MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Ölüm (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/1207-olum.html)

Harry Kewell 21 Ocak 2009 21:35

Ölüm Noktürnü
seninle karşılaşıp solduğum andı ölüm
yüzüne baktığında tutuşup yandı ölüm

çoğaldıkça çoğalan bir sevda ülkesinde
ellerine dokundun; sana inandı ölüm

o efsunlu, yağmurlu, hercai gözlerinden
uçan kelebekleri mutluluk sandı ölüm

akkor dudaklarından ağı düştü içime
yollarında yürürken sanki insandı ölüm

viran eylediğin gün yorgun hayallerini
ayrılıkla, hüzünle, aşkla sınandı ölüm

bir ömür vuslatını bekledi boynu bükük
bilmem ki aşk uğrunda neden kınandı ölüm

süründü yıllar yılı karanlık köşelerde
benim gibi kıvrandı, kahra dayandı ölüm

her akşam tufanında harap oldu güneşim
gece baygın bir rüya, gündüz hülyandı ölüm

sensizliğin en ağır fermanıydı içimde
dudaklarımdan sızan bir damla kandı ölüm

ölüm seni sevmektir bir celladın elinde
bilmem hangi yürekte böyle sultandı ölüm
Nurullah Genç


ÖmÜrCeK 21 Ocak 2009 21:40

AŞKIN YAKTIĞI ÖLÜM

Bir gecenin sabaha bakışın da birini sevdim
Öyle sıcak öyle içtendiki
Bir kader oyunu gibi bir bulmacanın iki yarısıydık Sanki
Bir kader oyunu evet
Ölmeden yok olucak gözlerin oyunuydu bu
Gözlerine baktığım da
Kapakların da o rüzgarı gördüm
Sen bana seni sevmiyorum demedin gülüm
Yok olda demedin
Şimdi bir poyrak rüzgar gibi gidiyorum
Büyüdüm,bir delikanlı gibi gidiyorum
Çünkü sen bana ölmeyi emrettin gülüm
Hep aynı düşünce aynı şiiri götürmüyormuş gülüm
Beni sana bsğlayan noktaları siliyormuş
Şimdi ölüm korkumu yendim gidiyorum
Seni seven poyrak rüzgarlarımla gidiyorum
Hayat ne garip dime
Bu yaşlar da bu yaşlar da
Bitkin ve yorgunum hayat sıkıcıymış meğer
Şimdi aynanın karşısına geçip
Son bidefa yüzüme bakıyorum
İsteyin yerine geldi gülüm
Hiç birşey bırakmadan göçüp gidiyorum

Acı bir hikayeydi bu
Acı bir hikaye
Tam sana kavuşacakken
Kader oyunu beni mafetti


Nephthys 21 Ocak 2009 22:50

Ölüm


Senden niçin bu kadar korkarlar? Ey ölüm
Branşlardan tıp, en zor bir bölüm
Bilgisizlik konusunda, bir çölüm
Gerçek müminler, senden korkmaz, ey ölüm

Ölüm kapıya gelince, baş ağrısı bahane
Başkalarının işine karışma, sana ne
İmanlı gidiyorsun, daha ne
İnsanların umursamazlığından, bana ne

Ölüm, Yüce Rabbimize, kavuşmaktır
İnsanları ikna etme yolu, konuşmaktır
Plajda güneşlenmenin adı, bronzlaşmaktır
Bir gün ölümle arkadaş olmak, muhakkaktır

Ölüm ölüm dediler, yamyamlar insanları, yediler
Yüce Rabbimizin verdiği, canları yediler
Ölümleri bir gün, kendi başlarına da, geldiler
Canlara kıyarak, kendilerine de yazık ettiler



Fikret Gürsoy


hadiseyim 26 Ocak 2009 11:26

Bunca zamandır nerede olduğumu soracak olursan
Oldu bir şeyler" demeliyim
oturmalıyım bir taşa
kararan dünyada,
kendini yemiş bitirmiş bir nehirde.
Korumasını bilmiyorum yitirdiklerini kuşların
Geride bıraktığım denizi
ya da çığlığını kız kardeşimin.
Nedir bu toprağın zenginliği?
Gün neden günle kapanıyor?
Neden karanlık gece çalkalanıyor ağzımda?
Ve ölüm neden?

Nereden geldiğimi sormayacak mısın?
Anlatayım sana;
Kırık şeyleri
Acılı kapları
Sık sık tozlanan koca sığırları
ve tutulu kalbimi.

Bunlar ne belleğimizde uyanan sarı güvercinler,
ne de anılardır kuşaktan kuşağa akan.
Ağlayan yüzlerdir bunlar,
Parmaklardır
gırtlağımızdaki,
ve toprağa düşen yapraklardır.
Yiten günün karanlığıdır.
Yeşertir kaleleri hüzünlü kanımızdaki.

İşte menekşeler ve işte kırlangıçlar,
Sevdiğim her şey
Tatlı mesajlar veren günbegün
açıkta zaman
tatlılığı artan.
Kaçamayız biz; Dişlerimizin arasından:
Neden kemiriyor boşa giden zaman
sessizlik kabuğunu?
Ne yanıt vereceğimi bilmiyorum.

O kadar çok ki ölümüz
Ve o kadar çok ki kızıl güneş önünde setler
Ve o kadar çok ki çarpık kabuklu başlar
Ve o kadar çok ki öpücüklerimizi engelleyenler
Ve o kadar çok ki unutmak istediklerim.


Misafir 26 Ocak 2009 12:48

...

Ölüm şimdi bir beyaz melek, gözümün görmediği diyarlarda uçan,
Sen, son bir kez bile martıların kanatlarında can bulamayacak olan…
Ardından son defa seslenmek isterken,
Dudaklarımda yaşamın nefesiyle donup kalan…

Ne kadar sürdü bilmiyorum, ölümün ardından yürüdüm sahil boyunca, eğer varmaya çalıştığın yokluksa zaman anlamını kaybediveriyor. Artık senin için bir önemi olmayan dakikaları hiçe saydım bende, ne bir adım yaklaşabildim sana, ne de uzaklaşabildim… Çığlık çığlık uçuşan martılarda duydum ölümün sesini ve yine onların kanatlarında ki bir damla hayatta veda ettim sana, seni bir martı kanadının özgürlüğüne emanet ettim, elimden bu kadarı geldi, hazin değil; ama beyaz bir elveda…
Seni günahlarından sıyırabilmeyi istedim, seni affedebilmeyi… Martıların gagasına sıkışmış ah’ımı çekip çıkarabilmeyi istedim, sana olan kırgınlıklarımı tıpkı senin şimdi olduğun gibi özgür kılabilmeyi… Yüreğim de tutsak kalmış tüm acılarımı ardından salabilmek için onu çıkarıp atmayı bile düşledim; ama ben hala yerçekimine mahkûm bir esirdim, beni hapseden parmaklıklar olmasa da yerinde, şartlamıştım kendimi sana, senin olmadığın bir dünya da bile, sana kırgın kalmaya…


hadiseyim 26 Ocak 2009 14:47

Ne zaman canım sıkılsa, gitmek isterim uzaklara
Ne vakit seni düşünsem ki düşünmesem olmuyor
Gözlerin gelir aklıma, ah o çocuk gözlerin
Tam göğsüme saplanır, bıçak gibi sözlerin


Ne hayalin terk ediyor beni ne de geriye tek bir umudum kaldı. Yine de ne zaman bir şiir okusam mısralarındasın. Ne zaman bir şarkı dinlesem hala sözlerindesin.


Bir kitap okuyorum dökülüyor sayfa aralarındaki kurumuş kır çiçekleri. Uzanıp alamıyorum düştüğü yerden. Ben ölüyorum ve sen bunu bilmiyorsun…
Ne kadar kaçsam kendimden, bir o kadar yakalanırdım
Ne kadar seni istesem, sen hiç yanımda olmazdın
Gözyaşı biriktirdim, gözyaşım ince sızı
Düşündüm de bir zaman, bunu ben hak etmedim


Ne garip bir hayat bu yaşadığım, bir papatya falı gibi; mutluyum/mutsuzum diyerek koparıyorum hayatımın sayfalarını tek tek. Tüketiyorum yaşamı, tükeniyorum ağır ağır. Ben ölüyorum ve sen bunu bilmiyorsun…
Her limandan bir gemi, alır götürür beni
Hayal bu ya üstelik, gitmeler üzer bizi
Geçmiyorsam içinden, sevemedim bu fikri
Gidiyorum inadına, al aşkını ver beni


Öyle çaresiz hissediyorum ki kendimi. Yine yağmur olup yağsan diyorum avuçlarıma, filizlense yine yok olan umutlarım. Yine geceler boyu bıkıp usanmadan yazsam, duvardaki gölgelerde seni bulsam, gözlerim kapansa senin sıcaklığın kaplasa bedenimi. Ama olmayacak biliyorum. Ben ölüyorum ve sen bunu bilmiyorsun…

Sen beni öldürüyorsun
Sen bunu bilmiyorsun
Sen beni öldürüyorsun
Sen bunu hep yapıyorsun



Geceler büyüyor içimde, bir de yalnızlığım. Yıkılan umutlarım, hayallerim de terk ediyor artık birer birer. Gecenin koyu ve can yakan karanlığına inat bir tek çocuk bakan gözlerin terk etmiyor beni. Sen beni öldürüyorsun ve bunu hep yapıyorsun…


ÖmÜrCeK 27 Ocak 2009 21:14

Zaman ayrılığı vurur...
Dipsiz bir sevda yokuşunda...
Yanımda kaL...
Bırakma yaban sevdalara...
Düşü olmayan acı sonsuzluğa...
Gitme ruhum…
Sen yokken hicran düşer bu şehre…
Gitme sevgim…
Sen yokken tutsak düşerim bir isyan gecesine…
Ölürüm…
Sen yokken


Harry Kewell 28 Ocak 2009 16:48

Ölüm
ölüm, karda ayazda
ölüm, dağda denizde
ölüm her yerde
....
ölüm, kumda havada
ölüm, suda toprakta
ölüm değil uzakta

ölüm, yolumda soluğumda
ölüm, koynumda yatağımda
ölüm aşımda
yanıbaşımda.
Neşe Ersoy


Daisy-BT 30 Ocak 2009 00:58

ÖLÜM
I
Dünyaya birçok kez gelmişim
Yok olmuş yıldızların dibinden
Ellerimde tuttuğum
Ölümsüzlük bağlarını dokuyarak
Şimdi öleceğim yeniden
Vücudumu örten toprağa sarınarak!

II
Ne papazların sattığı
Gökyüzünden bir parça aldım.
Ne de tembel zenginler için
Metafizikçilerin,
Düzüp koştuğu, karanlıklardan.

III
Ölüm içinde yoksullarla bir olmak istiyorum
Göğü elinde tutanların kamçıladığı
İnceleme yeteneği olmayanlarla!
Şimdiyse ölüme hazırım
Beni saran bir elbise gibi
Sevdiğim renkten
Boyu bosuma tıpatıp; uygun
Ve benim için gerekli olan
Beni saran bir elbise gibi!


Pablo NERUDA


Daisy-BT 2 Şubat 2009 15:57

AŞIKLARIN ÖLÜMÜ
Yatağımız olacak ,hafif kokuyla dolu,
Divanımız olacak ,bir mezar gibi derin;
Bizim için açılmış, en güzel iklimlerin
O garip çiçekleri süsleyecek konsolu.

Son sıcaklıklarını sarfederek hovarda,
Birer ulu meşale olacak kalplerimiz;
Çifte ışıklarından gidip gelecek bir iz
İkimizin ruhunda, o ikiz aynalarda.

Pembe, lahuti mavi bir akşam saatinde,
Veda'la dolu, uzun bir hıçkırık halinde
Yanacak aramızda bir tek şimşeğin feri;

Nihayet kapıları biraz aralayarak,
Sadık ve şen bir melek gelip uyandıracak
Buğulu aynaları ve ölmüş alevleri





Saat: 07:33

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık