![]() |
Anlamalı !! Kafesteki kuşun gözlerinden anlamalı, Yalnızlığı, unutulmuşluğu, ıztırabı. Babanın o buğulu sesinden anlamalı, Sevmeyi, sadakatı, vefayı ve de cefayı. Yağan yağmurun taneciklerinden anlamalı, Dalgaların kayaları döğüşünden anlamalı, Görmeli zaman zaman da ana ile babayı. Solutmalı onlara da yudum yudum yaşamı. Bir gün gelir de beni düşünerek ararsanız, Resmime bakarken hatırlayıp ağlarsanız, Yılda bir defacık olsun beni anarsanız, Bilin ki canım kızlarım bu bana yeter. Bir gün benim mezarıma rastlarsanız, Bir de taşına bakıp adımı okursanız, Üstüne küçücük bir kuru gül de koysanız, Bilin ki canım kızlarım bu bana yeter. Necdet Çobanlı |
Unutma ki " Tüm insanlar, yanlizliga yeniktirler. Solmus resimlerde ararlar mutlulugu Ve........ gönüllerde yasatirlar, SEVDA SARHOSLUGUNU.... |
Aslında Yalnızlığa kaçışım çözüm değil aslında. Yetmiyor sözler hislerimi anlatmaya. Masumane bakışın olsada aklımda. Gitmeliyim uzaklara zamanın akışında. Suçlu arıyorsan suçlu olan benim. Seni kırmadan yok olup gideyim. Bedel istiyorsan vur beni öleyim. Gitmeliyim lâkin uzaklara, gitmeliyim. Ayrılığım zaruret, ihanet değil aslında. Ölümcül bir neden kaçışımın başında. Ne olur anla, soru sorma ve anla. Sessizce gidişim ölümüm aslında. Ahmet Arslan |
Neden olmuyor neden Ya$anmi$ a$k dogmaz yeniden Kaderim olur yalnizlik, sonu karanlik Tanrim sakinmi$ seni benden Bilmedin bilemedin Yalnızlığın nedenini Yana$madın yakla$tırmadın Kendine hiç kimseyi O güzel gözlerinle Herşeyi saklardın Yüzümde ya$lar olmasaydı Belki anlardın O günlere o yıllara Günah değil mi Kalbimdeki baharlar Artık geri gelir mi |
Sultân-i Dil-ârâm, Ar$'a uzandi fîrâk Gamm-gîn Yevm'de galeyân, kalbi eyler in$irâk Çün ümîdim vuslattir, ola mi zuhur, merâk? Temennimdir ittisâl, Mevlâm eylesin nasib... Mesrûriyyet Kervani, alsin bizi müntesib... Isfirâr-i benz ile, rengim uçmus, ne çâre? Od'a gir-yân cigerim, hem dehlizde üsâre Füsûnkâr Rüveyde'siz, kapanir mi kim yâre? ITRINI, râyihâni, isterim Rabb'den niyâz... Kabahat mi ola ki, O'na ilticâ, IYÂZ? iftirâk-i ahvâle, bu tebligât mütercim Gönül-Dîmag cenginde, hissiyâtimdir hercim isit kim nidâlari, feryâdimdir habercim Zül-Celâl'e mâlumdur, O Mu'în etsin nusret... i$'ar ile, söz ile, nihâyet bulsun hasret... 11.09.2000 Landsberg 04:10 M. Engin Karatay |
Belki sen aglamayı da bilmezsin İki damla gözyası degildir aglamak Önce düsünmek sonra düsünmek Hayalini kurup kalbinde yasatmak Büyük bir özlem içinde O kücücük resmine sarılmak İste budur aglamak Ve yalnızlıgı yeniden yasamak ...?? |
Yalnızlığım! Bir tek sen anlıyorsun beni yalnızlığım, Bir sen kucak açıyorsun , Sığınacak limanım oluyorsun, Kaçtığımda bir şeylerden, Sen saklıyorsun koynunda beni, Herkes birer, birer bırakıp gitse de, Sen beni hiç bırakmıyorsun, Gitmiyorsun bir yere, En fazla sen anlıyorsun beni ağladığımda, Evet göz yaşlarımı silmiyorsun belki ama, Bir zaman sonra susturuyorsun beni, Durduruyorsun onları! Yalnızlığım! Bazen bir kağıt bir de kalem, Tutuşturuveriyorsun elime, Konuşayım derdimi, Paylaşayım diye seninle, Hiç aldatmıyorsun beni, Kimseye anlatmıyorsun sırlarımı, Biliyorum ve zaten bunun için seviyorum seni! Yalnızlığım! Ben terk etsem de aldanıp, Hayatın yalanlarına, Sen sakın terk etme beni Yavuz Bülent Bakiler |
http://img405.imageshack.us/img405/2959/ferdine2pi5ky5.gif Gece olunca başlar benim cehennemim. Gün gider ve sensizliğim gelir. Uyku uzak bir adadır ve ben hiç yüzme bilmem. Beynimin hatırlama özelliği sabaha kadar çalışır. Sana dair anılarımı geceye yayarım. Yüz ekleyemediğim bir ses dolaşır beynimde. Sabaha doğru anlarım senin sesindir o. Gözleri açık görülen bir rüyasındır. Tüm gece bir hayal bulutu gibi dolaşırsın odamda. Yağmur olup yağmazsın sabaha kadar. Gecenin her dakikasını bilirim ben. Gökyüzünün her saati, her rengi ezberimdedir. Mevsimler değişir, gecelerim değişmez benim. Sen aklımda oldukça uyku hep uzak bir adadır, sensizlikle birlikte gelir cehennemim. Saat kavramı yoktur sensiz gecelerde. Önemli olan sana kaç olduğu ve seni kaç geçtiğidir. “Bir hastanın sabahı beklemesi gibi beklerim” sabahı. Önce gözlerim hisseder sensizliği... Dünyanın en güzel görüntüsünün görüş açısı içinde olmadığını anladığı an, sensizliğin hüznü çöker göz kapaklarıma. Göz kapaklarım hüzünle ağırlaşır, yavaş yavaş kısılır ama kapanmaz, kapanamaz. Sonra ellerim anlar, ellerimin soğukluğunu odanın sıcaklığı ısıtmaya başlayınca sensizliğim tescillenmiş olur. Kalbim ise en ağır ve en yoğun yaşayandır sensizliği... Bir bulutun yağmur damlalarını biriktirmesi gibi biriktiririm seni içimde. Kalbin, kalbim olur sabaha doğru. Uyuduğunu, uyandığını hissederim. Kalbin olurum ama kalbinin duvarları kalındır kıramam, kalbinin duvarları yüksektir aşamam. Biçare kalırım sabahın sessiz soğukluğunda. “Siyah, hiçbir yerde senin gözlerindeki kadar suçsuz, senin gözlerindeki kadar aydınlık ve gözlerindeki kadar temiz olmadı” kelimeler gelir ağzımın ucuna, kalemimi bulur, gözlüğümü takar defterimi ararım. Kelimeler uyutmaz, sabah yaklaşır... “Hadi gel, yorganım ol, yastığım ol, uykum ol gel, sensiz sabah olmuyor anla bunu ve gel...” son kelimelerimdir deftere düştüğüm, gece biter gün başlar sana yaklaştıkta cehennemim gider, cennetim gelir benim |
Afili Yalnızlık Ölsem , ölsem , ölsem Hemen şimdi Kaçsam , gitsem , kaçsam Tam da şimdi Bu kez pek bir afili yalnızlık Aldatan bir kadın kadar düşman Ağzı bozuk üstelik Bırakmıyor acıtmadan Bu kez pek bir afili yalnızlık Ağlayan bir kadın kadar düşman Tuzaklar kurmuş üstelik Bırakmıyor acıtmadan Bitiyorum her nefeste Ne halim varsa gördüm Çok koştum , çok yoruldum Ve şimdi ben de düştüm Sövdüm , sövdüm , sövdüm ben dünyaya Acılara , sokaklara , ait olmaya ,insanlara Bu kez pek bir afili yalnızlık Aldatan bir kadın kadar düşman Ağzı bozuk üstelik Bırakmıyor acıtmadan Bu kez pek bir afili yalnızlık Ağlayan bir kadın kadar düşman Tuzaklar kurmuş üstelik Bırakmıyor acıtmadan Bitiyorum her nefeste Ne halim varsa gördüm Çok koştum , çok yoruldum Ve şimdi ben de düştüm Değmezmiş hiç uğraşmaya Bu kez mecalim yok hiç dayanmaya , dayanmaya Bitiyorum her nefeste Ne halim varsa gördüm Çok koştum , çok yoruldum Ve şimdi ben de düştüm DarkTranquillity |
Dünyanızı Sevgileyin... İstemezmisiniz, Bir avuç bile çöl kalmasın gönlünüzde? Ve hiç bitmesin baharlar.. Hüzünlendiğinizde, Çisil çisil yağmur yağsın, Sevindiğinizde, Güneş doğsun istemezmisiniz? Ve istemezmisiniz, Bir anda gül bahçesine dönüşmesini, Gönlünüzün? Ne duruyorsunuz o halde? Söküp, atın ayrık otlarını yüreğinizden, Ve yeni baştan düzenleyin, Gönül bahçesinizi.. İster papatlayın, İster menekşeleyin, Ama mutlaka gülleyin.. Siz değilmisiniz şikâyetçi olan, Mutsuzluktan, Sevgisizlikten, Ve tekdüze yaşamdan?. Halâ bilmiyormusunuz, Kendinizin kurduğunu, Kendi dünyanızı? Ve bilmiyormusunuz yoksa, Yürek rüzgârlarıyla avuçlarınızda döndüğünü, Onun?. Bakışlarınız yıldızlar, Yüzünüz ondördünde ay olsun, İstemezmisiniz?. Kıpırdatın parmaklarınızı hele, Ve ısrarla dokunun yüreğinize, Acıyıncaya, uyanıncaya kadar, Mıncık mıncık elleyin.. Durmayın bir kenarda, Öyle esrik esrik. Ters yüz ediverin her şeyi. Yok sayın, ne varsa, Sizi mutsuz eden, yaşamda, Ve yepyeni bir dünya kuruverin sonra.. Gökyüzünü “sevgi mavisine”, Yeryüzünü “sevgi yeşiline”, Ve bütün çirkinlikleri, “Sevgi beyazına” boyayın. Alın elinize fırçanızı artık, Sevin, sevilin önce, Ve yeşilleyin, mavileyin, beyazlayın, Her tarafı. Ama mutlaka, Ama mutlaka sevgileyin... Mustafa Erçin |
Yalnizlik Neden gulmesin gul gibi yuzler; Nicin aglasin o guzel gozler; Niye sevgiye sevimsiz sozler, Soylenir diye sasar aglarim. Su gordugumuz reng-a-reng cicek, Sevdali bulbul, ari, kelebek, Yek digerini birakip gidecek: Vefasizliga bakar aglarim. Solmasin dersin sunbulum, gulum; Yarin elinden alacak olum; Butun dunyayi inletse unum; Caresizlikten cosar aglarim. Nes'e gizlenir, coker bir melal; Her vucud, her sey mahkum-i zeval; Son nefese kadar tukenmez cidal. Tukenmez derdim sayar aglarim |
Birden rüzgar hayat gibi esince Karanlıklar ağır ağır gerindi Denizdeki içli hayat bu gece Sonu gelmez ölümden de derindi Bu ilahi büyüklüğün nefesi Doldurmuştu nihayetsiz boşluğu Andırırdı hayattaki son sesi Dalgaların sahildeki soluğu Nazım Hikmet |
Her günüme Bir yudumluk seni istiyorum Bir yudum Doyumluk değil Tadımlık dır yudum. Seni, Deniz deniz içmek isterdim oysa Sonra, Yine doyumsuzluğunu hissederdim arzularımda Bir yudumluk seni istiyorum diyorsam Merhamet et beni anla. Bazen,Ses ol gel diyorum Bazen,Bir bakış Bir yudumluk diyorum ya.. Unutma.. Sarman zor Kalman imkansızsa durma Ama beni Tamamen de sensiz bırakma. Öyle alıştım ki sana mutluluğum Tutku de tiryakilik de sevda de Ne dersen de adına Bir yudumluk gel Gel de bana İster gündüzüme iste akşamıma Doyumluk değil Tadımlık bir tat ver bana Oysa ,deniz deniz içmek isterdim seni İmkan olsa.. Nevin Kurular |
AKLIMA SENDEN BAŞKA BİR ŞEY GELMİYOR Kelimeler eskiyor neyi ne zaman söylesem, hepsi sensin aklıma senden başka bir şey gelmiyor, desem ki gurbetteyim türküler uzun,gurbet sensin türküler sen, desem ki yalnızım dağlarda, günler bitmiyor,yalnızlık sen, dağlar sen,günler sensiz. Aklıma senden başka bir şey gelmiyor. Aklım sende,sen yüreğimde, yüreğim temaşada gözlerini, gözlerin üzüm bağlarında temmuz ayında bağbozumuna zaman var. Gözyaşlarımı topluyorum şimdi,üzümler toplanırken şaraba katacağım,en tatlı şaraba senin adını koyacağım ve sarhoş olacağım içmeden bir yudum. Ben böyle bir sevdayı binlerce yıl önce bir kitapta okumuştum,lakin unutmuştum,yaşarken aklıma geldi,oysa yaşanılması mümükünsüz bir masal demiştim okurken o destanı,yaşamayan bilemez bu yaşananı,aklıma senden başka bir şey gelmiyor. Güzellik için sözler arıyorum,aklıma senden başka bir şey gelmiyor,konuşılacak konular şurdan burdan geçmiş ve gelecekten,aklıma senden başka bir şey gelmiyor. Şiir yazmak için oturuyorum,içimde coşkular taşıyor, kağıtlara dökeceğim dıygularımı kalemim hazır yazacağım ne yazacağım, aklıma senden başka bir şey gelmiyor. Bayram yaklaşıyor şehir cıvıl cıvıl, kalabalıklar sevinçli,hediyeler alacağım bu bayram sevdalarımı giydireceğim, aklımda kalanlara kartlar göndereceğim aklıma senden başka kimse gelmiyor. Bir şarkı dinlerken hayal kuruyorum,sigaramı çekiyorum derinden,gözlerim dalıyor,ufukta gün batıyor,biriyle gidip konuşsam diyorum aklıma senden başka kimse gelmiyor. Canım sıkıldığında,efkar bastığında beni,yapayalnız yürümek istemiyorum,birini arıyorum yanımda, aklıma senden başka kimse gelmiyor. Ve yüreğinde papatyalar açan kız yaşamamın sebebini arıyorum aklıma senden başka bir şey gelmiyor. ....................................... Oğuzkan Bölükbaşı |
Affet Göz kaptırdığım renkten,kulak verdiğim sesten, Affet senden habersiz aldığım her nefesten... (1980) Necip Fazıl Kısakürek |
Genç çağdayım, kendimi bir dikenli yolda buldum; Hıçkırıklar işittim, gül ve bülbül bağlarından. Felaketler topladım, Anadolu dağlarından; Uzun sazlı Aşıklar diyarında şair oldum. Ezgi koydum, ahlarla, figanlarla Türk şi'rine, Öz dilimde haykırdım, "ey milletim, uyan!" diye; Viran yurdun dolaştım, bir şehrinden bir şehrine; Saç ve sakal ağarttım ben de, "Vatan, vatan!" diye. Mehmet Emin Yurdakul |
Yalnızlık Neden nefret ediyorsunuz benden Ne yaptım size Oysa yüzüme gülüyordunuz Beni sevdiğinizi söylüyordunuz Beraber geziyor, Sohbet ediyor Eğleniyorduk Ne yazık ki her şeyin yalan olduğunu Benin kandırıp Yanımda sahte yüzlerinizle dolaştığınızı Bana zor tahammül ettiğinizi Öldüğümde anladım Öldüğümde cenazemin yalnız Ruhumun ağlamaklı oluşundan Anladım gerçekleri Soğuk toprağa girerken Yoktunuz Yalnızdım Oysa yaşarken de yalnızmışım Dostlarım dediklerim için Sıkıntıdan başka bir şey değilmişim Şimdi göçerken bu dünyadan Ebediyete doğru yola çıkarken Hüzünle bakıyorum Geçmişime Yaşanmış anılarıma Ve insanlara güvenmemem gerektiğini Her şey için geç kalmışken anlıyorum Yazarı bilinmiyor |
Sevdim çok sevdim Tanıdım aşkın en saf halini Kokladım gecelerce Bıraktığın eşyayı boş evi Aşka küsmüş bir beden ve bir yürek varken bende.. Nerden tanımıştım ki seni yüreğime girdin içime öylece usul usul değildi gelişin birden bire anidendi.. Neye uğradığımı şaşırmış yüreğim, teslim olmuştu ellerine.. Belki farkındaydın bütün bunların ve beklide bilerek isteyerek yapmıştın.. neden diye sorma dedin bana, neden arama dedin.. Sustum, sustu yüreğim, sustu dilim ... Nasıl geçirdik günleri hatırlar mısın biran bile olsa… bir an düşündün mü ardında bıraktığın bu yüreğiii… Bir gidiyorum dıyemeden gittin.. ardından bana kalansa boş bir ev ve çalan zilelre inat açılmayan bir demir kapı ve önünde hıçkırıklara boğularak tekmeler atan bennn… Uzanamadı elim telefona Defalarca gidip geldi Yenik düştüm kendime Göre göre Aramadım mı seni? Aradım da açtın mı sanki… Her telefon açışımda karşımda o soğuk bu zgibi ses bana “aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor, Mobil telefon kapalı yada kapsama alanı dışında” dedi.. gidiyordun.. yoldaydın ve telefonunu kapatmıştın.. Açılmadı mı o telefon; açıldı ama gidiyorum kelimesi gibi bir telefon bile çoktu bana değil mi?...Bildiğim halde gittiğini belki dedim belki gitmemiştir.. Belki gitmemiştir.. Küçük düşmekse yaptığım, gurursuzluksa ben senin için hiç gururumu öne sürmedim kii. Varsın olsun; gurursuz olayım, varsın olsun küçük düşeyim.. Kendime yenik düştükten sonra.. Gurur sandığım aslında Ümitsizliğimdi Anladım temelli gittiğini Haklıydın üstelik Suç benimdi Ümitsizliğim olmadı benim hiç senin söylediklerinle yeşeriyordu üstelik ümitlerim.. Sen bir yer açacaktın, ben orda çalışacaktım, değil mi? Yada başka bir şehirde bir ev tutacaktık, bahçeli üstelik. Bahçesinde bir şeyler yetiştirecektik.. Beraberce…. Ama gittin, gidişini bilmeden gittin. Suçlu muydum , suçsuz mu? Haklı mıydım, haksız mı? Sevdim ama sevildim mi? Bilmiyorum… Beni senin bütün bilinmezliklerinle bıraktın ve gittin.. Temelli miydi gidişin.. evet sanırım öyleydi değil mi? Yine kendim sorup kendim cevaplıyorum, her zaman olduğu gibi değil mi? Sana soru sorulmaz, sen sorarsın.. Senden bir şey beklenmez, sen beklersin…. Sen üzülme gülüm incinme Canımın içi iki gözüm sakın küsme Bana hediye bırak bütün kederleri Ben ağlarım ikimizin yerine Canımın İçi derdin yaa. Artık nefret ettim bu kelimeden.. Sen söylemiyorsun çünkü.. Sensiz bütün kelimeler lanetli dilimde.. nefesimde sende kitli.. bir oksijen tüpüne bağlı sanki hayatım.. biterse bende biterim.. ne çok büyütmüşüm içimdeki sevgiyi sana rağmen bilmiyorum.. dedim yaa artık ben susuyorum, gözlerim anlatsın sana herşeyiii.. Ben sustum ama onlar dinmiyor ki, ah bir yapa bilsem bir yapabilsem.. neler yaparım bende bilmiyorum.. Bildiğim tek şey ben her gece sana ağlıyorummm… Ama sen sakın ağlama Canımın İçi, Nazar Boncuğum Sakın Ağlama.. Hep Gül ve Hep Mutlu Ol.. Ben aldım bütün kederlerini, unutma onları burada bana bıraktığını.. Bilirsin aslında adaletsizliğini İstemezsin hani sen de bittiğini Ama kendinden yanadır ya hep yürek Feda edip aşkı korur ya kendini Herkesi susturdum senle ilgili konuşamıyorlar.. Hoş zaten Kim biliyor ki? Herkezden saklı yaşadığım sevdam, kimselere anlatamadığım özlemim, sebebini bilmediğim ayrılığım. Bir gün dinecek özlemim, bir gün bitecek hasretim bunu biliyorum. Ya aşkımı anlayacaksın yada yine kendini haklı çıkaracaksın.. Ama bir gün dinecek özlemim biliyorum.. Ya hayatta… Ya toprakta… İşte Sen O zaman inanacaksın aşkıma ve bana... |
Seni düşündüm Bu gün seni düsünüp, daldim yine derine Hüzün tahtini kurdu, mutlulugun yerine Yillar geçti pespese, senden hâlâ haber yok Beyhûde, rastlanmiyor, nedense benzerine... Unutmak kolay olsa, bunu her kes yapardi Avunmak çâre ise, gönül bir pay kapardi Silinmez izler mevcûd, yüregime naksolmus Öyle olmamis olsa, belki çoktan kopardi... Raftan aldim usulca, albümü karistirdim Hayâlinin ardindan, düsümü yaristirdim Çatmissin kaslarini, içli, küskün bakislar Yine senden habersiz, kalpleri baristirdim... Mor menekse elinde, ilk sayfada ki resmin Onun hemen üstünde, yaldizli yazan ismin Hâtirâlar vuruyor, çekemiyorum artik Kim bilir nerelerde, özlettirdigin cismin?.. Son yazdigin mektubu, tuttum, aldim elime Okumayi istedim, ondan bir kaç kelime Olmadi, yapamadim, yutkundum da yutkundum Prangalar vuruldu, sanki bir an dilime... Orta sayfada bir gül, kurumus yillar önce Dayanamiyor artik, sizlatan bu dirence Hâlinden memnûn degil, mahzûn, boynu da bükük Besbelli ki aciyor, bana, benden çok bence... Ellerimin içine, koydum söyle basimi Tutamadim, koyverdim, gözlerimden yasimi Daha ne kadar sürer, yoklugunla dostlugum? Kendimi unutturdun, adim sabir tasi mi? Veremedigim yüksük, son sayfada duruyor Sanki o da kederli, sâhibini soruyor Hiçkiriklarim artip, yigiliyorum yere Tasan gözpinarlarim, zannetme ki kuruyor!.. Kanepeye yaslanip, hüngür-hüngür agladim Erkekler aglamazmis, seller gibi çagladim Verem olurcasina, cigerimi dagladim Yoklugunda varligin, zâten tek avundugum Bir gün dönersin diye, yine ümid bagladim... 02.10.2000 Landsberg 03:50 M. Engin Karatay |
Sancı Handiyse kuşlar uçacak ellerimden Bakışlarının içerilerine doğru Gözlerimden dudaklarımdan yenidenBaşlar uğuldamaya bir erkek yavru Estikçe yücelir bozkır ortasında Bulutların limanlarına sokulur. Öfkelerin aydınlattığı sularda yelkenlerine kelepçeler vurulur Saplandıkça dikenli düşler geceme Gündüzler dayanmaz kızır gerilime Işır kirpiklerimde ozan utancı Bir çıkmaz sokaktayım gel bini çıkar Tütün bas gözlerime gözlerim kanar Pıhtılaşır beynimde yavuz bir sancı Teoman Aktürel |
Sen mi Geldin Akşam olunca evine Dönse karıncalar Dönse turnalar katar katar Bir kuş vursa pencereme Sen mi geldin Sinan Gedik |
Bir gün yenik düşmesin yine sevdamız siyaha, Gözyaşıyla anlatılmasın yalanlar bir daha. Bir ikindi serinliğinde ömrümüzü gölgeler sarmasın, Gecenin en karanlık yerinde yine sen varsın. Hiçbir zaman sonu gelmesin bu düşüncelerin, Kimse olmasa da ben dostu kalayım gecelerin. Biliyorsun gözyaşına sığmaz ayrılık inleyişlerde, Kavuşmak tutsaktır sabırsız bekleyişlerde. Zamanın ellerinde yalnızlıklar ateş, ayrılıklar kor, Aynalardaki yorgun benim, istersen yüreğine sor... -Ayrılık Gözyaşına Sığmaz isimli kitabından Ahmet Beltekin |
Seni "" Sana "" Yazdım ismail sarıgene http://grafik.izedebiyat.com/ikon/86.gifZamanın gözbebeklerinden yuvarlanıp seni " sana " yazdım dün gece. Oysa yarın erken kalkacaktım. Göğsünde dikenleri taşıyan rüzgarların saçlarını yıkayacaktım gözyaşlarımla. Sütten yeni kesilmiş dağ ceylanlarını sabah ezanında uyandıracaktım. Uyumalıydım aslında. Kirpiklerim, uykuya hazırdı oysa. Ama ben seni düşündüm yıldızların siyahı giyindiği gecenin dar vakitlerde. Uykusuzluğumu taş dibeklerde dövüp ben seni " sana " yazdım dün gece. Yüreğimi kalem bilip sevdamı bıraktım mürekkebin sıcak koynuna. Yürek luğatindeki tüm kelimelerimle bir bir seni anlatmaya çalıştım. Seni " sana " yazdıkça , gözlerin parmak uçlarımı okşuyordu sanki. Dur durak bilmiyordum. Kalemin ucundan mürekkep değil bembeyaz yüreğinin mavi denizlerine " ben " akıyordum sanki... Hatırlar mısın gülüm, seni sevdiğim zamanları. Gözlerini ilk gördüğümde; güneş, nadasa bırakılmış toprağa ekiliyordu. Yıldızlar, gecelere bir gelin edasıyla birer birer seriliyordu " seni" yüreğime ördüğümde. Güneş, toprağa; gece, karanlığa; kelebekler, bahara ve ben sana sevdalıydım. Utangaç yanaklarına uzanıp gözlerimi pamuksu düşlere kapatmıştım. Sesin, hoyrat meltemlerin sarıldığı deniz kadar ılıktı. Dokunmaya bile kıyamadığım bir yürektin sen. Her gece uyurken gözlerine cicekleri taşırken gözbebeklerini inciteyeceğim diye korkardım. Gözlerinin içine bakmaktan çekinirdim. Her baktığımda buz dağının güneşin karşısındaki erimesi gibi gözlerindeki umut tanelerinin de erimesinden korkardım. Bilirsin, ellerim küçüktür benim. Küçük ellerime düşleri giydirip yüreğinin resmini çizdim gökyüzüne. Alnındaki ince cizgileri işledim bulutların narin gözlerine.. Oysa irin toplamış acıları soğuk kaldırımlarda dövmekte usta olan ellerim, yüreğinin resimini gökyüzü tuvaline yapamayacak kadar acemiydi. Oysa alnındaki ince çizgileri bulutların gözlerine işlemekten aciz ve bir o kadar kabaydı...Gözlerini, suya; yüreğini semaya yazdım.Küçük ellerimle nasıl çizdim bilmiyorum ama dün gece seni " sana " yazdım. Seni " sana " yazdığımda sen uyuyordun. Ay ışığı saçlarına beyazları giydirmişti..Kangren gece, kirpiklerine yaslanıp delicesine umudu soluyordu.. Avuç içlerinde, rüzgarla olan kavgalarını bir türlü bitiremeyen hayırsız fırtınalar sabahın geceden ayrılışını bekliyordu . Oysa senin olan bitenden haberin yoktu. Sen, gül kokulu Melek'lerin omuzlarına göğsünü dayayıp sanki Cenneti soluyordun yatağında. Mavi denizler, karakışlara gelin gitmiş baharların tozlu dudaklarını yıkıyorlardı o masum gözlerinde. Önünde eğilip yüreğinin soluk alışını izledim.. Öyle duruydu ki gözlerin, öyle ılıktı ki nefesin; senden habersiz her nefes alışında nice yetim kırlangıçlar sıcak iklimlere kanatlanıyordu. Yağmurun toprağa düşerken nabzı atmıyordu..Çünkü sen uyuyordun .Sen hulyalarda Cenneti soluyor ve huzur şehirlerini bulutların üzerinde izliyordun..Hiçbir sey bu güzelliği bozmamalıydı..Ve karanlık sırf sen uyanmayasın diye cığlıklarını yüreğine gömüp dudaklarını kanatarak yeni günün doğumuna sessizce tanıklık ediyordu... Birazdan zaman; yeni doğacak sabahın, arsız karanlığın esaretinden kurtulup özgürlüğüne kavuşma çığlıklarına gebe kalacaktı. Güneş, perdelerine eğilip baharın umutlarını fısıldayacak. Saçların, bir karanfil kadar güzel kokacak. Ve ben bir nefes kadar yakında seni izliyor olacağım. Zannetme ki, yanındayım. Ben, senin tarafından sevilmenin verdiği güçle, yeni filizlenmiş ciceklerin dallarını kıran fırtınalara kafa tutacağım. Uykusunu almış ceylanları uyandırıp senin gül desenli yanaklarına salacağım. Ve avuç içlerinin terine kıyamadığım için rüzgarın peşine düşüp yüreğine ılık meltemleri yollayacağım. Ve akşam olup sen uyuduğunda ben senin yüreğine geleceğim. Dün gece kaldığım yerden seni " sana " yazmaya devam edeceğim.. |
Yalnızlığın Farkındalığı 'Benimle saatlerce herhangi bir konuda farklılıkların kıymetini bilerek konuşan ve tartışarak sohbet edilebileceğini hissettirenlere... Utanmayıp, adlarını yazabilseydim keşke...' "Tek başınayken her şey sana aittir, yanında biri varsa, sadece yarısı sana aittir" dediğinden Leonardo da Vinci, haklı bulunur muhtemelen. Onun tek başınalığından insanlık neler kazandı... Ama tek başına kalmadan, ortaya çık(a)mayacak olanları bil(e)meden kendimize haksızlık etmesek?! Yalnız kalmayı düşünüyorum... Aslında kalabilmeyi... Etraftaki insanlar -daha yakın kelimeleri kullanamadım nedense- yalnız kalmaktan korkuyorlar! Çok olmalı, çoğul için yaşamalı! Bu kadar kesin. Ben değilim öyle...Tuhaf olan başka bir tarafı var mevzunun, kendilerine benzetmeye çalışıyorlar beni. Farklılıklar törpülenmeli illa ki! Halbuki sevmiyorum ben törpüleri ya da tırnak makaslarını... Ve makasları... Hayatın "doğal" akışını bozuyor bunlar... Ayaklı törpüler istemiyorum hayatımda! Gecelerce düşünüp, günlerce var etmeye çalıştığım farklılıklarıma dokunulsun, onlar "düzeltilsin", onların bir kısmı alınsın istemiyorum... Zaten hiç mi hiç anlamıyorum: Neden kendilerinden olmayan her bir kimseye ama gerçekten her bir kimseye engel koyuyorlar ya da yani misal olarak "Ben yumurtayı rafadan severim" cümlesine, "Ayy, hayatta öyle yemem!" gibi bir karşılık verme ihtiyacında oluyorlar... Ya da: Limon mu, nar ekşisi mi alırsınız? "Hayır, limon." İlla hayır der bunlar.Seçenekler batar bunlara. İyi de nar ekşisi gelip, seni ekşitmeyecek ki... İnan bana! Ama seçenekli soruların karşılığı HAYIR ile başlamalıdır... "Karşıya" ilk darbedir, belki daha burda başlar köprüler kurulmamaya... Hani o "Niye benden hoşlanmadı ki" diye sormaya başlamadan önce... Oysa ki Irene Peter demiş vaktizamanında, "İnsanların size karşı olmaları diye bir şey yoktur, onlar kendilerinden yanadır, hepsi bu!" Limon ve nar ekşisi pek tabii ki de buzdolabında yan yana durabilirler ama zihinlerde hayır. Biri diğerini yok etmez- muhtemelen bunu istemez- ama insanlar düşünceler arasındaki farklılıkları -özellikle de sevdiklerinin düşüncelerinidekini (yine nedense!)- sindirmeye çalışırlar... Hep aynı şeyleri sevelim... (Aynı filme gitmeyi tercih edelim!) Hep aynı şeyleri söyleyelim... ( Birbirimizin cümlelerini tamamlıyoruz, ne güzel!!!) Hep aynı olalım... (Nasıl fark edeceksin ki bunu?!) Biri iyi ki söylemiş o lafı, yoksa nasıl bitecekti tartışmalar: Zevkler ve renkler tartışılmaz! Aynı zevkler, aynı hırslar, aynı işler, aynı vaad edilmiş gelecekler, aynı çabucak köşe dönmeceler, aynı bana neler, aynı saç renkleri, aynı "Beykoz kunduraları", aynı makyajlar, aynı ruhlar, aynı röntgenler... Yakında o hormonlu domatesler gibi yürüyor olacağız sokaklarda... Kokumuz aynı, rengimiz, biçimimiz... (Aslında onların kokuları yoktur ya, neyse...) Yıllar sonra, "Her şey, domateslerle başlamıştı" deriz artık... Fark etmeyeceğiz aynı olduğumuzu. Aynı olduğumuzdan. Ve aynı olduğumuzdan hayatın neden sıkıcı olduğunu da... O zaman okunmayacak mesela bu satırlar... Ama ben şu an hormonlu bir domates değilim. Kokulu, büyükçe, yaylalarda yetişen, birazcık ekşi pembe domateslerdenim... Nasıl farkına vardığımı sorarsanız; yalnız kalarak... Yalnızlık iyi geliyor bana. Sakinleşiyorum. Nötrleşiyorum. Kızmıyorum artık. Anlıyorum olup biteni, sanki! Hatta bazen gülümsemeye başlıyorum. Arınıyorum; günah çıkarıyorum. Çınarlar gibi kendi kendimi buduyorum kabuk atarak... Gerekirse yapraklarımı döküyorum, hafifliyorum... Buluyorum kendimi. Farklılıklarım belirginleşiyor ama sivrilmiyor karşıya batmak için. Seviyorum kendimi. Ve herkesi sevmeyeyazıyorum... Anlayamadıklarıma üzülüyorum. Hak veriyorum farklara ve anlıyorum meselenin özünü, olduğu gibi, farklarıyla kabul ediyorum. Su berraklaşıyor... Merhaba demeyi özlüyorum. Ve bu sayede merhaba sözcüğü anlamını yeniden buluyor, iyi de oluyor. Bir çiçek yetiyor. İyimserliğin egemenliği için! Peki, neden yalnız kalabilmeyi düşünüyorum? Çok mu zor yalnız kalmak? Zaten yalnız geliyoruz ve gidiyoruz, neden yalnız kalabilme derdine düştüm? (Yalnızlık demişken, düşünüyorum da ikna edici bir sözcük bulamıyorum bir türlü yalnızlığın karşıtı için. Adaylar, kötünün iyisinin ötesine geçemiyor. Belki de yoktur, yalnızlığın karşıtı. Karşıtı olmadığından yalnızdır... "En" yalnızdır...) Yalnızlık için en çabuk yol, aynalardır aslında. Bir odanın kapısını kapatmak değil. Uzaklara kaçmak değil. Dağ başında, yanı başınızda nefessiz kalabilmek değil! Bir aynanın karşısında ya da bu tuhaf geliyorsa, yalnızlığınızın şehrinde veyahut mevsiminde veya sesinde yaşatın onu. Yaşayın. Yalnız yaşayın değil bu, yalnız kalın. Yalnız yaşlanmayın zaten. "Yalnız insan merdivendir, hiçbir yere ulaşmayan Sürülür yabancı diye dayandığı kapılardan Yalnız insan deli rüzgar, ne zevk alır, ne haz verir Dokunduğu küldür uçar, sunduğu tozdur silinir Yalnız insan yok ki yüzü, yağmur çarpan bir camekan Ve gözünden sızan yaşlar, bir parçadır manzaradan Yalnız insan kayıp mektup, adresi mi yanlış nedir Sevgiler der fırlatılır, kim bilir kim tarafından" Ama anlayın başka yalnızlıkları, paylaşmasanız da... Yalnızlıklarımızdan -en yumuşak karnımızdan- anlayalım birbirimizi. "Anladım sonu yok yalnızlığın, her gün çoğalacak Her zaman böyle miydi, bilmiyorum Sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak Alışır her insan, alışır zamanla kırılıp incinmeye Çünkü olan yıkılıp yıkılıp, yeniden ayağa kalkmak Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte Acılar gözlerini dikmiş üstüme nöbette Bekliyorum bekliyorum bekliyorum Hadi gelin üstüme korkmuyorum Bulutlar yüklü ha yağdı ha yağacak üstümüze hasret Yokluğunla ben başbaşayız nihayet" Yalnızlık yıkıldığımız yerse, ayağa kalkabilmek için aslında yalnızlık! Niye düşeriz ki? Kabul, ekşidir yalnızlık, mayhoştur tadı, yakar insanın genzini, içine oturur insanın, duvar örer etrafla arasına. "Yalnızlık ömür boyu" lakin o da fani! Yalnızlık, belki de tam olarak bize ait olan tek şey. Bu yüzden sarılsak yalnızlığımıza. Örtmesek üstünü. Kilitlemesek onu. İçimize çeksek derin bir nefesle yalnızlığımızı, içimizdeki yaralara pansuman niyetine. Sökükleri yamasak onunla... O yokmuş gibi yapmasak ve yanında en kederli pişmanlıklarla kapıyı çalıyormuş gibi sanmasak... Yalnızlıkla sevgilinin yokluğunu birbirine karıştırmasak... İster yalnızlık deyin, ister tek başınalık, "Yalnızlığım, kanımsın, canımsın, sen benim çaresizliğimsin, yalnızlığım, bugünüm, yarınım, sen benim hüzünlerimsin, yalnızlığım, tek bilebildiğim sen benim vazgeçilmezimsin" eşliğinde... İsterim ki şu yalnızlık kokan ya da yalnızlığın ta kendisi olan şarkılara gitsin elleriniz ve art arda dinleyebilin onları bu sözcükler sonrası... İsterim ki farklılıklarımıza saygı duymak değil de onların kabul görmesi, yalnızlıklarımızdan geçen yolların teğet geçtiği değil keşistiği meydanda çiçek açsın. İsterim. Böylelikle farklılıklarımız, sebebi olmaz bariyerlerimizin ya da tehditlerimizin... Zenginliğimiz olur belki yalnızlığın ucuna tutunmuş uçurtma edasıyla... Birbirimize dokunuruz, dokununca hissederiz ve -umarım- anlarız! Bozmayız karşımızdakinin ya da yanı başımızdakinin dengesini yalnızlıkdışı adımlarımızda... Bozuluyor ama benim dengem! İlk önce duvarlarına çarpıyorum yalnızsızların ya da filtrelerine sıkışıyorum. İzin verin, yalnızken bahçemi sulayayım yaşlarımla, çatlaklarından enkazın yaseminler çıksın. Belki anlatabilirim yok olmadan, var olamayacağımızı... Tek olmadan, çok olunamayacağını... Yalnız kalmadan anlayamayacağımızı bir çiçek açışının esrarını... Anlayamadıklarımızı yalnızlığımızdan geçirsek, insana dairle harmanlasak ve yüreğimizde demlesek... İnce belli bardaklarda gülümseyerek, hep beraber içsek... Yalnızlığımız sayesinde, hep beraber! Olmaz mı? Bi dakka, yalnız mı okudunuz bu satırları? O halde, artık sizindir bu yazı. |
Sensizim uyanıp sensizliğin damarlarımda yarattığı korkunç baskıyı kaldıracağımı hiç sanmıyorum, uyanıpta seni göremeyeceğimi bilmektense uyanmasamda olur,sonsuz bir uykuya dalmak isterim hayallerimin hep kahramanısın oysa sen.. gerçek olmayacak kadar kurgu, sahte olmayacak kadar etkileyiciydin gözlerimi kapadığımda başka bir boyutta teninin tenime değişini çılgınca hissettiğim an benim için o andır,yaşamaktır, nefes almaktır. kahretsin yine başladı gözlerim kamaşıyor yükselen güneş koparmaya başladı yine seni benden benliğimden, gerçekler yine canımı acıtacak biliyorum,belki varoluşun gerçekliğine uyanıyorum. ya hayal kurmaya devam edeceğim yada .... yazarı bilinmiyor |
SENİ DÜŞÜNMEK (46055 Hit) Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey, Dünyanın en güzel sesinden En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey... Fakat artık ümit yetmiyor bana, Ben artık şarkı dinlemek değil, Şarkı söylemek istiyorum. http://www.siirperisi.net/images/sair.gif NAZIM HİKMET |
Uçuyor, duran bir anın havasında Işıktan kuşları bir akşam seherinin; Gündüzün geceyle buluşan noktasında Yaklaşıyor musikisi eteklerinin. Ve sanki ufkuma baştanbaşa gül rengi Kanatlarını açmada bir altın devir. Başlıyor ömrün ve ölümün güzelliği, Söyleyecek şimdi zaferlerini şiir; Selam, sonsuzluğun aydınlık bahçesinden Selam, senelerce,senelerce evvele, Hatırası kalbe ışıklarla dökülen En sevgiliye,en iyiye,en güzele. Geçmiş bir zamanı kalbim bulmak üzredir, Tamamlanacaktır yarım kalmış rüyalar; Ey hafıza cömert memenden beni emzir, Zengin renklerini ufkuma dök, ey bahar! Uzattığımız bu tası dolduracak mı Yine bol sularla akarak o çeşmeler? Yoksa , hiç bulunmayacak kadar uzak mı Dudakları öpüşlerle dolu geceler? Ey pembe akşamların karasevdaları! Güzelliklerine doyulmamış zamanlar! Ergen yastığının ateşten rüyaları! Ey, saf kalbimizde doğmuş ve ömüş anlar!... Hatırası kalbe ışıklarla dökülen En güzele, en iyiye, en sevgiliye Selam, sonsuzluğun aydınlık bahçesinden, Selam,senelerce Ahmet Muhip Dranas |
şimdi yaz yağmuru yağıyor durmadan gözyaşım gibi sessiz ve durmadan sen seni kurtarmadan ve evini kurmadan hem yedi günlük ölüyü bile koymadan yaz yağmuru yağıyor şaşkın ve durmadan deniz üzerine gelirken biraz daha doluyor biraz daha gün yüzüne acı vuruyor şimdi yaz yağmuru yağıyor durmadan Ethem Vayvaylı |
ARMAĞAN SAATİ Ay suyundan, puslu aynadan, beliren incecik bir porselen beden. Ağır, soluk bir vazo. hantallaşan ağaççilekleriyle kanın. Nasıl dayanabilirsin bu mutsuzluğa, sevgilim, aşkım? Geç kalma. Ver bana bileğini ve alnını. Yarın değil. Bugün yatak odamın duvarları taze, yumuşak ve örtük bir ekmeğin içi gibi. Bak, onlar hâlâ parlak beyaz ve lezzetli gecede: dizlerim. Al onları. Onlar senin. Görmüyorsun onları, titreyen ve iki kupa süt gibi dopdolu. Türkçe çevirinin İngilizce orijinali: GIFT HOUR From moonwater, from mirror mist, a slender porcelain Body emerged. A vase pale and heavy. Ponderous with raspberries of blood. How can you stand this sadness, my lover, my love? Don’t be late. Give me your ankle and forehead. Not tomorrow. Today my bedroom walls are fresh, Tender and concealed like the inside of bread. Look, they still flash white and deliçious at night: My knees. Take them. They’re yours. You don’t see them, Shivering and full like two cups of milk. ON SEKİZ Islak caddeler. Yağıyor yağmur iri damlalarla gümüş paralar gibi, güneşteki altın gibi. Zihnim saldırıyor dünyaya bir boğa gibi. Bugün on sekiz yaşındayım. Güzel yağmur dolduruyor beni çılgın düşüncelerle. Bak. Damlalar sıcak ve yavaş Yaylı bir arabadaymışım gibi, sert iğneler batırdı Kumaş desenlerine, sırılsıklam ıslattı Ve değişmedi bir saat boyunca. Evet, yağmur yağdı tıpkı yarınki, geçmişteki, her zamanki gibi. Kalp baştan sona kazıyor zamanı, bir kalp. Şakaklarım daha güçlü zonkluyor zamanın şakaklarından. Adi bir serseri gibi içmeyi tasarlıyorum hayatı, Ama yandım ben, onun içkisinin sıcak tadından bile. On sekizimdeyim ben. Türkçe çevirinin İngilizce orijinali: EIGHTEEN Wet streets, it has rained drops big as silver coins, Gold in the sun. My mind charges the world like a bull. Today I am eighteen. The good rain batters me with crazy thoughts. Look. Drops are warm and slow As when I was in a carriage. Pinned tight İn diapers, drenched and unchanged for an hour. Yes, it rained as tomorrow, in the past, always. The heart scrapes through time, is one heart. My temples beat stronger than temples of time. Like a common bum I think of drinking life, But I’m burnt, even by the hot stream of its juices. I am eighteen. Ayten MUTLU |
Derdim sen değilsin. Dersem gücenme. Dirhem dirhem gitmiş tutkum, Farkettirmeden... Seline kaptırmış hayat, Sen arkada bırakmış, Bak başının çaresne, Derdetmeden... Havada kar, kuşlar yok, Yeşil beyazı terketmiş. Git kuşların peşisıra, Özgürlüğüne... Reşide Sarıkavak |
Geriye Kalan Bir suçu bir defa islersin, bin defa ölürsün... Bu hayati bir defa yasarsin, bir defa ölürsün... Anilar unutulmaz gibi olur, sürer seni çikmaz sokaklara... Yalniz kalirsin, anlarsin çok geç oldugunu.. bakarsin bos gözlerle duvarlara, ve bir endise kaplar yüregini, girerken ölümün küçük ve penceresiz odasina. Çocukluk günlerin gelir aklina, aglarsin. Bir salincakta sallandigin günleri hatirlarsin. Dün gibidir, yillar önce yasadiklarin. Bir defa daha unutmaya çalisirsin, hiç yasanmamis gibi olmasini istedigin anilari. Yasadigin yillarin kaç gün ettigini hesaplarsin... Dakikalar yavas gelir, baslarsin saniyeleri saymaya. Los bir odada hareketsiz kalirsin. Bir fisiltidan, kulaklarinda yankilanan hisirtidan, adeta korkarsin kimildamaktan. Kalp atislarin yavaslamis gibidir.. Her atistan sonra daha da yavaslamis gibi gelir. Perdenin kösesinden bir isik sizar içeri.. Mat gözlerinde oynasir, gözyasi gibi, serâp gibi.. Âh'ina izdirap katan korku misali... Tek arkadasin tavanda ki çizik olmustur... Sen ona bakarsin o da sana. Gözlerinin yorgunlugu tabiata siner.. birden kis olmustur... Iste bu halim senden geriye kalan, diye inlersin için için. Göz kapaklarin bir daha açilmazcasina kapani verdigi an. Ahmet Arslan |
boş odalarınız vardı sizin bomboş odalar başkalarına , sizlere doluydu onlar kendinize özel yalnızca. kim bilir neler biriktirdiniz, nasıl döşendiler, kimler misafirdiler, kuytu bölmelerinden fışkırarak beyninizin, duygu hamaklarından ağan cennetinizdi O'nlar tutkular koymuştunuz içine, hayaller ve yakıcı arzular, özel konuklarınız oldu mutlaka, gönlünüzce sere serpe sevdiniz, okşadınız mesela, durdurulmuş saatlerinde gecenin aşkın destanını yazarken siz, O'nlar size ait oldular! kırıldığınız bir gündü anımsayın, başınız dertteydi yine aşkla, eskimeyen bir fotoğrafla hayalinizde, oraya kapanmıştınız da isyana boyamıştınız duvarları, kan akmıştı düşlerinizden. bir başka gündü; çok sevmiştiniz birini, böylesi sevilmemiştiniz hiç, haykırıyordu yüreğiniz, sevdanız ağlıyordu, arzudan acıyordu bedeniniz, boş odaları kucaklıyordu teniniz. kimleri almış olursanız olun odalarınıza, hasreti sulayan göz yaşları, tutkulu nefesiniz, yüksek voltajlı koşumsuz istekler Ve yasak sevişmeleriniz kadar gerçekti onlar! artık sizindiler onlar sizin oldular!.. Naime Erlaçin'e bu guzel siiri icin tesekkurler.. |
Ömrümüz Teri buz, sevdası bahar Daha doruklara çok var Derken ömrümüz, Ulaşır uçurumuna; Biter dağ... Bora diner, Kor küllenir birden. Ne suda tat, Ne çiçeklerde koku, renk; Ne de bir ışık Sırlarımızı sakladığımız odalarımızdan. Herkesin bir dağı vardır, Her kuş kendi çevrenine uçar. Nice sürüklese de bulutları rüzgâr, Yağmur yine kendi toprağına yağar. Hamdi Topçu |
cok guzel bır yazı ve anlamlı . sozlerı anlanlı bır sıır bu sıteye baya tatkıların varmıs gordugume gore super buda yıne guzel bır sıır saten bu yazarın sıırlerı cok guzeldır okudugum kadarıyla :) |
Şimdilik yetiyor Telefon açtığımda "alo." deyişini, sesinde ki sevinci ve değişimi, seni uzaktan sevebilme ihtimalini, bilmek. bana şimdilik yetiyor. Geceleri düşündüğünü, hüzünlenip, ismimi tekrarladığını, heceleyip, kalbini sardığımı, kelepçeleyip, bilmek. bana şimdilik yetiyor. Ağlayan gözlerinden damla damla, titrek sesinden hasret hasret, özleyen mektuplarında çağlayan, olmak. bana şimdilik yetiyor. Gönlünde filizlenen bir kırmızı gül, üzerinde taşıdığın siyah beyaz resim, hayalî filminde en kral oyuncu, olmak. bana şimdilik yetiyor. bana şimdilik yetiyor. ama sadece, şimdilik. Ahmet Arslan |
Korkuyorum Yağmuru seviyorum diyorsun, Yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun... Güneşi seviyorum diyorsun, Güneş çıkınca gölgeye kaçıyorsun... Rüzgarı seviyorum diyorsun, Rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun... İşte, bunun için korkuyorum; Beni de sevdiğini söylüyorsun! William Shakespeare |
SENİ SEVİYORUM DEMEK İSTERDİM seni seviyorum demek isterdim ölesiye bir duyguyla, taparcasına dil dökmek ve saçlarım ağarmadan söylemek isterdim seni sarmak isterdim sonsuzlukla delicesine sevmek bir sarhoş gibi adını sayıklamak ve bağırarak kollarında ölmek isterdim gülüm... AHMET KUTSİ TECER |
Maviye Maviye çalar gözlerin, Yangın mavisine Rüzgarda asi, Körsem, Senden gayrısına yoksam Bozuksam, Can benim, düş benim, Ellere nesi? Hadi gel, Ay karanlık... İtten aç, Yılandan çıplak, Vurgun ve bela Gelip durmuşsam kapına Var mı ki doymazlığım? İlle de ille Sevmelerim, Sevmelerim gibisi? Oturmuş yazıcılar Fermanım yazar N'olur gel, Ay karanlık... Dört yanım **** zulası, Dost yüzlü, Dost gülücüklü Cıgaramdan yanar. Alnım öperler, Suskun, hayın, çıyansı. Dört yanım **** zulası, Dönerim dönerim çıkmaz. En leylim gecede ölesim tutmuş Etme gel, Ay karanlık... Ahmed Arif |
Yokluğunu Öptüm Kelimelerim kan revan içinde. Yüreğim yorgun, gözlerim solgun. Notaları öksüz bir şarkı gibi Ağlıyorum bulutların koynunda.. Ve kimseler görmesin diye, Gözyaşlarımı kaldırımlara siliyorum.. Mürekkebimle yıkamıyorum Hasretinin karanlık duvarlarını... Gözlerimi kapattım geceye. Şiirlerimi hecelerinden vurup Toprağın beyaz sayfalarına uzanıyorum. Bulanık sularda yıkıyorum Kan çanağı olmuş gözlerimi. Hasretin düşerken avuçlarıma, Mor tonları giydiriyorum Acıyı emen dudaklarıma. Sessizliğe bürünmüşken sevda, Baharlarda filizlenen taze dallardan Darağaçları sunuyorum yüreğime. Yokluğunu öperken dudaklarından Pusular kuruyorum aldığım her nefese.. Oysa umuda gülümseyen bu adam Boyun eğer miydi kanlı pusulara ? Diz çöker miydim karakışlara ? Ama yokluğunda Vuslatları öper gibi, Karanlıkları öpüyorum Adını ezberlettiğim dudaklarımla. |
oysa yaşamaktı tüm gayemiz biraz mutluluk / biraz sevi yeter de artardı bizlere kaçamak baktık hep o buğulu ufkumuza kapı aralıklarından seyrettik her baharı dilendik onca zaman el açtık gelen - geçen yıllara avunamadık susturamadık bu çığlığı raflara kaldırdık derken hüzünleri ürperdik bir an korkularla yüzleşiverdik bürüdü içimize karasını yalnızlık düşürdük yüreğimizden damla damla çokluğumuzu iç çektik gidenlerin ardından nedense hiç bilemedik dindiremedik bu ağrıyı hep bir medet umduk hayattan yarınlara erteledik el değmediklerimizi yürek sürtmediklerimizi yanaklarımızı ıslatırken gözyaşları boşaydı kurduğumuz hayâl köprüleri baş alamadık hüzünden mutluluk, gökte gülümseyen yıldız / uzaktı gölgesinde üşüdük yakamozların ellerimiz kan / ellerimiz buz güneş çoktan vazgeçti bizden -yaşadıkça terkedildik geçmişimize- ve bir gün daha vuruldu ay ışığın da paslı bir gökyüzü bırakıldı avuçlarımıza ö z l e d i k u n u t u l d u k s u s t u r u l d u k b ı r a k ı l d ı k kıyısız denizlerinde hayatın... |
Unuttum Seni bir kış günü ve keskin ayazı şubatın seninle yine bir vurgun yerinde gözlerinde kaybolmuşken unutup şubatın soğuğunu; unutamam seni demiştim, unutamam seni hiç bilmeden benden kopup gitmelerini ama işte unuttum belki sordu belki ihtiyacım vardı sana rağmen sana ihtiyacım vardı belki sana rağmen sana ihtiyacım vardı belki şimdi eser yok şubatın ayazından ve senden sen koptun gittin benden yok yere belki bir hiç uğruna belki o hiç şimdi sana azap veren yapacak hiç birşey bırakmayan ve senin gibi unutulan bir herşey.. senin gibi belki ihtiyacım vardı sana rağmen sana artık herşey bir sokak lambasının donuk ışığı altında ve şubat rüzgarının soğuğu; artık herşey unutulsa senin gibi ve seni unutamamalar yok olsa şunu hiç unutma unuttum seni hatırlamamacasına Ömer Seydi Ekinci |
UNUTULMUŞ BİR AKŞAM TÜRKÜSÜ Yalnızlığın üstüne incecik bir beyazlık Örtüsü örttü karlar Şimdi kar tanelerini kocaman rüzgarlarda Eğiriyor kemanlar Aramasan da olur bozuldu büyü Aramasan iyi olur kar başladı Uzun günlere çok var Az önce doğan gün aydınlanmadan Kararmaya başladı. Ben bu karlarda sessizce eskidim Kemanlar arka çıkınca sessizliğime Göz gözü görmez kemanlar Yokluğunu adınla çalmaya başladı Yalnızlığın üstüne koyu bir korkusuzluk Örtüsü örttü camlar Ölümümü sıcacık yünler gibi Eğiriyor kemanlar ADNAN YÜCEL |
Hüznün Yağmur Olur Yalnızlığıma Tek başına dünyada çocuğunla bir Olduğunu sanırsın yok alnında bir kir Azap içindesin ihtirasın tekdir Hüznün azap olur yalnızlığıma Dostluğunu dilenirken düştüm aşkına Mercan ile lal ile doyurdun beni Ezeldendir aradığım tözümün eşi Hüznün katık olur yalnızlığıma Bu nasıl birikimdir saygı uyandıran Taşlıcalı Yahya’dan Emre Divanından Saygı sevgi aşktan Bahamalar’dan Hüznün mercan olur yalnızlığıma Gözlerinden okurum bana sevdanı Bana mı aşka mı duyduğun tutku Ben acizim sen ayırdedeceksin bunu Hüznün isyan olur yalnızlığıma İstersin ki sana şiir yazayım Derdimi döküp de ilan edeyim Murat alıp murat veremediğim Hüznün şiir olur yalnızlığıma Kartal bakışlım şahin görüşlüm Vuruldum vuruldun aşka gömüldün Hayalim hayalin sevda gönüllüm Hüznün hülya olur yalnızlığıma Erkek gibisin sulta durduran Otorite akar dört bir yanından Naifliğindir tül altında kalan Hüznün tutku olur yalnızlığıma Gezersin kırlarda çiçek derlersin Çiçekler ile türlü süsler eylersin Kız sen beni böyle ne edersin Hüznün murat olur yalnızlığıma Keder bilmez gibisin hep neşelisin Zorlarsın kendini şarkı dinlersin Kulağımda neşe gönlümde dertsin Hüznün keder olur yalnızlığıma Seni seviyorum der iken sesin Nedir haykırışın nedir muradın Anladım tutkunu inkar edersin Hüznün şiar olur yalnızlığıma Derdimi atarım kırlara çıkıp Hep seni düşünür bu abdal aşık Tutkunu tutkumla söndürmeye açık Hüznün yağmur olur yalnızlığıma İbrahim Balcı |
Gecenin Gölgesinde Cahit BOZKURT eksik günün eskitemediği güneş çekti gitti martılarla çaresiz bunca anlamsızlığa aldırmadan şapkamda sokak lambalarının ışığı elimde tükenmeye hazır karakalem kilitliyorum gözlerimi geceye sürüklüyorum benden ne varsa aksayan gölgem bile peşimde tövbesi yok artık dönmenin hoyrat gece ahh deli hüznüm nasıl hakettim seni ah esrik ömrüm |
YALNIZLIK Yalnız kaldınız sanırsınız, Biliyorum. Yalnız bırakılmışsınız, Biliyorum. Ötesi yok. II Ötesi var: Yalnızlık Müziğin bile seni dinlemesidir. Yalnızlık İnsanin kendine mektup yazması Ve donup-donup onu okuması Yalnızlığın da ötesidir. ÖZDEMİR ASAF |
Yalnızlıkla sevişir oldum; karanlık hep zifir Ve gökyüzünde güneşin doğum sancılarını bekletir Doğmamış güneşti doğacak her ışık Asi zehir ki hediye olacak her yarın Manevi hazinedir Vasiyetimdir cümlelerimin her kelimesi Sahi asi sagopa yorgun tek tabanca Yirmialtı arifesi Kimler önüne geçebilir zamanın akışının Cümlelerimin noktalarına kaç zamanda ulaşır...::Sagopa KajmeR:: |
Umutsuz hiç olamadım hiç küçüğüm kırda pınar başı doygunluk akamadım bir orkideye su olup olsa ne olur böyle özgürlüğüm bahçeler dizildi çitleri yok yok sınırlarım da kadınım da yok küçüğüm çıkış yok hiç olsa ne olur yatağım tok göklere daldım ufuk uçuşlarda hiç olmadı sevdalı kanatlarım kahraman olamadım küçüğüm olsa ne olur yıldızlar madalyada dudak dudağa küçücük ateşim kıvılcım korda çakan umutlar küçücüktüm onunla büyüdüm umut yakan ateşler gördüm yansam ne olur ona yürürüm yürürüm küçüğüm yürürüm Ömer Serdar |
http://img224.imageshack.us/img224/3644/antepliseytansitemhu1.jpg Konuşmak gerekir bazen,susmak artık çare değilse… Anlatmaya başlamalı bi yerden,en başta kendinden, Başlıyorum öyleyse dur ve dinle; Ardından değişti hayatım,bütün değişime mahkum hayatlar gibi,geceler değişti kara kuru oldu biraz daha çok acı verir oldu…mevsimim yıllardır sonbahar rengi soluk,yüreğim yorgun ayazda kalmış bi-çare donuk. Aynı şarkılar farklı anlamlar kazandı,oysa şarkılar bu kadar içimi acıtmazdı,güneşi seven ben,ay ışığında aydınlatmaya çalıştım dünyamı ve yıldızlar başka türlü parladı gökyüzünde…yalnızlığımı anlatmak istercesine.. Ağır ağır çektim perdeleri Çekmeceye gizledim çocuksu sevinçleri Büyüdüm sanki harcadım yılları Umduğumdan olgun yaşadım ayrılığı Beyaz örtüler örttüm eşyaların üstüne Kapadım kapıları topladım anıları Döktüm denizlere Ve sen hala varsın,gidip gelirsin içim de bir yerde ama hep aynı yerde… Payını almış olmalısın değişimden, İlgili sen olmak üzere bir sözleşme hazırladım içimde, Sen aklıma gelecektin sadece,yüreğime uğramayacaktın, Düşünecektim ama dokunamayacaktım, Üzülecektim belki ama ağlamayacaktım… Öyle yaptım ve altına imzamı attım… Ve sen tüm kuralları ihlal ettin,infaz ettin yüreğimi,sana gel dedim gelmedin…rahat bırak gecelerimi uykularımı böyle kabus olma,hala içimdesin gitmiyorsun,bit…bit lütfen… Yar! Terk-i Diyar yollarında şimdi kalbim Tuzla buz oldum,incindim örselendim Elimde tek kalan darmadağın ümitlerim Başardın en sonunda Oldu bak istediğin Yaralı Hayallerim Hep aynı olmak zorunda mı ayrılıklar,yalnızlığımın sesini kimse dinlemedi… Ben yalnızlığımı haykırdım ama kimse duymak istemedi…. [Alıntı] |
Yalnızım aşk mıdır söyle seni sensiz yaşamak yokolmak sensiz sevişmelerde uykusuz bu gece sensizlik ülkesinin sessiz boğucu karanlıkları içinde sular gibi yalnızım sular gibi kimsesiz akıyorum toprağı ve havayı soluyarak sensin diye bu gece bu gece allahlar kadar allahsızım uzaklardan gelen köpek havlamalarına yağmurun son damlalarına ağaçların en incecik dallarına tutunacak kadar yalnızım Celal Kabadayı |
İşte bir aradayız! Sağlığından haber beklediklerimiz yanımızda; Ve aramızda uzun zamandır Yüzünü görmediklerimiz! Kimimiz mah****an dönmüşüz Kimimiz sürgünden! Bu akşam keyfimiz yerinde, Günlük dertlerimizden sıyrılmışız, Nasıl kazanıldığını unutmuşuz paranın Elimiz o kadar açık; Harcayalım neşemiz için! İyisi gelsin şarabın, Yüklü olsun mezeler! Nöbetçisiz geçiyor akşamımız demek, Kilitsiz, demir parmaklıksız; İstersek burda keser konuşmamızı, Çıkarız kol kola, kelepçesiz. Dolaşırız canımızın çektiği sokakta. Özlemini çekmişiz uzun zaman Dostların ve aydınlığın. Duymuşuz her çeşit yalnızlığı Tek başımıza. İki çift laf etmenin karşılıklı, Ne demek olduğunu öğrenmişiz. Konuşalım, Bir suç olduğunu bilerek her sözümüzün Güzel günlerin yaklaştığını söyleyelim, Dört yanımızı kollayarak. Ne olacak, bilir miyiz birazdan? Belki hesabı sorulacak neşemizin. Kaldıralım son kadehleri, Ayrılalım arkadaşlar, Ayrılırken öpüşelim! Rıfat Ilgaz |
| Saat: 16:44 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık