![]() |
Bazen Yalnız Kalır İnsan Bazen yalnız kalır insan Kalabalıkta yabancı yüzler içinde Bazen de yalnız kalmak ister insan yalnızlığın içinde Bir dost ararken Yalnızlık gelir oturur baş ucuna Dertleşir seninle dertleşirsin kendinle Hayat muhasebesi yaparsınız Nedense bilanco hep açık verir Kader dersin hep kendine yontmuş Sonra geçmişine bakarsın Görebildiğin; Bir kavanoz dibinde keşkelerden başka bir şey değil Üzülsende aslında ağlasanda bir şey değişmez Bazen kahkahalarda bulamadığın huzur Iki damla yaşla çıka gelir Sebahattin Mertaslan bazen insana sebebini bilmediği bi sıkıntı gelir yada gitmesini hiç istemediği bi yalnızlık hissi bazende boğulmak ister kahkahalara dostlar arasında tıpkı ağlamak istemesi gibi boğulmak göz yaşlarına yalnızlıkta paylaşılması gereken duygulara kapılır bi an yaşanması gereken duygulara bir boşluk vardır bir yerlerinde yıllarca ömrünce dolduramadığı bi boşluk hayali ile yatıp kalkması gibi bi çocuğun hiç ulaşamayacağı hiç elde edemeyeceği bir oyuncağın hayali ile yaşar bulmanın yaşamanın bi an dalar gider gözleri yatırıp uzaklara kapılıp gider ulaşılması güç sevdalara bi an içine bir seher vakti ferahlığı gelir sahilde sıçrayan dalgalar gibi yada temmuz sıcağında yakaladığı bir cereyan gibi gelir ve gider Sebahattin Mertaslan |
Yalnızsan Eğer sessiz bir özsudur acı birikir yüreğinin kıvrımlarında ve ağar gözlerine ağır ağır bulutlar yere inmiştir artık ya da gurbettesindir unutma bir hayalet gibi kapındadır yalnızlık denen şey ufkun kararabilir birden için çölleşebilir kaçışın bile bir adımdır ya da dönüşündür kendine unutma Her sayfası kederle kararan bir hüzün defterine döner günler ve her sabah "merhaba hüzün" "merhaba yalnızlık" diyerek başlarsın hayata ama hayat bağışlamayacaktır seni unutma Üstelik günlüğü yoktur hüznün hiç bir zaman da tutulmayacaktır serüvenlerin yorgun yeniği elleri titreyen yaşlı bir kadındır hüzün ya da hasta bir tanıdıktır ancak hepsi o kadar unutma Ahmet Telli |
Ağlama Sen ağlama ne olur, gözyaşların akmasın. Yüzündeki tebessüm, gözlerindeki umut, Ne üzüntü, ne hüzne yerini bırakmasın. Sen üzülme, dertlenme, seni seven biri var. Sevinçli, hüzünlüyken, hem güler hem ağlarken, Seninle olmak için, sevmeye kılmış karar. Seni seven de benim, sen için yanan da ben, Seni gönlüme yazan, kalemin sahibi ben, Senden aşkı dilenen, yine benim yineben murat kareli |
Yalnızım aşk mıdır söyle seni sensiz yaşamak yokolmak sensiz sevişmelerde uykusuz bu gece sensizlik ülkesinin sessiz boğucu karanlıkları içinde sular gibi yalnızım sular gibi kimsesiz akıyorum toprağı ve havayı soluyarak sensin diye bu gece bu gece allahlar kadar allahsızım uzaklardan gelen köpek havlamalarına yağmurun son damlalarına ağaçların en incecik dallarına tutunacak kadar yalnızım Celal Kabadayı |
BAHAR,BAŞINI ALIP GİTMELERİN MEVSİMİDİR... Bahar, alıp başını gitmelerin mevsimidir. Sebepsiz yere bazen... Önünü ardını hesaplamadan... Hesapsız, kitapsız çekip gitmelerin mevsimidir bahar... Bir bakarsınız kekik kokulu bir nisan sabahı koparıp alıverir sizi hayattan... Çiçek açmış bir kiraz ağacının hayaliyle yollara düşersiniz. Demir alır gönlünüzün limanındaki gemiler... Açılır gidersiniz... Aradığınız belki yüzülmemiş denizlerdir, belki keşfedilmemiş sevdalar, belki hiç yazılmamış satırlar... Yüzmenin, sevmenin, yazmanın heyecanıyla coşarsınız. Dünyaya sırtınızı dönüp yürürken, o yaşanmamışlıkların izini sürersiniz kuytularda... Ve çoğu zaman kendinizle karşılaşırsınız umulmadık bir köşebaşında... Elele tutuşur yürürsünüz içindeki çocukla... O'nu büyütmekten korkarak... * * * Önünde bir nisan sağanağı varsa, geriye dönüp bakası gelmez insanın... Oysa fotoğrafları henüz tazedir dünün ayazlı gecelerinin... Kışı birlikte aştığınız dostluklar sımsıcak durur yüreğinizde... Sadakatin ve yerleşikliğin güvenli kolları huzur vaadeder ardınız sıra... Gel gör ki baharın kokusu dayanılmazdır. Ilık bir rüzgar ruhunuzdaki isyanı okşar. "Hadi sokağa" diye bağıran sirenler çalar içinizden... Derinliklerinizde tutuşturulmayı bekleyen alevler kı vılcımlanır. Kalbinizden havalanan güvercinlere şaşakalırsınız. Sanki gitmek sadakattir: kalmaksa ihanet... 100 günü aşkındır bu köşede Yeni Yüzyıl haftasonlarında birlikte olduk sizlerle... Güldük çoğu zaman ya da kızdık öfke dolu sözcüklerde... Mahzunlaştığımız da oldu, çocuklaştığımız kadar... Yeni sözler söyleme derdine düştük, eskiye sırtımızı dönmeden... Zorlu bir kışı, kırık dökük satırları ufalayıp ateşleyerek geçirdik. Yeni bir yüzyılın silueti gülümsedi siz sayfaları çevirdikçe... "Ha doğdu, ha doğacak" denilen gazete, yeni kızlar, yeni oğlanlar doğurdu yeni doğacak bir yüzyıl için... Sonra nisan geldi... Sokakta direnilmesi imkansız bir çimen kokusu... içinin bir yerinde yuvadan erken ayrılmanın, sokakta hırpalanmanın korkusu... Lakin bahara söz geçirmek ne mümkün... Bir kez çiy düşmeye görsün kış mahmuru bedenlere... ...Coşkuları dizginleyebilene aşkolsun... * * * Bu yüzden izin istiyorum sizlerden... Bu köşe (kış köşesi) baharla buharlaşıyor. Geriye bakınca hüzünleniyorum elbet... Çünkü geride güzel bir doğuma ortak olmanın tatlı heyecanı var. Ve paylaşılmış köşelerde benzer duyarlılıklar... Ve sımsıcak dostluklar... Ama önümsıra yüzülmemiş denizlerden iyot kokuları çarpıyor burnuma... Yeni Yüzyıl'ın ilham verdiği baharlar çağırıyor. Şimdi gitmek sadakattir, kalmaksa ihanet... O yüzden bir an önce kanatları takıp, uçmakta yarar var... Yeni baharlarda, yepyeni bahar şarkıları söyleyebilmek için... Hep beraber... Can DÜNDAR |
Yalnız Adam Karanlığın ortasında bir insan Bulamıyor sığınacak bir liman karanlıkta yalnız kalmış biçare Soruyor kendine ben kimim diye Bulamıyor bir cevap dalıyor derinlere Bakınıyor etrafına sessizce Göremiyor, kimse yok ki çevrede Geçmişim geleceğim ve ben diyor Yaptığı onca hatayı düşünüyor Bir anda tüm hayatını tartıyor Hakkın terazisi şöyle sesleniyor Yanlışlar doğrulardan ağır basıyor Hayattan rol almamış yalnız adam Bomboş yaşıyor olanlara aldırmadan Zamanla toplumda tehlike başlar Kuzular ve kurtlar meydana çıkar Yalnız adam; av değil bir avcı için Avcı olamaz zaten herhangi av için Mehmet Ilgın |
ERTELEMEYELİM MUTLULUĞUMUZU... mutluluğum içimde binlerce yıldız, ayrılığın beni bırakmayan en kötü hırsız, Yokluğun içimde yaramaz bir kız, en büyük günaha mecbur ettin beni! Rüyalarımda bile avutmuyor,sensiz yaşadığım bu hatıralar, canım sevgini istiyor, Ayrılığın her anında... ertelemeyelim mutluluğumuzu gel yalancı baharlara, Ne cenneti görüyor gözüm senden uzakta,cehennem bile, mutluluktur senin yanında... Zeynep ORCANEL |
Beni bana emanet ettiğin gibiyim, ne gözlerime göz değdi ne yüreğime ateş. Ben hala beni bıraktığın yerdeyim ne adresim değişti ne de kimliğim. Yalnız aklar düştü saçlarıma, yıllar çizgiler bıraktı yanaklarımda zaman ufalanıp döküldü avuçlarımdan Durduramadım mevsimleri, geçti seneler. Ben ölü bir deniz gibi duruldum sana koşmak istedim ama yoruldum hani birde sen gelirsin korkusu gelirsinde beni bulamazsın telaşı ayrılamadım buralardan, bu kentten. Bazen zamansız döküldü yapraklar bazen bir çocuk ağladı sebepsiz yere aniden sevdiğimiz şarkı çıktı radyoda bayram senlikleri yaşandı bu şehirde düğünler oldu, cenazeler kalktı ben hiç değişmedim, sevdam hiç azalmadı. Nice yıldızlar kaydı ben dilek tuttum zincir zincir boynuma dolandı sevdan bazen ayaklarımı acıttı prangalar çoğu zaman yüreğimi kavurdu aşkın ama pes etmedim, sana ihanet etmedim. Bazen yasamak bir uçurumun eşiğinde kalmak gibiydi, ölüm gibi soğuktu nefes almak ellerim hayaline uzandı hep, ay ışığı vurduğunda gölgen süzülürdü odama düşlerimde okşadım saçlarını yılmadım, ben hep eski ben gibi kaldım. Beni bana bıraktığın gibi kaldım beni bu hayat değil, beni sevdan bitirdi ben senin bıraktığın ben gibi kaldım da sen o giderken olduğun sen kalamamışsın. Alıntı Tarkan-İstanbul Ağlıyor |
Yalnız Yalnızlığın kadarsın Yalnızlığın mis kokmalı Yalnızlık dediğin büyük bir zindan Dünyanın en kalabalık zindanı Dinden imandar çıkarır Ama öyle bir adam ederki insanı Bedri Rahmi Eyüboğlu |
Biliyorum... Bana bıraktığın aşk gibi yarım yaşıyorum her şeyi. Başlayıp da bitiremediğim yazılarım, sonuna kadar gelip de okuyamadığım kitaplarım, son sözlerini duyamadığım şarkılarım var. Her şeyi aşkımız gibi paramparça yaşıyorum. Bütün dünyam dudağımdaki yarım bir öpücüğün tadında artık... Adını koyamadığım yakınlıklarım, bütün sırlarımı dökemediğim ilişkilerim var. Son kelimesini bir türlü söylemediğim cümleler kuruyorum. Ayın hiç aydınlatmadığı bir gecede, bir güzelliği imkansız bir aşka dönüştürüyorum. Seni söylediğimde herkesi her şeyi kaybetmekten korkuyorum. Söylemediğim son kelimesi adın hep oluyor cümlelerimin. Bir günahımı Allah'tan saklar gibi, bir sırra bütün ruhumla teslim olur gibi susuyorum, sıra sana gelince... Saçmalıyorum, saçma sapan şeyler yaşıyorum. Acı veren o gerçeği, seni, kimselerle paylaşmadıkça da sevdiklerim korkuyor benden. Adın bir duvar oluyor hayatımda. Aşamadığım, kimselerin aşmasına izin vermediğim bir duvar gibi duruyorsun önümde. Elim bir başka elin sıcaklığını hissedeceği anda, araya giriyorsun çarpıyorum sana. Kalbim ne zaman başka bir güzelliğe kapısını açmaya kalksa, huysuz bir bebek gibi paramparça ediyorsun her şeyi. Yüzüme adın çarpıyor, yüzüme yazdıklarım, yüzüme yaşadıklarımız, şarkılarımız, şiirlerimiz çarpıyor, gelip kalbime bir zamanlar canımın ta içinde senindim şimdi ise sessizce ağlıyorum. yüreğimde -artık tek kişilik bir sırra- dönüşen adın daha da kamburlaştırıyor beni. Ne seni yaşabiliyorum, ne de severim sandıklarımla mutlu olabiliyorum. Hiçbir çözümü olmayan matematik problemi gibi, cevabı olmayan bir soru gibi beynimi kemiriyorsun.... Yavaş yavaş, sessiz çığlıklarla bağıra bağıra eriyorum bitiyorum... Biliyorum.... BİLMİYORUM SONU YOK MU BU SENSİZLİĞİN....?? alıntı............ |
| Saat: 22:05 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık