![]() |
Gitmek Lazım Ama Nerelere? Gitmek lazım, Alabildiğine uzak, Alabildiğine sıcak yerlere... Gitmek lazım, İçinde sevginin Hesapsız kitapsız, Yalansızca yaşandığı Çiçek açan topraklara... Gülleri dikensiz Seni sensiz sevebileceğim yerlere... Sensiz kalıp Seni özleyeceğim yerlere... Gitmek lazım, İçinde gümüş balıklarıyla Kıvırcık saçlı bir denizkızı Birde pırıl pırıl Bir deniz feneri olan sahile... Gitmek lazım, Gitmek lazım, Ama hangi adrese Ama nerelere? Sihem Tachoulı |
Geriye Kalan Bazen bir mutluluk kaçırır insan, Belki de Kader Bazen bir kadeh taşırır insan, Belki de Sabır Bazen bir avuç kalbe küser insan, Belki de Dünya Bazen aşkını görür insan, Belki de Rüya Bazen aklını yitirir insan, Belki de Yar Bazen mevsimsiz üşür insan, Belki de Ayrılık Bazen sevmek ister insan, Belki de Sevgisiz Bazen dua eder insan Belki de Çaresiz... |
Ben Gittikten Sonra Merak ediyorum, ben gittikten sonra ne değişti hayatında İstediğin gibi mi geçti zaman, Hiç sanmam Belki, birkaç kişinin gönlü oldu ama.. Ya sen, sen neler hissettin O, cehennem gibi ayrılığı, kaç günde hazmettin Acıların hafifledi belki o günlerden sonra ama Eskisi kadar da gülemedin değil mi Bir süre sahte kahkahalar dolaştı sahte yüzünde Söyle, kaybettiğin kadar değerli olan ne kazandın Ne değişti ki benden sonra Ben gittikten sonra, iki üç yıl daha yaşlandın, hepsi bu Benim senden sonra fazla hikayem olmadı Tamamıyla unutamadım seni Hem bilirsin, nostaljik tarafım da vardır Mevcut sevdalar güldürmediği zaman yüzümü Hiç çekinmeden anılara sığınıyorum Resimler, mektuplar, belgelenmiş hüzünler işte Hem ben o zamanki acıları, şimdiki sevişmelerden daha anlamlı buluyorum Bildiğin gibi asiliğim devam etmekte Ve bu düzene ısrarla uymuyorum Eskisi kadar kızmıyorum sana, Oysa sen, binbir zorlukla hayata geçirdiğimiz bu sevdayı sırtından bıçakladın Benden önce hayallerim kanadı Ve, o günden sonra yüzümde hiç silinmeyecek bir sitem kaldı Ayrıldıktan sonra da aleyhime çalıştın hep Başka yüzlerle sohbet ederken, Kim bilir kaç kez seninle birlikte yakalandım O kadar alışmıştı ki gözlerim yüzüne Kim bilir kaç kişiye adınla seslendim Kim bilir kaç kalp kırdım senin yüzünden Biliyor musun Yazmaya başladım senden sonra Senin bundan bile haberin yok Böylesi daha güzel Bilme neler yaptığımı, nerde yaşadığımı Bilme Sana kızgın değilim artık Tüm günahlarının cezasını çekeceksin Ne yalannlarına, ne de ümitli günlerimin üzerine döktüğün ihanet kırıntılarına İnan, aldırmıyorum, önemsemiyorum, o kapıdan çıktığım günden beri Ah bir de seni iyi hatırlayabilseydim Çirkinliklerin içine o doyumsuz hatıraları da ekleyip öyle bitti Çocukluk fotoğrafındaki güzel yüzünün dışında Beni etkileyen bir kalıntın yok artık Seni hiç özlemedim Ve seni hiçbir zaman affetmeyeceğim O günden sonra ağlamadım bir daha Aslında diğer taraftan sana çok şey borçluyum Yaptığın her *****lik kılavuzum oldu Daha dikkatli davranmaya başladım Daha sağlam adım attım Gülüşlere kanmadım Sana sunduğum sayısız şansı kimseye tanımadım ve tanımayacağım da Yalan sezdiğim yerde nokta koydum her serüvene Bağışlamadım, seni defalarca bağışladığım gibi Hani derler ya, dünya küçük Oldu da biryerde karşılaştık, Ne yapacaksın, Pişkinlik edip yine suratıma bakabilecek misin Yoksa, yere mi çarpacak bakışların Ellerinle mi kapatacaksın yüzünü, merak ediyorum Yada, kendini inanmadığın halde temize mi çıkaracaksın Bu satırlara rastladığında yada biryerlerde duyduğunda Bir gün baba olacaksın İnşallah oğlun olur Bir kızın olursa eğer, En çok bu satırları yazan üzülecek, Büyük ihtimal yine arka teker, ön tekeri takip edecek. |
Gelişi-Gidişi Aniden,habersiz çıkagelirdin Seçkin sevinçler içinde belirdin Birdenbire,sessiz çıkıp giderdin Deprem gibi derin vuran Keder`din Hüsrev Hatemi Hüsrev Hatemi |
Kimdi kalan, kimdi giden... Giden mi sucludur herzaman!... Ne zaman baslar ayriliklar... Dostluklar biter ne zaman... Her gecen gun bir parca daha Aldi goturdu bizden... Ayni kalmiyordu hicbir sey... Degisiyordu hersey kendiliginden... Artik cozulmustu ellerimiz... Artik bolunmustu yuregimiz... Birimiz soylemeliydi bunu... Otekini incitmeden... Kimdi giden, kimdi kalan... Aslinda giden degil... Kalandir terkeden... Giden de bu yuzden gitmistir zaten !!! |
Ben sana git diyemem yanımda ol dedikçe duydukça yüreğimde uygarlık kargaşasını aşıp sevimli kasabalar halinde denizini, olta iplerini ve çekingen bedenini alarak geliyorsun ben sana git diyemem ayaklarına gölgelerimi asıp saçlarına vurgunca dokunan güneş ışıklarına demir döküp dudakların kadar ateş içinde kalıncaya kadar bedenim; kış mevsimi de başlayıp donmayınca balıklar ben sana git diyemem Ethem Vayvaylı |
Sen gittin ya... Sen gittin ya, karanliga düştüm; sen gittin ya, umutsuzluga kapıldım; sen gittin ya, sanki canım gitmiş, kalbim sökuk atılmış gibi, kendimi boşlukta buldum. Sen gittin ya, çaresizlikteyim... Keşke beni vurup gitseydin! |
GİT Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, Günahıma girmeden, katilim olmadan git! Git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle, Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle. Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar, Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar. Mademki benli hayat sana kafes kadar dar, Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar. Hadi git, benden sana dilediğince izin, Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin. Kahrımın nedenini söylesem irkilirler; Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler. Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın; Oysaki hep yedekte, hep elde var saymıştın. Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak, Zannetme ki, pişmanlık, mutluluk kadar ırak! Sanma ki fasl-ı bahar geldiğim gibi gitmez, Sanma ki hüsranını görmeye ömrüm yetmez. Her darbene tahammül edecektir bedenim, Gururum mani olur perişanıma benim. Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne? Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine. Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka, Sana gül bahçesini kim açar benden başka! Hercai arılara meyhanedir çiçekler, Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler! Mademki aşk tablosunun takdirinden acizsin, Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin. Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet, Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et! Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan! Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan! Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm! Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm. Korkulu düşlerimi yorumdan kaçırıyorum; Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum! Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, Günahıma girmeden, katilim olmadan git! ... |
|
GİTME KAL gün soldu bir yıl daha geçti ömrümden başımda karabulutlar kalbimde sızı hayallerimde kalan bir gölge gölgenin içinde buğulu bir çift göz gitme kal göçerken kalbimden gölgenide al git kalbim öyle küstü kadere hayallere gideli aylar oldu unutamadım o yari mademki ayrılacaktın gölgenide al git gitme kal solmuş kalbim bahar gününde gittin gideli gözlerine inanmaktı suçum günahım gözlerin kalbimde açan bir gonca idi öpüp okşamadan soldu goncam..... gitme kal..:cry: HER NE KADAR GİTMİŞ DE OLSAN.YÜREĞİM KAL DEMİŞİM Bİ KERE SANA.... |
Kal benimle... Gel desem gelir misin bana? Gelince, Gitmemecesine kalır mısın benimle? Kalbini aralayıp alır mısın beni içeriye? Sever misin beni de? Aramızda ki yollar yıpratamaz Bende ki sevgiyi, Aşılması güç sorunlar çıksa da karşıma. Sevmedi kalbim daha önce kimseyi, Ürkek bir kuş gibi kalmıştım tenhada. Bana geleceksen; İçimde ki; Seni öldürmek için kiraladığım, Azılı bir katilin ayak izlerini takip et. Ve sevginin soğuk kanlı katilidir “O”! Acele et! Ağına düşme sevmeyenin, Yalancı sevginin. Bir çocuk saflığıyla gülüp, Kıymet bilmeyenin. İmkansızı sorun olarak görme kendine, İmkansız diye bir şey yok. Sen imkansız olarak görüleni de dene, Olgunlaştırır bunlar seni; Sen fark etmesen de! Yılanın uykuda ki halini merak etme, O, Hiçbir zaman uyumayan bir düşmandır. Sen bir kez de beni sevmeyi dene, Çünkü; o “ben” Hiçbir zaman uyumayan Düşmanın düşmanıdır.... Özlem Bayram |
Günden güne yitikleşiyor hayatımı üstüne kurduğum yollarım... Her bir dönemeçte hızım kesiliyor yavaşça... Yitikleşen umutlarımda kayboluyorum sonra... Hayallerimi yok ediyorum kaybolmuşluğumda... Geçmişimin kayıplığına,geleceğimin yitikleşen yollarına Müebbeden hapsediyorum umutlarımı... Döke saça... |
Hoşçakal siyah beyaz tuşlarında piyanomun seni çalıyorum şimdi çaldıkça çoğalıyorsun odada sen arttıkça ben kayboluyorum seni doğuruyorum geceye adını koyuyorum aya bakarak |
GİT HADİ GİT Son bir kez yanıma gel Nasıl gideceksin insafa gel Gözümde yaşlar var Silmeye kıyamadım Akan yaşlar senden kaldı canim Herşeyimsin derdin şimdi ne oldum Demek başkasını yerime koydun Söyle onla gülüm mutlumusun Hadi git sana lanet olsun Git hadi git istemiyorsan Git hadi git hiç sevmiyorsan Yaralı gönlüme perişan halime Umutsuz kederler her günüm işkence Bana sen uzaksın bana sen azarsın Bir başkasıyla yaşarsın Bu kalp nasıl dayansın Sen çoktan kararlısın Gideceksen durma şimdi git Git hadi git istemiyorsan Git hadi git hiç sevmiyorsan Yaralı gönlüme perişan halime Umutsuz kederler her günüm işkence Bilmiyordum bilmiyordum Beni birgün terk edeceğini Bilmiyordum bu yüreğime Çekilmez acılar vereceğini Peki giderken azıcıkta olsa Hiç düşündün mü Bu bensiz ne yapar Bu bensiz nasıl yaşar Ama yok acımadan vurdun sen Var mı be Beni bir anda terk edip gitmek Var mı be Bana böyle acılar vermek Var mı be Seven bu canı ezip geçmek Söyle var mı Peki bu kalp nasıl dayansın Bu can sensiz nasıl yaşasın Yaşamak mı gülmek mi Sanma yaşarım sanma gülerim Yıkılmışım zaten Git hadi git istemiyorsan Git hadi git hic sevmiyorsan Yarali gönlüme perisan halime Umutsuz kederler her günüm işkence Git hadi git istemiyorsan Git hadi git hiç sevmiyorsan Yaralı gönlüme perişan halime Umutsuz kederler her günüm işkence |
Aklımda çekip gitmeler var şu günlerde... Tüm yolları tıkadığımı zannederken bir film afişinde gördüm gitmelerimi... Onları da yok edemem ki... Her şeyi silsem, yok saysam neye yarar? Çekip gitsem buralardan... Çekip gitsem her şey geride mi kalacak? Tüm yükümle gideceğim aslında farkındayım... Kendimle... Kişiye kendinden daha büyük yük yoktur sanırım... Kendimi bırakıp gitsem... Mümkünse gitsem... Kendimi cumbadaki masada, kahvemle ve Ahmet Altan'la bırakıp gidebilseydim, yanıma da sadece sigaramı ve özbenliğimi alabilseydim... İşte o zaman çekip gitmelerim ne güzel olurdu... Durağan bir otel odasında, hareket halinde bir sigaranın dumanıyla... İşte ilk nefes... Çok acı çekiyorum ben... Ardından ikinci nefes... Evetttt, çokkk acıyor içim... Üçüncü nefes... Ağlamak istiyorum... Dördüncü nefes... Ağlıyorum işte... Beşinci nefes... Gözlerimden acımla birlikte akıyor yaşlar... Altıncı nefes... Artık susmak istemiyorum... Yedinci nefes... Konuşmaya başladım bile... Sekizinci nefes... Git lütfen... Giderken sessiz ol ama... Dokuzuncu nefes... Yalnız kalmalıyım... Onuncu nefes... Problemler çözümü içinde taşır, hadi onu bulalım şimdi... On birinci nefes... Ama önce asıl problemi bulalım... On ikinci nefes... Hadi bul şu problemi... On üçüncü nefes... Buldum galiba... On dördüncü nefes... Hadi beni öldürsene... On beşinci nefes... Biraz daha yanayım... On altıncı nefes... Zerrem kalmamalı yanmayan.. Ve son nefes... Aman Allahım bu küller ben miyim? İşte böyle bitmeli o sigara... Ve ben yanıp küle dönmek istiyorum işte böyle... Hikayedeki gibi olmalı... Küllerimden yeniden doğmalı... Aklımda çekip gitmeler var şu günlerde... Tüm yolları tıkadığımı zannederken bir film afişinde gördüm gitmelerimi... Film gibi gerçek hayatlarda, masalsı küllerden yeniden doğmak isteğimi gördüm... Gitmelerim... Çekip gitmelerim... Yanmalarım... Tek zerrem kalmayana dek yanmalarım... Doğmalarım... Küllerimden masalsı doğmalarım... Gitmelerim... Ve güllerin içinden, ve küllerin içinden dönüp gelmelerim |
http://img246.imageshack.us/img246/3501/sedatakkayauntitled8cw5fk0.jpg Ağlamak istiyorum hıçkırıklarla Yokluğuna sitemler yağdırmak geliyor içimden Ve sesim kısılasıya kadar bağırmak Seni deliler gibi sevdiğimi haykırmak istiyorum Bir kurşun olmak istiyorum kimi zaman Yalnızlığın beynine çakılmak için Kimi zaman da hain bir bıcak Kaderin göğsüne saplanmak için Bozguna uğradı hasretinden Gönlümün tüm sahilleri Umutlarım can çekişiyor Gelmeni istiyorum Kara bulutlar çökmeden Ağıtlar yakılmadan gençlik günlerime İsyan etmek istiyorum bu sonsuz eziyete Bazen acımasız kasırgalar esiyor içimde Her gün batışında semaya uzanan ellerimi Duvarlara taslara vurup kırmak Karşı koyamadığım bu sonsuz eziyete Bazen de bir şiir olmak istiyorum Hasretine yazılmış Yokluğunun acı zulüm ve ölüm olduğunu anlatıp Ve sensizliğin matemine gömülmek istiyorum Bir dünya istiyorum Acıdan kederden yıkımdan uzak Seninle paylaşmalıyım tüm güzellikleri Yalnızlığın olmadığı |
GİTTİN Gittin Arkana bile bakmadan Bir el sallamadan Gittin sevdiğim Öylece bakakaldım Sonra Döndüm arkama Hızlı hızlı kaçtım Uzaklaştım Biliyordumki Sen dönsen Ben dönsem Gidemezdik Öner Özer |
DUR DEMELERİM FAYDA ETMEYECEK GİDECEKSİN Dur demelerim fayda etmeyecek bu kez bu kez dinlemeyeceksin gideceksin senden tek istediğim hani olur da aklına gelirsem eğer gülümsemen yüzünde gülümseme olarak kalmak istiyorum gitme demeler yetmeyecek biliyorum desem de gideceksin yalvarsam da gelmezsin senden istediğim şarkımız çalarsa , işitirsen bir yerlerde; durup dinlemen öylece dinlemen ve sadece geçirdiğimiz güzel günleri düşünmen bu gidişin gidiş değil bu bakışın hayır değil bu öpüşün mevsimi değil bu bilmeler faydamı sanki avutmuyor hiçbir şey artık sende anla dindirmiyor yaramı susturmuyor beni durdurmuyor hiç belki gözyaşı dökmüyorum ama içimdeki haylaz durmuyor daha hızlı çarpar oldu daha bir özler oldu seni gitme demeyeceğim desem de gideceksin atsam kendimi düştüğüm zifiri karanlıktır sadece tutsam ellerini çatlamış derilerdir öpsem dudaklarını yitip de gidişlerimizdir baksam gözlerine donuk iki renktir bitti işte son çırpınışlarımızdı belki yenik düştük zamana bizde yenildik aşka! alıntı |
Beni de al… Aşka dair ne kaldıysa çatlağından sızan yüreğinde Mahşere dönen kör sokakta kaygısızca ilerlerken Önümüzde ıstırap vadileri mesken, ardımızda donmuş nehirler Beni de al yanına giderken, zaman tersine işlerken Bir damla yaş aktığını hissedersen bana bakan gözlerinde İnleyişimin çiçekleri ayaklarımızın altında can çekişirken Bulunmayanları aramaktan değil, arananları bulmak isterken Yanaklarından süzülen kırılgan öpücük Sevip okşamalar durmadan bizden söz ederken Beni de al yanına giderken, zaman tersine işlerken |
|
ÇARESİZCE BİR GİDİŞ karanlıgın kapladıgı ıssız bır yolda bır basıma kımse yok yanımda kimsede olmayacak benimle bırlıkte vefalı dostum karanlıktan baska bilmiyorum sonu nereye cıkar bu yolun nereye goturur benı hangi sonla karsılasır bu yorgun bedenım belkı essız mutluluga belkıde beklenmeyen sonsuzluga götürür çaresızlık içinde kalan benligimi durmus beklıyorumbu acız halımle yürümekten korkuyorum korkacak ne var sanki kaybedecek neyim kaldı ki ne olursa olsun gitmelıyım seni unutup gitmeliyim senden önce nasılsa senden sonrada öyleyim alıntı |
Bu gece bir sabahla bitecek Rüyanda kopan sessiz çığlıkların Bu sabah uyanışını geçecek. Ardından kopacak fırtına ve sen uyanacaksın kendinle baş başa... Bitmeyen rüyalar yalnızca aşıkken görülür. Aslın bitimindeyse kabusa dönüşür, Ardından bir genç daha balkonda sabalar, Yıldızsız gecelerde sevdiğini yıldız yapar. Kendinde bulamadığı kadar çok aslını arar, Asıl aşkta ama çığlık atamadıkça neye yarar...... YAPRAK YAŞAR..,, |
Her sarki bir sevdadan dokulur misra misra Her sarki yasanmis bir masali resmeder Selene Dusun camlar arasini, mehtapli geceleri, masmavi denizleri Dusun simdi yollara serpilen umitleri Hadi bir sarki da sen Soylesene!.. Bak butun guzelliklerin tumu sende Bak sende gulumsuyor en amansiz ozlemler Unut bir yerde bensiz oldugunu, caresiz Ayriliklar sevenlerle yucelir Selene Hadi sil gozlerini Gulsene!.. Bitimsiz bir sevdadir yasamak Sevmekse en guzeli mutluluklarin Sense icimde en tanrisal gerceksin Selene Iste yuregim bildigince carpiyor sen, sen diye Sende gozlerim, sende ellerim, sende sen olan varligim Dusunsene!.. Bakma sen yagmurlarin sagnak dokuldugune Bakma sen gecelerin karanligina Selene Bu pembe umut sutten de beyaz Bu senli hayal gulden de kirmizi Iste renk renk cicekleri askimizin Gorsene!.. Ve bir gun dur diyecegim gecip giden zamana Son kursunu sIkacagim sensizlige Selene Obek obek mutluluklar tasiyacagim dag eteklerinden Sana gokten yildizlari koparacagim bir bir Sana bitmez tukenmez sevdalar getirecegim Beklesene!.. ahmet selcuk ilkan |
Severken Vazgeçmek Cinayettir..! "Benim için bir rüzgar Artık buradan gitmeli Geçirmiş üzgün ipliğini Acının iğnesinden." diyor Metin Altıok ve sanki tarif ediyor bir vazgeçiş sahnesini... Vazgeçmek bir tercih midir yoksa son noktayı koymak mıdır? Katı sınırlar içinde var olan bir fikir değiştirme zorunluluğu mudur yoksa paşa gönlün maymun iştahlılığı mıdır?Bir gidiş midir yoksa dönüş müdür? Hepsi birdendir;hiç biri değildir... Son noktayı koymanın vazgeçiş olduğu durumda; bize kuvvetli bir rüzgar gerekir. Çok kuvvetli bir rüzgar çıkmalı, savurmalı etrafa her şeyi ve işte gitmenin gerektiği o an gelmeli... Rüzgar cesaret üfürmeli.İnsan cesaret bulmalı ve sonra yol almalı. Her tercihin bir vazgeçiş olduğu durumlarda ise elimizdeki ipliğin acının,riskin iğnesinden geçmesine göz yummak gerekir. Çünkü yaşam vazgeçtiklerimizin akıbeti hakkında ipuç(lar)ı vermez bizlere. Kafamızda kalan "ya","acaba", "ama" gibi albenili sözcükler olur. Yüreğimizi kaplayan ise bazen şüphe bazen tedirginlik, çoğu zamansa heyecan olur... Vazgeçiş bir fikir değiştirme zorunluluğu kılığındayken; en çok hüzün taşır. Zorunluluğun bilincinde olmak, dayatmayı çok yakından hissetmektir.Dayatılan konu vazgeçmeyi buyuruyorsa insan hüzünlenir.Çünkü insan olmak elinde olmayanı özlemektir. Ve vazgeçilen hep özlenir. Rüzgar cesaret üfürürken,iplik acının iğnesinden geçerken fark etmeli; vazgeçmenin içinde neler barındırdığını... Vazgeçmek benliğinde "geçmek" eylemini bulundurur. Geçmek,geçebilmek için önce gelmek gerekir. Çünkü ancak geldikten sonra,belli bir noktaya vardıktan sonra mümkündür geçmek. Gelmek bir gidiştir;geçmek de öyle. Ama geçmek vazgeçmeye dönüştüğü anda yolculuk yönünü değiştirir. Gidiş dönüş olur. Zaten dönüşte bir gidiş değil midir aslında? Peki ya dönüşe geçmenin imkansız olduğu,kişinin çaresiz kaldığı durumlar??? Ölümü çağrıştıran durumlardır bunlar. Hatta bazen ölümden ziyade cinayeti çağrıştıran durumlardır. Cinayet...Severken vazgeçmek cinayettir. Birini sevmek; içinde duyguların en masum ve en yücesini saklamaktır. Birini severken vazgeçmekse kurşun sıkmaktır; içinde saklanan o duyguya-duyguların en savunmasız olanına-. Kanatmaktır yüreği. Cinayet işlemektir. İnsanın kendisini suçlu hissetmesidir. Ve sonra bir ömür boyu kurtulamamasıdır kendi yargıçlığından... Vazgeçişler sonunda yargılanmamak dileğiyle. __________________ Artık herşey mekruh ve her şey haram! Vazgeçtim insan olmanın ******** gururundan Gurursuzum, mekruh ve haramım, Yabancıyım, değme bana... ve kimliksizim... Aşksızlığının cehennemine mahkum biri... Kendi cennetinden vazgeçti... Üstelik hiç tevazu göstermeden... Kendisine İntihar Süsü Verdi... Payına düşenlerin başı sağ olsun... |
...dedi ve gitti ... Tek bir söz bile söyleyemedim, ağzımı açtım ama sesim çıkmadı... çıkamadı belki de... belleğimi zorladım –gitme-den başka bir kelime gelmedi aklıma... niye diye sorsa verecek cevabım yoktu... alıştım sana bile diyemezdim ki daha alışmamıştım bile kendime... kendi yaşadıklarıma duygularıma yaptıklarıma bile her saniye şaşıran ben bir başkasına alıştım sana diyemezdim... demedim de... gitti... baktım arkasından... uzun uzun... hiç birşey hissetmediğimi anladığım an hüzünlendim... kızdım kendime... her zaman söyleyecek çok şey bulan ben tek kelime bulamıyordum... avuttum mu kendimi böylesi daha iyi diye gerçekten de böylesi daha mı iyiydi bilmiyorum... sanırım bilemeyeceğimde... insan yalnız ve kendine dönük bir hayvan mıydı gerçekten... kaybettiklerinde birlikteliğine mi yoksa kendine mi üzülüyordu... daha fazla birlikte paylaşım yaşayamadığı için mi yoksa bir süre yalnız kalacağı için mi panik yaşıyordu... kalınca bir başına aklına güzel anıların gelmesi ve eğer yalnızlık uzun sürerse kötü günlerin azalıp geçmişin sanki bir peri masalına dönüşü bir aldanma mıydı? asla olmayacağını bile bile özlemek eskiyi, güzel bir filmmiş gibi bahsetmek yenisini bulamamanın bir sonucu mudur yoksa o kadar değerlimiydi yaşananlar gerçekten... bunu bir gerçek varsaydığım da artıyor zaman zaman o gün tek kelime bile söyleyememenin verdiği tuhaf sızı... şimdi düşündüğümde söyleyecek çok şeyim var... ...gitme... ...çünkü... ...seni seviyorum... ...belki kendime alışamadım ama sana alıştım... ...gitme... ...ve beni mahrum bırakma gülüşünden... ...gitme... ...kendinden röfleli saçlarından... ...güzel ellerinden ve onları şekillendirme biçiminden... ...gitme... ...kulaklarım sesini özlemesin... ...gözlerim aramasın her yerde siluetini... ...gitme... ...benzer birini gördüğümde titremesin dizlerim durduk yerde... ...gitme... ...aşktandır hırçınlığım... ...gitme... ...tenim tenini özlemesin... ...gitme... ...yarım kalır her şey inan bana... ...konuşacak, yapacak çok şeyimiz sevişecek çok zamanımız var daha... ...gitme... ...ne olur... ...gitme... ...beni sensiz bırakma... ...diyemedim... ...gitti... |
Gec kalan gunestir Erkenden cekip giden de Bir esinti savurur gonlumun yapraklarini Kurumus ve her an dagilmaya hazir Herbir yaprak mechul ayaklar altinda Paramparca. Hazan mevsimi midir gokyuzunu kizila boyayan Yoksa benim kanayan yuregim mi |
Gitme hep burada kal Bizimle kal bu kıyıda Her yanına dokundum bakışının Her yerini tanıdım göklerinin Gün boyu sende uçtum Dinlendim dallarında Atlılar gibi yoruldum yanında Uyudum Ölür kıyı ölür yazlar Alır götürür karakış Her bahar her umuda zorunlu mu Neden yolcusun bu kadar Gideceksen Al götür umudumu Al götür sonuna kadar
|
Geleceğim Şahit buna bu gece ay, Bir gün sana geleceğim. Bugünden başla sen de say, Bir gün sana geleceğim. Mecnuna Leylası gerek, Biliyorsun var bu yürek, Gerekirse yürüyerek, Bir gün sana geleceğim. Gelmiş ise vakti nikâh, Ne ah fayda eder ne vah, Belki güneşli bir sabah, Bir gün sana geleceğim. Bin bir zahmet ve emekle, Belki yırtık bir gömlekle, Ama tertemiz bir yürekle, Bir gün sana geleceğim. Gördüğün an şaşacaksın, Coşacak çağlayacaksın, Sevinçten ağlayacaksın, Bir gün sana geleceğim. Mümtaz Beğen |
http://img263.imageshack.us/img263/5899/1822dp1.jpg http://img84.imageshack.us/img84/7420/uutg0.jpg Sözlerim kesildi aniden,konuşamaz,yazamaz oldum… Oysa vardı söyleyeceklerim sana dair… Ama bulamadım hangi kelime anlatır beni sana? Bulmak isterdim,bulup söylemek.. Belki…anlardın beni. Sanki her söz eksik biraz seni anlatmaya,şaşırdım,nasıl olur da konuşamaz insan bu kadar anlatacak şeyi varken… Uzun zaman oldu karalayamadım iki satır.oysa anlatmak isterdim seni kıta kıta…olsun isterdim,olmadı… Oldurmak isterdim, Belki…o zaman anlardın beni. Sen gittin aşk bana kaldı,aşk yakışanda kalırmış. Ardından siyah geceler kol gezdi yüreğimde, Ben sol yanımı öldürdüm de Siyah'a büründüm.Kimse girmesin diye yüreğime,aşka küstüm. Yazamıyordum demiştim ya işte yazdım…acaba hiç yazmasamıydım? Ben seni aşk sanmıştım,yanılmışım…öyle olsan yanımda kalırdın. Şimdi, seni sevdiğimi unut, Vazgec(emedim)tim seni sevmekten Dönsen de tanımaz yüreğim yüreğini,en iyisi unutmalı bu yalan olmuş ikiliyi...!!! |
Yapma Allah Aşkına... her gidişine ayrı anlam yüklüyorum yapma Allah aşkına ya kal benimle ya söz etme gidişlerden ya da silinsin isminde cisminde oynama benimle dengemi bozuyorsun aşkı yaşayacak yürek bırakmıyorsun insanda Seni seviyorum diye başlıyan ve amayla devam eden cümleleri duymaktan bıktım Üstelik bir cümlenin sonunda ama varsa bir önceki yargının hiçbir hükmü yoktur artık Seni seviyorum ama birlikte olmamız imkansız diyebiliyorsan eğer sevmiyorsun demektir bahanelere sığınma insanların hayatlarına sorgusuz sualsiz girip sonradan darmadağan edip hiçbir şey söylemeden çekip gidenlerden nefret ediyorum Böylemisin sende gerçekten gitmekmi istiyorsun yürekli ol biraz hadi konuş söylemek istediklerini söyle iki çift sözü hak etmedikmi biz hiçmi saygın yok ah ben niye yanılıyorum ki hep niye tam işte bu dediklerimi sömürüyorlar aşkımı bir az dahamı katı olmalıyım dahamı kapalı tutmalıyım kapılarımı bazan bu dünyada olmadığını düşünüyorum oyun çeviremiyorum hesap yapamıyorum insanız hepimiz hepimizin zaafları var herkesin yanlışları var iyi de hep benimi bulacak bunlar hiçbir kaygıya yer vermeden hiçbir hesabı düşünmeden açsaydın eğer bana yüreğini işte o zaman görürdün bir aşkın nasıl efsaneye dönüşebileceğini sen gözlerini kapatıyorsun bir sen varsın başka hiçbir şeye bakmıyorsun herşey senin çevrende şekillenmeli herşey sana göre düzenlenmeli beceremiyorum kusura bakma şimdi gidiyorum aşk tam teslimiyet ister kendini aşkın kollarına ya bırakırsın ya bırakmazsın bir yanım dışarda kalsın dediğin noktada aşkı boğarsın yok edersin o güzelim duyguyu bu yüzden hep cusurların işidir aşk bırak bırak aşk bende kalsın ağlamayı bilmeyen gözler sevmeyi de bilemez ben sevmeyi biliyorum ve ağlıyorum yolun açık olsun... ben tekrar yalnız kalırım git... yokluğundan en hali vakti yerinde duygularım hüzün... |
Ağlama sevdiğim… Bu sana yazdığım son mektup sevdiğim. Bu mektup sende olunca ben olmayacağım sevdiğim. Ağlama sakın ağlama sevdiğim. Her gözyaşın kalbimi yakan ateş misali, Ağaçtan dökülen son yaprak misali, Rüzgârda kaybolan kâğıt misali, Seni kaybeden bir ben, bir ben olurum sevdiğim. Ağlama sakın ağlama sevdiğim. Akmasın gözyaşın kıyamam, Akan gözyaşında boğulurum yaşayamam. Bak, bak gene o ezan, Ama bu sefer benim ezanım, Benim için okuyan ezan. Kuşlar susmuş, rüzgâr durmuş, Bir yağmur yağıyor sevdiğim. Sen sakın yağma sevdiğim. Ölüm bu; dur diyemesin, yapma diyemesin. Yüreğimden kan akıyor, Olguma olan özlemim akıyor, Sana olan sevgim akıyor. Sen sakın akma sevdiğim. Anama sen söyle ben yapamam. Anadır ona kıyamam. Gözlerine baka baka ben gidiyorum diyemem. Ezan bitiyor sevdiğim. Arkadaşlar, akrabalar hep ağlıyor. Babamda ağlıyor. Ben hiç görmedim babamın ağladığını sevdiğim. Babamın yeşil gözlerine ağlamak yakışmıyor. Sen sakın ağlama sevdiğim. Kana kana yüreği açıyor anamın. Savrula savrula omuzlardan gidiyorum sevdiğim. Ve beni taşıyan kardeşimi görüyorum. Ağlıyor o da ağlıyor sevdiğim. Sen ağlama sevdiğim, sen ağlama. Beyazlar içinde gidiyorum. Kalbim kanıyor, ben ağlıyorum, sevdiklerim ağlıyor. Sen sakın ağlama sevdiğim. Çünkü sana ağlamak hiç yakışmıyor. Sen gül hep gül sevdiğim… Sen gül hep gülü sevdiğim… ADEM BAŞDAR..,, |
git sen.. ben boyarım çatlaklarını duvarların.. harcını sulamayı unutma sevdamızın.. git sen.. ben tutarım hesabını sensiz ayların.. sen sadece kendini üzülüyor sanırsın.. git sen.. ben resmini çizerim gözlerinin karasının.. ne ben akıllıyım artık ne de sen şapşalsın.. git sen.. ben bakarım ardından ayaklarının.. gözlerimde yaş bırak ki pınarları kurumasın.. bütün sokaklarım sana doğru.. git sen.. tutmak istiyorum giderken seni.. avuçlarım yosun bağlamış.. gittin diye söyleyemediklerimi bi bilsen.. ama boşver yine de.. git sen.. git.. |
ADAK sana şiirler okuyacağım gitme güneşler doğacak yalnızlığımdan sana bir ışık getireceğim büyük aydınlığımdan sana bir dolu umut getireceğim küçük ellerine sığmayacak sana afrika geceleri getireceğim sımsıcak sana çiçekler getireceğim bozulmuş gül bahçelerinden sana bir serinlik getireceğim yağmur tanelerinden sana avuç avuç yıkdız getireceğim güneşimden başka sana engin denizlerin maviliğini getireceğim köpük köpük dalga dalga sana bir rüzgar getireceğim dağlardan tepelerden gitme sana zamanı getireceğim zamanın bittiği yerden |
Gelme Artık İstemiyorum Seni Gidişin bitişimdi.Söylemiştim sana.Dünyandım be sevgili.Seni duymasam da hissedebiliyorum nefretini.Sensizde mutluyum şimdi.Unutmak kolay olmadı belki,benliğimi kaybettim gençliğimi mahvettim,en önemlisi seni yitirdim ama unuttum şimdi.Yoksun ve artık olmayacaksın.Gerçekler her zaman acıymış daha iyi anlıyorum Giderken kendinle birlikte neleri götürdün valizinde biliyor musun? Bilemezsin ki nerden bileceksin.Ne kadar soyut olsalar da benim canım gibiydiler.Onları getirmeni çok bekledim.Aslına bakarsan beklediğim benden götürdüklerin değil ‘’SEN’’din.Ümitsiz yaşayamıyor insan.Ben ümit etmeyi de senden öğrendim aslına bakarsan.Bunca zaman geçti gelmedin.Bana düşen seni unutmaktı.Unuttum da yüreğim perperişan.Senin Yaptığın gibi senin unuttuğun gibi.Aramızda ki tek fark ne biliyor musun sevgili?Sen hiç düşünmeden unuttun beni.Bense her gün kanayan yüreğimi senin sevginle sararak.Nasıl kör etmişsin gözlerimi.Bir gülüşünle dünyaları yıkacak kadar güç verirdin bana şimdi değil gülüşün senin hayalin bile öldürüyor yüreğimi.bilesin diye söylemiyorum bunları sana.Bilsen ne fayda.Beni asıl kahreden senin böylesine zayıf olman.Bu kadar kolay vazgeçip,bu kadar kolay unutman.Sen her zaman ki gibi kolayı seçtin.Bense her gün ölümü.Ölümden korkum yok ama her gün aynı acıyı yaşamak ölümden beter sevgili. Gelmesen de olur şimdi dedim ya ben kanayan yüreğimi seninle kapatmasını öğrendim öğrenmesine de bir gün dönersen bıraktığın yerde değilim bilmeni isterim.Ben unuttum yalan aşkını ve seni.GELME İSTEMİYORUM |
Geleceğim Şahit buna bu gece ay, Bir gün sana geleceğim. Bugünden başla sen de say, Bir gün sana geleceğim. Mecnuna Leylası gerek, Biliyorsun var bu yürek, Gerekirse yürüyerek, Bir gün sana geleceğim. Gelmiş ise vakti nikâh, Ne ah fayda eder ne vah, Belki güneşli bir sabah, Bir gün sana geleceğim. Bin bir zahmet ve emekle, Belki yırtık bir gömlekle, Ama tertemiz bir yürekle, Bir gün sana geleceğim. Gördüğün an şaşacaksın, Coşacak çağlayacaksın, Sevinçten ağlayacaksın, Bir gün sana geleceğim. Mümtaz Beğen |
Gittin... Dudagima, çocuksu susuzlugumla asla doyamadigim öpücüklerinden birini kondurup gittin. "N'olur öyle bakma bana" dedin en son... Daha birkaç dakika önce, gözlerimde varliginla alevlenen yasam sevincinin yerine, boyun egmis, donuk ve daha simdiden hasretinle kavrulmus bir karanligi birakip gittin... Dolmustu zamanin... Yüregimdeki kum saatini, o göz açip kapayincaya kadar geçen "sen"den, sanki asirlarca tükenmek bilmeyen "sensizlige" tersyüz ederek gittin. Içimde, günlerdir yoklugunla zayiflamis, kalbi kupkuru kalmis ask çocugunu sevginle emzirme sarhosluguyla delirdigim su "üç saatin" içindeki yüzlerce "an"i "ani"ya dönüstürerek... Önce gözlerim öksüz kaldi yoklugunda. Sonra, nefesinin o bugulu sicakligindan mahrum kalan evimin rutubet kokulu duvarlari... Gittin... Iki askin arasinda saskin, ürkek ve çaresiz bir çocuk gibi savrulan kalbini cebine koyup, baska bir eve gittin uyumaya. Artik senin degildi evin,. "sizin"di. Benim özledigim o eski evin degildi gittigin... O eski ev... Oturup, zamanin o yagmursuz, o parça parça yüzüne bakarak, günesin bütün gün sadece yalayip geçtigi los pencerelerinde dalginligimizi biriktirdigimiz o ev... Susardik bazen... Ansizin, hesapsizca, belki de yorgun düserek... Akildisi bir hizla devinen imgelerin ortasinda, bir çig gibi ömrümüze yigilan anilardan birini seçip, dondurarak... Hayat, çok eskilerden gelen sonsuz bir ritüel gibi, bir gelenek gibi tekrar ederdi etrafimizda, umurumuzda olmadan... Elin çaya uzanirdi... Tenim dudaklarini özlerdi... Bir sözüm siirin olurdu... Demlenirdik. Gömüldükçe düslerin o büyülü uykusuna, askimin kalbimdeki ilahi melodisi çalinirdi kulaklarina birden. Nasil da ürkerdin... Karanliktan korkan bir çocugun teselli isligi gibi bölerdi sesin suskunlugumuzu... Ruhlarimizin biryerlerde bulustuguna, düslerimizin biryerde kesistigine inanmak istedigim bu hayattan çalinti anlari, beni bunun aksine inandirmaya çalisan bir sesle ve ilk önce hep sen bölerdin. Iste böyle anlarda yüzü daha da netlesirdi dünyaya gözlerinden bakan o yarali çocuklugunun... Iste ben en çok seni içimden dogru sevdigim böyle anlari severdim... Hayatin içinde seni barindirdigi her karesinde uzun uzun soluklar alarak, o günlük, o siradan ayrintilarini alabildigince büyütüp, içinde kaybolarak severdim seni... Odanin içinde, varligina yillardir asina oldugun bir esya gibi sessizce kaybolarak seni izlemek ve basinin üzerinden sonsuzluga akip giden düs bulutlarinda sekillenen her sözü, yüregimde senin için büyüttügüm siire misra yapip eklemekti seni sevmek... Sevmek hayatina taniklik etmekti benim için... Sabahlari evden çikmadan önce, uykundaki o en masum halini öpücüklere bogarken "gitme" diye sayiklayan sesine kiyamayip, patrona binbir yalanlar uydurarak sik sik ise gitmemekti seni sevmek... Sana kahvalti hazirlamakti. Özenle hazirlidigim sofraya istahla oturup, "Sen var ya, bir meleksin, neden seninle evlenmiyorum ki ben... Senden daha iyisini mi bulacagim" diyen muzip sözlerine sevinmek, belki de çocukça inanmakti... Ince ince kiyilmis, tabaga motif gibi islenerek dizilmis ve hep sevdigin gibi üzerinde zeytinyagi ve limon gezdirilmis domateslere, yaptigim mezelere duydugun minnete sasirmakti... Hayatina eklemekten çilginca zevk aldigim o sefkatli inceliklere duydugun minnete... Seni sevmek, bundan yillar önce, seni bir idol gibi içimde büyütüp, hayranligimin yavas yavas aska dönüsünü ürkekçe gizleyerek kaleme aldigim mektuplarima, ayni incelikle, ayni özlemle, ayni hayranlikla verdigin cevaplarina inanmamakti... Tüm israrlarina ragmen, bu essiz büyüyü bozmaktan çekinip, aylarca seni bir kez bile aramamakti. Sonra ansizin yollara düsüp, çocuklugumda kalbimde filizlenen sevdasi senin askinla yeseren bu kentin sokaklarinda izini sürmek, kendi sözlerinle "bu inceligin ve bu derin anlayisin yüzünü", yani o merak ettigin yüzümü, gözlerine tasimakti... Bulustugumuz cafede, aylarin günlerin telasi ve susuzluguyla, anlattigin seylerin hiçbirini algilamadan, sadece hayranlikla seni, o hepimiz gibiligini seyrederken, masanin altindan bir türlü çikartamadigin o telasli, o çocuk ellerinde kendini eleveren heyecanina inanamamakti... Seni sevmek, o gece raki içtigimiz köhne meyhaneden çikip yürüdügümüz sokaklarda, Nisan ayinda bir mucize gibi gökyüzünde dans eden kar tanelerinin Tanri'nin bu ask için gönderdigi bir isaret olduguna inanmakti... Seni sevmek kadinligimi, bedenimi ve hazzi ilk defa seninle kesfetmekti. 17 yildir sanki sadece senin için sakladigim bedenimi, en ufak bir tereddüt duymadan ve beklentisiz bir sarhoslukla sana sunmakti... Her dokunusunda kutsal bir ayinin o sicak ve tatli sarabini yudum yudum içer gibi... Seni sevmek, askin ugruna, ama senden izinsiz, baska bir kentteki hayatimi sifirlayip, yasadigin kente, yasadigin gögün altina, islandigin yagmurlarin altina gelip yerlesmekti. Senden baska, bu koca kentte bir basinalik ve kimsesizlikti seni sevmek... Sokaklarda tek bir tanidik simaya rastlamamaya alismakti güçlükle... Hücrelerimle beraber çogalan askini özgürce ve sinirsizca yasamak için ailemin sefkatli ve anlayisli kollarindan siyrilip kanatlanmak, yillanmis can dostlarin sevgisini çok uzaklarda birakmakti... Seni sevmek, yalnizligin soguk kollarindan biraz olsun siyrilip, nefes alabilmek için geceleri saatlerce tek basima Beyoglu'nun karanlik sokaklarinda kalabaligin soluguyla isinmaya çalismakti. Hiç tanimadigim insanlarin yüzünde senin yüzünü aramak, onlarin kaybetmis, umutsuz hayatlarinda yarali geçmisinin ve çocuksu düslerinin izlerini sürmekti... Seni sevmek, bu kentin tozlu, soluk isiklari ruhumu isirirken, ayni gecenin yildizlari altinda seni deliler gibi özlemekti... O geceyi de kollarinda geçirebilmeye seni ikna edebilmek için saatlerce sokaklarda dolasip, barlarda, kahvelerde oturup eve dönüsünü beklemekti... Bazen bu bekleyislerin sonu, yorgun düsmüs bedenimi sürükledigim evimde, o gece bir baska kadinin yaninda uyumana aglamak olurdu sabaha kadar... Ertesi gün bir sizofren gibi, hiçbir sey olmamis gibi tekrar seni sevmeye koyulurdum...sasirirdin. Çünkü, seni sevmek direnmekti sevgili... Güçsüz olani acimasizca yokeden bu kentin hoyratligina ve senin için artik inanmaktan çoktan vazgeçtigin, yasadigin hayalkirikliklariyla çok uzun zamandir kaybettigin o ask duygusunun gerçekliginin canli ispati olmaya direnmekti... Kalbine inançla ask tohumlari ekmekti seni sevmek... Sevmek o yitirdigin ask sarkisi adina sana umut vermekti... Seni sevmek, ait oldugun gökyüzünde seni özgür birakmakti... Koparmamakti kanatlarini... Ruhunun ve kaleminin tek besin kaynagindan, baska sevgilerin siirine ekledigi misralardan kiskançlikla seni mahrum etmeye yeltenmemekti... Sevmek, ruhumun tek sahibi olan seni sahiplenmemeye kanaya kanaya razi olmakti... Çocuksu bir saflikla tek vazgeçemeyeceginin ben olduguma kendimi inandirarak, hayatina boyun egmekti... Seni sevmek, bir babayi, bir canyoldasini hayatinin sonuna kadar yaninda oldugunu bildigin güvenilir bir dostu, ilgiye ve sefkate doymayan çaresiz bir küçük çocugu, ama en çok da tutkulu, kiskanç ve yüregi sonsuz maviliklere akan bir deli asigi sevmek gibiydi... Birgün ansizin, telefonda duydugun bir sese, ya da yeni tanistigin bir kadina asik oldugunu, sanki tepkimi ölçmek ya da seni nasil kiskandigimi görmek isteyen abartili bir heyecanla söylediginde, telasa kapilmamak, bunun gelip geçici bir duygu olduguna ve asla benden vazgeçemeyecegine inanmakti... Yine de içimdeki o kaçinilmaz endise ister istemez sarardi yüzümü... Sesim solugum kesilirdi birden... Iste, öyle anlarda beni simsiki sarip, tutkulu bir sevismenin ilk öpücüklerini dudagima kondururken, "Sen küçücük bir kizsin, biliyor musun" diyen sefkatli sesini severdim en çok... Ve aslinda ben dahil, hiç kimseye asik olamayacagini düsünür, hüzünlenirdim... Rüyalarimin gül kokusu... Sonra birgün aska açildi yüreginin sürgüleri... Sonra birgün siirlerin baska bir askin kokusuna büründü... Yikildi tabularin... Kirildi zincirlerin... Uzagima düstün.. Bu defa farkliydi, hissetmistim. Yalniz bedenini degil, ruhunu da paylasmaya baslamistin bir baska kadinla... Sonra sevmek yavas yavas kayisini izlemek oldu avuçlarimdan... Seni sevmek, sen sabaha karsi uyudugumu sanarak yanimdan kalkip bir baska yürekle telefonda özlem giderirken, içimde kopan firtinalari susturmaya çalismak oldu sessizce... Habersizce kapini çaldigim o gün, kapinda kalip, içeri girememek oldu... O güne kadar hiç olmazsa bana karsi dürüst olmanla, yasadiklarini benden gizlememenle, yalan söylememenle avunuyordum... Ama bir baskasini incitmemek, üzmemek için ondan gerçekleri gizledigini, yalanlarla da olsa onu korudugunu farkedince bu avuntu da terketti beni... Yalanlarini bile kiskanir oldum. Neden dürüst olmak için beni seçmistin sanki... Gerçegin acimasiz zindanlarinda neden beni kilitli birakmistin... Ne çok düsündüm bu sorularin cevaplarini... Ne çok sorguladim kendimi, nerde hata yaptigimi, neyi eksik biraktigimi... Kadinca oyunlardan haberim olmadi hiçbir zaman. Seçtigin yasam biçiminden koparmak, seni soluksuz birakmak demekti benim için. Hatam seni bir mülk gibi sahiplenmemek miydi? Acaba istedigin bu muydu? Seni yanlis mi tanimistim?.. Bana hep, ne kadar asil bir yüregim oldugunu söyler dururdun... Isyanim, kalbimin ezilmis parçalarinin üstünü örtüp, sessizce çekip kapini çikmak olurdu en fazla... Yalniz kalmak istedigini daha sen söylemeden yüzündeki bulutlardan hisseder, çikip giderdim... Özür diler gibi bir sesle, onun gelecegini söylediginde, sessizce çikip giderdim... Karsinda ben otururken, onunla saatlerce telefonda konustugunda çikip giderdim... Hep giderdim... Bu onurlu tavrimdi belki de ezen yüregini... Vazgeçemedigin tek yanim buydu belki... Sonra, sevmek yarali kadinligimi baska yüreklerle avutma yanilgisina kapilmak oldu... Buna hakkim oldugunu söyleyip dursan da, biliyorum, aslinda içten içe hiç affetmedin beni... Sen çoktan parçalanmistin zaten... Benim de yüregimi böldügümü düsünmek sana bile agir geldi... Oysa ben, seni degil, kendimi cezalandiriyordum baska bedenlerde... Ruhumu kemiren bu deli aski cezalandiriyordum... Bunu anlamadin mi sevgili? Sevmek seni degil çocuklugumu, düslerimi, kendimi aldatmak olmustu artik... Bana baglanan masum asklari seninle aldatmak olmustu... Kimseye veremedim yüregimi. Ne zaman baksalar içime, yüregimin kirik aynasinda kendilerinin degil, senin yüzünün aksini gördüler hep. Sessizce çekip gittiler. Farketmedim bile gittiklerini... Gittin... Seni sevmek, bensiz akip giden hayatina bir yabanci gibi uzaktan bakmak oldu çoktandir... O çocuk ellerinin, bir baskasinin saçlarinda gezindigini, aniden özlemle sarilip bir baska yüzü öpücüklere bogdugunu, sabahlari uykunda bir baska kadina sarilip bir baska yüzü öpücüklere bogdugunu, sabahlari uykunda bir baska kadina "gitme" diye sayikladigini düsünmek oldu, seni sevmek... Geceleri, kokuna hasret yatagimda ter içinde uyanmak, kendimin bile affedemedigi bir bencillikle, kalbindeki tek askin benimki olmasi için gözyaslari içinde Tanri'ya yalvarmak oldu.. Seni yasak bir ask gibi gözlerden uzakta, rutubetli duvarlar arasinda yasamak oldu, sevmek... Beni hayatindan disladigin için öfke nöbetlerine kapilip, bana bile yabanci gelen, hiç tanimadigim bir sesle sana bagirmak, haykirmak, aglamak, sonra pismanlikla affedip tutkuyla sana tekrar sarilmak oldu... Yabani bir ot gibi ruhumu sarip sarmalayan öfke ve kiskançlik duygulariyla benligimden uzaklasmayi kendime yakistirmamak, sikisip kaldigim bu karanlik dehlizde, kendi kalbimde, yalnizligimda, sensizligimde, kendi askimla delirmek oldu artik seni sevmek... Simdi, bu aciya bir son vermesi, kendisini terketmesi, sonsuzluga birakip gitmesi için birbirine yalvaran iki yüregiz artik... "Ayazda Iki Yürek" gibiyiz... Sen benim sizofren askimsin... Bense senin kanayan vicdaninim... Affet beni sevgilim... Verdigim sözleri tutamadim... |
Gel Bir kaçak bahar gibisin kuruyan dallarıma çarpan, Bir yel gibi bazen esiyor bazen duruyorsun, Oysa yalancı bahar degil de yeşil yaprak olsan dalımda, Dört mevsim solmasan kurumasan, Bükermiyim dallarımı kururmuyum hiç, Kaçma dilber, Bahar ol gel meltem ol gel yagmur ol gel, Gel solan bedenime bir tokat gibi çarp ki, Kök salayım dünyaya ve sen oldukça bende varolayım, Hadi kalk gel kurumuş bir çınar gibi yıkma beni. Tolga Şahbaz |
tabiki gitmek daha kolay |
Var git artık buralarda gece uzun gün ışığı yakındır var git artık bakma ardına ölüme fazla sokulma ama düşün ki mevsim rüzgarlarının savurduğu bir orman insan sev onu, sokul, konuştur doludur fazla üstüne varma hep susmak susmak... yetmiyor bazen işte bu yüzden bütün ışıkları yanmalı yeryüzünün ozanlar her şeyi anlatmalı var git artık acıyı aşındırma tut ve at sevdaya uzayan çağlayana Yılmaz Odabaşı |
|
Ben sana git diyemem yanımda ol dedikçe duydukça yüreğimde uygarlık kargaşasını aşıp sevimli kasabalar halinde denizini, olta iplerini ve çekingen bedenini alarak geliyorsun ben sana git diyemem ayaklarına gölgelerimi asıp saçlarına vurgunca dokunan güneş ışıklarına demir döküp dudakların kadar ateş içinde kalıncaya kadar bedenim; kış mevsimi de başlayıp donmayınca balıklar ben sana git diyemem Ethem Vayvaylı |
Bugünlerde herkes gitmek istiyor. küçük bir sahil kasabasina, bir baska ülkeye, daglara, uzaklara... hayatindan memnun olan yok. kiminle konussam ayni sey... her seyi, herkesi birakip gitme istegi. öyle "yanina almak istedigi üç sey" falan yok. bir kendisi. bu yeter zaten. her seyi, herkesi götürdün demektir. keske kendini birakip gidebilse insan. ama olmuyor. hadi kendimize raziyiz diyelim, öteki de olmuyor. yani her seyi yüzüstü birakmak göze alinamiyor. böyle gidiyor iste. bir yanimiz "kalk gidelim", öbür yanimiz "otur" diyor. "otur" diyen kazaniyor. o yan kalabalik zira. is, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu... en kötüsü aliskanlik. aliskanligin verdigi rahatlik, monotonlugun dogurdugu bikkinligi yeniyor. kaliyoruz. kus olup uçmak isterken agaç olup kök saliyoruz. evlenmeler... bir çocuk daha dogurmalar... borçlara girmeler...isi büyütmeler... bir köpek bile bizi uçmaktan alikoyabiliyor. misal, ben... kapidaki rex'i birakip gidemiyorum. degil bu sehirden gitmek, iki sokak öteye tasinamiyorum. alip götürsem gelmez ki... bütün sokagin köpegi oldugunun farkinda. herkes onu, o herkesi seviyor. hangi birimizle gitsin? "sirtinda yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardir; evet, sirtimizda yumurta küfesi var hepimizin. kendi imalatimiz küfeler. ama egreti de yasanmaz ki bu dünyada. ölüm var zira. ölüme inat tutunmak lazim. inadina kök salmak lazim. bari ufak kaçislar yapabilsek. var tabii yapanlar. ama az. sadece kaymak tabakasi. hepimiz kaçabilsek... bütçe, zaman, keyif...denk olsa. gün içinde mesela... küçücük gitmeler yapabilsek. ne mümkün. sabah 09.00, aksam 18.00. sonra baska mecburiyetler. sikisip kaldik. sirf yeme, içme, barinmanin bedeli bu kadar agir olmamali. hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. bir ömür karsiligi bir ömür yani. ne saçma. bahar midir bizi bu hale getiren? galiba. ben her bahar asik olmam ama her bahar gitmek isterim. gittigim olmadi hiç. ama olsun... istemek de güzel. Ama Ben Gittim . . . |
G-İ-T Son sözü söyleyemeyenlere! Hiç önemi yokmuş meğerse Sabahlayan gecenin Ağlayan gözlerin Unutulmayan saatlerin Hiç anlamı yokmuş. Ben kendimi avutmuşum biçare Ne o memnun kalmış benden Ne ben sevmişim onu delice Yalanmış yaşanan onca kelime onca hece... Bilseydim bu kadar tutulur muydum söyle Sen hangi sevgiliyi gördün bende Ben nasıl bir sevgiyi verdim sence Ahh kafam aptal kafam, yine yalnızsın bak yine biçare. Git lanet olası sevgili git, Haketmediğin kadar sevgiyi de al git. Veremediklerim var hala sana, Ahirette alacağına say da git.. Ne kadar çabuk atılırmış meğerse gönülden Bir ben bilemedim şu işi kökünden Böyle gelir de böyle gitmeyecek ezelden Sevdiğimi say da yanılmadan git.. emi benden. Git ne varsa bende al da git Gelme ölüm gelmeden bana Ne ağla arkamdan ne de dök ağıt Gelme nefesim kesilmeden gönderme ne mektup ne kağıt Gittim farzet! hiç girmemişim ki gönlüne Girsem görmez miydim ben kendimi sende Göremedim, sevmemişsin işte benim gibi delice Senin gözlerinde yoktum ben, bilemezsin ki sensizken nasıl bir çocuk gibi debelenişimi.. Çaresizce. Ankara - 20.09.2007 Aysel C. |
Kal Deme Ne Olur... Kalırsam... SonBaharı Yaşar Yüreğim..Dökülürüm..Sararıp Solarım... Solar Çiceği Baharımın..Çekilir Tebessümlerim Yüzümden.. Yüreğime Süzülür GözYaşım...Çığlığım Sarar Sessizliği..İçimi Ahım.... Kal deme Bana..Ruhumu Esaretine Alan Bu Zindan Elinden... Kalamam... Kalırsam..GözYaşlarım Dökülür Yanaklarımdan..Sevdamın Toprağına.. Katıksız Hüzünleri Kuşanır..Ömrüm..Hüzünleri Kuşanırım YaR... İçimin Çöl Kuraklığında Eririm..Tükenirim..Ne Olur Anla.. Siyahi Umutlara Tutunan Yüreğim..Şimdi SimSiyah Renge Çalar... Kalamam... .... Kalırsam Tükenirim..Biterim.... Alıntı |
Kal Gün soldu, vakit geç, gitme bırak, kal Omuzlarında şal, başında örtü, Odamda hülyalı bir akşam üstü Gölgeler içinde renk ve dudak kal. Gidersen sana da kırılacak, kal -Gönlüm ki, böyle her gidene küstü- Ve deme “buradan bir akşam üstü “Giderken ardımda hıçkırarak, kal!” Madem, günlerimiz, sevgilim, kısa, Gümüşlü sabahlar, altın akşamlar, Soluk bir gül ıtrı gibiyken bahar... H.Macit Selekler |
ÇEKİP GİTME Yılların hatırı yok mu hiç sende Ayrılığı unut yâr benim için. Hasreti çekecek güç yoktur bende Bil ki sensiz hayat zor benim için. Gidersen bu gönül yaralanacak Bilmem kaç yerinden parçalanacak Kalbim gece gündüz hep harlanacak Çekip gitme n´olur dur benim için. Aah bu aşk yağmuru ne zaman dinmiş Yalnızlık korkusu odama sinmiş Dertler bir yük gibi sineme binmiş Gönlünü sevgiye kur benim için. Alıntı |
Gitti İşitmek istediğini bir sağırın Sezdi havamızdan geçen şarkı Duyuramadı sesini, bu sağıra Erirdi, gitti! Yürümek hasretini bir kötürümün Hissetti koltuk değnekleri, Kaldıramadı yatağından hastasını Çürüdü, gitti! Körün görmek arzusunu duydu Bahçenin kenarında bir çiçek Gösteremedi yapraklarının rengini Dağıldı gitti! Ve duydu bir açın yemek ihtiyacını Buğday tarlasındaki başak Utandı büyümesindeki şehvetin Kurudu, gitti! Celal Sılay |
GEL DESEMDE GELMEZSİN Elim kolum bağlanmış sana Çöz desemde çözmezsin Geceler zindan oldu bana Gel desemde gelmezsin... Güneş hiç doğmaz oldu benim dünyama Karanlıklar arkadaş artık bana Son nefesimi veriyorum senin AŞKINA Gel desemde gelmezsin... yasin |
Gidişini Anlatıyorum Sen gidiyorsun ya işşine yetişmek için Saçlarını, gözlerini, ellerini Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya Her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak Termometrede yükselen çizgi çizgi Kim bilir nerelerde soğuyorsun Senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen İnsan insan bakan gözbebeklerin Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder Ne gelirse onlardan gelir bana Çalışma gücü yaşama direnci Mutluluk gibi kazanılması zor Mutluluk gibi yitirilmesi kolay Bir açarsın ki mutluyum Bir kaparsın her şey elimden gitmiş. Rıfat Ilgaz |
Daha önce hiç duymak istemediğiniz sözler sarf edildi mi sizin için? Hiç beklemediğiniz bir anda, hiç beklemediğiniz birinden bir sitem duydunuz mu? Hak etmediğinizi düşündüğünüz bir dizi kötü olay yaşadınız mı? Gitmesini istemedikleriniz birer birer bırakıp gitti mi sizi? Nicedir bende değil ruhum, nicedir önümü göremiyorum. Eskiden bulduğum mutluluk formülünü kaybettim, tekrar yazamıyorum. Unutmadıklarımın ardında gölgeler oluştu. Gölgesi görüntüsünden büyük korkularım var artık. Birinin üzüldüğünü gördüğünüzde, yardım etmeye çalıştınız mı? Sorularınıza cevap vermediğinde sinirlenip, bir daha bir şey sormayacağım diye hayıflandı mı yüreğiniz? Kimi sevdiğinizi anlatıp, onun da sizi sevmesini istediğinizi söylediniz mi? Adı her geçtiğinde, yüreğiniz yerinden oynadı mı? Sakın oynamasın! Terk edilmekse kaderiniz, yalnız bırakılıp, yaşanan güzelliklerin hepsinin bir anda silinmesiyse kader dediğimiz, sakın oynamasın! Acıtmak için yaratılmış dostluklar, arkadaşlıklar sanki. Bir arkadaşlığa başlarsınız, özveride bulunup, içinizi açarsınız. Sonra yürür o arkadaşlık, dostluk olur ve hiç anlamadığınız bir sebepten birden bire bitiverir. Aşkta böyle değil mi sanki? Bir şeyler hissetmeye başlarsınız önce, gelişir o minik duygu içinizde, büyüyüp kocaman bir sevgi oluverir, siz farkına bile varmadan. Sonra ne olur? Hiç beklemediğiniz bir anda size sırtını döner ve gider, bir daha dönmemek üzere hem de. Çırpınırsınız onun için, insanlarla savaşırsınız, karşınıza almadığınız bir tek kişi bile kalmaz, gözünüz kararır; o ne yapar: sadece arkasını döner ve gider. Onun için bu kadar basittir bu. Yaşandı ve bitti der, gözünüzün yaşını silmeden arkasını döner ve çekip gider… Ölümsüz dostluklara inandım hep, ama ne zaman inanmaya yeniden başladımsa hep birileri çıktı, hep birileri araya girdi ve her şey bitti. Nedir bilmiyorum yaşamak. Mutlu olmaya çalışmak ne için peki? Hiç birisinin anlamını çözemezken ve insanlar arasındaki o kurulamaz dengeyi kuramazken, mutlu olmak benim neyime? Kaybettiklerimi ne uğruna kaybettim acaba, değer miydi, değmez miydi, ne bileyim? Yorgunum artık, içimden bir şey gelmez oldu. Sonsuzluk çekiyor artık beni, içine alıyor ve bırakmıyor. Keşke böyle olmasaydı demekten başka silahım kalmamış elimde, keşke yaşamak bu kadar acı vermeseydi, keşke unutamadıklarım ve vazgeçemediklerim benden birer birer çekip gitmeseydi… Yırtılmış sanki beni anlatan kitapların tüm sayfaları, hikâye bitmeden yitirilmiş gibi kahraman. O benim diyorum, kimse inanmıyor bana. Haklılar da aslında. Artık ne bir kahramana benziyorum ne de yaşamaya çalışmaktan yorulmamış bir insana. Gitmeyi düşlemekten başka çarem kalmamış sanki. Düşünüyorum ama yapamıyorum. Beni bağlayan ne peki? Önüme çıkan, o aşamadığım engel ne? Cevaplarını hiç bulamadığım sorularım var artık, hiçbir zaman çözemeyeceğim bilmecelerim, sırlarım var artık ama gitmekten başka istediğim ve bildiğim hiçbir şey yok… |
| Saat: 19:06 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık