![]() |
Gözyaşı dökenler daha çabuk iyileşiyor Gözyaşları kendi başına bir ilaç özelliği göstermektedir. Gözyaşlarının zararlı bakteri ve virüsleri öldüren bir enzimi içerdiği, uzun zamandır bilinmektedir. Bilim adamları gözyaşını, gözü mikrobik hastalıklardan koruyan, tahriş edici maddelerin tesirini ortadan kaldıran ve gözü ıslak tutan bir vücut sıvısı olarak tarif ederler. Araştırmalar, gözyaşının, ağlama esnasında insandaki moral bozukluğunu giderdiğini ortaya çıkarmıştır. İnsan, genellikle “ağla, rahatlarsın” deyim ve tavsiyesini kullanmasına rağmen, ağlamanın ne işe yaradığını tam olarak bilememektedir. W. Frey, ağlama sırasında insanın gözyaşı ile vücutta strese sebep olan maddeleri attığını iddia etmekte ve teorisini ispatlamak için, birtakım deliller ileri sürmektedir. Gözyaşının salgılanmasını düzenleyen salgı bezleri vücuttaki manganezi yoğunlaştırarak dışarı atarlar. İnsanda mizaç değişikliklerine sebep olduğu bilinen manganez, gözyaşında kandaki miktarından otuz kat daha fazladır. Bilim adamlarına göre son tespitler, iki türlü gözyaşı bulunduğunu göstermiştir. Birincisi, tahriş edici maddelerin meydana getirdiği gözyaşı, ikincisi hissî/duygusal sebeplerin meydana getirdiği gözyaşıdır. Duygusal sebeplerle akan gözyaşının içeriğinin diğerinden farklı olduğu ve hissî gözyaşlarının %24 oranında daha fazla protein içerdiği gösterilmiştir. Stres esnasında salgılanan üç madde; lösin-enkefalin (ağrı hissini düzenler), ACTH (strese cevabın başlamasına sebep olur) ve prolaktin (memelilerde süt üretimini düzenler) iki tür gözyaşında da bulunmuştur. Prolaktin, süt salgılanmasının yanında gözyaşı salgılanmasını da temin eder. Böylece, ağlamanın cinsiyete göre farklılık göstermesi ve kadınların daha çok ağlamasının sebebi anlaşılmıştır. Kadın ve erkek arasında ağlama sıklığı açısından önemli farklar vardır. Bir aylık bir sürede kadınlar, erkeklerden 4 kat daha fazla ağladıklarını ifade etmişlerdir. Kadınların kanındaki prolaktin seviyesi erkeğinkinden % 60 daha fazladır. Kız ve erkek çocuklarda prolaktin seviyeleri ve ağlama sıklığı aynıdır. Kadınlarda 55 yaşından sonra prolaktin seviyesi düşer ve göz kuruluğu başlar. Yaşlı kadınlarda göz kuruluğu sendromuna sıkça rastlanması bundandır. Bu durumda, gözyaşı bezleri kâfi miktarda yaş salgılayamadığı için göz, yeterince ıslanıp kayganlaşamaz. Ancak bu kadınlar, normalde göz kuruluğundan bahsetseler bile, hissî durumlarda zor da olsa yine ağlayabilmektedirler. Hatta birçok hasta, göz kuruluğundan kurtulmak için duygusal şeyleri hatırlayıp kendilerini ağlamaya zorlayarak gözlerini ıslatır. Bu tür hastalarda hissî gözyaşlarının meydana gelmediği, buna karşılık tahriş edici sebeplerle meydana gelen gözyaşının aktığı görülür. Araştırmanın enteresan neticelerinden birisi de kadınların %85’inin, erkeklerin %73’ünün ağladıktan sonra kendilerini daha iyi hissetleriydi. Ayrıca ağlamamız lâzım geldiğinde duygularımızı bastıracak olursak fizikî ve psikolojik olarak kendimizi daha kötü hissedeceğimiz de bilim adamlarının görüşleri arasındadır. Pitsburg Hemşire Okulunda yapılan bir araştırma, sağlıklı insanların, ülserli hastalardan ve bağırsak rahatsızlığı bulunanlardan daha kolay ağlayabildiklerini gösterdi. Bundan da anlaşılıyor ki, ağlayamayanlar mide ve bağırsak hastalıkları gibi birçok hastalığa daha fazla yakalanmaktadır. Bir belirtisi ağlayamamak olan irsî disotonomi hastalığına yakalanan çocuklar, duygusal açıdan stresli olaylara karşı da dayanıksızdırlar. Bütün bu araştırmaların neticesi olarak şu söylenebilir: Strese direnç göstermede hissî gözyaşının önemi çok büyüktür. İnsanın mânâ dünyasında olgunluğunu gösteren ağlamak, fizyolojik etkilerde de kendini gösterir. Duygusal gözyaşı, stresten kurtulmanın en belirgin ifadesidir. Minnessota Üniversitesinden William Frey, insan gözyaşlarının gerginliğe ve strese sebep olan kimyevi maddeleri temizleyip dışarı atmak yoluyla, ruhsal sıkıntıyı gidererek insanı rahatlattığını ve ferahlattığını açıklamıştı. Eski Sovyetler Birliği Tıbbî İlimler Akademisinden bir grup araştırmacı, gözyaşlarının fizikî olarak da insanı iyileştirdiğini tesbit etmişlerdir. Bu çalışmalarında araştırmacılar, bazı laboratuar hayvanlarının derilerinde yaralar açtılar ve sonra onları sinirlendirecek ve ağlamaya sevk edecek hareketler yaptılar. Basit bir ağlama hâdisesi neticesinde yaraların iyileşme hızının büyük bir oranda arttığını ortaya koydular. Bazı durumlarda yaraları iyileştirmek için gerekli olan zaman, 12 güne kadar düşürülebildi. Gözyaşı guddeleri çıkarılmış olan hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda ise yaraların iyileşme hızının oldukça yavaşladığı görüldü. Bilim adamları gözyaşı guddelerinin, kan dolaşım sistemine bazı kimyevî maddeler ifraz ettiğini, bu maddelerin ise vücutta iyileştirici etkiye sahip olduklarını söylemektedirler. Henüz tam bir laboratuar kontrolünden geçirilmemiş ve tam olarak tesbit edilememiş olmakla beraber, bilim adamları bu maddelerin en azından deri üzerinde faydalı bir tesirinin olduğunu kabul etmektedir. Gözyaşları kendi başına bir ilaç özelliği göstermektedir. Gözyaşlarının zararlı bakteri ve virüsleri öldüren bir enzimi içerdiği, uzun zamandır bilinmektedir. Kalp hastalıkları, pektik ülser, kolit, deri döküntüleri ve gerilimlerin yol açtığı pek çok hastalığın kaynağı, içe dökülmüş, yani bastırılmış gözyaşları olabilir. Günümüzde, erkeklerin çalıştığı pek çok işte çalışmak zorunda kalan hanımlar, erkeklerle aynı baskılar altında kalmakta ve bunları kontrol etmeye mecbur olmaktadır; bu da çalışan kadınların çok daha stresli olmasını neticelendirmektedir. Ağlama; dolaşım, solunum, damar ve sinir sistemini uyarır. Nabız hızlanır, kan basıncı yükselir. Yutağın kasılması boğazda bir tıkanıklık hissi uyandırırken, diyaframın kasılmasıyla da hıçkırık başlar. Şiddetli bir öksürme ile akciğerden dışarıya saatte 70 mil süratle hava atılır. Kısa süreli ağlama, iyi bir egzersizdir. Bunun da ötesinde göz, burun ve yüzü yıkayan ılık tuzlu su, ana rahmindeki amnion sıvısına benzer. Ağlamak, gerilimi azaltarak kendimizi yenilemiş ve tazelenmiş hissetmemizi sağlar. Ağlar gibi olduğumuzda ağlamamak için çabalarsak, ense-çene ve göğüs kasları kasılır. Dolayısıyla soluğumuzu tutarız. Bu durumda da, ağlarken olduğu gibi burun tıkanır ve burna kan toplanmaya başlar. Gözyaşları, burun kanalı ile burnun içine drene edilerek basınç düşürülmedikçe, burun tıkalı kalacaktır. Tıkanıklık halinin uzaması durumunda ise, burnun virüslere karşı olan direnci zayıflayacaktır. Bu sebeple bazı araştırmacılar, ağlamayan kişilerin daha fazla nezle olduğuna inanırlar. Tabiidir ki bunların hiçbiri, sağlıklı olmak için her zaman ağlamak gerekir anlamına gelmez. Bazı insanlar gözyaşının getirdiği rahatlığı, duâ ederek, bazıları ise sağa sola bağırıp deşarj olarak duyabilirler. Fakat bu yolların hiç biri ağlamak kadar tedavi edici değildir. Bebekler doğar doğmaz ağlamaya başlarlar. Bu gözyaşları hissî değildir. Ve altı hafta boyunca akıtılan gözyaşları da yine duygusal olmayacaktır. Bu göz sulanmaları, merkezî sinir sistemi olgunlaşınca gerçek gözyaşına dönüşecektir. |
Yatmadan su içmek kalp krinizi önlüyor Su içmenin vücut için ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. Su, doğru zamanlarda içildiğinde, faydaları da en üst seviyeye çıkıyor. Su içmek için doğru zamanı seçmek, suyun insan vücudundaki etkinliğini en üst seviyeye çıkaracaktır. Uyanır uyanmaz 2 bardak su: İç organları harekete geçirir. Her yemekten 30 dakika önce 1 bardak su: Yiyecekleri hazmetmeye yardım eder. Banyodan önce 1 bardak su: Tansiyonun düşmesine yardım eder. Uykudan önce 1 bardak su: Kalp krizini ve felci önler. SUYUN VÜCUTTAKİ HAYATİ GÖREVLERİ 1. Beynimizin % 75'i sudur. 2. Vücut ısısını düzenler. 3. Hücrelere gıda ve oksijen taşır. 4. Solunum için oksijeni nemlendirir. 5. Yediklerimizi enerjiye çevirir. 6. Kanımızın % 83'üdür. 7. Atıkları (oksitleri) yok eder. 8. Hayati organlarımızı korur ve rahatlatır. 9. Kemiklerin % 22'sidir. 10. Gıdaları absorbe etmesinde vücuda yardım eder. 11. Adalelerin % 75'idir. 12. Eklem yerlerini rahatlatır / yastık vazifesi görür. |
7 soruna 7 su formülü Düşük tansiyon sorun olmayacak• Düşük tansiyon sorununun hakkından gelmek için kan dolaşımını hızlandırmak gerekiyor. İşte bunun için bir öneri: • İki kovaya ihtiyacınız olacak. Birini 36-38 derece arasında suyla, diğerini ise mümkün olduğu kadar soğuk suyla doldurun. İkini kovadaki su ne kadar soğuk olursa o kadar iyi unutmayın. • Önce 5 dakika boyunca kollarınızı tamamen sıcak kovaya sokun. Sonra 10-20 saniye soğuk suya daldırın. Bütün bu işlemi baştan sona bir kez daha tekrarlayın. Suyu kollarınızdan akıtın ama kurulamayın. Şimdi olduğunuz yerde hafif koşu yapın. Tekrar ısınana kadar hareket etmelisiniz. Sırt ağrıları için... • Gerginlikler, duruş bozuklukları sırt ağrılarına sebep olabiliyor. İşte bundan kurtulmak için iyi bir öneri: • Tek başınıza da yapabilirsiniz belki ama partnerinizden yardım istemek işinizi kolaylaştıracak. Küvetin içine koyacağınız bir tabureye dik biçimde oturun ve duşu açın. Suyu sırtınıza gelecek biçimde ayarlayın. • Sıcaklık önceleri 33 derece olabilir. Sonra yavaş yavaş artırın. 42 dereceye kadar çıkabilirsiniz. Süre, 5-10 dakika olmalı. Cildinizdeki kan dolaşımı iyice hızlanmalı. Bunu derinizin pembeleşmiş görüntüsünden anlayabilirsiniz. • Daha sonra kurulanın ve yarım saat yatakta dinlenin. Bacaklarınızın altına yastıktan bir yükselti koyarsanız daha da rahat edersiniz. Bunu her gün tekrarlayabilirsiniz. Soğuk algınlığı başlangıcında... • Sesiniz gitmiş, boğazınız batıyor, gözleriniz yaşarmaya başladı. Soğukalgınlığının ilk belirtileri… Hemen ayaklarınıza sıcak su banyosu yapmalısınız. • Çünkü büyük ihtimalle üşütmek üzeresiniz. Sıcak su hem ayaklarınıza iyi gelecek hem de virüslerin vücudunuza yerleşmesini önleyecek. • Kovayı 33 derece sıcaklıkta suyla doldurun. Bacaklarınızı dizlerinize kadar içine daldırın. 15-20 dakika boyunca 39 derecede, daha sonra 42 derecede tutun. • Daha sonra kurulayın ve 15-30 dakika kadar yatakta dinlenin. Bu süreci soğukalgınlığı belirtileri kaybolana dek her akşam aksatmadan uygulayın. Regl sancısı için... • Regl sancılarında sıcak-nemli bir bezi direkt deriye temas ettirmek dokuya ve organlarınıza iyi gelecek. Çok kolay ve kullanışlı bir tarif veriyoruz sizlere. Sekiz kez katladığınız bir keten bezi kaynar suya koyun. Daha sonra üzerine bir havlu sarın ve sıkın. • Bu işlemi dikkatlice yapın ve kontrol edin; deriniz yanmasın. Sonra bu havlu yumağını karnınıza koyun. Üzerine yün bir bezi iyice sarın. Böylece kalabildiğiniz sürece kalın. Bu işlem diğer karın kramplarına ve ağrılara da iyi gelecek. Regl sancısı için... • Regl sancılarında sıcak-nemli bir bezi direkt deriye temas ettirmek dokuya ve organlarınıza iyi gelecek. Çok kolay ve kullanışlı bir tarif veriyoruz sizlere. Sekiz kez katladığınız bir keten bezi kaynar suya koyun. Daha sonra üzerine bir havlu sarın ve sıkın. • Bu işlemi dikkatlice yapın ve kontrol edin; deriniz yanmasın. Sonra bu havlu yumağını karnınıza koyun. Üzerine yün bir bezi iyice sarın. Böylece kalabildiğiniz sürece kalın. Bu işlem diğer karın kramplarına ve ağrılara da iyi gelecek. Sinirliyseniz fena ama çözümsüz değil! • Bütün gününüz inanılmaz stresli geçti. O halde hemen küveti sıcak suyla doldurup girin. Sinirlilik halini gidermenin en iyi yolu sıcak suyla dolu bir küvet! Böylece damarlarınız genişleyecek, kan akışınız yoluna girecek ve bedeniniz sakinleşecek. • Suyun dinginleştirici etkisi beyninize de iyi gelecek. Küveti dörtte üç oranında sıcak suyla doldurun. En az 10, en çok 15 dakika küvette kalın. Suyun içine damlatacağınız birkaç damla lavanta esansı daha da iyi gevşemenizi sağlayacak. Şimdi yavaşça kalkın. Ilık suyla bir kez daha duş alın ve kurulanıp en az 20 dakika karanlık bir odada uzanın. Baş ağrısı için... • Ağrı kesiciler mutlaka işe yarar ama yüzünüze soğuk bir duş yapmak hem yan etkisiz hem de oldukça etkili. • Soğuk su başınızdaki gerginliği alacak. Duş başlığını öyle bir ayarlayın ki, bolca su gelsin. Eğer olmuyorsa duşun kafasını çıkarın. Hortum kısmından daha çok su gelir böylece. Şimdi omzunuza bir havlu alın ve küvete eğilin. • Soğuk suyu önce alnınızdan sonra yüzünüzün sol tarafından akıtın. Aşağı yukarı hareketlerle sağa ve sola doğru işlemi devam ettirin. Son olarak soğuk suyla yüzünüzde 3 kez dairesel hareket yapın. Bu işlem migrene de iyi geliyor. Uyku bozukluğu için ıslak çorap terapisi • Yün ve keten çoraplarla ıslak çorap terapisini mutlaka deneyin. • Bunun için dizin bir karış altında biten bir çift keten çoraba ihtiyacınız olacak. Bir çift de yünlü çoraba. Önce ketenli çoraplarınızı soğuk suya daldırın. İyice sıkın ve sıcak ayaklarınızın üzerine giyin! Bunun üzerine yünlü çorabınızı geçirin. Bu ıslak çoraplarla mümkün olabildiğince kalın. • Sıcak suyun içine girmek ve kendinizi tamamen suya bırakmak rahatlamanın en muhteşem yolu. Bu işlem ayrıca, regl öncesi yaşanan PMS sendromuna karşı da etkili. |
Mutluluk veren yiyecekler Yiyecekler, sadece vücudumuzu değil, ruhumuzu da besler. Yaşadığınız hayal kırıklığı, kaygı, bunalım, aşırı öfke, çekingenlik gibi durumlarda iştahınız da olumsuz etkileniyor. Ama öyle yiyecekler var ki insanı mutlu ediyor, huzur veriyor. Çikolata mesela. Kalorili olmasına rağmen ruh sağlığına iyi geliyor. Günde küçük bir bitter çikolatayla mutlu olmak mümkün. Yağsız kırmızı et, kırmızı biber ve mısır ekmeği de mutluluk hormonunu harekete geçiriyor. İşte size mutlu olmak için yiyebileceğiniz gıdalar...Hayatta kalmak için yiyeceklere ihtiyacımız var. Ancak yiyecekler sadece vücudumuzu değil, ruhumuzu da etkiliyor. Yaşadığınız hayal kırıklığı, kaygı, bunalım, aşırı öfke, çekingenlik gibi durumlarda iştahınız da olumsuz olarak etkileniyor. Howstuffworks.com isimli sitede yer alan habere göre, mutluluk ve huzur veren yiyeceklerin insan psikolojisine büyük yararı var.
|
Bağışıklık sistemini güçlendirmenin 10 yolu Bağışıklık sistemimiz mevsimsel değişimler ve stres nedeniyle kimi zaman zayıf düşer. Bu da bizi soğuk algınlığı, grip ve diğer bazı rahatsızlıklara karşı daha hassas yapar. Bağışıklık sistemimizi güçlendirerek daha sağlıklı yaşayabiliriz. 1. Alkali olun Bağışıklık sistemi alkali ve oksijenli bir ortamda güçlenir. Çünkü pek çok bakteri ve virüs asidik ortam sever ve sağlıklı alkali ortamda yaşayamaz. Egzersiz yapın, bol miktarda su ve limon suyu için ve vücudunuzda alkali ortamı sağlamaya yarayan yeşil sebzeler yiyin. 2. Pozitif olun Mutlu, pozitif, gün boyunca kahkaha atan ve arkadaşlarına, ailesine, çocuklarına sarılan ve hayvan besleyip seven bir insanın bağışıklık sistemi bunları yapmayan bir insanınkinden çok daha kuvvetlidir. Hayata bakış açınız nasıl? Şanslı olduğunuzu hangi sıklıkta hatırlıyorsunuz? 3. Yeşil yiyin Sebzeler vücudun bağışıklık sistemine yardımcı olan vitaminler, mineraller ve bitkisel besinlerce zengindir. Lifli yeşillikler ve brokoli, karnabahar ve kabak gibi sebzeler ise besinler ve antioksidanlarca zengindir. 4. Sarımsağın büyüsü Organik sarımsak harika bir besindir. Vücudumuzu mikroplardan korur; aynı zamanda da bağışıklık sistemi güçlendiricisidir. Sarımsağın kendi savunma sistemini oluşturan elementler, bizim de bağışıklık sistemimizi güçlendirir. 5. Özel besinler Pek çok vitamin ve mineral bağışıklık sisteminde başroldedirler, özelikle de gıdalardan alınan çinko ve C vitamini. Meyvelerin çoğu ve kırmızıbiber, C vitaminin en mükemmel kaynağıdır. Çinko ise zencefil, kuru yemişler ve tohumlarda bulunur. Özellikle Brezilya cevizi, kabak ve karpuz çekirdeklerinde zengin miktarda çinko vardır. Çekirdekleriyle birlikte sıkılmış karpuz suyunu karıştırıp için; yaz için mükemmel bir serinleticidir, aynı zamanda hem alkalize eder, hem protein hem de çinko sağlar. Hepsi bir arada! 6. Çok miktarda su için Su bütün besinleri ve atıkları vücutta kan ve lenf sıvıları yoluyla taşıyan bir çözücüdür. Günde en az 2 litre su içmek besinlerin hücrelerimize nüfuz etmesine, atıkların boşaltılmasına, sümüksü maddelerin sulanmasına, bizi hasta eden bakterilerin ve virüslerin etkisiz hale gelmesine yardımcı olur. 7. Terleyin Vücudunuzda enfeksiyon olan bir bölgede ısının yükseldiğini fark ettiniz mi? Vücut ısımızdaki artış bağışıklık sistemimizin enfeksiyona ve hastalıklara karşı aktif olarak savaşmasının bir yoludur. Terleme ise vücudumuzda birikmiş toksinlerin deri yoluyla atılmasını sağlar. Egzersiz yaparak veya sauna, buhar banyosu veya hamam gibi terapileri düzenli olarak uygulayarak, terleme yoluyla toksinlerinizden arınır ve kendinizi daha iyi hissedersiniz. 8. Kötü alışkanlıklarınızı terk edin Paketlenmiş ve işlenmiş hazır gıdalar, kafein, alkol ve sigara bağışıklık sistemimizi tehlikeye sokan zararlı alışkanlıklardır. Bunları bırakarak yerlerine tam gıdalar, ekinezya ve ginseng gibi bitkisel çaylar, taze meyve ve sebze suları koyun. Bu şekilde bağışıklık sisteminize ve vücudunuzun işleyişine destek verin. 9. Sık sık dinlenin ve gevşeyin Stres ve yorgunluk bağışıklık sistemimizi zayıflatır ve bu bitkinlik bizi daha kolay hasta eder. Dinlenme ve uyku zamanlarında vücudumuz kendini toparlar ve onarır. Stres seviyenizi azaltmaya çalışın ve gevşemek için kendinize zaman ayırın. Mutlaka her gece 7-9 saat arası uyuyarak vücudunuza kendisini toparlaması ve hastalıklarla savaşması için izin verin. 10. Soğuk duş zindeleştirir Banyodan çıkmadan önce son duşunuzu soğuk alın. Soğuk su bağışıklık hücrelerine giden lenf dolaşımını hızlandırır. Temizlenmenin ve bağışıklık sistemini güçlendirmenin zindelik veren bir yoludur. |
Şizofreniyi fareler çözecek Bilim adamları, şizofreniyi daha iyi anlamak ve daha etkin tedavi yöntemleri bulmak amacıyla fareleri şizofren yaptı. ABD'nin Georgia Tıp Fakültesi'nden Dr. Mei Lin ve ekibi, farelerdeki ErbB4 genini çıkardı. Bu genden yoksun fareler, şizofreni davranışları sergiledi. Hayvanların özellikle heyecan, endişe, huzursuzluk durumunun arttığı ve kısa süreli hafıza sorunlarının olduğu gözlendi. Sonuçları Amerikan Bilimler Akademisinin (PNAS) dergisinde yayımlanan araştırmanın başındaki Mei Lin, çalışmalarının daha etkin tedavi yöntemlerinin bulunmasını sağlayabileceğini belirterek, çalışmanın devam ettiğini, farelerde piyasadaki şizofreni ilaçlarının etkili olup olmayacağı konusunda testler yapıldığını açıkladı. Konuya ilişkin makale, Fransız "Le Nouvel Observateur" dergisinde de yer alıyor. |
Yılbaşında alkol tüketirken bunlara dikkat! Yılbaşı gecesi içki içerken dikkat edilmesi gerekiyor, yoksa bu güzel gece kabusa dönebilir. Birçok kutlamada olduğu gibi yeni yıl kutlamalarında da lezzetli yemeklere alkollü içecekler de eşlik edebilir. Ancak bu güzel geceyi kabusa çevirmemek için, çok içmenin çok eğlenmek anlamına gelmediğinin unutulmamasını belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Psikiyatri uzmanı Doç. Dr. Kültegin Ögel, yılbaşı gecesi içki içerken dikkat edilmesi gereken noktalar üzerine aydınlatıcı bilgiler verdi… • Genelde insanlar, yılbaşında çok içmeye koşullanırlar. Ancak yılbaşı gecesi içki içmek zorunda olunmadığı, içmek isteniyorsa da çok içmek zorunda olunmadığı unutulmamalı. • Alkollü içkiler, genelde ilk veya ikinci kadehten sonra “öfori” adı verilen neşeli ve keyifli olma etkisini yaratır. Bundan sonra içilen kadehler, neşeyi azaltıp, sarhoşluk, saldırganlık gibi etkilere yol açabilir. Bu nedenle çok içmenin eğlenmeyi artırmadığı hatırlanmalı. • İçki içmeden önce düzgün bir yemekle karın doyurulmalı. Özellikle yağlı yiyecekler yemek, alkolün emilimini azaltır. • İçilen her alkollü içkiden sonra bir bardak alkolsüz içki içilmeli. Örneğin her kadeh şaraptan sonra bir bardak su içilebilir. • Tuzlu yiyeceklerden kaçınılmalı. Böylece fazla alkol alma ihtiyacı azaltır. • Çok içmek kadar hızlı içmek de olumsuz etkiler oluşturur. • Dans ederken alkollü içkilerden kaçınılmalı. Çünkü dans ederken su kaybı fazla olur. Oluşan su kaybını gidermek için alkollü içki içilirse, alkolün zararlı etkileri artar. Susuzluğun giderilmesi için alkolsüz içkiler tercih edilmeli. • Meyve yemeye özen gösterilmeli. Meyve, ertesi gün daha iyi hissettirir. • Kısa ama geniş bardaklar, uzun ve ince bardaklarla aynı miktarda içki içerir. Ancak bir illüzyon nedeniyle kısa bardakların daha az sıvı içerdiğini düşünülür. Bu yanılgıya düşmemeye özen gösterilmeli. • Bir bardak kahve ya da soğuk hava, çok alkol alan kişiyi kendinize getiremez. Bunlar sadece daha uyanık olma izlenimi verir. Ertesi gün… Eğer yılbaşı gecesi alkol fazla kaçırıldıysa: • Ertesi gün mide bulanıyor ve çıkarılıyorsa bu iyiye işarettir. • Bir anda fazla miktarda su almamaya özen gösterilerek sık sık, ama az az su içilmeli. Ancak soğuk su yerine ılık su tercih edilmeli. Soda, kola gibi içecekleri de tüketilebilir. • Ağrı kesici bir ilaç alınmalı. • Sık sık, ama az yemek yenmeli. Yağlı yiyeceklerden kaçınılmalı. Çorba gibi yiyecekler tercih edilmeli. • Fazla alkollü içki tüketildikten sonra alınan alkol miktarı ve kullanılan süreye bağlı olarak ortalama 8-12 saat sonra iyi hissedileceği unutulmamalı. • “Antasid” mide ilaçları veya aspirin iyi gelebilir. Ancak “asetaminofen” içeren ağrı kesicilerin alınmamasına dikkat edilmeli. Bu ilaçlar, karaciğerde alkolle birlikte kullanıldığında problem yaratabilir. |
Kışın saçınızı kurutmadan evde bile dolaşmayın Kışın saçları kurutmadan sokağa çıkmak, ıslak saçlarla rüzgara maruz kalmak; migren, soğuk algınlığı ve yüz felci gibi ciddi sorunları beraberinde getiriyor Kışın saçları kurutmadan sokağa çıkmak, ıslak saçlarla rüzgara maruz kalmak; migren, soğuk algınlığı ve yüz felci gibi ciddi sorunları beraberinde getiriyor. Gece banyodan sonra saçları kurutmadan uyumak da ıslak saçla sokağa çıkmak kadar tehlikeli. Memorial Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş, “Islak saçla dışarı çıkmanın zararları ve dikkat edilmesi gerekenler” hakkında bilgi verdi. Islak Saç Migreni Tetikliyor! Islak saç migrenin tetikleyicisi olabilir. Migren ağrıları, neredeyse 4 kadından birinde görülen, ataklar halinde ortaya çıkan, başın bir bölümünü etkileyen, zonklama ve bulantı yapabilen ağrılardır. Hastalar ataklar sırasında ışıktan, gürültüden ve kokulardan rahatsızlık duyabilirler. Her migren atağının -hasta farkında olmasa da- bir tetikleyicisi, başlatıcısı vardır. Saçı kurulamamak, ıslak saçla dolaşmak, nadir de olsa migren ağrılarını başlatabilir. Böyle bir durumu tespit eden hastalar, banyodan sonra saçlarını iyice kurutmalı, banyo sonrası nemli saçlarla gezmemelidir. Ayrıca banyo yapmakla ilgili, diğer bir ağrı türü vardır ki, bunların bir kısmı hemen tıbbi inceleme ve tedavi gerektirir (Bath related headache-BRH). Yüz Felcine Dikkat! Islak saçlarla, soğuk ve rüzgarlı havalarda gezmek, uykuya dalmak, klima karşısında bulunmak veya hava akımının olduğu yerlerde oturmak, yüz felci gibi ciddi sayılabilecek bir durumla da sonuçlanabilir. Yüz siniri, yüzün iki tarafında da bulunur ve yüzün mimik kaslarına kumanda eder. Yani yüz felci olan bir hasta, kaşını kaldıramaz, gözünü sıkamaz ve ağzını büzemez. Bu durum genellikle iyileşen bir süreç olsa da, ilaç tedavisi gerektirir ve iyileşme zaman alır. Yüzle ilgili fonksiyonların kaybının yanı sıra estetik bir bozulma da yaratır. Korunmak için, saçların mutlaka iyi bir şekilde kurutulması gerekir. Sinüzit Ve Gribe De Neden Oluyor! Islak saçın getireceği diğer önemli bir sağlık problemi de, gribal enfeksiyonlar ve sinüzitlerdir. Bunlar yine tedavi gerektiren, iş gücü kaybına neden olan hastalıklardır. Saçlarınızı Kurutmaya Özen Gösterin! - Saçlarınızı kurutmadan dışarı çıkmayın. - Banyodan sonra saçlarınızı kurutma makinesi ile kurutun ve diplerinin nemli kalmasını önleyin. - Saçlarınızı banyodan sonra evde olsanız bile mutlaka kurulayın. - Saçlarınız ıslak olarak acil sokağa çıkmanız gerekiyorsa baş, ense ve kulaklarınızı mutlaka bir bere ve atkı ile kapatın. - Açık alanlarda ve hava akımının yoğun olduğu yerlerde bulunmaktan kaçının. |
Çörek otu insülin direncini kırıyor Çağın salgını obezite ve tip 2 diyabetin, insülin direnci ile birlikte gelişen önemli bir sorundur. Son araştırmalarda ise çörek otunun insülin direncini azalttığı gözlemlenmiştir. Antiviral tedavi gören kişilerde çörek otunun insülin direncini azalttığının tespit edildiğini bildirildi. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Biyokimya Klinik Şefi Prof. Dr. Necat Yılmaz, çağın salgını obezite ve tip 2 diyabetin insülin direnci ile birlikte gelişen çok önemli bir sorun olduğunu, uzun süreli antiviral tedavi gören kişilerde çörek otunun insülin direncini azaltarak hastaları antiviral tedavinin yan etkilerinden koruyabildiğini belirtti. Yaş ilerledikçe alınan fazla kaloriler ve hareketsiz yaşam tarzının kanda şekeri düzenleyen insülin hormonunun giderek etkisizleşmesine yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Etki edebilmek için daha fazla insülin pankreas bezinden salgılanır ve kanda insülin seviyesi artarak hiperinsülinemi (şeker metabolizması bozukluğu) oluşur. Hiperinsülinemi kişinin kolay kilo almasına yol açar ve bu kişiler kilo vermekte de zorlanırlar. Hiperinsülinemisi olan kişiler özellikle göbek çevresinde yağ tutar ve zamanla kan şekeri yükselir ve şeker hastası, yani Tip 2 diyabet geliştirirler. Hiperinsülinemiye yol açan nedenler arasında bir diğer faktör de antiviral ilaçların uzun süreli kullanımıdır. Özellikle AIDS hastalarında veya Domuz gribi gibi viral hastalıklara karşı kullanılan 'yüksek aktivitede antiretroviral tedavi' hiperinsülinemi yan etkisi yapmaktadır.” Amerikalı bazı araştırmacıların yaptıkları bir çalışmada bu yan etkileri çörek otu kullanarak azalttıklarını ve antiviral terapinin hiperinsülinemi etkisini azalttıklarını söyleyen Prof. Dr. Yılmaz, “Can J. Physiol Pharmacol dergisinin nisan sayısında çıkan bu çalışmada, Tulane Üniversitesi'ndeki bu araştırmacılar insülin direnci gelişen kişilerin tedavilerinde çörek otunun önemini göstermişlerdir” şeklinde konuştu. İnsülin direncinin özellikle 45 yaş civarı kilo verme sorunu olan kişilerde mutlaka ölçülmesi gerektiğini ifade eden Yılmaz, “HOMA indeksi kullanılarak kişinin insülin direncinin olup olmadığı değerlendirilir. HOMA indeksi 3.8'den büyük çıkan kişiler insülin direnci olan ve mutlaka izlenmesi ve tedavi edilmesi gereken kişilerdir” dedi. |
Avustralyalı bilim insanları, domuz gribi de dahil her tür grip ve nezleyle savaşacak‘mucizevi’ bir pastil geliştirdi. Milliyet Gazetesi'nde yer alan habere göre Perth kentindeki Western Australia Üniversitesi tarafından geliştirilen “Veldona” isimli pastilin içinde “alfa interferon” adı verilen ve bağışıklık sisteminin reaksiyonunu artırarak virüslere karşı etkili olan bir protein bulunuyor. Pastille bu proteinin vücuda girmesinin ardından bağışıklık sistemi vücutta virüslerin bulunduğunu sanarak karşı saldırıya geçiyor. Bu sayede grip semptomları hızla yok ediliyor. Fareler üzerinde yapılan deneylerde etkili olan pastil şimdi de insanlar üzerinde deneniyor. Bu deneylerin de başarılı olması halinde ilacın iki yıl içinde piyasaya çıkacağı belirtiliyor. Western Australia Üniversitesi Mikrobiyoloji ve İmmünoloji Bölümü Başkanı Prof. Manfred Beilharz, pastilin gribi tamamen durdurmasa da semptomlarını önemli ölçüde azaltacağını söyledi. Prof. Beilharz, enfeksiyonun birkaç gün içinde bastırılacağını belirtti. İlacın çok ucuza mal olacağı da kaydedildi. kaynak: ekolay.net |
Elma ve elma suyu kalbi koruyor Elma suyu ve elma özlerinin içerdiği bazı özel bileşenlerin kötü kolesterol olarak bilinen LDL-kolesterolün oksidasyonunu engelliyor. Uzmanlar elma ve elma suyunun sağlıklı beslenmede önemli rolü olduğunu vurguluyor. Elma suyu ve elma özlerinin içerdiği bazı özel bileşenlerin kötü kolesterol olarak bilinen LDL-kolesterolün oksidasyonunu engellediği ve böylece damarlara zarar vermesini önlediği belirtiliyor. Elma suyu, antioksidan etkisi en fazla olan meyve sularından biri. ‘Quercetin’ adlı güçlü bir antioksidan içeren elma suyu, sağlıklı beslenmede önemli bir yer tutuyor. Kötü kolesterolün oksidasyonunu önlemenin yanı sıra, vücudunuzu ultraviyole ışınları, yanıklar ve sigara gibi birçok çevresel faktörün oluşturduğu zararlardan arındırıyor. Antioksidan etkisi var Vücudumuzda enerji üreten tüm hücreler düzenli olarak oksijene ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle oksijen yaşamın temelini oluşturuyor. Diğer yandan oksijen vücut hücrelerinde yandığında, serbest radikaller veya oksijen içeren son ürünler oluşuyor. Antioksidanlar vücudumuzdaki vücut hücrelerinde, dokularda ve hücre çoğalmasını kontrol eden DNA’nın yapısında hasara neden olan serbest radikallere karşı savaşıyorlar. Bunların dışında ultraviyole ışınları, yanıklar ve sigara gibi çevresel faktörler de serbest radikal oluşumuna neden oluyor. Serbest radikallerin neden olduğu hücre hasarı kanser, kalp ve damar hastalıkları, katarakt, artritler ve yaşla birlikte gelen diğer bozukluklar gibi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bu sorunlarla karşılaşmamak için erken yaşlardan başlayarak sağlıklı beslenmek önem taşıyor. Elma suyu, içeriğindeki en fazla antioksidan kapasiteye sahip ‘Quercetin’ nedeniyle bu sorunlara karşı savaşta, sofradan eksik edilmemesi gereken bir yardımcı. |
Hastalıklardan koruyan besinler Soğuk havanın ülke genelinde etkili olmaya başlaması, aynı zamanda hastalık mevsiminin de başladığını gösteriyor. Kış mevsiminde ülkemizde yaşanan soğuk havaya bağlı olarak nezle, grip, faranjit, larenjit, sinüzit, orta kulak iltihabı, bronşit, zatürre gibi hastalıkların görülme sıklığı artıyor. Enfeksiyonlar özellikle, çocukları, yaşlıları, hamileleri, kronik sağlık sorunları olanları olumsuz etkiliyor. Kış hastalıklarından nasıl korunabilirsiniz? - Kış aylarında kalın kıyafetler giyerek soğuktan korunabilirsiniz. Fakat çok terlememeye de özen göstermek gerekiyor. - Yeme düzenine de dikkat etmek gerekiyor. Enerji verecek yiyecekler tercih edilmeli. Örneğin meyve ve sebze tüketimi artırılmalı. -Soğukta özelikle hamileler mevsim hastalıklarına yakalanmamaya özen göstermeli, toplu yerlerden uzak durmalı, maske ile korunmalı. -Astımı olanların ilaçlarını düzenli almaları, mecbur kalmadıkça dışarı çıkmamaları, hava kirliliğinden, soba ve kömür etkisinden sakınmalı. -Kalp hastalığı olanlar, diyabet hastaları, tansiyon hastaları, yaşlılar ve çocuklar çok soğuk günlerde dışarıya fazla çıkmamaya özen göstermeli. -Yüksek tansiyonu olanların da ilaçlarını titizlikle kullanmaları, direnç artsın diye diyeti bozmamaları, tuzlu yememeleri büyük önem taşıyor. Bitki çayları: Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için ıhlamur, kuşburnu veya papatya çayını çay ve kahveye tercih etmelisiniz. C vitamini takviyesi: C vitamini, vücudu virüs ve bakterilere karşı korur, aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirir. Vücudun günlük C vitamini ihtiyacı 100 miligramdır. Günde 5 öğün meyve ve sebzelerle beslenirseniz, vücudunuzun ihtiyacı olan C vitaminini karşılamış olursunuz. Uykunuza özen gösterin: İyi bir uyku, sağlıklı bir bağışıklık sistemi için çok önemlidir. Çünkü organizma gece boyunca kendini yeniler ve yeni gün için güç toplar. Zinde bir gün geçirmek için en az 6, en fazla 8 saat uyumanız gerekir. |
Reflü sorunu olanlara tavsiyeler Reflüye bağlı yemek borusu iltihabı can sıkıcı bir sorundur. Yanma, ağrı, ses kısıklığı, öksürük gibi belirtilere yol açar. Reflüye bağlı yemek borusu iltihabı can sıkıcı bir sorundur. Yanma, ağrı, ses kısıklığı, öksürük gibi belirtilere yol açar. Bu sorunun tedavisinde yalnızca ilaçlara bel bağlamak yetmez. Kişisel bazı önlemler de gerekir. İşte onlardan bazıları. Bunları kullanmayın: * Acı baharatlar * Karbonatlı içecekler (kolalı içecek, gazlı meşrubatlar, gazoz gibi) * Domates ve domates suyu * Bazı meyve suları (portakal, greyfurt, mandalina) * Kahve ve demli çay * Alkol (özellikle şarap ve diğer fermente içkiler) * Sıcak ve soğuk besinler * Et suyu ve et suyu eklenmiş besinler * Kızartmalar, bol yağlı yiyecekler * Kremalı çorbalar * Kuruyemişler * Şeker (glukoz) şerbeti eklenmiş tatlılar * Çok yağlı yiyecekler (kızartmalar) Bunları yemekten korkmayın: * Beyaz ve yağsız etler * Şekeri, yağı az tatlılar * Yağsız salatalar * Mayonezsiz, kremasız yiyecekler * Fırında veya buharda pişirilmiş besinler, tencere yemekleri * Izgara yiyecekler * Gazsız içecekler ve su Bunları mutlaka yapın: * Porsiyonlarınızı küçültün * Fazla kilolarınızı verin * Öğün aralıklarını kısaltın * Yavaş yiyin, iyi çiğneyin * Sık sık su için * Yemekte sıvı almayın, su ve içecekleri öğün aralarında kullanın * Proteinden zengin bir beslenme planı uygulayın * Yatmadan 3-4 saat önce son lokmanızı tamamlayın. Aç yatın. * Yüksek yastık kullanın, sol tarafınıza yatın. Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU |
Cep Telefonları Beyni Alzheimer'dan Koruyor ABD'de fareler üzerinde yapılan bir araştırma, cep telefonlarının, Alzheimer hastalığının bazı etkilerini önleyebileceğini ortaya koydu. Güney Florida Üniversitesinde görev yapan Gary Arendash başkanlığındaki bir grup bilim adamı, Alzheimer hastası olacak şekilde genetik değişikliğe uğratılmış farelerin, cep telefonlarının yaydıkları elektromanyetik dalgalara uzun süre maruz kalmalarının ardından, hafıza ve düşünme yeteneklerini ölçen testlerde sağlıklı farelerle aynı başarıyı gösterdiklerini tespit etti. Farelere, 7-9 ay boyunca, günde iki saat cep telefonuyla konuşan bir insanın aldığı kadar elektromanyetik dalga veren araştırmacılar, bu sürenin sonunda Alzheimer hastalığının belirleyici özelliklerinden biri olan beta amiloid proteininin toplanmasının durduğunu gözlemledi. Cep telefonlarının beyin kanserine neden olduğu konusundaki tartışmaların ardından şaşırtıcı sonuçlar elde eden araştırma ekibinin başındaki Arendash, daha hızlı sonuçlar elde edebilmek ve uygulamayı, insanlar üzerinde denemeye başlayıp başlayamayacaklarını saptamak için deney üzerinde çalıştıklarını söyledi. Araştırma ekibinde yer alan Chuanhai Cao da araştırmanın daha çok cep telefonlarının uzun süreli kullanımlarının beyne zarar vermediğinin bir delili olduğunu belirtti. Uzmanlar, kesin bir tedavi yöntemi olmayan Alzeimer hastalığı konusunda fareler üzerinde etkili olan birçok yöntemin insanlar üzerinde aynı sonuçları vermediğine dikkati çekiyor. http://adtext.adnet.com.tr/counthighlight.ashx?t=1262887747142&ids=%287098,24272,100086%29 |
Spor yapmak hücrelerin yaşlanmasını geciktiriyor Yapılan araştırmalar sonucunda, düzenli olarak spor yapanlarda hücre düzeyinde yaşlanmanın geciktiği ortaya çıktı. "Circulation" dergisinde yayımlanan araştırma, düzenli olarak dayanıklılık sporunun hücre düzeyinde yaşlanmayı geciktirdiğini gösterdi. Almanya’daki Saarland Üniversitesinden Ulrich Laufs ve ekibinin yaptığı araştırma, sporun birçok kanser türünün gelişmesinin durdurulmasında hayati rol oynayan telomeraz enzimiyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Tansiyon, kolesterol seviyesi, kandaki şeker ile kilo alımını düzenleyen ve bazı kanser türlerine yakalanma riskini azaltan sporun bu olumlu etkilerinin kaynağındaki moleküler mekanizmaya yoğunlaşan bilim adamları önce fareler üzerinde araştırma yaptı. Bir grup fare 3 hafta boyunca bir tekerlek üzerinde koşturuldu. Bu farelerin aortundaki telomeraz faaliyetinde ve kan hücrelerinde artış, programlanmış hücre ölümünde azalma olduğu görüldü. Daha sonra araştırmacılar, haftada 73 km koşan ortalama yaşı 20 olan profesyonel atletler ile ortalama yaşı 51 olan maratoncu ve triatloncuları inceledi. Uzun süre yapılan sporun, telomerazı etkinleştirdiği ve akyuvarlardaki kromozomların her iki ucunda bulunan telomerlerin kısalmasını azalttığı belirlendi. Fransız "Le Figaro" gazetesinin internet sitesinde de yayımlanan araştırmada, onlarca yıl spor yapan atletlerde telomerlerin boyunun sabitliğinin genç sporculara göre daha belirgin olduğu ortaya çıktı. |
İştahınızı azaltmak için 5 yol Yapılan bir çalışmaya göre, erkekler kadınlara göre iştahlarını kontrol etmede daha iyiler. İştahı kişinin yemek yeme arzusu olarak tanımlayabiliriz. İştah tüm canlılarda bulunur ve metabolik ihtiyaçların sağlanması için yeterli enerjiyi düzenleme işini görür. Yemek yeme arzusunun ciddi olarak azalması durumu ise ‘anoreksiya’ olarak tanımlanır. İştahın düzensiz olma hali bazı kişilerde yeme bozukluklarına sebep olabilir, anoreksiya nervosa veya bulimia nervosa veya çok fazla yeme, tıkınırcasına yeme gibi. Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde Ocak 2009’da yapılan bir çalışmaya göre, erkekler kadınlara göre iştahlarını kontrol etmede daha iyiler. Bu çalışmada araştırmacılar, kadın ve erkek gönüllülerin beyin aktivitelerini tomografiyle (PET) izledi. Bu kişiler araştırmaya alınırken kiloları normaldi ve yaklaşık 20 saat boyunca yemek yemediler. Ardından katılımcılara pizzadan kurabiyeye kadar onların en sevdiği besin sunuldu ve koklamaları, tatmaları, seyretmeleri, yemeğe bir şekilde tepki vermeleri, ama yememeleri söylendi. Bir başka gün ise açlık ve yeme düşüncelerini bastırmak için, bilişsel engel olma tekniği kullanıldı. Bu teknik, aynı yemeklere maruz kalmadan önce kişilere bu yemeklere karşı iştahlarının azalmasını öğretmek için kullanıldı. Diğer bir gün de kontrol etmek amacıyla gözden geçirme seansı yapıldı. Kadınlar ve erkekler açlıklarının azaldığını iddia etti. Oysa sonuçlara göre, yemeklere tepki veren beyin aktiviteleri erkek gönüllülerde azalırken, kadınlarda azalmıyordu. Bu çalışmanın ardından gelen yorumlar ise cinsiyet farklılığının şaşırtıcı ve şüpheli olduğu yönündeydi. Bazı araştırmacılar bu sonuçların kadınların ve erkeklerin alması gereken besinlerin farklılıklarından ileri geldiğini savunuyor. Otokontrol de çok önemli Ben ise iştahı kontrol etmenin davranış değişimi ve düşünce biçimindeki değişiklikle ilgili olduğunu ve bunun da cinsiyetten çok kişisel gelişim ve otokontrolla ilgili olduğunu düşünüyorum. İŞTAHINIZI AZALTMAK İÇİN 5 YOL ‘Dengeli beslenme programını takip etmek’ denildiğinde akla hemen ‘kilo vermek’ ya da ‘kiloyu korumak’ gelir. Ancak hayat tarzınıza ve yemeğe bakış açınızda yapacağınız beş küçük değişiklikle iştahınızı kontrol edebilirsiniz. 1. Vücudunuz sizi aç hissettiren ya da tokluk hissi veren hormonları ve beyin kimyasallarını üretir. Çalışmalar, uykusuzluğun, hormonların değişmesine ve iştahın artmasına sebep olduğunu göstermiştir. Yeterince uyumak ve belirli bir uyku düzeni oluşturmak, bu hormonlarınızı dengede tutmada size çok yardımcı olacaktır. 2. Yemek yemek için acele etmeyin. Telaş içinde olduğumuz zamanlar, yemeklerin tadına varamıyoruz. Yemeklerinize zaman ayırın. Televizyonu kapatın. Bir masaya oturun. Yemekten sonra kendinize en az 20 dakika, en fazla bir saat ayırın. Eğer daha yavaş yerseniz, doyduğunuzun farkına varırsınız. Böylece yediğinizin her lokmanın tadını alacaksınız. 3. Porsiyonları değiştirmemeye özen gösterin. Son 10 yıldır restoranlarda daha büyük porsiyonlarda yemeye başladık, bu nedenle evde daha büyük porsiyonlar hazırlar olduk. Bu fazla porsiyonlar sağlığımız için iyi değil. 4. Öğle ya da akşam yemeğinden önce salata tüketmek, sizin fazla yemek yemenizi önleyecek çok güçlü bir yöntemdir. Eğer salata yeme fikri sizi yeterince harekete geçirmiyorsa, biraz daha yaratıcı olmak mümkün. Göbek salata ve havuç yerine, bol ıspanak, elma, fındık ve turpu düşünebilirsiniz. Ağız tadınıza göre sevdiğiniz sebze ve meyveleri karıştırarak yiyebilirsiniz. Hatırlamanız gereken, salataların yağsız ya da az yağlı olmalarına özen göstermeniz. Aksi halde, bol sebze ve meyvelerin size kardan çok, zararı dokunabilir. 5. Egzersizden sonra, kaybettiğiniz enerjiyi yeniden almaya ihtiyacınız olabilir. Ama dikkat etmezseniz, egzersizi boşuna yapmış olursunuz. Egzersizi daha fazla yemek için bir araç olarak görmeyin. Egzersiz öncesi iyi beslenmediğinizde, sonrasında açlığınızı kontrol edemeyebilirsiniz. |
Ağrısız ve ameliyatsız incelme: MLS Vücutta biriken ve şekil bozukluklarına yol açan yağ dokusunu azaltmak, şekillendirip selülitleri yok etmede kullanılan MLS, bilinen yöntemlerin önüne geçiyor. Ameliyatsız, ağrısız bölgesel fazlalıklardan kurtulma yöntemi MLS (Morpho Lipo Sculpture) sistemi ile her kadının istediği vücuda kavuşabileceğini söyleyen Doğan Cerrahi Tıp Merkezi Estetik Birimi Dr. Saliha Güneri bu yöntem hakkında bilgi verdi. Yeniden yağlanma görülmüyor Özellikle kadınlar bedensel incelme ve sellülit gibi sorunlarından uzun zamandan beri mücadele ediyor. Ancak bu güne kadar, bu konuda elde edilen tedavi yöntemlerinin her birinin diğerine göre avantaj ve dezavantajları bulunurken, hem riski olmayan hem de yüz güldüren bir tedavi modeli bulunamamıştı. MLS bu konudaki en yeni ve gelişmiş tedavi yöntemlerinden oluyor. İşlem yapılmış bölgede yeniden yağlanma görülmüyor. Güner, "Sahip olduğu analiz sistemi ile MLS, kişiye özel program yapan tek uygulama. Kişinin analizi yapıldıktan sonra protokolün öngördüğü şekilde cihazın sahip olduğu elektroterapi, infraruj battaniyesi, manyeto terapi battaniyesi, ultrason, drenaj sistemlerinden enjeksiyon öncesi ve sonrası uygulamalar yapılır. Farkı yaratan enjeksiyon sistemi ise yağ hücrelerinin kalıcı kaybını sağlar. Böylece tek bir sistem içinde fazlalıklardan kalıcı olarak kurtulursunuz hem de sarkma, deformasyon ve doku gevşemesi oluşmaz" diyor. Ağrı, sızı yok Sonuçların ilk seanstan itibaren alınmaya başladığı bu yöntemle daha sonra da hiçbir ağrı hissetmiyorsunuz. Her seansta giderek verimlilik artıyor. Tedavinin önerilen şeklini sonuna kadar yapılırsa, kalıcılık ve verimlilik o kadar fazla oluyor. Diğer taraftan, kollarda sarkma yapan yağ dokularının ve gıdı daki yağlardan bir seansta kurtulmak mümkün. |
Profesörden şeker, kolesterol ve kanser gerçekleri Şeker, vücudumuzu, demir paslanır gibi paslandırıyor, eskitiyor; çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında yaşlandırıyor. Şekeri, gıda sanayiinden söküp atmak zor ama, işe kendi mutfağımızdan başlayabiliriz! Genel cerrah Prof. Dr. Kenan Demirkol, A'dan Z'ye akıllı beslenmenin matematiğini anlatıyor... Muayenehanesinin kapısında "Prof." yazmıyor. "Ben üniversitede hocayım, burada hekim" diyor. Söz bir ara "kronometreli doktorlara" geldiğinde, yani 15 dakika muayene süresini aşınca ikinci vizite ücretini alanlara çok şaşırdı. Çünkü kendisi saat takmıyor, "dalgınlıkla saatime bakar da hastayı tedirgin ederim" diye. Uzmanlık alanı, beslenmeyle yakından ilgili olan sindirim sistemi organları. Ancak Demirkol bir "akıllı beslenme" uzmanı. Bunu bir insanın tüm bedenine ilişkin olduğu kadar, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla da ele alıyor. Peki beslenme nedir? İlk aklımıza gelen, şişmanlık-zayıflık. Özellikle kadınlarda modasına göre sıfır bedenle, 90-60-90 arasında değişen ölçülerde olmak ya da olmamak. Doğru mudur? "Kibrit kutusu kadar" reçetelerini bir yana bırakıp, Demirkol'a: "Neden düşmandır şu ünlü üç beyaz?" diye sorduk. O, şekerle başladı. "ŞEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIŞ EĞRİSİ PARALEL" DEMİRKOL: Kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiştir. ABD'de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65'i ya şişman ya daha da ileri aşamada. 64 milyon insanın koroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş gözükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır. Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa'da ortaya çıktı, soğuk iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi bire bir örtüşüyor. Çünkü; şeker sadece kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. "Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım" demek çok yanlış. İnsan vücudunun şeker almasına gereksinim yoktur. "12 YAŞINDA YAŞLANDIRIYOR" Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli miktarlarda yemeleri doğru değil mi? - Asla doğru değil. Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız? - Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar. Şeker sadece meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisi. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır. İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda olumsuzlaşıyor. O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış. Bu devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor. Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor. Şimdi 100'lerdeyiz, 120'de şeker hastalığı. Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet. Bir de edimsel tip 2 diabet. Pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar. Yaşlanma süreci olarak kabul edilir. 60'lı yaşlarda görülmesi beklenir. Ama şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diabet var. Sağlıklı beslenmede şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak alışkanlığıdır. "KANSER HÜCRESİ DE ŞEKERLE BESLENİYOR" Ama, beyin sadece glikozla beslenmiyor mu? - Doğru. Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden vücut elde ediyor. Kanser hücresi de şekerle besleniyor. Özellikle kemoterapi gören asla şeker yememeli. Şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker 'sakaroz', iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar.. Çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır. Orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü. İnsülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecek. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacak. İnsülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu salgılanır. Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş olur. Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgılatır. Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda metabolize edilebiliyor. Değişik kimyasal süreçlerin içine katılabiliyor. Bu da 30 gram şekerdir. Günde bundan fazla yenirse karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Bugün Amerika'da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor. "MEYVE YİYORSAN, ŞEKER YEME" >>> Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek. - Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz bir takım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz. Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi? - İncir ve muz en çok şeker içerenler. Ama onun dışındaki meyveler aşağı yukarı aynı. Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete çıkartabilirler mi? Bunu yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasıl başaracaklar bunu? - Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben böyle ve de çok keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün. Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre. - Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz besliyoruz. Tıkıyoruz ahırlara "şunu yiyeceksin" diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz. Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer yerdi. Filler örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider yermiş ilaç niyetine. - Evet bu tüm hayvan aleminde var. Kaliforniya Valisi bütün o rambo görüntüsüyle Amerika'da en aklı başında valilerden biri oldu. İki büyük atılımı oldu. Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını yasakladı. İki; patates cipsinin üzerinde, "öldürücüdür" yazısı konuyor. AMERİKA'NIN MISIRINI TÜKETECEĞİZ DİYE... Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz? - Yok, bir konu daha var. Son yıllarda yeni akım mısırdan şeker elde etmek. 1920'li yıllarda Amerikan başkanı "benim köylüm mısırdan kalkınacak" fetvasında bulundu. Gerçekten de çok büyük teşvikler verildi. Göz alabildiğince mısır ekildi. Dünya mısır ekiminin yüzde 40'ı Amerika'dadır. Bunu sadece hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince değerlendirme yolları arandı. Japonlar mısırdan şeker elde etmeyi keşfetti. Amerika hemen balıklama atladı bu yöntemin üzerine. Artık şeker endüstriyel. Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz. Ama her türlü dondurma, meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp dökmüyor. Kartal'dan fabrikadan hazır fruktoz şerbeti geliyor. KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp çiziliyor. - Maalesef. Şimdi bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye ulaşmanın en zor olduğu çağdayız. Çünkü, ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine binmiş durumda. O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz. Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa dönüşüyor ve bizi hasta ediyor. Nasıl demir paslanınca eskir, bu paslanmanın bilimsel adı oksitlenmedir. Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır. Birtakım gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici maddeler alırız. Örneğin, üzüm çekirdeği. Gerçekten bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını belirleyen, hastalanmasını, kanser gelişimini belirleyen ana faktör. Bakın bir kolesterol furyası aldı gidiyor. Kolesterol anne sütünde, yeni bir hayatın doğması için ana nesne olan yumurtada bolca var. Demek ki insan hayatının gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var. Bakıyorsunuz kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı. "KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ" Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor. Bunun modası olur mu? - Bakıyorsunuz LDL 130'a kadar normalde. Üç sene sonra 100, şimdi de 60 olsun diyorlar. Yakında sıfıra indirecekler. Aslında, kolesterol masum. Bizler suçluyuz. Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor . Yağsız kuzu şiş yediğinizi varsayalım, yanında da meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi yeseniz bir zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız kolesterolü, meşrubattan aldığınız şeker trigliserite dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği oluşuyor. Biz insanlara "kardeşim kolesterol zararlı değil. Ama oksitlenmesine izin verme" diyeceğimize, ilaç firmaları kolesterolü düşürecek ilaç keşfediyor. Biz masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici maddeleri düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas insan mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt. Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş yağ asidi. Bu madde yapay beslenen hayvanların sütünde var, depo yağlarında var. Ama bizim ineğimiz merada otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve hayvansal yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol oksitlenmemiş olacak. ANTEP YUVALAMASININ FAYDALARI >>> Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da, süt yapacak da kaç kişiyi besleyecek? Fiyatı yükseltmez mi tüm bunlar? - Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yıllardır hep böyle aldatılıyoruz. "Dünya nüfusu aç. Dünyayı besleyebilmemiz için yapay gübreye, yapay yeme ihtiyacımız var." Hayvansal proteini, tek kaynak olarak görürseniz haklısınız. Ama insan ekmek yerken bile protein almış oluyor. Hububat, baklagillerde bile protein var. Şimdi doktorlar bunu okur okumaz itiraz ederler. Derler ki "Esansiyel amino asitler vardır". Yani hayvansal gıdada var olan, vücudun üretemediği mutlaka dışardan alınması gereken bazı protein yapı taşları, amino asitler vardır. Örneğin; mercimekli bulgur pilavı yaptığınızda bulgurda eksik olanı mercimekten, mercimekte eksik olanı bulgurdan alıyorsunuz. Anakız diye bir yemek varmış, ben de yeni gördüm, bulgurdan yapılan küçük köftecikler nohutla birlikte pişiriliyor. Antep yöresinin yuvalaması gibi.. - Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini tamamlıyorlar. Tam ete eşdeğer protein almış oluyorsunuz. Makro nutrientler yağ, protein ve karbonhidrattır. Mikro nutrientler ise vitaminler, mineraller, enzimlerdir. Bizim süte kalsiyum açısından ihtiyacımız var. Eğer merada otlayan bir hayvanın sütüyse içinde bulunan omega-3'e ihtiyacımız var. Türkiye'de biliyorsunuz gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten. Ama yapay yem üreticileri "biz dünyayı nasıl doyuracağız" yalanıyla kandırarak hayvancılığı katlettiler. Hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. Hızla kan şekerini yükselten, hayvanın yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker hastası olmasına yol açan bir beslenme şekli. Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur. Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün oksitlenmesine yol açar. Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur. Yine merada beslenen ineğin sütünde insüline benzer büyüme hormonu vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin kendisini yenilemesini sağlayan maddedir. Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama batıda ekolojik hayvancılığın sonucu elde edilen süt ile konvansiyonel üretilen sütün maliyeti arasındaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor. Ne Türkiye yasalarında ekolojik hayvancılıkla barışığım, ne de AB'dekiyle. Ekolojik hayvancılık denince akla "ekolojik tarım sonucu elde edilmiş ürünlerle hayvanın beslenmesi" geliyor. Affedersiniz ama 2000 yıl önce hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya da pancarı. İneğin normal beslenmesinde pancarın, mısırın ve patatesin yeri var mı? Yok. Demek Amerika'dakilerin varmış. - Orada da yok. İster ekolojik tarımla, ister normal tarımla elde edilmiş olsun hayvana pancar verilmesi yanlış. Zaten hayvanın sütünün kötü olmasının sebebi hayvanın, karbonhidratı zengin, onu yağlandıran tarzda, mısırla beslenmiş olması. O yüzden ekolojik hayvancılık dediğimizde yasalarımızın buna göre organize olması gerekiyor. Tanımlamamız gereken, türe özgü beslenme. Bir inek nasıl beslenir doğada? Öyle beslersek ineğin sağlıklı olmasını sağlarız. Dolayısıyla verdiği ürünün de insanlara sağlıklı olmasını sağlarız. Bütün doğada kendiliğinden yetişen yeşillikler omega-3 ağırlıklı yağ içerir. İnsanların eliyle ekilenler omega-6 içerir. HAMSİYİ HANGİ YAĞDA KIZARTACAĞIZ Ne fark var arasında? -İnsan vücudunun her hücresinde hücre zarı vardır. Bu hücre zarı lipo protein katmanla sarılı. Yani bir yağ bir de protein. Bu hücre zarındaki yağ ana madde olarak omega-3'tür. Tek tük omega-6 da içerir. Biz yeşillikten uzaklaştıkça ve hayvanımızı da yeşillikten uzaklaştırdıkça elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insanın her gün 1 gram omega-3 alması gerekiyor. Omega-6 yağ asitleri ile omega-3 yağ asitleri vücudumuzda aynı enzimlerle metabolize edilir. Biz ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip çok omega-6 aldığımız için artık omega-3'e enzim kalmıyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçeği yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor. Bütün yağlar, yağ asitlerinin karışımıdır. Onlar da 3'e ayrılır. Doymuş yağ asitleri, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri. Çoklu doymamış yağ asitleri ikiye bölünür, onlar da omega-3 ve omega-6'dır. Bundan 40-45 yıl öncesi omega-6 kolesterolü düşürüyor diye tüm topluma söyledik. Ayçiçeği ve mısırözü yağlarını tükettirdik. Fakat sonra anladık ki bu yağlar iyi kolesterolü de, kötü kolesterolü düşürdüğü oranda düşürüyor. Bizim kolesterol açısından sağlıklı olmamızdaki unsur iyi ve kötü arasındaki dengedir. İkisini birden düşürürse denge bozulmamış olduğundan herhangi bir iyilik elde etmiş olmuyoruz. DEPRESYONUN ÇARESİ İkisi arasında denge mi, fark mı önemli? - Oran önemli. Omega-6'yı o kadar fazla alıyoruz ki, almış olduğumuz azıcık omega-3'ü de değerlendirmeden vücuttan hemen atıyoruz. Omega-3 olmayınca hücre duvarına veremiyorsunuz. Hücre duvarı da omega-3'ten oluşuyor. Vücut da asıl malzemeyi bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne bulursa onla hücreyi onarıyor. Omega-3 yerine, omega-6 yağ asidi olan araşidonik asidi kullanıyor. Ama bu asit bütün stres komalarının hammaddesi. Gecekondunuzu el bombasıyla örmüş oldunuz. Dışardan biri taş atsa havaya uçacak. Ama o zaman da ben size stres ilaçları satacağım. - Tabii. Omega-3'ten zengin beslenen toplumlarda depresyon çok az oranda görülüyor. Zihinsel performans artıyor. Beynimizdeki toplam yağ asidinin yarısı omega-3 olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz. PROF. KENAN DEMİRKOL'DAN HAYATİ BİLGİLER >>> ÇAY VE ZEKA Beslenmeyle doğrudan ilişkili öyle mi? - Aynı şey mesela demir için de geçerli. Zamanında Türkiye'nin yarısı aptaldır lafı çok tepki yarattı. Bunu bu şekilde ifade etmek hoş olmadı, ama Türkiye'nin yarısında demir eksikliği, kansızlığı var. Demir eksikliği zihinsel eksiklik yaratır. Sonuçta demir üstünden düşünürsek Aziz Nesin haklıydı. Türkiye'de çay tüketiminin de buna katkısı var. Demirin emilimini olumsuz yönde etkiliyor. Ama diğer taraftan çay iyi bir anti oksidan. Yemekten hemen sonra çay içme adetimiz var. Doğru mu? - Şekerle içmediğiniz takdirde hiçbir zararı yok. Yemekten hemen sonra çay içilebilir. Demirin emilimini engellediği için iki saat sonra içmek gerektiği söyleniyor. - Üç saat.. Ben tekrar omega-3'e dönmek istiyorum. Çünkü hayati bir olay. Omega-3'ün eksikliği insanları şeker hastalığına itiyor. Damarların sertleşmesine yol açıyor. Pıhtılaşabilirlik oranın artmasına, dolayısıyla kalp damarının veya beyin damarının pıhtıyla tıkanıp "inme" veya "enfarktüs" olmasına yol açıyor. Bir yandan omega-3 kaynaklarımız çok azaldı Toplum olarak zaten balığı çok az tüketiyoruz. Omega-6'yı çok tükettiğimiz için omega-3'ün yolunu kesiyoruz. Artık kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçeği ve soya yağı kansere sebep olabiliyor. Akciğer kanseri, meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, şeker hastalığının oluşumunu kolaylaştırıyor.. Ayçiçeği de bir bitki. Neden zararlı? Kimyasal yapısından dolayı mı, üretim hatasından mı? Kimyasal yapısından. Kültür bitkisidir. Omega-6 yağ asidi içerdiği için. Mesela zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor. Biz bunlara trans yağ asitleri diyoruz. Bu yağ asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek damar sertliği yapıyor. Diğer taraftan trans yağ asidi beyindeki sinir kılıflarına girerek beyindeki iletiyi bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep oluyor.. "ANNEMİN YEMEKLERİ BAŞKAYDI" Acaba "tadı güzel" dediklerimiz bize dışardan dayatılan bir kavram mı? Güzel nedir? - Eşinizle ilk evlendiğinizde yemek yaptığınız zaman size itiraz etmedi mi, "benim annem böyle yapıyor" diye? Ben güzel yemek yaparım. - Ona rağmen itiraz etti. İnsan çocukluğundan alıştığı damak tadını arıyor. Belki dünyanın en kötü aşçısı annesi, ama insan neye alıştıysa onu arıyor. Eski çağlardan bu yana insana dair güzel-çirkin kavramı bile ne kadar çok değişmiş. Biz ona böyle bir değer yüklediğimiz için güzel oluyor. Toplumda da dayatılan değerler var . Kola ya da hamburger için "bak bu güzeldir" deniyor çocuklara. - Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih ediyorum. Çünkü; onlar yakın zamanda anne baba adaylarıdır. PROF. KENAN DEMİRKOL'DAN HAYATİ BİLGİLER • Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz. • Türkiye'de gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten. • Yapay yem üreticileri 'biz dünyayı nasıl doyuracağız' yalanıyla, hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. • Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur. Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı donmuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün asitlenmesine yol açar. • Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur. • Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama aradaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor. • Elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insan her gün 1gram omega-3 alması gerekiyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçek yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor. • Zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor. |
Oturduğunuz yerden kilo verin Cinsel işlev bozuklukları da dahil olmak üzere birçok hastalığın tedavisinde kullanılan hipnozla tedavi aynı zamanda zayıflamayı da kolaylaştırıyor. Hipnoz denilince akla sürekli uyku halindeki kişinin karşısındakinin söylediklerini yapması gelse de uzmanlar, hipnozun birçok hastalığın tedavisinde tamamlayıcı olduğunu söylüyor. Cinsel işlev bozuklukları da dahil olmak üzere birçok hastalığın tedavisinde kullanılan hipnozla tedavi aynı zamanda zayıflamayı da kolaylaştırıyor. Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz Psikoterapi ve Hipnoz Uzmanı Dr. Haluk Alan ile hipnozla ilgili merak edilenleri ve hipnozla zayıflamayı konuştuk. Hipnozla tedavi ne anlama geliyor? Hipnozla tedavi; hipnoza alınan kişiyi (suje) belli bir trans derinliği ve telkinler eşliğinde, sorunu ya da sorunlarına yönelik içsel olgularına yönlendirebilme durumudur. Alternatif bir tedavi yöntemi olmayıp, tedavileri tamamlayıcı bir unsurdur. "Hipnozla tedavi ile her şeyi yapabilseydim şimdi zengin olurdum" Ne kadar zamandır bu işle uğraşıyorsunuz? Son 7 yılı aktif olmak üzere yaklaşık 9 yıldır hipnoz yapıyorum. Eğer hipnoz yapan kişi olarak elimde farklı güçler olabilseydi ve ben bunları hipnoza giren kişinin bütün karşı çıkmalarına rağmen istediğim şekilde kullanabiliyor olsaydım herhalde Türkiye'nin değilse bile bölgenin en zengin adamı olurdum. Çünkü, bana müracaat eden tekstil fabrikatörlerinin sadece 2-3 tanesinin banka hesaplarını kendi üzerime transfer etseydim bu bana yeterdi. Kimler hipnozla tedavi yapabilir? Hipnozla tedavide hekimler, psikologlar ve diş hekimleri görev alabilirler. Sadece sertifika alarak hipnoz yapmaya yetkilendiğini zanneden hekim ve psikolog dışı kişilere güvenmeyin ve onlara hipnoz olarak geleceğinizi karartmayın. Kişi için bir tehlike var mıdır? Hipnoz doğduğumuz günden bu yana aslında her gün karşılaştığımız ve hatta yaşadığımız doğal ve normal bir durumdur. Dalmış vaziyette televizyon seyrederken ya da kitap okumaya daldığımız ancak bize sesleneni duyuyor olmamıza rağmen yanıtlayamadığımız anlar hep doğal hipnoza örneklerdir. Bunları yaşadığımız anlarda beynin alfa düzeyindedir. Yani hipnozda yaşanılan evre. Bu yüzden eğer yetkili bir hekim ya da psikolog tarafından uygulanıyorsa, hipnozun hiçbir tehlikesi yoktur. Şimdiye kadar sadece hipnozdan kaynaklanan, tespit edilmiş bir psikolojik ya da fizyolojik zarar belirtilmemiştir. Hipnozla zayıflamak mümkün müdür? Nasıl? Düşünerek zayıflama derken biz düşünce gücünü ve dolayısıyla zihnimizi ve daha da önemlisi bilincimizi ve bilinçaltımızı kastediyoruz. Zihinsel yoğunlaşmayla elde edilebilecek yararlar sadece zayıflama ile sınırlı değildir. Metropolitan Üniversitesi uzmanlarından Dave Smith'in yaptığı araştırmada her gün bir saat egzersiz yapanlardan daha çok, 1 saat aynı egzersizi yaptığını düşünen, bunu düşünen, zihninde canlandıran grup başarılı olmuş hatta yarım kilo daha fazla kilo vermişlerdir. Bizlerin de hipnozda kullandığı imajinasyon yöntemi kişinin belli bir beyinsel dalga boyuna getirilmesiyle sağlanabilir. Bunun en iyi sağlandığı zaman dilimi beynin alfa dalgalarının hakimiyetinde olduğu dönemlerdir. Uykuya dalmaya hazır olduğumuz anlar ve hipnozun bazı aşamalarında bu dalga boyunun hakimiyeti söz konusudur.Uykulu veya hipnotik trans durumunda vücuttaki bilinçli bütün zorlamalar en aza inmektedir. Dolayısıyla bu dönemde bilinç tarafında ortaya atılacak bilinçli çatışmalar önlenmekte, bilinçaltı bütün haşmetiyle size yardım etmek üzere gönderilecek olumlu telkinleri almaya müsait hale gelmektedir. Telkinlere açık olunan bu dönemde, bilinç geri plandadır. Bilinçaltını size faydasız bazı alışkanlıklardan temizleyip, yepyeni bir anlayışa yönlendirmek işte bu dönemde mümkündür. Bu imajinasyonun yanı sıra; kendini gelecekte nasıl görmek istiyorsa, yani mutlu, sağlıklı, estetik, ideal kilosuna ulaşmış, stresten uzak, huzurlu v. b. özellikleri kendi üzerinde görmeye çalışır. Ve bilinçaltına şu uyarıyı gönderir: "İşte ben bu olmak istiyorum. İnanıyor ve biliyorum ki bu isteğim mutlaka yerine getirilecektir…" Çikolata yemekten kendini alamayan hasta tam 12 kilo verdi >>>>> Yıllardır çikolatalı besin tüketmekten kendini alıkoyamayan bir hastam (A.G.) oluşturduğumuz etkin imajinasyon (Düşünsel yoğunlaşma) etkisiyle ilk seansımızda yediği o çikolatalı dondurmaların gres yağından üretildiği sanısıyla, seans sonunda kısa bir süre öğürme ve kusma şeklinde tepki göstermişti. Bu imajinasyonun bir gücüydü. Şimdi o hastam toplamda 12 kilo ile en iyi zayıflayan hastalarım arasındadır. Aradan 2 yılı aşan bir sure geçmiş olmasına rağmen verdiği kilolarını geri almamıştır. Bu arada çikolatalı dondurma ve diğer ürünleri de çok büyük bir rahatlıkla tüketebilmektedir. Ama sadece ihtiyacı kadar, aşırıya kaçmadan, bilinçli olarak. Hipnozla zayıflamak kalıcı bir sonuç mudur? Tüm bu anlatılanlardan sonra evet! Diğer yöntemlere kıyasla zihinsel yoğunlaşma ve hipnoz yöntemiyle yapılan zayıflama kalıcı olmaktadır. Nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz? Biz uygulamayı genelde 5 seans üzerinden yapıyoruz. Sonra 15 günde bir, ayda 2, ayda 4, ayda 8 ve 12 ayda bir olmak üzere 6 kez hatırlatma seansları uyguluyoruz. Ancak hasta bu dönemler içinde ilk 21 gün geceleri tam yatmadan önce gece hipnozu seansları yapmaktadır. 21 gün sonunda elde edeceği başarı ve kazanacağı alışkanlık onun ruhunda " istediğini elde eden insanın" huzurunu yaşatacaktır. Yaklaşık hastalarımızdan ayda 4-5 kilo civarında kilo vermelerini istiyoruz. Cinsel sorunlara da çare oluyor Cinsel sorunlar hipnozla destek veriyor musunuz? Cinsel sorunların hipnoz yöntemiyle tedavisi mümkündür. Özellikle vajinismus, orgazm bozukluğu, cinsel isteksizlik, erken boşalma, ereksiyon problemi ve geç boşalma, üzerinde çalışılan ve hipnoz yöntemiyle olumlu sonuçlar alınan cinsel problemlerdir. Her bir sorun için farklı hipnotik uygulama bulunmaktadır. Ancak bu ve diğer sorunlarda amaç sadece hipnoz yapmak değildir. Hipnoz öncesinde kişiden sorunu hakkında yeterince bilgi alınmakta, sonra kendisine konulan tanı doğrultusunda bilgi verilmekte ve terapi süreci hakkında bilgilendirilmesi sağlanmaktadır. Bu devrelerden geçen hasta uygun trans derinliğine alınarak çeşitli terapi teknikleriyle tedavi edilmektedir. Vajinusmusta en etkili yöntemlerden biri Hipnozla tedavi sonrasında kişi tamamen iyileşir mi? Hipnozla tedavide kişinin sorununa bağlı olarak tedaviden alınan yanıtlar da değişmektedir. Psikolojik sorunlar bağlamında ele aldığımızda örneğin sadece ilaçlı tedaviye oranla, hem ilaçlı tedavi ve hem de psikoterapi ve hipnoz uygulamaları daha kalıcı tedavi imkanı sunmaktadır. Panik bozukluğundan takıntılı durumlara ve cinsel sorunlara kadar birçok problemde daha kalıcı bir tedavi için psikoterapi ve içinde hipnoza yer verilmektedir. Vajinismusta en etkin tedavi yöntemlerinden biri hipnozdur. Hipnozla daha önce tedavi edilememiş birçok vajinismus hastasını tedavi ederek operasyonlarla sağlanamayan tedaviyi hipnozla sonuçlandırmak mümkün olmuştur. Cinsel yaşamın daha zevkli ve sorunsuz hale getirilmesinde hipnozun çok önemli katkıları olmaktadır. Özellikle batıda ön yargısız bir şekilde terapilerde kullanılmakta olan hipnoz, sorunların kalıcı çözümü noktasında terapistlere büyük kolaylıklar sağlamaktadır. |
bebeklerde ates ve öksürük Çocuk ve bebeklerde ateş görüldüğünde evde alınabilecek basit ve temel önlemler önemlidir. Ateşin tedavisi yanlızca ateş düşürücü ilaçlarla değil, aynı zamanda uygun yaklaşımlarla desteklenmelidir. Bu destek yaklaşımlar ateş düşürücü kullanmak kadar önemlidir. Ateşli bebeğin bulunduğu ortamın ısısı 21-22 C arasında tutulmalıdır. Oda ısısının ayarlanması için havalandırmalar ve vantilatörler kullanılabilir,ancak bebeğin direkt olarak hava akımının karşısında olmamasına dikkat etmek gerekir -Çocuğun üzerindeki fazla giysiler çıkartılarak az ve gevşek giysilerle çocuğun ısısının düşürülmesine yardımcı olmalı. -Ilık suyla (29-32 C) duş yaptırmak veya ıslak bezlerle vücut ateşini kontrol edip sık sık ölçüm yaparak ateşin seyrini izlemeli. -Doktorun tavsiye ettiği bir ateş düşürücü (antipiretik) kullanarak ateşi kontrol altında tutmalı.(Ateş düşürücüler çocuğun yaşına ve kilosuna bağlı olarak farklı miktarlarda kullanılırlar; bu nedenle bir hekime danışarak kullanılmalıdır. -Yüksek ateşte vücudun daha fazla sıvıya ihtiyaç duyması nedeniyle bol miktarda sıvı almasını sağlamalı. Verilecek sıvının çok sıcak veya çok soğuk olmamasına dikkat etmeli. Unutulmamalıdır ki ateşi yükselen çocuklarda yapılması gereken bazı basit işlemler ateşi almakta çok yardımcı olurken bazı yanlış uygulamalarda tedavinin uygun olarak yapılmasını engellemektedir. Öksürüğün sebebi nedir? Normal koşullarda burundan başlayarak akciğerlere kadar uzanan solunum yolunun üst tabakası toz, bakteri, virüs ve diğer yabancı cisimleri yakalayan ince bir mukus tabakası ile kaplıdır. Çocuklarda yaklaşık olarak günde 0,5 litre mukus yapılır.Cilia adı verilen çok küçük tüy gibi yapılar bu mukusu korumaya çalışır ve solunum yollarına giren yabancı içeriği küçük süpürgeler gibi hareket ederek dışarıya atar.Çocukta solunum yolu enfeksiyonu başladığında ciliaların bu doğaltemizleme hareketleri ortadan kalkar.Solunum yolları da kendisini etkileyecek yabancı cisimlerden korunmak için daha da kalın bir mukus tabakası oluşturmaya başlar.İşte öksürük ciliaların hareketlerinin bozulduğu bu ortamda solunum yollarının temizliğini sağlamak için ortaya çıkar.Ciliaların hareketlerini yeniden düzenleyebilmek için enfeksiyon geçtikten haftalar sonrasına kadar çocukta öksürük sürebilir. Öksürüğün sebebini bulmak bazı durumlarda zor olabilmektedir. Çocuklar çoğunlukla hastalık belirtilerini anlatamazlar, bazen muayene ile de bir şey bulunamaz ve bu durumlarda akciğer fonksiyon testleri gibi bir takım laboratuvar testleri yapmak gerekebilir. Aileden alınacak küçük bilgiler ısrarlı öksürüklerin sebebinin bulunmasında yardımcı olacaktır.Örneğin sürekli sigara dumanına maruz kalma, evdeki toz ve akarlar gibi allerjen maddeler, evcil hayvanlar bu türlü ısrarcı öksürüklerin sebebi olabilir. Öksürükle birlikte sarı,yeşil burun akıntısı, baş ve boğaz ağrısı, nefesin kötü kokması da varsa genellikle sinüzit düşünülür.Solunum yollarına çekirdek, fındık vs. yabancı cisim kaçması sonucu da öksürük ortaya çıkabilir.Astım, soğuk algınlığı, sigara dumanı da muhtemel öksürük sebeplerindendir. Öksürük sesi bazen tanıda yardımcı olur. Kısa, kuru ve hırıltılı öksürük astım, bronşit veya zatürrede ortaya çıkar.Balgamlı öksürükler ise genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları ile oluşur.Boğmaca ve krup ta da kendine özgü öksürük sesi vardır. Soğuk algınlığında veya sinüzitlerde öksürük genellikle yatarken ( mukus sürekli boğaz gerisine akmaktadır) artar.Çocuk sabah kalktığında şiddetli öksürerek ve bazen de kusarak bu mukusu temizlemeye çalışır. Israrcı öksürükler ise bronşit, zatürre veya astımda görülür, pzisyonla ilgisi yoktur, gece veya gündüz oluşabilir, egzersizle artar.Çığlık atmak, bağırmak veya gülmek ile şiddetli bir öksürük atağı oluşabilir. Bebeklik yaşlarında zatürre ve bronşiolit hastalıkları oldukça ciddi hastalıklardır. 1 yaşın altındaki bebeklerde havayolları henüz çok küçüktür. Bazı virüsler bu küçük hava tüpleri (bronşioller) in zarar görmesine sebep olurlar.Aldıkları hava yetersiz gelmeye başlar, nefes almakta güçlük çekerler ve acil müdahaleye gereksini duyarlar. Astım uzun süreli öksürüklerde en çok görülen sebeplerden biridir. Genellikle öksürük dışında başka belirti yoktur.Dinlemekle göğüste tipik solunum sesleri duyulur. Öksürükte Ne yapmalıyız ? Öncelikle evde kesinlikle sigara içmemelidir. sigara dumanı ciliaların hareketlerini felce uğrettığı gibi mukus salınımını da arttırır. İkinci önlemimiz ise mukus salgısını inceltmek ve irritasyonu yumuşatmak için çocuğumuza bol su veya benzer sıvılar içirmek olmalıdır. Üçüncü önlemimizde havayı nemlendirici cihazlar kullanmak olabilir. |
1100 kalorilik diyet Haftada ortalama olarak 2 kilo vermek. Uzun sürede dengeli bir şekilde kilo verebileceğiniz bir diyet. Bu diyeti istediğiniz kiloya ulaşıncaya kadar 7 günlük periyodlar halinde uygulayabilirsiniz. %54 Karbonhidrat, %16 Protein, %30 Yağ içeriyor. Günlük kalori: 1100 Kcal Diyetin 7 Günlük menüsü 1.GÜN Sabah : Çay veya kahve (şekersiz), 1 kibrit kutusu beyaz peynir (az yağlı), salatalık , domates, 1 ince dilim ekmek (kepekli) Kuşluk : 4 adet diyet bisküvi Öğle Vakti : 100 g kırmızı et (ızgara veya haşlanmış), 1 küçük kutu ayran, salata (yağsız), 2 ince dilim ekmek (kepekli) İkindi Vakti : 1 porsiyon meyve Akşam Vakti : 8 yemek kaşığı sebze yemeği, 1/2 kase yoğurt (kaymaksız), salata (yağsız), 4 yemek kaşığı pirinç pilavı Gece : 2 porsiyon meyve 2.GÜN Sabah : Çay veya kahve (şekersiz), 1 kibrit kutusu dil peyniri, salatalık , domates, 1 ince dilim ekmek (kepekli) Kuşluk : 2 adet grisini Öğle Vakti : 100 g tavuk (ızgara veya haşlanmış), 1 küçük kutu ayran, salata (yağsız), 1 ince dilim ekmek (kepekli) İkindi Vakti : 1 porsiyon meyve Akşam Vakti : 1 kepçe çorba, 8 yemek kaşığı sebze yemeği, ½ kase yoğurt (kaymaksız), salata (yağsız), 2 ince dilim ekmek (kepekli) Gece Vakti : 2 porsiyon meyve 3.GÜN Sabah : Çay veya kahve (şekersiz), 1 kibrit kutusu beyaz peynir (az yağlı), 2-3 adet zeytin, salatalık , domates, 1 ince dilim ekmek (kepekli) Kuşluk : 1 porsiyon meyve Öğle Vakti : 1 kepçe çorba, 8 yemek kaşığı sebze yemeği, 1/2 kase yoğurt (kaymaksız), salata (yağsız), 1 ince dilim ekmek(kepekli) İkindi Vakti : 4 adet diyet bisküvi Akşam Vakti : 100 g kırmızı et (ızgara veya haşlanmış), 1 küçük boy haşlanmış patates, 1 küçük kutu ayran, salata (yağsız), 1 ince dilim ekmek (kepekli) Gece : 2 porsiyon meyve 4.GÜN Sabah : Çay veya kahve (şekersiz), 1 kibrit kutusu dil peynir (az yağlı), salatalık , domates, 1 ince dilim ekmek (kepekli) Öğle Vakti : 1 kepçe çorba, 100 g tavuk (ızgara veya haşlanmış), 1 küçük kutu ayran, salata (yağsız), 1 ince dilim ekmek (kepekli) İkindi Vakti : 1 porsiyon meyve, 2 adet grisini Akşam Vakti : 8 yemek kaşığı sebze yemeği, ½ kase yoğurt (kaymaksız), salata (yağsız), 4 yemek kaşığı erişte veya kuskus Gece : 2 porsiyon meyve 5.GÜN Sabah : Çay veya kahve (şekersiz), 1/2 kibrit kutusu kaşar peynir, salatalık , domates, 1 ince dilim ekmek (kepekli) Kuşluk : 1 porsiyon meyve, 2 adet grisini Öğle Vakti : 8 yemek kaşığı sebze yemeği, 1 kase yoğurt(kaymaksız), salata (yağsız), 1 ince dilim ekmek (kepekli) İkindi Vakti : 2 adet grisini, 1 porsiyon meyve Akşam Vakti : 100 g balık (ızgara veya buğulama), salata (yağsız), 2 ince dilim ekmek (kepekli) Gece : 2 porsiyon meyve 6.GÜN Sabah : Çay veya kahve (şekersiz), 1 kibrit kutusu beyaz peynir (az yağlı), 1 kibrit kutusu dil peyniri, salatalık , domates, 2 ince dilim ekmek (kepekli) Öğle Vakti : 8 yemek kaşığı sebze yemeği, 1 küçük kutu ayran, salata (yağsız), 1 ince dilim ekmek (kepekli) İkindi : 1 porsiyon meyve Akşam : 100 g tavuk(ızgara veya haşlama), 1 küçük kutu ayran, salata (yağsız), 4 yemek kaşığı makarna Gece : 3 porsiyon meyve 7.GÜN Sabah : Çay veya kahve (şekersiz), 1 kibrit kutusu beyaz peynir (az yağlı), 1 adet haşlanmış yumurta, 2-3 adet zeytin, salatalık , domates, 2 ince dilim ekmek (kepekli) Öğle Vakti : 1 kepçe çorba, 8 yemek kaşığı sebze yemeği, 1 kase yoğurt(kaymaksız), salata (yağsız), 1 ince dilim ekmek (kepekli) İkindi Vakti : 1 porsiyon meyve Akşam Vakti : 1 kepçe çorba, 100 gr. balık (ızgara veya buğulama), salata (yağsız), 1 ince dilim ekmek (kepekli) Gece : 2 porsiyon meyve |
meyve diyeti birçok yaz meyvesi de sofralarımızda yerini aldı. Meyvelerin cesitli ve lezzetli olmasi meyve tuketim http://www.sagliklica.com/resim/diyet-zayifla/meyve-diyet.jpgmiktarinin artmasina sebep oluyor. Ayrica bu donemde meyve, karpuz, cilek diyeti gibi donemsel dusuk kalorili, tek besinden olusan favori diyetler goze carpmaya basliyor. Meyve diyetleri, dusuk kalorili, karbonhidrat icerigi yuksek, protein ve yag icerigi dusuk diyetlerdir. meyve diyeti özellikle sıcak günlerde uygulamanız rahat olur. Diyet, özellikle ortalama iki kilo vermek isteyenler düşünülerek hazırlanmış ve günde 1000 kalorilik bir enerji alımına dayanıyor. Ancak iki kilodan daha fazla vermek isteyenlere bu program tavsiye edilmiyor. Bu diyet ayrıca, vücudun toksinlerden arınmasına, şişkinliğin kaybolmasına ve cildin daha parlak olmasına yardımcı oluyor. Meyve Diyeti, Günlük Menü Aşağıdaki gibidir. Meyve Diyeti, Sabah Bir kayısı, bir şeftali, bir fincan çilek, yarım elma, yarım litre maden suyu ve arzuya göre üç beş kaşık tatlandırıcı kullanarak bir kase meyve salatası hazırlayın. İşte hazırladığınız bu salatanın yarısı sabah kahvaltınızı oluşturacak. Meyve Diyeti, Ara öğün *Meyve salatasının diğer yarısı Meyve Diyeti, Öğle *İki köfte ya da 60 gram et veya tavuk (ızgara) Bir kase yoğurt *Bir ince dilim ekmek *Bir kase salata (bir tatlı kaşı yağla tatlandırılmış) Meyve Diyeti, Ara öğün *Üçdört adet kepekli kraker ya da bisküvi Meyve Diyeti, Akşam *Dört yemek kaşığı etli bir sebze yemeği *İki ince dilim ekmek *Bir kase yoğurt *Bir adet meyve |
çin diyeti alori hesapları yapmadan, forma girmenizi sağlayan basit bir temel ilkeye dayanır. Organizmamızda, tıpkı besinlerle olduğu gibi iki zıt enerji vardır: toprağa ve soğuğa bağlı dişi enerji. Yin ve gücü, ateşi temsil eden Yang. Yin, örneğin, peynirde, sebzelerde ve meyvede bulunur. Yang ise ette ve baharatlarda. Zayıflamak ve sağlıklı kalmak için bu iki enerjinin organizmada eşit oranda bulunması gerekir. Yang enerjisinin ağırlıkta olduğu insanlar besin yoluyla yin enerjisini güçlendirmelidir. Ya da tam tersi. Eğer bir besinden fazla miktarda ya da az miktarda alınırsa organizma bundan etkilenir. Sonuç olarak da kilo alınır ya da verilir, güçten düşülür. İdeal kiloya ve forma kavuşmak için neyi daha sık ve neyi daha az yemek gerektiğini bilmek gerekir. Çin diyetini uygulamanın bir başka nedeni de çok dengeli bir beslenme sunmasıdır. Bu diyette bol miktarda karbonhidrat, hububat ve sebze yenir. Yağ alımı ise en aza indirilir. Yalnız diyeti uygulamadan önce yin mi yoksa yang yapıda mı olduğunuzu saptamanız gerekir. Bunun için de testimizin soruların yanıt vermeniz yeterlidir. Yin misiniz yang mı? Hangi besinlere ağırlık vermeniz gerektiğini bilmek için bu testi uygulayarak yapınızı belirleyin. Aşağıda sıraladığınız özelliklerin çoğu sizde varsa yin tipisiniz demektir. Bu durumda yang besinlere ağırlık vermenizi öneririz. * Sakin, içe dönük, sessiz, oldukça pasif birisiniz. * İştahınız az. * Genellikle kalçalarda, karında ve baldırlarda yağ birikimi oluyor. * Ten renginiz soluk ve sık sık üşürsünüz. Eğer aşağıdaki özellikler size daha çok uyuyorsa yang tipisiniz demektir. Dengeyi sağlamak için yin besinleri yemelisiniz. * Dışa dönük, dinamik ve çabuk öfkelenen birisiniz. * Sık sık ve iştahla yiyorsunuz. * Metabolizmanız hızlı ve çok enerji yakıyorsunuz. * Soğuğu pek hissetmiyorsunuz. * Karın kramplarından ve mide yanmasından şikayetçisiniz. * Daha çok vücudunuzun üst kısmı şişmanlıyor. Yin tipi diyeti, Yin tipi diyeti, Pazartesi * Kahvaltı: Tarçınlı çay, 1 bardak pirinç sütü. 3 etimek. * Öğle: Sebzeli pilav. Biraz kırmızı biber veya soya sosu ile tatlandırılmış tavada sebze. * İkindi: 1 meyve. * Akşam: Buharla pişirilmiş pilav ve safranlı dana eti. Fırında domates. 2-3 haşlanmış erik. Yin tipi diyeti, Salı * Kahvaltı: 1 fincan çay. Müslili süt. * Öğle: Haşlanmış soya fasulyesi, havuç ve mısırlı salata. 1 haşlanmış elma. * İkindi: 1 meyve. * Akşam: Buharda pişmiş pilav ve fırında balık. Buharda pişmiş sebze. Yin tipi diyeti, Çarşamba * Kahvaltı: Sütlü kahve. 2 dilim kepekli ekmek. * Öğle: Bezelyeli pilav. 1 rafadan yumurta. Buharda pişmiş ıspanak. 1 haşlanmış meyve. * İkindi: 1 bardak süt. * Akşam: Curry’li tavuk veya karides. Karışık haşlanmış sebze. 1 meyve. Yin tipi diyeti, Perşembe * Kahvaltı: 1 fincan çay, 1 dilim ekmek ve 1 dilim ananas. * Öğle: Kızarmış tavuk. Bularda pişmiş sebze ve salata. * İkindi: 1 meyve * Akşam: Soya soslu spaghetti. 1 dilim ızgara et. Yin tipi diyeti, Cuma * Kahvaltı: 1 fincan kahve. 2 dilim kepek ekmeği, diyet bal. * Öğle: 1 dilim ızgara et. Curry’li sebze haşlaması. 1 sandviç ekmeği. * İkindi: 1 meyve. * Akşam: Sebze çorbası. Fırında dil balığı. Meyve salatası. Yin tipi diyeti, Cumartesi * Kahvaltı: 1 fincan çay. Müslili süt. * Öğle: Curry’li tavuk. Meyve salatası. * Akşam: Buharda pişmiş pilav. Baharatlı omlet. 1 meyve. Yin tipi diyeti, Pazar * Kahvaltı: 1 fincan çay. 2 dilim kepek ekmeği. Diyet bal. * Öğle: Taze soğanla pişirilmiş soyalı tavuk. * Akşam: Buharda pişmiş domatesli pilav. Haşlanmış taze fasulye. Yang tipi diyeti, Yang tipi diyeti,Pazartesi * Kahvaltı: 1 fincan yasemin çayı, 1 fincan Müslili süt. * Öğle: 1 yumurta, domates, soya filizi ile hazırlanmış salata. Salatayı hafif soya sosu ve karabiberle tatlandırabilirsiniz. 1 sandviç ekmeği. 1 meyve. * Akşam: Mantarlı pilav. Haşlanmış kuşkonmaz ve haşlanmış balık filato. Yang tipi diyeti,Salı * Kahvaltı: 1 fincan kahve. 2 dilim etimek ve diyet bal. * Öğle: Buharda pişirilmiş pilav. Tavada sarmısak, kırmızı biber ve soya sosu ile pişirilmiş ıspanak ve soya filizi. * İkindi: 1 meyve suyu veya 1 meyve. * Akşam: Mantı çorbası. Meyve salatası. Yang tipi diyeti,Çarşamba * Kahvaltı: 1 fincan sütlü kahve. 1 dilim ekmek. 1 meyve. * Öğle: Buharda pişirilmiş soya soslu pilav. Havuz rendesi. * Akşam: Safranlı haşlanmış balık. Soya filizi ve domates salatası. 1 sandviç ekmeği. Yang tipi diyeti,Perşembe * Kahvaltı: 1 fincan yasemin çayı. Müslili süt. * Öğle: Bezelyeli ve soya soslu spaghetti. Müslili yoğurt. * Akşam: Sebze çorbası. Buharda pişirilmiş tavşan eti. Yang tipi diyeti,Cuma * Kahvaltı: 1 fincan çay. Müslili yoğurt. * Öğle: Bezelye, domates ve biberle hazırlanmış soya soslu salata. * Akşam: Mantı çorbası, Tavuk (göğüs eti), 1 meyve. Yang tipi diyeti,Cumartesi * Kahvaltı: 1 fincan süt. 2 etimek. Diyet bal. 1 bardak meyve suyu. * Öğle: Mantarlı pilav. Buharda pişirilmiş sebze. * Akşam: Mantı çorbası, Tavuk (göğüs eti). 1 meyve. Yang tipi diyeti,Pazar * Kahvaltı: 1 fincan kahve. 2 etimek. Diyet bal. 1 meyve. * Öğle: Buharda pişirilmiş sebzeli pilav. Mantarlı dil balığı fileto. * Akşam: Sebze çorbası. Buharda pişirilmiş kuşkonmaz ve tavuk (göğüs eti). Yang besinleri Et, balık, baharatlar, kahve, alkollü içkiler, ayçiçek yağı, soya yağı ve tüm sıcak yemekler. Yin besinleri Peynir, inek sütü, yoğurt, sebze bambu filizi, meyve, tatlılar. Margarin, soya sosu. Soğuk ve pişmemiş ya da haşlanmış besinler de yin besinlerdir. Nötr besinler Soya, fasulye, bezelye, nohut, ananas, incir, malta eriği, üzüm, bal, mısır özü yağı. |
Kışın kola yerine sahlep ve boza için Soğuk kış aylarında doğru abur cuburları seçerseniz hem sağlığınızı hem kilonuzu koruyabilirsiniz. Uzun kış gecelerinin ve kış depresyonunun abur cubur tüketimini artırdığını söyleyen Medical Park Fatih Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevil Nas Can: Doğru abur cuburları seçerseniz hem sağlığınızı hem kilonuzu koruyabilirsiniz. Örneğin; cips ve hazır pastane ürünleri yerine yağsız patlamış mısır veya kestane, gazlı içecekler yerine sahlep ve boza, çikolata ya da şekerlemeler yerine dondurma tercih edebilirsiniz. Medical Park Fatih Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevil Nas Can uzun kış gecelerinde artan abur cubur tüketimi konusunda uyardı: • Havaların soğumasıyla birlikte metabolizmamız kendini koruma altına almak için enerji harcamak istemez ve yağ dokusunu korumayı tercih eder. Bu nedenle sürekli yeme hissi, özelliklede basit karbonhidrat içeren tatlı, şekerli, hamur işi gıdalara yönelim artar. Gecelerin uzaması, hareketin azalması, evde geçirilen zamanın artması da eklenince abur cubur tüketimi iyice artar ve kış aylarında belirgin kilo artışı gözlenir. Genellikle kış aylarında birçok kişide gözlenen depresyon halinin artması da yeme eğilimini artırır. • Abur cubur tüketimini azaltmak için yeme sıklığı ve saat düzenine çok dikkat edilmeli. Uzun süren açlıkta, kan şekeri düzensizliği olarak tatlı ve karbonhidratlı gıda tüketimi artar. Kan şekerini dengede tutarak üç saati geçmeyecek şekilde ana ve ara öğünlerimizi ayarlarsak besin tüketimimizi daha ölçülü seviyede tutabiliriz. • Basit karbonhidratlı gıdalar (tatlı, şeker, hamur işi, gofret, biksküvi vb) kan şekerinde ani değişiklikler yaratarak daha fazla tatlı isteğine sebep olabilir. Onların yerine kompleks karbonhidratlı gıdaları (tam tahıllı ürünler, yulaf ezmesi, kuru meyveler, kepekli bisküvi, krakerler vb) tercih ederek, hem şeker-insülin seviyesini ayarlayabilir hem de daha az yağ ve kalori almış oluruz. CİPS, KURUYEMİŞ ve PASTANE ÜRÜNLERİNE DİKKAT! • En tehlikeli abur cuburların başında cips, kuruyemiş ve pastane ürünleri (yağ ve tuz yönünden zengin) gelmektedir. 100 gram cips; ortalama 30 gram yağ, 10 gram doymuş yağ, 3 gram trans yağ, 3 gram tuz ve yaklaşık 500-550 kalori içermektedir. 100 gr kuru yemişte ise ortalama 650-750 kalori vardır ve yaklaşık 50-60 gram yağ içerir. 100 gr bisküvi-kraker gibi gıdalar da ortalama 400-450 kalori ve 20-30 gram yağ içerir. • Doymuş yağ, kolesterol, tuz ve kalori deposu olan bu gıdalar kilo artışının yanı sıra yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, felç ve şeker hastalığı gibi birçok sağlık sorununa zemin hazırlayabilir. KIŞ AYLARININ EN FAVORİ İÇECEKLERİ: SAHLEP ve BOZA • Soğuk kış günlerindeki favori içeceğimiz salebin; barsak çalıştırmada, öksürük ve bronşitte, bağışıklık sistemini güçlendirmede faydası vardır. Ancak içerdiği karbonhidrat ve şeker nedeniyla ölçülü tüketilmesi gerekir. 100 ml salep (1 çay bardağı) ortalama 80-90 kaloridir. Şeker içeriğinden dolayı diyabet hastalarının tüketmesi uygun değildir. • Kışın önemli içeceklerinden biri olan boza; darı, su, ve şekerden oluşur. 100 ml’si 240 kalori, 57.5 gr karbonhidrat, 3.5 gr protein ve 0.5 gr yağ içerir. B vitaminleri, kalsiyum fosfor ve çinko içerir. Ortalama 1 bardak boza, 1-2 kase sütlü tatlıya eşdeğer kalori almamızı sağlar. O yüzden tüketim sıklığı ve miktarına dikkat edilmelidir. Haftada 2 gün, 1 su bardağını geçmeden tüketilebilir. DONDURMA KIŞIN DA TÜKETİLEBİLİR! • 100 gr sütlü dondurma ortalama 190 kalori içerir, kalsiyum ve protein deposudur. Unlu şerbetli ve hatta sütlü tatlılardan dahi daha düşük kalorilidir. Sağlık açısından da daha besleyicidir. Protein, A, B, C, D, E vitamini, kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum, demir ve çinko içerir. • Buzlu olmayan sütlü dondurma çeşitlerinden, buzluktan çıkarıldığı anda değil de 5-10 dakika oda ısısında bekletilerek tüketilmelidir. Yalanarak, küçük lokmalar halinde tüketilmesi daha uygun olur. Ortalama 3 top dondurma, özelliklede sade veya meyveli olup, çikolata sosu ilave edilmemişse haftada 2-3 gün tüketilebilir. Dondurma; pastörize edilmiş sütten, hijyenik koşullara uygun üretilmiş ve saklanmışsa solunum ve sindirim organlarına zarar vermez. GAZLI İÇECEKLERE DİKKAT! • Gazlı içecekler; şeker, renklendiriciler, asit ve kafein gibi bileşenlerden oluşur. Kalori ve şeker içeriği hayli yüksektir. 1 bardak normal kolada ortalama 110 kalori, diyet kolada ise ortalama 0.3 kalori vardır. Fakat diyet kola da yüksek oranda tatlandırıcı içermektedir. Tatlandırıcının aşırı tüketilmesi de sağlık açısından zararları olabilir. • Gazlı içecek tüketme alışkanlığı olanlar eğer kilo veya şeker problemleri yok ise diyet kola veya gazoz, yoksa normal kola veya gazozu günde 1 bardağı geçmemek üzere tüketebilirler. Hamile veya emziren anneler ve çocuklar ise en fazla haftada 1-2 bardakla sınırlandırmaları gerekir. • Her yediğimiz yiyeceğin kalori içerdiğini unutmamalıyız. Her alınan fazla kalori de vücutta yağa dönüşerek depolanır ve kilo artışına sebep olur. Bizleri mutlu edecek gıdaları tüketirken sağlığımızdan olmamaya dikkat etmeliyiz. UZUN KIŞ GECELERİ İÇİN SAĞLIKLI ABUR CUBUR ÖNERİLERİ: - Tatlı grubundan ayva veya elma tatlısı gibi az şekerli olanları tercih edin. - Hazır gıda ve abur cuburlar yerine, ev yapımı az yağlı kekler, az yağlı süt ile meyve karışımları, taze meyve ile yoğurt karışımları, yağsız patlamış mısır, kuru meyveli gevrekler, meyve tatlıları, 5-6 tane kestane ve taze meyve suyu gibi gıdaları tercih etmeliyiz. - Az yağlı meyveli yoğurtlar, diyet süt ile beraber kuru meyveli tahıllı ürünler, kuru meyveler, az şekerli meyve tatlıları, yağsız sütün içine tarçın ve bal katarak hazırlanmış içeceklerin tercih edilmesi; kilo almamızı engelliyeceği gibi atıştırma isteğimizi de yatıştırır. - Haftada 2 gün 1 su bardağı boza ya da salep tüketebilirsiniz. - Asitli ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, sade soda, meyve çayları, ayran, süt ve su tüketiminin artırılması kalsiyum ve vitamin almamızı sağlarken, sıvı tüketimine de artırmış olur. - Kuruyemiş grubu içerisindeki Omega 3 yönünden zengin olan 5-6 kavrulmamış fındık, kavrulmamış badem veya 2 tam ceviz tüketilebilir. Yağ içeri ve kalorisi diğer kuruyemişlere nazaran en az olan beyaz veya sarı leblebiden 1 -2 çay bardağı tüketilebilir. - Kuru yemiş yerine yağsız patlatılmış 1 su bardağı mısır veya en fazla 5 kestane tüketilebilir. (ekolay) |
Alıntı:
Sigarayı bırakmanın en etkili yolu Akupunkturla sigara bırakma yöntemi, Dünya Sağlık Örgütü'nün kabul ettiği en başarılı yöntem olarak biliniyor. Sigarayı akupunkturla bırakabilirsiniz Akupunkturla sigara bırakmanın Dünya Sağlık Örgütü'nün kabul ettiği en başarılı yöntem olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Akupunktur Uygulama Kliniği Sorumlu Hekimi Dr. Berna Atay, "Akupunktur sayesinde gerginlik, uyku kalitesinin bozulması, yorgunluk, sinirlilik, dikkat eksikliği, baş ağrısı, iştah artışı gibi sigara yoksunluğu belirtileri hissedilmeden, konforlu bir şekilde sigarayı bırakmak mümkün" diyor. "İnsan beyninde serotonin ve endorfin adı verilen iki madde vardır. 8u hormonlar rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygularla ilgilidir. Normalde insanlar kahkaha atınca, mullu bir haber alınca, çikolata veya güzel bir tatlı yiyince ya da bir yeri acıyınca serotonin ve endorfin düzeyi yükselir' diyen Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Akupunktur Uygulama Kliniği Sorumlu Hekimi Dr Berna Atay, sigara içen kişilerde serotonin ve endorfin salgılama işinin sigara tarafından üstlenildiğini ve bu nedenle vücudun otonomisini kaybettiğinibelirtiyor. Dr. Ataya göre, keyiflenince de dertlenince de tiryakilerin "yak bir sigara' demeleri bundan ileri geliyor Tam da bu nedenle sigarayı bırakanlar, ilk hatta beyinleri serotonin salgılama işini gerçekleştiremediğinden, oldukça zor anlar yaşıyorlar. İşte bu zor anlarda devreye akupunktur tedavisi giriyor. Dr Atay, akupunkturla sigara bırakma işleminin nasıl gerçekleştiğini şöyle anlatıyor: "Nikotin beyinde endorfin sağlayan reseptörleri, yani sinir uçlarını durdurur. Sigara içilmediğinde nikotin ortadan kalktığında, kulakta tespit edilmiş refleks noktalarına takılan akupunktur iğneleri veya lazer akupunktur, bu sinir uçlarını uyararak endorfinlerin salınmasını sağlar. Bu da kişinin sakinleşmesine, keyif ve huzur bulmasına, yoksunluk belirtilerinin (gerginlik, sinirlilik, uyku kalitesinin bozulması, yorgunluk, dilde ve başta uyuşma, boşluk hissi, konsantrasyon azlığı, dikkat eksikliği, baş ağrısı, ishal veya kabızlık ve iştah artışı) azalmasına neden olur. Bu belirtiler geçicidir ve vücudun kendini onardığını gösterir Sigarayı bırakmak isteyen herkeste tüm yoksunluk belirtileri ortaya çıkmaz tabii. Belirtiler ilk 72 saatte şiddetlenir ve 7 ila 10 gün içinde azalarak ortadan kalkar. Kısa sürede kesin sonuç Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Akupunktur Uygulama Kliniği'nde, sigara bırakma tedavisinde, kulak ve vücut akupunkturu uyguladıklarım belirten Dr. Atay buna ek olarak oksijen terapisi de yaptıklarını anlatıyor "Akupunktur sayesinde salgılanan endorfin, nikotin isteğinin ortadan kalkmasına neden oluyor ve böylece ilk sigarasız günler, yani sigarayı bırakırken en kritik zaman dilimi olarak kabul edilen ilk 3 gün konforlu geçiyor.Bu kritik 3 günü geçirdikten sonra ihtiyaç duyulursa, bir sonraki hatta da bir veya iki kez akupunktur uygulanabilir Ama çoğu zaman ilk bir ya da iki seansla bu iş bitiyor" diyor Dr. Atay. "Sigara bırakmak stresli bir olay. Bir de iğnelerle kişinin stresini daha da artırmayalım diye kulak ve vücut akupunkturunu lazer akupunktur ile yapıyoruz' diyen Dr Atay. böylece hem akupunkturun etkinliğinin arttığını hem de iğne fobisi olan ya da iğneyi sevmeyenlere konfor sağladıklarını ifade ediyor Dr. Atay akupunktur uygulamasının yapıldığı ilk hafta kesinlikle kahve ve alkol kullanılmaması, çayın açık ve şekersiz içilmesi, tedavi boyunca sıvı tüketiminin en az 1.5 litre olmasıgerektiğinin altını çiziyor. Tedavi esnasında sigara içilmesi hastaya zarar vereceğinden, asla böyle bir şeye izin vermediklerini söyleyen Dr. Atay, aksi takdirde yoğun tedavi sayesinde yem yeni uyku formuna girmiş bağımlılığın bir nefes sigarayla tekrar alarma geçeceğini belirtiyor İstek sizden destek bizden! Her şeyden önce akupunkturla sigarayı bırakmak isleyen kişilerin karar vermelerinin önemli olduğunu vurgulayan Dr. Atay, hastaların belirli bir gün tespit edip kendi rızalarıyla bırakmaya karar vermeleri ve bunu gerçekten istemeleri gerekliğini ifade ediyor Akupunktur Uygulama Kliniğinin sloganını da "istek sizden destek bizden!" olarak açıklıyor Uygulamada, sigara içicileri son 10-12 saat hiç sigara içmeden Akupunktur Uygulama Kliniğine başvuruyorlar. Dr. Atay. üst üste üç gün akupunktur uyguladıklarını, hatta çoğunlukla üçüncü seansa gerek kalmadığını anlatıyor. "Hasta 'Ben bu işi bitirdim' diyor. Ama istiyoruz ki bir sonraki hafta da yine bir veya iki kez uygulayalım ki tekrar geri dönüş yaşanmasın" diyor. Akupunktur sigara bırakmada en başarılı yöntem Akupunktur yönteminin sigaradan kurtulmak isteyen herkese uygulanabileceğini belirten Dr. Atay. "Akupunktur, sigara bırakmada Dünya Sağlık Örgütü'nün kabul ettiği en başarılı yöntem olarak geçiyor. Kliniğimizin başarı oranı da yüzde 95 civarında" diyor. "Sigarayı bırakan kişi altı ay içinde hiç sigara içmezse bağımlılık sorununu çözmüştür" diyor Dr. Atay. "Eğer altı ay içinde bir sıkıntı yaşar ve sigara isteği duyarsa, bir ya da iki kez akupunktur seansı yapabiliriz. Altı ay geçtikten sonra yeniden sigaraya dönmesi, vücudu istediği için değil, kendi tercihi olduğu içindir. Ancak Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Akupunktur Uygulama Kliniği'nde şimdiye kadar hiç böyle bir durumla karşılaşmadık Hastalarımız altı ay değil 10-15 gün sonra net bir şekilde sigarayı bırakmış oluyorlar." Sigara yakmadan önce bir daha düşünün! Sigara dumanında sağlık açısından zararlı olduğu tespit edilen 4.000'den fazla kimyasal madde bulunduğunu ve bunların çoğunun kanserojen olduğunu belirten Dr. Atay, sigaranın diğer zararlarını şöyle açıklıyor: • Tütünün sarıldığı kâğıdın yanmasından dolayı açığa çıkan maddeler kanserojendir. • Sigara, akciğer kanseri başta olmak üzere, ağız, dil, dudak, gırtlak, yemek borusu, mide, pankreas, mesane, böbrek ve kadınlarda rahim ağzı kanserine neden olur. • Kalp krizi, hipertansiyon, inme, damar tıkanıklığı, akciğer hastalıkları ve ülsere sebep olur. • Damarlar üzerinde büzüşme yaparak, ayak ülserinin oluşumuna ve arterial damar yetersizliği gibi tıkanmalara neden olabilir Buna "Burger Hastalığı" denir. • Erkeklerde empotansa (iktidarsızlık), hamilelerde düşük yapmaya neden olabilir. • Sigara içen kişide şeker hastalığı varsa, sinir ve böbrek hastalıklarının ortaya çıkması hızlanır. • Sigara içilen evde yaşayan bebeklerde bazı hastalıklara daha sık rastlanır. Ani bebek ölümleri 2,5 kat kolik ağrıları 2 kat astım ve alerjik hastalıklar 5 kat daha fazla görülür Ayrıca çocuklarda zatürre ve bronşit gibi solunum yolu enfeksiyonları belirgin şekilde artar. Davranış bozukluklarına daha sık rastlanır. • Sigara içilen bir evde çocukların da sigara tiryakisi olma potansiyeli ortaya çıkar. Araştırma sonucuna göre 15-18 yaş arası gençlerde sigaraya başlama oranı yüzde 40,11-14 yaş ve 19-21 yaşta ise yüzde 20'dir. Sigarayı bırakınca neler olur? • 20 dakika sonra tansiyon ve nabız normale döner. • 8 saat sonra vücut kendini yenilemeye başlar, kan oksijeni normal düzeye çıkar. • 24 saat sonra kalp krizi riski azalmaya başlar, bir yıl sonra yarıya düşer. • 48 saat sonra duyu organları iyi çalışmaya başlar, tat ve koku duyusu düzelir, cilt kendini yeniler. • 72 saat sonra akciğer kapasitesi artar, solunum rahatlar. • 2 hafta sonra efor kapasitesi artar (yürüme, merdiven çıkma gibi). 1-9 ay içinde akciğer hücreleri yenilenir, akciğer hastalıkları riskleri azalır, öksürük ve nefes darlığı geçer. • 5 yıl sonra ağız, boğaz, yemek borusu kanser riski yüzde 50 azalır Pankreas, mesane, rahim ağzı kanseri, sindirim sistemi ülseri riski azalır. • Sigara, gebelikten önce ve gebeliğin ilk üç ayında bırakılırsa erken doğum, düşük yapma veya kilolu bebek doğurma riskleri içmeyenlerle aynı düzeye iner. • Koroner kalp hastalığı riski sigaranın bırakılmasından 15 yıl sonra sigara içmeyenlerin düzeyine iner. • Sigara içilmeyen evde yaşayan bebeklerin ve küçük çocukların solunum yolu hastalıklarına yakalanma riski azalır. (ekolay) |
Ağlamanın faydaları Ağlamanın zayıflık göstergesi olduğunu düşünüyorsanız bu haberi mutlaka okuyun, çünkü ağlamanın aşırı uçlarda yaşadığımız hisleri yatıştırmak için hormon seviyesini düzenlemek gibi bir fonksiyonu var. “Size ağlamayın demeyeceğim; çünkü her gözyaşı şerden akmaz.” diyordu Gandalf, J.R.R. Tolkien’in unutulmaz eseri Yüzüklerin Efendisi’nde... Sizin de özellikle stres altındayken içinizden kendinizi bir odaya kapayıp ağlayarak içinizi boşaltmak gelir mi? Bazı zamanlar ağladığınızda kendinizi daha iyi hissettiğiniz olur mu? Cevabınız ‘evet’ ise, yalnız değilsiniz! Size Dr. Leslie Beth’in ağzından bu durumun nedenleri aktarmak istedik: Çoğumuz şöyle güzel bir ağladıktan sonra kendimizi daha iyi hissederiz. Bu rahatlama duygusu hayali sayılmaz. Sağlam bir ağlama nöbeti duygusal yükümüzü içimizden atmamıza yardımcı olduğu gibi, bütün vücudunuzu da rahatlatabilir ve sakinleştirebilir. Çeşitli gözyaşı çeşitleri vardır. Hepimiz duman, soğan, sis ve polenler gibi çevresel faktörler nedeniyle tepkisel gözyaşları dökmüşüzdür. Eğer dökmeseydik, gözümüz kuru ve aşırı hassas olacaktı. Bu tür gözyaşları refleks olarak oluşur ve gözümüzü oluşabilecek herhangi bir dışsal tehlikeye karşı korumaya yarar. Duygusal gözyaşlarımızın da vücudun kendi içinde oluşan bazı toksinlere karşı korumasına yaraması ise şaşırtıcı değildir. Soğan gibi dışsal faktörlere tepkisel olarak oluşan gözyaşlarının biyokimyasal bileşimi, duygusal gözyaşlarınınkinden farklıdır. Duygusal bir deneyimden sonra ağladığımızda, gözyaşlarımızda biriken ve stresin neden olduğu proteinler çok daha yoğundurlar. Hatta William H. Frey, Muriel Langseth gibi kabul görmüş araştırmacılar, 1985’te yayımlanan "Ağlamak: Gözyaşlarının Gizemi –Crying: The Mystery of Tears" adlı kitaplarında gözyaşının önemi hakkında yazmışlardır. Başka bir deyişle vücudumuzun duygusal ya da fiziksel durumuna göre zehirli olabilecek hormonlardan kurtulması için ağlarız ve ağlama ihtiyacı duyarız. Aşırı stres hormonları bağışıklık, kilo alma ve psikolojik moda etki eder. Ağlamak ise sadece parasempatetik sinir sistemimizin, sempatetik sinir sisteminin acıya, kaçışa, kavgaya, krizlere hatta yoğun bir sevince verdiği tepkiyi yönetmesinin etkisini azaltmakta kullandığı metotlardan biridir. Yani iyi bir ağlama nöbetinin, iyi haberlerle rahatladığımızda, aşırı bir şekilde sevindiğimizde, yas tuttuğumuzda veya korkutucu bir olaydan sonraki hislerimiz için en iyi (ve yutması en kolay) ilaç olduğunu söyleyebiliriz. Tedbir olsun diye de söylemek gerek: Uzun süreli ve tekrarlanan ağlama hali, ciddi depresyon nedeniyle doktorun reçeteli olarak verdiği antidepresan ilaçların beyindeki kimyasal yapıyı değiştirmesiyle alakalı olabilir. Ama genel olarak; gelecek sefer ağlamak istediğinizde, kendinizi ağlamaya bırakın gitsin. Unutmayın, ağlamak bir zayıflık göstergesi değildir. (ekolay) |
Platonik aşk kalbi koruyor Bazıları aşkı karşılıklı yaşamanın en güzel duygulardan biri olduğunu savunurken bazıları da platonik aşktan vazgeçemezler. Platonik aşk, sanıldığı gibi kalbi yormaz. Aksine kalbi rahatlatır. Ancak reddedilen aşk yani kırılmış olan bir kalp, adrenalin deşarjına neden olduğundan kalbimizi de beynimizi de rahatsız eder. Memorial Hastanesi Kalp Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, bypass hastalarına 14 Şubat Sevgililer Günü’ne özel, kalp sağlıkları için önerilerde bulundu. Sönmez, “Aşık olmak kalbe iyi gelir. Bypass olan herkese aşık olmak serbest ama ölçüsünü kaçırmamak şartı ile. Bypass ameliyatı olanlara önerim, öncelikle eşlerine aşık olmaları ve 14 Şubat’ta da eşlerine aşklarını tazelemeleri” diyor. Kalp sanıldığı gibi ‘bir tane’ değil Prof. Dr. Bingür Sönmez, "Tanrı vücudunuz için önemli olan bütün organlarımız çift yaratmıştır. Akciğer, böbrek, göz gibi… Acaba tanrı bu kadar önemli bir organımızı neden tek yaratmıştır? Ama kalp sanıldığı gibi tek organ değildir. Bir tanesi bedenimizde olan, bizim için çalışan, dakikada 5-7 lt kan pompalayan, bizi ayakta tutan, fiziksel yaşamımızı sağlayan kalbimizdir. İkincisini ise tanrı karşı cinsten birine vermiştir ve “Gidip arayın bulun” demiştir. İşte 14 Şubat tanrının bizim için bağışladığı ikinci kalbi arayıp bulmamız için özel bir gündür. İkinci kalp her zaman birinci kalbi tamamlayandır. Eğer ikinci kalp huzursuz, hırçın ve stres dolu ise sizin kalbiniz de stres dolu olacaktır. Stres dolu olan bir kalp sağlıklı çalışamaz, çabuk yorulur ve hastalıklara açık olur. O nedenle siz ikinci kalp iseniz, birinci kalbi üzmeyin ve onun mutlu olması için çaba gösterin. Bu her iki cins için de geçerli. Bir başkasının ikinci kalbini taşıyorsanız, o size tanrının bir emanetidir ve ona çok iyi bakın" diyor. Aşık olmak kalbe iyi gelir ama… Kalp, aşkı hissettiğinde vücutta endorfin hormonu salgılanır. Endorfin, keyif ve mutluluk veren bir hormondur. Vücuttaki tüm organlar bundan olumlu etkilenir. Sönmez'e göre bu nedenle başarılı bir aşk hayatı kalp sağlığı için çok önemlidir. Mutlu yaşayabilmek için sağlıklı bir aşk hayatına ihtiyaç vardır. Bypass ameliyatından sonra insanların ömrünün uzadığı, yaşam standartlarının yükseldiği bugün bilimsel olarak ispatlanmıştır. Bypass hastalarının aşık olmaları onların onarılmış kalpleri için de çok yararlı olacaktır. Ama bunun mutlaka bir ölçü çerçevesinde olması gerekir. Bypass ameliyatı olmuş hastalar öncelikle eşlerine, sonra da çocukları, işleri ve ülkelerine aşık olmalıdır. Bu seviyedeki aşk, kalp sağlığına olumlu etki yapar. Aşkın dozu kaçarsa… Koroner kalp hastası olup bypass ameliyatı olan erkek hastaların bir çoğunun cinsel ilişki sırasında ölmekten korktuğu için kalp ameliyatını olmaya karar veriyorlar. Bu korku ile ameliyat olduktan sonra da kalbinin emanet olduğunu düşünüp, aynı sıkıntı ve korkuyu yaşayan hastalar olduğu gibi, ben artık biyonik adam oldum diyerek eşini bir kenara itip geçmişte yapamadığı kadar aşk yaşamak isteyen hastalar da oluyor. Sönmez, "Bypaslılarımıza aşk ve beraberinde gelen cinsel ilişkinin dozunu kaçırmamalarını öneriyoruz. Bazı hastalarımız da bilinçaltında yatan nedenleri ise ameliyattan sonra çok kısa bir hayatlarının olduğunu düşünerek kendilerine bir ömür belirmekte ve bu dünyada ne yaparlarsa yanlarına kar kalacağına inanmaktadırlar. Sağlam aile bağları bu tür sorunları kolayca çözmektedir" diyor. Platonik aşk kalp için yararlı Prof. Dr. Bingür Sönmez, "Platonik aşk ayrı bir mutluluktur. Platonik aşkta sevgiliye kavuşma yoktur. Dolayısıyla ikinci kalbi ararken bir yanlışlık yapma riski olmadığı gibi kötü sonuçlanan fiziksel aşkta görülen hayal kırıklığı yaşanmaz. Biz bunu halk ozanlarında görürüz. Hep hayal ettikleri sevgiliyi düşünerek, hissederek, yaşarlar ama sevgiliye kavuşmak için özel bir çaba sarf etmezler. Mutluluk hormonları (Endorfin) her zaman yüksek olduğu için platonik aşk alışkanlık yapabilir. Belki de gerçek aşk platonik olan aşktır, çünkü hiçbir zaman ölmez" diyor. (Hürriyet) |
Cinsel gücü artıran kahve Beceri İl Yarışması'na katılan öğrenciler ilginç bir buluşa imza attı. Turizm Otelcilik ve Meslek Lisesi'nde düzenlenen Proje Tabanlı Beceri İl Yarışması'na katılan öğrenciler ilginç bir buluşa imza attı. Kayseri Anadolu Turizm Otelcilik ve Meslek Lisesi'nde düzenlenen Proje Tabanlı Beceri İl Yarışması'na katılan öğrencilerden birinin yaptığı keçiboynuzu kahvesi ilgi topladı. 2009-2010 Eğitim Öğretim Yılı Proje Tabanlı Beceri Yarışması'nda, Kocasinan Kız Meslek Lisesi öğrencilerinden Berna Kaya'nın yapmış olduğu keçiboynuzu kahvesi ilgi topladı. Özellikle cinsel gücü artırma ve isteksizlik gibi sorunlara da çare olduğu belirtilen bu kahvenin; baş ağrıları, alerji, astım, bronşit, kanser ve çocuk felci gibi birçok hastalığa karşı etkili olduğu öne sürüldü. Keçiboynuzu kahvesinin, protein oranı ve besin değerinin de fazla olması nedeniyle insan vücudunda bulunan hücrelerin yenilenmesinde de faydalı olduğu kaydedildi. http://adtext.adnet.com.tr/counthighlight.ashx?t=1267042296474&ids=%287098,24844,100162%29,%287098,24994,102727%29 (ekolay) |
İşte herkesin 'durmak' istediği haber! Norveçli bilimdamları, "Sadece 16 dakika yüksek tempoyla yapılan bir egzersizin, tüm bir hafta boyunca normal şartlarda yapılacak egzersize eş olduğunu" ortaya çıkardı.. Başta dünya sağlık örgütü olmak üzere, birçok sağlık kurumu resmi olarak insanların sağlıklı yaşaması için haftada en az 2,5 saat egzersiz yapmaları gerektiğini söylüyordu.. Dünyada yüz milyonlarca insan da bu çağrıya uyarak, hafta içi iş çıkışı ya da kendilerine ayırdıkları zamandan kısarak zorla da olsa spor salonlarına gidiyor.. Ancak norveçli bilimdamları, "Sadece 16 dakika yüksek tempoyla yapılan bir egzersizin, tüm bir hafta boyunca normal şartlarda yapılacak egzersize eş olduğunu" ortaya çıkardı.. Yani buna göre, bir haftada yapılacak egzersizden alınacak sağlık faydaları, "aralı egzersiz" denilen yöntemle sadece 16 dakikada alınabiliyor.. Interval Training yani Aralı egzersiz denilen bu yöntem, özellikle profesyonel ve olimpiyat sporcuları tarafından yapılıyor. Bu egzersizlerde, insan kısa bir süre zarfında, vücudu aşırı derece çalıştırıyor. Daha sonra ara veriyor ve tekrar çalıştırıyor. Böylece vücut kendisini limitlerine kadar zorluyor ancak bu zorlama kısa sürüyor. Norveç'te bulunan Bilim ve Teknoloji Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, bu tip egzersiz yönteminin normal insanlar da hatta yaşlılarda bile işe yaradığı belirlendi. Araştırmayı yapan Jan Helgerud, 2,5 saatlik normal egzersiz yerine, insanlara 4 dakika boyunca yüksek tempoda egzersiz yaptırdı. Daha sonra 3 dakika dinlendirdi. Bu süreç 4 kez tekrarlandı. Yani 16 dakika ve 12 dakikalık dinlenme sonucunda, 48 dakikada 2,5 saatin faydaları alındı. Dr. Helgerud, "İnsanların kalbini durdurmasını veya sıkıştırmasını istemiyorum. Ama biraz terlemeliler ve biraz nefesten kesilmeliler" dedi. Arşatırmada, normal koşmaya göre, "aralı koşma", vücudun yüzde 10 daha fazla oksijen yakmasına ve hızlarının da yüzde 5 oranında artmasına neden oldu. (Vatan) |
Çok gül, çok yaşa ABD'de yapılan bir araştırma sonuçları, “ne kadar çok gülünürse o kadar uzun yaşanacağını” ortaya koydu. Amerikan beyzbol ligi oyuncularının 1952'de çekilen 230 fotoğrafını inceleyen Amerikalı uzmanlar, araştırma sonuçlarını “Psychological Science”ın bu haftaki sayısında açıkladı. Fotoğraflardaki ifadeleri doğrultusunda sporcuları, “hiç gülmeyen”, “az gülen” ya da “çok gülen” olarak 3 kategoriye ayıran Wayne State Üniversitesi araştırmacıları, ilk gruptaki sporcuların ortalama 72,9 yaşında, ikinci gruptakilerin 75, üçüncü gruptakilerin de 79,9 yaşında öldüğünü saptadı. Dergide yayımlanan makalede, “Bu araştırmanın sonuçları, duyguların akıl sağlığı, fiziksel form ve uzun yaşamakla pozitif bir ilişkide bulunduğunu gösteren diğer araştırma sonuçlarıyla örtüşmektedir” denildi. Makalede ayrıca araştırmaların mutluluk ya da üzüntü gibi temel duyguların fiziksel ya da zihinsel reaksiyonlar ve uzun yaşam üzerinde etkisi olduğunu daha çok ortaya koymaya başladığına da işaret edildi. (ekolay) |
Sigara içmek IQ'yu düşürüyor! Günde 1 paket ya da daha fazla sigara içen kişilerin zeka seviyesi içmeyenlere oranla daha düşük çıktı. İsrail'de bulunan Sheba Sağlık Merkezi'nde 20 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırma sigara içen kişiler ve içmeyenlerin IQ ortalamalarını gösterdi. Bir insan ne kadar çok sigara içiyorsa IQ seviyesinin de o kadar düşük olduğunu kanıtlayan araştırmaya göre: 101 - Sigara içmeyenlerin IQ ortalaması 94 - Sigara içenlerin IQ ortalaması 98 - Günde 1-5 sigara içenlerin IQ ortalaması 97 - 18 yaşından sonra başlayanların IQ ortalaması 90 - Günde 1 paket sigara içenlerin IQ ortalaması (Akşam) |
JTI: Domuzdan elde edilmiş hiçbir katkı malzemesi yok Japan Tobacco International (JTI), dünyada ve Türkiye’de ürettikleri hiçbir tütün ürününün filtre, harman içeriği veya paketleme malzemesinde, domuzdan elde edilmiş hiçbir katkı malzemesi bulunmadığını bildirdi. JTI’dan, bugün bir günlük gazetede yayınlanan haberin ardından, kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla açıklama yapıldı. JTI açıklamasında, “JTI olarak, dünyada ve Türkiye’de ürettiğimiz hiçbir tütün ürününün filtre, harman içeriği veya paketleme malzemesinde, domuzdan elde edilmiş hiçbir katkı malzemesi bulunmamaktadır” denildi. (ekolay) |
Alerji hastalığının inanılmaz faydası Amerikan Alerji, Astım ve İmmünoloji Kolejinin bilimsel dergisi "Alerji, Astım ve İmmünoloji Annals"da yayımlanan araştırmada, Kanadalı bilim adamları, hiperaktif bir bağışıklık sisteminin, organizmanın olası zararlı hücrelere karşı kendini koruma ve bu hücreleri yok etme kapasitesini artırabileceğini, bu sayede de kanser veya tümör oluşması riskini azalttığını ortaya koydu. Mariam El-Zein ve ekibinin yürüttüğü 7 yıl süren araştırmada, 3300 tümörlü erkek hasta ile 500 sağlıklı yetişkinden oluşan bir kontrol grubu gözlem altında tutuldu. El-Zein, araştırmalarının sonunda astımlı erkeklerin mide kanseri, egzaması olanların ise akciğer kanserine yakalanma risklerinin diğerlerine göre çok daha düşük olduğunu tespit ettiklerini belirterek, "Alerjik koşulların neden kanser riskini azalttığını tam olarak açıklayamıyoruz, ancak bu araştırma umut verici" diye konuştu. Alerji uzmanı Jonathan Bernstein de gelecekte, bu ilişkinin ve bağışıklık sisteminin kanser riskini azaltmaktaki rolünün araştırılmaya devam edeceğini umduklarını söyledi. Araştırma İtalyan La Stampa gazetesinde yayımlandı. |
Kuru yemişin azı karar, çoğu zarar Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Türk, kuru yemişin insan sağlığına yararına ilişkin bilimsel yayınların bulunduğunu söyledi. “Kuru yemişin aşırı şekilde değil, ölçütlü tüketilmesi iyi kolesterolü artırır” diyen Türk, özellikle fındık, Antep fıstığı, kabak çekirdeğinin kanda iyi kolesterolün lehine bir artışa neden olduğuna işaret etti. Bunun da kalp krizi ve beyin kanamasının nedeni olan damarlarda kireçlenmeyi azalttığını belirten Türk, şunları söyledi: “Ancak kuru yemişin yararı, kesinlikle aşırı tüketilmesi gerektiği şeklinde değerlendirilmemeli... Aşırı kuru yemiş tüketmek sağlayacağı yarardan çok aşırı kalori alınması gibi bir sakıncaya neden olur. Bu nedenle ölçülü miktarda, günde bir sadece 'bir kaç çeşitten toplam bir avuç' gibi ölçülerde tüketilmelidir. Bunun için de kuru yemiş tüketerek sağlığına katkı sağlamak isteyenler mutlaka kendi doktorları ya da diyetisyenlerle görüşmelidir.” Tüm Kuruyemiş Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜKSİAD) Genel Başkanı Hasan Hüseyin Karapınar da Türklerin kuru yemiş tüketim alışkanlığının yüzyıllara dayandığını, bunun misafirperverlik kültürüyle birlikte topluma yerleştiğini dile getirdi. “DÜNYA İKİNCİSİYİZ” Türkiye'nin, tüm kuru yemiş çeşitleri baz alındığında dünyada en fazla kuru yemiş tüketen ikinci ülke olduğunu dile getiren Karapınar, “Bu, bizim kuru yemiş tutkunu bir toplum olduğumuz anlamına geliyor. Yapılan araştırmalar günde 50 gram fındık yiyen bir kişinin ömür boyu kolesterol sorunu yaşamayacağını ortaya koyuyor” dedi. Ayrıca fındık, Antep fıstığı ve yer fıstığı gibi kuru yemiş ürünlerinin, son dönemde adeta moda olan sağlıklı ve uzun yaşam beslenme diyet programlarının vazgeçilmez ürünleri olduğuna değinen Karapınar, şöyle devam etti: “Ülkenin tamamında lokantaların çoğunluğunda kebap ve et yemeklerine rastlarsınız, örneğin Konya'da etli ekmek ve fırın kebabı başı çekiyor... Bu durum, çoğumuzun kesinlikle sağlıklı beslenmediğimizi gösteriyor. Türk toplumu olarak kebap ve hayvansal yağ ağırlıklı beslenmemizin zararlarını, kötü kolesterolün ilacı olan kuru yemişin bir ölçüde absorbe ettiği kesin.” Karapınar, Türkiye'de kuru yemiş tüketme kültürünün yaygın olmasının, ülkemiz insanı için bir şans olduğunu vurgulayarak, “Özellikle Avrupa'da ve gelişmiş ülkelerde 7'den 70'e insanlar sağlıklı kalmak için spor yapıyor. Biz ise toplum olarak hem sağlıklı beslenmiyor hem de spor yapmıyoruz. Bu şartlar altında kalp damar hastalıkları konusunda belki de tek umudumuz kuru yemiş” dedi. |
4 günde yemek alışkanlığını değiştir Düşüncelerinizi değiştirerek yemek alışkanlığınızı değiştirebilirsiniz Yememe konusunda kendinizi zorlamayın Arkadaşlarınızla birlikte bir restorana gittiniz ve yemeklerinizi yedikten sonra herkes tatlı siparişi vermek istedi. Siz ise fazla kilolarınızı düşünerek bir dilim kekten uzak durmayı tercih ettiniz. Bu şekilde davranarak, hormonlarınızın pompalanmasına ve yemek yeme isteğinizin artıp vücudunuzda yağ depolanmasına sebep olursunuz. Yapılan bir araştırma, kalori alımı yüzde 50'ye düşürülen bir grup insanın altı ay içinde yemek konusunda takıntılı bir şekilde davranmaya başladığını ortaya çıkardı. Bu insanlar hem aşırı miktarda yemek tüketiyor hem de depresif hareketler sergiliyorlardı. Uzmanlar buradan yola çıkarak, inkar etme yönteminin kilo verme konusunda hiçbir yardımı olmadığını ortaya çıkardı. 4 günde yapılabilecekler: Tehdit altında hissetmek ve yoksun kalma düşüncesi, normalden daha fazla yemek yemenize sebep olur. Bu durumdan kaçınmak için kendinizi sakinleştirmenin bir yolunu bulmanız gerekiyor. Aç olmadığınız bir zaman dilimini seçerek yalnız olabileceğiniz bir yere gidin. 10 dakika boyunca derin derin nefes alın. Nefesinizi verirken, sakinleştirici bir etkiye sahip olan, "Her şey yolunda" cümlesini yüksek sesle söyleyin. Bu egzersizi yaparken kendinizi stres altında hissederseniz, ağzınızda stres hormonlarının sebep olduğu acı bir tat oluşur. Bu egzersiz, diğer kilo verme stratejilerinin temelini oluşturur. İyice rahatlayana kadar bu yöntemi uygulayabilirsiniz. http://www.kadinvekadin.net/resimler/diger/hamburger.jpg Nasıl hep zayıf kalırsınız? Yaşadığınız ortam; çok fazla yemek yemeniz ya da sağlıklı beslenmeniz konusunda önemli rol oynar Herhangi bir stres anında çikolataya uzanmanıza sebep olan çevrenizden uzaklaşarak, sizi mutlu edecek bir ortam yaratmaya çalışın. Bağımlılık konusunda yapılan bir araştırma, kafeste tutulan farelerin morfin katılmış suya bağımlı hale geldiğini ortaya çıkardı. Kafesin dışında kalanlar ise bu sudan uzak durmayı tercih ettiler. Yani, kendinizi ne kadar özgür hissederseniz, kaygılarınızı gidermek için dış kaynaklara o kadar az başvurursunuz. 4 günde yapılabilecekler: Kendinizi tuzağa düşmüş hissettiren insanlar, yerler ve durumların listesini çıkartın. Sonra bunların ortak noktasını bulmaya çalışın. En sonunda, sizi sakinleştiren şeylerin bir listesini çıkartın. Birinci listedekileri eleyin ve ikincidekileri hayatınıza daha çok dahil edin. Bu şekilde sizi hayal kırıklığına uğratan şeylerden uzak durarak sağlıklı bir birey haline gelebilirsiniz. Ruhunuzu besleyin Öğünler arasında zararsız abur cuburlardan tükettiğinizde karnınızda oluşan tokluk hissi, öğünleri daha hafif bir şekilde atlatmanızı sağlar. Cips, çikolata gibi abur cuburları hayatınızdan çıkarmalı ve sizi aynı şekilde mutlu edebilecek hobiler edinmelisiniz. Bir şeyler yemek istediğinizde, aklınıza abur cubur dışında başka şeyler getirerek açlık hissinden uzaklaşabilirsiniz. Koşu bandında veya açık havada koşabildiğiniz kadar koşun. İyice yorulduktan sonra yoğun bir açlık hissetmeye başlarsınız. Vücudun verdiği bu açlık reaksiyonu, stres hormonlarının artmasına ve beynin tatlı tüketmeniz konusunda sizi teşvik etmesine sebep olur. Böyle bir durumda aşık olduğunuz o ilk anı düşünerek kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan hormonların salgılanmasını sağlayın. Beyninize talimat vererek yağdan uzak durmasını tembihleyebilirsiniz. 4 günde yapılabilecekler: Sevgilinizle evi toplamak gibi sizi abur cubur tüketmekten uzak tutacak şeylerin listesini çıkartın. Bunların, sizi zararlı besinler tüketmenin zevkiyle aynı derecede mutlu edeceğinden emin olun. Bu egzersizleri yaptıktan sonra sorunun kaloriyle ilgili olmadığını anlayabilirsiniz. Tavsiyelerimiz sayesinde ideal kilonuza ulaşabileceğinizi göreceksiniz. Ayrıca yemek yeme alışkanlıkları konusunda kendinizi eğiterek incelmenin yanında daha mutlu ve sakin bir insan haline gelmeniz de mümkün. Kaynak: |
Grip aşısı yaptırın ALMANYA'da grip aşıları yapılmaya başladı. Doktorlar havaların soğumaya başladığı bugünlerde salgınların başlayabileceğine dikkat çekerek grip aşılarının yaptırılmasını tavsiye ettiler. http://www.hurriyet.de/_img/i/r/news/2609/2782581_230x230.jpg Doktor Özkan Seymen, Federal Sağlık Bakanlığı'nın bu yıl ilk kez hamileleri de risk grubuna dahil ederek grip aşısı tavsiyesinde bulunduğunu belirtti. Grip ve gribin tetiklediği diğer hastalıklardan Almanya'da yılda 15 bin kişinin yaşamını yitirdiğine dikkat çeken doktor Seymen şunları söyledi: “Herkese ama özellikle şeker, kalp, bronşit gibi kronik hastalıkları olanlara aşı yaptırmalarını tavsiye ediyorum. Grip kronik hastalıkların daha ağır seyretmesine ve ölümlere neden olabiliyor. Almanya'daki Türkler grip aşısına beklediğimiz ilgiyi göstermiyorlar. Aşının bağışıklık sistemini zayıflattığı yönünde yanlış inanışlar var. Bu, kesinlikle doğru değil. Grip salgınları kapıda. Herkesi aşı olmaya bekliyoruz. Aşılar ücretsiz yapılıyor.” |
Sigara dumanı kadınlara daha zararlı Araştırmalar, sigara dumanına maruz kalan kadınlarda kalp gevşeme fonksiyonunun erkeklere göre daha çok bozulduğunu ortaya koydu. KAYSERİ - Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı tarafından yapılan ve sonuçları uluslararası dergilerde yayımlanan iki ayrı araştırma, sigara dumanına maruz kalan kadınlarda kalp gevşeme fonksiyonunun erkeklere göre daha çok bozulduğunu, kalp basınçlarının ve kalp atışlarının da arttığını gösterdi. Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Oğuzhan, sigaranın başta akciğer kanseri olmak üzere birçok kanser türünden, kalp krizinden ve kalp damar hastalıklarından sorumlu olduğunu söyledi. Araştırmalarda sigara dumanına maruz kalan kişilerde kanın pıhtılaşmasını sağlayan homosistein ve fibrojen adlı maddelerin seviyesinin arttığının görüldüğünü ifade eden Oğuzhan, pasif sigara içiciliğinin de kalp-damar hastalığı için bir risk faktörü olduğunun artık kabul edildiğini anlattı. Oğuzhan, sigara dumanına maruz kalmanın koroner arter hastalığı ölüm riskini yüzde 25-30 oranında artırdığını belirterek, ''Önlenebilir ölüm nedenleri arasında birinci sırada aktif sigara içimi, ikinci sırada alkol kullanımı, üçüncü sırada da pasif sigara içimi geliyor. Annesi babası yanında sigara içilen bebeklerin büyüdüklerinde bronşite yakalanma ihtimali de diğer çocuklara oranla aha fazladır'' dedi. PASİF İÇİCİLERİN KALBİ TEHLİKEDE Prof. Dr. Abdurrahman Oğuzhan, aktif sigara içiciliğinin zararlarının yapılan birçok araştırma ile ortaya konulduğunu ve bu konuda tereddüt olmadığını ifade ederek, pasif içiciliğin zararları hakkında ise çalışmaların sürdüğünü anlattı. Kendilerinin de bu konuda 2 ayrı araştırma yaptıkları ve bu araştırmaların sonuçlarının ABD'deki 2 farklı dergide yayımlandığını belirterek, şöyle devam etti: ''İlk araştırmamızda, sigara içmeyen sağlıklı 30 kadın ve 30 erkeği, bir odada 30 dakika pasif sigara dumanına maruz bıraktık. Daha sonra kalplerinin gevşeme özelliğine baktık. Çünkü kalbin bir kasılma, bir de gevşeme fonksiyonu var. Kalbin kasılması için önce gevşemesi lazım, içine kan dolması lazım. 30 dakika gibi kısa bir sürede odadaki tüm bireylerin kalbinin gevşeme fonksiyonunun bozulduğunu gördük. Bu bozulma bayanlarda daha belirgindi. Aynı yöntemle bu defa kadınlardan oluşan 30 kişilik grubu ayrıca değerlendirdik. Önceki kan basınçları ile sigara dumanına maruz kaldıktan sonraki kan basınçlarına baktık. İkisini karşılaştırdığımız zaman anlamlı olarak hem kalp hızlarının hem de kan basınçlarının yükseldiğini gördük. Bunu anlamak için de karbosihemoglobin (sigara dumanında bulunan karbonmonoksit ile kanda oksijen taşıyan hemoglobinin birleşerek oluşturduğu toksik) seviyelerine baktık. Sigara dumanına maruz kaldıktan sonra bu kişilerde karboksihemoglobin seviyeleri arttı. Bu da kadınların pasif sigara dumanından, erkeklere oranla daha fazla etkilendiklerini gösteriyor.'' Kaynak: ntvmsnbc |
CİLT TEMİZLİĞİ Vücuda ait kişisel temizlik ile pek çok hastalığın önüne geçilmektedir. Birkaç örnek vermek gerekirse; ishalli hastalıklar soğuk algınlıkları cildin mikrobik hastalıkları cildin mantar uyuz ve bitlenme gibi parazitlerle oluşan hastalıkları ve bazı allerjik hastalıklar sayılabilir. Uygun vücut temizliği bir çok deri sorununu ve hastalığını önleyici ve ortadan kaldırıcı bir önlemdir. Kişisel temizlik alışkanlıklarının önlediği diğer bir sorun vücut kokusudur. Vücut kokusu vücut yüzeyinde bulunan mikropların (bakterilerin) teri parçalamasına bağlı olarak meydana gelmektedir. Koku meydana getiren vücut bölgeleri öncelikle ayaklar kıl köklerinin yoğun olduğu kasık ve koltuk altlarıdır. Her gün banyo yapılamadığı durumlarda koltuk altı önce sabunlu bir bezle sonra su ile iyice silinmeli ve temizlenmelidir. Deri üzerine daha sonra bir deodorant veya ter önleyici uygulanabilir. Deodorantlar kokuyu sadece maskelerler. Bu nedenle temizlik aracı olarak değil geçici bir uygulama olarak değerlendirilmelidirler. Giysilere sinen ter kokusu beden temizliği yapılsa bile aynı giysinin temizlenmeden tekrar kullanılması halinde kalıcı olur. Özellikle sık yıkanmayan kalın kazaklar kullanılırken bu nedenle özen gösterilmelidir. Vücudun terleme oranının artması kokunun da artması anlamına gelecektir. Ancak insan bir süre sonra kendi kokusuna duyarsızlaşır. Yoğun bedensel çalışma vücuttan çıkan ter miktarının artmasına neden olmaktadır. Bedensel etkinliği fazla olmadığı halde bazı bireylerin ter bezi salgısı fazla olabilir. Bu durum ergenlik ve menapoz durumlarında özellikle ortaya çıkabilir. Kaynak |
Sağlığınız için balık tüketin Uzmanlar, vitamin, mineral ve proteince zengin balığın haftada en az 2 kez tüketilmesini öneriyor. Sezonun açılmasıyla pazarda, markette ya da balık hallerinde bütçeye göre balık bulunabildiğini ifade eden Uludağ Üniversitesi (UÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Başdiyetisyeni Sevinç Yetişen, hemen her yaşta balığın sağlık açısından büyük önem taşıdığını, özellikle içerdiği yağ asitleriyle beslenmede önemli yer tuttuğunu anlattı. Balığın, kaliteli protein, A, K ve B vitaminlerinin yanı sıra fosfor ve çinko gibi mineraller bakımından zengin olduğunu vurgulayan Yetişen, kemiklerin gelişimine ve büyümesine katkıda bulunan bu deniz ürünlerinin yağlılarının enerji kaynağı olarak bilindiğini söyledi. Yetişen, balık yağında bulunan omega-3 yağ asitlerinin birçok hastalık riskine karşı iyi geldiğinin araştırmalarla ortaya konulduğunu dile getirerek, kırmızı et yerine balık tüketenlerde kalp-damar hastalıklarının daha az görüldüğünü vurguladı. Omega-3 yağ asidinin, kandaki kolesterol, trigliserid ve kan basıncını düşürerek, kalp sağlığını koruyucu etki gösterdiğine işaret eden Yetişen, ayrıca balıktaki yağ asitlerinin vücudun enerji üretimine katkıda bulunarak, yorgunluğu giderdiğini, konsantrasyon yeteneğini artırdığını ifade etti. Gebelikte balık tüketmek neden önemli? Yetişen, beyin gelişiminin anne karnında başlamasından dolayı balığın bebek ve anne sağlığı açısından da büyük öneminin olduğuna değinerek, şöyle konuştu: ”Gebelikte özellikle son 3 ayda anneden bebeğe önemli ölçüde omega-3 yağ asitleri aktarıldığından bu dönemde balık, bol miktarda tüketilmelidir. Omega-3, özellikle hamilelik dönemi boyunca ve bebeklik döneminin başlarında, beyin ve sinirlerin uygun şekilde gelişimi için çok önemlidir. Yapılan araştırmalarda, bol balık yiyen gebelerin erken doğum, düşük ağırlıklı bebek doğurma riskinin azaldığı ve balığın bebeğin görme yetisini geliştirdiği saptanmıştır. Genel ve beyinsel gelişim açısından 7′nci aydan itibaren çocukların da haftada iki gün mutlaka balık tüketmeleri sağlanmalıdır. Balığın cinsine göre omega-3 miktarı farklılık gösterse de somon, uskumru, ton balığı, sardalya hamsi, omega-3 ihtiyacını karşılar.” Balık seçerken bunlara dikkat edin Taze balığın gözleri parlak ve lekesiz, solungaç kısımları kırmızımsı pembe, pulları ve yüzgeçlerinin diri olduğunu dile getiren Yetişen, şunları kaydetti: ”Balığın kaslarına basıldığı zaman parmağın bıraktığı izin hemen düzelmesi ve ele alındığında kuyruğunun sert durması gerekir. Balık, dikkatli saklandığı zaman her mevsim tüketilebilir. Kısa sürede tüketilecekse buz içinde veya sıfır derecenin altında bekletilmelidir. Eksi 32 derecede dondurularak, eksi 18 derecede 3-6 ay saklanabilir. Kuru ve serin yerlerde saklanan kurutulmuş, tuzlanmış veya konserve edilmiş balıklar 6-12 ay süreyle tüketilebilir.” |
Göz Yorgunluğu ve Bilgisayar |
Gözlerinizin sağlığı için öneriler Balık tüketimi ile alınan omega-3 yağ asitlerinin; görmeyi tehdit eden “yaşa bağlı sarı nokta hastalığı” ve kadınlarda “göz kuruluğu” riskini azaltıyor. Besinler, göz sağlığımız için büyük önem taşıyor. Çoğumuz balık veya havuç yemenin gözlere iyi geldiğini duymuşuzdur. Veya göz kapağımızda arpacık çıktığında; çay ile kompres veya sarımsak sürmek gibi uygulamaları çoğumuz denemişizdir. Peki bunlar gerçekten doğru uygulamalar mı? Acıbadem Göz Sağlığı Merkezi'nden Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Banu Coşar göz sağlığımıza besinlerin etkileriyle ilgili halk arasında mit haline gelmiş 8 konu ile ilgili bilgi verdi: 1. Balıktaki Omega 3'ü Vücut Daha Kolay Kullanıyor Balık tüketimi ile alınan omega-3 yağ asitlerinin; görmeyi tehdit eden “yaşa bağlı sarı nokta hastalığı” ve kadınlarda “göz kuruluğu” riskini azalttığını gösteren bazı veriler mevcut. Omega-3’ten zengin balıklar arasında ton balığı, somon, uskumru, ringa, alabalık ve sardunya yer alıyor. Balık yağı hapları da, balık tüketiminin yerine geçiyor. Omega-3 yağ asitlerini bol içeren diğer besinler ise keten tohumu, ceviz ve koyu yeşil yapraklı sebzeler. Ancak, balıktaki omega-3’ün vücut tarafından kullanımı daha kolay oluyor. 2. Havuç, Göz Sinirlerine İyi Geliyor Havucun gözlere faydalı olduğu ve gece görüşünü artırdığı yönünde yaygın bir inanç vardır. Gerçekten de havucun içindeki beta-karoten (A vitamini), gözün retina (sinir) tabakasında ışığı algılayan hücreler için gereklidir. “Rod” ve “kon” ismi verilen bu ışık algılayıcılar, ciddi A vitamini eksikliğinde fonksiyon görmez ve gece körlüğü oluşur. 3. Arpacığa Sarımsak Sürmeyin, Ilık Su Kompresi Yapın Arpacık ve şalazyon (yağ kisti), göz kapağında şişlik yapan ve birbiri ile karıştırılan hastalıklar. Her iki hastalıkta da kirpik diplerindeki yağ bezlerinin kanal ağzı tıkanıyor. Ancak şalazyonda sadece tıkanıklık oluyor; arpacıkta ise tıkanıklığa ek olarak, mikrobik iltihaplanma söz konusu. Arpacığın tedavisi sıcak pansuman, antibiyotikli damla ve pomad ile yapılıyor. Şalazyonda ise bu tedaviye kortizonlu damlalar da ekleniyor. Sarımsağın içindeki sülfid bileşenlerinden “alisin”in antibakteriyel etkisi biliniyor. Ancak günümüzde pek çok antibiyotikli/kortizonlu damla ve pomad varken, sarımsak sürmek tavsiye edilen bir uygulama değil. Çayla kompres ise, çay yüzünden değil, sıcak etkisi ile arpacığa ve şalazyona iyi geliyor. Hiç çay kullanmadan, sadece sıcak su ile kompres yapın. 4. Salatalık Şişen Gözlere İyi Geliyor Göz altı torbaları, göz çevresindeki yağ torbalarından kaynaklanıyor. Yaş ilerledikçe, bu yağ torbalarını geride tutan zar gevşiyor ve yağlar öne doğru gelip, iyice belirginleşiyor. Ancak kimilerinde genç yaşlarda da yapısal olarak bu yağ torbaları belirgin olabiliyor. Sabahları, göz altları daha şiş oluyor. Bunun nedeni yatarken kan dolaşımı dağılımının değişmesi ve yerçekimi etkisi ile göz çevresinde sıvı birikmesi. Salatalık, cilde uygulandığında hafif “astringent” yani sıkılaştırıcı/büzüştürücü özellik gösteriyor. Bunun nedeni içindeki askorbik asit (C vitamini) ve kafeik asit. Salatalığın yapısının çoğunu ise su oluşturuyor. Bu da buzdolabından çıkarıldığında yarattığı soğutucu etkiyi sağlıyor. Salatalık hem içindeki “su tutucu etkiyi azaltan maddeler”, hem de “soğuk” etkisi ile göz kapaklarının üstüne konduğunda sabah şişliğini gerçekten azaltıyor. Ve eğer böyle bir uygulama yapmak istiyorsanız, -salatalık alerjiniz olmadığı müddetçe-, göz sağlığınız açısından bir sakıncası yok. Ancak göz altı şişliklerini azaltmak için en etkin yol sabahları doğrudan soğuk kompres yapmak: Bunun için, buz veya eczaneden aldığınız soğutucu jel poşetlerini kullanabilirsiniz. Soğuk kompres, göz çevresindeki damarları büzerek göz altında biriken ödemin (şişliğin) azalmasını sağlıyor. Ama tabii göz altı torbaları çok belirginse, kalıcı çözüm ancak “blefaroplasti” denen operasyonla sağlanabiliyor. 5. Badem Yağı Kirpikleri Uzatmıyor Badem yağı (“almond oil”) içerdiği antioksidanlar nedeni ile pek çok göz çevresi kreminin ve makyaj temizleyicinin içinde bulunuyor. Ancak badem yağının kirpikleri uzattığını gösteren bilimsel bir çalışma yok. Kirpikleri gürleştirdiği bilinen tek madde, bazı göz tansiyonu ilaçlarının içinde bulunan “prostaglandin anologları”. Ama göz tansiyonu hastası değilseniz, sakın bu göz damlalarını kullanmayın çünkü kontrolsüz göz damlası kullanımının istenmeyen başka yan etkileri de var. 6. Parlak Gözler İçin Sakın Limon Sıkmayın Asla böyle bir uygulama yapmayın. Limonun gözleri parlatan bir etkisi yoktur. Aksine limonun içindeki sitrik asit ve düşük pH yüzünden gözleriniz kızarır, yanar ve tahriş olur. 7. Göze Özel Vitamin, Sarı Nokta Hastalığına Faydalı Gözler için özel olarak üretilmiş vitamin hapları mevcut. Bu vitamin kombinasyonları, yaşa bağlı sarı nokta hastalığının ileri evreye geçme riskini %25 oranında azaltıyor. Yaşa bağlı sarı nokta hastalığı, yaşlılıkta görme kaybına en sık yol açan hastalıklardan biri. Sarı nokta hastalığının ilerlemesini yavaşlatıcı etkiye sahip formulasyon şöyle: C vitamini 500 mg E vitamini 400 IU Beta-karoten 15 mg Çinko oksit 80 mg Kuprik oksit 2 mg Şimdilik herkese değil, sadece yaşa bağlı sarı nokta hastalığı olanlara göz için ekstra vitamin kullanımı tavsiye ediliyor. 8. Haftada 2 Balık, Fındık, Sebze-Meyve Gözlere İyi Gelir Göz sağlığı için beslenmenizde şu basit değişiklikleri yapmak faydalı: 1. Omega-6 yağ asitlerinden zengin pişirme yağları yerine daha az omega-6 içeren zeytinyağını tercih edin. (Balıkta bol bulunan omega-3 yağ asitlerinin aksine, omega-6 yağ asitleri sağlıklı değil.) 2. Bolca balık, meyve ve sebze tüketin. 3. Doymuş yağlar ve margarinden kaçının. 4. Kızartılmış besinlerden kaçının. Özetle, bolca yeşil yapraklı sebze, haftada 2 porsiyon balık, fındık, sarı/turuncu meyve ve sebze tüketimi; vücut sağlığınız için olduğu gibi göz sağlığınız için de yararlı... |
Sağlıklı Yaşam Sağlıklı olmak, insan mutluluğunun öncelik taşıyan bir ögesidir. Sağlık genellikle kendiliğinden var olan bir durum olarak algılanır. Oysa sağlıklı olma uğrunda çaba gösterilmesi gerekir. Hatta bugünkü bilgilerimiz bize bu uğraşın daha doğum öncesi dönemde başlaması gerektiğini göstermektedir. Doğal olarak bu aşamada yapılması gerekenler, anne ve babalara düşmektedir. Olaya nesillerin sağlığı olarak bakıldığında, sağlığın ve sağlıksızlığın nesiller boyunca aktarılabileceği görülür. Anne ve babalar genetik özelliklerinin yanı sıra kendi sağlıklarına gösterdikleri özenle bebeklerine sağlık aktarabileceklerini bilmelidirler. Sağlıklı bir yaşam için alınması gereken önlemlerin pek çoğu günlük yaşamımızda uygulamamız gereken küçük ve kolay çabalardan oluşur. Nerede olursa olsun günlük yaşamı düzenleyen bazı temel kuralların bilinerek uygulanması, sağlığın korunmasını ve diğer bireylerle paylaştığımız yaşamı kolaylaştırır. Bu kurallardan en önemli bazıları temizlik, sağlıklı beslenme, bedensel ve zihinsel çalışma, düzenli yaşam, sigara, alkol, uyarıcı ve uyuşturucu maddelerden uzak durma, kazalardan korunma, sorunlarla başa çıkmada doğru ve uygun yöntemler kullanmadır. Çoğunlukla günlük çabalarda hedefin mutluluk olduğu varsayılır. Oysa altta yatan asıl neden güvenlik duygusudur. Çünkü hayatta kalmayı sağlayan en ilkel dürtü korkudur ve güvenlik duygusu korkunun yatıştırılmasıyla ortaya çıkar. Kendimizi güvende hissedebilmemizin ilk koşulu ise bilmektir. Ancak bildiğimiz şeyi, bildiğimiz kadarı ile kontrol edebiliriz. İkinci basamaksa bilginin eyleme dökülmesidir. Bilgimizi davranışımıza yansıtamıyorsak bu bilgi bizim için huzursuzluk kaynağı olmaktan öteye geçemez. Bir sonraki aşama ise paylaşarak çoğaltma, yandaş oluşturmadır. Bunun için bilgimize dayanan doğru bulduğumuz davranışı kurallaştırmaya çalışırız. Toplum içindeki pek çok kural bu yolla oluşmuştur. Zaman içinde altta yatan bilgi evrimleştikçe kurallar da değişecektir. Sağlıklı Yaşam Kuralları Bugün sağlıklı yaşam için bilinmesi gereken başlıca kurallar şunlardır: I. TEMİZLİK A. HİJYEN NEDİR, NE ÖNEMİ VARDIR? B. CİLT TEMİZLİĞİ C. SAÇ TEMİZLİĞİ VE BAKIMI D. YÜZ, GÖZ VE KULAK TEMİZLİĞİ E. AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI
G. CİNSEL BÖLGENİN TEMİZLİĞİ
İ. AYAK TEMİZLİĞİ J. BANYO YAPMA
III. ORTAMIN TEMİZLİĞİ VE BAKIMI A. FARKLI ORTAMLARIN TEMİZLİK ÖZELLİKLERİIV. BESLENME V. HAREKETLİ YAŞAM VI. DÜZENLİ YAŞAM VE UYKU VII. ÇALIŞMA ORTAMI VIII. GÜNLÜK YAŞAMDA STRESLERLE BAŞA ÇIKMA IX. ZAMAN YÖNETİMİ X. SİGARA, ALKOL, MADDE KULLANIMI
|
Şeker Yaşlandırıyor Şeker Yaşlandırıyor Şekerin şişmanlattığını, dişlerde çürüklere neden olduğunu kısacası sağlıklı olmadığını hepimiz biliyoruz.Peki, cildi yaşlandırdığına ne demeli? Nedeni glikasyon adı verilen ve vücudun kontrol edemediği bir süreç: Şeker molekülleri proteinle birleşerek "advanced glycationen dproducts" adında bir bileşim oluşturuyor. Bilimadamları AGE’nin yanlış alımının ve şeker zengini beslenmenin genel olarak vücut için olumsuz olduğunda birleşiyor. Bu, kalp hastalıkları riskini artırıyor. Ancak aynı zamanda fazla şekerin cilt üzerinde doğrudan bir etkisi olduğu belirtiliyor. Cildin bağ dokusu sertleşerek elastikiyetini kaybediyor ve yüzeyde hızla kırışıklıklar oluşmaya başlıyor. Kaynak |
Kış Hastalıklardan Korunmanın Yolları Kış Hastalıklardan Korunmanın Yolları Kış aylarında bağışıklık sisteminin düşmesi, vücudu enfeksiyonlara karşı savunmasız bırakır. Soğuk havalarda bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi ve hastalıklara karşı direnç kazanmak için doğru beslenmeye özen gösterilmelidir. Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Berna Ertuğ, kış aylarında sağlıklı beslenmenin önemini anlattı. Bilinçli Beslen, Hastalıklardan Korun Soğukla mücadelede, vücut direncinin antioksidan etkiye sahip A, C, E vitaminlerinden zengin, çinko gibi minerallerin bulunduğu, prebiyotik ve probiyotik içeren gıdalar ile desteklenmesi; omega-3 ve omega-9 yağ asitlerinin alımının da arttırılması önemlidir. C ve E Vitamini Zengini Besinleri Unutmayın! C vitamini vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlar. Savunma sisteminin güçlendirilmesinde önemli bir silah olan bu vitamin yeşilbiber, maydanoz, tere, roka, karnabahar, ıspanak, portakal, limon, mandalina, kuşburnu gibi besinlerde bol miktarda bulunur. Ara Öğünlerdeki Atıştırmalarınızı Abartmayın C vitamini kaybını önlemek için salatalarınızı da meyve suları gibi tüketmeden hemen önce hazırlayın ve limonu salatayı tüketeceğiniz zaman eklemeyi unutmayın. Antioksidan özelliği olan E vitamini açısından zengin kaynaklar olan fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar, sıvı yağlar, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, tahin gibi besinleri tüketmeye özen gösterin. Ara öğünlerde günlük en fazla 10 adet badem veya 10 fındık yiyin. A Vitamini Anti-Enfeksiyon Vitamin Olarak da Bilinir A vitamini vücudu enfeksiyonlara karşı korur. Anti-enfeksiyon vitamin olarak da bilinen bu vitamin yumurta, süt, balık, ıspanak, portakal, havuç, yeşilbiber, kayısı gibi sarı, turuncu ve yeşil sebze ve meyvelerde bulunur. Çinkodan Zengin Besinler Tüketmeye Çalışın Çinko eksiklikleri enfeksiyonların görülme sıklığını arttırır. Çinko kaynakları kırmızı et ve kabuklu deniz ürünleri ile karaciğer gibi hayvansal kaynaklı besinler; fındık, ceviz, fıstık gibi kuruyemişler, süt, peynir ve kuru baklagillerdir. Beslenmede Omega 3 ve Omega 9 Kuralını Göz Ardı Etmeyin Balık, balık yağı, fındık ve cevizde bulunan omega-3 yağ asitleri güçlü bir antioksidandır ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir. Zeytinyağı, fındık yağı gibi sıvı yağlarda bulunan omega-9 yağ asitleri de bağışıklık sistemini olumlu etkiler. Mide ve Bağırsak Enfeksiyonlarından Korunmak İçin, Probiyotik ve Prebiyotikler Önemlidir Bağırsak florasını güçlendirerek mide-bağırsak (gastrointestinal) sistem enfeksiyonlarına karşı direnç oluşturulmasını sağlayan probiyotik ve prebiyotiklerin antimikrobiyal aktiviteyi üst düzeyde tutar, anti tümör özelliği de gösterir. Kış Aylarında Bağışıklık Sisteminin Güçlendirilmesi İçin Beslenmenizde Bunlara Dikkat Edin: • Öğünlerinizde mutlaka yoğurt, ayran veya kefir olsun. • Sütlü tatlılar tercih edin. • Her öğünde bol limonlu mevsim yeşillikleri ile dolu salata tüketin. Salatalarınıza muhakkak 1 tatlı kaşığı kadar zeytinyağı ve limon eklemeyi unutmayın. • Ara öğünlerde mandalina, kivi, portakal, elma, greyfurt gibi taze meyveleri tercih edin. • Bitki çaylarından özellikle kuşburnu, ıhlamur, ahududu, böğürtlen ve meyve çaylarına ağırlık vermeye çalışın ve çaylarınıza limon eklemeyi unutmayın. • Haftada en az 2 gün mutlaka balık tüketin. Özellikle somon, çinekop, istavrit, levrek, çipura, hamsi mevsim balıklarıdır. • Haftada 2-3 gün kuru baklagilleri pişirip yanında bol salata ile tüketin. • Kahvaltınızda süt, peynir ve yumurtadan herhangi biri ya da ikisini bulundurun. |
Kalbinizi korumak için diş ipi kullanın Kalbinizi korumak için düzenli spor yapıyor olabilirsiniz. Kan basıncı ve kolestorolünüz normal değerler içinde gözükebilir. Fakat günlük yaşantınızda dikkat etmediğiniz bazı detaylar zaman içinde büyüyüp önünüze önemli sorunlar olarak çıkabilir. İngiltere’deki Boston Kadın Hastanesi’nin direktörü JoAnne M. Foody kalp sağlığının korunmasında önemli bazı ipuçlarını “iVillage" okurları için paylaştı. AĞIZ SAĞLIĞINA ÖZEN GÖSTERMEK Diş ipi kullanmanın kalp sağlığını önemli derecede etkilediğini belirten Foody şunları söyledi: “Diş sağlığı ile kalp sağlığı arasında güçlü bir bağ vardır. Ağızda biriken bakteriler iyi temizlenmediğinde kana karışır. Diş ve ağız sağlığına özen gösteren kişilerin kalp hastalığı yaşama riski göstermeyenlere gore daha azdır. UYKU DÜZENİNE SADIK KALMAK Geçtiğimiz günlerde ABD’de yapılan bir araştırmada her 6 kişiden bir tanesinin günde 5 saat uyuduğunu ortaya çıkardı. 8 saat uykunun her birey için gerekli olduğunun altını çizen Foody sözlerine şöyle devam etti: “Yeteri kadar uyumayan bir insan kalbini zorlar. Uyku, düzensiz kalp atışlarını düzenler. Dolayısıyla kalp sağlığına özen gösterenlerin kalp krizi geçirme olasılığı daha az oluyor.” TATİL FAKTÖRÜ ABD’de 1990’larda başlanan ve 20 yıl süren bir araştırnada 750 kadının tatil alışkanlıklarının gözlendiğini belirten Foody çıkan sonuçların kalp rahatsızlılarıyla bire-bir bağlantısı olduğunu saptadıklarını kaydetti. Floor şöyle konuştu: “6 senede bir tatile giden kadınların, her sene tatile gidenlere oranla daha fazla kalp krizi geçirme riski taşıdığı tespit edildi. Wisconsin’de bulunan Kadın Sağlığı Merkezi’nin geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği ankette ise sık sık tatil yapan kadınların daha az stresli ve evliliklerinde daha mutlu olduğu gözlendi.” GÜNEŞ IŞIĞI Özellikle yaz aylarında güneş altında fazla kalmayı önermeyen doktorlar vücudun D vitamin ihtiyacı için güneş ışığına ihtiyaç duyulduğunun altını çiziyor. Foody bu konuda şunları söyledi:”D vitamini az alındığı takdirde kişinin kan basıncında yükselme olabiliyor. Fakat güneşten alınan D vitamini bu durumu düzenliyor. Özellikle yüz,kol,bacak ve sırt bölgeniz en az haftada 2 kez güneş görmeli.” |
Ofis Çalışanlarını Bekleyen Risk! Ofis çalışanlarını bekleyen ölüm riski! Tüm gün kapalı alanda, bilgisayar başında oturanlar dikkat! Tüm gün kapalı bir kübün içerisinde, bir koltuk tepesinde, bilgisayar ekranına kitlenmiş bir şekilde oturuyorsunuz. Avusturalya’da yapılan bir araştırma ise, çok fazla oturmanın ölüm riskini artırdığı sonucunu ortaya çıkardı. Sax Entitüsünde yapılan araştırmaya göre, 45 yaş ve üstü insanların 11 saat veya daha fazla oturması, ölüm risklerini nedeni ne olursa olsun %40 artırdığı ortaya çıktı. Günde 8 ve 11 saat arası oturanlarda ise bu riskin %15 olduğu söyleniyor. Uzmanlar uzun süreli oturmanın metabolizmayı dolayısıyla da damar sağlığını olumsuz yönde etkilediğini söylüyorlar. Archives of Internal Medicine yazarlarına göre “Fiziksel aktivitesiz, uzun süreli oturma, tüm ölüm nedenleri riskini artırıyor” diyorlar. Sydney Üniversitesi'nden doktor Dr. Hidde van der Ploeg "Sabah işe gitmeden kesinlikle yürüyüş ya da koşu yapılmalı ve gün içerisinde uzun süreli oturmadan kaçınmalı. Fiziksel olarak aktif olmayan insanların, aktif olan insanlara oranla 2 kat daha fazla ölüm tehdidi altındalar. Bu nedenle günde yetişkinler en az 30, çocuklar ise 60 dakika fiziksel egzersiz yapmalılar" diyor. Avusturalyada 222,497 insanın cevapladığı sorular, 2006 ve 2010 yıllarında her gün ne kadar oturdukları kaydedilerek gerçekleştirilmiş ve daha sonra bu adaylar arasındaki ölüm oranları araştırılmış. Sydney Üniversitesine bağlı, Sydney Halk Sağlığı Okulu’ndan yapılan açıklamaya göre, gün içerisinde uzun süreli oturmak katılımcılardaki ölüm oranının % 6.9 olduğu saptanmış. Bir diğer araştırma sonucu ise, uzun süreli oturmanın kalp krizi, diyabet ve diğer hastalık risklerini artırdığı yönünde. Uzmanlar uzun süre masa başında oturmak yerine gün içerisinde elinizden geldiğince yürümeye çalışmanızı, mesela iş arkadaşınıza telefon ya da e-posta atmak yerine yanına gitmenizi, asansör yerine merdiven kullanımasnızı tavsiye ediyorlar. Dr. van der Ploeg "Bir yetişkin boş zamanının %90'nını oturarak geçiriyor. Tabii ki boş zamanınızın %100'ünü koşarak ya da yürüyerek geçirmeyin ama yarısında hareket edin. Yani oturmak ve fiziksel hareketler arasında bir denge kurmaya çalışın" diyor. Masa başında sağlıklı kalmanın 10 yolu Çalışırken sağlığınızdan olmayın! Gününü bilgisayar kullanarak geçiren ofis çalışanlarının yarısından fazlası kas ve iskelet sistemi hastalıklarıyla karşılaşırken, uzmanlar çözümün küçük önlemlerde gizli olduğunu belirtiyor. Medical Park Tarsus Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Sevilay Eriş, yapılması gerekenleri anlattı...
Kaynak: Hthayat |
Anne ve Babalar Dikkat! 6 Yaş Altına Öksürük Şurubu Yasak Dünyada ciddi hastalıkları perdelediği belirtilen öksürük şurupları Belçika'da 6 yaş altı için yasaklandı http://i.ensonhaber.com/resimler/diger/esh6688.jpg Dünyada öksürük şurupları tartışılmaya başlandı. Belçika hükümeti yeni aldığı kararda çocuktaki ciddi hastalıkları perdelediği ve yaşam kalitesine herhangi bir katkısı da bulunmadığı için 6 yaş altındaki çocukların reçetelerine öksürük şuruplarının yazılmasını yasakladı. Sabah’ın haberine göre Türk doktorlar da artık öksürük şuruplarını kolay kolay reçetelerine yazmadıklarını söylüyor. Türk doktorların bu konudaki görüşleri şöyle: PROF. CANBERK: KARAR DOĞRUDUR Prof. Dr. Aykan Canberk/ İstanbul Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi: Çoğu öksürük şurubunda dextromethorphan gibi balgam söktürücü fakat aynı zamanda kişide uyku eğilimi yaratan katkı maddesi var. Fenilpropanolamin ve türevleri gibi boğazda ve burunda ödem giderici, sempatik sistemi etkileyebilen katkı maddesi var. Bu da küçük çocukta çarpıntı, terleme, huzursuzluk, uykusuzluk gibi yan etkilere sebep oluyor. Bazı şuruplara ise öksürük refleksini azaltmak, gıcıktan koruyarak öksürük krizlerini önlemek amacıyla kodein katılmıştır. Ancak boğmaca dışında kullanılması sorunlar yaratabilir. Bu karar çok doğru bir karardır. Çocukların olduğu kadar koroner kalp hastalığı, hipertansiyon ve şeker hastalığı olan yetişkinlerin de bu ilaçları kullanmamaları gerekiyor. PROF. NAYIR: İÇLERİNDE 12 ETKEN MADDE VAR Prof. Dr. Ahmet Nayır/ İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı: 18 ayın altındaki çocuklara, gripte öksürük şurubu verilmez. Bu şuruplarında adrenalin türevleri etken maddeler var. Ailenin zorlamasıyla yazıyorduk. Belli bir dönem ödemi kurutuyor. Ama ilaçların içinde 12 tane etken madde olması önerilen bir şey değil. Ağrı kesici, ateş düşürücü, antihistamikler gibi... Vitamin, parasetamol ve istirahat vermek zaten yeterli. Gribi ilaçlarla değil; burun damlası, buğu, ateş düşürücü ile kesmek lazım. PROF. MOCAN: BEYNİ ETKİLİYOR Prof. Dr. Hilal Mocan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı: Öksürük şurubu beyin üzerinde etkili olur. Öksürük doğal bir şeydir. Öksürük şuruplarının bir çeşidi beyin üzerinde etkili olur. Diğeri de balgamı parçalayıp artırır. Çocukta koyu renkli balgam varsa, şurup günde 1-3 kez olacak şekilde balgamı yumuşatma şeklinde kullanılabilir. Biz buna balgam söktürücü diyoruz. Bu, balgamın akciğere çökerek bataklık yapma riskini azaltır. 5-10 gün ilaç kullanmak iyi değil. Kaynak:Ensonhaber |
Kuruyemiş ve baklagiller kemiklere yararlı İskelet sistemimiz kemik, kas, kıkırdak ve bağ dokularının karmaşık ilişkileri ile oluşuyor http://i.ensonhaber.com/resimler/diger/esh_19186.jpg KEMİKLERİN EN GÜÇLÜ YAŞI: 17-35 ARASI İskelet sistemimiz kemik, kas, kıkırdak ve bağ dokularının karmaşık ilişkileri ile oluşuyor. Tüm bu sistemin yeterli ve uyumlu çalışması, kişinin sağlıklı olması ile mümkün. Hareketliliğimizi koruyabilmek, bir yerde özgürlüğümüzü sürdürebilmek için iskelet sistemimize iyi bakmamız gerekiyor. Kemik yoğunluğu ve kalitesinde zirve değerlerin 17 ile 35 yaşlar arasında kazanıldığını belirtiyor. Kemik kitlesi 35 yaşından sonra hep kayıp yönünde ilerliyor. Bundan dolayı genç erişkinlikteki beslenme alışkanlıkları insanın tüm hayatı boyunca kemik sağlığını etkileyecek sonuçlar doğuruyor. Kemik erimesinden korunmak için sadece yaşlılığımızda değil tüm hayatımız boyunca beslenmemize dikkat etmemiz gerekiyor. KURUYEMİŞ VE BAKLAGİL KEMİKLERE ÇOK FAYDALI Kemiklerimizin asıl yapıtaşını kalsiyum ve proteinler oluşturuyor. Kemiklerimizin kalsiyum ihtiyacı büyüme döneminde, hamilelikte, menopoz sonrasında ve yaşlılıkta daha fazla. Kalsiyum ihtiyacı süt ve süt ürünlerinden, koyu yeşil yapraklı sebzelerden, kuruyemişlerden ve baklagillerden sağlanabiliyor. Kemik yapısında proteinler de önemli çünkü kemiğin esnekliğini ve kalsiyum kristallerinin bir arada durmasını sağlıyorlar. Proteinler ise hayvansal gıdalar, yumurta, balık ve baklagillerden elde edilebiliyor. Kemiklerimize kalsiyumun yerleşmesinde D vitamini şart. Kalsiyumun kemiklere yerleşmesinde sportif aktivite ve hareketliliğin de önemli yeri bulunuyor. D vitamininin en önemli kaynağı güneş ışığı. Güneş ışığı sayesinde cildimizde D vitamini oluşturuluyor. Diğer D vitamini kaynakları ise balık, balık yağı ve yumurtad. Sonuç olarak kemik sağlığımızı korumak ve kemik erimesinden kaçınmak için doğru ve yeterli beslenme, güneş ışığına maruz kalma ve sportif aktiviteler tüm ilaçlardan ve tedavilerden daha önce geliyor. EKLEM KİREÇLENİNCE HAREKET AZALIYOR Kemiklerimizin eklem yüzlerinde kıkırdaklarımız yer alıyor. Kıkırdak parlak, pürüzsüz, kaygan ve 3-4 mm kalınlığında sert bir tabaka. Kıkırdak eklemin ağrısız ve rahat hareket etmesini sağlıyor. Kıkırdağın doğal yapısı romatizmal hastalıklar, eklem iltihabı, kırık, yaşlanmaya bağlı aşınma gibi nedenlerle bozulabiliyor. Sonuçta kıkırdak yüzeyi aşınır, parlaklığını kaybeder ve pürtüklü, girintili çıkıntılı bir hal alıyor. Böylelikle eklem kireçlenmesi (artroz) denen eklemin ağrılı ve hareketlerini kısıtlayan hastalığı ortaya çıkıyor. Zaman içinde bu bozukluklar hastanın hareketlerini günlük işlerini yapamayacak derecede kısıtlıyor. Hastanın hareket özgürlüğü ortadan kalkıyor. Eklem kireçlenmesinde tedaviye adale güçlendirici egzersizler, ağrı kesici ve kıkırdak geliştirici ilaçlar, kilo verme ve fizik tedavi yöntemleri ile başlanıyor. Hastalığın ilerlediği ve bunların yetersiz olduğu noktada cerrahi girişimler ve eklem protezi ameliyatları gerekebiliyor. Eklem protezi ameliyatlarında kıkırdağın aşınan kısmı çıkarılıp yerine metal, seramik vb. malzemelerden yapılmış yapay eklemler yerleştiriliyor. Protez yapılan hastalar yıllarca ağrısız olarak yaşamlarını sürdürebiliyor, eski günlerine büyük oranda geri dönebiliyor. KASLAR SPOR YAPTIKÇA GÜÇLENİYOR Kaslar da vücudumuzun hareket gücünü sağlayan kısımlarını oluşturuyor. Sağlıklı kaslar için iyi bir kan dolaşımı, beynin emirlerini hatasız şekilde iletecek bir sinir sistemi gerekiyor. Gerisi çalışmaya kalıyor. Kasların tepkisi çok net yani ne kadar çalıştırırsanız o kadar güçlü ve işe yarar oluyorlar. Çalışmayı kestiğiniz anda hızla köreliyorlar. Bu nedenle sağlıklı bir iskelet sistemi sürekli işleyen bir iskelet sistemidir. Sağlıklı ve güçlü kaslar için düzenli spor yapmak gerekiyor. En azından her yaş için düzenli ve ritmik yürüyüş hem kasları zinde tutacak hem de kemiklerin tekrarlayan yük alması sayesinde mineral içeriğinin güçlenmesini sağlıyor. Eklemlerin kaslar sayesinde dengeli hareketi, bağların kontrolünde gerçekleşiyor. Bağlar eklemlerde hareketin yönünü ve sınırını belirleyerek stabilitesini sağlıyor. Bu nedenle bağ yaralanmalarının çok önemsenmesi ve tedavi edilmesi gerekiyor. Eklem bağlarını korumada en önemli olan, gereksiz zorlanmalardan kaçınmak ve spora başlamadan önce eklemin ısınmasını sağlayıp bağlara esneklik kazandırmak oluyor... Prof.Dr. Metin Türkmen Kaynak:Ensonhaber |
Kanser Tedavisinde Kemoterapi Tarih Oluyor! Kemoterapi tarih oluyor Pfizer firması kanser hastaları için 'kişiye özel' ilaç üretti. http://i.ensonhaber.com/resimler/diger/esh3605_1.jpg İlacın tek eksik yönü, yalnızca hiç sigara içmemiş veya çok az içip bırakmış kişillerin tedavisinde kullanılabilecek olması. Konuyla ilgili açıklama yapan, Pfizer Global Araştırma ve Geliştirme Diagnostik Birimi Başkanı ve İdari Direktörü Dr. Hakan Şakül, üretilen ilacın ABD, Hindistan, Kore, Japonya ve İsrail'de kullanıldığını, Türkiye'de ise ruhsat almak için önümüzdeki günlerde başvurularını yapacaklarını bildirdi. Şakül şunları söyledi: 'Kemoterapide verdiğiniz ilaç tüm vücuda hitap ediyor ve sorun olan hücrelere gitmek yerine tüm hücreleri etkiliyor. Bizim ürettiğimiz kişiye özel ilaç ise tüm hücreleri değil, sadece sorunlu hücrelere etki ettiği için çok daha az yan etkisi oluyor. Etkinliği ise artıyor. Tabii ki hiç yan etkisi yok diyemeyiz ama bu ilacın yan etkilerinin yok edilebilir olduğunu söyleyebilirim'' 'KÜÇÜK BİR GRUP İÇİN' İlacın, hiç sigara içmemiş veya çok az içip bıraktıktan sonra akciğer kanseri hastası olanların tedavisinde kullanıldığını belirten Şakül, ''Bu gruba geleneksel şekilde tedavi yapıldığı takdirde, tedaviye yanıt verme oranı yaklaşık yüzde 10 iken, bizim yaptığımız birinci ve ikinci fazdaki araştırma sonuçlarına yaklaşık yüzde 60-61 oranında yanıt verildi'' dedi. İlacı kullanabilecek hasta sayısının tüm dünyada her yıl 40 bin civarında arttığını dile getiren Şakül, ''Aslında küçük bir gruptan bahsediyoruz ama ilacın bu küçük gruptaki etkinliğinin oldukça yüksek olduğunu söyleyebilirim'' diye konuştu. Kaynak:Ensonhaber |
Mantarda Bilgisizlik Öldürüyor! Mantarda bilgisizlik öldürüyor Doğal mantarlar açısından zengin olan ülkemizdeki mantar kaynaklı ölümler endişe veriyor. http://i.ensonhaber.com/resimler/diger/esh7003_1.jpg Mantar B kompleks vitaminleri ve C vitamini yönünden çok, D vitamini yönünden de oldukça zengin bir yapıya sahip. Vitamin yönünden zengin olması, sinir sistemi üzerinde sakinleştirici bir etki oluşturan mantar, mineral madde bakımından da zengin bir ürün. KANSIZLIĞA İYİ GELİYOR Selçuk Üniversitesi Mantarcılık Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Celaleddin Öztürk, bol miktarda kalsiyum, fosfor, potasyum, demir ve bakır içeren mantarın mükemmel bir folik asit kaynağı olduğunu söyledi. Bilindiği gibi folik asit kansızlığı gideren bir etkiye sahip. Mantarların zehirli olup olmadıkları konusunda halk arasında fazlaca yanlış bilgi bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Öztürk, ''Bu nedenle tabiattan toplanan mantarlar bazen insan sağlığını kötü yönde etkilemektedir. Ölümle sonuçlanan zehirlenmeler ortaya çıkmaktadır. Mantar zehirlenmelerinde ilk olarak zehir etkisine sahip mantarın türünün tespiti, tedavi yöntemi için çok önemlidir. Çünkü zehirli mantarların kendilerine özgü sahip oldukları toksik maddeler mevcuttur" dedi. BAHARDA MANTAR ZEHİRLENMELERİ ARTIYOR Ülkemizde karşılaşılan bu tür zehirlenmelerde müracaat edilecek kurum sayısının sınırlı olduğunu vurgulayan Prof. Öztürk, şunları söyledi: "Ülkemizde insanları bilinçlendirme adına çalışmalar artarak devam etmektedir. Fakat hala mantar zehirlenmelerinin önüne geçilememektedir. Yurtdışında bu tür zehirlenmelerin azlığı dikkat çekmektedir. Örneğin, İngiltere'de bir yıl içerisinde mantardan zehirlenen sayısı birkaç kişi iken ülkemizde bahar aylarında mantardan zehirlenen sayısı oldukça fazladır. Bunun nedeni vatandaşı doğru ve etkin şekilde bilgilendiremememiz. Yurtdışında, özellikle gelişmiş ülkelerde halk, seminerlerle toplantılarla arazi çalışmalarıyla bu konuda uzman kişiler tarafından etkin şekilde bilgilendirilmektedir.'' Kaynak:Ensonhaber |
| Saat: 06:40 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık