![]() |
Haydi Başla! Sen orada, bir yerlerde Bana yakın, bana uzak Yaşıyorsun hayatını Adım adım, kucak kucak Aklımın düz durmadığı Gönlün boyun burmadığı Ayağımın varmadığı Duygularım salkım saçak Bilinmezin berisinde Ne gördün ki gerisinde Şehrin batı yarısında Yağmur yağar, mevsim kurak Ay doğduğu gecelerde Şiirlerde hecelerde Bilinmeyen nicelerde Kuruyorsun bana tuzak Hala anlamadın beni Ne eskiyim, ne de yeni Görmesek de biz dikeni Gülleri koparmak yasak Azar azar versen bile Sana rahmet, bana çile Ne oyun var, ne de hile Herşey açık, hepsi berrak Tamam artık bu son fasıl Nasıl istiyorsun, nasıl Madem sizde böyle usul Hadi başla, buyur ortak! Hünkar Dağlı |
Neredesin? Burkulur yüreğim, gözlerim muhtaç Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Ellerim yumrukta, ihtirasım aç Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Yokluğun ufkumda satır be satır Yürür, etrafımı zulmet kapatır Yüzünden yayılan nur aydınlatır Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Isınmaz ortalık etraf hala kar Düşer vücut ısım, yüreğim donar Biraz ateş getir, az ısıt ne var! Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Bozuldu, kalmadı ağzımın tadı Uçmaz gönül kuşum, kırık kanadı Bütün bedenimin ortak feryadı Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Muhtacım sesine ve sohbetine Gül yüzünde açan gül demetine Çöllerde Mecnunun su niyetine Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Saçımda gezmiyor sihirli elin Kollarımdan çokca uzakta belin Nedir meşakkatin, nedir engelin Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Ne tatlı buse var, ne hırslı öpme Kendini saklama, hainlik etme Benden tarafa gel, uzağa gitme Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Bir keyiftesin sen, bir kederdesin Tarif olunmayan bir eserdesin Herhalde dönülmez bir seferdesin Nerdesin sevgili, hani nerdesin? Hünkar Dağlı |
Evet yalnızım... Sadece bunu söyleyip susmak isterdim.. Ebediyen susmak.. Çünkü canım acıyor.. Konuştukça, arzuladıkça, özledikçe, en kötüsü yaşadıkça canım acıyor.. İyiliklerim bile güçsüzlüğümden.. Güçsüzlüğümdendi, beni daha çok kırmasınlar diye kendimi adamalarım olmadık insanlara!.. Evet yalnızım... Çünkü ne zaman aşkla büyülensem, o çok eski korkum bana yaralı kendimi hatırlattı.. Ne zaman aşkla büyülensem, aynı anda ayrılığın o korkunç hüznü kalbimi yaraladı. Suç senin değil, özlemek değil, en büyük acı, bu giderek büyüyen boşlukmuş.. En büyük dert KİMİ ÖZLEDİĞİNİ, KİMİ SEVDİĞİNİ BİLEMEMEKMİŞ. Sevgili, öyle yanlış bir yerdi ki bu dünya, ben seni en çok karanlıkta kaldığım zamanlarda özlüyordum. Geceleri, kokuna hasret yatağımda ter içinde uyanmak, kendimin bile affetmediği bir bencillikle, KALBİNDEKİ TEK AŞKIN BENİM Kİ OLMASI İÇİN GÖZ YAŞLARI İÇİNDE ALLAH'A YALVARMAK OLDU... |
http://www.balcanet.net/resima/jpg/dagarcik10117.jpg Çiçekler, meyveler gibi... Yaz, sonbahar ya da kış. Nedense duygu rüzgârları hep ilkbahara yakıştırılır. Coşkular, tutkular hep baharı simgeler. Gürül gürül akan sel sularına pek yaraşsa da bir mevsimle sınırlandırılamaz duygular. Ne zamanı ne de yeri vardır sevginin. Ne de kuralı... Ilık bir rüzgârda olabilir, savurup götüren bir fırtına da. Buz gibi yalnızlıkları da yaşatır, sıcacık özlemleri de... Gün ışığı olur, süzülür yüreğinize, ısıtır kavurur belki de yakar. Yine de onu arar, ona koşar insanoğlu. Yakınsa da bıkmaz. Ya yüreğinde saklar sımsıkı ya da kaçırır parmaklarının arasından... Çünkü özgürdür sevgi. Tutsak edilmeyi sevmez. Neden ille de ilkbahar rüzgârları?... Oysa hemen ardından yaz gelir. Ve gerçek sevgi yaza daha yakındır. Yakan, kavuran yine de iyi ki var denilen sevgi... Buğday güneşsiz olgunlaşamaz. Ve sevgi, ekmek gibi, su gibi gerçeğidir insanın... Acı da çektirse, ısıtır, yüceltir, olgunlaştırır sizi. Anılarınızda neler var? Neler kaldı kocaman yazdan? Yüreğinizde sakladığınız yıldızlar mı? Yoksa bir mevsimlik Yaz duygusu mu? Hani yaz yağmurları gibi geçiveren... Olsun... Yaşanılan her güzelliğe saygı göstermek gerek. Yaşamının baharında olan da, Sonbahara doğru yol alan da ıslanabilir bu yağmurlardan. Olsun varsın. Sevgi yağmur gibi yağacaksa ve sırılsıklam ıslatacaksa sizi, bırakın yağsın gönlünce... Sevebilen bir yüreğiniz varsa, sevgiye saygınız da varsa eğer, dört mevsim bahar ve yazdır sizin için. Kışlardan korkmanıza hiç gerek yok! Sevgi kaynağınız ısıtır sizi... Suna TANALTAY |
Ayrı Ayrı Kaçamak bakışlarımız dokunurdu birbirine suçlu suçlu yürürdük gülmeyi konduramadan dudaklarımıza acılarla delik deşik bir olgunluk izlerdi gölgelerimizi yağmur ıslatırken kaçak evi kimsesizliğimiz ayrı ayrıydı. Aslında yakamıza yapışmasaydı aşk sahtekarlar cennetinde çakışmasaydı yollarımız sen ve ben pekala kandırabilirdik kendimizi mutluluk oynayarak ayrı ayrı yas içimizde uzun yolculuğa çıkmış olurdu ve bitmemiş olurdu takas. A.Kadir Bilgin |
Yalnızlık Şiiri Bilmezler yalnız yasamayanlar, Nasıl korku verir sessizlik insana; .......... .......... Orhan Veli Kanık |
Yağıyor bu Şehire!.. Ve Sen Yoksun Senden ayrılalı kaç yıl oldu, kaç asır geçti, kaç yaz, kaç kış, kaç gün, kaç ay..? Saymadım.. Sen giderken ardında bir dağbaşı yalnızlığı bıraktın bana. Bir çöl ıssızlığı, yokluğun kimsesizliğim oldu, yokluğun kederim, söyle şimdi ben nereye giderim… Yağmurlar bu şehre kızgın artık, yağmıyor sokaklara… Şimdi kar içinde bedenim, buza döndü dünya... Sen gittin kar yağıyor bu kente! Gökyüzü yere dökülüyor sanki, bembeyaz bir gülücükle, nazla... Bir eski hikaye geziniyor sokakları gözlerimin içinde... İnsanlar farkında değil, bilmiyorlar bu hikâyeyi… Hani hayallerimiz vardı geleceğe dair, mutluluk dolu. Rüzgarlar savurdu, ulaşamayacağımız yüksek dağlara yağdı. Öylede olsa hala koynumda mavi mavi hayaller taşıyorum sana dair... Sen gideli yüreğim yangın, gözlerim buğuludur benim... Kar yağıyor bu şehire, üşüyorum!.. Ve sen yoksun! .. Kar yağıyor!.. Giderken ardından son bir çığlığımı ekleyebilmiştim sadece... Giderken "beni de al" diye bağırabilmiştim sadece... Ama nafile duymamıştın... Yıllarca hayalinle yaşadım bu kahrolası yerde, hayalinle avundum senden uzaklarda, bir tatlı sözüne, bir tebessümüne hasret kaldım…. Sen bir serap gibi yıllardır içimin çöllerinde; yaklaştıkça uzaklaştın, uzaklaştıkça yaklaştın... Bilki hayalin bile serinliktir kavrulan ruhuma, üşüyen yüreğime sıcaklıktır… Gel ey sevgi meleğim, cangülüm, bir bahar sabahı toprağıma can olmak için gel!.. Damarlarıma kan olmak için gel!.. Hasretlik boyu uzayan raylarda gönlünün sıcaklığına muhtacım. Bilki, kaynağı sendedir mutluluğumun, çaresi sendedir yüreğimin. Uzaklığın çekilmiyor, uzaklığın işkence… Ne zaman seni düşünsem şiirler dökülüyor kar gibi kaldırımlara, şarkılar ağlıyor yokluğuna.. Uzak dağbaşlarının serin seherlerinde gökyüzünü süsleyen gözlerini aradım kaç kez. Seni ararken ırmaklara döktüm derdimi, rüzgârlara döktüm. Bin 'âh'la iniledi dağlar, bin 'âh'la aktı pınarlar, 'âh'ımdan kan damladı gül yapraklarından, yaralı bülbüller figan etti… Özlemin bir bulut gibi sardı beni, bir yağmur gibi üstüme yağdı her gece. Damlalar yüreğime vurdukça, seni sevmek her gün biraz daha büyüdü içimde. Gel ey gül-i rana; gel ey cangülüm, ayakların kanasa da dikenlerden, binbir pusu kurulsada yollara, prangalar vurulsada ayaklarına, kırıp zincirleri gel… Gelmezsen yok olurum, tükenirim. Gelmezsen bil ki, ölüme savurur beni hayat… Geceler boyu hayalinin peşinden koşarken şaşırdım yolumu... Bir uçuruma düştüm, canım yandı, kanadı her yerim... Gel ki, uzak dağyollarında küçük bir su olup, sevda pınarı gönlüne akayım… Ürkek ceylanlar gibi sokulayım yanına. Gel koru beni zamanın zulmünden, merhametinin gölgesine al… Kucakla beni şefkatinle, yüreğime bıraktığın o kutsal ışık için, aşk için kucakla… Her gece ismini anarım gecenin en ıssız saatlerinde. Korkuyorum senden uzaklarda sensiz, yüreğim sensiz dağbaşı ıssızlığı, yüreğim sensiz en karanlık gece... Sana doğru kayıyor gönlümün bütün yıldızları, sana doğru akıyor gönlümün ırmakları… Uykusuzum her gece böyle, yorgunum sensiz. Hani diyorum bir gece hasretini yüklenerek çıkıp gelsen, ısınsa üşüyen duygularım. Sonra başımı koysam dizlerine kapansa kirpiklerim; bird aha hiç uyanmasam… Ey öksüzlere yüreğinden merhamet pınarları akıtan sevgili! Gel tut ellerimi, beni sensiz bırakma. Rüzgarlara yükledim özlemimi her gece sevgimi yolladım sana. Yalnızlığımda nice dilek ipleri bağladım ulu ağaçlara, ikimiz için. Belki dönersin ve yeşerir tüm hayallerimiz yeniden, diye... Gel, adını ‘’Can Gülü’’ koyduğum can’ımın gülü... Gel, zamansız da olsa, kimseciklere görünmeden, bir gölge gibi, sır gibi, rüya gibi, rüzgar gibi, meltem gibi... Gel... Gitme bir daha… |
El Gibisin İçimde sızlayan yarama diken, Olarak peş peşe batmış gibisin. Gözlerim gözüne bakıyor iken, Kalbinden çıkarıp, atmış gibisin. Ne yeminler ettin, ne sözler verdin. Hani ya, ben seni unutmam derdin? Sevda çarşısına tezgahı kurdun, Beni ilk gelene satmış gibisin. Sevgim yüce ama kaderim rezil, Beni kölelikten etmedin azil, Sanki sana ait, gönlümde değil, Bir başka yatakta yatmış gibisin. Hüzün kılıçları durmadı kında, Biçmeye başladı, ayrıldığında. Bende başlattığın sönmez yangında, Beyaz duman olmuş, tütmüş gibisin. Ruhum serseridir, gönlüm budala, Sevgi bilginiyim, bahtım ukala, Bıraktığın yerde, beklerim halâ, Dönmemeye yemin, etmiş gibisin. Gaziantep Mehmet Nacar |
Yalnızlık Başka özün, başka sözün, Çok farklı şeylerde gözün, Görmedim maskeli yüzün, Sen bir yaren olamazsın.... Ağzından çıkar hep yalan, zehirlisin aynen yılan, Nedir ki elinde kalan, Sen bir yaren olamazsın... Kimi aşktan, kimi dertten, Tattığın her haram etten, Şairlik hanki niyetten, Sen bir yaren olamazsın... Bırak yazmayı çizmeyi, Masum kulları ezmeyi, Dağda, ormanda gezmeyi, Sen bir yaren olamazsın... Herkes gülerken haline, Biraz sahip ol beline, Kırmamak için diline, Sen bir yaren olamazsın... Gözün hep metaryellerde, Hiç olmadı helallerde, Varacağın baki yerde, Sen bir yaren olamazsın... Amacın hep para ve pul, Herkese ediyorsun zul, Yazık; olmuşsun kula, kul, Sen bir yaren olamazsın... Yazarı bilinmiyor |
Neyleyim baharı Sensiz baharın ne tadı var Gönlümde yazı yaşamayınca Güzel güzel olmuş neyleyeyim Sarı saçlarını sevip okşamayınca Bahçen cennet bahçesi olmuş neyleyeyim İçinde huriler gülüp oynamayınca Terli turnam havalanmiş sazlı göle Neyleyeyim gelip bizim elde ötmeyince Yeşil yayla benim olsa neyleyeyim İçinde mor koyunlar olmayınca Beylerbeyi ben olsam neyleyeyim İçinde çifte benlim olmayınca Ellerin gülü açmış neyleyeyim Benim gülüm açmadıktan sonra Ak gerdanda benler sıra olmuş neyime Çifte benli benim olmadıktan sonra Yunus Aslan |
o sozler ki acidir mapusane avlularinda demirli kirbaclar gibi saklar o sozler ki sirasinda cicek acmis bir nar agacidir dag ufkuna vuran deniz aydinligi sirasinda gizemli bicaklar o sozler ki imgelem sonsuzlugunun atesten guludurler kelebek carpintilariyla dogarlar olurler o sozler ki kalbimizin ustunde dolu bir tabanca gibi olup olesiye tasiriz o sozler ki bir kere cikmistir agzimizdan ugrunda asiliriz Atilla İlhan |
Orada duran Dün gece gördüm seni Ay doğarken oradaydın Bir içim suydu çocukluğun Keşke o gün içseydim seni Dün gece ay doğarken Ormanda ışıkla oynaşan Bir mor menekşeydi çocukluğun Keşke o gün koklasaydım seni Ay ışığı saçılırken geceye Oradaydın saçların omuzlarında Fırınlanmış bir meşe tahtasında Yıkasalardı seni yeşerirdi Keşke o gün öpseydim seni Vecihi Timuroğlu |
"Yeni aşk kelimeleri, yeni öğrenilen incelikler öbür sevgiliye saklanıyor." F.Scott Fitzgerald Her sevda başlangıçtır bir yenisine Öteki başkaldırır daha bitmeden biri Biz isteyelim istemeyelim sürüp gider böylece. Baksak ki unutmuşuz günün birinde her şeyi Ne o sevdalar, ne ölümsüz sözler kalmış Toplasak toplasak hepsini işte Onca sevda bir sevdayı yaratmış Döner durur başımızın üstünde Gözlerden ağızlardan saçlardan Ellerden omuzlardan yapılmış bir hâle. Ve çınlar herbiri bir silahın yankısı gibi Bir yaşam boyu biz tetiği çektikçe. Edip Cansever |
Yalnızlık http://www.aruz.com/huya-siir/metin.gif Dışımda yağmur yağıyor, sessiz İçimde yalnızlık öyle yorgun Gökyüzü genişler birazdan, yağmur diner Mindere uzanır misafir güneş Camlarda ışıldayan altın aydınlık Masadaki sürahiye yansır Bütün tazeliğiyle yeniden Cömert bir gün doğar şehrin üstüne. Güzeldir bu tabiat güzelliğine Oysa insanları da sevmek isterdim Böyle uzak oldukça kendimden bile Tad alamıyorum canım dünyadan. http://www.aruz.com/grafs/resim/kare.gif Mustafa Şerif Onaran |
HOŞÇAKAL Özlemek seni.... Tüm hücrelerimde Seni özlemek Her şeye rağmen üstelik.... Yıkılmaz duvarlar ördüren, Sendin bende. Dokunurken korkar, Bakarken kaçar olmamın sebebi sendin. Anlatamadım beni sana. Coşkun çağlayanlar gibi, Kavuşmak için sana, Çok çaba sarf ettim.. Ama nafileydi verdiğim savaş, Ve Artık senden vazgeçtim....... Senin sandığım kişiliğin başkaymış meğer, Bir dekor seçmişsin yüzüne, Onunla dolaşıyormuşsun meğer.... Çok şey istemedim senden; Sadece içten bir gülüş, birazcık sevgi... Kalbi olmayandan sevgi, Dekorla gezen birinden içten gülüş beklemek.... Saçmaymış anladım... Diğer kalbimi buldum sanmıştım. Yanılmışım.....Yanılmışım.... Bu yaşta artık sözlerin ikna etmiyor, Ağlamakta zoruma gidiyor.. Aptal yerine konulmuşluğun resmi boşlukta çizili, Aldandığımı anladığım günden sonra sana son yazı, son acı.... Kimseyi yolundan döndürecek gücüm kalmadı artık... Yoruldum..... Kurduğum bütün kumdan kaleler Bir dalgayla yıkılıyor.... Gittiğin yerde kal!! Hoşçakal.... Mehtap ÖĞÜÇOĞLU 21.03.2007 |
Yalnız Yalniz günlerim, yalniz herseyim. Yalniz yasanmaz diyorsun bana. Cansiz bedenim, ölmüs düslerim, dertli olunmaz, diyorsun bana. Aglarsa anam aglar, gerisi yalan aglar, bitmez iftiralar, yüregim sizlar. Akar gözyasim, damla damla. Erkekler aglamaz, diyorsun bana. Yanmis yüregim, sevda baharinda, beni baglamaz, diyorsun bana. Ahmet Arslan |
Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi. Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün... Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir. Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken... Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı? Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi.. Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi? Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi? Gene ayni korkular, ayni endişeler... Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz? Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için.. O değere sahipken de, yitirdiğimizde de.. Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK.. İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak.. Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak, o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki? Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için. Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz.. Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz. Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli, doğrularımız her zaman tek doğrudur. Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları... Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız? Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki? Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ? Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz. Sonuç YALNIZLIK . Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri, paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar. O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz. Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi? Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku?? Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır. Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen... Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki... Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır. Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur. Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın. Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin. Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar. Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü AYRILANLAR HALA SEVGILI.. |
Yalnızlığa Çağrı Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Yalnızlıkta sen varsın Dilediğim gibi düşünebiliyorum seni Bir ayna karşısında soyunuyorsun çırılçıplak Dudaklarından öpüyorum Kapatıyorum gözlerimi yağmur yağıyor Bir bulut görüyorum sana benzeyen Sevinçten ürperiyorum Yalnızlıktan bütün teselliler yalnızlıkta Hoşça kalın sokaklar, caddeler, insanlar İşte başımı aldım gidiyorum. |
UNUTULMAZIM Yıllar yılı acı çekmiştin, istemediğin bir ortamdaydın ve sana ters düştüğü halde yanlış şeyler yapmıştın. Acına, yaşam mücadelene ortak olup, yüreğimi yüreğine, ömrümü ömrüne katıp seni mutlu edecektim. Ben senden sadece sana verdiğim sevgiyi kabullenip, bu sevgiyi yaşamanı istemiştim. Yalnız seni istiyordum… Ama o kadar ters davranıyordun ki bana… Çok sevilmek bu kadar kötü müydü? Gerçekten böylesine ağır mıydı ki? Sevgiye hasretim dediğini düşünüyorum da... Hayatıma bilmediğim anlamlar getirmiştin. Gözüm kapalı hayatımı ortaya koyduğum bir kumar oynamıştım. Ya seni kazanacaktım, ya da kendimden VAZGEÇECEKTİM. Hem seni kaybettim, hem de kendimden VAZGEÇTİM. Var mıydı böyle kimsesiz darmadağın olmak, biçare kalmak, var mıydı? Keşke beni böyle ödüllendireceğine, hiç ödül vermeseydin. Onca yüreği senin yüreğine feda ettiğim halde, yüreğin kocaman sevdamı alabilecek kadar büyümedi… Ben de sana büyük bir sevgiyi vermekte diretiyordum. Bu kadar direttiğim için beni bağışla… Beni kırgınlıklarla, çelişkilerle, cevabı sende olan bir sürü soruyla ve bitmek tükenmek bilmeyen 'keşke'lerle bıraktın, bana onca acı verdin ama yüreğim düşmanın olamıyor. Her gün alabildiğine yanıyor, istesem de istemesem de seni özlüyor, seni istiyor. Yüreğimi koparıp atmak mümkün olsaydı hiç düşünmeden koparıp atardım. Ama artık kendime sözüm geçmiyor. Başımı ellerimin arasına ne ilk ne de son alışım. İlk acım değil ama en büyükacımsın. Bir limandayım ve senin bindiğin gemi çoktan uzaklaşıp gitti. Bunu kabullenemiyorum, zoruma gidiyor, canımı acıtıyor. Sen yüreğimdeki hasret! Yarım kalmışlığım, unutulmazımsın… |
YÜREK SARSINTISI yüreğimden bir şey koptu hissettim gözlerim beni ele verir diye ağlayamadım tüm ağlamaklarımın üstüne gülücükler monte ettim yüreğim orta yerinden yırtıldı bilemezsiniz ruhumun mafsalları günde bin kez sallanır -biliyor musunuz?- beni incittiniz ben savunmasız bir kır çiçeğiyim örselediniz gökten inmiş bakir bir ayetim ben tahrif ettiniz alın beni satın beni atın beni artık işinize yararım tepe tepe kullanın bir şey koptu yüreğimden onu yerinden oynatamamıştı yedi düvel onu yerinde tutmak için tetiğe asılmıştı dedem dağa çıkmıştı onu siz kopardınız hoyrat ellerinizle beri örselediniz bana darılmış bana kırılmış olmalı dedem kalkamadı mezarından |
Ne Böyle Sevdalar Gördüm, Ne Böyle Ayrılıklar Ne zaman seni düşünsem Bir ceylan su içmeye iner Çayırları büyürken görürüm Her akşam seninle Yeşil bir zeytin tanesi Bir parça mavi deniz Alır beni Seni düşündükçe Gül dikiyorum ellerimin değdiği yere Atlara su veriyorum Daha bir seviyorum dağları. İlhan Berk |
Nasıl ben nasıl yalnızca seni düşünürüm yalnız başına sen değilmisin benim aşkım korumasız insanlar ölürken ülkemde gitgide büyürken açlık sefillik onurunu bile yitirirken güzelim emekçi üç beş kişiye satılmışken halkımın ekmeği bir işkenceyse yaşamak yurdumun tüpraklarında susturulmuş, ürkütülmüşse, işçiler, köylüler askeri, polisi salınmışsa yurtseverlerin üstüne ben nasıl yalnızca seni düşünürüm nasıl dokunurum sana yanmadan içim Celal Kabadayı |
ELLERİMDE SENİN GİDİŞİN İşte yalnız bir akşam üstü, Balıkçılar ağlarını toplamakta, Şafağa hazırlanıyor güneş, Umarsız dünlerden yarına gebe... Gelip geçer çocuk sesleri yanıbaşımdan, Ellerinde anne şefkati.. Yüreğim çırpınır uzaklara sevdalı.. Kıvranır durur tenim avuçlarımda, Eziyet gibi iç çekişmelerimdeki çığlığım, Bir karabasan olur denizin mavisi, Binbir cefadır artık seni düşünmek... Ellerimde senin gidişin... Akşamcıların gülüşlerindeki yalnızlık gibidir artık, O tenhalarda beklediğim gelişin... ....................................... Yeşim Aktaş |
İmkansızlığım Serpildiği zaman gül ağacına goncalar Seni el değmemiş çocuk yüreğiyle severim Hayatımın felsefesi, Uykularımın gülücükleri, Sevgilim Anladığın zaman yüreğimdeki sevda kuşlarını Sana daha bir bağlıyım İmkansızım, İmkansızlığım, Sevincim Güzelliklerin çoğalan yanıyla severim seni. Jale Bektaş |
ELLERİMDE BİR GÖZTAŞI Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum Ne bileyim, bir damlanın böyle deniz olduğunu Şaştım, mavi bir fal gibi açılınca önümde Giritli bir ölümüm varmış, bir balıkçı fitil gibi Patlayacakmış avucunda otuz çubuklu gençliğim Üç günde mi desem, üç gökte, üç kulaçta mi Ben ki, o camgöbeği çiçekler açan ağaç Kırılmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmış Ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışık Sabahçı kahvelerde bir çiroz ötüyordu Ve dalgalarımı geçen o deniz şoförleri Böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler Uyuklar gibi üstünde mermer masaların Bir tahta parçasıydım, osmanlı bir kazadan kalmış Yüzüyordum, islam kaptanın ahşap ayağında Öbür tahtalara öbür insanlara doğru Cumhurdu mürekkep balığı, simsiyah yüzüyordum Ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu Ağardım, nişanlayınca gece ve yavrulayan yalnızlık Ya da ilk insanın doğdugu, öldüğü dağdi Moby Dick Nefes aldıkça filbahriler köpürüyordu sulardan çanlar çalıyor kulaklarımda, yunuslar yarışıyordu Alyuvarlar, dolkuşları ve rüzgar midyeleri Dedim, dünya gibi bulut yok dünya üstünde Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum Ne bileyim, bir türkünün böyle Veysel olduğunu Açıldım, çıkmaz bir sokak gibi, kapanınca denizde. CAN YÜCEL |
Özlem Sesimi biriktirmiyorum artık ağlama ne kadar gelişmiş olsa da acı üretimi yüzbinlerce kuş uçurdum hüzünden arınmış sen ki zehirlerini soydun sevdanın ve zamanın sesimi biriktirmiyorum artık ağlama kalbimde özlemi yok imkansız baharların Refik Durbaş |
Yalnızsın sevgilim Ne zaman kapısı çalınsa bahçesinde tutsak begonyalar prangalarına sarılırken inatla hürriyet korkusundan ağlar sen ise açmazsın yüreğine oturup yarım kalan mezar kazıcısı suratlı sevincinin uykusuz kalktığı yatak odalarından kırılarak kalkan direncin yüreğine batar da aldırmazsın daha yüzünü yıkamadan hayatla savaşmak zorunda kalan yel değirmenlerinden tek farkın onlar kadar olmayan yalnızlığının ardına dönüp de bakmazsın asmalı kapıya doğru uzanan o yol bir türlü bitmek bilmez biliyorsun çocukken kırdığın erik ağaçlarının ahını almışsın dilinde dua tutmaz yalnızsın sevgilim yalnızlığın adı aşk olsa yine de gelip seni bulmaz ben gibi bahtsızsın |
haydi gel yoksa kaybolacagım karanlıkta belki sisli bir kış gecesi belki hüzünlü bir sonbahar aksamı cesedimi bulacaklar camurlar arasında gelip sana haber verecekler şaşıracaksın bir elinde resmin bir elinde silah vardı diyecekler inanmayacaksın kalkıp geleceksin cesedimi görünce taş kesileceksin senin için neler cektigimi birbir anlayacaksın tutup elimden AFFET diyeceksin seni coktan affettigimi bılmeyeceksın egilim sarılacaksın soguk vucuduma bir fısıldı duyacaksın dudaklarımdan ELVEDA........ |
Olsun ya şu kısa arkadaşlığımız helal, Belki üzüleceksin ama hepsi hayal. Hiç istemezdim böyle bitsin bu iş, Fakat ne yapalım bu gidiş kötü gidiş. Belkisi fazla arkadaşım üzüleceğim elbet, İlk mi yapışacak yüreğime köz gibi gurbet. Kötüyümdür belki de bu yolda herkesten ben, Ama sen ne diyeceksin bu işe söyle sen! Sen put olsan karşında ben de putperest, Yine diyeceksin o zaman bu adam hayalperest. Aslında hayaller hepsinden de temizse, Günler boyu sürecek umut yüklü gerçeğin, Aşk uğruna verilen güzel sözler tavizse, Ne önemi kalır sanki aranılan gerçeğin. Yine de kabulümdür benim olsan hayaller, Sende istersen hep katı gerçekle yaşa. Zamanla tükenirse başımdaki o yeller, Vurur musun başını sertçe gerçek bir taşa? Diyeceğim buraya başlangıcın sonudur, Sevgi vaadederek kurulacak her hayal. Sorayım son kez sana vaad ettiğin bu mudur? HAYAL, HAYAL ve hep HAYAL!!! İrfan Ünübol |
YALNIZIN DÜNYASINDAN Yine ben geldim yalnızlığım selam olsun... Bana bir kadeh yalnızlık sun Öyle bir yalnızlık ki İçinde herkes olsun Dağ başındaki çobandan En kalabalıktaki yalnıza kadar Ben de kadehe biraz hüzün katar İçerim doyasıya sabaha kadar. Sen de seyredersin beni aynalardan. Seni unutacak olursam zaman zaman Solmuş resimlerle gelen hatıralardan, Unutulmuş mısralardan, Ya da hüzünlü şarkılardan Birden çıkarsın karşıma ...her zamanki gibi. Yalnızlığım ; Sen de olmasan kiminle bakarım Sessizce kayan bir yıldıza, Kiminle gülerim şakalarıma, Kiminle ağlarım...yalnızlığıma. Ahmet Ünal ÇAM |
SENSİZLİK Sensizlik acı veriyor bana birtanem, Sensiz yaşayamıyorum, çünkü uzaklardasın ve gelmeyeceksin Seni bekleyeceğim ve özleyeceğim. sensizlik eritiyor beni kahrediyor kalbimi, Ne olur dön kalbime geri dön. Dünyada seni on kişi seviyorsa Onlardan biri benim. seni beş kişi seviyorsa Onlardan biride benim seni tek kişi seviyorsa oda benim Bilki kimse sevmiyorsa BİLKİ BEN ÖLMÜŞÜM ÇÜNKÜ SENSİZİM Ümit Yaşar Oğuzcan |
Her gelen bir renk aldı götürdü benden, Geriye sadece siyahlar ve beyazlar kaldı. Şimdi kimse talip olmuyor onlara Değiştiğimi zannetme değişmedim. Ben; hala senin gittiğin o saatte, o gündeyim değişmedim.... Değişmedim, değişen sadece senin takvimindi. Ben; hala senin bıraktığın yerde senleyim... Eylülden beri sana giden yollardayım. Ne seni bulabildim, Nede umutlarım tükendi. Umudum tükenseydi, Sana giden yollarda tükenirdi... Aşırı hızdan cezaları Hep sana gelirken yazdılar. Dönüşün yavaşlığına kimse fit olmadı. Sen varken şiirlerimi hep kağıda yazardım şimdi. Senin bıraktığın duvarların boşluğuna yazıyorum. 40 cilt oldu yazdıklarım, ne yazcaklarım bitti ne duvarlar. Bir umutlarımın birde senin peşinden koşmaktan yorulmadım...! Keşke ikiside aynı yönde olsaydı... Sana geldiğimde umutlarımı, umutlarıma gittiğimde seni bensiz bıraktım... Yolcu olabilmek için yolda olmak lazım derler, pekiiii yoldan çıkanlar hala yolcu sayılır mı? Zor olan; senin gidişini görmek, Ona alışmak değildi... Bıraktığın boşlukların çığlıklarını duymak, Onalara karışmaktı. Resimler canlıdır, konuşurlar Onları saklarlar seninle, Her an yanında olmasalar da Seninle birlikte yaşarlar, Sensiz yaşlanırlar. Bir; kalabalığa karışmayı birde; kalabalığın bana karışmasını sevmedim sevemedim... Saçlarımı taramak için aynaya baktığımda aynada sen vardın. Senin saçlarını taradım ben yerine. Buluta koymuştum seni tane tane yağmur yağmur sen yağdın Çiçeklere verdiğim sularda sen vardındallarında, yapraklarında, Mavisinde, sarısında sen açtın... Denizlere baktığımda milyarlarca su damlası, ırmaklara baktığımda milyonlarca su damlasının özel kavuşma inancını Görüyorum ve ben keşke diyorum, keşke Irmaklarla büyük mutluluğa giden Denizlerle büyük mutluluğu bulanlardan birisi olsam, Olabilsem diyorum... Şiiri yazan: ***_CaDı_*** Fatoş (yani ben) çalışmayı yapan : VUR@L |
Adı Yalnızlık Gölgen gibidir yalnızlık Gecenin ıssızlığı, karanlığı gibi boş ve soğuk. Sarılırsın ararsın tutamazsın yoktur çaresi. Adı Yalnızlık Yazılmıştır birkere Yiğit olsan da büker bileği, Cesur olsan da sızlatır yüreği. İçindedir sevgi, insanın tek dileği Ateşten gömlek misali SEVGİ... SEVGİ... SEVGİ… Murat İnce |
yalnızlık Bakarken uzaklara Bir dön ardına Kimbilir….. Kimin ufkundasın Attığın adımlar kısalır, Düşünceler kısırlaşır, Hayaller ufalıp, Zaman darlaşır, Uykuların bölünür bir çığlıkla, Dayanmak zor olur başkalarına, Sadece o vardır, Yalnızlığında. içimdeki kara yel savurdu beni, yalnızlığın kol gezdiği sisli limanlara savruldum ve her seferinde ağladım yalnızlığımla başbaşa pusulasını yitirmiş yüreğimi kime açayım yelkenleri kırık ruhumu kiminle onarayım kara yel vardı hep, içimde bir yerlerde savrulmaktı, "yaşamak" dediğim... yalnızlığın kol gezdiği sisli limanlara savruldum ve ağladım yalnızlığımla başbaşa biliyordum, sen ulaşılmaz bir uzaklıktaydın; bense, çok uzak bir yalnızlıkta Gün olur kar da yağar buralarda Güneşe de kavuşursun Ama tanıyamazsın bile bir acımasız rüzgar savurur deli dalgalar boğuverir vicdanını o hep masmavi sandığın kara sularının içinde ve hep sarı bildiğin güneş kızıllaşır birden Ben bunu tanıyorum dersin ateş bu; Ama nafile hepsi birer azılı düşmanın oluverir Sonra bir de bakarsın etrafında kimsecikler kalmamış işte o zaman hatırla beni yanlız o zaman Melih YURDAGÜL |
Ve acının yazılmayan tarihi 3- Gidip Geri Dönmeyenler Bu deli yollara oğul verdin Gidip geri dönmediler Kaç kolun koptu Yemen Kaç yürek yaran Çanakkale Ocakların kör kaldı Kaçıncı söndü umudun Gidip geri dönmediler Güldün mü Kıvılcımlar saçılır geceye Bakışın ilk insandan bu yana Bütün bakışların bahçesi Ayakların Hitit' ten beri Böyle sıkı basar toprağa Geride hep yoksulluğu koydular Kıran düştü- kıtlık düştü payına Gidip geri dönmediler. 5- Yediveren Direnci zemheriden karılmış-ölüm kapı komşusu Sabrı dağlarla bir- cehennemden sökün etmiş ağustosu Zulümlerle dövülmüş yüreği yoksulluğun örsünde Gene de yangınlar içinde yediveren güldür sevdası Yıkılası kara dağlar boyun büküp yol verir Değilse kıyametler doğurur coşkusu Lâkin körolası yollar uzanmış yatar toz kül içinde Kör bir engerek gibi azrail hovardası Bir yol gülüşlere karışmış Bakışlara tünemiş-sözcüklere bulaşmış Ezeli bir acının doğurduğu nefret aşılmaz Yıkılmaz muhanetin karlı dağları çevresi dolaşılmaz Ruhları yağmalanmış babadan oğula devrolan lanet Çifte su verilmiş yüreği kâr etmez hasretine Koparır elini kolunu gurbet Gene de yediveren güldür sevdası Bilmezler Yaşamak derler adına Dağların ötesinde bin yıldır paylarına düşen esaret Günah-vebal-yemin-gammazlık -yalan- kin Uğur-nazar-büyü-yılan-çiyan-cin Ekmek atlı insan yaya-can ter içinde Korkuyla nefretle silahlandırmış ruhlarını cehalet Bilmezler Özgürlük derler adına Dağlarda yapayalnız ağlayabilmenin Ölmenin doktorsuz ilaçsız Bazan çocuk üstüne bazan yılan sokması Sanırsın ki unutturmuş sevmeyi Gülüşlere afat olmuş nuhnebiden kalma cinnet Gene de yediveren güldür sevdası (Yarın Yeniden/Gerçek Sanat) Adnan Durmaz |
Alaca Karanlık Dayan bakalım, Dağları delen Ferhat! Dizboyu çamurdasın. Bütün gün parkta uyuyan insanların, Resmini çizen Ömer, Aslan Ömer! Haklısın... Yaprağın yeşili, Vay anam vay! İçimi dağlar göğün mavisi. Dayan bakalım, Dağları delen Ferhat! Vakit alacakaranlıktır şimdi. Fethi Giray |
Ansızın Ben sensiz olanlara seni aratıyorum, Ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum, Seni saklayacağım, seni yazıp-andıkça Kendimi çoğaltıyor, seni kuşatıyorum. Unutturmayacağım, seni yaşatacağım, Kendimi çoğalttıkça seni kuşatacağım, Her zamanda, her yerde sen bende yaşadıkça Sen evreninde sana seni aratacağım. Özdemir Asaf |
BEN BİR EYLÜL SEN HAZİRAN Bir eylüldü başlayan içimde Ağaçlar dökmüştü yapraklarını Çimenler sararmıştı Rengi solmuştu tüm çiçeklerin Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı Katar katar gidiyordu kuşlar uzaklara Deli deli esiyordu rüzgar Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar Neydi o bir zamanlar Sevmişliğim, sevilmişliğim O heyheyler, o delişmenlikler neydi Ne bu kadere boyun eğmişliğim Ne bu acıdan korlaşan yürek Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım Önümdeki dizboyu karanlıklar da ne Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım Beni kötü yakaladın haziran Gamlı, yıkık eylül sonuma Bir ilkyaz tazeliği getirdin Masmavi göğünle Cana can katan güneşinle Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime Çiçekler açtı dokunduğun Çimler büyüdü yürüdüğün Ve güller katmer katmer oldu güldüğün yerde Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi Oldurduğun yemişlerin ağırlığından Dallarım yere değiyor Güneşi batmadan saçlarının Bir dolunay doğuyor bakışlarından Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık Başım dönüyor, off başım dönüyor yaşamaktan Ölebilirim artık Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma Baksana; parmak uçlarım ateş Lavlar fışkırıyor gözbebeklerimden Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan Benimle meydan oku her çaresizliğe Benimle uyu, benimle uyan Birlikte varalım onüçüncü aylara Ben bir eylül, sen haziran Ümit Yaşar Oğuzcan |
Gittin İçimde Kaldı Ayrılık Gittin Ayrılırken buz tutmuş bıyıktı gözlerin Kaçamak ellerimiz komutsuz sallandı Dudaklarımızda sıradan sözcükler Vedalaşmayı bile beceremedik Son bir bakış kaldı arkanda Kalabalığa karışan Her şey düzmece bir dinginliğe gömüldü Gittin. İçimde Yığınlarca kitap kaldı uçuşan Sözcükler beynimin köşelerinden Çıkıp korkuttular gecelerimi Peşimden geldi gölgeler Aynalara bakamaz oldum Hiçbir oyun avutmadı beni Yaşamıma sığmayan bir şey kaldı İçimde. Kaldı Yeni bir kent işkenceye hazır Ödeşemedim gittiğin mevsimlerle Belleğimi silkeleyip anılardan Tik tak çaldın uzun zaman Alışamadım yarımlığa Düşlerimde intihar tutkuları Sırtımda hançerinin oyduğu boşluk Kaldı. Ayrılık Çoğalarak giriyor günlerime Senden başka kim bilebilir Geçmişin dökümünü yaptığımı Ağır ağır pulsara dönüşürken güneşler Sonbahar hüznüne benziyor pencerede Artık konuk beklemeyen gözlerim Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı Ayrılık. A.Kadir Bilgin |
I. - saymaca - bu kaçıncı yıldızsız bir gökyüzünü seyreder gibi gidişine yakıp bitiremediğim şiir? sıvazlıyor bilincimin eli öksüz sırtımı sokak ortasında pejmürde bir kedi ağlıyor aylardan fena halde eylül sanki ağzımın kıyısındaki gülücükle dürtüyor içimdeki bahar yekin bir daha sarı buğdaylar gibi rüzgârsız havalarda bile yekin II. - zaman : kaçıncı boyutu insanın? - zamana inat bir konukluk bu yaşam bir armağan III. - kavuşmak olsun gidişin - kuzguni akşamlara kurban veriyorum zamanı susuzluğunu bilen yorgun bir sakayım Kızılcık... kayıp ettim, son gençliğimde bulduğum günbatımı yüreğini, hasretlerine değince gözlerim içimdeki nehir daha hızlı akardı, önemliydi denize ulaşmak çok önemliydi... sığınmak için rüzgârlı günlerde göğüs kafesimde gülüşünü saklardım... Bir kadının dokunuşlarına, ruhumu eline alıp okşayışlarına, gözlerinin ta içine bakıp gurbete çıkar gibi sonu gelmez yolculuklara çıkışıma inanıyordum... üzerimizde iğreti durmayan sevdamızın alnı ak gururu ile yürüyorduk hayatın çevresi çiçeklerle bezeli yolunda... tamamladığın cümleydim, bitiremediğin türkü, okuyamadığın kitap ve ah! gidemediğimiz deniz, yüksünmeden çağlıyor şimdi... sendeki beni, bendeki seni ve Zeynep'in annesini bir de elinin yakışını çok özledim! sığmazdı gökyüzüne sana yüklediğim anlam, karabulutlarla bile arkadaştım, yağmurlara sinirlenmez, güneşe öykünmezdim... içinin okul bahçesi cıvıltısıyla seni bulduğumda kasımın yirmidördüydü... üç yıl sonra ağustosun ondördünde saat 03:17 de kaybettim!.. gidişine ve kalmayışıma inandım!.. tren garı pusu kapladı geceyi... güle güle Kızılcık... yalnızlığımın arkasına saklanıyorum ve yalnızlığın gölgesinde tünüyor iğreti, masalsı coşkular... ellerim korsan umutlara gebe... ilkyazdan beri alıştığım gece baskınları yerini akşamüstü şaşkınlıklarına bırakıyor artık... sessizliğe kurdum saati bozmamak için büyüyü o bile çalmıyor... kavuşmak olsun gidişin... güle güle Kızılcık... - bitti... - Nevzat Tekin |
Gidiyoruz, tozlanmış, onca yitirişten nicedir katılaşmış yüreklerimizle. Yalnız bizi dinlememeleri değil mesele, sağırlaşmışlar da üstelik, tozlanmış inlemeleri duyup yakınamayacak kadar. Şarkı söylüyoruz, ezgi yüreğimizde. Oradan çıkabildiği hiç duyulmamış. Yalnız arada bilenlere rastlanırmış: Tutan olmamıştı bizi, kalalım diye. Duyuyoruz. Paydos artık ağırdan yürümeye. İşin sonu da kalmayacak yoksa. Ve çeviriyoruz gözlerimizi Tanrıya: Alın terimizin karşılığıdır ayrılık! (Çeviren: Ahmet Cemal) Ingeborg Bachmann |
her şey güneşi seviyor hattâ denizler bile denizlerde nefes alan sen bile ve biz güneşi değil ışığını seven insanlarız güneş içime vuruyor güneşin ışığı var güneş yok güneşin ışığını kim anlatabilecek pazar pazar gezmek dağ dağ dolaşmak ve ormanlarda kalmak güneşin ışığını anlatabilecek olanı arıyorum güneş içime vuruyor Asaf Halet Çelebi |
Çok yalnızım Hayatta bu ilk aşkım kaderle ilk oyunum Kırılmış bir dal gibi büküldü kaldı boynum Çok yalnızım ama çok nasıl şey anlayamam Öldünmü hiç soran yok ben böyle yaşayamam Dünyada sanki bir ben birde bitmeyen çilem Gözyaşı seli basmış hala dolmuyor neden Çok yalnızım ama çok nasıl şey anlayamam Öldünmü hiç soran yok ben böyle yaşayamam Bu perişan halimden yalnız bulutlar anlar Bulutlar yapayalnız gökte gezerken ağlar Çok yalnızım ama çok nasıl şey anlayamam Öldünmü hiç soran yok ben böyle yaşayamam H. Münir Ebcioğlu |
Bilmiyorum ayrilik hangimizin gözünü açti. Yalniz kalmaktan hangimiz kârli çikti. Ben gözyaslarimi gizlemeye çalisirken. Senin sevinç çigliklarin bendimi asti. Gördümya senin benlik anlayisini. Umursamaz oldum senden kalan matemimi. Sevmisde olsam bir zamanki halini. Inan dinlemeyecegim gelecek olan feryadini. Ahmet Arslan |
Kimisi koca çığlık belki de bir fısıltı, Kimisi bir arayış kimi sonsuz parıltı. Zamansız ve mekansız,belki yalan dürtüsü, Kimi zaman güzellik;çirkinliğin örtüsü. Doğru,yanlış ve gerçek;geleceğin hayali, Uykulara boğulmuş görüntüler sahili. (2001) Celalettin Koz |
Yokluğunun Uykusuzluğundayım Seni ne kadar sevsem, O kadar pişman olacaksın, Acı çekmeni istemem; Ama gözyaşlarım yerde mi kalsın? Sen şimdi dönüşü olmayan bir zamansın, Seni bana unutturacak herşey,sensizliğinden utansın. Seni yazarken ağladığımı gizle, Kimse bilmesin. Damlalarca boğulmadan belki,belki birgün... Yok,hayır dönemezsin. Bir korku taşır gözlerin, Şimdi yükün benden ağır bilmezsin. Dudağında vakitsiz bir ayrılık türküsü kalırım belki, Belki yarım kalır herşey yine, Üşütür yabancı gözler seni,ellerin hiç ısınmaz. O zaman söylersin. Şimdi rüyalarının görülmemiş,en güzel yerindeyim; Geçtiğimiz yolların anısında, Söylenmemiş şarkıların tınısında. Sızısındayım yaramın Yokluğunun uykusuzluğundayım, Gözlerinin yasında... Seni,baktığım heryere çiziyorum Bana senden kalanlardan, Seni alıyorum,sonunda sensizlik. Sana bensiz olanlardan, Seni soruyorum,başında sonsuzluk kalıyorum. Bir soru arıyorum,bütün cevaplara. Seni gömmeye yer kalmadı yüreğimde,senden başka. Artık mezar aramıyorum. Akort İlker |
Odalarda Işıksızım Odalarda ışıksızım katıksızım Viraneyim Seni sensiz duvarlara yazan benim Divaneyim Kanım aksın ki Terketmem seni Peşindeyim yar Ellerimsin gözlerimsin İnanmazsın yar Ben perişan Günlerim dar Anlamazsın yar Bir ömür bu zindanlarda Ellerimsin gözlerimsin Mahkumum sana Davalı ben davacı ben yorgunum bu celselerden Dargınım sana Posta posta hatıralar Voltalarda yar Ben perişan günlerim dar Anlamazsın yar Kayahan Acar |
Efkarlanırım Mektup alir, efkarlanirim; Raki icer, efkarlanirim; Yola cikar, efkarlanirim. Ne olacak bunun sonu, bilmem. "Kazim'in" turkusunu soylerler, Uskudar'da; Efkarlanirim. Orhan Veli |
http://img260.imageshack.us/img260/3221/0000fs0vi7.jpg |
Adak yaptığım hüznüm kaybolacak hüznüm bir gün bu dağlarda sözüm şu ki arkamdan ağıt yakacak kadınlara ben neden cenge tutuşmuştum çürümüş zamanla öğretin kuşlara aşk derdiyle avunanlara söylediğim antika türküleri saydıkca, sayıları tükettim tükenmedim rüzgar törpüledikce taze ümitlerimi şiirim dedim can versin ağıtlarınıza. Şen kızlardan dinlediğim truvaya aşık adamın köhne hikayesine şimdi de dağlarda sadalarca rastlamak ne kötü bakışlarıyla türküleri altın yaldızlı yapan adamın sömürüşü yamalı urbalı sevgilileri ne kötü yavrusunu yüreğine saran ananın yanında kutsanmış ezgilere feda edilen anaları görmek ölüm gecesinde mutluydu dedem, ölüpte gidince yaş bilmeyen gözlerim sel oldu dedi ninem uysal kasırgalara yaktığım türkülerden beni azad edin kapanmış yaraları depreştirmemi hoş görün tabiblerin yaşamaz dediklerini kara bulutlarda saklayışımı da şanlı suları zafer fermanlarını yakışımıda olacaksa af'sız kalacak tek şeyim bir gün bu dağlarda kaybolacak hüznüm. Adem Özbay |
| Saat: 19:06 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık