MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Yalnızlığıma (Yalnızlık) (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/8336-yalnizligima-yalnizlik.html)

Mystic@L 26 Mart 2007 22:49

Anlamalı !!

Kafesteki kuşun gözlerinden anlamalı,
Yalnızlığı, unutulmuşluğu, ıztırabı.
Babanın o buğulu sesinden anlamalı,
Sevmeyi, sadakatı, vefayı ve de cefayı.

Yağan yağmurun taneciklerinden anlamalı,
Dalgaların kayaları döğüşünden anlamalı,
Görmeli zaman zaman da ana ile babayı.
Solutmalı onlara da yudum yudum yaşamı.

Bir gün gelir de beni düşünerek ararsanız,
Resmime bakarken hatırlayıp ağlarsanız,
Yılda bir defacık olsun beni anarsanız,
Bilin ki canım kızlarım bu bana yeter.

Bir gün benim mezarıma rastlarsanız,
Bir de taşına bakıp adımı okursanız,
Üstüne küçücük bir kuru gül de koysanız,
Bilin ki canım kızlarım bu bana yeter.

Necdet Çobanlı


Pollyanna 26 Mart 2007 22:56

Unutma ki "
Tüm insanlar, yanlizliga yeniktirler.
Solmus resimlerde ararlar mutlulugu
Ve........ gönüllerde yasatirlar,
SEVDA SARHOSLUGUNU....


Mystic@L 26 Mart 2007 23:11

Aslında

Yalnızlığa kaçışım çözüm değil aslında.
Yetmiyor sözler hislerimi anlatmaya.
Masumane bakışın olsada aklımda.
Gitmeliyim uzaklara zamanın akışında.

Suçlu arıyorsan suçlu olan benim.
Seni kırmadan yok olup gideyim.
Bedel istiyorsan vur beni öleyim.
Gitmeliyim lâkin uzaklara, gitmeliyim.

Ayrılığım zaruret, ihanet değil aslında.
Ölümcül bir neden kaçışımın başında.
Ne olur anla, soru sorma ve anla.
Sessizce gidişim ölümüm aslında.

Ahmet Arslan


Pollyanna 26 Mart 2007 23:53

Neden olmuyor neden
Ya$anmi$ a$k dogmaz yeniden
Kaderim olur yalnizlik, sonu karanlik
Tanrim sakinmi$ seni benden

Bilmedin bilemedin
Yalnızlığın nedenini
Yana$madın yakla$tırmadın
Kendine hiç kimseyi

O güzel gözlerinle
Herşeyi saklardın
Yüzümde ya$lar olmasaydı
Belki anlardın

O günlere o yıllara
Günah değil mi
Kalbimdeki baharlar
Artık geri gelir mi


Mystic@L 26 Mart 2007 23:57

Sultân-i Dil-ârâm, Ar$'a uzandi fîrâk
Gamm-gîn Yevm'de galeyân, kalbi eyler in$irâk
Çün ümîdim vuslattir, ola mi zuhur, merâk?
Temennimdir ittisâl, Mevlâm eylesin nasib...
Mesrûriyyet Kervani, alsin bizi müntesib...

Isfirâr-i benz ile, rengim uçmus, ne çâre?
Od'a gir-yân cigerim, hem dehlizde üsâre
Füsûnkâr Rüveyde'siz, kapanir mi kim yâre?
ITRINI, râyihâni, isterim Rabb'den niyâz...
Kabahat mi ola ki, O'na ilticâ, IYÂZ?

iftirâk-i ahvâle, bu tebligât mütercim
Gönül-Dîmag cenginde, hissiyâtimdir hercim
isit kim nidâlari, feryâdimdir habercim
Zül-Celâl'e mâlumdur, O Mu'în etsin nusret...
i$'ar ile, söz ile, nihâyet bulsun hasret...

11.09.2000 Landsberg 04:10

M. Engin Karatay


Pollyanna 27 Mart 2007 00:10

Belki sen aglamayı da bilmezsin
İki damla gözyası degildir aglamak
Önce düsünmek sonra düsünmek
Hayalini kurup kalbinde yasatmak
Büyük bir özlem içinde
O kücücük resmine sarılmak
İste budur aglamak
Ve yalnızlıgı yeniden yasamak ...??


NiliM 27 Mart 2007 01:32

Yalnızlığım!

Bir tek sen anlıyorsun beni yalnızlığım,

Bir sen kucak açıyorsun ,

Sığınacak limanım oluyorsun,

Kaçtığımda bir şeylerden,

Sen saklıyorsun koynunda beni,

Herkes birer, birer bırakıp gitse de,

Sen beni hiç bırakmıyorsun,

Gitmiyorsun bir yere,

En fazla sen anlıyorsun beni ağladığımda,

Evet göz yaşlarımı silmiyorsun belki ama,

Bir zaman sonra susturuyorsun beni,

Durduruyorsun onları!

Yalnızlığım!

Bazen bir kağıt bir de kalem,

Tutuşturuveriyorsun elime,

Konuşayım derdimi,

Paylaşayım diye seninle,

Hiç aldatmıyorsun beni,

Kimseye anlatmıyorsun sırlarımı,

Biliyorum ve zaten bunun için seviyorum seni!

Yalnızlığım!

Ben terk etsem de aldanıp,

Hayatın yalanlarına,

Sen sakın terk etme beni


Yavuz Bülent Bakiler


electra_mai 27 Mart 2007 02:43

http://img405.imageshack.us/img405/2959/ferdine2pi5ky5.gif
Gece olunca başlar benim cehennemim. Gün gider ve sensizliğim gelir. Uyku uzak bir adadır ve ben hiç yüzme bilmem. Beynimin hatırlama özelliği sabaha kadar çalışır. Sana dair anılarımı geceye yayarım. Yüz ekleyemediğim bir ses dolaşır beynimde. Sabaha doğru anlarım senin sesindir o. Gözleri açık görülen bir rüyasındır. Tüm gece bir hayal bulutu gibi dolaşırsın odamda. Yağmur olup yağmazsın sabaha kadar.
Gecenin her dakikasını bilirim ben. Gökyüzünün her saati, her rengi ezberimdedir.
Mevsimler değişir, gecelerim değişmez benim. Sen aklımda oldukça uyku hep uzak bir adadır, sensizlikle birlikte gelir cehennemim. Saat kavramı yoktur sensiz gecelerde. Önemli olan sana kaç olduğu ve seni kaç geçtiğidir. “Bir hastanın sabahı beklemesi gibi beklerim” sabahı.
Önce gözlerim hisseder sensizliği...
Dünyanın en güzel görüntüsünün görüş açısı içinde olmadığını anladığı an, sensizliğin hüznü çöker göz kapaklarıma.
Göz kapaklarım hüzünle ağırlaşır, yavaş yavaş kısılır ama kapanmaz, kapanamaz. Sonra ellerim anlar, ellerimin soğukluğunu odanın sıcaklığı ısıtmaya başlayınca sensizliğim tescillenmiş olur. Kalbim ise en ağır ve en yoğun yaşayandır sensizliği...

Bir bulutun yağmur damlalarını biriktirmesi gibi biriktiririm seni içimde. Kalbin, kalbim olur sabaha doğru. Uyuduğunu, uyandığını hissederim. Kalbin olurum ama kalbinin duvarları kalındır kıramam, kalbinin duvarları yüksektir aşamam. Biçare kalırım sabahın sessiz soğukluğunda.
“Siyah, hiçbir yerde senin gözlerindeki kadar suçsuz, senin gözlerindeki kadar aydınlık ve gözlerindeki kadar temiz olmadı” kelimeler gelir ağzımın ucuna, kalemimi bulur, gözlüğümü takar defterimi ararım. Kelimeler uyutmaz, sabah yaklaşır...
“Hadi gel, yorganım ol, yastığım ol, uykum ol gel, sensiz sabah olmuyor anla bunu ve gel...” son kelimelerimdir deftere düştüğüm, gece biter gün başlar sana yaklaştıkta cehennemim gider, cennetim gelir benim


NiliM 27 Mart 2007 08:58

Afili Yalnızlık

Ölsem , ölsem , ölsem
Hemen şimdi
Kaçsam , gitsem , kaçsam
Tam da şimdi

Bu kez pek bir afili yalnızlık
Aldatan bir kadın kadar düşman
Ağzı bozuk üstelik
Bırakmıyor acıtmadan

Bu kez pek bir afili yalnızlık
Ağlayan bir kadın kadar düşman
Tuzaklar kurmuş üstelik
Bırakmıyor acıtmadan

Bitiyorum her nefeste
Ne halim varsa gördüm
Çok koştum , çok yoruldum
Ve şimdi ben de düştüm

Sövdüm , sövdüm , sövdüm ben dünyaya
Acılara , sokaklara , ait olmaya ,insanlara

Bu kez pek bir afili yalnızlık
Aldatan bir kadın kadar düşman
Ağzı bozuk üstelik
Bırakmıyor acıtmadan

Bu kez pek bir afili yalnızlık
Ağlayan bir kadın kadar düşman
Tuzaklar kurmuş üstelik
Bırakmıyor acıtmadan

Bitiyorum her nefeste
Ne halim varsa gördüm
Çok koştum , çok yoruldum
Ve şimdi ben de düştüm

Değmezmiş hiç uğraşmaya
Bu kez mecalim yok hiç dayanmaya , dayanmaya

Bitiyorum her nefeste
Ne halim varsa gördüm
Çok koştum , çok yoruldum
Ve şimdi ben de düştüm

DarkTranquillity


Mystic@L 27 Mart 2007 14:13

Dünyanızı Sevgileyin...

İstemezmisiniz,
Bir avuç bile çöl kalmasın gönlünüzde?
Ve hiç bitmesin baharlar..
Hüzünlendiğinizde,
Çisil çisil yağmur yağsın,
Sevindiğinizde,
Güneş doğsun istemezmisiniz?
Ve istemezmisiniz,
Bir anda gül bahçesine dönüşmesini,
Gönlünüzün?
Ne duruyorsunuz o halde?
Söküp, atın ayrık otlarını yüreğinizden,
Ve yeni baştan düzenleyin,
Gönül bahçesinizi..
İster papatlayın,
İster menekşeleyin,
Ama mutlaka gülleyin..

Siz değilmisiniz şikâyetçi olan,
Mutsuzluktan,
Sevgisizlikten,
Ve tekdüze yaşamdan?.
Halâ bilmiyormusunuz,
Kendinizin kurduğunu,
Kendi dünyanızı?
Ve bilmiyormusunuz yoksa,
Yürek rüzgârlarıyla avuçlarınızda döndüğünü,
Onun?.
Bakışlarınız yıldızlar,
Yüzünüz ondördünde ay olsun,
İstemezmisiniz?.
Kıpırdatın parmaklarınızı hele,
Ve ısrarla dokunun yüreğinize,
Acıyıncaya, uyanıncaya kadar,
Mıncık mıncık elleyin..

Durmayın bir kenarda,
Öyle esrik esrik.
Ters yüz ediverin her şeyi.
Yok sayın, ne varsa,
Sizi mutsuz eden, yaşamda,
Ve yepyeni bir dünya kuruverin sonra..
Gökyüzünü “sevgi mavisine”,
Yeryüzünü “sevgi yeşiline”,
Ve bütün çirkinlikleri,
“Sevgi beyazına” boyayın.
Alın elinize fırçanızı artık,
Sevin, sevilin önce,
Ve yeşilleyin, mavileyin, beyazlayın,
Her tarafı.
Ama mutlaka,
Ama mutlaka sevgileyin...

Mustafa Erçin


HayLaZ61 27 Mart 2007 16:11

Yalnizlik

Neden gulmesin gul gibi yuzler;
Nicin aglasin o guzel gozler;
Niye sevgiye sevimsiz sozler,
Soylenir diye sasar aglarim.
Su gordugumuz reng-a-reng cicek,
Sevdali bulbul, ari, kelebek,
Yek digerini birakip gidecek:
Vefasizliga bakar aglarim.
Solmasin dersin sunbulum, gulum;
Yarin elinden alacak olum;
Butun dunyayi inletse unum;
Caresizlikten cosar aglarim.
Nes'e gizlenir, coker bir melal;
Her vucud, her sey mahkum-i zeval;
Son nefese kadar tukenmez cidal.
Tukenmez derdim sayar aglarim


Mystic@L 27 Mart 2007 17:57

Birden rüzgar hayat gibi esince
Karanlıklar ağır ağır gerindi
Denizdeki içli hayat bu gece
Sonu gelmez ölümden de derindi

Bu ilahi büyüklüğün nefesi
Doldurmuştu nihayetsiz boşluğu
Andırırdı hayattaki son sesi
Dalgaların sahildeki soluğu

Nazım Hikmet


Mystic@L 27 Mart 2007 19:24

Her günüme
Bir yudumluk seni istiyorum
Bir yudum
Doyumluk değil
Tadımlık dır yudum.
Seni,
Deniz deniz içmek isterdim oysa
Sonra,
Yine doyumsuzluğunu
hissederdim arzularımda
Bir yudumluk
seni istiyorum diyorsam
Merhamet et beni anla.

Bazen,Ses ol gel diyorum
Bazen,Bir bakış
Bir yudumluk diyorum ya..
Unutma..
Sarman zor
Kalman imkansızsa durma
Ama beni
Tamamen de sensiz bırakma.

Öyle alıştım ki sana mutluluğum
Tutku de
tiryakilik de
sevda de
Ne dersen de adına
Bir yudumluk gel
Gel de bana
İster gündüzüme iste akşamıma
Doyumluk değil
Tadımlık bir tat ver bana
Oysa ,deniz deniz
içmek isterdim seni
İmkan olsa..

Nevin Kurular


tikkymelike 27 Mart 2007 21:01

AKLIMA SENDEN BAŞKA BİR ŞEY GELMİYOR

Kelimeler eskiyor neyi ne zaman söylesem,
hepsi sensin
aklıma senden başka bir şey gelmiyor,
desem ki gurbetteyim
türküler uzun,gurbet sensin türküler sen,
desem ki yalnızım dağlarda,
günler bitmiyor,yalnızlık sen,
dağlar sen,günler sensiz.
Aklıma senden başka bir şey gelmiyor.
Aklım sende,sen yüreğimde,
yüreğim temaşada gözlerini,
gözlerin üzüm bağlarında temmuz ayında
bağbozumuna zaman var.

Gözyaşlarımı topluyorum şimdi,üzümler toplanırken şaraba katacağım,en tatlı şaraba senin adını koyacağım ve sarhoş olacağım içmeden bir yudum.

Ben böyle bir sevdayı binlerce yıl önce bir kitapta okumuştum,lakin unutmuştum,yaşarken aklıma geldi,oysa yaşanılması mümükünsüz bir masal demiştim okurken o destanı,yaşamayan bilemez bu yaşananı,aklıma senden başka bir şey gelmiyor.

Güzellik için sözler arıyorum,aklıma senden başka bir şey gelmiyor,konuşılacak konular şurdan burdan geçmiş ve gelecekten,aklıma senden başka bir şey gelmiyor.

Şiir yazmak için oturuyorum,içimde coşkular taşıyor,
kağıtlara dökeceğim dıygularımı kalemim hazır yazacağım ne yazacağım,
aklıma senden başka bir şey gelmiyor.

Bayram yaklaşıyor şehir cıvıl cıvıl,
kalabalıklar sevinçli,hediyeler alacağım bu bayram sevdalarımı giydireceğim,
aklımda kalanlara kartlar göndereceğim
aklıma senden başka kimse gelmiyor.

Bir şarkı dinlerken hayal kuruyorum,sigaramı çekiyorum derinden,gözlerim dalıyor,ufukta gün batıyor,biriyle gidip konuşsam diyorum
aklıma senden başka kimse gelmiyor.

Canım sıkıldığında,efkar bastığında beni,yapayalnız yürümek istemiyorum,birini arıyorum yanımda,
aklıma senden başka kimse gelmiyor.
Ve yüreğinde papatyalar açan kız yaşamamın sebebini arıyorum
aklıma senden başka bir şey gelmiyor.
.......................................
Oğuzkan Bölükbaşı


Mystic@L 27 Mart 2007 22:20

Affet

Göz kaptırdığım renkten,kulak verdiğim sesten,
Affet senden habersiz aldığım her nefesten...

(1980)

Necip Fazıl Kısakürek


Mystic@L 28 Mart 2007 00:10

Genç çağdayım, kendimi bir dikenli yolda buldum;
Hıçkırıklar işittim, gül ve bülbül bağlarından.
Felaketler topladım, Anadolu dağlarından;
Uzun sazlı Aşıklar diyarında şair oldum.

Ezgi koydum, ahlarla, figanlarla Türk şi'rine,
Öz dilimde haykırdım, "ey milletim, uyan!" diye;
Viran yurdun dolaştım, bir şehrinden bir şehrine;
Saç ve sakal ağarttım ben de, "Vatan, vatan!" diye.

Mehmet Emin Yurdakul


NiliM 28 Mart 2007 11:26

Yalnızlık

Neden nefret ediyorsunuz benden
Ne yaptım size
Oysa yüzüme gülüyordunuz
Beni sevdiğinizi söylüyordunuz
Beraber geziyor,
Sohbet ediyor
Eğleniyorduk
Ne yazık ki her şeyin yalan olduğunu
Benin kandırıp
Yanımda sahte yüzlerinizle dolaştığınızı
Bana zor tahammül ettiğinizi
Öldüğümde anladım
Öldüğümde cenazemin yalnız
Ruhumun ağlamaklı oluşundan
Anladım gerçekleri
Soğuk toprağa girerken
Yoktunuz
Yalnızdım
Oysa yaşarken de yalnızmışım
Dostlarım dediklerim için
Sıkıntıdan başka bir şey değilmişim
Şimdi göçerken bu dünyadan
Ebediyete doğru yola çıkarken
Hüzünle bakıyorum
Geçmişime
Yaşanmış anılarıma
Ve insanlara güvenmemem gerektiğini
Her şey için geç kalmışken anlıyorum

Yazarı bilinmiyor


Misafir 28 Mart 2007 12:38

Sevdim çok sevdim
Tanıdım aşkın en saf halini
Kokladım gecelerce
Bıraktığın eşyayı boş evi
Aşka küsmüş bir beden ve bir yürek varken bende.. Nerden tanımıştım ki seni yüreğime girdin içime öylece usul usul değildi gelişin birden bire anidendi.. Neye uğradığımı şaşırmış yüreğim, teslim olmuştu ellerine.. Belki farkındaydın bütün bunların ve beklide bilerek isteyerek yapmıştın.. neden diye sorma dedin bana, neden arama dedin.. Sustum, sustu yüreğim, sustu dilim ... Nasıl geçirdik günleri hatırlar mısın biran bile olsa… bir an düşündün mü ardında bıraktığın bu yüreğiii… Bir gidiyorum dıyemeden gittin.. ardından bana kalansa boş bir ev ve çalan zilelre inat açılmayan bir demir kapı ve önünde hıçkırıklara boğularak tekmeler atan bennn…

Uzanamadı elim telefona
Defalarca gidip geldi
Yenik düştüm kendime
Göre göre

Aramadım mı seni? Aradım da açtın mı sanki… Her telefon açışımda karşımda o soğuk bu zgibi ses bana “aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor, Mobil telefon kapalı yada kapsama alanı dışında” dedi.. gidiyordun.. yoldaydın ve telefonunu kapatmıştın.. Açılmadı mı o telefon; açıldı ama gidiyorum kelimesi gibi bir telefon bile çoktu bana değil mi?...Bildiğim halde gittiğini belki dedim belki gitmemiştir.. Belki gitmemiştir.. Küçük düşmekse yaptığım, gurursuzluksa ben senin için hiç gururumu öne sürmedim kii. Varsın olsun; gurursuz olayım, varsın olsun küçük düşeyim.. Kendime yenik düştükten sonra..

Gurur sandığım aslında
Ümitsizliğimdi
Anladım temelli gittiğini
Haklıydın üstelik
Suç benimdi

Ümitsizliğim olmadı benim hiç senin söylediklerinle yeşeriyordu üstelik ümitlerim.. Sen bir yer açacaktın, ben orda çalışacaktım, değil mi? Yada başka bir şehirde bir ev tutacaktık, bahçeli üstelik. Bahçesinde bir şeyler yetiştirecektik.. Beraberce…. Ama gittin, gidişini bilmeden gittin. Suçlu muydum , suçsuz mu? Haklı mıydım, haksız mı? Sevdim ama sevildim mi? Bilmiyorum… Beni senin bütün bilinmezliklerinle bıraktın ve gittin.. Temelli miydi gidişin.. evet sanırım öyleydi değil mi? Yine kendim sorup kendim cevaplıyorum, her zaman olduğu gibi değil mi? Sana soru sorulmaz, sen sorarsın.. Senden bir şey beklenmez, sen beklersin….
Sen üzülme gülüm incinme
Canımın içi iki gözüm sakın küsme
Bana hediye bırak bütün kederleri
Ben ağlarım ikimizin yerine

Canımın İçi derdin yaa. Artık nefret ettim bu kelimeden.. Sen söylemiyorsun çünkü.. Sensiz bütün kelimeler lanetli dilimde.. nefesimde sende kitli.. bir oksijen tüpüne bağlı sanki hayatım.. biterse bende biterim.. ne çok büyütmüşüm içimdeki sevgiyi sana rağmen bilmiyorum.. dedim yaa artık ben susuyorum, gözlerim anlatsın sana herşeyiii.. Ben sustum ama onlar dinmiyor ki, ah bir yapa bilsem bir yapabilsem.. neler yaparım bende bilmiyorum.. Bildiğim tek şey ben her gece sana ağlıyorummm… Ama sen sakın ağlama Canımın İçi, Nazar Boncuğum Sakın Ağlama.. Hep Gül ve Hep Mutlu Ol.. Ben aldım bütün kederlerini, unutma onları burada bana bıraktığını..
Bilirsin aslında adaletsizliğini
İstemezsin hani sen de bittiğini
Ama kendinden yanadır ya hep yürek
Feda edip aşkı korur ya kendini

Herkesi susturdum senle ilgili konuşamıyorlar.. Hoş zaten Kim biliyor ki? Herkezden saklı yaşadığım sevdam, kimselere anlatamadığım özlemim, sebebini bilmediğim ayrılığım. Bir gün dinecek özlemim, bir gün bitecek hasretim bunu biliyorum. Ya aşkımı anlayacaksın yada yine kendini haklı çıkaracaksın.. Ama bir gün dinecek özlemim biliyorum.. Ya hayatta… Ya toprakta… İşte Sen O zaman inanacaksın aşkıma ve bana...


Mystic@L 28 Mart 2007 14:29

Seni düşündüm

Bu gün seni düsünüp, daldim yine derine
Hüzün tahtini kurdu, mutlulugun yerine
Yillar geçti pespese, senden hâlâ haber yok
Beyhûde, rastlanmiyor, nedense benzerine...

Unutmak kolay olsa, bunu her kes yapardi
Avunmak çâre ise, gönül bir pay kapardi
Silinmez izler mevcûd, yüregime naksolmus
Öyle olmamis olsa, belki çoktan kopardi...

Raftan aldim usulca, albümü karistirdim
Hayâlinin ardindan, düsümü yaristirdim
Çatmissin kaslarini, içli, küskün bakislar
Yine senden habersiz, kalpleri baristirdim...

Mor menekse elinde, ilk sayfada ki resmin
Onun hemen üstünde, yaldizli yazan ismin
Hâtirâlar vuruyor, çekemiyorum artik
Kim bilir nerelerde, özlettirdigin cismin?..

Son yazdigin mektubu, tuttum, aldim elime
Okumayi istedim, ondan bir kaç kelime
Olmadi, yapamadim, yutkundum da yutkundum
Prangalar vuruldu, sanki bir an dilime...

Orta sayfada bir gül, kurumus yillar önce
Dayanamiyor artik, sizlatan bu dirence
Hâlinden memnûn degil, mahzûn, boynu da bükük
Besbelli ki aciyor, bana, benden çok bence...

Ellerimin içine, koydum söyle basimi
Tutamadim, koyverdim, gözlerimden yasimi
Daha ne kadar sürer, yoklugunla dostlugum?
Kendimi unutturdun, adim sabir tasi mi?

Veremedigim yüksük, son sayfada duruyor
Sanki o da kederli, sâhibini soruyor
Hiçkiriklarim artip, yigiliyorum yere
Tasan gözpinarlarim, zannetme ki kuruyor!..

Kanepeye yaslanip, hüngür-hüngür agladim
Erkekler aglamazmis, seller gibi çagladim
Verem olurcasina, cigerimi dagladim
Yoklugunda varligin, zâten tek avundugum
Bir gün dönersin diye, yine ümid bagladim...

02.10.2000 Landsberg 03:50

M. Engin Karatay


Mystic@L 28 Mart 2007 20:36

Sancı

Handiyse kuşlar uçacak ellerimden
Bakışlarının içerilerine doğru
Gözlerimden dudaklarımdan yenidenBaşlar uğuldamaya bir erkek yavru

Estikçe yücelir bozkır ortasında
Bulutların limanlarına sokulur.
Öfkelerin aydınlattığı sularda
yelkenlerine kelepçeler vurulur

Saplandıkça dikenli düşler geceme
Gündüzler dayanmaz kızır gerilime
Işır kirpiklerimde ozan utancı

Bir çıkmaz sokaktayım gel bini çıkar
Tütün bas gözlerime gözlerim kanar
Pıhtılaşır beynimde yavuz bir sancı

Teoman Aktürel


Mystic@L 28 Mart 2007 22:01

Sen mi Geldin

Akşam olunca evine
Dönse karıncalar
Dönse turnalar katar katar
Bir kuş vursa pencereme
Sen mi geldin

Sinan Gedik


Mystic@L 28 Mart 2007 23:41

Bir gün yenik düşmesin yine sevdamız siyaha,
Gözyaşıyla anlatılmasın yalanlar bir daha.

Bir ikindi serinliğinde ömrümüzü gölgeler sarmasın,
Gecenin en karanlık yerinde yine sen varsın.

Hiçbir zaman sonu gelmesin bu düşüncelerin,
Kimse olmasa da ben dostu kalayım gecelerin.

Biliyorsun gözyaşına sığmaz ayrılık inleyişlerde,
Kavuşmak tutsaktır sabırsız bekleyişlerde.

Zamanın ellerinde yalnızlıklar ateş, ayrılıklar kor,
Aynalardaki yorgun benim, istersen yüreğine sor...


-Ayrılık Gözyaşına Sığmaz isimli kitabından

Ahmet Beltekin


Nephthys 29 Mart 2007 00:56

Seni "" Sana "" Yazdım
ismail sarıgene

http://grafik.izedebiyat.com/ikon/86.gif
Zamanın gözbebeklerinden yuvarlanıp seni " sana " yazdım dün gece. Oysa yarın erken kalkacaktım. Göğsünde dikenleri taşıyan rüzgarların saçlarını yıkayacaktım gözyaşlarımla. Sütten yeni kesilmiş dağ ceylanlarını sabah ezanında uyandıracaktım. Uyumalıydım aslında. Kirpiklerim, uykuya hazırdı oysa. Ama ben seni düşündüm yıldızların siyahı giyindiği gecenin dar vakitlerde. Uykusuzluğumu taş dibeklerde dövüp ben seni " sana " yazdım dün gece. Yüreğimi kalem bilip sevdamı bıraktım mürekkebin sıcak koynuna. Yürek luğatindeki tüm kelimelerimle bir bir seni anlatmaya çalıştım. Seni " sana " yazdıkça , gözlerin parmak uçlarımı okşuyordu sanki. Dur durak bilmiyordum. Kalemin ucundan mürekkep değil bembeyaz yüreğinin mavi denizlerine " ben " akıyordum sanki...

Hatırlar mısın gülüm, seni sevdiğim zamanları. Gözlerini ilk gördüğümde; güneş, nadasa bırakılmış toprağa ekiliyordu. Yıldızlar, gecelere bir gelin edasıyla birer birer seriliyordu " seni" yüreğime ördüğümde. Güneş, toprağa; gece, karanlığa; kelebekler, bahara ve ben sana sevdalıydım. Utangaç yanaklarına uzanıp gözlerimi pamuksu düşlere kapatmıştım. Sesin, hoyrat meltemlerin sarıldığı deniz kadar ılıktı. Dokunmaya bile kıyamadığım bir yürektin sen. Her gece uyurken gözlerine cicekleri taşırken gözbebeklerini inciteyeceğim diye korkardım. Gözlerinin içine bakmaktan çekinirdim. Her baktığımda buz dağının güneşin karşısındaki erimesi gibi gözlerindeki umut tanelerinin de erimesinden korkardım.

Bilirsin, ellerim küçüktür benim. Küçük ellerime düşleri giydirip yüreğinin resmini çizdim gökyüzüne. Alnındaki ince cizgileri işledim bulutların narin gözlerine.. Oysa irin toplamış acıları soğuk kaldırımlarda dövmekte usta olan ellerim, yüreğinin resimini gökyüzü tuvaline yapamayacak kadar acemiydi. Oysa alnındaki ince çizgileri bulutların gözlerine işlemekten aciz ve bir o kadar kabaydı...Gözlerini, suya; yüreğini semaya yazdım.Küçük ellerimle nasıl çizdim bilmiyorum ama dün gece seni " sana " yazdım.

Seni " sana " yazdığımda sen uyuyordun. Ay ışığı saçlarına beyazları giydirmişti..Kangren gece, kirpiklerine yaslanıp delicesine umudu soluyordu.. Avuç içlerinde, rüzgarla olan kavgalarını bir türlü bitiremeyen hayırsız fırtınalar sabahın geceden ayrılışını bekliyordu . Oysa senin olan bitenden haberin yoktu. Sen, gül kokulu Melek'lerin omuzlarına göğsünü dayayıp sanki Cenneti soluyordun yatağında. Mavi denizler, karakışlara gelin gitmiş baharların tozlu dudaklarını yıkıyorlardı o masum gözlerinde. Önünde eğilip yüreğinin soluk alışını izledim.. Öyle duruydu ki gözlerin, öyle ılıktı ki nefesin; senden habersiz her nefes alışında nice yetim kırlangıçlar sıcak iklimlere kanatlanıyordu. Yağmurun toprağa düşerken nabzı atmıyordu..Çünkü sen uyuyordun .Sen hulyalarda Cenneti soluyor ve huzur şehirlerini bulutların üzerinde izliyordun..Hiçbir sey bu güzelliği bozmamalıydı..Ve karanlık sırf sen uyanmayasın diye cığlıklarını yüreğine gömüp dudaklarını kanatarak yeni günün doğumuna sessizce tanıklık ediyordu...

Birazdan zaman; yeni doğacak sabahın, arsız karanlığın esaretinden kurtulup özgürlüğüne kavuşma çığlıklarına gebe kalacaktı. Güneş, perdelerine eğilip baharın umutlarını fısıldayacak. Saçların, bir karanfil kadar güzel kokacak. Ve ben bir nefes kadar yakında seni izliyor olacağım. Zannetme ki, yanındayım. Ben, senin tarafından sevilmenin verdiği güçle, yeni filizlenmiş ciceklerin dallarını kıran fırtınalara kafa tutacağım. Uykusunu almış ceylanları uyandırıp senin gül desenli yanaklarına salacağım. Ve avuç içlerinin terine kıyamadığım için rüzgarın peşine düşüp yüreğine ılık meltemleri yollayacağım. Ve akşam olup sen uyuduğunda ben senin yüreğine geleceğim. Dün gece kaldığım yerden seni " sana " yazmaya devam edeceğim..


maipoem 29 Mart 2007 01:36

Yalnızlığın Farkındalığı

'Benimle saatlerce herhangi bir konuda
farklılıkların kıymetini bilerek konuşan
ve tartışarak sohbet edilebileceğini hissettirenlere...
Utanmayıp, adlarını yazabilseydim keşke...'

"Tek başınayken her şey sana aittir, yanında biri varsa, sadece yarısı sana aittir" dediğinden Leonardo da Vinci, haklı bulunur muhtemelen. Onun tek başınalığından insanlık neler kazandı... Ama tek başına kalmadan, ortaya çık(a)mayacak olanları bil(e)meden kendimize haksızlık etmesek?!

Yalnız kalmayı düşünüyorum...
Aslında kalabilmeyi...
Etraftaki insanlar -daha yakın kelimeleri kullanamadım nedense- yalnız kalmaktan korkuyorlar! Çok olmalı, çoğul için yaşamalı! Bu kadar kesin. Ben değilim öyle...Tuhaf olan başka bir tarafı var mevzunun, kendilerine benzetmeye çalışıyorlar beni. Farklılıklar törpülenmeli illa ki! Halbuki sevmiyorum ben törpüleri ya da tırnak makaslarını... Ve makasları... Hayatın "doğal" akışını bozuyor bunlar... Ayaklı törpüler istemiyorum hayatımda! Gecelerce düşünüp, günlerce var etmeye çalıştığım farklılıklarıma dokunulsun, onlar "düzeltilsin", onların bir kısmı alınsın istemiyorum... Zaten hiç mi hiç anlamıyorum: Neden kendilerinden olmayan her bir kimseye ama gerçekten her bir kimseye engel koyuyorlar ya da yani misal olarak "Ben yumurtayı rafadan severim" cümlesine, "Ayy, hayatta öyle yemem!" gibi bir karşılık verme ihtiyacında oluyorlar...
Ya da: Limon mu, nar ekşisi mi alırsınız? "Hayır, limon." İlla hayır der bunlar.Seçenekler batar bunlara. İyi de nar ekşisi gelip, seni ekşitmeyecek ki... İnan bana! Ama seçenekli soruların karşılığı HAYIR ile başlamalıdır... "Karşıya" ilk darbedir, belki daha burda başlar köprüler kurulmamaya... Hani o "Niye benden hoşlanmadı ki" diye sormaya başlamadan önce...
Oysa ki Irene Peter demiş vaktizamanında, "İnsanların size karşı olmaları diye bir şey yoktur, onlar kendilerinden yanadır, hepsi bu!" Limon ve nar ekşisi pek tabii ki de buzdolabında yan yana durabilirler ama zihinlerde hayır. Biri diğerini yok etmez- muhtemelen bunu istemez- ama insanlar düşünceler arasındaki farklılıkları -özellikle de sevdiklerinin düşüncelerinidekini (yine nedense!)- sindirmeye çalışırlar...
Hep aynı şeyleri sevelim... (Aynı filme gitmeyi tercih edelim!)
Hep aynı şeyleri söyleyelim... ( Birbirimizin cümlelerini tamamlıyoruz, ne güzel!!!)
Hep aynı olalım... (Nasıl fark edeceksin ki bunu?!)
Biri iyi ki söylemiş o lafı, yoksa nasıl bitecekti tartışmalar: Zevkler ve renkler tartışılmaz!
Aynı zevkler, aynı hırslar, aynı işler, aynı vaad edilmiş gelecekler, aynı çabucak köşe dönmeceler, aynı bana neler, aynı saç renkleri, aynı "Beykoz kunduraları", aynı makyajlar, aynı ruhlar, aynı röntgenler... Yakında o hormonlu domatesler gibi yürüyor olacağız sokaklarda... Kokumuz aynı, rengimiz, biçimimiz... (Aslında onların kokuları yoktur ya, neyse...) Yıllar sonra, "Her şey, domateslerle başlamıştı" deriz artık...
Fark etmeyeceğiz aynı olduğumuzu. Aynı olduğumuzdan. Ve aynı olduğumuzdan hayatın neden sıkıcı olduğunu da... O zaman okunmayacak mesela bu satırlar...
Ama ben şu an hormonlu bir domates değilim. Kokulu, büyükçe, yaylalarda yetişen, birazcık ekşi pembe domateslerdenim... Nasıl farkına vardığımı sorarsanız; yalnız kalarak...

Yalnızlık iyi geliyor bana. Sakinleşiyorum. Nötrleşiyorum. Kızmıyorum artık. Anlıyorum olup biteni, sanki! Hatta bazen gülümsemeye başlıyorum. Arınıyorum; günah çıkarıyorum. Çınarlar gibi kendi kendimi buduyorum kabuk atarak... Gerekirse yapraklarımı döküyorum, hafifliyorum... Buluyorum kendimi. Farklılıklarım belirginleşiyor ama sivrilmiyor karşıya batmak için. Seviyorum kendimi. Ve herkesi sevmeyeyazıyorum... Anlayamadıklarıma üzülüyorum. Hak veriyorum farklara ve anlıyorum meselenin özünü, olduğu gibi, farklarıyla kabul ediyorum. Su berraklaşıyor... Merhaba demeyi özlüyorum. Ve bu sayede merhaba sözcüğü anlamını yeniden buluyor, iyi de oluyor. Bir çiçek yetiyor. İyimserliğin egemenliği için!

Peki, neden yalnız kalabilmeyi düşünüyorum? Çok mu zor yalnız kalmak? Zaten yalnız geliyoruz ve gidiyoruz, neden yalnız kalabilme derdine düştüm? (Yalnızlık demişken, düşünüyorum da ikna edici bir sözcük bulamıyorum bir türlü yalnızlığın karşıtı için. Adaylar, kötünün iyisinin ötesine geçemiyor. Belki de yoktur, yalnızlığın karşıtı. Karşıtı olmadığından yalnızdır... "En" yalnızdır...) Yalnızlık için en çabuk yol, aynalardır aslında. Bir odanın kapısını kapatmak değil. Uzaklara kaçmak değil. Dağ başında, yanı başınızda nefessiz kalabilmek değil!

Bir aynanın karşısında ya da bu tuhaf geliyorsa, yalnızlığınızın şehrinde veyahut mevsiminde veya sesinde yaşatın onu. Yaşayın. Yalnız yaşayın değil bu, yalnız kalın. Yalnız yaşlanmayın zaten.

"Yalnız insan merdivendir, hiçbir yere ulaşmayan
Sürülür yabancı diye dayandığı kapılardan
Yalnız insan deli rüzgar, ne zevk alır, ne haz verir
Dokunduğu küldür uçar, sunduğu tozdur silinir
Yalnız insan yok ki yüzü, yağmur çarpan bir camekan
Ve gözünden sızan yaşlar, bir parçadır manzaradan
Yalnız insan kayıp mektup, adresi mi yanlış nedir
Sevgiler der fırlatılır, kim bilir kim tarafından"

Ama anlayın başka yalnızlıkları, paylaşmasanız da... Yalnızlıklarımızdan -en yumuşak karnımızdan- anlayalım birbirimizi.

"Anladım sonu yok yalnızlığın, her gün çoğalacak
Her zaman böyle miydi, bilmiyorum
Sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak
Alışır her insan, alışır zamanla kırılıp incinmeye
Çünkü olan yıkılıp yıkılıp, yeniden ayağa kalkmak
Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte
Acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette
Bekliyorum bekliyorum bekliyorum
Hadi gelin üstüme korkmuyorum
Bulutlar yüklü ha yağdı ha yağacak üstümüze hasret
Yokluğunla ben başbaşayız nihayet"

Yalnızlık yıkıldığımız yerse, ayağa kalkabilmek için aslında yalnızlık! Niye düşeriz ki? Kabul, ekşidir yalnızlık, mayhoştur tadı, yakar insanın genzini, içine oturur insanın, duvar örer etrafla arasına. "Yalnızlık ömür boyu" lakin o da fani! Yalnızlık, belki de tam olarak bize ait olan tek şey. Bu yüzden sarılsak yalnızlığımıza. Örtmesek üstünü. Kilitlemesek onu. İçimize çeksek derin bir nefesle yalnızlığımızı, içimizdeki yaralara pansuman niyetine. Sökükleri yamasak onunla... O yokmuş gibi yapmasak ve yanında en kederli pişmanlıklarla kapıyı çalıyormuş gibi sanmasak... Yalnızlıkla sevgilinin yokluğunu birbirine karıştırmasak...

İster yalnızlık deyin, ister tek başınalık, "Yalnızlığım, kanımsın, canımsın, sen benim çaresizliğimsin, yalnızlığım, bugünüm, yarınım, sen benim hüzünlerimsin, yalnızlığım, tek bilebildiğim sen benim vazgeçilmezimsin" eşliğinde...

İsterim ki şu yalnızlık kokan ya da yalnızlığın ta kendisi olan şarkılara gitsin elleriniz ve art arda dinleyebilin onları bu sözcükler sonrası...

İsterim ki farklılıklarımıza saygı duymak değil de onların kabul görmesi, yalnızlıklarımızdan geçen yolların teğet geçtiği değil keşistiği meydanda çiçek açsın. İsterim.
Böylelikle farklılıklarımız, sebebi olmaz bariyerlerimizin ya da tehditlerimizin...
Zenginliğimiz olur belki yalnızlığın ucuna tutunmuş uçurtma edasıyla... Birbirimize dokunuruz, dokununca hissederiz ve -umarım- anlarız! Bozmayız karşımızdakinin ya da yanı başımızdakinin dengesini yalnızlıkdışı adımlarımızda...
Bozuluyor ama benim dengem!
İlk önce duvarlarına çarpıyorum yalnızsızların ya da filtrelerine sıkışıyorum.
İzin verin, yalnızken bahçemi sulayayım yaşlarımla, çatlaklarından enkazın yaseminler çıksın.
Belki anlatabilirim yok olmadan, var olamayacağımızı...
Tek olmadan, çok olunamayacağını...
Yalnız kalmadan anlayamayacağımızı bir çiçek açışının esrarını...
Anlayamadıklarımızı yalnızlığımızdan geçirsek, insana dairle harmanlasak ve yüreğimizde demlesek...
İnce belli bardaklarda gülümseyerek, hep beraber içsek...
Yalnızlığımız sayesinde, hep beraber!
Olmaz mı?

Bi dakka, yalnız mı okudunuz bu satırları?
O halde, artık sizindir bu yazı.


NiliM 29 Mart 2007 09:51

Sensizim


uyanıp sensizliğin damarlarımda yarattığı korkunç baskıyı kaldıracağımı hiç sanmıyorum,
uyanıpta seni göremeyeceğimi bilmektense uyanmasamda olur,sonsuz bir uykuya dalmak isterim
hayallerimin hep kahramanısın oysa sen..
gerçek olmayacak kadar kurgu, sahte olmayacak kadar etkileyiciydin
gözlerimi kapadığımda başka bir boyutta
teninin tenime değişini çılgınca hissettiğim an benim için o andır,yaşamaktır, nefes almaktır. kahretsin yine başladı gözlerim kamaşıyor
yükselen güneş koparmaya başladı yine seni benden benliğimden,
gerçekler yine canımı acıtacak biliyorum,belki varoluşun gerçekliğine uyanıyorum.
ya hayal kurmaya devam edeceğim yada ....


yazarı bilinmiyor


Misafir 29 Mart 2007 12:21

SENİ DÜŞÜNMEK (46055 Hit)

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

http://www.siirperisi.net/images/sair.gif NAZIM HİKMET


Mystic@L 29 Mart 2007 15:29

Uçuyor, duran bir anın havasında
Işıktan kuşları bir akşam seherinin;
Gündüzün geceyle buluşan noktasında
Yaklaşıyor musikisi eteklerinin.

Ve sanki ufkuma baştanbaşa gül rengi
Kanatlarını açmada bir altın devir.
Başlıyor ömrün ve ölümün güzelliği,
Söyleyecek şimdi zaferlerini şiir;

Selam, sonsuzluğun aydınlık bahçesinden
Selam, senelerce,senelerce evvele,
Hatırası kalbe ışıklarla dökülen
En sevgiliye,en iyiye,en güzele.

Geçmiş bir zamanı kalbim bulmak üzredir,
Tamamlanacaktır yarım kalmış rüyalar;
Ey hafıza cömert memenden beni emzir,
Zengin renklerini ufkuma dök, ey bahar!

Uzattığımız bu tası dolduracak mı
Yine bol sularla akarak o çeşmeler?
Yoksa , hiç bulunmayacak kadar uzak mı
Dudakları öpüşlerle dolu geceler?

Ey pembe akşamların karasevdaları!
Güzelliklerine doyulmamış zamanlar!
Ergen yastığının ateşten rüyaları!
Ey, saf kalbimizde doğmuş ve ömüş anlar!...

Hatırası kalbe ışıklarla dökülen
En güzele, en iyiye, en sevgiliye
Selam, sonsuzluğun aydınlık bahçesinden,
Selam,senelerce

Ahmet Muhip Dranas


Mystic@L 29 Mart 2007 22:02

şimdi yaz yağmuru yağıyor durmadan
gözyaşım gibi sessiz ve durmadan
sen seni kurtarmadan ve evini kurmadan
hem yedi günlük ölüyü bile koymadan
yaz yağmuru yağıyor şaşkın ve durmadan
deniz üzerine gelirken biraz daha doluyor
biraz daha gün yüzüne acı vuruyor
şimdi yaz yağmuru yağıyor durmadan

Ethem Vayvaylı


Misafir 30 Mart 2007 11:41

ARMAĞAN SAATİ


Ay suyundan, puslu aynadan, beliren incecik
bir porselen beden.
Ağır, soluk bir vazo. hantallaşan ağaççilekleriyle kanın.
Nasıl dayanabilirsin bu mutsuzluğa, sevgilim, aşkım?

Geç kalma. Ver bana bileğini ve alnını.
Yarın değil.
Bugün yatak odamın duvarları taze,
yumuşak ve örtük bir ekmeğin içi gibi.

Bak, onlar hâlâ parlak beyaz ve lezzetli gecede:
dizlerim. Al onları. Onlar senin. Görmüyorsun onları,
titreyen ve iki kupa süt gibi dopdolu.


Türkçe çevirinin İngilizce orijinali:


GIFT HOUR

From moonwater, from mirror mist, a slender porcelain
Body emerged.
A vase pale and heavy. Ponderous with raspberries
of blood.
How can you stand this sadness, my lover, my love?

Don’t be late. Give me your ankle and forehead.
Not tomorrow.
Today my bedroom walls are fresh,
Tender and concealed like the inside of bread.

Look, they still flash white and deliçious at night:
My knees. Take them. They’re yours. You don’t see them,
Shivering and full like two cups of milk.


ON SEKİZ

Islak caddeler. Yağıyor yağmur iri damlalarla
gümüş paralar gibi, güneşteki altın gibi.
Zihnim saldırıyor dünyaya bir boğa gibi.
Bugün on sekiz yaşındayım.

Güzel yağmur dolduruyor beni çılgın düşüncelerle.
Bak. Damlalar sıcak ve yavaş
Yaylı bir arabadaymışım gibi, sert iğneler batırdı
Kumaş desenlerine, sırılsıklam ıslattı

Ve değişmedi bir saat boyunca.
Evet, yağmur yağdı tıpkı yarınki, geçmişteki, her
zamanki gibi.

Kalp baştan sona kazıyor zamanı, bir kalp.
Şakaklarım daha güçlü zonkluyor zamanın
şakaklarından.

Adi bir serseri gibi içmeyi tasarlıyorum hayatı,
Ama yandım ben, onun içkisinin sıcak tadından bile.
On sekizimdeyim ben.



Türkçe çevirinin İngilizce orijinali:


EIGHTEEN

Wet streets, it has rained drops big as silver coins,
Gold in the sun.
My mind charges the world like a bull.
Today I am eighteen.

The good rain batters me with crazy thoughts.
Look. Drops are warm and slow
As when I was in a carriage. Pinned tight
İn diapers, drenched and unchanged for an hour.

Yes, it rained as tomorrow, in the past, always.
The heart scrapes through time, is one heart.
My temples beat stronger than temples of time.

Like a common bum I think of drinking life,
But I’m burnt, even by the hot stream of its juices.
I am eighteen.

Ayten MUTLU


Mystic@L 30 Mart 2007 13:20

Derdim sen değilsin.
Dersem gücenme.
Dirhem dirhem gitmiş tutkum,
Farkettirmeden...

Seline kaptırmış hayat,
Sen arkada bırakmış,
Bak başının çaresne,
Derdetmeden...

Havada kar, kuşlar yok,
Yeşil beyazı terketmiş.
Git kuşların peşisıra,
Özgürlüğüne...

Reşide Sarıkavak


Mystic@L 30 Mart 2007 14:25

Geriye Kalan

Bir suçu bir defa islersin, bin defa ölürsün...
Bu hayati bir defa yasarsin, bir defa ölürsün...

Anilar unutulmaz gibi olur, sürer seni çikmaz sokaklara...
Yalniz kalirsin, anlarsin çok geç oldugunu..
bakarsin bos gözlerle duvarlara,
ve bir endise kaplar yüregini,
girerken ölümün küçük ve penceresiz odasina.

Çocukluk günlerin gelir aklina, aglarsin.
Bir salincakta sallandigin günleri hatirlarsin.
Dün gibidir, yillar önce yasadiklarin.
Bir defa daha unutmaya çalisirsin,
hiç yasanmamis gibi olmasini istedigin anilari.

Yasadigin yillarin kaç gün ettigini hesaplarsin...
Dakikalar yavas gelir, baslarsin saniyeleri saymaya.
Los bir odada hareketsiz kalirsin.
Bir fisiltidan, kulaklarinda yankilanan hisirtidan,
adeta korkarsin kimildamaktan.

Kalp atislarin yavaslamis gibidir..
Her atistan sonra daha da yavaslamis gibi gelir.
Perdenin kösesinden bir isik sizar içeri..
Mat gözlerinde oynasir, gözyasi gibi, serâp gibi..
Âh'ina izdirap katan korku misali...

Tek arkadasin tavanda ki çizik olmustur...
Sen ona bakarsin o da sana.
Gözlerinin yorgunlugu tabiata siner.. birden kis olmustur...
Iste bu halim senden geriye kalan, diye inlersin için için.
Göz kapaklarin bir daha açilmazcasina kapani verdigi an.

Ahmet Arslan


Misafir 30 Mart 2007 19:47

boş odalarınız vardı sizin
bomboş odalar başkalarına ,
sizlere doluydu onlar
kendinize özel yalnızca.


kim bilir neler biriktirdiniz,
nasıl döşendiler, kimler misafirdiler,
kuytu bölmelerinden fışkırarak beyninizin,
duygu hamaklarından ağan cennetinizdi O'nlar


tutkular koymuştunuz içine,
hayaller ve yakıcı arzular,
özel konuklarınız oldu mutlaka,
gönlünüzce sere serpe sevdiniz,
okşadınız mesela,
durdurulmuş saatlerinde gecenin
aşkın destanını yazarken siz,
O'nlar size ait oldular!

kırıldığınız bir gündü anımsayın,
başınız dertteydi yine aşkla,
eskimeyen bir fotoğrafla hayalinizde,
oraya kapanmıştınız da
isyana boyamıştınız duvarları,
kan akmıştı düşlerinizden.


bir başka gündü;
çok sevmiştiniz birini,
böylesi sevilmemiştiniz hiç,
haykırıyordu yüreğiniz,
sevdanız ağlıyordu,
arzudan acıyordu bedeniniz,
boş odaları kucaklıyordu teniniz.

kimleri almış olursanız olun odalarınıza,
hasreti sulayan göz yaşları,
tutkulu nefesiniz,
yüksek voltajlı koşumsuz istekler
Ve yasak sevişmeleriniz kadar
gerçekti onlar!



artık sizindiler
onlar sizin oldular!..




Naime Erlaçin'e bu guzel siiri icin tesekkurler..


Mystic@L 30 Mart 2007 20:17

Ömrümüz

Teri buz, sevdası bahar
Daha doruklara çok var
Derken ömrümüz,
Ulaşır uçurumuna;
Biter dağ...
Bora diner,
Kor küllenir birden.
Ne suda tat,
Ne çiçeklerde koku, renk;
Ne de bir ışık
Sırlarımızı sakladığımız odalarımızdan.

Herkesin bir dağı vardır,
Her kuş kendi çevrenine uçar.
Nice sürüklese de bulutları rüzgâr,
Yağmur yine kendi toprağına yağar.

Hamdi Topçu


green19 30 Mart 2007 22:32

cok guzel bır yazı ve anlamlı .

sozlerı anlanlı bır sıır bu sıteye baya tatkıların varmıs gordugume gore super

buda yıne guzel bır sıır saten bu yazarın sıırlerı cok guzeldır okudugum kadarıyla
:)


Mystic@L 31 Mart 2007 01:03

Şimdilik yetiyor

Telefon açtığımda "alo." deyişini,
sesinde ki sevinci ve değişimi,
seni uzaktan sevebilme ihtimalini,
bilmek.
bana şimdilik yetiyor.

Geceleri düşündüğünü, hüzünlenip,
ismimi tekrarladığını, heceleyip,
kalbini sardığımı, kelepçeleyip,
bilmek.
bana şimdilik yetiyor.

Ağlayan gözlerinden damla damla,
titrek sesinden hasret hasret,
özleyen mektuplarında çağlayan,
olmak.
bana şimdilik yetiyor.

Gönlünde filizlenen bir kırmızı gül,
üzerinde taşıdığın siyah beyaz resim,
hayalî filminde en kral oyuncu,
olmak.
bana şimdilik yetiyor.

bana şimdilik yetiyor.
ama sadece,
şimdilik.

Ahmet Arslan


Mystic@L 31 Mart 2007 13:02

Korkuyorum

Yağmuru seviyorum diyorsun,
Yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun...
Güneşi seviyorum diyorsun,
Güneş çıkınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
Rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun...
İşte, bunun için korkuyorum;
Beni de sevdiğini söylüyorsun!

William Shakespeare


NiliM 31 Mart 2007 13:48

SENİ SEVİYORUM DEMEK İSTERDİM

seni seviyorum demek isterdim
ölesiye bir duyguyla,
taparcasına dil dökmek
ve saçlarım ağarmadan söylemek isterdim

seni sarmak isterdim sonsuzlukla
delicesine sevmek
bir sarhoş gibi adını sayıklamak
ve bağırarak kollarında ölmek isterdim
gülüm...

AHMET KUTSİ TECER


Mystic@L 31 Mart 2007 19:39

Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...
İtten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...
Dört yanım **** zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım **** zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş
Etme gel,
Ay karanlık...

Ahmed Arif


Misafir 31 Mart 2007 21:59

Yokluğunu Öptüm
Kelimelerim kan revan içinde.
Yüreğim yorgun, gözlerim solgun.
Notaları öksüz bir şarkı gibi
Ağlıyorum bulutların koynunda..
Ve kimseler görmesin diye,
Gözyaşlarımı kaldırımlara siliyorum..
Mürekkebimle yıkamıyorum
Hasretinin karanlık duvarlarını...

Gözlerimi kapattım geceye.
Şiirlerimi hecelerinden vurup
Toprağın beyaz sayfalarına uzanıyorum.

Bulanık sularda yıkıyorum
Kan çanağı olmuş gözlerimi.
Hasretin düşerken avuçlarıma,
Mor tonları giydiriyorum
Acıyı emen dudaklarıma.
Sessizliğe bürünmüşken sevda,
Baharlarda filizlenen taze dallardan
Darağaçları sunuyorum yüreğime.
Yokluğunu öperken dudaklarından
Pusular kuruyorum aldığım her nefese..


Oysa umuda gülümseyen bu adam
Boyun eğer miydi kanlı pusulara ?
Diz çöker miydim karakışlara ?
Ama yokluğunda
Vuslatları öper gibi,
Karanlıkları öpüyorum
Adını ezberlettiğim dudaklarımla.


Misafir 31 Mart 2007 23:33

oysa yaşamaktı tüm gayemiz
biraz mutluluk / biraz sevi
yeter de artardı bizlere

kaçamak baktık hep o buğulu ufkumuza
kapı aralıklarından seyrettik her baharı
dilendik onca zaman
el açtık gelen - geçen yıllara
avunamadık
susturamadık bu çığlığı

raflara kaldırdık derken hüzünleri
ürperdik bir an
korkularla yüzleşiverdik
bürüdü içimize karasını yalnızlık
düşürdük yüreğimizden
damla damla çokluğumuzu

iç çektik gidenlerin ardından
nedense hiç bilemedik
dindiremedik bu ağrıyı


hep bir medet umduk hayattan
yarınlara erteledik el değmediklerimizi
yürek sürtmediklerimizi
yanaklarımızı ıslatırken gözyaşları
boşaydı kurduğumuz hayâl köprüleri

baş alamadık hüzünden
mutluluk, gökte gülümseyen yıldız / uzaktı
gölgesinde üşüdük yakamozların
ellerimiz kan / ellerimiz buz
güneş çoktan vazgeçti bizden

-yaşadıkça terkedildik geçmişimize-



ve
bir gün daha vuruldu ay ışığın da
paslı bir gökyüzü bırakıldı avuçlarımıza
ö z l e d i k
u n u t u l d u k
s u s t u r u l d u k
b ı r a k ı l d ı k
kıyısız denizlerinde hayatın...



Mystic@L 1 Nisan 2007 00:10

Unuttum Seni

bir kış günü ve
keskin ayazı şubatın
seninle yine bir vurgun yerinde
gözlerinde kaybolmuşken
unutup şubatın soğuğunu;
unutamam seni demiştim,
unutamam seni
hiç bilmeden
benden kopup gitmelerini

ama işte unuttum
belki sordu
belki ihtiyacım vardı
sana rağmen sana
ihtiyacım vardı belki
sana rağmen sana
ihtiyacım vardı belki

şimdi eser yok
şubatın ayazından
ve senden

sen koptun gittin benden
yok yere
belki bir hiç uğruna
belki o hiç şimdi
sana azap veren
yapacak hiç birşey bırakmayan
ve senin gibi unutulan
bir herşey..
senin gibi

belki ihtiyacım vardı
sana rağmen sana
artık herşey
bir sokak lambasının
donuk ışığı altında
ve şubat rüzgarının soğuğu;

artık herşey
unutulsa senin gibi
ve seni unutamamalar
yok olsa
şunu hiç unutma
unuttum seni
hatırlamamacasına

Ömer Seydi Ekinci


NiliM 1 Nisan 2007 00:11

UNUTULMUŞ BİR AKŞAM TÜRKÜSÜ

Yalnızlığın üstüne incecik bir beyazlık
Örtüsü örttü karlar
Şimdi kar tanelerini kocaman rüzgarlarda
Eğiriyor kemanlar

Aramasan da olur bozuldu büyü
Aramasan iyi olur kar başladı
Uzun günlere çok var
Az önce doğan gün aydınlanmadan
Kararmaya başladı.

Ben bu karlarda sessizce eskidim
Kemanlar arka çıkınca sessizliğime
Göz gözü görmez kemanlar
Yokluğunu adınla çalmaya başladı

Yalnızlığın üstüne koyu bir korkusuzluk
Örtüsü örttü camlar
Ölümümü sıcacık yünler gibi
Eğiriyor kemanlar



ADNAN YÜCEL


Nephthys 1 Nisan 2007 00:42

Hüznün Yağmur Olur Yalnızlığıma


Tek başına dünyada çocuğunla bir
Olduğunu sanırsın yok alnında bir kir
Azap içindesin ihtirasın tekdir
Hüznün azap olur yalnızlığıma

Dostluğunu dilenirken düştüm aşkına
Mercan ile lal ile doyurdun beni
Ezeldendir aradığım tözümün eşi
Hüznün katık olur yalnızlığıma


Bu nasıl birikimdir saygı uyandıran
Taşlıcalı Yahya’dan Emre Divanından
Saygı sevgi aşktan Bahamalar’dan
Hüznün mercan olur yalnızlığıma

Gözlerinden okurum bana sevdanı
Bana mı aşka mı duyduğun tutku
Ben acizim sen ayırdedeceksin bunu
Hüznün isyan olur yalnızlığıma

İstersin ki sana şiir yazayım
Derdimi döküp de ilan edeyim
Murat alıp murat veremediğim
Hüznün şiir olur yalnızlığıma


Kartal bakışlım şahin görüşlüm
Vuruldum vuruldun aşka gömüldün
Hayalim hayalin sevda gönüllüm
Hüznün hülya olur yalnızlığıma

Erkek gibisin sulta durduran
Otorite akar dört bir yanından
Naifliğindir tül altında kalan
Hüznün tutku olur yalnızlığıma

Gezersin kırlarda çiçek derlersin
Çiçekler ile türlü süsler eylersin
Kız sen beni böyle ne edersin
Hüznün murat olur yalnızlığıma

Keder bilmez gibisin hep neşelisin
Zorlarsın kendini şarkı dinlersin
Kulağımda neşe gönlümde dertsin
Hüznün keder olur yalnızlığıma

Seni seviyorum der iken sesin
Nedir haykırışın nedir muradın
Anladım tutkunu inkar edersin
Hüznün şiar olur yalnızlığıma

Derdimi atarım kırlara çıkıp
Hep seni düşünür bu abdal aşık
Tutkunu tutkumla söndürmeye açık
Hüznün yağmur olur yalnızlığıma

İbrahim Balcı


Misafir 1 Nisan 2007 11:52

Gecenin Gölgesinde

Cahit BOZKURT
eksik günün eskitemediği güneş
çekti gitti martılarla çaresiz
bunca anlamsızlığa aldırmadan

şapkamda sokak lambalarının ışığı
elimde tükenmeye hazır karakalem
kilitliyorum gözlerimi geceye

sürüklüyorum benden ne varsa
aksayan gölgem bile peşimde
tövbesi yok artık dönmenin

hoyrat gece ahh deli hüznüm
nasıl hakettim seni
ah esrik ömrüm



NiliM 1 Nisan 2007 12:33

YALNIZLIK

Yalnız kaldınız sanırsınız,
Biliyorum.
Yalnız bırakılmışsınız,
Biliyorum.
Ötesi yok.

II
Ötesi var:
Yalnızlık
Müziğin bile seni dinlemesidir.
Yalnızlık
İnsanin kendine mektup yazması
Ve donup-donup onu okuması
Yalnızlığın da ötesidir.



ÖZDEMİR ASAF


*TeoDora* 1 Nisan 2007 14:26

Yalnızlıkla sevişir oldum; karanlık hep zifir
Ve gökyüzünde güneşin doğum sancılarını bekletir
Doğmamış güneşti doğacak her ışık
Asi zehir ki hediye olacak her yarın
Manevi hazinedir
Vasiyetimdir cümlelerimin her kelimesi
Sahi asi sagopa yorgun tek tabanca
Yirmialtı arifesi
Kimler önüne geçebilir zamanın akışının
Cümlelerimin noktalarına kaç zamanda ulaşır...::Sagopa KajmeR::


Mystic@L 1 Nisan 2007 16:05

Umutsuz

hiç olamadım hiç küçüğüm
kırda pınar başı doygunluk
akamadım bir orkideye su olup
olsa ne olur böyle özgürlüğüm

bahçeler dizildi çitleri yok
yok sınırlarım da kadınım da
yok küçüğüm çıkış yok hiç
olsa ne olur yatağım tok

göklere daldım ufuk uçuşlarda
hiç olmadı sevdalı kanatlarım
kahraman olamadım küçüğüm
olsa ne olur yıldızlar madalyada

dudak dudağa küçücük ateşim
kıvılcım korda çakan umutlar
küçücüktüm
onunla
büyüdüm
umut yakan ateşler gördüm
yansam ne olur ona yürürüm
yürürüm
küçüğüm
yürürüm

Ömer Serdar


Misafir 1 Nisan 2007 23:04

http://img224.imageshack.us/img224/3644/antepliseytansitemhu1.jpg

Konuşmak gerekir bazen,susmak artık çare değilse…
Anlatmaya başlamalı bi yerden,en başta kendinden,
Başlıyorum öyleyse dur ve dinle;
Ardından değişti hayatım,bütün değişime mahkum hayatlar gibi,geceler değişti kara kuru oldu biraz daha çok acı verir oldu…mevsimim yıllardır sonbahar rengi soluk,yüreğim yorgun ayazda kalmış bi-çare donuk.
Aynı şarkılar farklı anlamlar kazandı,oysa şarkılar bu kadar içimi acıtmazdı,güneşi seven ben,ay ışığında aydınlatmaya çalıştım dünyamı ve yıldızlar başka türlü parladı gökyüzünde…yalnızlığımı anlatmak istercesine..
Ağır ağır çektim perdeleri
Çekmeceye gizledim çocuksu sevinçleri
Büyüdüm sanki harcadım yılları
Umduğumdan olgun yaşadım ayrılığı
Beyaz örtüler örttüm eşyaların üstüne
Kapadım kapıları topladım anıları
Döktüm denizlere
Ve sen hala varsın,gidip gelirsin içim de bir yerde ama hep aynı yerde…
Payını almış olmalısın değişimden,
İlgili sen olmak üzere bir sözleşme hazırladım içimde,
Sen aklıma gelecektin sadece,yüreğime uğramayacaktın,
Düşünecektim ama dokunamayacaktım,
Üzülecektim belki ama ağlamayacaktım…
Öyle yaptım ve altına imzamı attım…
Ve sen tüm kuralları ihlal ettin,infaz ettin yüreğimi,sana gel dedim gelmedin…rahat bırak gecelerimi uykularımı böyle kabus olma,hala içimdesin gitmiyorsun,bit…bit lütfen…
Yar! Terk-i Diyar
yollarında şimdi kalbim
Tuzla buz oldum,incindim örselendim
Elimde tek kalan darmadağın ümitlerim
Başardın en sonunda Oldu bak istediğin
Yaralı Hayallerim
Hep aynı olmak zorunda mı ayrılıklar,yalnızlığımın sesini kimse dinlemedi…
Ben yalnızlığımı haykırdım ama kimse duymak istemedi….
[Alıntı]


Mystic@L 2 Nisan 2007 00:09

Yalnızım aşk mıdır söyle
seni sensiz yaşamak
yokolmak sensiz sevişmelerde

uykusuz bu gece
sensizlik ülkesinin sessiz
boğucu karanlıkları içinde
sular gibi yalnızım
sular gibi kimsesiz

akıyorum toprağı ve havayı soluyarak
sensin diye

bu gece bu gece
allahlar kadar allahsızım
uzaklardan gelen köpek havlamalarına
yağmurun son damlalarına
ağaçların en incecik dallarına
tutunacak kadar yalnızım
Celal Kabadayı


Mystic@L 2 Nisan 2007 14:44

İşte bir aradayız!
Sağlığından haber beklediklerimiz yanımızda;
Ve aramızda uzun zamandır
Yüzünü görmediklerimiz!
Kimimiz mah****an dönmüşüz
Kimimiz sürgünden!
Bu akşam keyfimiz yerinde,
Günlük dertlerimizden sıyrılmışız,
Nasıl kazanıldığını unutmuşuz paranın
Elimiz o kadar açık;
Harcayalım neşemiz için!
İyisi gelsin şarabın,
Yüklü olsun mezeler!
Nöbetçisiz geçiyor akşamımız demek,
Kilitsiz, demir parmaklıksız;
İstersek burda keser konuşmamızı,
Çıkarız kol kola, kelepçesiz.
Dolaşırız canımızın çektiği sokakta.
Özlemini çekmişiz uzun zaman
Dostların ve aydınlığın.
Duymuşuz her çeşit yalnızlığı
Tek başımıza.
İki çift laf etmenin karşılıklı,
Ne demek olduğunu öğrenmişiz.
Konuşalım,
Bir suç olduğunu bilerek her sözümüzün
Güzel günlerin yaklaştığını söyleyelim,
Dört yanımızı kollayarak.
Ne olacak, bilir miyiz birazdan?
Belki hesabı sorulacak neşemizin.
Kaldıralım son kadehleri,
Ayrılalım arkadaşlar,
Ayrılırken öpüşelim!

Rıfat Ilgaz



Saat: 16:44

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık