![]() |
Farkindamisin... Kirdim sana siir yazan elimi. Kestim ismini sayiklayan dilimi. Kör ettim resmine bakan gözlerimi. Ve kesecektim senin olan kalbimi; yapamadim.. farkinda misin, sana kiyamadim.. Ahmet Arslan |
Allahım düşmanımı düşürmesin bu za'fa Sanki her noksanımı mecburum itirafa Hangi şarkıya girsem notalar do re mi fa Sol! diyorum sana sol! sesim sende kalmış Sende kalmış umudum saadet çağım sende Sende kalmış huzurum tüten ocağım sende Sende hayat kaynağım duygu membağım sende Can diyorum sana,can-kafesim sende kalmış Gel Tanrıya borcunu teslim etsin bu yürek Tez gel ki enkazımı kapatsın kazma kürek Kelime-i şahadet getirmem için gerek Son diyorum sana son nefesim sende kalmış... Cemal Safi |
Tanık İstemem Yalnızlığıma Sen bir ateş böceğiydin belki Ben gecenin gamlı kuşu… Tanık istemem yalnızlığıma. Sen taze hamurdun yaşam teknesinde Ben pişmiş ekmegim dost heybesinde… Sen ateşe parmağını uzatan çocuktun korkusuzca Ben ateşin külüyüm yanı başında… Sen sevinçler isterdin benden Çocukça büyük sevinçler.. Ölümüne sevmeler isterdin; Sevişmeler isterdin geceleri kanırtan… Bir „gel“ desem Koşacaktın bilirim.. Korkumdan değil "Gel“ diyememek sana Ben bu vakitten sonra Tanık istemem yalnızlığıma. Nilay Aksu |
.: çirkin postacı :. Dünyanın bana zindan olduğu günlerdi. Sanırım birkaç defasında da evden ağlayarak dışarı çıkmıştım... Hayatım kararmıştı da bir ışık bekliyordum sanki ama yoktu. İşte böyle düşündüğüm günlerde daire kapıma sıkıştırılmış bir Mektup buldum. Hayretle baktım üzerinde göndericisi yazmayan zarfa. Sonra odama girip açtım... "Acıları paylaşmak insanların vazifesidir" diyordu. "Senin geçtiğin sokakta ben de vardım. Ama bir sokakta ya ben olmamalıydım veya paylaşılmamış acılarını içinde gezdiren bir insan!..." Mektubun sonunda da isim yazmıyordu. Peki kimdi bu? Kimdi, neden yazmıştı bu notu ve neden bana yazmıştı? Aslında hoş sözlerdi...Ve aslında bir mektuba da deliler gibi ihtiyacım vardı. Acaba dediğini yapacak mıydı, yazacak mıydı her gün?.. Bunu zaman gösterecekti. İlk gün kafam karıştı. Hem kendi problemlerimi hem dün gelen mektubu, hem de yeni mektupların gelip gelmeyeceğini düşünüyordum. Sonraki gün posta kutumda beyaz bir zarf buldum. Kalbimin çarptığını hissettim... Yazı aynıydı, odama girip okumaya başladım mektubu. Bu inanılmazdı.. Bir bardak su içercesine bitiverdi mektup. Doymadım! Bir bardak su daha almış gibi kendime ve susuzluğumu kandırır gibi yeniden okudum altı sayfayı... Sanki tanıyordu beni, sanki yıllardır dertleşiyordum onunla... Altıncı sayfanın sonunda diyordu ki; "Yarın yine yazacağım..." Yarın yine yazdı, öbür gün yine..Ve sonraki günler yine yazdı... Her mektubunun sonunda, yarın yine yazacağına ait not vardı ve her gün de dediğini yapıyordu. Her gün işyerinden dönerken kalbim çarpıyordu heyecanla... Her gün görüyordum posta kutumun bugün de boş olmadığını ve gariptir; artık yapayalnız olmadığımı, kalbimin boş olmadığını hissediyordum. Bu mektuplar yüreğime giriyor sıkıntılarımı eritiyor ve beni yarınlara doğru itiyordu. Zannediyordum ki; bunlar olmadan yaşayamayacağım. Öylesine alışmıştım ki onlara, olmasalar sanki nefes alamayacağım!... Vakit buldukça oturup eski mektupları bile yeniden okuyordum. Zaman geçti ve zamanla beraber sıkıntılarımda geçti. O günlerden geriye sadece eski mektuplar kaldı. Bir gün içimde karşı koyamadığım bir merak peydahlandı; kimdi bu? Nasıl biriydi? Onunla ilgili her şeyi merak etmeye başladım. O her gün yazıyordu ve nasılsa her gün yazmaya devam edecekti. Bundan emin olduğum için de, yazılarında anlattıklarından çok nasıl bir kalemle yazdığına, neden bu kağıdı seçtiğine, yazı stiline aklımı takmaya başladım... Yazıları öylesine deva olmuştu ki bana, onunla ilgili her şey de mükemmel olmalıydı. Ama her şey... O gün evde kalmıştım. Kahvaltı yapmış ve bu harika mektupların en azından nasıl birisi tarafından getirildiğini görmeyi koymuştum kafama... Öğle vaktine doğru sokağa giren postacıyı gördüm. Koşarak aşağı indim. Mektubumu kutuya bırakmıştı, eli henüz havadaydı...Göz göze geldik. Aman Allahım... Aman Allahım, bu ne kadar çirkin bir adamdı böyle! Dondum kaldım... O da başını eğdi döndü ve gitti. Orda öylesine bekliyordum şimdi... Kutuyu açıp mektubu bile alamıyordum. Bunca zaman, bunca güzel bir mektubu, bu kadar çirkin biri mi taşımıştı? O öptüğüm, kokladığım, göğsüme bastırdığım, yastığımın üzerine koyduğum mektuplarıma benden önce bu adamın mı eli değmişti? Saçmaladığımı biliyordum ama böylesine güzel duygularıma bu çirkin yaratık karıştı diye az önce getirdiği zarfı alamıyordum. Kapıyı açtım, dışarı çıkıp bir adım attım. Çoktan gitmişti. Neye olduğunu bilmiyordum ama çok kızgındım. Zarfa dokunmadan çıktım yukarıya. Odama girdim, eski mektuplarıma baktım. Biliyordum, onlar benim en zor günlerimle bugünüm arasında köprü olmuşlardı, ama onlara da dokunamadım. Bu güzelliğe bu çirkinliği yakıştıramıyordum! Ertesi gün iş dönüşü baktım ki, kutuda hâlâ o aynı kirli mektup var! Almadım. Sonraki gün baktım; aynı mektup yine yapayalnız beklemekte. Bir kaç gün sonra ise kutuya bile dönüp bakmamaya başladım... Altı yedi hafta sonra dünya yine karanlık gelmeye başladı bana. Bir dosta, bir morale ölürcesine ihtiyaç duymaya başladım... Her şey çok ağırlaşmıştı yeniden. Uyku bile uyuyamıyordum. Mektup aklıma geldiğinde gece yarısını geçiyordu. Tereddüt bile etmeden aşağı indim, kutumu açtım ve mektubu aldım. Bir saat içinde üç defa okumuş, özlemiş olarak göğsüme bastırmış ve uzun zamandır ilk defa böylesine huzur içinde uyuyabilmiştim. Bunlar benim ilacımdı biliyordum. En çok o gün merak etmiştim, bir daha ne zaman yeni bir mektup geleceğini... Ve o akşam gözlerime inanamadım; kutumda mektup vardı. Yazı aynıydı, zarfta yine isim yoktu. Üstelik bunda postanenin damgası da yoktu... Açtım zarfı;içindeki kısacık mektupta şunlar yazıyordu; "Sana gelmiş bir mektubu kırk sekiz gün okumamakla ne kazandığını bilmiyorum... Ama artık benim sana yazmaya vaktim olmayacak. Çünkü tayinim çıktı ve bugün başka bir şehre gidiyorum. Hoşçakal! Çirkin Postacı..." Donmuş kalmıştım şimdi... Derin bir pişmanlık düğümlendi boğazıma, hıçkırarak eve girdim. Çantamı açtım; tarakların,rujların ve diğer karışıklığın arasında bulduğum mavi göz kalemiyle, bir kağıda; "Lütfen bana tekrar yaz" yazıp posta kutuma koydum. Bir daha hiç kilitlemediğim kutuda, aynı notum iki yıldır yapayalnız bekliyor... |
YalnızlıklarYeşertiyorum Gecenin karanlığı tünerken saçlarıma Boyası yitik bir ressamın fırçası gibi Ayaklarım yorgunluğumu çiziyor kaldırımlara. Hıçkırarak bulutlar ağlıyor Islanıyor saçlarımdaki karanlık Sığınıyorum bir durak saçağı dibine Titreyen parmaklarım yüzümde geziniyor Sanki kanunun hüzünlü tellerinde... Küf kokulu gecelere Şiirler yazıyor yüreğim Bir çay tadında hayallerimi içiyorum Koyu karanlıkta damla damla mısralarım düşüyor Gem vuruyorum duygularıma ağlamamak için Sevgimi mumyalayıp gömüyorum El deymemiş yalnızlıklar yeşertiyorum Yüreğimin en saf yerinde... Celal Topo |
Ben sigaramı yaktığım zaman Çünkü her sigara bir kelimedir Ben sigaramı yaktığım zaman Güz günleriydi bir şarkı olarak Bir güvercin ben öldüğüm zaman Nice hüzünlerden yaprak yaprak Bir güvercin ben öldüğüm zaman Cemal Süreya |
Yanlızlık... İçimde ürperten bir yalnızlık.. Ellerinde sana sunduğum güller. Peki ama sırtımdaki bu hançer acısı ne? Sevginden başka ne istemiştim senden? Peki bana söylediğin bu yalanlara gerek ne? Yeşil gözlerinde kaybolduğumda Neden bana cehennemleri hep adres gösterdin. Bir serabın peşinde koşarken ben Dilediğim her şey senin için iyi olması , Her şeyin senin için mükemmel olması değil miydi? Peki ama bu sırtımdaki hançer acısı ne? Şimdi kandırılmışlığın acısı Kalbimde kimsesiz kalmış bir çocuk yakarışı Ve beynimde fotoğrafın varken.. Söyler misin be çiçeğim: Böylesi senle dolu ve böylesi kimsesizken.. Söyler misin nasıl mutluluk oyunu oynayabilirim? Her şeyi anladım da.. Ellerinde güller varken, Peki ama bu sırtımdaki hançer acısı ne? Adnan Eltez |
Yalnız Yanlızlık paylaşılmaz Paylaşılırsa yanlızlık olmaz Yanar sobasında Yalnız'ın üşüyen bakışları Lambasında karanlığa dönük Bir ışık titrek sönük sönük Penceresi dışına kapanmıştır Kapısı içine örtük Bir sözde saklanmış bir yalanı Bir gözde okuduğundan Bakmaz kendi gözlerine bile Özdemir Asaf | |
Yokluguna degil aglamam, aldanma. Sevmedigimi de zannetme, aldirma. Matem degil, sitem de degil, kizma. Izdirabi yasiyorum, böyle bil ve anla. Kizginligim sana degil, yüregime ve gözlerime. Ikiside birbirinden hâkir, duramadilar sözlerinde. Hüznü ve kabusu koyup giderken bedenimde. Sende kalan yanlarima salladim elimide gönlümüde. Sevgin bir fidandi ve aklimi sarmisti. Gidisinle gönlümü yakti, içime kin bosaltti. Yalnizligima dost oldu, paylasti benle aciyi. Beklememi sagladi, izdirabi ve de sanciyi. Ahmet Arslan |
Masaldaki Yalnızlık Ben yalnızlığı Gökte uçar gördüm. Ben yalnızlığı Garip naçar gördüm. Ben yalnızlığı Gelip geçer gördüm. Cahit Külebi |
/düştü / nun II intiharda duygularım kalan son bakışını saklamak için öncesinde ayrılığın satırlara hançer düştü ….nun ser-mest dolaşır serseri adımların kimsesi kalmamış virane gönlümde sokaklara çamur düştü …nun suya yazıldı bam telinde bestelenen güftelerim sihrine kelamın ta’n düştü ..nun suret-i aşk adem-i külli imiş varlığına tanık yalnızlıkların kavlime bir garip talak düştü …nun |
HİÇ KİMSEYİ SENİN KADAR SEVMEDİM - Mehdi İPEKLİ http://www.diyadinnet.com/modules/Siir_Bahcesi/images/siirler.gif Seni gördüm, toy bir çocuktu yüreğim henüz yağmur yağmamış buluttum Hiç kimseyi senin kadar sevmedim Tutsaktım, Yok pahasına bir gemiye satıldım sonra gözlerimi sattım, Hiç kimseyi senin kadar sevmedim Yalnızlığıma nice zaman silah çektim, süngü tuttum Dağların zirvesinde destan, çöllerin ortasında ağıttım Hiç kimseyi senin kadar sevmedim Yakacak diye gözlerin, kalbimi ellerinin narına kendim attım. Senden duydum en güzelini sözlerin en tatlı yudumları senden yuttum Hiç kimseyi senin kadar sevmedim Sevdan için her gül mevsiminde arzu arzu, umut umuttum. Gördüğüm her renkte rengini gördüm Duyduğum her seste adına türküler tuttum Hiç kimseyi senin kadar sevmedim. Akrep düştü gecelerime Gelirsin tutkusuyla yıldızlarını göğün birer birer uyuttum Adından başka isimleri kelimeleri harfleri Adından başka Bütün bildiklerimi unuttum Hiç kimseyi senin kadar sevmedim Ben, hiç kimseyi senin kadar sevmedim http://www.diyadinnet.com/modules/Siir_Bahcesi/images/siirler.gif |
Adı Yalnızlık Gölgen gibidir yalnızlık Gecenin ıssızlığı, karanlığı gibi boş ve soğuk. Sarılırsın ararsın tutamazsın yoktur çaresi. Adı Yalnızlık Yazılmıştır birkere Yiğit olsan da büker bileği, Cesur olsan da sızlatır yüreği. İçindedir sevgi, insanın tek dileği Ateşten gömlek misali SEVGİ... SEVGİ... SEVGİ… Murat İnce |
Konuşmak gerekir bazen,susmak artık çare değilse… Anlatmaya başlamalı bi yerden,en başta kendinden, Başlıyorum öyleyse dur ve dinle; Ardından değişti hayatım,bütün değişime mahkum hayatlar gibi,geceler değişti kara kuru oldu biraz daha çok acı verir oldu…mevsimim yıllardır sonbahar rengi soluk,yüreğim yorgun ayazda kalmış bi-çare donuk. Aynı şarkılar farklı anlamlar kazandı,oysa şarkılar bu kadar içimi acıtmazdı,güneşi seven ben,ay ışığında aydınlatmaya çalıştım dünyamı ve yıldızlar başka türlü parladı gökyüzünde…yalnızlığımı anlatmak istercesine.. Ağır ağır çektim perdeleri Çekmeceye gizledim çocuksu sevinçleri Büyüdüm sanki harcadım yılları Umduğumdan olgun yaşadım ayrılığı Beyaz örtüler örttüm eşyaların üstüne Kapadım kapıları topladım anıları Döktüm denizlere Ve sen hala varsın,gidip gelirsin içim de bir yerde ama hep aynı yerde… Payını almış olmalısın değişimden, İlgili sen olmak üzere bir sözleşme hazırladım içimde, Sen aklıma gelecektin sadece,yüreğime uğramayacaktın, Düşünecektim ama dokunamayacaktım, Üzülecektim belki ama ağlamayacaktım… Öyle yaptım ve altına imzamı attım… Ve sen tüm kuralları ihlal ettin,infaz ettin yüreğimi,sana gel dedim gelmedin…rahat bırak gecelerimi uykularımı böyle kabus olma,hala içimdesin gitmiyorsun,bit…bit lütfen… Yar! Terk-i Diyar yollarında şimdi kalbim Tuzla buz oldum,incindim örselendim Elimde tek kalan darmadağın ümitlerim Başardın en sonunda Oldu bak istediğin Yaralı Hayallerim Hep aynı olmak zorunda mı ayrılıklar,yalnızlığımın sesini kimse dinlemedi… Ben yalnızlığımı haykırdım ama kimse duymak istemedi… |
Beni bıraktığından beri... Beni bıraktığından beri yalnızlığıma, Ellerim boş başım sarhoş dolaşıyorum. Beni bıraktığından beri yalnızlığıma Gözlerim yaş, kalbim yavaş yaşlanıyorum. Beni bıraktığından beri yalnızlığına Seni melek beni şeytan zannediyorum. Beni bıraktığından beri yalnızlığıma Seni öncekinden daha çok SEVİYORUM... Uğur KÖROĞLU |
Kopkoyu bir yalnızlık demledim kendime. Yanında ne kızarmış ekmek kokusu, ne de annemin yağlı, reçelli ekmekleri... Kopkoyu, bir yalnızlık demledim kendime... Önce bir eşik yaptım, en soğuk mermerden. Yetmedi... Ardından bir sıra duvar ördüm, en kalın taş bloğu ile, sadece bir sıra... Yine yetmedi... Ardından bir sıra, bir sıra daha. Ben bir koydukça, beş koydu yaşam. Örüldükçe örüldü, yükseldikçe yükseldi... Duvarlarından ışık sızmıyor surlarımın. Kopkoyu bir karanlık ördüm kendime... Şimdi güneşin ne doğuşu, ne batışı görünür oldu buralardan. Grubun turuncu, sarı rengi yok artık. Yok artık mavinin yeşile çalan tonları. Yok artık pembe, beyaz pastel bir bahar... Çok zamandır kumdan kale yapıp, bir dalganın alıp, götürüşünü beklemedim. Çıplak ayakla kumsalda koşmadım. Deniz kabuğu toplamadım. Çok zaman oldu, nilüferlerin yaprağından, tırtılın umuduna kanat açmayalı... Çok zamandır yağmura yakalanmadım. Saçlarımdan süzülmedi damlalar. Çok zaman oldu, gökkuşağı görüp, çığlık atmayalı. Çok, çok zaman oldu pencerenin buğusunda bir resmin kayboluşunu beklemeyeli... Çok zaman oldu fotoğraf makinemle yaşamın bir karesini dondurmayalı... Bir bahar dalından düşen çiğ damlasını yakalamayalı. Bir şelalenin sesini resmetmeyeli. Çok zaman oldu tüm çocukları toplayıp, yaz okulu açmayalı... Akşam iş dönüşü onlara şeker almayalı. Bahçede saatlerce zıplamayalı. Yaz bitiminde onlara sözde karnelerini dağıtmayalı. Çok, çok zaman oldu... Çok zaman oldu, minik ellerle beraber dev bir kardan adam yapmayalı. Kar topundan kaçmayalı. Kara yatıp, iz çıkarmayalı... Çok, çok zaman oldu... Çok zaman oldu bir şarkı tutmayalı, yüksek sesle bir şarkıya eşlik etmeyeli. Kahkahaların sığmadığı bir odada bulunmayalı, sessiz film oynamayalı... Çok, çok zaman oldu şen şakrak bir şarkının notalarına tutunup dans etmeyeli... Yüreğim bir serçenin kanadı üzerinde atmıyor uzun zamandır... Kopkoyu bir yalnızlık demledim kendime. Yanında mı? Sadece kalemim ve göz yaşlarımla ıslanmış satırlarım... |
Gecenin bir yarisi gözlerimdesin, yildizlara degiyor kipriklerim, hasretini tasiyorum ellerinin yüregime, sana olan özlemim aziyor, ve bir yagmur oluyorum, Istanbul sokaklarinda, yüregim islak, yüregim yalniz sensiz, Sevdayi yudumluyorum tek basima, Yudumladikça sen oluyorum, senle doluyor yüregim, ama yinede degmiyor ellerim ellerine, yalnizligi oksuyorum, ve seni görebilmek için, gecenin bir yarisi gözlerimi kapiyorum, belki yanimda degilsin, bekliyecegim belki aylari, ama sen her gece rüyalarimdasin, ve ben rüyalarima siginiyorum yalnizken. efsun |
Yalnız Adam Yağmurlu bir gece, boş sokakta bir fener. Geceyi süsleyen yalnız bir fener, ve önünde yalnız bir adam. Ayaklar`ının artık tutmadığı bir anda, bırakıvermiş kendini oraya. Kimse bilmiyordu, ama bu genç yaşına rağmen, ne çok yol almıştı bu adam. Gözlerine uykusuzluğun, bedenine bitaplığın izleri yansıyordu. Neydi onu bu hâle koyan, hiç kimseye söylemiyordu. Ne gece`ye açıklıyordu sırrını, ne de onun gibi yalnız olan fener`e. Zamanı geldiğinde, bu sırrını bir tek toprakla paylaşacaktı. Bir adam vardı, o gece çaresizliğin en karanlık noktasına ulaşan bir adam. Yağmurlu bir geceydi, her zamankinden daha karanlık. Bir kadın kırık camlı pencere`nin önünde otururken, gözyaşları yağmura eşlik ediyordu. Yağmur`un ve sessizliğin sesinden başka hiçbir şey duyulmuyordu. Kadın`ın içinde atılan çığlıklar bile. Yıkık ve soğuk bir kulübe`nin içinde yalnız bir kadın. Ağlıyordu. Gözleri geceye dalarken, düşündüğü tek bir şey vardı: Şimdi nerdeydi, ne yapıyordu acaba. Alev Güneş |
seni seviyorum desem yalan nefret ediyorum desem de yalan dün nefesimdin ve simdi nefretimsin. keske seni tanimamis olsaydim belki bu duruma gelmezdim kendi kendime soruyorum ki neden neden seni sevdim hani diyerler ya askin gözu kör olur galba bende sana karsi gör oldum. senin askinla yasmamadim yasiyorum sandim ama daima senin yalanlarinla yasiyormusum lanet olsun sana. yalan degil diyorsun seni seviyorum diyorsun hani bana karsi askin benimle oynayip seni seviyorum demek askin mi oluyor. yaziklar olsun sana. sen bana ersey söylemedin ama ben herseyi kendim basima ögrentim kendinden utan yaziklar olsun sensiz yasiyamam diyorsun ölurüm diyorsun hic düsünmedin mi sonrasini mesut sahin | |
YaLnIzLıK KeLiMeSi Yalnızlıklardan Kaçmak mı? Kim kaçabilmiş ki yalnızlığından Kalbindeki hüzünlerden Kopkoyu boğucu gecelerden Sonumuzda kimlerle beraber olabileceğiz Doğarken bile yalnız gelirken dünyaya Herkes bize gülümseyerek bakarken Bizler ise ağlaya ağlaya… Gerçekten Yalnız mıyız? Belki bir bebeğin masumiyetine sığınmak, Bir kedinin bacağına sürtünmesine izin vermek, Yağmurlarla yarışırcasına doyasıya ağlamak, Bir çiçeği koklamak Köşedeki çiçekçiye merhaba demek Sahilde martılara simit atmak Çamlıca’daki aşıkları izlemek Fışkıran fıskiyeye yaklaşıp ıslanmak Ya sevgiler, sevgililer? Hep biz daha çok severiz karşımızdakini İmkansızı imkanlılaştırırız Gülüşümüz, bakışımız daha içtendir Hep dokunmak isteriz ellerine sevdiğimizin Ve hep yanımızda olsun isteriz Hep biz terk ediliriz nedense Sevgiyi iki kişi yaşar biliriz Tek kişilik aşklarda… Ama yaşadığımız aslında içimizdekidir Gidenlerin arkasından günlerce ağlarız Bazen senelerce sürer duygularımız Final:gene yalnızız… Ne zamana kadar sürecek yalnızlıklar? Gözükmez tuttuğumuz eller İki elim var tokalaşmadı daha birbirleriyle Yanımdakiler mi? …………………………………… Yıldızlar yalnız ölürler bilir misiniz? Bizler dilek tutarız onların ölümüne… İşte perde kapandı, oyun bitti. Bu kalabalıklar kim, Kim bu insanlar yalnızlıklar senfonisinde? Tek kişilik oyunlar Hep başrolde kendimiz… Yalnız doğdum, yaşadım, ağladım Bir omuza kapanmadan Bir tek şey istiyorum Lütfen mezarım tek kişilik olmasın Gelen var mı benle? Şaka…şaka… Ben mutluyum yalnızlıklarla koyun koyuna… Toprağı basar bağrıma Doyarım yalnızlığıma… Ayten Karakaş |
Sen Yoksan Musikisi bitti rüzgarın, Uğultusu başladı. Şimdi saadet, kapanan bir kapı, Açılan bir pencere. Masal kuşları gibi zaman, Hep saçlarımızda pençeleri. Yıldızları söndürmüş fırtına... Sen yoksan, söylesene Sevgin kalır mı yarına... Ahmet Beltekin |
KALDIRIMLAR Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum. Yolumun karanlığa saplanan noktasında, Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum. Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık; Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar. İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık. Biri benim, biri de serseri kaldırımlar. İçimde damla damla bir korku birikiyor; Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler... Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor; Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler. Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi; Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır. Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi; Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır. Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta; Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum! Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta; Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum! Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler. Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler. Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları. Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya; Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi. Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya, Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi.. ....Necip Fazıl Kısakürek... |
Sen yanımdayken herşey güzeldi, Deniz çarşaf gibi, Hava güneşli, İçimden zıplamak gelirdi Havalara, yaramaz çocuklar gibi... Sen varken, içim içime sıgmazdı Zaman yanında su gibi akardı. Güneş ufukta bir bilinmez, Çılgın rüzgar başımızda, Aşkımız kalbimizde Yangınımız tenimizdeydi. Ateşli barut misali Yanardık birbirimize Herkes durup bakardı... Kime ne..... 15.11.1999 18:00 Mehmet Kızılkaya |
Çıldırtan Yalnızlık Sen sensizliğin acısını bilemezsin ki Vefasızlık ruhunun ta.. derinlerine işlemiş Sensiz kaç yıl geçti biliyor musun? Anımsadın mı hiç, o geçmişteki beraberliğimizi Mutluluktan uçtuğumuz o güzel günlerimizi. Dün müydü yoksa sıcacık elini sım sıkı tuttuğum? Neden böyle avuçlarım yanıyor? Sensizlik mi yoksa yalnızlığım mı Beni böylesine mutsuzluğa mahkum eden. Uzakta mavi ışıklı gazinoya takıldı gözlerim. Mavi ışıkların arasında yine sen vardın. Geçmişe sürükledin beni, o mutlu günlerimize. Nasıl unuturum seni ben? Yüreğimdeki sevgin öylesine derin. Marmaris’teki o küçük sahil gazinosundaki Beraberliğimizi anımsadım dün gibi. Sonrada dönüşümüzde uğradığımız beze fırınını. Yine elimizde beze torbaları. Motor sıkletimizle dönerken o virajlı yollarda Ağzıma soktuğun bezelerin tadı, İnan sevgilim halen damağımda. Özcan NEVRES |
YALNIZ İNSAN Yalnız insan merdivendir Hiçbir yere ulaşmayan Sürülür yabancı diye Dayandığı kapılardan Yalnız insan deli rüzgar Ne zevk alır ne haz verir Dokunduğu küldür uçar Sunduğu tozdur silinir Yalnız insan yok ki yüzü Yağmur çarpan bir camekan Ve gözünden sızan yaşlar Bir parçadır manzaradan Yalnız insan kayıp mektup Adresimi yanlış nedir Sevgiler der fırlatılır Kimbilir kim tarafından Aragon . | |
. . Farta . sesim vardi bütün ovalarda, deltalarda parmak izlerim sigara yaniklariydi ve sesim yine sesim, sallanirdi havada. çocuklar derdin, balkon düserdi yere ah derdin, gökyüzü bir selale kadar dökülürdü omzuma. beni sen güzellestirirdin. gelseydin, beni sen güzellestirirdin çok seçmeli dinler bulurduk, kimseye söylemezdik bir sir olurdu ayaklarimizda hayat kendimizin peygamberi olurduk kutsal kitap; gözlerinden okunurdu, gelseydin. simdi sesim var simdi bütün bardaklarda barmenin kirilan nefesinde bir tay yelesinde, hizla akan hizla akan geçmis zamanlar yasiyorum simdide. simdi de, sözlerin gibi pürüzlü gözlerin gibi güzel yine de güzel bir kisin terkisinde oturuyorum solgunlasiyorum gitgide. sesim var bütün ovalarda düz edilmis her yerde her yüzde herkesin ters yüz edilmis sesinde bir çogaliyorum ki bir bilsen bir bilsen nasil yalnizim yollarin kapandigi yerde. . Kaan Koç |
RÜYA ve YALNIZLIK Aralanmış pencereye doluyor gibi yorgun rüzgarlarıyla sonbahar esiyor içimde yaprak yaprak dökülüyor sararan umutlarım Gece, karanlık ve yalnızlıkla döşenmiş kulağına fısıldanmamış şiirlerim varken yüreğimde haberin olmayan bir yalnızlık yağmuru değer tenime apansız içimde dolanır yokluğun kurtları hücre hücre Kavuşmalara uzak parmaklarıma nikotin işlenirken tütün tütün saatler vedalara kurulur, sevdasını arayan garip bir seyyah olur çöl yalnızlığına düşerim Bir uyansam sen olmayan rüyalar sonrası derin uykulardan Uzak yerlerde kırık bir ezginin son tınıları darağacında asılırken gölgeler uzar kaldırımlarda Gecelerdeyse aynı özlem ve yürek odalarında aynı yangınlar bir kıvılcım, bir kibrit dokunuşu bekleyen Cebimde sararır postaneye uzak harf harf sevda işlenmiş bir yerleri eksik ve yarım mektuplarım Her şey böyle bitiyor zaten güneşsiz odalarda solmaya mahkum papatyalar ve yitirilen düşler gibi Sonra sonrası yazmak ve beklemek derin kuyularda baharlardan uzak, aynı karanlık ve aynı yalnızlık içinde Bir uyansam sen olmayan rüyalar sonrası derin uykulardan Şiirlerimdeki hüzünler kanarken damar damar gecenin karanlığı örümcek ağlarından kurtulup sonsuzluğuna kanatlanır Gün ışığına özlemli papatyalarsa alacakaranlık gecenin kıyısında olduklarını unutur ayçiçeklerine özenip bükük boyunlarını çevirir titreyen mum ışıklarına İşte bu gecelerde yokluğun dolanır bedenime kement kement Şiirlerimdeki hüzünler gözlerime uzanırken mavi bulutlar önce griye sonra siyaha döner Güneşse şimdi süt liman bir düş denizinde kanatlarını değdiriyor sulara Böyle hüzünler sarınca şiiri dört bir yandan yalnızlığın silahları ateşlenir çıkmaz sokaklarda mermi mermi korkar umutlarım şafağın ardına gizlenir Bir uyansam sen olmayan rüyalar sonrası uykulardan Sonra sonra güneş bir doğsa, seni göreceğim elimde tomurcukları yeni patlamış bir demet papatya Atila IŞIK |
Aşkın özgürlüğüne, doğru gitmek isterdim. Gönülden fedakarlık,sade sana gösterdim... Gözlerinde kendimi.görsem dilediğimce. Sana ulaşmak ise ,bil ki sırattan ince. Nice özlemlerim var, bunca zamandan beri. O kadar istedim ki, benim ile gülmeni... Yaşanmamış sayarım, sensiz geçen her günü. Yıllar seni okşamış,okşar gibi bir gülü... Bakışlarında kaldım,yaramda neşter misin. Derinde olanları ,görmekte ister misin... Şafaktan daha parlak,gül goncasından nazlı. Sihirli güzelliğin ,ardında neler gizli... Öfkeli dalga kadar,hırçın yıkıcı mısın. Çölün güneşi kadar,kızgın yakıcı mısın... Aydınlık kadar zarif, kar kadar yumuşak ol. Secde de olan alnım,ruhumdan da ak pak ol... Dua ol, içime ak, bir güne başlar gibi. Alnıma yazılısın, gülde nakışlar gibi.... Sazlardan iradeli, baş eğmeye müsait. Kadınım ol isterim,sadece bana ait... Elmadağ 8/ 03/1997 Metin Uz |
Bitmene,Gitmene,Ölmeme Rağmen İşte yine sensiz bir cuma daha... Önümde karalanmaktan yorulmuş bir parça kağıt Elimde bitmeye yüz tutmuş bir kara kalem... Ve şiirimin her kelimesinde bir damla göz yaşı.. Kulaklarımda ağır bir parça beni anlatan, Odamda bir sessizlik, sensizim diye bağıran. Bu kaçıncı gün sensiz bilmiyorum Sadece ölmemeye çalışıyorum; gün saymıyorum.. Umutsuzca bekliyorum,ama sen gibi gitmiyorum. Bitmiyorum işte istediğin gibi..! Hergün yeniden başlıyorum. Hergün kendime yeni seviyorumlar ekliyorum. Tam sönecekken kıvılcım oluyorum. Tekrar Yanıyorum... Hergün cennetten bir orman yakıyorum yüreğimde. Yakıyorum kendimi bir günahkar misali... Cehennem oluyorum Yanan ateşimle Onca ateşin varlığına rağmen, yokluğunla üşüyorum. Hergün defalarca acaba döner mi ? diyorum. Sen gittin ya arkanı dönüp; Ben hala dönmeyeceğini bile bile bekliyorum. Sen bitti dedin ya her şeyi silip, Ben hergün defalarca bitiyorum... Sen başkasının oldun ya bırakıp gidip..! Ben bıraktığın yerde, gittiğin günden beri,hergün ölüyorum... Ve işte bitmeye yüztutmuş kalemimle, Karalanmaktan yorulmuş kağıdıma, Her biri bir gözyaşı ile ıslanan, Son sözlerimi yazıyorum... Herşeyi silip bitmene, Arkanı dönüp gitmene, Ve hergün defalarca ölmeme rağmen, Seni hala seviyorum... |
Ay Şahidim ve Yalnızım Alışkın olduğum karanlıkta, Sesimden inliyor kaldırımlar, Yıldızlar üstümde asker, An olsun paylaşmak zor onu, Gece yarısı yaz ormanlarındayım, Uçuruma düşmemek için sıradağlara gidiyorum. Gece kuşları, dalların hışırtıları, Yaprak sesleri, denizlerin derin sessizliği, Milyonlarca yıldız benden kaçıyor, Hepsi firari, hepsi teskeresiz. Uykusunda yazgım, tüm şehir gibi. Ben affetmelere hazırım. Elimde katmerli güller ve anılar, İçimin acısına aldıran mı var? Kuşkularım ayaklanıyor, sessizliklerle yürüyor, Sevgiye yatıp nefretlere uyanıyorum. Sevdiğim bir düşman, bir kara sevda, Bileklerinden zincirli ve teslimiyete hazırım, Susuyor şüpheci yalnızlığım. Bir gül yaprağı, bir kayan bakış, Huysuzlaşan hayallerim ve kıskançlık krizleri, Sevdiğim insan ve geçen zaman, Seni öldürmek istesem de içimde, Her geceme doğacaksın, Ay şahidim ve yalnızım, Bense seni görmüyor olacağım. Yavuz Bayram Çalışkan |
ARTIK SENSIZIM Gidiyorsun ya... Kara bulutları katmış ardına, Acıları yüklenmiş sırtına Dörtnala geliyor yalnızlığım. Gidiyorsun ya... Ne kadarda mutlu çaresizlikler Yüreğimin gergefinden cımbızlarla çekiyor Nakış nakış umutları. Gidiyorsun ya... Renklerini siliyor tuvalim Karası bana gecelerin, cefası bana Elde kalan tek resim Hatıranla yetineceğim. Gidiyorsun ya... Giyotine gidiyor paylaşmalarım Bugünümde yarınlarımda gidiyor. Gidiyor düşmüş peşine umutlarım, Gidiyorsun! Dalgalarında boğulduğum denizim. Gidiyorsun biliyorum, Bundan böyle zamanlara.. Sensizim Yasin.Y |
Yalnızım Kalabalıklarda Sensiz yalnızım kalabalıklarda sensiz sensiz ve çaresiz uzanıp tutuversen elimi çaresizliğime çare sensizliğime sen olsan yalnızım kalabalıklarda sensiz sensiz ve kimsesiz duysan, duyabilsen sesimi koşup gelsen uzaklardan kimsesizliğime kimse sensizliğime sen olsan yalnızım kalabalıklarda sensiz sensiz ve ümitsiz baksan gözlerimin içine aşkla yeniden hayata bağlasan ümitsizliğime ümit sensizliğime sen olsan yalnızım kalabalıklarda sensiz sensiz, evet sensiz seslensen ötelerden 'gel' desen, koşup gelsem sana ansızın dikilsem karşına bakışsak saatlerce konuşmadan sarılsak sımsıkı, kopmamacasına bedeninde kaybolsam dokunsan dudaklarıma dudaklarınla yalnızlığımı unutsam sensizliğimi unutsam. Ömer Aslan |
YALNIZLIK Yine yağmurlu bir gece Ve yine yalnızlık... Herkes sevdiğiyle beraberken Ben yine yalnızım "Kalbimdeki" keşke yanımda olsaydı Desem de olmayacak biliyorum... Gözyaşlarım yağmur damlalarına Eşlik ediyor yine Bir hayal var yanımda Sarılmak isteyip de sarılamadığım Beklemek, beklemek ve beklemek Tek yapabildiğim bu... İstemek özlemek ama ulaşamamak Kaderim desem de kabullenemiyorum Başkasına ait olsa da... Arayıp sormasa da... Çok uzaklarda olsa da... "O" nu çok seviyorum... Arif Gizli |
Ben yalnızmıyım? Ben yalnız birimiyim diye, Sorarım kendime. Düşünürüm yalnızlığımı. Yalnızlık yanımda kimse olmaması mı? Kalbimde kimse olmaması mıdır? Diye sorarım. Ve hemen yanıtını veririm. Yalnızlık yanımda kimse olmaması değil, Kalbimde kimse olmamasıdır diye. Ve ben yalnız değilim diye bağırırım. Çünkü o var kalbimde. Ahmet Gümüştekin |
Dağ kokusu sinmiş üzerine Ağ kokusu sinmiş üzerine Bahtsız gözleri ceylan güzel Sevdiğine de yar olamamış Parmağı yüzüklü Adı nikahsız güzel. Saçları kıvır kıvır Rengi çiçeklerden daha güzel Ömrüne bedel oldu bu yasak sevdası Kaderi acımasız Parmağı yüzüklü Adı nikahsız güzel. Yar ettiler bu yaban ellere Geleceğine bakmadan Körpe güzelliğine doyamadan Yar ettiler küçük yaşta Gözü yaşlı Parmağı yüzüklü Adı nikahsız güzel. Yağmur değil deniz değil Yanağını ıslatan hep gözyaşı olacak Elinde kalan son mirası Toprağa götürdüğü sevdası olacak Gözü yaşlı Parmağı yüzüklü Adı nikahsız güzel. Zeynep Orcanel |
Akşam delisi butun oyunlar bıttı bır sen kaldın yalnızlıgımda bır baska dunyadayım artık benı cocuklar bıle anlıyor yıktım bogaları bır bır bana gul atma yıkıldım ne yapsam nasıl etsem nasıl bogsam oz cocugumu gıt ona gıt cek gozlerını ben yorgunum yokluguna bılsen ne guzel yokluguna parmaklarımda o hıc kurtulamadıgım acı ugultu yokladım kapıları tek tek donup ulkene dustum bılsen ne guzel dustum tatlı bır kıpırtının otesındesın cocuksu korkuları gıyınıyorsun yaralı bır temmuz ıkındısısın hırcınlıgın sularıma egılmıs ben aksam delısıyım cok yonlu duraklarda hızlıca sular butun muzıkler susar renkler olur bır sen kalırsın yalnızlıgımda cevreler gocer yuzler eskır bır sen kalırsın yalnızlıgımda mahpusların ılk gun saskınlıgı bu benım senden yıkılmıslıgım bılsen ne guzel yıkılmıslıgım gıt ona gıt cek gozlerını ben yorgunum yokluguna bu benım en guzel yenılmıslıgım bılsen ne guzel yenılmıslıgım sana sesler getırsem tanımadıgın urpertıler getırsem yasanılmamıs sana senı getırsem yıtıklerınden ıkımız elele bır yola dussek herhalde buyuk ısler yapabılırdık ay serlır bır eskı tablo deger gozlerıme olurum kotu noktada dustum ben senın yasak ulkene dustum bılsen ne guzel dustum sen belkı o sen degılsın sen cok saraylardasın sımdı o guzel cızgılerınde hoyrat parmakları aptallıkların hep yumruk oluyorum kahroluyorum o somurge gozlerın bır kavgadan bır kavgaya o somurge gozlerın gıt ona gıt cek gozlerını ben yorgunum yokluguna bılsen ne guzel yokluguna benı boyle darmadagın dusunuyorsan gozlerıne dolasıp dolasıp dusuyorsam yenıksem yıkılmıssam cıldırıyorsam cok yalnızım senı alıp goturuyorlar senı benden parca parca goturuyorlar suyumu arıyorum mayın tarlalarında http://img159.imageshack.us/img159/966/featherrn6.gifHasan Hüseyin KORKMAZGİL |
Yüreğini bana ver Birkan ASKAN Beklemekten yorulduğum anılarıma kar yağıyor Gecemin rengi kırmızı ve biliyormusun Sabahlar olmuyor, Gülümser gibi belli belirsiz gölgelerin açılmayan gözlerime Ve hükmünü yitiren tüm zamanlar gibi acımasızca Terkedişi kalıyor yalnızlığıma birbaşına Hayallerim bir uykuda,bir uykulardan ayrı bilinmez diyarlarda Yüreğini bana vereceğin zamanları arıyor Ve biliyormusun ki,sevdalım Rahat yatağında uyurken sen Bana gecelerce, Neden sabahlar olmuyor... |
GELMEDEN EVVEL, GELDİN, BİRLİKTE Kalbim Benim bir ormandı, İsimsiz, asude, Bir büyük orman; Ve gölgelerinde revan Olan hafi suların aks-i şevk-i müttaridi Dağıtırken sükutu bihude, Düşünürdüm ki, hangi gün, ne zaman, Ne zaman Girecektin o kalb-i mes'ude? Etmeden zehr-bad-ı fasl-ı elem Reng-i eşcar ü abı fersude, Dolacak mıydı seslerin, bilmem O tehi saye zar-ı mesdude? Sanki hicrana bir teselliydi Şeceristan-ı kalb içinde revan Olan hafi suların musiki-i nevmidi. GELDİN Bir gün Akşamın ölgün Duran o namütenahi ziya denizlerine Gark olan eşcar, Gark olan ovalar Oluyorken sükut ü hüzne makar Geldin alam-ı kalbi teskine Ey şebabın hayal-ı cavidi, O melul akşamın havası kadar Gelişin bir sükun-ı saridi... BİRLİKTE Bütün bizimçündür Nukuş-ı encüm-i vahdetle işlenen bir tül Gibi üstünde titreyen bu sema; Gecenin dallarında şimdi açan Bu kamer, Bu altın gül... Bütün bizimçündür Ne varsa aşk ile bidar-ı ra'şe, ya naim, Ne varsa aid olan leyl-i hande-me'nusa, Sana aid lebimdeki buse, Lebinin surh-ı bizevali benim. AHMET HAŞİM |
Soğuk Gece Bu gün son noktaya geldin. Herkesle kavga ettin. Onlardan bir kez daha nefret ettin, ve son kez.. Gece uyuyamıyorsun. Onlardan nefret ediyorsun. Gözlerini karanlık tavana dikiyorsun, ve titreyen ellerin ve dudaklarından başka hiçbir yerini kıpırdatmıyorsun. Gözlerin dolmuş. Hırs ve nefret son haddine geliyor. Birkaç saniyede bir, birkaç saniyeliğine, kendini delirmiş ve avazı çıktığı kadar bağırır bir şekilde odandaki eşyaları parçalarken görüyorsun. Sonra birkaç saniyede bir, birkaç saniyeliğine, her şey duruluyor... Yaşadığın bütün kötü olayları, teker teker en baştan en sona, bir film gibi kafanda kuruyorsun. Uyumadan kabus görüyorsun... Sonra, son noktaya geliyorsun. Her şey kopuyor. Yerinden fırlıyorsun ve üzerine bir şeyler kapıp sokağa kendini sokağa atıyor, o çok sevdiğin şehrin karanlık kollarına bırakıyorsun. Fakat hiçbir şey hayal ettiğin gibi değil. Ne şehir senin istediğin sıcaklığı veriyor, ne sen rahatlıyorsun. Hava buz gibi, kabus devam ediyor. Artık ağlıyorsun, ama yüzünden akan, seni rahatlatması gereken gözyaşları, yüzünde donuyor. Dondukça ağlıyor, ağladıkça donuyorsun. Eve dönmeyi düşünüyorsun, ama orada seni neyin beklediğini biliyorsun. Ve şehir.. O senden bile yalnız. Omuzlarında ağladığını hissediyorsun. Sen de onun omuzlarına yaslanıyorsun, ve ağlıyorsun. Bir umut var mı? Her şey geçecek mi? diye soruyorsun dostuna. Ama sesi çıkmıyor.. Sadece yanından esen soğuk esintiyle yüzünü okşuyor. İliklerin donmakta. Öksürüyorsun. Burnun, gözlerin sel olmuş. Berbat hissediyorsun. Bir insan nasıl daha kötü hissedebilir tanrım diyorsun. Yine ses yok.. Orada, o karanlıkta, yalnızlığını kendinle paylaşıyorsun.. Ve her şeyi kabullenip yürüyorsun. Aklına bir şarkı geliyor. Bu bir ayrılık şarkısı. Çok hüzünlü ve çok güzel.. Ama sen kimseden ayrılmadın. Bu yüzden şarkı seni mutlu edemiyor. Allah kahretsin.. İçinden küfrediyorsun. Hiçbir şey seni mutlu etmiyor.Ve donuyorsun.. Ve şimdi, bu en yalnız anında, hazır şehir seni terk etmişken, ölmek istiyorsun.. Her şeye başladığın o yere geri dönmek istiyorsun. Aklını daha o odadan çıkmış olduğun andan beri kaybetmiş olduğundan, yaşamak umurunda bile değil. Karar veriyorsun. Tereddüt ederek sokağın sonunda başlayan yüksek köprüye çıkıyorsun. Her şey şaka gibi geliyor, ama oraya vardığında, Tekrar tereddüt ediyorsun. Saçmaladığını düşünüyorsun. Kendini iyi hissetmek için bunu yaptığını düşünüyorsun bir an. Çok yüksek zaten, oradan nasıl atlayacaksın ki? Bir an, bir saniyeliğine aklın başına geliyor.. Sonra; Geri gidiyor.. Yüzünü ekşitiyorsun, gözlerin irileşiyor, dudakların büzülüyor, ellerin titriyor, daha çok üşüyorsun, ve daha kötü ağlıyorsun. Acemice köprünün kenarına çıkıyorsun. Evet çok korkuyorsun. Biraz bekliyorsun. Belki biri gelir, dur yapma der, son anda seni atlamaktan kurtarır, sen de ona avazın çıktığı kadar bağırırsın, "aptal kim yardım istedi senden" diye. Ama etrafına bakıyorsun; kimsecikler yok. Sonra, bir şey oluyor; Ben aklına geliyorum.. Neden bilmiyorsun. O kadar kişi varken hayatında, yüzünü bile görmediğin biri; Ben.Sadece seninle konuşmuşum, ve aşk sözcükleri fısıldamışım kulağına, ve yalnızca o daracık ekranda, ve rüyalarında.. Neden ben? Çocuğumuz aklına geliyor; adı Selen.. Uzun kıvırcık saçları, mavi gözleri var. Ve inanılmaz biçimli dudakları.. Ama ben yanında değilim. Sana anlattığım hikayeler saçma geliyor şimdi sana. Dediğim şeylerin hiçbirini yapmıyorum o anda. Ne sorunlarına yardım ediyorum, ne de seni o köprünün kenarından kurtarıyorum. Ben sadece bir ışığım şu an aklında. Gözlerini alıyorum. Kamaşmış gözlerinle bir an gökyüzüne bakıyorsun. Yıldızları görüyorsun.. Ve aklın o anda orada benim resmimi çiziyor yıldızlara, ve adımı yazıyor altına. Adımı okuyorsun, sesini duyuyorsun, kendine geliyorsun.. Birden ısınıyorsun. Vücudun uyuşmuş olmalı soğuktan. Soğuğu hissetmiyorsun artık muhtemelen. Bu yüzden ısındığını sanıyor olmalısın. O harika dudakların mosmor olmuş, Ama o ani sıcaklıkla beraber kızarıyorlar yeniden. Ve yüzün.. Yüzün kızarıyor. Isınıyorsun. Ve birden neden böyle ısındığının farkına varıyorsun; Adımı andığın anda, bir süre önce sana sorduğum o masum olmayan soru aklına gelmiş, ve utanmışsın. Çocukça geliyor sana, ve gülümsüyorsun tekrar utanarak. Evet, sana saçma gelen bu soruya gülümsüyorsun.. Belki de saatlerden beri ilk defa gülümsüyorsun. İnanamıyorsun. Sonra etrafına bakıyorsun. Caddedeki binaları görüyorsun; sokak lambalarını, park etmiş arabaları. Hayır; Şehir seni hiç terketmedi. O hep oradaydı. Ve onu göremediğin için pişmanlık duyuyorsun. Yavaşça geri çekiliyorsun. Bir an dengeni kaybediyorsun, bir yerden tutunmaya çalışıyorsun... fakat elin havayı tutuyor.. Düşeceksin... Her şey o anda, orada son bulacak... Bu senin kaderin olmalı... Fakat bulmuyor.. Bir şey seni tutuyor gibi hissediyorsun. Hayal mi görüyorsun? Tekrar dengeni sağlayıp bir yere tutunuyorsun. Çok korktun, titriyorsun. Etrafına bakınıyorsun. Kim var orada? Kimse.. Şaşkın ve pişman bir şekilde koşar adımlarla evin yolunu tutuyorsun. Rüzgar esiyor, şehir saçını okşuyor, ve yanağından öpüyor… Çok uzaklardaki güneş yavaş yavaş yıldızları siliyor. Sen de sıcak yatağına dönüp her şeyi unutuyorsun. Ertesi gün sana güzel şeyler getirmeyecek belki; Her şey bir anda düzelmeyecek. Ama hiç yoktan var olacağına hiç inanmadığın umut, hiç yoktan içine doğuyor. Ve kalkarken yalnız kalktığın yatağında, şimdi birisinin daha varlığını hissediyorsun; Çok uzaklardaki bir gölge, hemen yanı başında yatıyor, ve sana sıkı sıkı sarılıyor. Artık biliyorsun; Bu gece o yatakta hiç üşümeyeceksin. Ve o yataktan aşağı hiç düşmeyeceksin.. Bir an aklına garip bir şey geliyor; Ben gerçekten her an yanındayım.. Sen köprüdeyken; az önce; ve şu anda... Gülümsüyorsun. Saçmaladığını düşünüyorsun, ve uyuyorsun.. O anda, seni yavaşça kendime çekiyorum, ve narince, Öpüyorum... Ayşe. Nezih |
Ağaçların yeşile, denizlerin laciverde Tekrar erdiği vakti, hatırlarsın, şafaktı; İlkbahar bahçelerde nemli, yaprak yapraktı, Seninle buluşmuştuk yine her günkü yerde. Varlığın eellerime bıraktığın ellerde Yine sesin sıcaktı, hülyalı yüzün aktı, Bilmiyordun, gelişim artık son olacaktı. Nerde eski sabahlar, o kalp, o ateş nerde? O gün veda, teselli, esefle dolu sözler Söylemek. “oyun bitti!” demek isteğindeyim. Lakin seni görünce sustum, başımı eğdim, Kaçtım, Bilmem ardımdan nasıl baktı o gözler. Şimdiysee geliyorum. Barış, affediver de... Fakat eski sabahlar, o kalp, o ateş nerde. H.Macit Selekler |
Lavieenrose Şebnem Bölükbaşı Elimi uzatsam Dokunurum yalnızlığıma Çığlıklar yırtıyor içimi Duyuyor musun? Çağırsam, gelirsin yanıma Biliyorum. Korkuyorum, seni de katıyorum Gecemin karanlığına Ellerini tutuyorum, ağlıyorum... Bilmediğim, tanımadığım Ama hissettiğim Yanımdasın gecede Ve güneş hiç doğmadı Biliyorsun! |
Öyle Çok Baktım Ki Öyle çok baktım ki güzelliğe onunla dopdolu hayalim. Gövdenin hatları. Kırmızı dudaklar. Hazla dolu kollar bacaklar Sanki Yunan yontularından alınmış saçlar, her zaman güzel, taranmış olsalar da, hafifçe düşüvermiş solgun alınlara. Aşkın yüzleri, tam şiirimin istediği gibi... gençliğimin gecelerinde, gizlice buluştuğum gecelerinde. (Türkçesi: Erdal Alova) Konstantinos Kavafis |
Kim anlar beni benden başka Bir adım atabilsem toprak da titreyeceğim Bir ışık görsem gözlerim kapanmadan Güneşin vurduğu bir taş Taşlara serileceğim. Akan bir suya değse ayaklarım Parmak uçlarımla papatya tutsam Ekin tarlasında sarı başakları Koklasam dokunsam yaşadığımı hissedeceğim Buralarsa Eylülün Nisanın Temmuzun Bir olduğu mevsim. Zamanlarsa Gecenin gündüzün Farksız olduğu saatler Ayazdan ayaz Yaşımı yaşadığımı bilmediğim bu yer Tabutum taştan mahzenim Üstümdeki urbam kefenim Yaşamak nefes almaksa eğer Bende yaşadım derim Mezarım, bir ağaç altı olsun dileğim Öldüğüm gün doğum günümdür benim. Nevin Kurular |
Bir kere sevdaya tutulmaya gor; Ateslere yandiginin resmidir. Asik dedigin, Mecnun misali kor; Ne bilsin alemde ne mevsimidir. Dunya bir yana, o hayal bir yana; Bir mesaledir pervaneyim ona. Altinda bir omur done dolana Agladigim yer penceresi midir? Bir koseye mahzun cekilen icin, Yemekten icmekten kesilen icin, Sensiz uykuyu haram bilen icin, Ayrilik olumun diger ismidir. Cahit Sıtkı Tarancı |
Yalnızlığım benim kimsesizliğim umarsızlığım ıssız kentlerde kederli sürgünlüğüm sabahsızlığım benim konkunç depresyonum kalabalıklar ortasında üryan kalmışlığım horlanmışlığım dışlanmışlığım örselenmişliğim dağ başlarında umarsızca ağlamışlığım yalnızlığm benim tükenmişliğim konkunç celladım her gün yıkılmışlığım yavan gündüzlerim cinnet gecelerim aniden yaşlanmışlığım her gün yeniden yavaş yavaş ölmüşlüğüm tüketen ve kan ağlatan yalnızlığım ürkek celladım dalgınlığım daralmışlığım çıkmaz sokaklarım melankolim devşelen azgınlaşan korkunç yanlızlığım benim kanserim habis urum hüzünlü yalnızlığım korkunç celladım ölümüm benim yalnızlığım... yalnızlığım benim. Mahmut Ayaz |
ARTIK SENSİZİM GİDİYORSUN YA... KARA BULUTLARI KATMIŞ ARDINA ACILARI YÜKLENMİŞ SIRTINA DÖRT NALA GELİYOR YANLIZLIĞIM. GİDİYORSUN YA.. NEKADARDA MUTLU ÇARESİZLİKLER YÜREĞİMİN GERGEFİNDEN CIMBIZLARLA ÇEKİYOR NAKIŞ NAKIŞ UMUTLARI GİDİYORSUN YA... RENKLERİNİ SİLİYOR TUVALİM KARASI BANA GECELERİN CEFASI BANA ELDE KALAN TEK RESİM GÖZLERİNİ SEYREDECEĞİM GİDİYORSUN YA... GİYOTİNE GİDİYOR PAYLAŞMALARIM BUGÜNÜMDE, YARINLARIMDA GİDİYOR GİDİYOR DÜŞMÜŞ PEŞİNE UMUTLARIM GİDİYORSUN... DALGALARINDA BOĞULDUĞUM DENİZİM GİDİYORSUN... BUNDAN BÖYLE ZAMANLARA SENSİZİM. Nevin Kurular |
UMUTLARIM umutlar yeşerir ken sevdim seni kaçgün dolaştım seni bulmak için buldum derken kaybetmenin kederiyle yanarken sevmenin alfabesi olmaz ki yetmez ki cümleler anlatmaya şimdi tekim artık rahat ol unutulan da unuturmuş sonunda yaşamak gerek hayatın her anında işte bende unuttum sonunda A.ERDAL KAYA |
YALNIZ BİRİ Yanından geçiyoruz tahta perdenin her günkü yolumuzda Yalnız biri, bir genç sıçrıyor görmek için öte yanını Bunca bezgin insan arasında yalnız biri Kemal Ozer | |
Adak yaptığım hüznüm kaybolacak hüznüm bir gün bu dağlarda sözüm şu ki arkamdan ağıt yakacak kadınlara ben neden cenge tutuşmuştum çürümüş zamanla öğretin kuşlara aşk derdiyle avunanlara söylediğim antika türküleri saydıkca, sayıları tükettim tükenmedim rüzgar törpüledikce taze ümitlerimi şiirim dedim can versin ağıtlarınıza. Şen kızlardan dinlediğim truvaya aşık adamın köhne hikayesine şimdi de dağlarda sadalarca rastlamak ne kötü bakışlarıyla türküleri altın yaldızlı yapan adamın sömürüşü yamalı urbalı sevgilileri ne kötü yavrusunu yüreğine saran ananın yanında kutsanmış ezgilere feda edilen anaları görmek ölüm gecesinde mutluydu dedem, ölüpte gidince yaş bilmeyen gözlerim sel oldu dedi ninem uysal kasırgalara yaktığım türkülerden beni azad edin kapanmış yaraları depreştirmemi hoş görün tabiblerin yaşamaz dediklerini kara bulutlarda saklayışımı da şanlı suları zafer fermanlarını yakışımıda olacaksa af'sız kalacak tek şeyim bir gün bu dağlarda kaybolacak hüznüm. Adem Özbay |
Çiçekçi bana bir gül ver sevgilime değil bir ölü için Çiçekçi bana bir gül ver İçine gözyaşlarımı sığdırabileyim. Yakasına böyle bir gül takmıştı O gün bir görseydin sen onu Çiçekçi bana bir gül ver Sanki o güldendi bütün mutluluğu Sen de: - Bir arkadaşın öldü Ben diyeyim: - Kardeşim! Çiçekçi bana bir gül ver Götürüp tabutuna iliştireyim. Kaldırımlarda kömür tozları Bacalarda koyu bir duman var Kara bir gökyüzü tek özelliği bu kentin Çiçekçi bana bir gül ver Kapalı perdeleri açabilse gülüm Kapalı kapıları kırabilse Kapalı yüreklere girebilse... Çiçekçi bana bir gül ver - Beyim, gül olmaz ki bu mevsimde! Ahmet Erhan |
| Saat: 18:58 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık