanın bam telinden ”Kim İnanır Ayrıldığımıza”yı vurmalı…

Gelinin tebessümünü yudumluyor damat, kadehten taşarak dökülüyor ortaya karışık sevişmeler, eller elleri yıkarken, avuç içinde terliyor hevesler, utanmıyorum çırılçıplak kaldı bakışlarım, arzular erojen bir fondip, ayakaltında yerin dibini kırıyor tabular… Hepsinin kıblesine tek kaldırımlık bir şerefe…Kulak memelerinin çukuruna uzandı bakire sesler, ezgiler hep mi arsız olur ki sus denilince...Gözlerimin optik merceğinde tek kare mutluluk, edepsiz duruşu bu yüzden parlak kağıt parçası üzerinde..Özgürlük sığar mı dört köşe bir objektif içine..

Sızanlar usulca ayırken, gece söylene söylene gitti gülenleri ağlatıp…İhanetimin ilk durağından kalkıyorum, sis değil kasabanın bulvarlarında ayaklanan. Susuşuma kandı vicdanım, yanıldı sesim, sadece hüznümün çevirisidir kelimelere dökülen sessizliğim...Kimden biriktim, bilmiyorum… Gözlerime açılan deliğin karasında, isterse hiç aklanmasın kadınlığım, ben ağladıkça kadın olmayı öğreniyorum başka baharlara…Lüks bir hayatın tam ortasından geçiyor üzerimde yollar, tuttu yine yalnızlık beden yakamdan, utanmadan ah bir çıkarsam bu bedenden elbiseyi, sefil bir huzur akıp gidecek içimin kıyılarından…

"Böylesi hepsinden güzel" boynu bükük dursun bırak! kenar tabelaları. Üzerlerinden kızarsın ve bozarsın utangaç güneş, sarsılarak geçtiğim bağırları açık tren raylarından bir daha asla bilet kesilmesin geleceğe, Yolculuğa çıkmak için niyet edemesin uzaklar…Madem ki herşey aynı, güneş yeniden damlasın yapraklara, kininden sararsın ormanlar, hep yakışır dudağıma güz şarkıları, güllerinden vazgeçerken sonbaharlar …Vaktim varken yaslandım, gençliğimin ukala omuzuna. Şimdi, döne dolana dökülüyorum satır başlarına…Nokta…Nokta..Nokta...

Gözlerimin arka tarafında bir kör noktada sürgündeyim, hadi peşimden gelsin metropol yalnızlık kentleri…Sus/ma..Yol uzun, küçücük ellerimle en mavi bulutlara haber göndereyim, âniden bastırsın hüzzam yağmur, hüznüm ıslansın ve aksın


"Anlasana ebruli destan; daha gidecek çok yolumuz var"..


Mystic@L 5 Mart 2007 23:44

Fani Dünya

Türlü türlü meyve verir
Fani dünya, fani dünya
Ruha hak'tan nuru gelir
Fani dünya, fani dünya

Yaşam sınav, karmaşa ki
Karanlıkta koşan hani
Hayat fani, servet fani
Fani dünya, fani dünya

Sevgi denen nesne odur
Asıl sevgi Hak'ka olur
Fani sevgi bil ki sondur
Fani dünya, fani dünya

Allah adın zikreyleyen
Dört boyutu gözle gören
Allah için kulu seven
Fani dünya, fani dünya

Bugün varsın, yarın hiç yok
Komşun açken bak karnın tok
Şu bilgiyi kafana sok
Fani dünya, fani dünya

Giresun - 06.04.1994
Özgür Aydoğdu


Misafir 6 Mart 2007 00:36

anlamın sözüme düşer



....................................... " bir şey duydum , yalnızlığım ;
..........................................yılbaşıymış bu gece ..... “

Sen benim eksiğimsin
Uykularıma egemen tutkum
Bir ucuna sessizce tutunduğum / gün kokulum ..

Bu gece seni
Zeytin çiziği gözlerinde çocukların
Ve sana terleyen yanımda uyuttum ..

Gün ışır / uykun düşer yüzüme
İçime / yüreğime adın
Dudağıma su damlası ..

Anlamın sözüme düşer ..

Uyanır sevdam / yıkar günün yüzünü
Yanık bir türküye doğar güneş
Başlar özlemin üçer beşer ..

Tutar bir dizesi elimden / yarım kalmış bir şiirin
Gözlerine sürükler ..

Daralırım ..

Çarpar bedenime gecenin uykusuzluğu
Unutup gözlerimi resminde
Uyur kalırım ..


NiliM 6 Mart 2007 09:38

Her Şeyim Vardı Da Bir Sen Yoktun


Herşeyim vardı da bir sen yoktun bende
Mutlu olmaktı en büyük hayalim
ama seninle
Gezmekti hergün gezdiğim yerlerde
Yada gülmekti ölesiye
Tutuşmaktı el ele sahilde
denizi seyrederken
Sıcacık bir kahve içmekti kafe'de bakışmaktı
seninle
Her şeyim vardı da bir sen yoktun bende

Her şeyim vardı da bir sen yoktun bende
Ağlamak güzel seninle yaslanmak omzuna
Yürümek de güzel seninle
Her şey güzel seninle,hayat güzel
Her şeyim vardı da bir sen yoktun bende




Misafir 6 Mart 2007 10:48



tikkymelike 6 Mart 2007 11:31

YALNIZIM

Sessiz kalan yakarışlarımla bitirmeye çalışıyorum
Sesime dostlarım bile cevap vermiyor artık
Penceresiz kaldım şaarin dediği gibi
Kuytu köşelerde acılarımla yalnız kaldım
Ve ben bunu artık kabul ediyorum
Yapayalnızım şu sınırları dikenli tellerle çevrili açık hava cezaevine benzeyen
Mekanda acılarımla ve ızdıraplarımla yalnızım.
Yalnızlığım bağrımı sıkıyor kimsesiz oluşum.
Duvarlar konuşmuyor,gökyüzü yüzümü güldürmüyor artık.
Çalan bir telefonum bile yok
Mecburi istikametgahımda,
Günleri,tarihi unuttum,zamanın dışında yaşıyorum.
Ölü bir beden gibi ruhsuz
Yüzü gülmeyen dalgın biriyim artık
Oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi
Geceleri gizlice gündüzleri gözyaşlarını içine atarak ağlıyorum.
Kalabalıklar içinde yalnızım
Kimsesiz oluşu öğrendim,kimsesiz kaldı sesim.

Ahmet Doğru


Misafir 6 Mart 2007 11:37

http://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10156.jpg


NiliM 6 Mart 2007 12:43

Yalnızlık

Sensizliğin sabahında seninle uyanmak,
Ya da geceden kalıp günü ağırtmak.
Hangisi daha kolay dersin?

Kendi kendime dahi konuşurken sözcüklerin boğazıma dizilip, kendime bile derdimi anlatamamam,
Ya da kendime bile seni ne kadar özlediğimi söyleyememem.
Hangisi daha kolay dersin?

Arkadaşlarımla eğleniyormuş gibi yaparken tuvalete kaçıp,
Ya da tek başıma odamda, gözlerim tavana amaçsızca bakarken ağlamak.
Hangisi daha kolay dersin?

Rüyalar görüp, onlara inanmak istemek,
Ya da gerçeklerin tam ortasında bir hayal dünyasında seni düşünmek.
Hangisi daha kolay dersin?

Birlikte çektirdiğimiz fotoğraflara bakmak,
Ya da onları yırtıp atmamak için kendimi zor tutmak.
Hangisi daha kolay dersin?

Sen yokken inadına birşeylerden zevk almaya çalışmak,
Ya da yaptığım herşeyde senin de benimle olmanı istemek.
Hangisi daha kolay dersin?

Dünyanın öbür ucuna gidip herşeyden uzaklaştığımı zannedip kendimi kandırmak,
Ya da kendi dünyamda anılarından köşeye sıkışmak.
Hangisi daha kolay dersin?

Uykusuzluktan,
Ya da belki bir gün boyu uyumaktan günleri takip edememek.
Hangisi daha kolay dersin?

Keşke hayatımdan hiç çıkmasaydın diye düşünmek,
Ya da yaşattığın herşey için içimden sana binlerce teşekkür etmek.
Hangisi daha kolay dersin?

Gözlerine bakarken hissettiklerimi hatırlamak,
Ya da gözlerini hayal edip, onları hiç unutamamak.
Hangisi daha kolay dersin?

Bunların hepsinin cevabını ister misin meleğim?
En kolayını sen seçtin sanırım...
"Hoşçakal" dedin ve ben burda kaldım


tikkymelike 7 Mart 2007 09:33

YALNIZ KALDIN MI

Sen yalnız kaldın mı hiç;
Hani insanın içine inceden bir sızı gelir ya...
O işte benim kalbimde
Bazen öyle bir titriyor ki engel olamıyorum....
O kadar söylüyorum senin bir sevgilin var seni de seviyor diye!
Ama sanki o beni duymuyor...
Kulaklarını kapatıyor beni duymak istemiyor...
Ve sanki bana...
O seni sevmiyor diyecek de!
Buna onunda dayanamayacağını bildiği için söyleyemiyor...

Arda Serdar Koçer


Misafir 7 Mart 2007 09:48

Bir Rıhtım Yalnızlığı


vakitlerden akşam üstü
birini bekliyor gözlerim
dört yanım dört aşılmaz umman
içimde bir barut çizgisi
ve meridyende saat yirmi
bekliyorum gelmiyor
kırıyorum yönümü yalnızlığa

gece başlıyor dudağımda
korsan artığı gülüşüyle

tüm gece biliyor kederimi
bir dili olsa da anlatsa

dudakta biriken söz çürüğünü

kül kor ateşi gizliyor
mermeri andırıyor yüzüm
bir sigara yakıp diğerini söndürüyorum
giderek çoğalıyor kül
zehir sızdırıyor içime pişmanlıklar

gelecek mi
gelmeyecek mi
falına bakılmış papatyalar
yapraklarından yoksun

su ağlıyor
ya rüzgar

uzamasını biliyor gece
liman sanıyor yüreğimi
eskiyor kirlerine sabah
susu/yorum


grilik siyahlaşmamak gibi bir inat ki
ışıklar eritemiyor karanlıklarımı
en kuytusunda yalnızlıkların
kıvrılıp yanıma ben olmaya soyununca
sızı/yorum

karanlıklar salkım saçak
gülmeler talan olmuş
uykudan korkuya geçme sularında
mirascısı olduğum
acılarımın başında nöbet tutuyorum

hüznü demliyor gece
usulca tarıyorum gecenin saçlarını
bağışıklık kazanıyor sızılarım

ellerimde acıların tarihi
ellerim ki bağlı gözlerimde
ahtapot kollarıyla karanlık
sarmışken geceyi
yaşamak sancısı saplanıyor boğazıma

iki mavi arasındaki karanlıkta

ayrılıklar biriktiriyorum

Nail Yavuz


NiliM 7 Mart 2007 09:53

http://img174.imageshack.us/img174/4356/resim200608241748225066fa2.gif


Misafir 7 Mart 2007 13:03


MERHABA... BALCA'NIN SAYFASINA HOŞGELDİNİZ
.
http://www.balcanet.net/resima/cubuk/siir10131-cbk.jpg

http://www.balcanet.net/resima/jpg/siir10131.jpg
GİTTİN


Gittin...
Ben, arkandan sadece baktım.
Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki...
"Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.
Gidersen sönecek içimdeki ateş
ve bir daha hiç kimse yakamayacak.
Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi
O karanlıkta yolumu kaybedeceğim" diyecektim sana.
Konuşamadım...

Gittin...
Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım
Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu
bacağımı bu kadar acı duymazdım.
Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.
Ağlayamadım...

Gittin...
Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa
Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek,
tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı.
Anlatamadım...

Gittin...
Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden
Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten?
Ürperdin yine biliyorum.
Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini
Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.
Tutamadım.

Gittin...
Bir yıkım gibiydi gidişin
Sen adım adım uzaklaşırken benden
Çöküp kaldı bedenim olduğu yere
Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti
Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım.
Kalkamadım...

Gittin...
Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum
Hazırdım gidişine,
Kaçak zamanları yaşıyorduk
Zaman bitecek ve sen gidecektin
Bense, gidişinin ertesi günü
Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım.
Başlayamadım...

Gittin...
Bir şey söyledin mi giderken?
"Kal" dememi istedin mi?
Son bir kez "seni seviyorum" dedin mi?
"Bekle beni döneceğim" diye umut verdin mi?
Beynim öylesine uğulduyorduki.
Duyamadım...

Gittin...
Nereye gittiğin önemli değildi
Binlerce kilometre uzakta da olsan,
iki metre ötemde de farketmiyordu.
Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.
Kurtulmalıydım senden,
bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.
Kurtulamadım...

Gittin...
Unutulanların arasına katılmalıydım
Anıları bir sandığa koyup
hayatı bir yerinden yakalamalıydım.
Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim.
Yapamadım...

Gittin...
Bir okyanusun ortasında
tek küreği kaybolmuş sandalda
Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi.
Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni,
Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde,
Bil ki; seni Unutamadım...


Mehmet Coşkundeniz


Mystic@L 7 Mart 2007 14:15

Ilk Defa Bir Ilgi

Bir ilkti ilgimi çeken
Onun dişinda görülmemişin ötesiydi
Ne yapacagini bilmeyen bir kararsizim
Bir çare, bir yardim kalmadi gibi
Korkunun büyüklügü engin denizlere dalmiş
Biliyorum nedenler başini almiş gidiyor
Cevap kalmadi ama her şey oluruna kaldi
Ama beklemenin tahammülü ölümcül
Ellerim ve ayaklarim prangalaşti karşisinda
Bir yaşam tüketimi ayni heyecani sardi
Gerekli sevginin azalmasini verebilsem
Yeni ses yeni heyecanlara yer biraktim
Yaşamin zevki bu kisa sürede bitti bitecek
Ve bu düşüncenin aci yönü üzüyor öylesine
Bir izleyenim var biliyorum derinden
Fakat itirafimin amaci sir degil
Çünkü ben de izliyorum gerektigi gibi.

Kaynak: H.I.SBülent Yılmaz


Mystic@L 7 Mart 2007 23:19


Hakiykatin ma'nisin şerh ile bilmediler
Erenler bu dirliği riye dirilmediler

Hakiykat bir denizdir şeriattır gemisi
Çoklar gemiden çıkıp denize dalmadılar

Bular geldi tapıya şeriat tuttu durur
İçeri giribeni ne varın bilmediler

Dört kitabı şerh eden asıdır hakıykatte
Zira tevsir okuyup ma'nisin bilmediler

Yunus adın sadıktır bu yola geldin ise
Adın değşirmeyenler bu yola gelmediler.
Yunus Emre


kambis 8 Mart 2007 21:26



Mystic@L 8 Mart 2007 22:52

Can Sikintisi

hani bazen bir boşlukta
hani bazen bir yumruk bogazinda
hani bazen midende acayip bir burkulma
hissedersin ya,
işte şimdi ben onu yaşiyorum.

bütün umutlarin tükendigi
karamsarligin bir karabasan gibi yüklendigi
açik hiçbir kapinin kalmadigi
o lanet anlar vardir ya,
işte şimdi ben onu yaşiyorum.

tüm geçmişin içine edilip
hatiralarin paçavra gibi atildigi
ve gelecegin artik hiç gelmeyecegi sanilan
o bitik zamanlar vardir ya,
işte şimdi ben onu yaşiyorum.

güneşin öldüresiye sicak
gölgenin soguk bir karanlik gibi geldigi
hiçbirşeyin tad vermeyip
herşeye boş verdigin
o ugursuz anlar vardir ya,
işte şimdi ben onu yaşiyorum.

hani bazen daralir gögüs kafesin
bir nefeslik ferahliga hasret kalirsin
agzin paslanir sigara üstüne sigaradan
bir kiyamet yangini gibi
ayak tirnagindan bogazina kadar yanan.

ne özlemi vardir artik
deniz sofrasindaki rakinin
ne de, göreceli de olsa
katila katila, doyasiya aglamanin.

hani hasret türküsü bile söyleyemedigin
hani çikiş yolunu sebepsiz kaybettigin
hani hüznün yikintisinda yokolmayi istedigin
o tarifsiz,
o paylaşilmaz,
o anlatilmaz anlar vardir ya,
işte şimdi ben onu yaşiyorum.

31.07.2002
Yılmaz Oğuz


Misafir 8 Mart 2007 23:27

Anlatamadım

Sizsiz döküldüm güz yaprakları gibi
Harabeye döndüm anlatamadım.
Keşişlemeden dolu yağdı üzerime
Kokmayan kuru bir gül oldum anlatamadım.

Bir mum gibi eridim yakamadım lambamı
Esir oldum yanlızlığa, yaşanmayan beraberliğe
Göz yaşlarım sel oldu, devamılı ardım
Bir türlü kendime gelipte sizleri anlatamadım.

Sizlerleyken cıvıl,cıvıl neşeli bir kuştum
Ayrıldı ordan, geriye bakmadım
Devamlı gitmek için sayıkladım
Çekip gideceğimi bir türlü anlatamadım.

Yaralı kuş misali kırık kanadım
Oy saki ben sizleri sabahlara kadar andım
Yol bulup gidemyeğimi anladım ama,
Bir türlü anladığımı kendime anlatamadım.




Hürmüz Demir Söğüt / 3/6/2007


HayLaZ61 8 Mart 2007 23:41

Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi.
Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün...
Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir.

Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken...

Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı?
Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi..

Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi?
Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi?

Gene ayni korkular, ayni endişeler...

Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz?

Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için..
O değere sahipken de, yitirdiğimizde de..
Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK..

İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak..

Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak,
o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki?

Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için.

Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz..
Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz.

Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli,
doğrularımız her zaman tek doğrudur.

Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları...

Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız?
Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki?

Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ?
Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz.

Sonuç YALNIZLIK .

Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri,
paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz
değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar.

O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz.

Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi?
Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku??

Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır.

Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen...
Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki...

Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır.
Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur.
Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın.
Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin.
Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar.

Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var
Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü


Misafir 9 Mart 2007 18:31

İnan Batmış Şehirler Gibi Onarılmaz Anılar
 
Biri beyaz biri kara iki kedi..
birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak,
birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar.
Gölgeler akşamüstünü söylüyor.
Yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi.
Yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. Belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu,
uzun yolları da göze alabilen bir dostluk

Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?
Akşam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz,
omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun,
belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu,
değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ...

Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp
kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına,
bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? karşımıza çerken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken
bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?
Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir,
her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların
savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...

Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,
ya da olanlar olması gerekenler değildir.
Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,
gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...

Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir
kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak.
Bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa;
hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız,
omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip
'Nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.' dediğinizdir.
Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir O,
boş yere bu sokaklarda aranırsınız...
http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifMurathan MUNGAN



Saat: 11:41

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık