![]() |
http://hometown.aol.com/noeltarot/images/fantasie-elfe-fee_322.gif Müsait zamanlarda, müsait alanlar yaratmaktı niyetimiz. Hep bir kaçak dünyada yaşıyorduk yakalanma tehlikesiyle karşı karşıya. Severken kaybedeceğimizi ve kaybedilenlerin de daha çok sevileceğini biliyorduk. Belki de kaybetmemek için olan çabamızın tek nedeni buydu. Gereksiz vicdani sorumluluklardan kaçıyor ve hep bir diğerimizin önayak olacağını düşünüyorduk bazen de... Kurallar koyuyor ve o kurallara uymayı bekliyorduk, bunca kuralsızlık ortasında. Kuralsızlıkların ortasındaki kurallar sakil duruyordu , daha çok uzaklaştırıyordu bizi. Oysa ıramak aşkın büyüsüne aykırıydı, belki uyanıyorduk uykudan. Yolunda gitmeyen birtakım şeylerden ötürü kurallar koyduk. Bilmiyorduk kuralların kural tanımazlar için hiçbir şey ifade etmediğini ya da o kural tanımazların, o hiçbir şey ifade etmeyen kuralları koyan, kural koyucuların, neden o kuralları koyduklarına dair sorgulara gireceğini. Susmak en iyi çaredir dedik, özellikle bir taraf kızgınsa diğerinin susması kesinlikle gerekli diye düşünürdük. Oysa bilmiyorduk suskunlukların kocaman seslere gebe olacağını. Cin hikayesini biliyorduk ama... Bilmiyor muyduk yoksa? Çok güçlü bir cin zamanın birinde bir şişeye kapatılmış ve okyanusun dibine atılmış. Yıllarca vazgeçmeden yalvarmış cin, tam beş yüz yıl boyunca "beni buradan kurtaranın sonsuz dileğini yerine getireceğim" diye; ama ne gelen olmuş ne giden. Biraz burulmuş cin ama yine de kaybetmemiş ümidini sonraki beşyüz yıl boyunca "beni buradan kurtaranın üç dileğini yerine getireceğim" diye yalvarmaya başlamış yine kimse gelmemiş. Kızgınmış cin hem de çok kızgınmış artık onu oradan kurtaran en büyük cezayı hakediyormuş ona göre... Bir gün sahilde gezen bir adam kumların üstündeki şişeyi bulduğunda hiç düşünmeden mantarını açmış ve karşısında kocaman cini görmüş daha şaşkınlığı bitmeden cin "beni buradan kurtarana sonsuz lanet" demiş. Adam şaşkın ve bir o kadar korkmuş bir ifadeyle "neden böyle dersin seni ben kurtardım" demiş, cinin cevabı çok netmiş " AMA ÇOK BEKLETTİN"... Müsait ve dar zamanlarda, müsait ve dar alanlarda... |
AYRILIK… YALNIZLIK bir kırbaç sesi bekleyen kapı önünde eyerlenmiş atlar gibidir aramızda ayrılık o kadar hazır o kadar bilinen ve o kadar beklenen atlar geçer bozkırlardan atlar göçer atlar uzak iklimlere ruhumu taşır uçuruma benzer boşluğa nal sesleri yayılırken gözlerimde ihanetin çiçekleri tomurcuklanır kanatlarında sevda masalı ağızlarında umudun türküsü ile turnaların bitmeyen yolculuğuna benzer yalnızlık turnalar geçer bulutlardan turnalar göçer turnalar bilinmeze ruhumu taşır tanyeri ağardığında pencereleri kapalı kapıları mühürlü odama bir ışık gibi süzülmeni beklerken sisler aralanır yüreğimde bölüşemediğimiz sevdanın külleri canımı yakar |
Günü geceye beraber bağladığımız günlerde İçimdeki sonsuz gurbet hissettirince kendini. İstemezdim uyanacağın uykulara dalmanı. Yorgun başın kucağımdayken gözlerini yummanla Yaşadığımız ayrılığa dayanamazken. Hiç açılmayan göz kapaklarının arasından, İçime akan yeşil ışığı göremiyorum senelerdir ben. Gümüş renkli gülüşlerini özlüyorum bu nisan akşamlarında. Gülmüyorsun, ışıldamıyor gecelerim. Kollarında ki ilkbahar geceleri geldi bu kokularla, Yüzümü tokatlayan rüzgarın kokusunda sen! Acısında ayrılığın. Bahar kokuyor, canım yanıyor. Gönlüm yeni sevdalardan korkuyor. Dünya dönüyor, sevdiğim dönmüyor, Karıncaları uyandıran bu havalarda. Yokluğun var ya... Derin uykusundan uyanmayan sana seslendiriyor. Kalk sevgilim kalk...!! her şeye can geliyor. İçimde ki, doğada ki kıpırtı canımı yakıyor. Benim olmayan bir bebeğe beslediğim annelik duygusu gibi, Ağladığı an kucağımda, hiç sevilmemiş hissediyorum kendimi, Sevmekten vazgeçmiyorum onu da, senin gibi. Rüzgarda titreyen erik çiçeğine benzerliği hayatımın, Eşi önce düşenin acısını hissedebilmek. Meyveye dönmüş ağaçta tek çiçek kalmak. Ne acıymış. Doğa canlanırken, Toprak yeşerirken. Topraktan gözlerin fışkırıyor sanıyorum. Papatyaları koparmıyorum sevmediğimden değil. Çok sevdiğimden. Şimdi esen yellerle bir selam gönderiyorum. Nereye gider bu rüzgar, bu selam bilmiyorum. Ölüm yolu kaç saat sürer, çıksam yola bu bahar. Kaç baharımı alır yollar. Sevda denizinde hiç boğulmadan sana varır mıyım? Bilmiyorum. Bu üçüncü sensiz bahar, Bu baharda yoksun.. Biliyorum bir daha ki baharda olmayacaksın. Ama hep benim. Hep baharlarda, Dünya durana dek hep bahar gözlüm kalacaksın. http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gif |
Hayal Olsun ya şu kısa arkadaşlığımız helal, Belki üzüleceksin ama hepsi hayal. Hiç istemezdim böyle bitsin bu iş, Fakat ne yapalım bu gidiş kötü gidiş. Belkisi fazla arkadaşım üzüleceğim elbet, İlk mi yapışacak yüreğime köz gibi gurbet. Kötüyümdür belki de bu yolda herkesten ben, Ama sen ne diyeceksin bu işe söyle sen! Sen put olsan karşında ben de putperest, Yine diyeceksin o zaman bu adam hayalperest. Aslında hayaller hepsinden de temizse, Günler boyu sürecek umut yüklü gerçeğin, Aşk uğruna verilen güzel sözler tavizse, Ne önemi kalır sanki aranılan gerçeğin. Yine de kabulümdür benim olsan hayaller, Sende istersen hep katı gerçekle yaşa. Zamanla tükenirse başımdaki o yeller, Vurur musun başını sertçe gerçek bir taşa? Diyeceğim buraya başlangıcın sonudur, Sevgi vaadederek kurulacak her hayal. Sorayım son kez sana vaad ettiğin bu mudur? HAYAL, HAYAL ve hep HAYAL!!! |
ÖRT YALNIZLIĞIMI ölü bir sessizliğe benzeyen gecede içime batarken özlemin yalnızlığımı ört üşüyorum güneşin karanlığa mahkum olduğu saatlerde korkularını emzirirken gece boş sokaklarda rüzgar kol gezer şafak ufuk çizgisinde doğumu beklerken ve bir mor yağmur başlamışken dağlardan bu yaban kentin girilmez sokaklarında ruhum hala sorguya çekilir yalnızlığımı ört üşüyorum |
Bazen Sana Bazen De Kendime Kızıyorum Bazen kalbime kızıyorum Seni neden sevdi diye Bazen sana kızıyorum Beni neden sevmedin diye Bazen sana bazen de kendime kızıyorum Bazen senin sevgini Bağrıma basarım Bazen de senin sevgini bastığım bağrıma Senin sevginden yandığı için Bağrımı söndürecek bir damla su ararım Bazen sana bazen de kendime kızıyorum Bazen gündüzü beklerim Gülmek için yaşamak için Belki de karanlıktan korktuğum için Bazen de geceyi beklerim Ona içimi dökmek için Hıçkıra hıçkıra ağlamak için Bazen sana bazen de kendime kızıyorum Bazen kalbime vururum Seni neden sevdi diye Söküp atmak isterim Bazen de söküp atmaya çalıştığım Kalbimi senin aşkından sakınırım Bazen sana bazen de kendime kızıyorum Ama her defasında Senin aşkın kalbime sızar Laf dinlemez ki kalbim Bazen sana bazen de kendime kızıyorum |
Ümitleri tükettik. Umutlar çoktan uçtular. Son mektubumuz da ona idi zaten. Çok yalnız değiliz bir bakıma. Hani Allah’a mahsus ya. Her içkili durumda dil ucundan eksilmez. Göz bebeklerinin büyümesi gibi büyür, sende solan son akşamdır ve geri gelmez bir sabaha yakılan en kısa ağıttır ahlarım. Canım yanmışsa günlerden bir gün, bu kesin sendedir sebebim. Kül tablasında kendi kendine bitmiş bir izmarittir belki hayat. Belki de en zor anında sana uzanmış bir el kadar kısadır. Bir sarhoşun seni sevmesi, sarılması kadar can sıkıcı. Bir güzelin uzaklarından geçmesi ve onu tanıyamama ihtimalin kadar da basit. Her gün gibi başlayıp biten. Dağları evi bilen çobanın sövmesi gibi sevdim seni. Sense dağlara sövdün. Birbirimizi kaybettik, olan başka bir şey yok. Kaderi hayatla özdeşleştirdik. Aslında birçok beyaz sayfa vardı da biz hepsini karaladık. Sen ellerinle benim gözlerimi kapıyordun ve ben mutluydum. Sonra birden çekip ellerini gösterdin gerçekleri. Kokunla sarhoş oldum. Kördüğüm oldum çözemedim çözülemedim. En kolay bulmacaydım belki. Sen aldırış etmedin. Çok kolay geldim sana belki de. Parmağını burnuna sokmuş bir çocuk gibi sevdalıydım ya hani. Ara da bul bakalım. Yerinde duran bir şey var mı? Senin sözlerindi aşk. Bir tercüman bulamadım. Hızlı hızlı çevirdim sayfalarını. Hiç resim bulamadım bakacak. Şimdi ise bir o son bakışın., benim için son kare. O gün yumdum gözlerimi. Buğularımda senin adını yazdım. Yeryüzüne kattım yüzünü. Gökte senden eser yok. Uykum gibi ağır, ağır sözler kadar hafif dokundum tenine. Ten sürdüm eline. Rengim de sen oldun renksizliğim de. Uzun kara bir çocuğum aşka düşmüş. Uyandım ve kendime bir baktım ki bu bir düşmüş. Son yudumu ağızda çalkalanmış şarap gibi içtim seni. Kokun gitmiyor burnumdan. Şimdi acıyor ağzımın içi. Yanıyorum. Yanmam bir şey değil seni de yakacağım. Omzumda yatan sendin. Bir yanımın yarısı. Sana diye gece nöbetlerine durdum. Her söz edene seni sordum. Her vazgeçişimde geri dönüşüm oldun. Bir cesaretim, sen cesaretsiz, ben hükümlü, sen saç akım. Dağ beyazım, kor sıcağım. Her yudumun bir kış günü. Senle mi aradım? Sende mi? Bulamadım. Bir tilkinin kuyruğunu sevdim, sense avcıya kaçtın. Döndün dolaştın. Dar ağacı uzak değil. Kefenler dar geldi. Ben gittim. Nefeslerim uzun aralıklı. Göğsüm balon. Halen aradığım belki çok uzak değil. Belki yanlış yerlerdeyim. Belki de yerlerdeyim. Apaçık gülümsüyorsun. Bana koyan sensizlik değil, insansızlık. Sen de gittin. Uğurlar olsun. Ben seni damlayamayan gözyaşımın renginde sevdim. Onun kadar şeffaf olamadım. Ama kabul et sen de onun kadar renkli değildin. Sen çizmeye çalıştın gökkuşağını bense renklendirmeye çalıştım inan. Ama rengini bilemedim. Sahte sonların başlangıcında doğdu güneş. Acılar içinden geçtik, içimizde idi acı. Resmettik içimizdekileri, adını da hayat koyduk. Kaderdi ilham kaynağımız. Birbirimizin gözlerine baktık. En derine yola çıktık. Küçük öpücükleri sevdik, en masumunu. Sözlerimiz üzerine inşa ettik aşkımızı, en sağlam temel gördük dürüstlüğü. Güzellik umrumuzdaydı, ayrılık ufkumuzda. Hayatı doldurmaya çalıştık, hayat boşaldı. Her figüre zamansız yorumlarda bulunduk. Fincanı kırdık. Birbirimizi kırdık, sonsuz sevdik, sonunu düşünmeden, gururu elimizden düşürmeden… Ayrıldık… http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gif |
Yalnızlığa Terk Ah ne kadar da yalnızım bir bilebilseniz Gökyüzünde parıldayan Ay'la Güneş Yeryüzünde dalgalanan okyanuslar Çöllerdeki kızgın kumlar Uzayıp giden patikalar Göğe doğru uzanan dağlar ve daha niceleri niceleri kadar yalnızım hâlâ Bir de ben yalnızlıklarımı yalnızlığa terk edebilseydim keşke Ne olurdu ki sanki? Kötü mü olurdu? |
RAFA KALDIRDIM AŞKIMI !... Bir çıkıştın sen... karanlık dehlizlerimin ucunda ışığına aldanıp, ellerimi uzatttım tutasın diye! bilemezdim sığındığım yüreğin dipsiz uçurumlarla kaplı olduğunu ve yaklaşanı yuttuğunu! oysa geç kalmış baharı bulduğumu sanarak, filiz filiz serpilmişti duygularım dört bir yana. kimi papatya, kimi de gelincikti ümit vadilerimde, kırılıp tarumar oldu hepsi. Nasıl da? aldanmışım bakışlarındaki sihire, büyülenmiş gibiydim baktıkça gözbebeklerinin derinliklerine...ah o gözlerin ah! onlar değil miydi?beni sana ram ettiren, onlar değil miydi? dev gibi kişiliğimi cüceler gibi alçaltan! oysa... gülüşlerindeki engin ziyafet kanasıya , doyasıya değilmiş meğer! ve sen bir tutam zehir bıraktın, yüreğimin tam orta yerine! sancılarındayım yokluğunun...tarifsiz kıvranmalarımla. Her çalan telefonda sensindir diye koşmalarım, ve her sen olmayaşında yıkılışımı bir anlatabilsem sana. Paylaştığımız anlar, gezdiğimiz yerler cehennem gibi şimdi... hiç bir şey zevk vermiyor yaşama dair. yürüyen ceset misali bedenim, varlığından mahrumken, yeryüzü ile gökyüzü dar geliyor nedense içimde katiller üretiyorum! beni öldürmeleri için, beni senden koparmaları için! lakin hepsi sana sevdalanıyorlardı bencileyin, sonrada hepsi intihar ediyor bir bir bakışlarının efsununda! Artık ümitsizim.... beklentilerimi derin göllere attım! sevdalarımı toprağa gömdüm! sana dair ne varsa hepsini külleri uçuncaya kadar yaktım, bir umudum vardı sende beni seversin diye onuda öldürüp rafa kaldırdım. http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gif |
Aç Gözlerini En sevdigin elbiseni giydim Bu gece kokunu sürdüm Solgun yüzünü oksadim Sessizce saçlarindan öptüm Yazdigin mektuplari okudum Kana kana su içer gibi Plaklarini çaldim ah! En çok o sarkida özledim seni. Issizlik kapiyi çaldi, açmaya korktum gece yarisi Sehir uykuya daldi, baktim disariya katran karasi Rüzgar telasla kokunu getirdi bana aldim koynuma Buseni hafizamdan koparip ilistirdim dudaklarima Üsüdüm karanlikta Tenine dokundum hissetsin diye Aç gözlerini Erguvanlarina su verdim Içerken benimle konustular Yastigini oksadim, kokladim Anilar uçustular Solugun saçlarimi yaladi sanki yine bir meltem gibi Teninin kokusu karisti kokuma Yakistilar Boguldum karanlikta Yani basimdasin benden çok uzaklarda Ellerimi tut dokun bana Aç gözlerini. Attim kendimi caddelere Yesil ceketin sardi beni Yürüdüm üstüne karanligin korkusuz Tuttum ellerini. Can Dündar |
| Saat: 10:02 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık